İlah kavramı üzerine – Zafer Günal

Genel

1.Bölüm:

Kul olarak Görevimiz; Hiç bir şeyi Allah’a ortak koşmadan, ibadeti yalnız O’na has kılmak, bu konuda azimli olmak, dostluk ve düşmanlığımızı bu ölçüye uydurmaktır. Bu Tevhid’dir, ‘La İlahe İllallah’ tır. Bu kelime ile şehadette bulunmayanın İslam’a girmesi asla mümkün değil. Bu kelime topluluğunu anlamayanında İslam’da kalması mümkün değildir. Çoban da, kral da bu kelimenin ikamesinden sorumludur. Tevhid, Muhammedin öğrettikleriyle sadece Allaha kul olmaktır. Fatiha’nın doğru anlamı: Biz yalnız sana yönelerek ederek, ibadet ederiz.

Enam 151:  De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz veririz-; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah’ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah’ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız.( Allah yasaklamaya Şirk’ten başlamış)

“Nisa 48 Allah kendisine ortak koşmayı elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar, Allah’a ortak koşan kimse, şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur.” Allah şirki affetmeyip, Şirkin dışındakileri affediyorsa bu Tevhid’in büyüklüğündendir. Tevhid en büyük ibadet ise, şirkte en büyük cürümdür. Tevhidin bütün cüzlerinde Allahı birlemesi lazım ama şirk için bir cüz yeter.

Tevhid, Rasullerin gönderilme sebebidir:

(el-Enbiya, 25) Senden önce gönderdiğimiz her bir rasule mutlaka şunu vahyettik: Benden başka hak ilâh yoktur. O halde yalnız bana ibadet edin.”

Tevhidle şirkin, yüzyıllardır süren mücadelesi, bu kelimelerin(la ilahe illallah) sadece telaffuzundan(yani ağızla söylenmesinden) ibaret değildir.

Dille söylenenin kalp ile tasdiki gerekir. Ki onun, manasını ve içeriğini bilmeden söyleyene faydası yoktur. Çünkü o kimse, kelimenin gösterip işaret ettiği doğrultuda bir inanca sahip değildir. O’nun durumu anlamadığı bir dilde konuşana benzer.  Muhammed, 19 da (فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ)  “Bil ki Allah’tan başka hak  ilâh yoktur.”

Mekkeliler; Rasulullahın (sav)’in bu sözünden maksadının yalnızca yüce Allah’a sığınmak olduğunu, Allah’tan başka kendisine ibadet olunan bütün varlıkların inkâr edilerek onlardan uzak kalmayı ifade ettiğini biliyorlardı. Buna delil; Müşriklerin Tevhide davet edilmesi akabinde söyledikleri Sad Suresi 5.ayettir.    أَجَعَلَ الْآلِهَةَ إِلَهًا وَاحِدًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ “Bunca ilâhı bir tek ilâh mı yaptı? Muhakkak bu, çok şaşılacak bir şeydir.” Dediler. Bazıları bu ayeti Allah’ları bir Allah mı yaptı şeklinde algılıyorlar. Bu ise büyük yanlıştır. Tevhid; Allah birdir demek olsaydı, Ebu Cehil Muhammed’in koluna girer beraber oturup kalkarlardı. Hiç kusura bakmasınlar; Müşrikler, bugünkülerden bu kelimede daha ilim sahibidirler. Mekkeli müşriklerin o zamanlar yaptığı ibadetleri bugün birisi yapsa onu Müslüman derdik/sanardık.

Bütün ibadet çeşitleri yalnızca Allah’a yapılmalıdır. Şunu bilelim ki; insanların rubûbiyyet tevhidini kabul etmeleri İslâm’a girmeleri için yeterli değildir. Onların meleklere, peygamberlere yahut velilere yönelerek şefaatlerini istemeleri veya bu yolla Allah’a yakınlaşmaya çalışmaları onların tevhid ehli olmalarına engeldir.

Mekkelilerin, müşrik olarak isimlendirilmelerine sebep olan ilahlarını asla yaratıcı, rızık verici veya yaratan kabul ettikleri duyulmamıştır. Müşrikliklerine sebep; Onları aracı ve şefaatçi edindikleri içindir ve bu ismi onlara Allah vermiştir. Yani Allah’tan başka ilahlar edindikleri için müşrik oldular. Allah’tan başka Allah edindikleri için değil. Mekkeli müşriklerde Allah’ı inkar yoktu. Ateist değillerdi. Mekkeli müşrikler biz ilah ediniyoruz/edinelim de demediler.

Kimileri de “lâ ilâhe illallah”ı Allah’tan başka mabud yoktur, diye açıklamaktadır. Bu tanım izaha muhtaçtır. Çünkü Allah’tan başka kendilerine ibadet olunan bir çok şey vardır.Dolayısıyla ilahlar çoktur. Her zamanda vardır.

Kelime-i tevhide davet ederken ismine değil, cismine davet etmeliyiz. (yani lafzına değil ya? Manasına, anlamına). O kelimeye birilerinin değil, Allah’ın yüklediği manayı yüklemeliyiz. Buna da ancak vahyin yardımıyla yapabiliriz.

İlah: ibadet edinilen varlıların ortak adıdır. . KİTABUN(kitab) yazılan manasında olduğu gibi İLAHUN(ilah) da ibadet edilen manasındadır.Allah hiç bir şekilde yapılan ibadetlerde kendisine ortak koşulmasına razı olmaz. Ortak koşulanın,  bir melek yada rasul olması da, durumu değiştirmez. Yasin 74 Onlar, yardım göreceklerini umarak Allah’tan başka ilahlar edindiler.

Neymiş bu ilah edinilenler!

Maide 116 Allah: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara: ‘Allah’tan başka beni ve annemi iki ilah edinin’ dedin?” deyince o şöyle dedi: “Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yaraşmaz. Eğer söylemişsem sen onu mutlaka bilirsin. Sen bende olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki gizlilikleri bilen ancak sensin.

Tevbe 31: Yahudiler, Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak tek ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O’ndan başka ibadet edilebilecek ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden münezzehtir.

Furkan 43: Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?

Sebe 40- 41 O gün, Allah onların hepsini bir araya toplar. Sonra meleklere der ki: -Bunlar size mi kulluk ediyorlardı?

(onlar) Seni tenzih ederiz, Bizim velimiz sensin. Onlar değil. Hayır, onlar cinlere kulluk ediyorlardı. Çoğu onlara inanıyordu, derler. (hem meleklere hem de cinlere ibadet olunabileceğine yani onların ilah olabileceklerine delil)

Ebu Vâkıd el-Leysî’den Radıyallahu Anhu, şöyle rivayet edilmiştir: “Rasulullah’la birlikte Huneyn Savaşı’na çıktığımızda biz yeni İslam’a girmiştik. Müşriklerin, çevresinde toplanıp silahlarını astıkları bir sidr ağacı vardı. Buna “Zâtu Envat” diyorlardı. Bir sidr ağacının yanından geçtiğimiz sırada biz dedik ki; “Ya Rasulallah, müşriklerin Zatu Envat’ı olduğu gibi bizim için de bir Zatu Envat belirle.” Rasulullah şöyle dedi:“Allahu Ekber! İşte bunlar Allah’ın Sünnetleri’dir. Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, İsrailoğullarının Musa’ya söylediği şey gibi bir şey söylediniz. Onlar şöyle demişlerdi: “Onların ilahları gibi bizim için de bir ilah yap.(7/138)” Musa da; “Siz cahil bir topluluksunuz” demişti. Siz de sizden öncekilerin yolunu takip ediyorsunuz.” Tirmizî rivayet edip sahih olduğunu söylemiştir.

ibn Abbas’ın (r.a.) rivayetin de de bir adam Rasulullah’a (s.a.v.) hitaben: “Allah ve sen dilediniz” deyince, Rasulullah (s.a.v.) ona: “Beni Allah’a eş mi koşuyorsun? Yalnız Allah diledi de!” buyurdu. (İbn Mace Keffaret: 2, 13, Nesaî Amelu’l-Yevm vel-Leyl: 988, Buhari Edebü’l-Müfred: 787, Ahmed: 1/214, 247, 283, Elbani Ehadisu’s-Sahiha: 139)… Bir insanı sevmek onu, normal vasıflarıyla vasıflandırmakla olur. Olmadıkla vasıflarla vasıflamak ona aslında hakarettir.

Nuh kavminin ilahları (salih insan)

Firavunun kendi ilahlığı (mulhid insan)

Ey musa şunların ilahları gibi bir ilah yap (ibadet edilen bir sanem)

Hevasını ilah edinen (heva ilahı)

Zatul envat (ağaç ilah)

2.Bölüm:

Tevhid, Rasullerin gönderilme sebebidir: (el-Enbiya, 25)

“Bil ki Allah’tan başka hak  ilâh yoktur..  hangi ayet muhammed 19

Mekkelileri şaşırtan , muhammed as çağrısı ne idi “Bunca ilâhı bir tek ilâh mı yaptı?

Rububiyyet ? uluhuyyet ?

İlah: ibadet edinilen varlıkların ortak adıdır.

İyi ilah- kötü ilah- cansız ilah- insan olmayan canlı ilah

Nuh’un kavminin salih kişilerden dönüşüm yaşayan ilahları

2.Ders:

Bu ibadet edilen varlıklara, ilâh adının verilmesi , onlara ulûhiyet hakkını vermez. Nitekim  Allahu teala Lat, Uzza ve Menat hakkında şöyle buyurmaktadır: “Onlar ancak sizin ve atalarınızın adlandırdığı ve Allah’ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği bir takım boş isimlerden ibarettir.” (en-Necm, 53/23)..Bu ilahların hepsinin reddi gerçekleşmeden ortada bir tevhidden bahsedemeyiz.  (ibadette böyledir sen yapıyorsun diye Allah onu kabul etmez iki şart yerine gelmelidir. İhlas ve ittiba)

Senin sıkıntını gidermek, mahlukatı yaratmaktan daha kolay bir şey; neden başkasından istiyorsun. bu büyük çelişki

Kabirdekine dua mı ediyorsun , onu Allaha ulaşmaya vesile mi ediyorsun. Onun sana ihtiyacı(duana) senin ona ihtiyacından fazla. Mekkeli müşrikler ve diğerleri, Allaha ulaşma için aracı edindikleri varlıklar Salih olmasalardı yönelmezlerdi. Adam hırıstiyanlıktan dönüyor. Birilerinin güya İslam’ına giriyor. Daha beter oluyor. İsa’ya tapmak, salih bir zata tapmaktan daha iyi değil mi? Soru: Müşrikler, aracı kıldıklarından mı istekte bulunuyorlardı, yoksa Allah’tan bir şey isterken onları aracı mı kılıyorlardı. zumer 3 Dikkat et, hâlis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez. İBADET: Kalbin muhabbet/sevgi, İclal, inabe , tazim , dua, korku ve  ümitle yöneldiği şeydir. İnabe: günahlardan tevbe ederek allaha yönelmektir. İclal: Allahı büyükleme. “İbn Teymiyye ise: Allah’ın sevip razı olduğu, açık veya gizli yapılan tüm amellerin ismidir. Der. Ve Allaha ibadeti tanımlar.”

İbadet sadece namaz- oruç değildir. Kuldan sadır olan her şeydir. Hayatın tamamını kuşatan bir eylemdir.

İlah kelimesinin Kuranda nasıl kullanıldığını bilmek gereklidir. Her put ilahtır ama her ilah put değildir.(vesen)

Yunus 106 Allah’tan başka sana fayda ve zarar vermeyen şeylere dua etme. Bundan sonra eğer öyle yaparsan, o zaman sen mutlaka zalimlerden olursun.

Fatır 13.O geceyi kısaltarak, gündüzü uzatır, gündüzü kısaltarak, geceyi uzatır. O güneşi ve ayı, kendi kanunlarına tabi kılıp hizmetinize vermiştir. Herbiri O’nun belirlediği bir zaman içinde akıp gider. İşte Rabbiniz Allah budur. Mülk ve saltanat O’nundur. O’ndan başka yalvarıp durduklarınız ise, bir hurma çekirdeğinin zarı kadar bile bir şeye sahip değillerdir.14-Eğer onlara dua ederseniz sizi, dualarınızı işitmezler. Şâyet işitmiş olsalar (bile) size icabet edemezler. Kıyâmet günü sizin şirkinizi inkâr edecekler.

Bitiş Cümlesi: Bir kul şirk içindeyse Allah’ın onu sevmediği de açıktır bu yüzden biz; imanlı bir toplum kurmaya çalışıyoruz. Küfrü/Şirki yok etmeye çalışmıyoruz. Küfür zaten yok olmayacak. Ama hakkı hakim kılabiliriz. Bunun yoluda tevhid’in yayılmasıyla gerçekleşecektir.

3.Bölüm:

Lat, menat , uzza kimlerdi. Ved suva kimlerdi? (lat hacılara yemek dağıtan biriydi)

M.Müş. neden Allah ile aralarına evliyaları sokmuşlardı

Bir-iki kalp ameli söyleyelim.

14 fatır -Eğer onlara dua ederseniz sizi, dualarınızı işitmezler. Şâyet işitmiş olsalar (bile) size icabet edemezler. Kıyâmet günü sizin şirkinizi inkâr edecekler. Gri kısmı tamamlamalarını iste

Bir kulu Allahın sevdiğini nasıl, sevmediğini nasıl anlarız ? tevhidle evliyayıda böyle tanırız.tanımak için ilim?

Mecusiler mi bize yakın, hırıstiyanlar mı?

Bu bakış açısı hangi surede bize veriliyordu. Rum

 

Tağut:

Bir şeyin sağlamlaştırıcı unsurlarının varlığından önce onun varlığını engelleyen hususları izale etmek, o şeyin bir kemalidir. Allah bütün kullara, tağutu inkâr edip, Allah’a iman etmeyi farz kılmıştır. Tevhid; ancak bir ve tek olarak O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet etmek ve tâğûttan uzak durmakla gerçekleşir

“Tâğût” kelimesi tuğyân’dan(haddi aşmak)  türemiştir. Yüce Allah’ın: “Şüphesiz ki (tufanda) su haddini aştığı (tuğyân ettiği) zaman sizleri gemide biz taşıdık.” (Hâkka, 69/11) buyurur. Yani su alışılmış olan sınırından daha yukarıya yükseldiğinde ….

Nahl 36. Andolsun ki biz, “Allah’a kulluk edin ve Tâğut’tan sakının” diye (emretmeleri için) her ümmete bir elçi gönderdik.

Bakara 256 “Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tağutu reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.”

İbn cerir bakara 256’daki tağutu: Allah’ın sınırına tecavüz eden, insanları isteselerde ve istemeselerde kendisine ibadete davet eden her şeydir, bu ister insan ister şeytan olsun.

Unutulmamalı ki, yalnız Allah’a ibadet onun dışında ibadet edilenleri red etmekle mümkündür.(ispat&nefiy)

La ilahe derken nefiy, illallah derken isbat ediyoruz.(ibadete layık olanı)

İnsanların bugün tağutları red etmeden Allah’a ibadet etmeleri, Mekkeli müşriklerin ilahlarını red etmeden Allaha ibadet etmeleri gibidir.

Salih kimseler  tâğût olamazlar. Allah’ın haram kıldıklarını helâl kabul etmeye, helâl kıldıklarını haram kılmaya çağıran kimseler tâğûtturlar. İslâm şeriatının dışına çıkmaya davet edip süslü gösteren ilim adamları da tâğûtturlar. Zira ilim adamının haddi Peygamber’in –sallallahu aleyhi ve sellem– getirdiklerine tâbi olmasıdır ve gerçek ilim adamları peygamberlerin mirasçılarıdır. Onlar peygamberlere ilim, amel, ahlâk, davet ve dini öğretmek bakımından ümmetleri arasında mirasçı olurlar.

Yöneticiler Allah ve Rasûlunün emirlerine aykırı olmayan hususları emredecek olurlarsa, onlara itaat olunur. Bu durumda onlar tâğût değildirler. Böyle bir durumda ve bu kayıtla yöneticilere itaat etmek, Allah’a itaat (ibadet) etmektir.  Nisa 59 “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahiblerine de”

Yöneticilere kader gereği olarak itaat etmeye gelince,

eğer yöneticiler otoriteleri itibariyle güçlü iseler insanlar otorite gücü ile onlara itaat ederler. İmani bir etken söz konusu olmasa dahi. Çünkü yöneticilere itaat imanın etkisi ile olur. İşte fayda veren itaat budur. Hem yöneticilere faydalıdır, hem de insanlara faydalıdır. Bazen itaat, yönetimin güçlü olması halinde insanların yöneticiden korkup çekinmeleri dolayısıyla otorite baskısı ile olabilir. Çünkü bu durumda yönetici emrine muhalefet edenleri ibretli bir şekilde cezalandırabilir.(vergiyi yüksek tutması ve istemeden bunu vermen, evlenme yaşını yüksek tutması, çindeki 2. çocuk yasağı) Pazar günü çamaşır asmak yasaktır. (İsviçre) normalde helal

Buhari kit.tefsir de (9.cild sh.4299): Cabir şöyle demiştir.: Cahiliyet’te kendileri önünde muhakeme olmak istedikleri tağutlar, Cuheyne kabilesinde bir tağut, Eslem kabilesinde bir tağut ve Arab kabilelerinden herbirinde birer tağut idi. Bunlar bir takım kahinlerdir ki, üzerine şeytanlar müstakbel hakkında kainattan haberlerle inerler.

Umer ibn Hattab da: el-cibtu = sihr , tağut’a da eş-şeytan demiştir.

İkrime de El-cibt, habeşe dilinde Şeytan et-tağut ise kahin demektir. Demiştir.

“Tâğûtlar pek çoktur. Bazıları;

1- İblis, yüce Allah’ın kendisine: “Ve Kıyamet gününe kadar da lânetim şüphesiz senin üzerinedir.” (Sâd, 38/78) diye hitab ettiği lânetli ve ilâhî rahmetten kovulmuş şeytandır.

Yasin 60.ayet Şeytanın tağut olduğuna işarettir. Ey Âdemoğulları! Ben size demedim mi, şeytana kulluk etmeyin, o sizin apaçık düşmanınızdır! Bana kulluk edin, doğru yol budur.”

İbrahim 22 İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: ‘Doğrusu, Allah, size gerçek olan va’di va’detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim, siz de beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır.’

2- Kendisinin rızası ile Allah’tan başka kendisine ibadet olunanlar. Tağutların ele  başlarındandır. Bunlardan Allahu Teâla’ya sığınırız. İster kendisi hayattayken kendisine ibadet edilsin, ister ölümünden sonra kendisine ibadet edilsin. Bundan razı olduğu için tâğûttur.

( İnsanları kendisine ibadet etmeye davet eden bir kimse de böyledir. İsterse ona ibadet etmesinler. )

3- Yüce Allah’ın indirdikleriyle hükmetmemek; bu konu rububiyet tevhidinin bir gereğidir. Çünkü bu, rubûbiyetin ve O’nun mülk ve tasarrufunun kemalinin bir gereği olan Allah’ın hükmünün uygulanması demektir. İşte bundan dolayı yüce Allah, Allah’ın indirdikleri dışında kalan hususlarda kendisine uyulan kimselere; kendilerine uyan kimselerin “rableri” diye adlandırmış ve şöyle buyurmuştur:  “Onlar Allah’ı bırakıp, hahamlarını, rahiplerini, Meryem Oğlu Mesih’i rabler edindiler. Halbuki onlar bir tek ilâha ibadet etmekten başkasıyla emrolunmamışlardı. O’ndan başka ilâh yoktur, O bunların ortak koştukları her şeyden münezzehdir.” (et-Tevbe, 9/31)    Yüce Allah’ın kendilerine uyulan kimselere “rabler” adını vermesi Allah ile birlikte şeriat (kanun) koyucu olarak kabul edilmelerinden dolayıdır. Onlara uyan kimselerden “ibadet edenler” diye söz etmesi de yüce Allah’ın hükmüne aykırılıklarda onlara itaat edip, boyun eğmelerinden ötürüdür.    Adîy b. Hatem de Rasûlullah’a –sallallahu aleyhi ve selleme: “Onlar, onlara (âlim ve rahiplere) ibadet etmediler” deyince, Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem– şöyle buyurmuştu: “Hayır onlar, onlara helâli haram kıldılar, haramı da helâl. Diğerleri de bunlara uydular, işte diğerlerinin bunlara ibadetleri budur.”

(Ali imran 64. Birbirimizi rabler edinmeyelim.!De ki: “Ey Kitab Ehli! Sizinle bizim aramızda aynı olan bir kelimeye (Tevhit sözüne) geliniz. Allah’tan başkasına kul olmayalım ve O’na hiçbir şeyi şirk (ortak) koşmayalım ve bir kısmımız, bazılarını, Allah’tan başka Rab’ler edinmesinler.” Bundan sonra eğer dönerlerse, o zaman; “Bizim müslüman olduğumuza (teslim olduğumuza) şahit olun” deyiniz.

Bu hususu kavradığımıza göre şunu bilelim ki; Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyen, Allah ve Rasûlünden başkasının hükmüne baş vurmak isteyen kimselerin iman sahibi olmadığına dair bir takım âyetler varid olduğu gibi, onun kâfir, zalim ve fasık olduğu hakkında da bazı âyetler varid olmuştur. Mesela;  “Sana indirilene ve senden önce indirilmiş olanlara iman ettiklerini iddia edenleri görmez misin? Kendisini inkâr etmekle emrolundukları halde tâğûtun hükmüne başvurmak istiyorlar. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla büsbütün saptırmak ister. Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine ve peygambere gelin’ denilince, münafıkların senden alabildiğine yüz çevirdiklerini görürsün…..” (en-Nisâ, 4/60-61)

1- Bütün anlaşmazlık hususlarında Allah ve Rasûlünün hükmüne başvurulacaktır.

2- O’nun verdiği hükmü kalpler rahatlıkla kabul edecektir. Nefislerde bundan dolayı herhangi bir darlık ve sıkıntı olmayacaktır,  vakit geçirmeksizin ve sapmaksızın uygulamaya konulacaktır.

Diğer bir husus;    

“Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (el-Mâide, 5/44)

“Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (el-Mâide, 5/45)

“Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fasıkların ta kendileridir.” (el-Mâide, 5/47)

Acaba bu üç sıfat tek bir sıfat gibi mi değerlendirilir? Yani Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyen herkes aynı zamanda kâfir, zalim ve fasık mıdır? Çünkü yüce Allah kâfirleri zalim ve fasık olmakla da nitelendirmiştir: “Kâfirler zalimlerin ta kendileridir.” (el-Bakara, 2/154)

“Çünkü onlar Allah’a ve Rasûlüne kâfir oldular ve fâsık olarak öldüler.” (et-Tevbe, 9/84) Buna göre her kâfir zalim ve fasıktır.

Yoksa bu sıfatlar değişik durumda olanların sıfatları mıdır? Onları Allah’ın indirdiğinden başkası ile hükmetmeye iten sebebe göre mi kişilere sıfat olurlar? doğruya en yakın olan budur. Allah en iyi bilendir. Bundan dolayı şunları söyleyebiliriz:

1-Allah’ın indirdiklerini hafife aldığından yahut küçük gördüğünden ya da başka hükmün ondan daha uygun olduğuna, insanlara daha faydalı olduğuna ya da onun gibi olduğuna inandığından dolayı Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmeden bir kimsenin bu tutumu, dinden çıkartan manası ile kişiyi kâfir yapar. Bu gibi kimseler arasından insanlara İslâm şeriatına aykırı kanunlar koyup bunun insanlar tarafından izlenecek yol olmasını isteyen kimseler vardır. Onlar İslâm şeriatına aykırı olan bu yasamaları ancak daha uygun ve insanlar için daha faydalı olduğuna inandıkları için yaparlar.

2-Bir diğeri Allah’ın indirdiği ile hükmetmemekle birlikte, Allah’ın hükmünü hafife de almaz, küçük de görmez. Allah’ın hükmü dışındaki hükmün kendisi için daha uygun olduğuna da inanmaz, ya da buna benzer bir durumda bulunursa, böyle bir kimse zalimdir, kâfir değildir. Hüküm verdiği şeye ve hüküm araçlarına göre de zulmünün mertebeleri değişiktir.

3-Allah’ın hükmünü hafife almayıp küçük de görmemekle birlikte; başkasının ondan daha uygun olduğuna da faydalı olduğuna inanmayıp Allah’ın hükmünden başkasıyla sadece lehine hüküm verdiği kimseyi kollamak yahut bir rüşvet veya buna benzer dünya menfaatlerinden bir menfaat gözeterek hükmeden kimse bu hükmüyle fâsık olur, kâfir olmaz. Bunun fıskının mertebeleri de kendisiyle hükmettiği şeye ve hüküm yollarına göre değişir.

Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiye –Allah’ın rahmeti üzerine olsun– hahamlarını ve rahiplerini Allah’tan başka rab edinen kimseler hakkında açıklamalarda bulunurken onların iki türlü olduklarından söz etmektedir:

1- Kendilerinin Allah’ın dinini değiştirdiklerini bilmekle birlikte; bu değiştirme hususunda onlara tâbi olup haram olan şeyin helâl kılınmış olduğuna, Allah’ın helâl kıldığının da haram olduğuna inananlar ve peygamberlerin getirdikleri dine muhalefet ettiklerini bilen ve bile bile başkanlarına tâbi olanların bu yaptıkları bir küfürdür. Allah ve Rasûlü bunu şirk olarak değerlendirmiştir.

2- Haramın, helâl, helâlin de haram kılınmasına dair inançları sabit olmakla birlikte; Allah’a isyanı gerektiren bir hususta onlara itaat etmeleri. Müslümanın bir ma’siyet işlerken işlediği o ma’siyetin, ma’siyet olduğuna inanması gibi. Bu gibi kimselerin hükmü onlara benzer günahları işleyenlerin hükmü gibidir. (üç esastan alıntı)