E.S Hoca Tevekkül (Youtube canlı yayını)

Genel

Muhterem Kardeşlerim !

Bu akşamki sohbetimizin mevzusu sadece kabul etmek ile anlaşıldığı zannedilen bir kulluk eylemi olan tevvekkül hakkındadır. Bu son hastalık döneminde bazı kimselerin, hatta bizim derslerimizden istifade ettiğini söyleyen bazı kardeşlerimizin güya mütevvekkil, Allah’a tevekkül eden bir Tevhid ehli edası ile tevekküle münafi, tevekküle zıt düşen esbaba tevessülde ihmalkar davranan bazı kardeşlerimizin aşırı tavırları bize ulaşmakta.

Buna sebep daha önce birkaç defa yapmış olmamıza rağmen tekrar tevekkül mevzusu üzerinde veyahut tevekkül esbab ilişkisi mevzusunda sizlere bazı açıklamalarda bulunmayı faydalı gördük.

Tevhid uygulamasına, tevhidin uygulanmasına rehberlik edecek yani kılavuzluk edecek yeterli bir bilgiden mahrum olan bizim toplumumuz, doğru isim ile yanlış uygulamalar yapmaktadır. Yani tevhidi kabul ettiğini söylüyor ama tevhidi uygulamada birçok yanlışlara düşmektedir. Doğru ismi kullanıyor ama o ismin müsemması dediğimiz eylemde veyahut sözlerde, fillerde tevhide münafi veyahut tevekkülün esbaba tevessül kısmında ihmalkar hatta esbaba tevessülü tevhide münafi düşünüyor. Buna biz biraz hırçın ifade kullanırsak, tevhidi anlamadan muvahhid geçinen, tevekkülü anlamadan mütevekkil geçinen kimseler olarak tavsif ederiz. Onun için bizim toplumumuz genelde tevhid uygulamasına rehberlik edecek yeterli bir bilgiden mahrum. Yani biz tevhidi kabul etmişiz ama tevhidi ne kadar anladığımızı, bu anladıklarımızı uygulamada ne kadar doğru yöntemle uygulamaya intikal ettirebiliyoruz? Bu cidden münakaşa götürür. Götürmesi de gerekir. Onun için hiçbir zaman ilim ehlinden istifadeyi düşünmeden veyahut nassın birini alıp o mevzunun tamamlayıcı niteliğini taşıyan onunla alakalı meselelere duyarsız kalan, bilmeden duyarsız kalma cidden yanlış müsemmaları doğru isimlere izafe etme zorunda kalırız. Bu sefer herkes diyelim ki biz kendimize tevhid ehli diyoruz tasavvuf ehli de kendisine tevhid ehli diyor, şialar da kendilerine tevhid ehli diyor. doğru, isimde bir müştereklik var ama bu ismin müsemması olan uygulamada sözlü

veyahut kalbi olan kısmı ile veya amel ile buna ters düşmektedirler. Mesela Mekkelilerin ondan önceki toplulukların bizce ilah edindikleri şeyler Allah’ın rızasını kazanma kastı ile ona daha çok yakın olmak kastı ile yapılan işlerdir. Ama Allah bunlara   مَّا أَنزَلَ اللّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ Allah bu mevzuda onlarda yetki vermedi diyor. vermedik diyor. böyle yani bu mevzuda diyelim ki rızkı bize takdir etmiş. Ama rızkın celbinde bazı sebeplere tevessülü, esababa tevessülü vacip kılmıştır. Diyelim ki, çalışma, ticaretten bunlardan bir ikisidir. Ticaret helaldir ama içki ticareti helal değildir. Rızkı bize takdir etmiş, çalışarak elde etmemiz gerektiğini söylüyor. O işte biz haram işler, sahtekarlık yaparsak o zaman o haramdır, çalışmak haram değildir. O işin hukukuna riayet etmemek haramdır. Buna sebeptir ki meşru olan ile olmayanı karıştıran tasavvuf ehli ki ehli tevhid ile aralarındaki geçen münakaşayı görüyoruz. Onlar kendilerine caiz olan esbabı delil getirerek nas olarak kabul edip, gayrı meşru olan sebebi onun gölgesi geçindirmeye çalışıyorlar. Burada da Allah bunun için devamlı, مَّا أَنزَلَ اللّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ [1]Allah bu mevzuda bunu yapabilirsiniz diye bir delil indirmemiştir. Bu mevzuda size bir yetki vermemiştir. Bunu yapabilirsiniz dememiştir. Bazı naslarda da mesela devamlı delil getirdiğimiz gibi, ne kadar gayrı meşru vesileye caizdir diye söz eden kim varsa hepsinin delillerini getiriyorlar güya bir yığın laf ediyorlar. Halbuki Allah resulü, sahabenin bu mevzudaki uygulaması onlar için hiçbir şey ifade etmiyor. Mesela Ömer radıyallahu anhu bir yağmur duasında diyor ki, Allah’ım biz daha önce resulün ile sana tevessül ediyorduk. O toplum bu sözün ne anlama geldiğini biliyordu. Şimdi ise resulün amcası ile sana tevessül ediyoruz. Bir nokta burada çok güzel anlaşılıyor, hadis Buhari’dedir. Ne imiş? Resul hayatta iken, resul ile tevessül caizmiş. Ama vefatından sonra caiz değilmiş. Vefatı ile de onunla tevessül caiz olsaydı yine Allah resulü ilen tevessül ederdi. Abbas’a ne ihtiyaç vardı? Amcasına. Ama şimdi resulün amcası ile sana tevessül ediyoruz. Burada meseleyi bilmeyenlerin veyahut bu bir nas, bunu açıklar nitelikteki gelen sair nasları bilmeyen hemen bu boşluğu başka şeyler ile doldurmaya çalışıyorlar. Halbuki açık olanı doğru anlıyorlar mı? Hayır. Açık olan ölen birisi ile tevessül edilmez. Ömer in sözü çok açık. Sahabenin uygulama


[1] Yusuf 40

sıdır. İmani ve tevhidi meselerde bizim onlara uymamız, onlara tabi olmamız bize Kur’an da tavsiye ediliyor. Bunlar ölü ilen de tevessül edilebileceğini, bu sefer tevessülün şeklini açıklamıyorlar.

 Şimdi biz ticaret helaldir kaidesini ele alarak içki ticaretini helal kılamayız. Ticaret helaldir ama içkinin ticareti değil, domuzun ticareti değil. ticaretin helalliliği ile biz bunlara helallik kazandıramayız. Delil de edinmemiz mümkün değildir. O zaman Allah resulü hayatta iken sahabenin bu mevzuda resul ile tevessülü nasıldı diye sair nassa yani bilen birisine sormamız gerekiyor. Bu mevzuda da bulduğumu delil nedir?  Geliyor birisi, Ey Allah’ın resulü Kuraklıktan bağ bahçelerimiz mahvoldu, hayvanlarımız helak oldu dua et de Allah bizi sulasın, yağmur indirsin. Görülüyor ki resul ile tevessül duası iledir. Aynen Ömer radıyallahu anhu’nun Allah resulünün amcası ile tevessül eden nassı Abbas’ın duası iledir. Tevekkül bunun ile alakalı olan kısmını rahat anlayabilmek için bu örneği verdim. Tevekkül her insanoğlunun fıtraten yaratılıştan ihtiyacı olan sahip olduğu bir haslettir. Tevekkül, itimat etme, güvenme, sığınılan yer. Tevekkül her insanoğlunun acizliğinin, çaresizliğinin tezahür ettiği yerde bu ne demektir? İnsanoğlu birçok olay, vaka karşısında acizdir. O işi halledemez, gücü yetmez. Ve bu sefer bu mevzuda çaresizliğinin tezahür ettiği yerde o ihtiyacı giderecek yani güveneceği bir güç, sığınacağı bir merci arar. Değil mi? Bakarsınız ki İslami bilgiden mahrum olanlar taş, ağaç, boncuk ne varsa kendisine bir sığınak, bir koruyucu veyahut onda o belayı def edecek bir şeyler arar. Halbuki Allah azze ve celle’yi isim  ve sıfatları ile hakkı ile tanımış olsalardı, tek merci Allah. الضار والنافع yani fayda veren de zarar odur. Acizliğimizi giderecek tek güç onun gücüdür. Ondan daha merhametli bir sığınak bulamayız. Bu bilgiye sahip olmayanlar, ne yapıyorlar? Herhangi sıkıntıya düştüklerinde hastalık bir derde düçar olduklarında biz bu sohbeti bu korona dedikleri beladan önce yaptığımız bir sohbettir. Yani bir hastalığa düçar olduklarında rızık sıkıntısında, bir şeyden korktuklarında güvenecekleri bir sığınak ararlar. Herkes kendisinde göre bir arayışa düşüyor. Herkes kendisine göre bir arayış peşinde gidiyor. Bazıları donkişotvari yani tek muvahhit oymuş gibi esbaba ne kadar tevessül edilmesi gerekir? Yani o ameli yaparken hangi sebepler ile bunu yapmamız gerektiğini düşünmeden atıyor, sallıyor bu belada da sığındıkları merci bunu kafirler hazırladı. Şimdi belanın, musibetin vukuunda sebebi düşünmeden önce eğer kendimize dönükse sebebi düşünebiliriz. Bize isabet eden bir bela, mu

sibet ya bizim ya bizim ellerimizle, dilimiz ile yaptığımız bir hataya binaen ceza niteliği taşır veyahut da bir imtihandır. Bir sınavdır. Sebebi böyle düşünürüz. Şu yaptı, bu yaptı diyerek eğer cidden bu bir savaşsa mümkün şimdi değilse daha sonra olacak ikinci dünya harbini düşünün, Amerika’nın Japonya’ya attığı atom bombası bir düğmeye basmakla, tetiği çekmekle binlerce insanı katletmeye vesile oldu. Şimdi ise dedikleri gibi biyolojik harp dönemindeyiz. Mesela bir mikrobun yayılması, zehrin yayılması bu hastalık da böyledir. Böyle bir harpse ki olabilir mümkündür o zaman bizim Allah azze ve celle’nin buyurduğu gibi ;

فمن اعتدى عليكم فاعتدوا عليه بمثل ما اعتدى عليكم [1]“Size nasıl saldırıyorlarsa siz de aynen onların size saldırdığı şeklin misliyle veyahut daha güçlü bir şekilde saldırın.” Diyor. biz bu konumda saldırmayı öncelikli olarak müdafaa şeklinde, tedbir şeklinde ele almamız gerekir. Durup dururken bizim saldırmamız yoktur. Birisi bize saldırdıysa ne yapmamız gerekir? Müdafaa etmemiz, hazır olmamız ve tedbir almamız gerekiyor. İleride bu harp şekli çok farklı merhalelerde de intikal edebilir. Diyelim ki dijital harp diyebiliriz. Bunu yaparlar. Şuan mesela bazı uçakların insansız, silahlı hava araçlarının kilitlenmesi mevzu bahistir. Hayalet şekle dönüyorsun radar seni yakalayamıyor ha bunun daha şiddetlileri de olabilir. O zaman bizim de buna hazır bir vaziyette olmamız gerekir. Bakın şimdi biyolojik dedikleri harpte kimyasal silahlarla hastalığının zuhurundan bu yana hala aşı ile uğraşıyorlar. Ha bu harbi hazırlayan aşıya dönükte tedbirini hazırlamıştır. Ama bir senedir aşı hala gündemde değil Nisan dan önce hazır olmayacağı düşünülüyor. Madem ki bunu devamlı başkaları yapıyor yani bu zehri kafir, bu hastalığı kafirler zehir halinde yaydılarsa herhalde aşıya karşı da bir tedbirleri olmuştur.

Ayrıca bizimkilerin, öyle diyelim şimdi, öyle uygulamaları var ki ne sözleri ne uygulamaları toplumu ikna edici nitelikte değildir. Bugün söyledikleri birkaç gün sonra söylenilen bir söze ters olabiliyor. Bir salahiyetli, ehliyetli dediğimiz hekimin sözü başkalarınınkini tenkit eder nitelikte. Onların ağızlarından çıkan bu farklı sözler gayet normal ki bu sözlere itibar eden kimselerin de zihnini karıştırıyor. Bence bu gibi savaşa karşı toplumda en büyük silahın bunların beslenme yani toplumun beslenme kalitesinin arttırılması gerekiyor. Gıdaya baktığınız zaman itiraf da ediyorlar, toplumun yediği devamlı zehir. Kullandığımız ilaçlar gibi.


[1] Nahl 126

Bir yönü ile faydası varsa onun zararlı bir yönü de var. İlacın fayda verdiği kadar da zarar veren bir yönü de var. Bence toplumun beslenme kalitesinin arttırılması gerekiyor. Bilinçlendirilmesi gerekiyor. Bu mevzuda sözüne itibar edilen bazı kimseler bağışıklığı, vücudun direncini güçlendirme bu tip virüslere karşı en büyük silahtır. Ayrıca ilacın, hapın diyelim aşının ne kadar tesiri varsa müsbet olarak bunu aktif kılacak olan insandaki moraldir. Biz ise morali manevi haz, kaynaktan çok bakıyorsunuz moral bulmak için şarkı, türkü, davul zurna bu gibi işler ile uğraşıyorlar. Halbuki insanda bu denli maneviyatı, morali güçlendirecek tek şey inançtır. Tevekküle de istikamet veren bu inanca da. Bunun yanında bu mevzuda ne denli bir esbaba tevessül mevzu bahis ise bunu daha önceki sözlerimizde size birçok kez tekrarladığımı düşünüyorum. Esbaba tevessül etmeden tabi o mevzuda meşru kılınan tevekkül şeriata münafidir. Senin çalışarak rızkını ticaretten elde etmek istemen senin meşru. Ama içki satarak bunu yaparsan şeriata münafidir. Eğer sen esbaba tevessüle de,  itimadı da ona tevcih edersen yani bu esbaba tevessül ile ben bunu elde ettim, çalıştığım için rızkım geldi, bu tedbiri aldığım için ben hastalıktan korundum diyerek Allah’a tevekkülü ihmal edersen bu ise tevhide münafidir. Maalesef bizim derslerimize iştirak ettiğini düşünen bazı kardeşlerin esbaba tevessülü yok sayarak, Allah’a tevekkül ettiklerini söyleyenler şeriata münafi, şeriata zıt iş yapmaktadırlar. Aynen tasavvuf ehlinin esbaba tevessülü, tevekküle münafi görüyorlar yani esbaba tevessül etmek tevhide zıttır. Bunlar da esbaba tevessül edersek tevekkül yani tevhit den bir cüz olan tevekküle zıttır diye düşünüyorlar. Halbuki böyle değil. o iş için biz şöyle deriz, hastalığın vukuu nasıl takdir ise sebepler düşünülmüyor burada. Aynen hastalığın tedavisini aramak şifasını aramak, talep etmek, dua ile Allah dan talep etmek esbaba tevessüldür. Bu da takdirdir. Onun için bizler tevhidi önce iyi anlamamız gerekiyor.  Yukarıdaki başlıkta da zikrettiğimiz gibi sadece kabul etmek ile anlaşıldığı zannedilen tevhid veyahut tevhidin herhangi bir cüzü bir kulluk eylemi olan tevekkül, biz burada tevekkülden bahsediyoruz. Hastalığın vukuu neticede bir oyun da olsa, bu bir harp stratejisi de olsa o zaman bu harbe hazırlık nasıl olmalıydı? Ayrıyeten sorun farklı boyutta bize gelmişken inananlar arasında buna karşı durmanın sorunu yaşanıyor. Dediğim gibi her şey zıddı ile kaimdir. Bu hastalıkta esbaba tevessül de gerekli, yaratıcıya tevekkül de gerekli. Ama herkese kendi hakkını yani Allah ne kadar tevessülü vacip kıldıysa. Haram da tedavi yoktur diyor hadiste. Haramda tedavi, haram ile tedavi yoktur. Yani haram da şifa

yoktur. O zaman biz burada hastalıktan sakınma, hastalıktan uzak durma, hatta Allah resulünün ashabını terbiyedeki menheci derslerimize bakarsınız ilk koyduğumuz madde nedir? Vücudun beslenmesi ve sıhhatini korumasıdır. Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem de bu mevzuda o kadar farklı nakiller gelmiş ki, cidden bizi hayatımızda yönlendirecek nitelikteki nakillerdir. Beslenmeyi baştan alıyor, sonuna kadar götürüyor. Yani hastalığın tedavisi, hastaneler açma, tabipler yetiştirme, tedbirleri en uç noktada alma, bundan önceki ihmal edilenin yerini doldurmaz. Nedir? Hastalığa karşı korunma veyahut hasta olmamak için yapılması gereken şeyler yapılmıyorsa hastane yapmak övülecek bir iş değil. ha hasta olduktan sonra mutlak bunun tedavisi yine erkenden alınmalı. Daha ucuz iken, daha zahmetsiz bir şekildeyken bunun yapılması gerekiyor. Bakıyorsunuz bu mevzuda hiçbir tedbir yok. Düşünün sadece hastaların belli başlı bir yaştan sonra hasta olmuş kimselerin beş sene, on sene, yirmi sene, otuz sene hatta yetmiş yaşındaki bir adama kırk senedir devlet ilaç parası ödüyor. Senelik bu mevzudaki yapılan para eğer toplumun sıhhatini korumak için harcansaydı bunun yarısı yeterdi. Hastane yaparak övünme veyahut hapishane yaparak övünme, beş yıldızlı otel gibi diyor. demek ki hastalık potansiyeli çok yüksek, suç işleme potansiyeli çok yüksek. Devlet bunu düşünmeden veyahut geç başlanılmış bir tedbir olarak dahi düşünse düşündükleri süt dağıtma, halbuki ana sütüne teşvik etmelisin sen. Tutuyor çalışan ananın mesela kreşler açık kalacak, neden? Çalışan anne babanın çocuğuna onlar bakacak. Belli yaşlardaki insanların sokağa çıkmasını önlüyorsun sen bu mantığa uygun bir tedbir değil. hoş bir senedir devlet daireleri kapansa mıydı? Hayır. Tedbir doğru dürüst alınsaydı bu noktaya gelmeyebilinirdi. Şimdi tıp denemeler ile söz eden bir konumda şuan. Çünkü hangi ilacın nasıl, ne kadar fayda verdiğini ne Avrupa da kiler ne de dünyada ki dünya sağlık örgütü bile bu mevzuda çok şaşkın. Bugün şunu yapın diyor, beş on gün sonra bundan vazgeçip bu zararlıymış diyor. ama Allah hiçbir zaman aldatmaz. O zaman bizim esbaba tevessül ederek meşru kılınanlara bunu tekrarlama zorundayız çünkü esbaba tevessül dediğimizde belki şimdi aklı yetmez tasavvuf ehlinden bazıları bizi dinliyorsa “bak gördün mü kendileri esbaba tevessülü caiz görüyorlar.” Biz meşru olanı devamlı caiz görürüz. Bizim karşı olduğumuz gayrı meşru olanlar. Çünkü Allah  مَّا أَنزَلَ اللّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ hangisine caiz dediyse biz ona tevessül ederiz. Caiz olmayana katiyetle yaklaşmayız. Ticaret ile rızkımızı celb eder ama içki ticaretine yasaklamayız.[1] Aslen helal olan bir işte bile haram karıştırsak o da haram edilmiştir o da yasak olan kısmıdır. Yasak olan orda onun ticareti değil eylemidir. Buna sebep tevekkül ile esbaba tevessülü bizim şuana kadar örnek olarak verdiğimiz en güzel misal, Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem’in Mekke’nin fethinden sonraki huneyn harbinde ki karşılaştıkları olaydır. Bunu bazı derslerde biraz açmışımdır, izah etmişimdir. Huneyn harbi Mekke nin fethinden sonra olmuştur. Bu ne demektir? Yani ensar, muhacir sair Müslümanlar artık vahyin nüzulünün sonlarına gelmişlerdir. Din tamamlama noktasında ulaşmıştır. Tamamlanma noktasına ulaşmıştır. Müslümanlar on bin kişi ile Mekke’yi fethediyorlar. Arkasından Müslüman olanlar ile beraber on iki binlik bir topluluk var. Mücehhez Allah yolunda cihat etmeye, resulün emrine tereddüt etmeden teslim olan kimselerin topluluğudur. Ama imtihan bu, en son ana kadar kendini imani yönden en kamil bulduğun noktada dahi imtihana müptela kılınacaklarını sanki unutmuşlardı. Mekke’nin fethinden sonra etraftaki Araplar toplanarak burada artık ya Muhammed’in işi bitmeli ya da bizim işimiz bitmeli. Deyip toplanıp huneyn harbini hazırladılar. Müslümanlar da biz on iki biniz bizi kimse yenemez artık, önce Mekke’nin fethinde on bin kişi toplamaları, teçhizatları, donanımları her şeyleri meşru olan esbaba tevessüldü. Kur’an da buyurduğu gibi Allah azze ve celle’nin ;

لَقَدْ نَصَرَكُمُ ٱللَّهُ فِى مَوَاطِنَ كَثِيرَةٍ ۙ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ ۙ إِذْ أَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنكُمْ شَيْـًٔا[2]

Allah size her yerde olduğu gibi huneynde de yardım etti. Ama sizin orada çokluğunuz hoşunuza gitmişti yani çokluğunuza güvenmiştiniz. Buradaki güven nereye? Çokluğa. Halbuki çokluk edinme, teçhizat, donanım esbaba tevessüldür. Bu düşünce şimdi bu boyutu aştı. Siz çokluğunuza güvenmiştiniz ama o çokluğunuz size orada hiçbir fayda vermedi.


[1] Herhalde hocanın burada dili sürçtü.

[2] Tevbe 25

لَقَدْ نَصَرَكُمُ ٱللَّهُ فِى مَوَاطِنَ كَثِيرَةٍ ۙ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ ۙ إِذْ أَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنكُمْ شَيْـًٔا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ ٱلْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُم مُّدْبِرِينَ Sonra yer gök sanki sizi arasında sıkıştırdı ve geri dönüp, tabanları yağlayıp kaçtınız diyor. düşünün neden? Burada Allah’a tevekkül ihmal edilmişti. Sekiz bin kişi de olsalar esbaba tevessül ama tevekkül ihmal edilmemeliydi. Çünkü esbaba tevessül terk edilirse şeriata münafidir ama esbaba tevekkül olursa, itimat olursa, güven olursa bu tevhide münafidir. Çünkü esbaba tevessül ancak tevekkülün kemali ile gündeme gelir yani tevekkül esbaba tevessülsüz olmaz tevessül de tevekkülsüz olması mümkün değildir. Onun için bu mevzuda biz esbaba tevessülün yani bize vacip kılınan sebeplere sarılma ne denli, nasıl meşru ise ancak öyle. Şöyle itiraz etseler yapılan aşıda haram bir şey olsa düşünülür. Devlet mesela tabipler bile bazen kadınlara doğumdan sonra verdikleri bir hap vardır, bu domuzdan elde edilen şeyler ile yapılıyor. Hiç kimse tutup bunun helali yok mu eğer cidden o ana kadar araştırılmamış ise araştırılarak bu yapılmalı. Neden? Bizde haramda tedavi yoktur. En basit mesela eskiden avrupadan getirilen mayalar vardı, peynir mayası fezüğr dedikleri şey domuz kursağından elde edilen bir şey çünkü çok domuz var yani ölen, öldürülen, kesilen domuzların kursağından elde ediliyordu. Bizde asırlardır peynir yaparlar o zaman devlet harama çünkü haramın hepsi pistir. Pis olan her şeyde haram kılınmıştır. O zaman devlet çok farklı bir yönde diyelim ki sağlık bakanlığı nasıl devletin başındaki birisi ile bu geçen bundan önceki kuş gribi miydi? Bir aşı yapmışlardı sağlık bakanlığı ile en başarılı bakanlık düşünün devlet başkanı ile ters düşebiliyor. Düşünün devlet bakanı ben kullanmıyorum dedi. Bu olmaz. Eğer bu sıhhate faydalı birisiyse bunu sağlık bakanı açıklayabilmeli faydalı birisi değilse o zaman devlet başkanı bunu açıklamalı, açıklatmalı. Değilse, sağlık bakanlığının sözüne güvenilmezse oraya neden tain etti onu? Bu gibi çelişkiler topluma yansıtılmamalıdır. Aynen anne babayı düşünün, baba bir şeyi yedirin diyor çocuğa, anne yedirmeyin diyor bu şekilde büyüyen, beslenen bir çocukta katiyetle sıhhatli bir istikamet bulamayız. O zaman bizim şu anki edindiğimiz bilgi ve tecrübelere dayanarak biz her yönü ile muharip bir topluluk olarak yetiştirilmeliyiz. Çünkü ileriye dönük artık bu biyolojik harp dedikleri şey biter her halde dijital bir harbe dönüşür. Zaten dikkat ederseniz bu dijital harp çoktan başladı bu bir kültür savaşı şeklinde işliyor. Zaten bir asırdan fazladır hele bize dönük yönleri ile baktığınız zaman düşünün İngilizler

Hintlilere dillerine dokunmadan İngilizceyi öğretti. Kısa bir zamanda Fransızlar kuzey Afrika’ya atlas okyanusu sahillerindekilere dillerini öğretti. Bize bu karıştırdıkları Türkçenin yanında keşke Fransızca yabancı bir dil öğrenseydik. Hem dilimizi mahvettiler hem de başka bir dil öğretmediler bize. Öğrenemedik. Onun için bizim şuan gençlerimizi, çocuklarımızı her yönü ilen bu felaketlere belalara hazır, hem mücadele etmeye hem de sıhhatlerini korumaya hazır bir şekilde yetiştirilmelidirler. Din bizim hayatımızı doğuşumuzdan ölümümüze hatta doğum öncesi bile müdahele eden bir nizamdır. Değilse bizim dünya işlerimize karışamaz düşünün laiklik dedikleri sistem yaratıcı yarattıklarının hayatına müdahele edemezse sonradan gelen zibidi benim hayatıma nasıl müdahele edecek. Din, Allah’ın koyduğu nizam, kanunlar bizim hem dünya hem de ahiret hayatımıza müdahele etme hakkına sahiptir. İstesek de istemesek de.