Allah Rasulune (s.a.v) imanın lazımları;

Genel

ALLAH RESULUNE İMANIN LAZIMLARI  (İTAAT, İTTİBA, ÖRNEK ALMA)

Soru: Rasule itaat, ittiba ve örnek alma diye üç başlık var. (Allah Rasulu (s.a.s)’e imanın lazımları) Bunların aralarındaki farkları daha belirgin, daha örneksel bazda sunup anlayışı kolaylaştırabilir misiniz?

Cevap: İmanın şartlarından birisi de resullere imandır. Bununla hemen yan yana giden bir de kitaplara iman vardır. Biz resule imanla kitaplara imanı öncelikle zikrederiz sebebi Allah’a imanı bile bize resul ve getirdiği kitaplar öğretir. (Allah’tan aldığı kitap) burada bizim toplumumuzda resule iman diğer resullere iman şeklinde telkin edilmiş. Allah’ın yolladığı bir nebi olarak kabul etmen vahyin geldiği ona şu kitap indirildi demen bu kadar. Bu iman ölçüsünde Musa (a.s)’a iman ile Muhammed (s.a.s)’e imanın arasında hiçbir fark yok. Ve Musa (a.s)’a bu seviyedeki iman yeterli, ama Muhammed (s.a.s)’e olan iman bu seviyede yeterli değildir neden? Musa(a.s)’a imanın lazımı yok yani o imanla beraber itaat etme diye bir lazım yok. Sadece Musa (a.s)’ı kabul etmek Allah’ın yani konuştuğu bir nebi olarak kabul etmek Tevrat’ın kendisine indirildiğini kabul etme Ulu’l Azm dediğimiz Kur-an’da onun hakkında zikredilen vasıfları, nitelikleri kabullenmekten ibarettir. Ona itaat yok, bu hem genel istikra ile bilinen bir şey ayrıca da Ömer (r.a)’den gelen hadiste “Şuan Musa olsaydı, o bile bana ittiba etmekten başka bir çare bulamazdı” diyor. Ve “Benim olduğum yerde başka bir şeye uysaydı sapıtırdı” diyor. Bu gösteriyor ki Muhammed’e imanın lazımları var bunun ilki itaattir. Allah Rasulû’nün emrettiği her şeyi yapmak, yasakladığından içtinâb (sakınmaktır) etmektir. Bunun içinde ayrıca gelen naslarda (كل أمتي يدخلون الجنة إلا من أبى، قيل يا رسول الله، ومن يأبى؟ قال: من أطاعني دخل الجنة، ومن عصاني فقد أبى Bütün ümmetim cennete girecektir. Sadece girmek istemeyenler müstesna. Kim girmek istemez ki ey Allah’ın Rasulû denildiğinde de bana itaat eden cennete girer, isyan eden de girmek istemeyendir) diyor. Şimdi bu gösteriyor ki Rasule itaat imanın lazımlarındandır. Ondan sonra ittibaya gelince her şeyde O’na uyma, O’na tabi olma, O’nun gibi yapma genel anlamda ayette de dediği gibi “Ey Muhammed de ki: eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun” bu ne anlama geliyor. Allah’ı sevmenin emaresi Muhammed (s.a.s)’e ittibadır. İbn-i Teymiyye’nin de kulluğu anlatırken Muhammed (s.a.s)’in tarif ettiği gibi Allah’a kul olmak der. Şimdi bir insan Muhammed (s.a.s)’e iman ettim der, bu iman Musa (a.s)’ya imandan farklı olmazsa o zaman Muhammed (s.a.s)’e imanı anlamamıştır, o Rasullere imanı anlamıştır. Bu da ona yetmez. İtaati koyacak, ittibayı koyacak ondan sonra da Rasulu her şeyde örnek alacak. Çünkü insanın hayatını muamelat dediğimiz şey ise hep Rasulu örnek almakla doludur. O’na benzeyerek, O’nun gibi yapmak, O’nun gibi konuşmak, O’nun gibi yürümek ki sahabe bunu en uç noktada örnek olarak dahi göstermiştir. İtaat ile ittibanın arasındaki fark nedir? İtaat daha has ittiba daha geneldir. Her itaat ittibadandır. Ama her ittiba itaat niteliğinde değildir. Mesela emrettiği şeyi yapma. Bunun en azından emr olunan şeyin terki ile irtikab ettiğin günaha bakarsın, ne önemde olduğunu yakalarsın. İttiba edilen bir şeyde ise o da konumuna göre itikâl ettiğin cürüm neyse o da o kadardır.

Soru: Şimdi Rasul gibi namaz kıldığımızda itaat mi etmiş oluyoruz, ittiba mı etmiş oluyoruz, örnek mi almış oluyoruz.

Cevap: Namazın Kur-an’daki, Sünnet’teki, Kelime-i Şehadet’ten sonra ki telaffuz konumuna baktığında, ilk hesap verilecek amelin bu olduğu, namaz amelinin hesabını verildiğinde sairlerinin hesabından kurtulduğun, bu hesaptan kurtulamazsan diğerlerinin hesabından da kurtulamadığın bir amel… Namazın terk edilme hükmü ne! Namazı kılmakla sen ne yapıyorsun? “Beni nasıl namaz kılar gördüyseniz öyle namaz kılın” sözü bile bir emir sigasıdır. Bu ne demektir? Benim gibi namaz kılın, istediğiniz gibi değil. Ondan sonra dönüyor sol elini sağ elinin üzerine koymuş bir şekilde namaz kılan birini görünce sağ elini sol elinin üzerine koyuyor “biz nebiler böyle yapmakla emrolunduk” diyor. Enes (r.a)’a Adamın birisi geliyor namazını acele acele kılan birisi hakkında soru soruyor. Enes: Birisi namazı acele kılıyorsa bile kılmayandan daha çok hayırdadır. Kılmayan küfür ile tehdit edilir. Acele kılan ise namazın kabul olmaması ile tenkit edilir.

Soru: Hocam ittiba ile itaatin arasını birer ayet veya hadisle net olarak şu itaattir, şu ittibadır diye açıklayabilir misiniz?

Cevap: Her itaat ittibanın içindedir ama ittiba itaat anlamında değildir. Namazın içinde sol elini sağ elinin üzerine koymasan cürmün ne!

– Rasule mulalefet

– Terk etmek gibi mi?

– Değil

– Acele acele kılan namazı olmamıştır diyor. Hırsız, münafık, Allah (c.c.)’ı az zikreder diye söylüyor bu da nifak alametinden. Ama Enes (r.a)’a sorulunca kılmayandan daha hayırdadır diyor. Şimdi Enes (r.a) öbür hadisler istikametinde, onun namazı yoktur diyebilirdi. Ama Enes (r.a) onların anlamada zorlandığı bir yeri kılmayandan daha hayırdadır… Ona da makamını verin. Tamam namazı böyle böyle tenkit edilir ama terk eden gibi değildir. Örnek almanın farkı ne peki ittibadan?

– Hocam örnek, emir olmasa bile onu örnek alma değil mi?

– İttiba da emir olmayabilir.

– Olmayabilir! Ama olduğu yerler var hocam.

– Dedim ya, her itaat ittibadan sayılır, her ittiba itaatten değildir illa.

– Hocam, biz (namaz kılarken) sağ elimizi sol elimizin üzerine koyduğumuzda Rasule itaat etmiş olmuyor muyuz? Çünkü O düzeltiyor zaten.

– Şimdi ona o yönüyle baktığın zaman hep Rasulullah (s.a.s)’ın yaptığı tipinde girmiyoruz. Emretmenin terkinde de bir günah var. Öbürkülerde ki günah aynı seviyede değil. Yani her amelin değeri o amelin terki ile irtikâp ettiği cürümle alakalıdır. O ameli terki ile hangi cürüm irtikâp ediyorsa o onunla alakalıdır. Haramdan sakınma diyelim ki içki içme haram mı bize? İçmemek resule itaatdir. Namazda aynı. İçki içsen ne olur? Cezası da var ama namazın terki gibi değil. İçki içene sopa attırılır, namazı terk edene sopa attırılmaz. Günahı hafif olduğundan mı? Hayır. İçki içene atılan sopa kefarettir ama namaza değil. Namazda tevbeye davet edilir. Aralarında ki fark bu… Her amelin cürmünü böyle anlamak gerekiyor veya kadrini de. Ama içkiyi helal diyerek içerse tövbeye davet edilir. Sopa atılmaz. Bu ittiba yani itaat ittiba örnek. İtaate gelince itaat edilen şeye göre de kemmiyyet teşkil edilir. İçki ile namazda ayırdığım gibi. Adamın birisi soluyla yerken Rasulullah (s.a.s) “وكل بيمينك وكل مما يليك” sağınla ve önünden ye! Diyor. Adam “لا أستطيع” yapamıyorum diyor. Rasulullah (s.a.s): “لا استطعت” yapamaz olasın diyor. Ve adam bir daha elini bile kaldıramadı. Çünkü kibrinden dolayı öyle demişti. Neden daha önceki nakillerde sağınızdan alın, sağınızla verin, sağınızla yiyin, sağınızla için solla yapmayın çünkü şeytan solla alır, yer, içer, verir diyor. Normal bir ortamda Allah Rasulu’nun beddua ettiğini göremezsiniz. İtaati anladınız mı kitaplara imanda böyle. Kitaplara imanı da bizim Tevrat’a İncil’e olan imanımız seviyesinde tutuyorlar. Allah’tan indirilen, vahiy olduğunu söylediğin, takdis ettiğin, kutsal gördüğün, göbekten aşağıda tutmadığın, atlas kılıf yapıp duvara astığın bir kitap. Bu kitaplara imandan farklı değildir ama Ku-ran’a imanın öbürkülere dönük bir farklılığı vardır. Eğer okuduğuna inkıyat duymuyorsan, itaat etmiyorsan, yasaklarından sakınmıyorsan, haberlerini tasdik etmiyorsan bu diğer kitaplara imandan farkı yoktur. Bu ikisi çok önemlidir. Rasul’e iman – rasullere iman, Kitap’a iman – kitaplara iman ayırt edilmelidir.

Soru: İttiba genel, itaat daha has peki örneklik hangisinin altında hocam veya onlardan daha mı genel? İtaat ittibanın içinde dimi.

Cevap: İtaat emredileni yapıp, yasaklanandan sakınmaya dönüktür. İtaatle emredilen ibadetlerinde kendine göre cürümü ve her birinin de ayrı ayrı cürümü var dedim, namazla içkiden örnek verdim. Namazı acele acele kılandan örnek verdim. İttiba ile itaati kıyaslarken de her itaat ittibadandır ama her ittiba itaatten değildir.

Soru: Ben gece namazı kıldığım zaman Rasule (s.a.s)’e tabi olmuş oluyorum ama o itaate girmiyor değil mi?

Cevap: Bir insan gece namazını kılınca Allah Rasulu’ne tabi olur ama bu ittibaya girmez. Çünkü farz değil. Ama birçok amelin güzelleşmesinde gece namazı vardır. Mesela Allah Rasulu Abdullah bin Ömer (r.a) için Abdullah iyi biri, bir de gece namazı kılsa diyor.

Soru: Peki ben geceleyin o namazı kılmak için kalktığım zaman Rasulu de örnek almış olmuyor muyum hocam?

Cevap: İttiba daha geniş dedim, her şey için ben O’nu örnek alıyorum, ittiba ediyorum demek mümkün. Bir şey emrolunmadıkça itaat değil ittibadır. Emrolundun ise buna itaat dersin. Ondan sonra da ona ittiba demen mümkün. Emredildiğin, ittibanın dışındaki her şeyinde O’nu örnek alman.

Soru: İttibada da zaten emredilmemiş mi hocam?

Cevap: İttibanın da ucunun öbür taraflara ulaştığı yer var. Mesela “her kim Allah’ı sevdiğini söylüyorsa Muhammed de ki onlara: bana tabi olun” ne demek bu tabilik Allah’a O’nun dediği gibi tabi olma. İtaat müstakildir. İttiba daha geniştir. Allah “Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin” diyor. Bu emre göre Resul itaat edenlerin en önünde gelir. Hiç kimse Rasule burada itaatte pürüz yaşadığını söyleyemez.  Sahih nastan da Yahudi hasta bir delikanlıyı ziyarette gittiyse o nedir? O bir dost emaresi değil komşuluk hukuku, hastalığından istifa edip onu İslam’a davet etmek için kullandı. Bu oy verme meselesinde sahabenin yaptığı iş Ehli Kitabı desteklemesi, sahabenin bir örneği. Birisi İslam’da demokrasi yoktur diyor. Ama İslam’da Hristiyanları desteklemekte yok. Örnekliğiyle ne yapmış bizim anlayamayacağımız ki bir çoğu anlayamıyor. Örnekliğiyle anlayamayacağımız meseleyi yaşantıyla göstermiş. Kim Allah Rasulu (s.a.s)’ne Yahudilerle dostluk yaptı diyebilir. Yahudilerde hristiyanlarda bizde iyi ilişkilere ihtiyacımız var her zaman ihtiyacımız olur. Ama o bunu dini bilgileri yok ki ayırt etsin. Şimdi Allah Rasulu (s.a.s) “Siz Yahudi ve Hristiyanların dinine tabi olmadıkça katiyetle onlar sizden razı olmazlar” derken bunu en iyi anlayan. En iyi uygulayan örnek mi haliyle! Biz onu anlatırken anladığımız gibi değil Rasulun örnekliğini ortaya koyma zorundayız. O bunu yaptıysa demek ki bir ayrım var. Hem dost edinmedi hem de yaptığı iş o çocuğun Kelime-i Şahadet getirerek İslam’a girmesine sebep oldu. Ve burada komşuluk hukukunu gösteriyor. Bununla hasredilmez. Resulün her şeyi ile. Resulün tebessümü o tebessüm etti diye tebessüm etme ama bide resul her halükarda mütebessimdi. Onun burada en kötü anlarda bile tebessümü bakın güzel bir örnek. Biz ne kadar istesek bile acılı sancılı kötü anlarımızda tebessüm edebilir miyiz? Ama O bunu becerebiliyordu. Bu sefer örneklik de nedir? Ben Rasulu örnek alarak ona tabi oluyorum. Bu sefer de bizimkiler siz Buhari’yi taklit ediyorsunuz. Hayır, biz Buhari’nin taklit etmiyoruz Rasulullah (s.a.s)’den naklettiği hadise uyuyoruz. Buhari’nin sahih dediğine sahih diyoruz. Vallahi şahadeti sadık olan bir insanın, birisi hakkındaki şahadetini kabul eder miyiz? Buhari’nin dediği olsun.

Soru: Hocam inkıyatın tanımını yaparken o ibadeti gönül hoşluğuyla yapma. İnkıyat peki ittiba, itaat, örnek almanın hangisinde hangi cüzlerinde?

Cevap: İnkıyat hakkında şimdiye kadar ne anlattım ben. İnkıyat ne demek anlat bana?

– İnkıyat bir ibadeti gönül hoşnutluğuyla yapma. Onu severek.

– Ne alakası var şimdi itaatlen! İnkıyatın akabinde teslim olmaya bir emri yapmaya inkıyat duyma diye anlatıyordum bunu hatırladınız mı? -Evet, hocam nisa 65. Ayeti. -Herhalde bu yaşta mazot yakma biraz boşuna gibi.

-Hocam ama soru sormasak nasıl öğreneceğiz?

-Soru sorunda, Allah rızası için hangi kelimeyi nerde ve nasıl dediysem öyle aktarın bari.  Bu emre belki defaatle emre inkıyat duyma nehiyse ona ondan sakınmaya inkıyat duyma gönülden teslimiyet duyma bunu teslimiyetle devamlı anlatırım. İnsanda inkıyat, teslimiyet yoksa zaten itaati zorakidir. Zoraki bir itaat gündeme gelir. Kalbine iman girmemiştir görüşte namaz kılar, oruç tutar görünür. İnkıyat o işi yapmaya kendini amade kılma. Geldiği şekliyle ona uyma tabi olma. Kendisini itaat etmeye hazır kılmadır.

Soru: Hocam sanki örneklikte dinin dışındaki bazı şeyler de var. Yani Rasulullah (s.a.s) adına konuştuğumuz zaman dinin dışındaki başka şeyler de…

Cevap: Rasulullah (s.a.s)’ın yaptığı hiçbir şey dinin dışında değildir. En uzak ihtimal dine ters değildir.

– “Sirke ne güzel bir katıktır” diyor hadiste ondan sonra bir sahabenin sirkeyi sevmeye başlaması da örneklik kapsamına girmez mi?

– “Sirke güzel bir katıktır” diyor, kabağı seviyor birisi kabak hakkında laf edince gelen rivayette “Benim sevdiğim bir yemeyi, size ne oluyor da bu böyle böyledir diyorsunuz” diye karşılık veriyor. Örneklik en çok muamelede yatkın görünür. Sanki gelen naslarla da bir zıtlığı varmış gibi görünür.

– Rasulullah (s.a.s) hanımlarından birini dövdü mü hocam? Dövme ile ilgili bir ayet var ortada ama Rasulullah (s.a.s) bunu hiç uygulamamış. Bu örnek olarak verilebilir mi?

– Allah Rasulu (s.a.s) katiyetle bunu yapan birisi değil, yapmamıştır da. O’nun hoşlanmadığı tavırlarda bile sabrı yeğlemiş hatta Allah (c.c) istediğini boşayabilirsin de diyor. Hz. Ömer geliyor “bizim kadınlarımız yani muhacirler kocalarına kem küm etmezlerdi buraya Medine’ye geldiler kocalarına kem küm etmeyi öğrendiler” diyor. Allah Rasulu (s.a.s) gülüyor buna. Allah Rasulu (s.a.s) bunu yapmadı. Allah Rasulu (s.a.s)’ün bu hali örnek gösterilebilir O sabretmiştir. Nebilik sıfatı da bunu böyle ister. İbn Ömer (r.a)’in örneğini verdim O’nun yaptığı gibi yapma. Çünkü bazı insanları görüyorsun bir şarkıcının bir saç modeli var onu taklit ediyor. Tutuyor bir Hitit güneşi asıyor boynuna o da asıyor. Onun konuştuğu gibi konuşuyor böyle örnek alıyor. İnsanlarda bu örnekliğin sınırı yoktur. Biz illa bir şeyi yapacaksak bu Rasulullah (s.a.s)’a benzemeli, sahabeye benzemeli, onlar gibi yapmalıyız. Onun için “لَّقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ” Şüphesiz O’nda yani Rasul’de çok güzel örnekler vardır sizin için diyor. Bu tabi emrin dışında emretmişse buna örnek diyemezsin. Yasaklamışsa ondan sakınmaya örnek diyemezsin. İttibada örnek diyemezsin. Ama örnek alarak O’na tabi olabilirisin. Aynı vaziyette Allah Rasulu (s.a.s) ümmet içinde İbrahim (a.s)’da sizler için güzel örnekler vardır diyor. Bunu zaten doğrudan doğruya salıp-verdiğinde ne anlıyorsun. İbrahim (a.s)’in Kur-an’da Sünnet’te Allah Rasulu (s.a.s)’nün sözlerinde zikredilen örnekliği ile onlar mesela nevruza gidiyorlar (bayrama) İbrahim (a.s) geliyor mabedlerindeki bütün putları kırıyor biri hariç. Putları kırmış olduğu aleti kırmadığı putun üzerine asıyor. İbrahim (a.s) bunu mutlak Allah (c.c)’ın sevk etmesiyle yaptı. Bunu kim yaptı diye soruşturuyorlar. İbrahim (a.s)’i getiriyorlar. Bunu sen mi yaptın diye sorduklarında bunu neden ona sormuyorsunuz diyor. Bu çok güzel bir örnek… İbrahim (a.s) ne yapıyor doğrudan doğruya Allah (c.c) emretti bende kırdım diyebilirdi dimi. Öyle demiyor, bunu neden o büyüğüne sormuyorsunuz diyor. Arkasından ona hitap etseniz duyar mı, duysa cevap verir mi! O münakaşa bak bütün bunlar bir örnek. Yani örneğe baktığımızda meselenin sürdürülmesine münakaşa etmiyor. Benim rabbim öldürür, diriltir oda bende öldürür, diriltirim sen yapamazsın edemezsin gibi peş peşe sıralamıyor. Benim Rabbim güneşi doğudan doğurur, batıdan batırır. Örnekliğe bakınca İbrahim (a.s)’de mesela yıldızı görüyor bunun Kur-an’ı Kerim’de zikredilişinin mutlak bir önemi var. İbrahim (a.s)in başından geçen bu olayda mutlak bir sebeple zikrediliyor, bir hikmetle zikrediliyor, abes olarak bu burada zikredilmiyor dimi. Yıldızı görüyor işte benim rabbim bu… İşte burada istifam edatı vardır diyorlar. Yani şimdi benim rabbim bu mu! Tarzında. Yok, ben böyle bir şeyi rab kabul etmem mi demesi gerekir, üslubu nasıl olması gerekir öyleyse. Batınca ben batanları sevmem dedi. O bunu demeden önce şimdi benim rabbim bu mu bu rab olamaz, onun faniliğini gündeme getirdi, batan. Ay olunca da aynısını gösterdi. Battıktan sonra. Ondan sonra güneşi görünce ne dedi “bu daha büyük”. Yani benim rabbim yıldızlar mı, kaybolunca ben böyle rab kabul etmem, ay için de aynısını zikrediyor. Ay’dan sonra eğer Rabbim bana hidayet etmezsen… Bunu tutup da “قَالَ لَئِن لَّمْ يَهْدِنِي رَبِّي” mâdi sigasıyla söyleyemezsin. Rabbim bana hidayet etmeseydi bende sapıklardan olurdum. Etmezse sapıklardan olurum. Bunu şaşırmışlar Türkçede ki meallerde bile kimisi etmeseydi, kimisi etmezse diye tercüme etmişler. Burada bunun Kur-an’da zikredilişi muhteşem bir örnek. Size İbrahim(a.s)’de ve İbrahim (a.s)’la beraber olanlarda sizin için güzel örnekler var diyor. Bu İbrahim (a.s)’in örnekliği. Ondan sonra İbrahim (a.s) devamında da ben katiyetle sizin gibi Rabbime ortak koşmam ve bundan beriyim diyor. Şimdi burada Rabbi bir tanıma, bana hidayet etmezse sözünü de nasıl tercüme ediyoruz “eğer Kendini bana tanıtmazsa” ve bu tanıtma da isim ve sıfatlarıyladır. Biz zatıyla tanımıyoruz O’nu ve cidden de İbrahim (a.s)’in başından sonuna kadar kıssalarına baktığımız zaman Kur-an’da ve Kur-an’ın dışında, daha önce ayetleri toplamıştım bu sene Selim Hilali’nin “أنواع الانبياء” kitabından nakledeyim dedim, baya geniş bir yer vermiş çok muhteşem örnekler var. Rasulullah (s.a.s)’de  yaptıklarında bir şey uygulama halinde, o böyle uygulamış, naklederken de Allah Rasulu (s.a.s) burada böyle yapmış diyor. Burada O’na has olan şeyler vardır ki biz onu örnek yapamayız. Yani ben şu ağacı çağırayım da gelsin Rasulullah (s.a.s) yapmış bana da gelir diyemezsin. Ama sizin anlamanız gereken itaati yerine ittibaya yerini vereceksin ondan sonrada örneğe. Mesela ahlaken süluku tamamen bir örneklik. Cömertliğine bakarsın çünkü Allah Rasulu (s.a.s)’ün cömertliğini gördüğünüz zaman elindeki olan bir şeyi öyle olmuştur ki sabahlatmamıştır. Biz O’nun kadar olamayız ama öyle bir gönül olması gerekir, biz kısmen de olsa infak etmeye alışık olmalıyız. Rasulullah (s.a.s) on lira ettiyse biz bir lira edelim. Ondan sonra Aişe (r.a)’ye gelerek bana Allah Rasulu (s.a.s)’nün yaptığı ibadetleri soruluyor bizimki hiçtir denilerek. Evlenmeyeceğim, devamlı oruç tutacağım gibi söz söyleyince Allah Rasulu (s.a.s) duyduğunda bak ben gecenin bir kısmı uyurum, bir kısmı kalkar namaz kılarım, bazen oruç tutarım bazen tutmam, bu gibi örnekle gördüğünüz gibi evliyim de diyor. Bak bu örnek. Çünkü gece namazı kimseye emredilmemiş. Sadece fazileti zikrediliyor. Rasulullah (s.a.s)’dan daha takva sahibi gibiymiş gibi hiç geceleri uyumayacağım, gündüzleri hep oruç tutacağım diyor Allah Rasulu (s.a.s) ben bazen tutarım bazen tutmam diyor O’nu örnek alman gerekir. Örneklik, fazileti var ama daha mecbur kılıcı değil, gücün, takatin, rağbetin nispetinde yapılan. O’nun bir şeyde örnekliği varsa sen tutup da O’nun örnekliğini alıp tamamen aksine Yahudilere düşman olma gibi bir şeyi yeğlersen bizim bu düşmanlığı örnek olarak O’ndan almamız gerekir. Yahudileri düşman alalım ama Rasulullah (s.a.s)’ın düşmanlığı nereye kadar nasıldı. Bunu örnek alabiliriz. Adam Allah Rasulu (s.a.s)’nü torunlarını severken görüyor, siz bunları öpüyor musunuz? Yani böyle davranıyor musunuz? Rasulullah (s.a.s) evet diyor. Benim bu kadar çocuğum var ben bunu hiç yapmadım diyor. Rasulullah (s.a.s) Allah (c.c) senden merhameti aldıysa ben ne yapayım diyor. Rasulullah (s.a.s)’de örnek alınıyor. O yaptığı için. Namazın içinde kapıyı açıyor. Namazda çocuklar omzuna biniyor aynen öyle ayağa kalkıyor, düşmemeleri için bir de tutuyor onları. Bazen de tutup indirmiş omuzundan aşağıya, kalkabilmek için. Şimdi namazda bizimkiler hiç ayağın bile kıpırdamayacak derken bunlar Rasulullah (s.a.s)’dan daha takvalı sanki. Yani o hareket bir meşruiyete sebepse Rasulullah (s.a.s) bunu yaptıysa bir sorun yok. Örneklik zorunlu olmadığın bir halde buna rağmen bir fazileti var.

– Allah razı olsun hocam güzel oldu.

– Âmin

سبحانك اللهم وبحمدك أشهد أن لا إله إلا أنت أستغفرك وأتوب اليك

Ebu Said Hoca 2016 – Yazıya döken: İsmail Kostak