ASR-I SAADETTE ‘TERCÜME’

Genel

Bir dilden başka bir dile aktarma olarak tarif edilen ‘tercüme’; İnsanlık tarihine, farklı dillerin oluşmasıyla beraber girmiştir. Tercümeyi geliştiren bir çok sebep bulunmasına rağmen ana etkenin dinsel metinlerin başka dillere aktarımı olduğunu söyleyebiliriz.

Tüm insanlığa gönderildiğinde şüphe bulunmayan İslam Dini (Araf 158); Rabbimizin Arapça olarak indirdiği mesajını(Yusuf 2), başta Müslüman mütercimlerin üst seviyedeki gayretleriyle, dünyanın dört bir yanına, farklı millet ve dillere ulaştırmayı başarmıştır. Yaşadığımız topraklarda buna dahildir.

Bu yazımızda İslam’ın ana kaynaklarının (Kuran ve Sünnet) farklı dillere çevrilmesine delil olabilecek bazı metinlerimizi aktarmayı ve bu minvalde kelam etmeyi düşündük. Çünkü bundan 1500 sene önce Müslümanlar indinde Kitab’ın ve Rasululah’ın ne değeri var idiyse, bugünde aynı değerde olduğu tartışmasızdır. Dolayısıyla o gün, Kuran’ın ve Kuran’ın kendisine indiği kişinin(sas) sözlerini anlamak; vahye mutabık bir din anlayışının bina edilebilmesi  için olmazsa olmazdır.

Meseleye delil teşkil eden birinci hadisimiz

Şube’nin, Ebu Cemre’den rivayeti. Ebu Cemre şöyle de­miş : «Ben, İbni Abbâs’ın (ra) huzurunda, Onunla halk arasında tercümanlık edi­yordum. Derken Ona bir kadın gelerek ‘desti şırası’nın hükmünü sordu. İbni Abbas’ta, Abdulkays Heyeti ve Rasulullah(sas) arasında geçen kıssayı anlatarak, kadının bu sorusuna cevap verdi.  (Müslim, İman, 24)

Hadisin satır aralarındaki Ebu Cemrenin , desti şırasının, haram veya helal olup-olmama meselesinde, İbni Abbas(ra) ile kadın arasında tercümanlık  yapması, konumuz bağlamında dikkat çekicidir. İslam dininindeki bir hükmün, o dili kullananların anlayacağı bir başka dile çevirisinin, Müfessirul Kuran unvanına sahip İbn Abbas(ra) tarafından uygulamasını net bir şekilde görmekteyiz. Neticede kadın, ‘şıra’nın kullanımını, Ebu Cemre’nin çevirisiyle hayatında şekillendirecektir. Herkes bilir ki, Haram ve helal, İslam’da çok önemli bir yer teşkil etmektedir.

İkinci hadisimiz

Ebu Sufyan’ın(ra), ‘Hirakl’ ile ilgili aktardıkları. Ebu Sufyan der ki:  “Hirakl’in yanına girdik. Bizi huzuruna oturttu. Ve : — Kendisinin Rasul olduğunu söyleyen bu adama soyca han­giniz daha yakındır? dedi. Ebû Süfyân : — Ben! diye cevap verdim. Ve beni onun önüne, arkadaşlarımı da benim arkama oturttular. Sonra tercümanını çağırarak ona şunu söyledi: — Bunlara söyle! Ben kendisinin Rasul olduğunu söyleyen o zat hakkında bu adamdan bazı şeyler soracağım. Bu bana yalan söylerse onu tekzib ediniz… (Müslim, Cihad ve Siyer, 74)

Hirakl’in, mütercim kullandığı ve tercümanına bu konuda güvendiği hadiste barizdir. Az aşağıda bu hadise benzer gelecek olan başka bir hadis, meseleyi inşallah daha da beliğ bir hale getirecek.

Üçüncü hadisimiz

Hârice İbnu Zeyd ibn Sabit, babası Zeyd ibn Sâbit’ten, dedi ki, Rasulullah (sas), Zeyd ibn Sâbit’e, Yahûdîler’in yazısını öğrenmesini emretmiştir. Zeyd ibn Sabit: “-Ben Rasulullahın(sas) onlara gönderdiği mektûblarını yazardım, onlar da Rasulullaha yazdıkları zaman, onların yazıp göndermekte oldukları mektûblarını kendisine okurdum.” demiştir. (Buhari, Ahkâm, 40)

Hadiste, tercümenin iki şeklinin de Rasullah(sas) tarafından uygulandığını görmekteyiz.

Bu hadisin yer aldığı Camiu’s Sahih adlı kitabın Ahkam bölümünde İmam Buhari (rh), “Hakimlerin ,ifadeleri tercüme ettirmeleri ve bir tek tercüman caiz olur mu ” başlığıyla bir ‘bab’ açmıştır.

Dördüncü hadisimiz

Ömer ibnu’l-Hattâb(ra), yanında Alî ibn Ebî Tâlib(ra), Abdurrahmân ibn Avf(ra) ve Osmân ibn Affân(ra) bulunurlarken, yanlarında hazır bulunan bir kadına: Bu kadın ne söylüyor? diye sormuş.   Hâtib ibn Ebî Beltea da o kadının sözlerini Ömer’e terceme ederek: Ben “Bu kadın sana iki arkadaşı ile yapmış olduğu işi haber veriyor” dedim, demiştir. (Buhari, Ahkâm, 40)

Ömer(ra)’a, Hâtib ibn Ebi Beltea’nın tercümanlığına başvurarak, kadının sözlerini anlamaya çalışması konumuzla ilgili olduğu kısımdır.

Beşinci hadisimiz

Cubeyr b. Hayye (ra)’den: “-……-Kisrânın kumandanı bizi kırk bin kişilik bir kuvvetle karşıladı. Ve kumandan tarafından gelen bir tercüman bize: — Bâzı şeyler soracağım. İçinizden bir kişi bana cevâb versin! dedi.  Mugîre ibn Şu’be: — Ne istersen sor, dedi. Bunun üzerine o tercüman: — Sizler nesiniz? dedi. Mugîre şöyle cevâb verdi: — Biz Arab ırkından birtakım kimseleriz….(Buhari, Cizye ve Muvâdea, 1 – B3159)

Uzunca metni olan bu sahih hadiste; bir tarafta Kisra, diğer tarafta müslümanlar, sonu savaşla neticelenen bu ön konuşmayı mütercim vasıtasıyla gerçekleştirmişlerdir.Hüccet, mütercim vasıtasıyla ikame olunmuştur.

İbn Abbâs(ra) şöyle dedi: Bana Ebû Sufyân İbnu Harb(ra) haber verdi ki, Bizans Kayseri Hirakliyus kendi tercümanını çağırmış, sonra Rasulullah’ın(sas) mektubunu istemiş ve onu okutmuştur. İçinde şu varmış: ‘ ‘Bismillâhi’r-rahmânirrahim. Allah’ın Kulu ve Rasûlu Muhammed’den Hirakliyus’a: De ki: “Ey Kitab Ehli! Sizinle bizim aramızda aynı olan bir kelimeye (Tevhide) geliniz. Allah’tan başkasına kul olmayalım ve O’na hiçbir şeyi şirk koşmayalım ve bir kısmımız, bazılarını, Allah’tan başka Rab’ler edinmesinler.” Bundan sonra eğer dönerlerse, o zaman; “Bizim müslüman olduğumuza şahit olun” deyiniz. ” (Buhari, Tevhid 51 , 7541)

Rasulullah(sas)’ın bu mektubu göndermekteki gayesi hüccet ikamesiydi. Bu hüccet ikamesi ise mektubun Arap olmayan ve Arapça bilmeyen Hirakl’in anlayacağı dile çevrilmesiyle mümkün oldu.

Bu konuda zikrettiğimiz hadisler, Kitab’ın ve Sünnet’in başka dillere çevrilebileceğine ve bunun herkes için de hüccet ikamesi olacağına bir delildir. Müslüman bir bireyin dinini yaşarken Rasulullah’ın bize bıraktığı ve onlara sarılmamızı emrettiği iki şey olan Kuran ve Sünnetin, kendi dilindeki metinlerine müracaat etmesi, bunları anlamaya çalışması ve bilmediği meselelerde Rabbani alimlere müracat edip, Onların Kitap ve Sünnet bilgisinden yararlanması gerektiğine işaret etmektedir.

Hicr Suresi 9 ‘da  “Muhakkak ki zikri, Biz indirdik. O’nun koruyucuları da mutlaka Biziz.” buyurmaktadır. Müslüman, kendisine şu soruyu sormayı ihmal etmemelidir. Allah, indirdiği vahyi neden kıyamete kadar koruyacağını vaat etmiştir? El-cevap: Çünkü herkes bu vahiyden hesaba çekilecek. Enam Suresi 19.ayette: “ Bu Kur’ân bana, onunla, sizi ve kime ulaşırsa onu, uyarmam için vahyolundu. “

Kur’anı ve Sünneti  anlamak kasdıyla okuyan birisi; Rabbimizin bizi nelerden sorumlu tuttuğunu, kendisini nasıl birlememiz (tevhid) gerektiğini ve ona hiçbir şeyi ortak koşmadan nasıl ibadet edeceğimizi, Kitabında ve Rasulunun dilinde, inkara yer bırakmayacak şekilde beyan ettiğini görür. Müslümanlar bu iki şeye sahip çıkmalı, ahiret gününde de bu iki şeyden hesaba çekileceklerini unutmamalıdırlar.

Nisa 64. Ve Biz, (hiç) bir resulü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka bir şey için göndermedik.

Türkçe’ye çevrilmiş Kuran Meali ve Hadis kitaplarını, Müslümanların okumasını hoş görmeyenlerin aleyhine

Sahih-i Buhari’den iki delil:

1-) Buhari rahimehullah Kitabu’t-Tevhid’de; Yahudiler’in kitaplarından yaptığı nakillerle alakalı Rasulullah’ın(s.a.s.) şu sözünü delil getirmiştir: ‘Sizler kitab ehlini tasdik de etmeyin, tekzib de etmeyin.’ delil yönüne gelince; Yahudilerin Tevrat’ı Arapça’ya tercüme edip sahabelere nakletmeleridir.

2-) Yine Buhari rahimehullah; Rasulullah’ın Hırakliyus’a yazdığı Arapça mektubun, Rum olan Hırakliyus tarafından kendi diline tercüme ettirmesini delil getirir. Ve bu tercüme Hırakliyus için bir hüccettir.