Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Şefaati toptan inkar eden sapık taife

Değerli kardeşlerim … ! bilindiği gibi şefaat konusunda biri hak ikisi de batıl olmak üzere üç taife vardır.

BİRİNCİ  TAİFE : Sapık Hırıstiyan,Yahudi ve müşrik taifesinden olan kimselerdir ki, bu kimseler Kur’an’ın karşı çıktığı bir şefaatin varlığına inanırlar… Bunlar, haklarında hiç bir delilin ve bilginin olmadığı bir takım insanları kendi kendilerince tezkiye ederek onların Allah katında kendilerine şefaat edeceklerine inanan kimselerdir…

İKİNCİ TAİFE  :  Bunlar da Hariciler ve Mutezile fırkasıdır. Bu kimseler, Peygamber s.a.v’in büyük günah sahiplerine şefaatçi olacağını kabul etmezler. Hatta kıyamet gününde hiç kimsenin bir başkasının şefaatinden ve duasından yarar sağlıyamıyacağını iddia ettikleri gibi, hayatta olanların ölen kimse adına – din’de sabit olmasına rağmen – sadaka vermesinin, borçlarını ödemesinin ona bir fayda sağlamayacağına inanırlar… Bu kimselerin öne sürdüğü deliller ise, Allah’u Azze ve Celle’nin, kendi kafalarına göre birilerini şefaatçi edinenleri kınadığı Ayetlerdir… Yani batıl bir şefaat anlayışını reddeden Ayetleri kendilerine delil göstermektedirler.

ÜÇÜNCÜ  TAİFE  : Bunlar ise, Allah’ın kendilerine hidayet verdiği hak taifedir…  Bunlar Muvahhid kimselerdir… Bu taife, her konuda olduğu gibi şefaat konusunda da Kur’anı, Sünneti ve Kur’an ve Sünneti hakkıyla anlamış ve yaşamış bu ümmetin öncülerini, önderlerini kendilerine rehber edinen kimselerdir…

Bunlar, Kur’an ve sahih Sünnet’in reddettiği şefaat anlayışını reddeden, kabul ettiği şefaat anlayışını da kabul eden vasat yolun yolcularıdırlar…

 Değerli kardeşlerim … ! Ben bu kısa paylaşımımda şefaati toptan inkar eden sapık taifeden bahsetmeye çalışacağım …  

Şefaati toptan inkar eden kimseler, aşırı kabulcülerin tam zıddı olan  Hariciler,  Mutezile ve ona parelel zihniyete sahip olan kimselerdir… ( günümüz tabiriyle bunlar, tv ekranlarında ve sanal ortamlarda şarlatanlık yapan Hadis inkarcılarıdır )

Bunlar, konunun başında da ifade ettiğimiz gibi ne Peygamberlerin Şefaatini, ne Meleklerin Şefaatini, ne Şehidlerin Şefaatini ve ne de Allah’ın kendilerine izin vereceği diğer kimselerin şefaat edeceğini asla kabul etmezler…

Hatta kıyamet gününde hiç kimsenin bir başkasının şefaatinden ve duasından yarar sağlıyamıyacağını iddia ettikleri gibi, hayatta olanların ölen kimse adına sadaka vermesinin, borçlarını ödemesinin ona asla bir fayda sağlamayacağına inanırlar…

Bu kimselerin öne sürdüğü deliller ise, Allah’u Azze ve Celle’nin, kendi kafalarına göre birilerini şefaatçi edinenleri kınadığı Ayetlerdir… Yani Tasavvufun batıl şefaat anlayışını reddeden Kur’an Ayetlerini kendilerine delil Kabul ederek Şefaat konusunu toptan reddeden kimselerdir … 

Derler ki ; Allah’u Teala bu konuda Kur’anı kerim de şöyle buyurmaktadır : َ

“ Ve sakının o günden ki, kimse kimseden yana bir şey ödeyemez. Kimseden fidye kabul edilmez ve hiç kimseye şefaat fayda vermez. Her hangi bir taraftan  yardım da görmezler. ”  Bakara : 123.Ay. 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ  أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقْنَاكُم  مِّن قَبْلِ أَن  يَأْتِيَ يَوْمٌ لاَّ بَيْعٌ فِيهِ وَلاَ خُلَّةٌ وَلاَ شَفَاعَةٌ  وَالْكَافِرُونَ هُمُ  الظَّالِمُونَ

“ Ey inananlar ! ne alış verişin, ne bir dostluğun ve ne de bir şefaatin olmadığı o gün gelmezden önce, size verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayın. Unutmayın ki nankörler zalimlerin ta kendileridirler. ”    Bakara : 254.Ay. 

“ O, öyle bir gündür ki ; kimse kimseye hiçbir şeyle fayda sağlamaz. Ve o gün, emir yalnız Allah’ındır. “    İnfitar : 19.Ay.

Dolayısiyle bu delillere göre kıyamet gününde şefaat denilen bir olayın olmayacağı anlatılmaktadır…

Halbuki bu deliller – biraz önce de ifade ettiğimiz gibi – batıl bir şefaat anlayışına  sahip olan kimselerin inancını reddeden delillerdir…  

Onlar, aracı kabul ettikleri bu kimselere sığınarak Allah’tan beklenilmesi ve istenilmesi gereken şefaat ve yakınlığı, rıza ve rahmeti, feyiz ve nuru onların kendilerinden, ruhaniyetlerinden veya kabirlerinden beklemişlerdir… İşte Allah’u Azze ve Celle’in Ayetlerinde reddettiği şefaat anlayışı budur…   

Eğer Rabbimizin şu Ayet’i celilelerine dikkat ederseniz, kendilerine şefaat edilmeyecek kimselerin – bu tip arızalı inanca sahip olan – zalimler olduğu anlaşılacaktır…

وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ الْآزِفَةِ إِذِ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كَاظِمِينَ مَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ حَمِيمٍ وَلَا شَفِيعٍ يُطَاعُ

“ … O gün zalimlerin ne bir dostu ve ne de sözü dinlenir bir şefaatçileri vardır. ”    Mü’min : 18.Ay. 

“ …. Ey Rasulüm ! sen onlara hatırlat ki, bir kimse kazandığı günahlar yüzünden helaka düşmeye görsün, artık onun için Allah’tan başka ne bir dost ve ne de bir şefaatçi vardır. ”   En’am : 70.Ay.

Evet o gün, Allah’a şirk koşan ve din adına bir çok zulümler işleyen hiç bir zalimin ne bir dostu ve ne de bir şefaatçisi olmayacaktır…

Ama unutmayalım ki,her şeye kadir olan ve mutlak şefaatçi yüce Allah, ne zaman ki kuluna merhamet eder, ondan razı olur ve ona  izin verirse, işte o zaman razı olunan meşru şefaat gerçekleşmiş olur…

Bu durumda meşru şefaatin gerçekleşmesi için birinci şart,

1 – Allah’ın, şefaat edecek kuluna izin vermesidir.

            Bakınız Rabbimiz kerim kitabında ne buyuruyor :

مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ …………”

“ O’nun izni olmadan katında kim şefaat edebilir ki ? ”   Bakara : 255.Ay.

 مَا مِن شَفِيعٍ إِلاَّ مِن بَعْدِ إِذْنِهِ ذَلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ أَفَلاَ تَذَكَّرُونَ ……..”

“ … O’nun izni olmadan hiç kimse şefaat edemez. İşte rabbiniz Allah budur. O’na kulluk ediniz, siz hiç düşünmüyor musunuz … ?  ” Yunus : 3.Ay.

Bu delillerde görüldüğü gibi, şefaat edecek kimseyi Allah’u Teala seçecek ve ona bu konuda izin verecektir… Ama reddedilen şefaat konusuna dikkat edilirse, şefatcileri de şefaat olunacak olanları da kendileri belirler …  Şefaatin gerçekleşmesi için ikinci şart ise ;

2 – Kendisine şefaat etme yetkisi verilecek olan kimse, Allah’u Taala’nın kendisinden razı olduğu Tevhid ehli kimse olacaktır…

Rabbimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır :  

يَوْمَئِذٍ لَّا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلاً

“ O gün rahmanın izin verip sözünden hoşlandığı kimseden başkasının şefaati fayda vermez. “

Ta’ha : 109 – Sebe : 23.Ay.

لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِندَ الرَّحْمَنِ عَهْداً

“  Rahman’ın huzurunda O’ndan söz almış olanlardan başkası asla şefaat edemezler. ”  Meryem : 87.Ay.

Şimdi burada – özellikle bu son Ayeti Celileyi okuduktan sonra – Tasaffufcu kesime şunu sormak istiyorum ; sizin şu şefaatci olacağına inandığınız kimselerin Rahmanın huzurunda söz alacaklarına dair bir deliliniz veya bir belgeniz var mı … ? … Çünkü Ayette haber verildiği gibi :

“ Rahman’ın  huzurunda  O’ndan söz almış olanlardan başkası asla şefaat edemezler. “

Şefaatin gerçekleşmesi için üçüncü şart ise ;

3 – Şefaat edilecek olan kimseler, Kendilerine şefaat etmesi için yetki verilen kimselerin seçtikleri değil,  Allah’ın seçtiği kimseler olacaktır…

Yani ; gerek kendisine şefaat etme yetkisi verilecek kimse olsun ve gerekse kendisine şefaat edilecek bir kimse olsun, bunlar Allah’u Taala’nın seçtiği kimseler olacaktır…  

            Rabbimiz bu konuda da şöyle buyurmaktadır : 

وَكَم مِّن مَّلَكٍ  فِي السَّمَاوَاتِ  لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئاً إِلَّا مِن بَعْدِ أَن يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَن يَشَاءُ وَيَرْضَى

“ Göklerde  nice melek var ki onların şefaati hiç bir işe yaramaz. Meğer ki Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseye  – şefaat edilmesi için – izin verdiği müstesna. ”   Necm : 26.Ay.

“ Allah onların önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. O’nun razı olduğundan başkasına şefaat edemezler. Ve onlar O’nun korkusundan titrerler. ”  Enbiya : 28.Ay.

İşte İslam’ın, onun Peygamberinin ve indirilen Kitap ve Sünnet’in meşruluğunu kabul ettiği şefaat şekli ve anlayışı budur…

Bu da – şefaati toptan reddedenlerin zannettiği gibi – vasıta adı altında Allah’a ortak koşmak demek değildir… Çünkü İslam, hiçbir şekilde Allah’a ortak tanımaz ve tanıyanları da tanımaz…

İslam’ın bu husustaki kuralları açık ve nettir… Bu şartlar ve kurallar gerçekleşmediği müddetçe şefaat denilen bir şey mümkün değildir…

O halde şuurlu bir müslümanın şunu asla unutmaması gerekir ki, İlahi huzurda şefaatin gerçekleşmesi için, her şeyden önce Allah’u Teala’dan bu hususta izin çıkması gerekir… Çünkü bütün şefaat yetkisi Allah’ın elindedir… Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :  

“  De ki : Şefaat hakkı bütünüyle Allah’ındır ….. ”   Zümer : 44.Ay.

Şefaat yetkisi ve hakkı bütünüyle Allah’ın elinde olduğuna göre, öyleyse öğrenilmesi gereken ikinci husus ta ; O’nun, razı olup sevdiği kuluna şefaat etmesi için izin vermesidir. Çünkü Allah’u Teala’nın kendisine şefaat etme yetkisi vereceği kimseler, mutlaka O’nun razı olduğu kimseler olacaktır… Bu konuda bilinmesi gereken üçüncü husus ise ; şefaat edilecek olan kimseleri de yine Allah’u Teala’nın belirleyeceğidir…

İşte bu şartlar dahilinde şefaatçi olan bir kul, ehli şirkin anladığı ve ileri sürdüğü gibi, mutlak şefaatçi değildir… O kimse, Rabbine yalvararak şefaat etme isteğinin  kabul edildiği ve kendisine de bu konuda izin verilen kimsedir…

Daha açık bir ifadeyle, kendisine ; haydi kulum, ben senden razıyım, falan kulumun bazı günahlarından dolayı ona şefaat etmen için sana izin verdim, denilen bir buyruk adamıdır… Yoksa bir çok cahil insanın anladığı ve zannettiği gibi, dilediğine şefaat edebilen, dilediğini kurtaran bir kurtarıcı veya da yangından adam kurtaran bir itfaiyeci eri değildir…

İşte bu, ehli şirkin anladığı manadaki bir şefaat ile, meşru olan şefaat arasındaki farktır … Bu iki şefaat anlayışı arasındaki fark, Cennet ve Cehennem arasındaki fark gibidir…

Rabbim her konuda olduğu gibi bu konudada bizleri doğru yolundan ayırmasın … Ve bizleri kıyamet gününde şefaatci kullarından eylesin … Bunu hak edemeyecek isek, bizleri şefaat edilenlerden eylesin …

                              Amin  

                                                Tacuddin el Bayburdi