İslamda namazı terk etmenin hükmü – mehmet balcıoğlu – ebu said yarbuzi

Genel

MUKADDİME

 

Ma’lum ola ki: “namaz”, Allah’u Azze ve Celle’nin, kulları üzerine “mi’raç”da farz kıldığı en azim fi’ili bir ibadettir. Bize farz kılındığı gibi, bizden önceki “ümmetlere” de farz kılınmıştır.

Allah’u Azze ve Celle bu ibadet’ten bir cüz olan “secde” ile “melek”leri imtihana tâbi tutarak, itaat edip “secde” edenler “fıtrat” ya’ni “islâm” üzere kalmışlardır. İsyan eden “iblis”de kibirlenip secde etmekten imtina ettiği için “kâfir”lerden olmuştur.

İşte bu ibadet: böylelikle, “iman” ile “küfür”, “islâm” ile “şirk” ve “din”li ile “din”siz arasında bir “alamet’i farika” olmuştur. Zira namazın edası ile insan “mü’min” terki ile de “kâfir” olmaktadır.

Kendisinden başka ilah olmayan Allah’u Azze ve Celle’nin “vucudiyyeti’ni” “la ilahe illallah” sözü ile itiraf eden kulun, eda etmekle mükellef olduğu ilk ibadet “namaz”dır.

Lisanen Allah’dan başka İlah olmadığını söyleyen kişinin kendisine “namaz’ın” farziyyeti ulaştığı halde daha hâlâ Âlemlerin Rabbi olan Allah’u Azze ve Celle’nin önünde rüku ve secde etmemesi, kelime’ i tevhid’in hakikatini anlamadığına delalet eder, kelime’i tevhid’in hakikatını anlamadan kişinin onu telaffuz etmesi hiç bir şey ifade etmez.

Nasıl ki “namaz” kelime’i tevhid’den sonra emredilen ilk ibadet’tir, dinin bekasıda onunladır. Çünkü dinde en son terk edilen ibadet odur. Binaen aleyh “namazı terk edenin’de dini yoktur.” Zira namaz ibadetinin olmadığı hiç bir “din’i semavi” yoktur.

Zira  Allah Resûlü’nün eshabıda “namaz’dan başka hiç bir ibâdet’in terkini küfür görmezlerdi.

namazın” dindeki bu azim mevki’i, tam bir ihtimamı gerektirirken, ilim ehlinin gayretsizliği ile her gelen nesil indinde bu azim ibadet ihtimamsızlık kaydetmiştir.

Artık zamanımızda da öyle olmuştur ki, “namazı terk eden müslüman” namazı terk etmenin zemmi hakkında varid olan Hadis’i Şeriflerden bahsetmek, geçmişteki gayretsizlerin bıraktıkları alışkanlığa muhalefet olduğu için, sapıklık olmuştur. Zira geçmişteki gayretsizler bu Ümmet’e namazı terk edenin kâfir, müşrik, imansız ve dinsiz olduğunu söylememişlerdir. Binaen aleyh kendilerinin müslüman olduğunu zanneden binlerce insanda kitab ve sünnet davetcilerinden bu hakikatları işitince, adeta çıldırırcasına isyan etmektedirler. Bunlarda nereden çıktı biz büyüklerimizden ve âlimlerimizden böyle bir şey işitmedik demektedirler.

Binaen aleyh bu manzaranın karşısında dayanamıyarak biz acizde “İslâm’da namazı terk etmenim hükmü” adı altında bu mes’eleye itirazsız bir açıklık getirmek için bu risaleyi te’lif etmeye niyyet ettik.

Şimdiye kadar bu mes’eleyi her yönüyle ele alan ne Arabça ve ne de Türkçe bir risale te’lif edilmemiştir.

Bizim buna cür’etimiz ise ilmimizin kâfi olduğundan değildir. Risaleyi okuyanlarda göreceklerdir ki biz nasları nakletmekten başka bir iş yapmadık. Umulur ki, bizim bu aciz gayretimiz gelecekte ki kardeşlerimize bir teşvik olur da bu mes’elenin üzerine daha dikkatli bir şekilde eğilerek daha muazzam bir eser te’lif etmeyi düşünürler. Okuyucularımızın bilgisine arz ederiz ki,

Peygamberden maada beşer olarak hiç bir kimse hatadan ma’sum değildir. Binaen aleyh okuyacağınız bu küçük hacimli risalemiz de sizin de muttali olacağınız, ilmî ve naklî bazı hatalar olacaktır. Biz bu hatalarımızın afvı için Rabbimizden mağfiret diler, siz okuyucularımızdan da gerek tenkid ve gerekse tashih ikazlarınızı bekleriz.

22 / RAMAZAN / 1404

Muhammed Ebu Said el-Yarbuzi

 

FİHRİS

1.Namazı terk edenin müşrik olduğu

2.amazı terk edenin kafir olduğu

3.Resûlüllah (S.A.V.)’in ashabının camisinin de namazı terk edenin kafir olduğuna kail oldukları

4.Namazı terk edenin dini olmadığı

5.Namazı terk edenin imanı olmadığı

6.Namazı terk edenin İslâm’dan nasibi olmadığı

7.Namazı terk edenin İslâm milletinden çıktığı

8.Namazı terk edenin Allah’ın zimmetinden çıktığı

9.Namazı terk etmenin kibir olduğu, kibir edeninde cennete giremiyeceği

10.Namazı terk edenin kıyamet gününde Firavun’la, Haman’la, kanunla ve Ubey İbnu halefle beraber olacağı “

11.Namazı terk edenin Kur’ân’m âyetlerini ve âhireti yalanladığı

12.Namazı terk edenin âhirette şefaat edeni olmayacağı

13.Namaz’ın İslâm’dan olduğu

14.Namaz’ın Allah’a iman etmekten olduğu

15.Bir vakit namazı terk edenin yapmakta olduğu amellerinin batıl olduğu

16.Namazı terk edenin Allah’tan korkmadığı

17.Dinden en son terk edilen amelin namaz olduğu

18.Namazı terk edenin öldürüleceği

19.Müslüman olan kişiye öğretilecek ilk şeyin namaz olduğu

20.Âhirette ilk hesabı sorulacak amelin namaz olduğu

21.İslâm’daki kardeşliğin ancak namazı kılmakla mümkün olduğu

22.Namazı terk edenin müslümana müslümanın da namazı terk edene mirasçı olamıyacağı

23.Namaz kılmayan erkek ve kadının nikâhlarının sahih olmadığı

24.Namaz kıldığı müddetçe halifeye isyan edilemiyeceği

25.Bilerek terk edilen namazın kazası olmadığı

26.Namaz’in da sair ibadetler gibi kendine has bir vakti olduğu

27.Namazın vaktinden başka bir vakitte kılınmasına ruhsat veren şer’i mazeretlerin beyanı

28.Bazı şübhelerin izâlesi

 

 

 

NAMAZI TERKEDENİN MÜŞRİK OLDUĞU BABI

 

Bu mevzuda delil olan Âyet’i Kerime’lerin zikri

“Hep Allah’a dönüp itaat edin, O’ndan korkun ve namaz’ı kılın’da müşriklerden olmayın.”

Rum Sûresi: 31

 

“Haram olan aylar “Zilhicce, Muharrem, Saf er ve Rebiu’l-evvel” çıktığı zaman, artık o “müşrikledi” nerede bulursanız öldürün: Onları yakalayıp esir edin, onları hapsedin ve geçit yerlerini tutun, “eğer tevbe” ederler, namaz’ı kılıp zekât’larını verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Gerçekten Allah Gafur ve Rahim’dir.”

Tevbe Suresi: 5

 

Subhânehu ve Teâlâ Resulüne ve mü’minlere hitaben, haram olan aylar çıktıktan sonra müşriklerle mukatele ederek onları öldürmelerini emrediyor. Allah’u Azze ve Celle katledilecek müşriklerin kıtalden önce yakalanıp geçit yerlerinin kesilip hapsedilmelerini, karılarının ve çocuklarının esir edilip mallarının ganimet olarak alınmasını helâl kılıyor. Akabinde bütün bunlardan kurtulabilmeleri için üç şart zikrediyor.

l- Şirkden avdet ederek tevbe etmek. Ya’ni “kelime’i şehadeti” lisânen ikrar etmesi.

2- Namaz kılarak tevbe ettiğini amelle tasdik etmesi.

3- Zekat’ı eda etmesi.

Bu üç şartı yerine getirdikleri an malları ve canları müslümanlara haram olur, zira müslüman olmuşlardır.

Namazı terkedenin müşrik olduğunu beyan eden Hadis’i Şeriflerin zikri.

 

Ebu Süfyandan, dedi ki: Ben Câbir’den duydum şöyle diyordu: Ben Nebiyyu (S.A.V.)’den işittim şöyle buyuruyordu: “Şübhesiz ki, kişi ile “şirk ve küfür” arasında ki şey sâdece namaz’dır.”

Bu Hadis’i Müslim (82) Ebû Davud (4678) Tirmizi (2619)

Nesei (465) ve İbnu Mâce (1078) rivayet etmişlerdir.

 

Cabir (R.A.)’dan, (şöyle dedi): Nebiyyu   (S.A..V.)’den,   buyurdu   ki:   “namaz’ı terketmek ŞİRK’tir.”

Bu Hadis’i Abdurrezzak Musannaf da (5009) “‘ Muhammed İbnu Nasr Kitabu’s-Salat da (888)

Hibetullah’ıt-Taberi Usulu’s-Sünne de (1513) ve Âcurri Şeria da (133) sahih  bir senedle rivayet etmişlerdir.

 

Enes (R.A.)’dan, (şöyle dedi): Nebiyyu (S.A.V.) buyurdu ki: “Kişi ile şirk arasında namazı terketmekten başka bir şey yoktur. Onu terkettiği zaman şirk koşmuştur.”

Bu Hadis’i İbnu Mâce (1080) ve Muhammed İbnu Nasr Kitabu’s-Salat da (897) rivayet etmişlerdir. Şeyh Elbâni îbnu Mâce’nin sahihinde (880) tahric etmiştir.

 

Resûlullah (S.A.V.)’in azadlısı Sevban (R.A.)’dan, Resûlullah (S.A.V.)’i şöyle derken işittim dedi: Resûlullah (S.A.V.) buyurdu ki: “Kul ile küfür ve İman arasındaki şey, “namaz’dır” onu terkettiği zaman şirk koşmuştur.” Bu Hadis’i Hibetullah’it-Taberi Usulu’s-Sünne de (1521) sahih bir senedle rivayet etmiştir. Ayriyeten Şeyh, Elbâni Terğib’in Sahih’inde tahric etmiştir.

Yukarıdaki zikredilen Âyet ve Hadis’i Şerifler, “namaz’ı terk edenin Alleh’a şirk (ortak) koştuğunu ya’ni müşrik olduğunu isbat eden münakaşa götürmeyen açık delillerdir.

Subhânehu ve Teâlâ ise, kendisine şirk ya’ni ortak koşanları affetmeyeceğini haber veriyor.

 

Muhakkak ki “Allah kendine ortak koşanları bağışlamaz.” Bu günahtan (şirkten) başkasını, dilediği kimseden bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa, doğrusu haktan uzak bir dalâlete sapmıştır.

Nisa: 116

 

Başka bir Âyet’i Celile’de de kendisine ortak koşanların ebedi Cehennem’de kalacaklarını haber veriyor.

“Şüphesiz ki, kim Allah’a ortak koşarsa Allah ona Cennet’i haram kılmıştır. Ve barınacağı yerde Cehennem’dir. Zalimlerin hiç bir yardımcısı yoktur.”

Mâide: 72

 

Bu bab’da ki Âyet ve Hadis’lerden çıkan hükümlerin hülasası.

1- Namazı terk edenin Allah’a şirk ya’ni ortak koştuğu.

2- Allah’a ortak koşanın’da hiç mağfiret olunmayacağı.

3- Mağfiret olunmayan müşrik’in de ebedi Cehennem’de kalacağı.

 

NAMAZI TERKEDENİN KÂFİR OLDUĞU BABI

 

Bu mevzuda Allah Resulü (S.A.V.)’den rivayet edilen hadisler.

Ebû Süfyan’dan, dedi ki: Ben Câbir’den duydum şöyle diyordu: Ben Nebiyyu (S.A.V.)’den, şöyle derken işittim. “Şübhesiz ki, kişi ile “şirk ve küfür” arasındaki şey sâdece namazı terketmektir.”

Bu Hadis’i Müslim (82) Ebû Davut (4678) Tirmizi (2619) Nesei (465) ve ibnu Mâce (1078) rivayet etmişlerdir.

 

Câbir (Ibnu Abdillah) (R.A.)’dan, (şöyle dedi:) Nebiyyu (S.A.V.)’den, buyurdu ki: “iman ile küfür arasındaki şey namazı terketmektir.”

Bu Hadis’i Tirmizi (2618) Muhammed İbnu Nasr Kitabus-Salat da (887) ve İbnu Ebi Şeybe İman da (44) sahih olarak rivayet etmişlerdir.

 

Bureyde (R.A.)’dan, şöyle dedi: Resûlullah (S.A.V.) buyurdu ki: “Bizlerle onların

(ya’ni münafıkların) arasındaki ahd (ya’ni onlarla mukatele etmemize mani olan) “namaz”dır.   kim   bu   namazı terkederse kâfir olur.”

Bu Hadis’i Tirmizi (2623) Nesei (1/231) İbnu Mâce (1079) ve Ahmed (5/346) sahih olarak rivayet etmişlerdir. Ayriyeten Şeyh Elbani Terğib’in sahihinde tahric etmiştir.

 

Enes İbnu Malik (R.A.)’dan, şöyle dedi:

Nebiyyu (S.A.V.) şöyle dedi: “Her kim ki, kasten “namazı” terkederse “açıkça küfre” düşmüştür.”

Bu Hadis’i Taberâni Evsat’ta rivayet etmiştir. Heysemi Mecmau-Zevaid’de (1/295) zikretmiştir.

 

Enes (R.A.)’dan, Resûlullah (S.A.V.)’i şöyle derken işittim dedi: “Kişi ile küfür ve ya şirk arasındaki şey namaz’dır. “namazı” terk ettiği zaman kâfir olur.”

Bu Hadis’i Muhammed İbnu Nasr Kitabus-Salat’ta (899) rivayet etmiştir.

 

 

Bu mevzuda Allah Resulü (S.A.V.)’in ashabından rivayet edilen eserler.

İbnu Mes’ud (R.A.)’dan, “Kim namazı terkederse “kâfir” olur” dedi.

Bu Eser’i Taberâni Kebir de (8939) ve Âcurri Şeria da (133) sahih olarak rivayet etmişlerdir.

 

Câbir İbnu Abdillah (R.A.)’dan, “namaz kılmayan kâfir’dir” dedi.

Bu Eser’i Ibnu Abdu’1-Ber Temhid’de (4/225) sahih bir senedle rivayet etmiştir.

 

İbnu Abbas (R.A.)’dan, şöyle dedi: “Her kim ki “namaz’ı” terk ederse “kâfir” olmuştur.”

Bu Eser’i Muhammed İbnu. Nasr Kitabu’s-Salat’ta (939) ve İbnu AbdilBer Temhid’de (4/225) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.

 

Ali İbnu Ebi Talib (R.A.)’dan, şöyle dedi: “Her kim ki namaz’ı kılmazsa o kâfirdir.”

Bu Eser’i Muhammed İbnu Nasr Kitabus-Salat’ta (933) Acurri Şeria’da (135) İbnu Ebi Şeybe Musannaf da (10485) ve İman’da (126) Beyhaki Şuabul’ İman’da (41) ve Buhâri Tarihul’ Kebir’de sahih olarak rivayet etmişlerdir.

 

RESÛLULLAH (S.A.V.)’İN ASHABININ CEMİ’SİNİN DE NAMAZI TERK EDENİN KÂFİR OLDUĞUNA KAİL OLDUKLARI BABI

 

Ebû Hureyre (R.A.)’dan, şöyle dedi: Resûlullah (S.A.V.)’in Ashabı “namaz’dan” başka hiç bir amelin terkini “küfür” olarak görmezlerdi.

Bu Eser’i Hâkim Müstedrek’te (1/7) Tirmizi Sünen’de (2624) İbnu Ebi Şeybe Musannaf da (10495) ve İman’da (137) ve Muhammed İbnu Nasr Kitab’us-Salat’da (948) sahih olarak rivayet etmişlerdir. Ayriyeten Şeyh Elbani Terğib’in sahih’inde (564) tahric etmiştir.

 

Mücahid îbnu Cebr (R.A.)’dan, (O da) Câbir İbnu Abdullah (R.A.)’dan, Allah Resulüne arkadaşlık yapmış birisidir. Kendisine dedim ki: Allah Resulü (S.A.V.)’in zamanında, sizce amellerden, küfür ile iman’in arasını ayıran ne idi (diye sordum) (O da) “namaz” (diye cevab verdi).

Bu Eser’i Muhammed İbnu Nasr Kitab’us-Salat’da (892) ve Hibetullahit-Taberi Usulü’ s-Sünne’de (1538) Hasen olarak rivayet etmişlerdir. Ayriyeten Şeyh Elbâni Terğib’in sahih’inde tahric ederek Hasen demiştir.

 

 

NAMAZI TERKEDENİN DÎNİ OLMADIĞI BABI

 

Bu mevzuda Allah Resûlü’nden varid olan Hadis’i Şeriflerin zikri.

 

İbnu Ömer (R.A.)’dan, şöyle dedi: Resûlullah (S.A.V.) şöyle dedi: namaz’ı olmayanın din’i yoktur.

Bu Hadis’i Tebarini Mu’cemus’Sağir da (60) hasen bir senedle rivayet etmiştir.

 

Ömer İbnu’l-Hattab (R.A.)’dan, şöyle dedi: Adamın biri gelerek Resûlullah (S.A.V.)’e şöyle dedi: “Ya Resûlellah, Allah katında İslâm’da, (en efdal) olan nedir, söyler misin” Resûlullah (S.A.V.) de “Vaktinde namaz kılmaktır” dedi. “Zira namaz’ı terkedenin dini yoktu …”

Bu Hadis’i Beyhaki Şuabu’1-İman da rivayet etmiştir. El-Kenz (21618)

 

Bu mevzuda Allah Resulü’nün ashabından varid olan eser’lerin zikri.

 

İbnu Mes’ud (R.A.)’dan, şöyle dedi: “Her kim  ki,  NAMAZ’ı terkederse onun  DİN’i yoktur.”

Bu Eser’i İbnu Ebi Şeybe , Musannaf da (10446) ve İman da (47) Taberâni Mu’cemu’l-Kebir de (8942) Muhammed İbnu Nasr Kitabu’s-Salat da (935) ve Beyhaki Şuabu’l-İman da (42) rivayet etmişlerdir. Ayriyeten Şeyh Elbâni Terğib’in sahih’inde tahric etmiştir.

 

Abdullah İbnu Amr (R.A.)’dan, dedi ki: “Namaz’ı terkedenin din’i yoktur.”

Bu Eser’i Buhâri Tarihu’l-Kebir de (7/95) rivayet etmiştir.

 

Ebû’d-Derda (R.A.)’dan, şöyle dedi:

“Namazı olmayanın iman’ı da yoktur.”

Bu Eser’i Hibetu’llahi’t-Taberi Usulu’s-Sünne’de (1536) Muhammed İbnu Nasr  el-Mervezi Kadru’s-Salah da (945) İbnu Abdil-Ber Temhid de (4/225) hasen bir senedle rivayet etmişlerdir.Ve Şeyh Elbâni de Terğib’in sahihin’de (574) tahric etmiştir.

 

 

 

NAMAZI   TERK   EDENİN   İSLÂM’DAN NASİBİ OLMADIĞI BABI

 

 

 

Ömer İbnu’l-Hattab (R.A.)’dan, şöyle dedi: “Namazı terk edenin İslâm’dan nasibi yoktur.”

Bu Eser’i imam Malik (1/40) Dâre Kutni Sünen’de (2/52) Abdurrezzak Musannef’da (5010) İbnu Ebi Şeybe Musannef’da (10410) ve İman’da (103) ve Âcurri Şaria’da (134) sahih bir sened’le rivayet etmişlerdir.

 

Ebû’l-Muleyh (R.A.)’dan, Ömer (R.A.)’yı minberin üzerinden şöyle derken işittim dedi: “Namaz kılmayanın İslâm’ı da yoktur.”

Bu Eser’i Muhammed İbnu Nasr el-Mervezi Kadru’s-Salah da (930) sahih bir sened’le rivayet etmiştir.

 

NAMAZI TERK EDENİN İSLÂM MİLLET’İNDEN ÇIKTIĞI BABI

 

Ubade’t-İbnu’ es-Samit (R.A.)’dan, şöyle dedi: Resûlullah (S.A.V.) bize şöyle tavsiyede bulundu. Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmayın. Namazıda bilerek terketmeyin.   Her   kim   ki,   bilerek   kasten   “namaz’ı terkederse İslâm millet’inden çıkmıştır”.

Bu hadis’i Muhammed Ibnu Nasr Kitabu’s-Salat da (920) Hibetullah’i-Taberi Usulu’s-Sünne de (1523) Abdurrahman İbnu Ebi Hatim Sünen’in de ve Taberâni Mu’cem’in de rivayet etmişlerdir.

 

Yezid İbnu Meryem’den, şöyle dedi: Ömer (R.A.) Muaz İbnu Cebel (R.A.)’nun yanından geçerken (Yâ Muaz) bu Ümmeti ayakta tutan nedir diye sordu. (Muaz’da cevaben bu ümmeti ayakta tutan esas) üçtür işte onlar kurtuluş vesileleridir. 1- İhlas (Tevhid) o ise İSLÂM’DIR. (Allah’ın insanları üzerinde yarattığı din), 2- Namaz o ise milliyettir, 3- İtaat o ise ismet’tir (yani hatalardan beri durmağa vesiledir.)

Bu Eser’i Taberi Tefsir’in de (21/40) ve Hibetullahi’t-Taberi Usulu’s-Sünne de (1530) rivayet etmişlerdir.

 

 

NAMAZI TERKEDENlN ALLAH’IN ZlMMET’İNDEN BERİ OLUDUĞU BABI

 

Ebu’d-Derda (R.A.)’dan, şöyle dedi:

Dostum Muhammed (S.A.V.) bana şöyle tavsiyede bulundu. Parça parça kesilsende, yakılsanda, Allah’u Azze ve Celle’ye ortak koşma. Ve farz olan namazı bilerek terketme. Kim ki “farz olan namaz’ı bilerek terk ederse Allah’ın zimmet’i ondan beri olmuştur” dedi.

Bu Hadis’i Ahmed (5/238) İbnu Mace (4034) Taberâni Mu’cemu’l-Kebir de (20/233) Hibetullahi’t-Taberi Usulu’s-Sünne de (1524) ve Muhammed İbnu Nasr Kitabu’s-Salat da (911) hasen bir senedle rivayet etmişlerdir. Ayriyeten Şeyh Elbani İbnu Mâce’nin sahihinde (3259) tahric etmiştir.

 

Ubeydu’l-Kelâi’den, şöyle dedi:

Mekhul (R.H.) elimden tutarak “Yâ Ebâ Vehb! Farz bir namazı kasten terk eden birisi için ne diyorsun?” dedi. Ben de “Âsi bir mü’mindir” dedim. Elimi daha fazla sıktı ve sonra şöyle dedi: “Yâ Ebâ Vehb! İman’ın şa’nı nefsinde daha azim olsun. Kim ki bir farz namaz’ını kasten terk ederse Allah’ın zimmet’i ondan beri olmuştur. Kimden de Allah’ın zimmeti beri’olduysa o kâfir olur.”

Bu Eser’i İbnu Ebi Şeybe iman da (129) ve Abdurrezzak Musannaf da (5008) sahih bir senedle     rivayet etmişlerdir. Ayriyeten Şeyh Elbâni İman da yukarıdaki rakamda tahric etmiştir.

 

 

NAMAZI TERK ETMENİN KİBİR OLDUĞU KİBİR EDENİN DE CENNETE GİREMİYECEĞİ BABI

 

Bizim Ayet’ lerimize öyle kimseler iman ederler ki, Âyetlerimizle kendilerine öğüt verildiği zaman, “secdeye kapanırlar ve Rab’ lerine hamd ile teşbih ederlerde kibirlenmezler.”

Secde Sûresi: 15

 

Subhânehu ve Teâlâ bu Âyet’i Kerime’de Âyet’lerine iman eden kişilerin, Kur’ân-ı Kerîm’deki Âyetlerle kendilerine öğüt verildiği zaman, ya’ni.

“Ey Resulüm! İman eden kullarıma de ki namaz kılsınlar”:

İbrahim sûresi:31

 

Bu ve bunun gibi Ayet’ler le Subhânehu ve Teâlâ kendisine inanan kullarına Kur’ân-ı Kerîm’de “namaz kılmaları için öğüt vermektedir” Allah’ın Âyet’lerine inananlar da bu Âyetler’le kendilerine öğüt verildiği zaman “kibir’lenmeden günde beş vakit Rab’lerinin önünde secdeye varıb ona hamd ve teşbih etmektedirler.”

 

Kibirlenerek isyan edip Âyet’lerini yalanlayanlar için de şöyle buyurmaktadır.

Kendilerine Kur’an (ya’ni aqiimussalah ) “namaz kılın” emri okunduğu zaman, secde etmezler (ya’ni “namaz kılmaz’lar”) Daha doğrusu. O “kâfir olanlar” bu halleri ile (ya’ni namaz kılmayışları ile) Allah’ın azabından korkmayarak âhireti tekzib ederler.

İnşikak Sûresi: 21/22

Onlara Rükû edin ya’ni “namaz kılın” denildiği zaman “Îtaat edip Rükû etmezler ya’ni namaz kılmazlar”.

(Namaz kılmayarak, Allah’ın hükümlerini) yalanlayanların o gün vay haline.

Murselat Suresi: 48/49

Subhanehu ve Teâlâ Melekleri, Âdem’le imtihan etmek istediğinde, Melek’lere hitaben şöyle buyurdu:

Biz, Melek’lere: Âdem’e secde edin, demiştik de bütün Melek’ler secde etmişlerdi. Ancak İblis secde etmekten yüz çevirip “kibirlendi de kâfirlerden oldu”.

Bakara Sûresi: 34

İblis’in bu isyanını insanların isyanına misal verilmesine şaşılmasın zira Allah Resulü (S.A.V.)’den varid olan Hadis’i Şeriif bize, bu cesareti vermiştir.

Müslim İbnu Haccac (R.A.) “namazı terk edene kâfirlik isnadının beyanı babı” altında şöyle bir Hadis’i Şerif tahric etmiştir.

Ebu Hureyre (R.A.)’dan, şöyle dedi:

Resûlullah (S.A.V.) buyurdu ki: “Âdem oğlu secde Âyet’ini okuyup secde ettiği zaman, şeytan ağlayarak uzaklaşır ve şöyle der: Ey helakim! Adem oğlu secde etmekle emrolundu da secde etti ve Cennet onun oldu. Halbuki ben de secde ile emrolunmuştum. Fakat ben, secde etmekten imtina etmiştim, artık ateş de benimdir.

Bu Hadis’i Müslim (81) rivayet etmiştir.

 

Bana ibadet etmekten büyüklenib yüz çevirenler, muhakkak ki küçülmüş kimseler olarak Cehennem’e gireceklerdir.

Mu’min Sûresi: 60

 

Abdullah İbnu Mes’ûd (R.A.)’dan, şöyle dedi: Resûlullah (S.A.V.) “Kalbinde hardal dânesi kadar imanı bulunan kimse Cehenneme girmez, “kalbinde hardal dânesi kadar kibir bulunan kimse de cennet’e girmez” buyurdu.

Bu Hadis ı Müslim (91) rivayet etmiştir.

 

 

NAMAZI TERK EDENİN KIYAMET GÜNÜNDE FİRAVN’LA, HÂMAN’LA, KARUN’LA VE UBEYY ÎBNU HALEP’LE BERABER OLACAĞI BABI

 

Abdullah İbnu Amr İbn’l-As (R.A.)’dan o da Resûlullah (S.A.V.)’den, naklederek (şöyle dedi:)

Bir gün Resûlullah (S.A.V.) namaz’dan konuştu. Dedi ki: “Her kim şu beş vakit namazı muhafaza ederse, namazı, kıyamet gününde ona nur, burhan ve nacat olur. Her kim ki de; beş vakit namazı muhafaza etmezse kıyamet gününde ona ne burhan ne nur ve ne de necat olur. “Kıyamet gününde de Karun’la, Haman’la, Firavn’la ve Ubeyy ibnu Halefle beraberdir”.

Bu Hadis’i Ahmed (2/169) Darimi (2/301) ve İbnu Hibban (1448) Âcurri Şeriada (135) Muhammed İbnu Nasr el-Mervezi Kitabû’s-Salet’da (58) Taberani Kebirde Beyhaki Şuabû’1-iman da sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.

 

İbnu Kayyım (R.A.) “kitabu’s-salat” isimli eserinde bu Hadis’i Şerifi naklettikten sonra şöyle diyor. Namazı terk edenin hasseten bu dört kişi ile beraber olacaklarının zikredilmesinin sebebi şudur ki, bu dört kişi küfür reisleridir. Burada bedi’i bir işaret vardır. Zira namazı terk eden, malının, mülkünün, riyasetinin veya ticaretinin meşkuliyyeti ile terk eder. Her kim ki, malının meşkuliyetiyle namazı terk ederse, “Karun’la” beraberdir. Mülkünün meşkuliyetiyle terk eden de “Firavn’la” beraberdir. Riyasetinin sebebiyle terk eden ise “Haman’la” beraberdir. Ticaretinin meşkuliyetiyle terk eden de “Ubeyy ibnu Halefle” beraberdir. İbnu Kayyım’ın sözü burada bitti.

 

NAMAZI TERK EDENİN KUR’ÂN-IN ÂYET’LERİNİ VE AHİRETİ YALANLADIĞI BABI

 

O halde, onlarda ne var ki, “iman etmezler” kendilerine “Kur’ân” ya’ni “namaz kılınız” ” aqimussalah âyet-i okunduğu zaman, (Allah’ın emrine teslim olup da) “namaz kılmazlar”. Daha doğrusu (namazı terk ederek) “kâfir olanlar hesab gününü yalanlıyorlar”. Halbuki Allah, içlerinde ne sakladıklarını en iyi bilendir. Onun için (Ey Resulüm) sen onları “acıklı bir azab’la müjdele”. Ancak “iman edib de salih ameller işleyenler müstesna” onlar için, bitmez tükenmez bir mükâfat var.

İnşikak Sûresi: 20/21/22/23/24/25

 

Bu Âyet’lerin hülasası şöyledir. Ne oluyor ki onlara, “namazın farz olduğu” Kur’ân’la bildirildiği halde “namazı eda ederek iman etmezler”. Aslında “namazı terk ederek kâfir olanlar hesab gününe inanmıyorlar”. Her ne kadar lisânen iman ettiklerini bile söylemiş de olsalar. Zira Allah’u Azze ve Celle, onlar için Kur’ân’da şöyle buyuruyor.

 

İnsanlardan bir kısmı vardır ki, biz “Allah’a ve âhiret gününe inandık” derler. Halbuki onlar, “iman edenler değillerdir”.

Bakara sûresi: 8

 

İnşikak Sûresi’ndeki Âyet’te devam ederek diyor ki: “halbuki Allah içlerinde ne sakladıklarını en iyi bilendir”. Ya’ni lisânen Allah’a ve Âhiret gününe iman ettiklerini söyleyib de, “namaz kılmayanlar müslüman olduklarını isbat edemezler”. Hem müslümanları da aldatamazlar. Onlar ancak kendi nefislerini aldatırlar. Bakara Sûresi’nde devam ederek Subhânehu ve Teâlâ diyor ki:

 

(İnsanlardan bir kısmı vardırki, biz Allah’a ve Âhiret gününe inandık derler. Halbuki onlar, iman edenler değillerdir.) Onlar bu halleri ile güya Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar. Bilmezler ki, onlar ancak kendi kendilerini aldatırlar.

Bakara Sûresi: 9

 

Onlara “namaz kılın denildiği zaman”, itaat edib namaz kılmazlar. (Namaz kılmayarak Kur’ân’ın Âyetlerini) yalanlayanların O gün vay haline. Artık (bu ahmaklar) Kur’ân-ın Âyetlerinden sonra neye inanacaklar.

Murselât Sûresi: 48/49/50

 

“Tasdik etmedi, namaz da kılmadı. Ancak (Kur’ân-ın Âyetlerini) yalanladı, (amel etmekten) yüz çevirdi.”

Kıyamet Sûresi: 31/32

 

 

NAMAZI TERK EDENİN ÂHİRET’TE ŞEFAAT EDENİ OLMAYACAĞI BABI

 

“(Kitab’ları sağ ellerinden verilenler) Cennettedirler: “miicrim’lerden” sorarlar.  “sizi bu sakar cehennem’ine sokan nedir?” Onlar şöyle derler.  “biz namaz kılanlardan değildik”, yoksula yedirmezdik, batıla dalanlarla beraber dalıyorduk, “hesab gününüde yalan sayardık”. Nihayet bize ölüm gelib çattı. Fakat (o vakit) “şefaat’cıların şefaat’ı onlara fâide vermez”.

Müdessir sûresi: 40/41/42/43/44/45/46/47/48

 

Âyet’i Kerîme’deki zikredilen “mücrim’lerin” yanı Âhirette “şefaat’cıların şefaat’ından mahrum olmalarının sebebi” dört şey’e binaen’dir.

1- Namaz kılanlardan olmadıkları için.

2- Yoksula yedirmedikleri için.

3- Kâfir’lerle oturup kalktıkları için.

4- Hesab gününü yalanladıkları için.

 

Bu dört sıfat ile muttasıf olan “mücrim’ler” yarın Âhiret’te kendilerine hiç bir “şefaat’cı” bulamıyacaklardır. Zikredilen bu dört sıfatların en tehlikelileri, “namaz’ın terki ile hesab gününü yalanlamaktır” bu iki sıfat’ın herbirisi mustakillen sahibini “İslâm’dan çıkaran” hasletlerdir. Kişi de bu iki sıfattan birisinin olması “İslâm’dan çıkmasına ve âhirette şefaat’cıların şefaat’ından mahrum olmasına kâfidir” illa bu iki sıfat’ın bir arada olması gerekmez. Eğer illâ bu iki sıfat’ın bir kişide mevcud olduktan sonra ancak”İslâm’dan çıkar ve şefaat’cıların şefaat’ından o zaman mahrum olur” diyen çıkarsa bizde deriz ki, bu bir kaç bab önceki “namazı terk edenin âhireti yalanladığı babı”nda biz bu mes’eleyi güzelce açıkladık. Öyle de olsa zaten “namazı terk eden âhiret-i de yalanlamıştır” Binâen aleyh “şefaat’cıların şefaat’ından mahrum olacaktır” halbuki, Resûlullah (S.A.V.)’in Şefaat’ı “ehli kebâir” içindir. Eğer “namazı terk eden” İslâm’dan çıkmayıp büyük günahkârlardan olsa idi “âhirette şefaat’cıların şefaat’ından mahrum olması gerekmezdi.”

 

Enes İbnu Mâlik (R.A.)’dan, Resûlullah (S.A.V.)’den, naklederek şöyle dedi:

Resûlullah (S.A.V.) şöyle dedi: “Benim Şefaat’ım, Ümmetimin ehli kebâirinedir.”

Bu Hadis’i Ebû Dâvud (4739) Tirmizi (2435) İbnu Mace (4310) ve Ahmet (3/213) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.

 

Mevzumuza daha da açıklık getiren başka bir Hadis’i Şerif de Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyuruyor:

Ebu Said el-Hudri (R.A.)’dan, (şöyle dedi:) Resûlullah (S.A.V.) (bir gün) hutbe irad eyledi de tam şu Âyet’e geldi. “Her kim Rabbine mücrim olarak varırsa, şübhesiz ki ona cehennem var; orada ne ölür ne de hayat bulur”. Kim de ona mu’min olarak, sâlih ameller işlemiş olduğu halde varırsa, işte onlarada en yüksek dereceler var.

Taha Sûresi: 74/75

 

“Cehennem ehli olanlar, (ya’ni ebedi orada kalacak olanlar) oralıdırlar, ne ölürler ne de yaşarlar”. Amma ebedi Cehennem ehli olmayanları ise, Cehennem hafif bir ölümle öldürür, sonra (ya’ni azâblarının müddeti bitince) “şefaat edecekler gelirler şefaat ederler”. Onlardan bir topluluk alınarak “hayevan veya hayat” denilen bir nehre getirilirler. (Orada yıkanırlar) sonra da sel kenarında biten otlar gibi hayat bulurlar.”

Bu Hadis’i Ahmed (3/20) ve İbnu Mendeh Kitab’ul-İman’da (820) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.

 

“Ey Allah’ın kulu! Yukarıda da okuduğun gibi kim Rabbine “mücrim” olarak kavuşursa, ya’ni namaz kılmaz olarak ölürse” ona Cehennem vardır, orada ne ölecektir, ne de yaşayacaktır. Artık o mücrim’ler” kendileri için Cehennem’de neler hazırlandığını düşünsünler.” Subhanehu ve Teâlâ öyle demiyor mu Kur’an da?

 

“Artık “müslüman’lara, mücrim’lere davrandığımız gibi  mi  davranacağız”

O  Kıyamet  gününde Rabbul-İzzet’in “sâk’ı” açılacak da, bütün “mücrimler secde’ye çağrılacaklar; Fakat güçleri yetmeyecektir. Gözleri düşkün bir halde, kendilerini bir zillet saracaktır. Halbuki, vaktiyle (dünya’da) başları selâmette iken, bu “namaza davet olunuyorlardı da kılmıyorlardı”. O halde (Ey Resulüm) (namaz kılmayarak) bu Kur’ân-ı yalanlayanları, sen bana bırak. Biz onları, bilemiyecekleri yönden derece derece azaba yaklaştırırız. Ben onlara mühlet veririm; çünkü benim azabım çok şiddetlidir.

Kalem Suresi 35/42/43/44/45

 

“Yiyin, zevk edin dünyada biraz; çünkü “mücrim’lersiniz” (nasıl olsa âhirette “sakar” Cehennem’ine gireceksiniz). Allah’ın hükümlerini yalanlayanların o gün vay haline Onlara: “namaz kılın, denildiği zaman”, itaat etmezler. Allah’ın hükümlerini yalanlayanların o gün vay, haline. Artık (bu ahmaklar) Kur’ân’dan sonra hangi söze inanacaklar?”

Murselat Sûresi: 46/47/48/49 /50

 

“Muhakkak ki “mücrim’ler” şaşkınlık ve çılgın ateşler içindedirler. O gün, yüzleri üstü ateşte sürünecekler; (ve onlara)  Tadın “sakar” Cehennem’inin dokunuşunu denilecek.”

Kamer Sûresi: 47/48

 

 

NAMAZIN İSLÂM’DAN OLDUĞU BABI

 

Ömer İbnu’l-Hattâb (R.A.)’dan, şöyle dedi: Bir gün Resûlullah (S.A.V.)’in yanında bulunurken birden bire yanımıza elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah, üzerinde yolculuk eseri görülmeyen ve bizden de kendisini kimsenin tanımadığı bir zat çıkageldi. Nihayet Resûlullah (S.A.V.)’in yanına oturdu. Öyle ki iki dizini onun iki dizine dayadı, iki avucunu da kendi dizleri üzerine koydu ve “Yâ Muhammed! Bana “İslâm’dan” haber ver” dedi.

Resûlullah (S.A.V.)”İslâm Allah’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun Resulü olduğuna şehadet etmendir” dedi. Ebu Hureyre (R.A.)’ın rivayetinde ise şöyle naklolunmuştur.

Resûlullah (S.A. V.)”İslâm Allah’a hiç bir şey’i ortak koşmadan ona ibâdet etmendir” (buyurdu:)

Ebu Hureyre (R.A.)’ın, rivayetinin getirmiş olduğu açıklık şudur ki, “Allah’dan başka ilah yoktur, Muhammed Onun Resulüdür” demenin hakikati, “Allah’a hiç bir şey’i ortak etmeden ona ibadet etmektir”. Zira mücerreden “kelime-i şihadet’in” telaffuzu hiç bir ma’na ifade etmemektir. Bu mevzudaki geniş izahımız daha ileride gelecektir, İnşa’ Allah.

Cibril Hadis’i devam ederek, Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyuruyor:

Ve “zekât’ı vermen”, “ramazan orucunu tutman” yoluna gücün yeterse “Beyti hacc etmendir”, buyurdu. O, (soruyu soran tanınmayan kişi) doğru söyledin dedi.  Ömer (R.A.) dedi ki: Biz ona hayret ettik, hem (bilmiyormuş gibi) soruyuor, ve de (biliyormuş gibi de) Resûlullah (S.A.V.)’ı tasdik ediyordu……….

Bu Hadis’i Müslim (8/14) rivayet etmiştir.

 

Mihcan (R.A.)’dan, (şöyle dedi:) Bir gün Resûlullah (S.A.V.) ile bir mecliste iken namaz için ezan okunur, Resûlullah (S.A.V.) kalkarak cemaat’a namazı kıldırıp yerine döner. Bakar ki Mihcan (R.A.) daha hâlâ yerinde, Resûlullah (S.A.V.) Mihcan (R.A.)’ya hitaben “senin cemaat’la namaz kılmana ne mani’i oldu ki, yoksa sen müslüman birisi değilmisin?” dedi. Mihcan (R.A.) cevaben “Evet Yâ Resûlallah ben “müslüman birisiyim” ve lâkin ben bu namazı evimde kılmıştım” dedi. Resûlullah (S.A.V.)’de cemaate geldiğinde namazı evde kılmış bile olsan cemaatle namaz kıl buyurdu.

Bu Hadis’i Mâlik (1/132) Ahmed (4/34) Nesei (2/112) İbnu Hibban (433) ve Hâkim (1/244) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir. Ayriyeten Şeyh El-Bani Silsiletü’s-Sahihada (1337) tahric etmiştir.

 

Ömer İbnu’l-Hattâb (R.A.)’den, şöyle dedi: “Namaz’ı terk edenin İslâm’dan nasibi yoktur”.

Bu eseri Mâlik (1/40) Dâre Kutni (2/52) Abdurrezzak (5010) İbnu Ebi Şeybe Musanef’de (10410) İman’da (103) ve Ahmed  Ahkam’un-Nisâ’da (225) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.

 

 

NAMAZ’IN ALLAH’A İMAN ETMEKTEN OLDUĞU BABI

 

Ebu Cemre’den, şöyle dedi: Ben İbnu Abbas (R.A.)’nun önünde onunla insanlar arasında tercümanlık yapıyordum. Derken İbnu Abbas’a bir kadın geldi. Ona “cer” denilen testinin şırasından soruyordu. İbnu Abbas ona şöyle dedi: Abdu’l-Kays heyeti Resûlullah (S.A.V.)’e geldi. Resûlullah (S.A.V.) “Siz kimlerin heyetisiniz? Yahut siz kimlersiniz?” diye sordu. “Biz Rabiadanız” dediler. “Cemaat hoş geldi. Yahut heyet hoş geldi, sefa geldi. Utanıcılar ve pişmanlık duyucular olmayarak” buyurdu. Bunun üzerine: “Ya Resûlallah! Biz sana çok uzak mesafeden geliyoruz. Seninle bizim aramızda Mudar kâfirlerinden şu kabile vardır. Biz sana, haram aydan başka bir zamanda gelmeye muktedir olamıyoruz. O halde bize özlü bir şey emret de geride bıraktıklarımıza da öğretelim ve o sebeble de Cennete girelim” dediler. Resûlullah (S.A.V.) onlara dört şey emretti, dört şeyden de nehyetti: Resûlullah (S.A.V.) onlara, “bir olan Allah’a iman etmeyi emretti” (sonra) “bilir misiniz bir olan Allah’a iman etmek ne demektir?” diye sordu. “Allah ve Resulü en iyi bilendir” dediler, (“tek olan Allah’a iman etmer”) Allah’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Resûlullah olduğuna şehadet etmek, “namazı kılmak”, zekâtı vermek, Ramazan orucunu tutmak ve ganimetin beşte birini tediye etmenizdir” buyurdu ……….

Bu Hadis’i Buhâri (53) ve Müslim (17) rivayet etmişlerdir.

 

Ey Allah’ın kulu! Yukarıdaki zikretmiş olduğumuz Hadis’i Şerif’de bir çok sağır kulakların duyup istifâde edeceği faideler vardır. Bu faideleri zikretmeden geçmek ilmi emânete ihanet edenlere göz yummak olacağından, herkesin anlayabileceği bir üslubla izah etmeyi münasib gördük. Hadis’i Şerifin muhtevi olduğu faideler şunlardır.

1- İslâm’ı öğrenmek isteyene ilk emredilecek şey’in “tek olan Allah’a iman etmek” olduğu.

2- “Tek olan Allah’a iman etmenin” ne demek olduğunu öğretiyor.

3- “Tek olan Allah’a iman’ın” sadece dil ile ikrar ve kalb ile tasdik olmayıp, cevarih ile amel etmenin’de bu ta’rife dahil olduğu.

4- Hasseten mevzumuz ile alakalı “namaz’ın Allah’a iman etmekten olduğu”.

Böylelikle bizde, “amel iman’dan cüz değildir kaidesiyle yürüyen, “namaz iman’dan” değildir diyen mürciiyye” taifesinin ve zamanımızdaki avanelerinin en sesine bir şamar indirir, bize kitab ve sünnet’e uymayı nasib eden Rabbimize hamdederiz.

 

İşte bu adları geçenler, Allah’ın kendilerine ni’met ihsan ettiği peygamberlerden, Âdem soyundan ve gemide Nuh ile beraber taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail neslinden, hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Kendilerine Rahman olan Allah’ın (gibi) ayetleri okunduğu zaman, ağlayarak secdeye kapanırlardı”.

 

Sonra, bu peygamberlerle, salih kimselerin arkalarından (kötü) bir nesil geldi ki, “namazı terk ettiler”, şehvetlerine uydular; bunlar da Cehennemdeki “gayya” vadisini boylayacaklar.)

 

Ancak “tevbe edip iman eden ve salih amel” işleyenler müstesna; çünkü bunlar, zerre kadar zulme uğratılmayacaklar, Cennete gireceklerdir.

Meryem Sûresi: 58/59/60

 

Ey Allah’ın kulu! Görüyorsun ki peygamberler ve salih kimselerden sonra gelen kötü neslin terk etmiş oldukları şey sadece namaz’dır. Eğer “namaz’ı terk edenin iman’ı olsaydı” hemen takib eden Âyette ancak tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenler müstesna” dermiydi? Rabbimiz ve Teâlâ.

Şehvetlerine uymaya gelince, artık “namaz’ı terk ettikten” sonra onları kötülükten koruyan kalkanları elden düşmüştür. Zira Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor.

 

Ey Resulüm! namaz’ı kıl. Gerçekten “namaz, kötü işten ve münker’den alıkor”.

Ankbut sûresi: 45

Taberi (R.A.) meşhur Tefsirinde şöyle diyor: Allah’u Azze ve Celle’nin vasfetmiş olduğu namaz’ı terk eden kötü nesil” mü’min olsalardı Allah’u Azze ve Celle, İman edenleri onlardan müstesna etmezdi. Ve denilmiştirki. Zikredilen kötü nesil bu ümmet’tendir bunlar Ahir Zaman’da olacaklardır.

 

Ata İbnu Rabah’da diyor ki: “Bu kötü nesil Ümmet’i Muhammed’dendir.”

Mucâhid (R.A.)’da diyor ki: “Bu kötü nesil Kıyamete yakın, Ümmet’i Muhammed’in salihleri gittikten sonra gelecektir” diyor.

Taberi Tefsiri 16/99

 

Ey Allah’ın kulu! Subhanehu ve Teâlâ’nın Âyet’i Kerime’de zikretmiş olduğu o kötü nesli tanıyabildiysen dünya ve Ahirette felah’a erdin demektir.

İşte o kötü nesil namazı inkâr ederek değil sadece şehvetlerine uyarak terkettiklerinden “ğayya vadisini” boylayacaklardır.

 

O halde, onlarda ne var ki, “iman etmezler” kendilerine “Kur’ân” ya’ni “namaz kılınız” Âyet’i okunduğu zaman, (Allah’ın emrine teslim olup da) “namaz kılmazlar”. Daha doğrusu (namazı terk ederek) “kâfir olanlar hesab gününü yalanlıyorlar” …. “ancak iman edib sâlih ameller işleyenler müstesna” ……

İnşikak Sûresi 20/21/22

 

Ey Allah’ın kulu! Yukarıdaki Âyet’i Kerime’de de görüyorsun ki. namaz’ı terk edenler iman etmemekle ve küfür’le itham ediliyorlar” sonra da “iman edenler onlardan müstesna kılınıyor” eğer namazı terk eden “kâfir” olmasa idi iman edenler namazı terk edenlerden müstesna kılınır mıydı.

 

Ey Allah’ın kulu! Zannetme ki bu bizim anlayışımızdır. Zira Allah’u Azze ve Celle’nin kendilerinden razı olduğu sahabe böyle anlatıyor.

 

Ebu’d-Derdâ (R.A.)’dan, şöyle dedi: “namazı olmayanın iman’ı da yoktur”…………

Bu Eser’i abdul-Ber Temhidde (4/225) sahih bir senedle rivayet etmiştir. Ve Şeyh Elbâni Terğib’de (574) tahric etmiştir.

 

 

 

BİR VAKİT NAMAZI TERKEDENİN YAPMAKTA OLDUĞU AMELLERİNİN BATIL OLDUĞU BABI

 

 

Gerçekten sana ve senden öncekilere şöyle vahy olundu: Eğer (sen bile) Allah’a ortak koşarsan, muhakkak amelin boşa gider. Ve elbette hüsrana uğrayanlardan olursun.

Zümer Sûresi: 65

 

Kim küfrederse (ya’ni iman’ın mucibi olan amelleri yapmaz kâfir olursa) bütün yaptıkları batıl olmuştur: Ve o, Âhirette hüsrana uğrayanlardandır.

Maide Sûresi: 5

 

Ebû’d-Derda (R.A.)’den şöyle dedi: Allah Resulü (S.A.V.) buyurdu ki: “Her kim ki bilerek namazı terkederse bütün amellerini ibtal etmiştir.”

Bu Hadis’i Ahmed Müsned’in de rivayet etmiştir. Heysemi. Mecmua’z-Zevaid de bu  rivayetin Kavileri Sahih’in ravileridir demiştir.

Yukarıdaki zikredilen Âyet’i Kerimelerde, Allah’a şirk koşanın ve iman’ın mucibiyle amel etmeyip kâfir olanların, yapmakta oldukları amellerinin hepsinin batıl olduğunu ifâde etmektedirler.

Ey Allah’ın kulu iyi bilki geçen bablarda “namaz’ı terk edenen müşrik ve kâfir olduğunu” delilleriyle isbat etmiştik, tekrarına lüzum olmasa gerek. Eğer unuttuysan tekrar dönüp okuyabilirsin.

Umumi ma’na da Allah’a ve Resulüne isyan edenlerin amellerinin batıl olduğuna delâlet eden daha bir çok Âyet’i Kerime vardır ki bizim da’vâmızı te’yid eder.

 

Gerçekten kâfir olub da Allah yolundan yüz çevirenler, hak kendilerine belli olduktan sonra peygambere karşı gelenler; Allah’a hiç bir şeyle zarar veremezler. “Allah onların amellerini boşa çıkarır”.

Muhammed Sûresi: 32

Ey Allah’ın kulu “namazı terk ederek kafir olur” Allah’ın yolundan ayrılanlar. Sonra Kitab ve Sünnet’ten kendilerine “namazı terk edenin kâfir olduğu” isbat edilip hak belli olduktan sonra Allah’ın Resulüne karşı gelenler bilmezlerini Allah’a hiç bir şeyle zarar veremezler.

 

Mevzumuza daha da açıklık getiren bir Ayet’i Kerime’de Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor.

Onlara: “namaz kılın, denildiği zaman,kılmazlar”. Yalanlayıcıların o gün vay haline.

Murselat Sûresi: 48/49

 

Allah’ın en azim emirlerinden olan namaz emri kendisine ulaştığı halde Allah’a itaat edip’de namaz kılmayanlar bu isyanları ile yapmakta oldukları sair amellerimde batıl etmektedirler. Zira Allah ve Resulüne yapılan isyan, yapılan sair amelleri de batıl eder. Subhanehu ve Teâlâ Kur’ân’da şöyle buyuruyor.

 

“Ey iman edenler Allah’a ve Resulüne itaat edin de amellerinizi ibtal etmeyin.”

Muhammedi Sûresi: 33

 

Yukarıdan beri zikredile gelen Âyetlerin hepsinin ma’nası umumidir. Ya’ni Allah’a ve Resulüne yapılan isyan ne olursa olsun yapılan sair amelleri batıl etmektedir. Mes’elemizi hususileştiren bir Hadis’i Şeıif de Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyurmaktadır.

 

Ebu’l-Meliyh’den, şöyle dedi: Biz Bureyde (R.A.) ile bulutlu bir günde gazada bulunuyorduk. Burey’de (R.A.) bize hitaben ikindini ilk vaktinde kılınız dedi. Çünkü Resûlullah (S.A.V.) “Kim ikindi namazını terk ederse onun bütün amelleri boşa gitmiştir” dedi:

Bu Hadis’i Buhari (553) rivayet etmiştir.

 

Ey Allah’ın kulu! Görüyorsun ki sadece bir ikindi namazını terk edenin bütün amelleri batıl oluyor da bütün ömür boyu hergünkü beş vakit namazını terk edenin hali ne olur, düşünebiliyor musun?

 

 

NAMAZI TERK EDENİN ALLAH’DAN KORKMADIĞI BABI

 

Hep Allah’a dönüp itaat edin. “O’ndan korkun ve namazı kılın da” Müşriklerden olmayın.

Rum Sûresi: 31

 

Ey Allah’ın kulu! Görüyorsun ki, Subhanehu ve Teâlâ kendisine iman eden kullarına “rablerinden korkarak namaz kılmalarını emrediyor”. Ve ondan korkan kullarıda Rablerine itaat ederek secdelere kapanıyorlar. Bu Ayet’i Kerime’yi izah eden bir Hadis’i Şerifte şöyle rivayet olunmaktadır.

 

Ukbet’ İbnu Amir (R.A.)’dan, Resûlullah (S.A.V.)’i şöyle derken işittiğini haber verdi: Resûlullah (S.A.V.) şöyle dedi: “Dağ tepelerindeki koyun çobanından Allah’u Azze ve Celle hoşlanır. Zira o namaz için ezan okur ve “namaz kılar”. Buna binaen Allah’u Azze ve Celle şöyle buyurur. Şu kuluma bakın, ezan okuyup “namaz kılıyor ve benden korkuyor”. Ben de o kulumun günahlarını mağfiret buyurdum ve onu Cennetime koyacağım” der.

Bu Hadis’i Ebu Dâvud (1203) ve Nesei (2/20) Ahmed (4/145) İbnu Hıbban (260) ve Taberâni Kebir de (17/833) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir. Ayrıyeten Şeyh El-Bâni Silsiletü’s-Sahıda’da (41) tahric etmiştir.

 

Ey Allah’ın kulu! Görüyorsun ki, Allah’u Azze ve Celle “namaz kılan kulu için” kendisinden korktuğunu söylüyor. Ne dersin? “namaz kılmayan içinde” aynı söz söylenir mi? Eğer aynı kelime namaz kılmayanada söylenmiş olsa idi, “namaz kılan ile kılmayan” arasında hiç bir fark olmazdı. Bu şânı yüce Allah’ın adaletine yaraşmaz. Hem şunuda iyi bilki tek olan Allah’dan korkmak “la ilahe illallah’ın” iktizasındandır.

Bunu izah eden bir Âyet’i Kerime’de Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor.

“Ben’den başka hiç bir ilah yoktur. Öyle ise ben’den korkunuz”.

Nahl Sûresi: 2

 

 

DİN’DE EN SON TERK EDiLEN AMELİN NAMAZ OLDUĞU BABI

 

Enes İbnu Mâlik (R.A.)’den, (şöyle dedi:) Nebiyyu (S.A.V.) buyurdu ki: “Dininizden ilk terk edeceğiniz şey emanettir. En son da namazı terkedersiniz.”

Bu Hadis’i Ebu Nuays Hıylada (6/265 ve Ahbar’da 2/213 İbnu Mes’ud’dan Taberâni kebirde (9754) Haraiti Mekarim de (77) ve Taberâni Evsatta (1/138) Ömer İbnul-Hattab’dan sahih bir sebedle rivayet etmişlerdir. Ve Şeyh Albâni Silsile’de (1739) tahric etmiştir.)

Evet din’den en son terk edilen “NAMAZ” olduktan sonra, artık o kişide dinden hiç bir şey kalmamıştır. Daha önceki bab’larda da Hadis’i Şerif’de geçtiği gibi “namaz’ı olmayanın dini’de yoktur”.

 

 

NAMAZI TERK EDENİN ÖLDÜRÜLECEĞİ BABI

 

“O haram olan aylar (Zilhicce, Muharrem, Safer ve Rabiu’l-evvel) çıktığı zaman, artık “o müşrikleri nerede bulursanız öldürün”; onları yakalayıp esir edin, onları hapsedin ve geçit yerlerini tutun. “Eğer tevbe ederler, namazı kılıp zekâtlarını” verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Gerçekten Allah Ğafur’dur Rahim’dir.”

Tevbe Sûresi: 5

 

Subhânehu ve Teâlâ Resulüne ve Mü’minlere hitaben, Haram olan aylar çıktıktan sonra Müşriklerle mukatele etmelerini emrediyor. Allah’u Azze ve Celle katledilecek Müşriklerin kıtalden önce yakalanıp, geçit yerleri kesilip haspedilmelerini (ya’ni karılarını, çocuklarını ve mallarını Müslümanlara ganimet olarak helâl kılıyor.) Akabinde bütün bunlardan kurtulabilmeleri için üç şart zikrediyor.

l- Şirkten avdet ederek tevbe etmek. Ya’ni “kelime’i şehadeti” lisanen ikrar etmesi.

2- “Namaz kılarak” tevbe ettiğini amelle tasdik etmesi. Zira namaz kılmadığı müddetçe Kelime’i tevhidi tasdik etmemiştir. Bunun içindir ki, Subhânehu ve Teâlâ Kur’ân’da şöyle buyuruyor.

“Tasdik   etmedi,   “namaz’da   kılmadı”.   Ancak yalanladı, (amel etmekten) yüz çevirdi.”

 

Onlara: “Namaz kılın, denildiği zaman, namaz kılmazlar. Yalancıların o gün vay haline.”

Mürselat sûresi: 48/49

 

Ey Allah’ın kulu! Âyet’i Kerime’lerden de anlaşıldığı gibi, Allah’u Azze ve Celle’nin “namaz kıl” emrine itaat etmemek, Allah’ın indirmiş olduğu hükümleri yalanlamaktır.

3- Allah’ın farz kilmiş olduğu “zekat’ı eda etmek’tir”.

Bu şartları yerine getiren her kişinin canı, malı ve ırzı Müslümanlara haramdır. Bunların haricindeki günahları için allah Ğafur ve Rahim’dir.

Buhari (R.H.) bu Âyet’i Kerîme’nin izahında şu Hadis’i Şerifi zikrediyor.

 

İbnu Ömer (R.A.)’dan, (şöyle dedi:)

Resûlullah (S.A.V.) buyurdu ki: Allah’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şehadet, “namazı kılana”, zekâtı eda edinceye kadar insanlarla muharebe etmek bana emrolundu, Onlar bunları yapınca kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak İslâm’ın hakkı mukabili olmak müstesna. İnsanların (sair ve gizli işlerinden dolayı olan) hesabları da Allah’a âiddir.

Bu Hadis’i Buharı (25) ve Müslim (22) rivayet etmişlerdir.

 

Enes İbnu Mâlik (R.A.)’dan, şöyle dedi: Resûlullah (S.A.V.) buyurdu ki: Ben insanlarla Allah’dan başka İlah olmadığına ve Muhammed’in O’nün kulu ve Resulü olduğuna şehadet edinceye, bizim Kıblemize dönünceye, bizim kestiğimizi yeyinceye ve bizim namazımızı kılıncaya kadar savaşmaklığım bana emredildi. Bunları yaptıkları takdirde canları ve malları bize haram olur. Ancak (İslâm’ın hakkı müstesna) ve Müslümanların, lehte veya aleyhde sahib oldukları bütün hukuka sahib olurlar.

Bu Hadis’i Ebu Dâvud (2641) Tirmizi (2611) ve Ahmed (2/161/269) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.

 

Abdurrahman İbnu Ebi Nuaym’dan Ebu Said’ el-Hudri’den şöyle duyduğunu haber verdi: Ebu Said’el-Hudri dedi ki:

Aliyyu’bnu Ebi Talib (R.A.) Yemen’den Resûlullah (S.A.V.)’e tabaklanmış bir meşin içinde henüz toprağından tasviye edilmemiş altun cevheri göndermişti. Resûlullah bu altun cevherini şu dört kişi arasında paylaştırdı:

Uyeynetu’bnu Hısn, Akra’ubnu Habis, Zeydu’1-Hayl, dördüncüsü ya Alkametu’bnu Ulase idi yahud Amiru’bnu Tufeyl idi. Peygamberin sahabelerinden bir kimse:

“Biz bu ihsana bunlardan daha layık bulunuyorduk” dedi. Bu söz Resûlullah’a ulaşınca:

“Siz bana itimad etmiyor musunuz? Ben yedi kat semanın üstündeki Rabbu’l-İzzet’in Eminiyim. Sabah akşam bana gök yüzünün haberi (ya’ni Vahyi) geliyor” buyurdu. Bunun üzerine, iki gözü çökük, yanağının iki elmacığı çıkık, anlı yüksek, gür sakallı, başı tıraşlı, izarını yukarı çemremiş bir kişi ayağa kalkıb:

“Ya Resûlellah! Allah’dan kork” dedi. Resûllah:

“Veyl sana! Ben, yeryüzündeki insanların Allah’dan korkmaya en layıkı değil miyim?” buyurdu. Sonra o kimse arkasına dönüb gitti. Halid İbnu’l-Velid:

“Ya Resûlellah! Şunun boynunu vurayım mı?” dedi. Resûlullah (S.A.V.):

“Hayır vurma! “Namaz kılan birisi olabilir” dedi.

Bunun üzerine Halid:

“Ya Resûlellah! Namaz kılanlardan nice kimseler vardır ki, onlar gönüllerinde olmayan şeyi dilleriyle söylerler” dedi. Resûlullah (S.A.V.) “ben insanların kalb’lerini açmaya, karınlarını yarmaya me’mur değilim” buyurdu.

Bu Hadis’i Müslim (1064) rivayet etmiştir.

 

Ubeydullah İbnu Adiy’den, Abdullah İbnu Adiyy Resûlullah (S.A.V.)’den, tahdis ederek şöyle haber verdi. Resûlullah (S.A.V.) bir gün eshabının arasında otururken, bir adam cıkageldi. Resûlullah (S.A.V.)’le konuşmasında sesini yükselterek şöyle dedi: O kişi (yani öldürmeyi istediği adam için) “Allah’dan başka ilah olmadığına şehadet etmiyor mu?” “Evet ediyor Ya Resûlellah, fakat onun şehadeti yoktur.” Resûlullah (S.A.V.) tekrar, “Pekiyi o adam namaz kılmıyor mu?” dedi. Adam da “Evet Ya Resûlellah, namaz kılıyor, fakat onun namazı yoktur” dedi. Resûlullah (S.A.V.)’de işte ben, Allah’dan başka ilah olmadığına şehadet edib, namazı kılanları öldürmekten nehyolundum” dedi.

Bu Hadis’i İbnu Hıbban (12) ve Beyhakı (8/196) rivayet etmişlerdir.

 

Ey Allah’ın kulu! Görüyorsun ki, bu bab’ın evvelinde zikretmiş olduğumuz Âyet ve Hadis’ler, Kelime’i şehadet’i ikrar etmeyeni, Namazı terk edeni, Zekât’ı eda etmeyenin, malının, canının ve ırzının müslüman’lara helâl kılındığını haber vererek öldürülmeleri gerektiğini emrediyor.

Takib eden Hadis’lerde de, sadece “namazı terk edenin dahi öldürüleceğini” isbat ediyor. Binaen aleyh bir kişinin öldürülmesi için illa üçünü birden terk etmesine lüzum yoktur. Zira sahih rivayetle sabittir ki, Ebu Bekr (R.A.) sadece zekât’ı terk edenlere karşı harb ilan etmiştir. Mevzumuzla alâkalı olmadığı için burada zikretmeye lüzum görmedik.

 

 

MÜSLÜMAN  OLAN  KİŞİYE  ÖĞRETİLECEK  İLK ŞEYİN NAMAZ OLDUĞU BABI

 

Ebu Mâlik Eşcei, babasından naklederek babasının şöyle dediğini rivayet etti: Allah Resulü (S.A.V.) Müslüman olan kişiye ilk olarak namazı öğretirdi.

Taberani Kebir’de ve Bezzar  Müsned’inde (338) sahih bir senedle rivayet etmiştir.Heysemi Mecmeûz-Zevaidde Raviyeleri Ricâlü’s-Sahih demiştir (1/293)

 

AHİRETE İLK HESABI SORULACAK AMELİN NAMAZ OLDUĞU BABI

 

Enes İbnu Mâlik (R.A.)’dan, şöyle dedi:

Resûlullah (S.A.V.) buyurdu ki: “Kulun, Kıyamet gününde hesabını vereceği ilk ameli “NAMAZIDIR”. Eğer namazı salah bulursa (Ya’ni hesabından kurtulursa) sair amelleri de salah bulur. (Ya’ni sair amellerinin hesabıda kolay olur). Eğer namazı ifsad olmuş ise (Ya’ni namazın hesabından kurtulamazsa) sair amelleri de ifsad olur. (Ya’ni sair amellerinin hesabından kurtulamaz.)

Bu Hadis’i İbnu Mes’ud’dan Taberâni Kebir de (10435) İbnu Ebi Asım Evail de (35) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir. Ve Şeyh Elbâni. Silsile’de tahric etmiştir.

 

 

İSLÂM’DAKİ KARDEŞLİĞİN ANCAK NAMAZI KILMAKLA MÜMKÜN OLDUĞU BABI

 

Eğer tevbe ederler, “namazı kılarlar ve zekâtı verirlerse, din’de kardeşleriniz olurlar”. Biz Âyetleri, anlayacak bir kavme açıklarız.

Tevbe sûresi: 11

 

Subhanehu ve Teâlâ bu Âyet’i Kerime ile İslâm’daki kardeşliğin sadece namazı kılmakla mümkün olduğunu beyan ediyor. Zira namazı terk edenin “İman’dan ve İslâm”dan çıkmasıyla bu kardeşliğin te’sisi muhal oluyor. Zira her “namaz”ı kılan “mu’min”dir, her “mü’min’de “kardeş”tir. Ve Subhanehu ve Teâlâ Kur’ân’da bunu izah eden bir Âyet’i Kerîme’de şöyle buyuruyor.

“Mu’min’ler ancak (din’de) kardeştirler.”

Hucurat Sûresi: 10

 

Madem ki “mu’minler din kardeşleridirler”. Kardeş olandan başkalarını da kendilerine dost edinemezler. Zira Subhanehu ve Teâlâ Kur’ân’da Mu’min’lerden başkalarının dostluğunu kat’iyyetle yasaklıyor.

 

“Ey iman edenler! Mu’min’leri bırakıp da kâfirleri dostlar edinmeyin.

Nisa Sûresi: 144

 

“Namazı terk edenin de kâfir olduğunu”, elinizdeki

bu risalemiz isbat etmiştir.

 

“Ey iman edenler! Ne sizden önce kitâb verilenlerden dininizi oyuncak ve eğlence yerine tutanları, ne de diğer kâfirleri dost edinmeyin. Eğer gerçek mu’min’lerseniz Allah’dan korkun.”

Ve bunu takib eden Âyet’i Kerîme’de yukarıda zikredilen kâfirlerin istihzalarının ezan okunduğunda icabet edecekleri yerde namaza icabet etmemeleri ve namaz kılan mu’min’lerle eylenmeleri olduğunu beyan ederek şöyle buyuruyor.

Maîde Suresi 57

 

“(Ezan’la) birbirinizi namaza çağırdığınız zaman “namaz’ı” bir eğlence ve oyun yerine koyuyorlar. Bu davranışları,  kendilerinin aklı ermez bir topluluk olmalarındandır.

Mâide Sûresi: 58

 

Ey Allah’ın kulu! Bu âyet’i Kerîme’nin delaletiyle iyi anlamalısın ki, ezan’ı işittiği halde “namaz’a” icabet etmeyen ve Allah’ın emirlerini hiçe alarak istihza edenler bizim dostlarımız değillerdir. Bizim dostlarımız, Allah, O’nun Resulü ve “namaz kılan mü’min’lerdır”. Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

 

“Sizin dostunuz ancak Allah’la O’nun Resûlü’dür; bir de iman edenlerdir ki, onlar namaz’ı kılarlar” ve namaz kılar oldukları halde zekât verirler.

Mâide Sûresi: 55

 

 

NAMAZ’I TERK EDENİN MÜSLÜMAN’A/ MÜSLÜMAN’IN DA NAMAZ’I TERK EDENE MİRASÇI OLAMIYACAĞI BABI

 

Usâme’-İbnu Zeyd (R.A.)’dan, (şöyle dedi:)

Resûlullah (S.A.V.) buyurdular ki: “Müslüman kâfire, kâfir müslüman’a mirasçı olamaz.

Bu Hadis’i Buhâri (6764) Müslim (1614) Ebu Dâvud (2909) Tirmizi 42108) İbnu Mâce (2729) Dârimi (3002) Mâlik (2/519) ve Ahmed (2/200) rivayet etmişlerdir.

 

Ey Allah’ın kulu! Bundan önceki bablarda da okuduğun gibi “namaz’ı terk edenin kâfir” olduğunu isbat ettik, ayrıyeten burada zikretmeye lüzum olmasa gerek. Hadis’i Şeriflerin delaletiyle namazı terk edenin kâfir olduğuna kail olan, “ehli hadis’in” imam’ı olan Ahmed İbnu Hanbel’de “Namazı terk edenin Müslüman’a, Müslüman’ın da namaz’ı terk edene mirasçı olamıyacağına kail olmuştur. Kendisinden de şöyle bir rivayet nakl olunmuştur.

 

Abbas İbnu Muhammed el-Yemâmi Tarsus’da haber vererek şöyle dedi: Ebu Abdullah’a (ya’ni Ahmed İbnu Hanbel’e) Resûlullah’dan rivayet olunan, (Tevhid ehli hiç bir günah sebebiyle tekfir olunmaz) rivayetinden sordum. Şöyle cevab verdi: Bu rivayet “mevzu’dur, aslı yoktur.

Hem nasıl (sahih olsun ki), Resûlullah (S.A.V.)’den şöyle bir Hadis rivayet olunmuşken. “Her kim ki namazı terk ederse kâfir olmuştur” dedi. Binâen aleyh dedim ki: Pekiyi “namaz kılmayandan miras alınır mı?” Cevaben de şöyle dedi: Hayır ne “miras alır ve ne de miras’ı alınır”.

Ahmed İbnu Hanbel Ahkâmu’n-Nisa’da (208)

 

 

NAMAZ KILMAYAN ERKEK VE KADININ NİKÂHLARININ SAHİH OLMADIĞI BABI

 

“Ey mu’minler! Allah’a şirk (ortak) koşan kadınlarla, onlar iman etmedikçe evlenmeyin. İmanı olmayan müşrik bir kadın sizin hoşunuzada gitse de, iman etmiş bir câriye elbette ondan daha hayırlıdır.

Müşrik erkeklere de iman etmedikçe onlara mu’min kadınları nikahlamayın; müşrik bir erkek sizin hoşunuzada gitse mu’min bir köle elbette ondan daha hayırlıdır. Onlar sizi Cehenneme çağırırlar. Allah ise izniyle Cennet’e ve mağfirete da’vet ediyor da Âyet’lerini insanlara beyan buyuruyor. Olur ki, düşünüp ibret alırlar.”

Bakara Sûresi: 221

 

Ey Allah’ın kulu! Risalemizin başlarında “namazı terk edenin müşrik olduğunu” isbat etmiştik, burada tekrarına lüzum olmasa gerek. Binaâen aleyh namazı terk eden her erkek ve kadın bu Âyet’i Kerîme’nin muhatabıdır. Ebu Hureyre (R.A.)’dan, (şöyle dedi:)

Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: “Kadın dört şey için nikâh edilir. Malı için, soyu için, güzelliği için, “dini için”. Sen (bunlardan “dindar olanını) seçmeye çalış, değilse (âhirette) fakirliğe düşersin.”

Bu Hadis’i Buhâri (3/16) ve Müslim (1466) rivayet etmişlerdir.

 

Ey Allah’ın kulu! Görüyorsun ki, Allah Resulü sadece dini olan kadınları nikahlamamızı emrediyor. Daha önceki bablarda da geçtiği gibi, Allah Resulü şöyle buyurmuyor mu?

 

Ömer İbnu’l-Hattâb (R.A.)’dan, şöyle dedi:

Adamın biri gelerek Resûlullah (S.A.V.)’e şöyle dedi: “Yâ Resûlallah, Allah indinde İslâm’da, en efdal olan nedir söyler misin?” Resûlullah (S.A.V.) “Namazı vaktinde kılmaktır” dedi. “Zira namazı terk edenin dini yoktur”.

Bu Hadis’i Beyhaki Şuab’ul İman’da hasen bir senedle rivayet etmiştir. El-Kenz (21618)

 

Binaen aleyh “namazı terk eden kadının da dini yoktur” böylelikle şer’i bir nikâha müsâid değildir.

Ehli Hadis’in İmam’ı olan Ahmed İbnu Hanbel’den de şöyle bir kavil rivayet edilmiştir.

 

Muhammed İbnu’1-Fadl İbnu Ziyad’dan, (şöyle dedi:)

Ahmed İbnu Hanbel’e, kocası içki içip “namaz’ı kılmayan” bir kadın’dan soruldu, Ahmed İbnu Hanbel de cevaben, “Eğer o kadının velisi varsa ikisini ayırır” dedi.

Ahmed Ahkamu’n-Nisa (206).

 

 

 

NAMAZ KILDIĞI MÜDDETÇE HALİFEYE İSYAN EDİLEMİYECEĞİ BABI

 

Peygamber’in zevcesi Ümmü Seleme (R. A.)’dan, o da Resûlullah (S.A.V.)’den, Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: “Şu muhakkak ki, sizin üzerinize bir takım âmirler ta’yin olunacak da sizler onların işlerinden bazısını güzel göreceksiniz, bir kısmını da çirkin görüb inkâr edeceksiniz. Çirkin işi çirkin gören onun günahından beri olur. İnkâr ve red eden de günaha iştirakten salim olur. Fakat çirkin işe rızâ gösteren ve o işte faillerine tabi olan ise günahdan beri olmaz, cezadan salim kalamaz.”

Sahâbiler: “Yâ Resûlellah! Böyle münker iş yapan âmirlerle mukatele yapmayalım mı?” diye sorduklarında Resûlullah: “namazı kıldıkları müddetçe hayır” cevabını

verdi.

Bu Hadis’i Müslim (1854) rivayet etmiştir.

 

Hadis’i Şerifin hülasası:

l-   Namaz kıldığı müddetçe halifeye isyan edilemiyeceği.

Halife’den maksad devlet idarecisidir. İyi bilinmelidir ki, zamanımızdaki devlet idarecilerinin hiç birisi, Hâlife değildir. Halife bile olmuş olsalardı hepsinin katledilmesi gerekirdi, zira hiç birisi namaz kılmıyor. Onlarla mukatele edecekleri yerde devlet reisi diye itaat edip, karşılarında el pençe duranların kulakları çınlasın.

 

2- Halifeler “namaz kılar bile olsalar” yaptıkları kötü işleri reddedip razı olmamak gerekir.

Namaz kılarak müslüman olduğunu isbat eden bir Halifenin yaptığı kötü işleri inkâr edip, razı olmamak gerekirse. Kâfir olduğu gün gibi aşikâr Allah’ın indirdiği hükümlerle istihza edercesine ,”Kur’ân’da tesettür “diye birşey yoktur diyen idarecilere tâbi olup, yaptıklarına razı olan din yobazlarına ne demek gerekir ki, bilmem.

 

3- namaz kılmayan birisini kendisine idareci seçen, O idarecinin yapacağı bütün işlerden daha bidayette razı olmuş demektir ki, onu ihtiyar ediyor.

 

 

 

BİLEREK TERK EDİLEN NAMAZ’IN KAZASI OLMADIĞI BABI

 

“Sen onların (askerin) içinde olup da (cebhede) onlara namaz kıldıracağın zaman, (askerini iki kısım yap) bir kısmı seninle narnaz’a, diğeri düşman karşısında dursun. Hepsi de silahlarını yanlarına alsınlar. Seninle namazda olup bir rek’at kılanlar, düşman karşısına gitsinler. Düşman karşısında olup namaz kılmamış olanlar gelib, onlarda seninle bir rek’at kılsınlar. Ve onlar da tedbirli bulunarak silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silah ve eşyalarınızdan gafil bulunasınız da, size ansızın bir baskın yapalar. Eğer yağmurdan dolayı size bir eziyyetolursa, veyahut hasta bulunursanız, silahlarınızı bırakmanızda üzerinize bir günah yoktur. Bununla beraber ihtiyat tedbirini alın. Allah kâfirlere hor ve rüsvay edici bir azâb hazırlamıştır.”

Nisa Sûresi: 102

 

Ey Allah’ın kulu! Yukarıdaki Ayet’i Kerîme’de gördüğün gibi, insanın devamlı ölümle karşı karşıya kalabileceği harb meydanında bile Allah’u Azze ve Celle namazın cemaatle kılınmasını emrediyor. Harbden daha tehlikeli namazın terkine sebeb olabilecek bir mazeret yoktur. Buna rağmen namazın terkine müsaade edilmiyor. Bilakis cemaatle kılınacağı “emri İlâhi” ile sabit oluyor.

Namazın kazası vardır diyenler, acaba o kaza edilecek namazın terkine hangi şer’i mazereti gösteriyorlar da, namazın kazası vardır diyerek hem Ayet’i hiçe sayıyorlar ve hem de bu azim ibadeti müslümanların nazarında basitleştirerek, binlerce insanın Âhirete müşrik ve kâfir olarak gitmesine sebeb oluyorlar. Hangi cılız omuzlarına böyle bir belâyı yükleniyorlar. Bakınız Subhanehu ve Teâlâ bu Ayet’i Kerîme’nin devamında ne buyuruyor.

 

“(O korkulu zamanda) namazı kılıp, bitirdikten sonra ayakta iken, otururken, yanlarınız üzere yatarken Allah’ı zikrediniz. Sükûn ve emniyet hâline geldiğiniz vakit, namazı tam olarak kılınız. Çünkü namaz mü’minler üzerine, vakitleri belirli bir farz olmuştur”.

Nisâ-Suresi 103

 

Âyet’i Kerîme’nin bu kısmında Allah’u Azze ve Celle “namaz’ın belli başlı vakitler içerisinde eda edilmesi gereken bir ibâdet olduğuna ferman ediyor”

Ey Allah’ın kulu! Görüyorsun ki, namazda “hac ve oruç” ibadetleri gibi kendisine has Allah’u Azze ve Celle’nin ta’yin ettiği vakitler içerisinde eda edilmesi gereken bir ibâdettir.

Nasıl ki “hac” Zilhicce’nin belli başlı günlerinde, “oruç” da Ramazan ayında eda edilmesi gerekir, vakitlerinden önce veya sonra bu ibâdetlerin üçer veya dörder misli fazlasıyla yapılması bu farzların yerine getirilmesi değildir, aynen de “namazın vaktinden önce veya sonra kılınması” bu azim ibâdetin eda edilmesi değildir. Ümmet bunda icmâ etmiştir. Nasıl olurda vaktinden evvel bu ibadetin eda edilmesine ruhsat vermeyen gayretkeşler, bile bile terk edilen bu azim ibâdetin vaktinden sonra başka bir zamanda kılınmasına ruhsat veriyorlar.

Dindeki mükellef olduğumuz bütün ibadetlerin vakit ve şekilleri “şâriu’l-hakim” olan Allah tarafından ta’yin edilir. Her kim ki Allah’u Azze ve Celle’nin belli başlı vakitler dahilinde eda edilmesini istediği bir ibadeti, kendisinin istediği bir vakitte eda etmeye kalkarsa, Allah’u Azze ve Celle’nin koymuş olduğu hükmü hiçe sayarak kendisi hüküm koyan bir “ilah” olmuştur.

Biz demiyoruz ki, namaz bazı şer’i mazeretlerle vaktinden başka bir vakitte kılınmaz. Kılınır fakat, nasıl ki bu ibâdetin belli başlı vakitlerde eda edilmesini “şariu’l-hakim” olan Allah tayin etmiştir, namazın kendi vaktinden başka bir vakitte kılınmasına cevaz veren şer’i mazeretleri de O ta’yin etmiştir. Kul kendi hevasına göre Şer’i mazeret ta’yin etme selahiyetine sahib değildir.

 

 

NAMAZIN DA SAİR İBADETLER GİBİ KENDİNE HAS BİR VAKTİ OLDUĞU BABI

 

Katade (R.H.)’dan şöyle dedi: İbnu Mes’ud (R.A.) şöyle dedi: “Şübhesiz ki namazın da hac gibi bir vakti vardır.”

Taberani Kebir’de (9375) Abdurrezzak Musannaf da (3747) ve İbnu’l-Münzir Evsat’ta rivayet etmişlerdir.

 

 

NAMAZIN VAKTİNDEN BAŞKA BİR VAKİTTE KILINMASINA RUHSAT VEREN ŞER’İ MAZERETLERİN BEYANI BABI

 

Bu mazeretler ise ikiye ayrılır.

1- Vaktinden evvel kılınmasına cevaz veren mazaretler.

2- Vaktinden sonra kılınmasına cevaz veren mazeretler.

3- Vaktinden evvel kılınmasına cevaz veren mazeret şudur:

 

Muaz îbnu Cebel (R.A.)’dan, (şöyle dedi:)

Resûlullah (S.A.V.) Tebûk gazvesinde iken ….. Güneş batıya doğru kaydıktan sonra hareket etmeyi niyet ettiğinde öğle ile ikindiyi (öğle vaktinde) beraberce cem ederek kılar sonra hareket ederdi. …………….. Güneş battıktan sonra yola çıkmayı niyet ettiği zaman ise, yatsıyı acele ettirerek akşam namazı ile (akşamın vaktinde) cem ederek kılar, sonra hareket ederdi.

Bu Hadis’i Ebu Dâvud (1220) Tirmizi (2/438) ve Ahmed (5/241) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.

 

Zikredilen Hadis’i Şerif de seferde iken ikindiyi öğlenin vaktinde öğle namazı ile, yatsıyı da akşamın vaktinde akşam namazı ile kılınabileceğine ruhsat vardır.

İyi biline ki, namazın kazasına ruhsat veren gayretkeşler, sarih nas olduğu halde seferde cem etmeye ruhsat vermemektedirler.

Vaktinden sonra kılınmasına cevaz veren mazeretler ise şunlardır,

 

Enes İbnu Mâlik (R.A.)’dan,

Resûlullah (S.A.V.)’den, haber vererek şöyle dedi: Yolculuk acele sürüp gittiği zaman Resûlullah (S.A.V.) öğleyi, ikindinin ilk vaktine kadar bırakır, müteakiben her iki namazı cem’ ederdi. Akşam namazını da kızıllık kaybolana kadar geciktirir, sonra yatsı namazı ile cem’ ederdi.

Bu Hadis’i Müslim (704) rivayet etmiştir.

 

Enes İbnu Mâlik (R.A.)’dan, şöyle dedi: Nebiyyu (S.A.V.) buyurdu ki: “Her kim ki namazı unutarak   veyahut   uyuyarak   kılmazsa,   hatırladığında veyahut uyandığında kılsın, bundan başka o namazın kefareti yoktur.

Bu Hadis’i Buhâri (597) ve Müslim (684) rivayet etmişlerdir.

 

İbnu Abbas (R.A.)’dan, şöyle dedi: Resûlullah (S.A.V.) Medine’de korku ve yağmur olmaksızın öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı birleştirerek kıldı.

(Ravilerden Veki’in hadisinde ise) Dedim ki: İbnu abbas’a: “Bunu niçin yaptı?” dedim. “Ümmetine zorluk vermemek için” dedi.

(Ebu Muaviye’nin hadisinde ise) İbnu Abbas’a: “Bunu ne maksatla yaptı?” diye soruldu. “Ümmetine güçlük vermemek istedi” dedi.

Bu Hadis’i Müslim (705) rivayet etmiştir.

 

Bu bab’daki Hadis’i Şeriflerin hülasası:

1- Seferde iken, öğle ile ikindinin, akşam ile yatsının birbirlerinin vaktinde takdimen ve te’hiren kılınabileceğine delâlet eder.

2- Hadar’da da bazı şer’i mazeretlere binaen bu namazların birbirlerinin vaktinde takdimen ve te’hiren kılınabileceğine delalet eder.

Tenbih: Hadar’da cem etme iyi bilinmelidir ki, Ümmet’e ağırlık olmaması için bir ruhsattır. Bu zorluğu herkesin kendisi ta’yin eder. Değilse şialar gibi devamlı cem etmeye ruhsat yoktur.

 

Bu bab’daki Hadis’i Şerif lerin hülasası:

1- Seferde, öğle ile ikindi namazını öğle vaktinde akşam ile yatsıyı da akşamın vaktinde kılına bileceğine delalet eder.

2- Seferde, öğle ile ikindiyi ikindinin vaktinde ve akşam ile yatsıyı, yatsının vaktinde kılınabileceğine delalet eder.

3- Unutarak veyahut uyuyarak kılanamayan namazın, hatırlanıldığında veya uyanıldığında kılınabileceğine delalet eder.

4- Hadar’da bazı meşakketli durumlarda öğle ile ikindinin, akşam ile yatsının birbirlerinin vakitlerinde takdimen veya te’hiren cem ederek kılınabileceğine delalet eder.

Yukarıdaki zikredilen şer’i mazeretlerin haricinde namazları vakitlerinin dışında kılınmaya ruhsat veren başka bir şer’i mazeret yoktur.

 

 

BAZI ŞÜBHELERİN İZALESİ BABI

 

Namazı terk edenin hakkındaki varid olan bu hükümlerin ağır geldiği bazı şübheciler, “BEYNAMAZLARIN” gayretli müdafileri olarak, bize bazı sorular tevcih ederek bunca nassın karşısında anlayamadıkları bazı Âyet ve Hadis’lerle, sanki Allah’ın dininde bir birine zıd hüküm isbat edercesine itirazda bulunmaktadırlar. Zira bunca zikredilen Âyet ve Hadis’ler “namaz’ı terk edenin, kâfir, müşrik, imansız ve dinsiz” olduğunu isbat ettikten sonra “hayır namazı terk eden müslümandır” demek ve birde bunu Kur’ân ve Hadis’le isbattan maada ifsad etmeye çalışmak, “Allah’ın dininde tezat olduğunu iddia etmektir”.

Ey Allah’ın kulu! Şunu iyi bilmelisin ki, “vahy-i ilâhi olan kitab ve sünnet’te” birbirine zıd hükümler yoktur. Böyle bir şeyi düşünmek dalalet, bilmeden söylemek ise cehaletin katmerlisidir. Binaen aleyh Subhanehu ve Teâlâ buyuruyor ki:

 

“Onlar, hâlâ Kur’an’ın Allah kelâmı olduğunu ve ma’nasının düşünmeyecekler mi? Eğer O (Kur’ân) Allah’dan başkası tarafından olsa idi, muhakkak ki içinde birbirini tutmayan bir çok sözler ve hükümler bulacaklardı.

Nisa Sûresi: 82

 

Başka bir Âyet’i Kerîme’de ise şöyle buyuruyor:

“Allah sana “Kur’ân’ı ve siinnet’i” indirdi: Evvelce bilmediklerini sana öğretti.”

Nisa Sûresi: 113

 

Binaen aleyh Resûlullah (S.A.V.) buyuruyor ki:

Ebu Hureyre (R.A.)’dan, (şöyle dedi:) Resûlullah (S.A.V.)’den, şöyle buyurdu: “Ben hak olandan başka bir şey söylemem.” Ashabından bazıları “Pekiyi yâ Resûlellah sen bazen bizimle şaka da yapıyorsun (ya’ni bunlarda mı hak) “Evet ben haktan başka bir şey söylemem” buyurdular.

Bu Hadis’i Ahmed (2/340) ve Tirmizi (2058) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.

Madem ki Allah Resulü (S.A.V.)’in her söylediği haktır, hak olan sözlerde de birbirine muhalif kaviller bulunmaz, zira ihtilaflı birbirine uymayan sözler batılın hakkıdır.

 

Subhanu ve Teâlâ buyuruyorki:

“Hak olandan sonra da dalaletten başka ne vardır :

Yunus Sûresi: 32

 

Ey Allah’ın kulu! Bu külli kaideyi iyi anladı isen sana anlatılan her mes’eleyi rahatlıkla anlayacağın muhakkaktır. Şimdi anlayamadığın her mes’eleyi sorabilirsin.

Soru: Deniliyor ki, sahih Hadis’te sabittir, “la ilahe illallah diyen herkes cennete girecektir” binaen aleyh namazı terk eden kâfir olamaz âsi günahkâr bir müslümandır, buna ne dersiniz? Bize cevab verin Allah da size ecir versin.

Cevab: Evet Allah Resulü (S.A.V.)’den öyle bir sahih Hadis ya’ni “Allah’tan başka ilah yoktur diyen herkes cennet’e girecektir” diye bir rivayet varid olmuştur. Yalnız istidlal mevzuu hatalıdır. Zira şimdiye kadar bu risalemizde namazı terk edenin hakkında nakl etmiş olduğumuz bütün rivayetlere muhalif bir istidlaldir.

Zira “namazı terk eden müşrik’tir, kâfir’dir, dini ve iman’ı yoktur” diyenle “la ilahe illallah” diyen herkes cennete girecek diyen aynı zattır, ya’ni Allah Resulü (S.A.V.)’dir. Yukarıda da izah ettiğimiz gibi Allah’ın dininde birbirine muhalif hükümlerin bulunması hakkaniyyetine zıddır. Böyle bir şey düşünülemez bile.

 

Fakat diyebilirsiniz ki evet dediğiniz gibi dinde birbirine muhalif hükümler yoktur ama bize anlatanlar böyle anlattığı için biz böyle anlıyoruz.

Biz de deriz ki, burada size anlatılmayan ve anlamakta istemediğiniz mühim bir mes’ele var.

Evet Allah Resulü (S.A.V.) buyuruyor ki:

Ubadet’ İbni es-Samit (R.A.)’dan, (şöyle dedi:) Resûlullah (S.A.V.)’den, şöyle buyurdu: “Her kim Allah’dan başka ilah ve Muhammed’in Resulü olduğuna şehadet ederse Allah ona cehennem’i haram kılmıştır.”

Başka bir rivayette ise şöyle varid olmuştur: “Her kim ki, Allah’tan başka ilah yoktur derse cennet’e girer” denilmiştir.

Evet La ilahe illallah diyen cennet’e girer fakat şunu iyi bilmek gerekir ki, bu sözün muktezası vardır,

Herkesin ma’lumudur ki, gereği yapılmayan her sözün insanlar indinde değeri yoktur. İnsanlar arasında böyle olunca biz nasıl olurda bizim yanımızda değer taşımayan şeylerin Allah indinde değerli olmasını taleb ederiz.

Allah’tan başka ilah yoktur diye ikrarda bulunan kişi, tevhid’in zıddı olan şirk ve küfürden avdet ettiğini ilan eder, amel ile bunu tasdiklemediği müddetçe geçersizdir. (Amelle tasdikten kendisine o kelimeden başka bir şey ulaşmamış kişiler müstesnadır.)

 

Bunu daha barız bir şekilde izah edebilmek için o şübheciye şöyle bir soru tevcih etsek ne der acaba.

Bir kişi düşünün ki “Allah’tan başka ilah yoktur” sözünü, ikrar ediyor, sadece Kur’ân’ın Âyet’lerinden bir tek Âyet’i inkâr ediyor, acaba bu kişinin hükmü nedir? Tabiîki şübheci efendi “kâfirdir” diyecektir. Pekiyi senin kaiden üzere bu kişi “Allah’tan başka ilah yoktur” diyor, ne dersin sen de “la ilahe illallah” diyen kişiyi tekfir ediyorsun. Böylelikle az önceki kaideden irtidad etmiş olmadın mı?

 

Bu sorunun karşısında ne diyeceğini şaşıran şübheci kendisini toparlayarak, evet ama Kur’ân’ın bir tek âyet’ini de olsa inkâr edenin kâfir olduğuna Kur’ân’dan ve Hadis’ten sarih nass vardır diye itirazda bulunmaya başladı.

Bizde dedik ki: Be Allah’ın kulu risalenin başından beri bizim zikrettiğimiz naslar nedir, bunlar sana namazı terk edenin kâfir, müşrik, dinsiz ve imansız olduğunu isbat etmiyor mu?

Evet ama “namazın farziyyetini inkâr etmiyor”.

Pekiyi sen bize namazın farziyyetini inkâr eden kâfir olur diye birtek nas bulabilir misin? Eğer böyle bir şey yapabilirsen bizde kavlimizden avdet ederiz.

Dikkatlice okuduysan farkına varmışındır ki zikretmiş olduğumuz bütün deliller, namazı terk edenin müşrik, kâfir, namazı olmayanın dinsiz ve imansız olduğuna delâlet ediyor. Bir tanesi bile farziyyetini inkâr ederek terk eden kâfir olur demiyor. Hem ayet’te demiyor mu ki?

 

Kendilerine Kur’ân (ya’ni  “namaz kılın” emri) okunduğu zaman, secde etmezler. (Ya’ni “namaz kılmazlar”. Daha doğrusu, o “kâfir olanlar” bu (halleri ile ya’ni namaz kılmayışları ile, Allah’ın azabından korkmayarak âhireti) tekzib ederler.”

“Onlara “namaz kılın” denildiği zaman, “itaat edip namaz kılmazlar”. (Namaz kılmayarak Allah’ın hükümlerini) yalanlayanların o gün vay haline.”

“Bizim Âyet’lerimize öyle kimseler iman ederler ki, Âyet’lerimizle kendilerine öğüt verildiği zaman, secdelere kapanırlar ve rab’lerine hamd ile teşbih ederler de kibirlenmezler”.

Secde Sûresi: 15

Sonra, bu peygamberlerle, salih kimselerin arkalarından (kötü) bir nesil geldi ki, “namazı terk ettiler”, şehvetlerine uydular; bunlar da Cehennem’deki “gayya” vadisini boylayacaklar.

Ancak “tevbe edip iman eden ve salih amel” işleyenler müstesna.”

Meryem Sûresi: 59

 

Ey Allah’ın kulu görüyorsun ki, yukarıda zikredilen taifeler “namazı kılmayarak” bu hareketleriyle Allah’ın Âyet’lerini yalanlamış oluyorlar, senin dediğin gibi namazın farziyyetini inkâr ederek değil.

Bu Âyet’lerin karşısında sükût eden, şübheci başka bir itiraz getirmek istercesine biraz düşündükten sonra şöyle dedi.

 

Pekiyi kabul edelim ki “namazı terk eden müşrik ve kâfirdir” bize deniliyor ki, şirk ve küfür iki kısımdır,

1-İslâm’dan çıkaran şirk ve küfür.

2- islâm’dan çıkarmayan şirk ve küfür.

Acaba namazı terk eden kişi bunların hangisinde vuku’ bulmuştur ki, siz hemen namazı terk edene müşrik ve kâfir diyorsunuz. Cevap: Biz ümid ederiz ki, namazı terk eden İslâm’dan çıkarmayan şirk ve küfürde vuku’ bulmuştur. Hem biz milyonlarca müslümana müşrik veya kâfir diyemeyiz.

Ey Allah’ın kulu iyi dinle, senin bu müşkilatın geçen mes’elen kadar mühim değil fakat tahrif yönünden çok şerli bir mes’eledir.

Evet söylemiş olduğun gibi şirk ve küfür iki kısımdır. Birincisi İslâm’dan çıkaran kısım, ikincisi ise İslâm’dan çıkarmayan kısmıdır. Biz sana önce şirki anlatalım, sonra

da küfrü anlatırız.

 

Şirkin kısımları şunlardır:

1- Sahibini ebedi cehennemde koyan kişrk.

2- Küçük şirk denilen gizli şirk ya’ni riya.

 

Biz  sana  önce  küçük  şirk  ya’ni  sahibini  ebedi cehenneme sokmayan “riya”dan bahsedelim, sonra sen kendin büyük şirkin ne olduğunu anlarsın bi iznillah.

Ahmed İbnu Hanbel Müsnedin’de Resûlullah (S.A.V.)’den şöyle bir Hadis rivayet etmektedir.

Mahmud İbnu Lebid (R.A.)’dan, (şöyle dedi:)

Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: “Sizin için en çok

korktuğum şey küçük şirktir”.  Sahabeler dediler ki:

“küçük     şirk     nedir     yâ     resûlellah?”     Allah Resulü (S.A.V.)’de cevaben “küçük şirk riyadır” buyurdu.

Bu Hadis’i Ahmed îbnu Hanbel (5/428) sahih bir senedle rivayet etmiştir.

 

Ve başka bir Hadis’i Şerif de de Resûlullah (S.A.V.) namazla alakalı küçük şirkin ne olduğunu şöyle beyan ediyor.

 

Ebu Said el-Hudri (R.A.)’dan, şöyle dedi: Bir gün bizler kendi aramızda “mesihu’d-deccal”dan konuşurken Allah Resulü (S.A.V.) çıka geldi. (Bize hitaben) şöyle   buyurdular: “Benim yanımda sizin için “mesihu’d-deccal”dan daha korkulu bir şeyi size haber vereyim mi?” Bizde “Evet yâ Resûlellah haber verin” dedik. (O) “gizli şirk”tir buyurdular. Kişi namaz kılmaya kalkar da birisinin kendisine baktığını anlayınca namazını güzelleştirir” dedi.

Bu Hadis’i İbnu Mace (4204) ve Beyhaki hasen bir senedle rivayet etmişlerdir.

 

Yukarıdaki zikredilen Hadis’i Şerifler “İslâm’dan çıkarmayan” şirkin ne olduğunu itiraz bırakmayacak bir şekilde izah etmektedir. Ya’ni küçük şirkin “Riya” olduğunu anladıktan sonra namazı terk etmenin “büyük şirk” olduğunu anlamışsındır artık.

 

Küfrün kısımlarına gelince onlar da şöyledir:

1-Küfrü Billah

2- Küfrü’n-Ni’me.

Biz sana burada da İslâm’dan çıkarmayan küfrü anlatalım ki, siz kendiniz İslâm’dan çıkaran küfrü anlayın.

Resûlullah (S.A.V.)’den şöyle bir Hadis rivayet olunmaktadır.

Cabir îbnu Abdullah (R.A.)’dan, şöyle dedi:

Bir bayram günü Resûlullah (S.A.V.) ile birlikte namazda hazır bulundum, insanlara, Allah’a karşı takva üzere bulunmalarını emir, Allah’u Teâlâ’ya itaata teşvik ederek va’z ve tezkir’de bulundu. Sonra yürüdü. Kadınların bulunduğu tarafa gelince onlara da va’z ve tezkirde bulundu. Onlara. “Sadaka verin. Zira siz kadınların çoğu cehennem kütüğüdür” buyurdu. Kadınların en hayırlılarından ve yanakları kırmızımtırak olan biri ayağa kalkıp: “Yâ Resûlallah! Niçin?” diye sordu. Resûlullah: Çünkü siz halinizden çokça şikâyet eder, ni’met’e karşı küfür (ya’ni nankörlük) edersiniz” cevabını verdi.

Bu Hadis’i Müslim (885) rivayet etmiştir.

Böylelikle de İslâm’dan çıkarmayan küfrün ne olduğunu öğrenmiş oldun. Aslında, şirkin izahından sonra böyle bir izaha lüzum yoktu, ama yine de faidesi olur inşa’ Allah.

Şübhecilerin getirmiş oldukları başka bir itiraz da şudur.

 

Resûlullah (S.A.V.) rivayet olunuyor ki: Ubadet’ İbnu es-Samit (R.A.)’dan, şöyle dedi:

“Günde beş vakit namazı Allah (müslümanlara) farz kıldı. Kim abdestlerini güzel alarak, rukularına, huşularma riayet ederek, onları vaktinde kılarsa, o kimse Allah’u Teâlâ’dan hatasını af edeceğine ahd ya’ni söz almış olur. Kim böyle yapmazsa Allah’u Teâlâ onu ahd ya’ni söz vermiş olmaz, dilerse o kimseyi bağışlar, dilerse azab eder.

Bu Hadis’i Ebu Davud (421) Ahmed ve Nesei (462) rivayet etmişlerdir.

 

Bu zikredilen rivayette, namazı terk edeni Allah isterse af eder, isterse azab eder diye bir lafız yoktur. Zira namazı vakitleri içerisinde rukunları ve huşuları ile muhafaza etmemek başka, namazı terk etmek başkadır. Zira namazdaki itmi’nanın zayi olmasıyla kişinin İslâm milletinden gayrı bir millette öleceğine dair rivayetler bir hayli kabarıktır. Hem de bizzat Ubadet’ İbnu es-Samit (R.A.)’nun kendisinden namazı terk edenin İslâm milletinden çıktığına dair rivayet vardır ki, geçen bablarda zikrettik, burada zikrine lüzum olmasa gerek.

 

İbnu Hazm (R.H.) meşhur “muhalla”nın eserinde şöyle diyor. Bu mevzuda ya’ni namazın terki hususunda bize, Ömer İbnu’l-Hattab, Muaz İbnu Cebel, Abdurrahman İbnu Avf Ebu Hureyre ve daha sair sahabelerden (R.A.)’den namazın farz olduğunu bilerek terk edenin “kâfir ve mürted” olduğuna dair bir çok rivayetler ulaşmıştır. Sahabelerin bu icma’ına muhalif hiç bir şey duyulmamıştır.

Mezheb imamlarından, Hadis ehlinin imamı kabul edilen Ahmed İbnu Hanbel’de namazı terk eden için şöyle diyor. “Namazı terk eden kâfirdir, mürted”dir, tevbe etmesi istenir. Eğer tevbe etmezse böylece öldürülür, ne yıkanır ne namazı kılınır ve ne de müslüman kabristanlığına gömülür.

İbnu Teymiye (R.H.)’de “vasiyyet’ul-kübra”da şöyle naklediyor.

Buluğ çağına ermiş birisi farz namazlarından birisini terk eder veya farziyyetinde ittifak edilen erkanlarından birisini terk ederse, tevbe ettirilir eğer tevbe etmezse öldürülür.

Âlimlerden bazıları ise şöyle demişlerdir, namazı terk eden kâfir’dir mürted’dir, ne namaz) kılınır ve ne de gömülür.

Vasiyyetu’l-Kübra (320)

Velhamdülülahi rabbi-1-âlemin

 

“Rabbim! Beni, gerçeği üzere namaza devam eder kıl; zürriyetimden de böyle kimseler yarat… Ey Rabbimiz, duamı kabul et.”

İbrahim 40