KİTAP VE SÜNNETTEN DUALAR

Genel

Cihan Elmas

KİTAP VE SÜNNETTEN DUALAR

  1. DUANIN KISIMLARI
  2. FAYDALARI
  3. DUANIN İCABETİNE MANİ OLAN HUSUSLAR
  4. DUANIN ADABI VE İCABET EDİLME VESİLELERİ
  5. DUANIN İCABET EDİLECEĞİ BAZI VAKİTLER, HALLER VE MEKÂNLAR
  6. KUR’AN’I KERİM’DEN DUALAR
  7. SÜNNETİ SENİYYEDEN DUALAR

ŞEYH MUHAMMED HUMUD EN-NECDİ

Ve

ŞEYH USMAN HUMEYYİS HAFİZAHULLAH

TERCEME ve HAŞİYE

EBU YASİR CİHAN ELMAS

22.01.2020

MÜTERCİMİN MUKADDİMESİ

İki müellif tarafından kaleme alınan “Kitap ve Sünnetten Dualar” isimli hacmi küçük, muhteviyatı büyük olan bu risale, okuyucusuna başlıklar halinde bilgiler sunmaktaydı. Yaklaşık yedi sayfadan oluşan bu risalede müellifler sadece başlıkları sıralamış, başlıklara konu olan hadisleri çoğu zaman zikretmemiş, zikrettiği hadislerin ise tahrici hakkında sadece eser adı zikretmişlerdir. Ben risalede mezkûr babların hadislerini zikrettim ve en kolay bulunacak kaynak eserleri tahric ettim. Şayet hadisler Buhari ve Muslim’de değilse Şeyh Elbani (rhm)’nin hadisler hakkındaki hükümlerini zikrettim. Risale içerisinde nakledilen birkaç rivayetin senedi şiddetli zayıf olduğu için onları eserde terceme etmedim. Bunu yaparken ki muradım okuyucuya içerisinde zayıf rivayet olmayan bir eser takdim etmekti.

 Bununla beraber yaşadığımız toplumun dua ibadeti hakkında sahip olduğu bir takım itikadi sorunlara dikkat çekerek bu sorunları izale edecek delilleri haşiye olarak zikrettim.

        Rabbimden niyazım bu çalışmayı eserin müellifleri ve kendi nefsim için sadaka-i cariye olarak kabul etmesidir. Doğrular Allah’tan, hatalar şeytandan ve nefsimizdendir.

BİRİNCİ BÖLÜM

DUANIN KISIMLARI

Dua İbadettir

İnsan mükâfat ve ecir taleb ederek Rabbine dua eder. Dua namaz gibi, oruç gibi bir ibadettir[1] ve Allah’tan gayrına sarf edilmesi caiz değildir.[2]

  • Dua Hakkında İki Mesele

Kul, ihtiyacının giderilmesini kendisi dışında birisinden taleb eder. Bu ise iki kısımdır.

  1. Allah’tan Başka Hiç kimsenin Güç Yetiremediği Durumlar

Bu kısımda istenilen şeylerin Allah’tan gayrından taleb edilmesi caiz değildir. Cennete girmek veya çocuk istemek gibi…[3]

  • İkinci kısım ise; bir insandan istenilecek şeylerdir ve bu caizdir. “Ey falan bana yemek yedir” demek gibi.

DUA ETMENİN FAYDALARI

ALLAH TEBAREKE VE TEÂLA DUAYA İCABET EDER

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ

“Rabbiniz dedi ki: Bana dua edin, duanıza icabet edeyim”[4]

DUA, ALLAH AZZA VE CELLE’NİN GAZABINI DEF EDER

Rabbimiz ayeti kerimede;

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَت۪ي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِر۪ينَ۟

“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.”[5]

Rasulullah (s.a.v) ise:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّهُ مَنْ لَمْ يَسْأَلِ اللَّهَ يَغْضَبْ عَلَيْهِ

Ebu Hureyre (r.a) dedi ki: “Rasulullah (s.a.v) dedi ki: “Her kim Allah’a dua etmezse Allah ona gazablanır[6]

DUANIN İCABETİNE MANİ OLAN HUSUSLAR

KÖTÜLÜĞÜ TEMENNİ ETMEK VEYA AKRABA BAĞLARINI KESMEYİ TEMENNİ ETMEK

وعن أبي سعيد الخدري أن النبي صلى الله عليه وسلم قال : ” ما من مسلم يدعو بدعوة ليس فيها إثم ولا قطيعة رحم إلا أعطاه الله بها إحدى ثلاث : إما أن يعجل له دعوته وإما أن يدخرها له في الآخرة وإما أن يصرف عنه من السوء مثلها ” قالوا : إذن نكثر قال : ” الله أكثر

Ebu Said el-Hudri (r.a) dedi ki: Nebi (s.a.v) şöyle buyurdu : “Bir Müslüman dua ettiğinde kötülüğü veya akraba bağlarını kesmeyi taleb etmediği müddetçe, Allah ona istediğini şu üç şekilden biriyle verir. Ettiği duayı aynı şekilde kabul etmesi, onun ecrini ahiret gününe saklaması veya ondan kötülüğü gidermesidir.” Dediler ki: O zaman çoğaltalım (mı?)” Rasûlullah (s.a.v) buyurdu ki: “Çoğaltın”[7]

HARAM YEMEK

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ” أَيُّهَا النَّاسُ، إِنَّ اللهَ طَيِّبٌ لَا يَقْبَلُ إِلَّا طَيِّبًا، وَإِنَّ اللهَ أَمَرَ الْمُؤْمِنِينَ بِمَا أَمَرَ بِهِ الْمُرْسَلِينَ، فَقَالَ: {يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا، إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ} [المؤمنون: 51] وَقَالَ: {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ} [البقرة: 172] ثُمَّ ذَكَرَ الرَّجُلَ يُطِيلُ السَّفَرَ أَشْعَثَ أَغْبَرَ، يَمُدُّ يَدَيْهِ إِلَى السَّمَاءِ، يَا رَبِّ، يَا رَبِّ، وَمَطْعَمُهُ حَرَامٌ، وَمَشْرَبُهُ حَرَامٌ، وَمَلْبَسُهُ حَرَامٌ، وَغُذِيَ بِالْحَرَامِ، فَأَنَّى يُسْتَجَابُ لِذَلِكَ؟ “

 

Ebu Hureyre (r.a) şöyle demiş: Resûlullah (s.a.v):

«Ey İnsanlar! Şüphesiz ki Allah, temizdir, temiz olandan başka bir şeyi kabul etmez. Allah, mü’minlere de Resullere emrettiği şeyleri emrederek: “Ey Resuller! Helâl olan şeylerden yiyin ve sâlih amellerde bulunun. Çünkü Ben sizin yaptıklarını pekâlâ bilirim”[8](Başka bir ayette): (Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz (helal) olanlarından yiyin)[9] buyurmuştur. Sonra şunları söyledi: Bir kimse uzun bir sefere çıkar, saç­ları dağılmış, toza toprağa bulanmış bir hâlde ellerini semaya uzatarak: Yâ Rabbî, yâ Rabbî! diye duâ eder. Hâlbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram. Kendisi haramla beslenmiş olursa böylesinin duasına nasıl icabet edilir?”[10]

HARAM OLAN DUA

Kişinin anne baba hukukunu ve akraba bağlarını kesmeyi taleb etmesi[11] veya Müslümanlara zulmetmek[12] gibi talebleri barındıran dualardır.

DUANIN KABULÜ İÇİN ACELECİ OLMAK

Nebi (s.a.v) şöyle buyurdu:

أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ” يُسْتَجَابُ لِأَحَدِكُمْ مَا لَمْ يَعْجَلْ، فَيَقُولُ: قَدْ دَعَوْتُ رَبِّي فَلَمْ يَسْتَجِبْ

Ebu Hureyre (r.a) dedi ki: Allah Rasul’ü (s.a.v) dedi ki: Sizden biri  ‘Dua ettim de Rabbim duama icabet etmedi’ demediği müddetçe Allah duanızı kabul eder.”[13]

ALLAH GAFLETTE OLAN KALP İLE YAPILAN DUAYI KABUL ETMEZ

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «ادْعُوا اللَّهَ وَأَنْتُمْ مُوقِنُونَ بِالإِجَابَةِ، وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ لَا يَسْتَجِيبُ دُعَاءً مِنْ قَلْبٍ غَافِلٍ لَاهٍ

Ebu Hureyre’den, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: Allah’a kabul edileceğini gerçekten inanarak duâ ediniz. İyi bilin ki Allah, gafil ve umursamaz bir kalp ile yapılan duaya icabet etmez.”[14]

İKİNCİ BÖLÜM

DUANIN ADABI VE İCABET EDİLME  VESİLELERİ

ALLAH İÇİN İHLASLI OLMAK

فَادْعُوا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

“Kâfirler istemese de, dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarın.”[15]

  • Fakir ve zelil olduğumuzu izhar ederek Allah’a hacetimizi bildirmek gerekir. O zaman durum ne olursa olsun Allah seni mal ile, evlad ile, saygınlık ile, insanların sevgisi ve bundan başka şeylerle rızıklandıracaktır. Ve sen izzet sahibi Tebareke ve Teâlâ’ya karşı fakirsin.
  • Duaya Allah’a hamd ederek, O’nu sena ederek ve Nebi (s.a.v)’ye salat ederek başlar ve aynı şekilde bitirirsin.[16]
  • Duada aceleci olmazsın.[17]
  • İcabet edilen vakitleri aramalısın[18]

ÜÇÜNÜ BÖLÜM

DUALARIN İCABET EDİLDİĞİ BAZI VAKİTLER  HALLER VE MEKÂNLAR

Kul nerede olursa olsun Rabbine dua eder.

وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌۜ اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ فَلْيَسْتَج۪يبُوا ل۪ي وَلْيُؤْمِنُوا ب۪ي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

“Kullarım sana Beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin duasına icabet ederim. Şu halde benim davetime gelsinler ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulalar.[19]

          Bu vakitler, haller ve mekânlar duanın icabetine ihtimamını ziyadeleştiren durumlardır.

NAMAZDA TEŞEHHÜDDEN SONRA –SELAMDAN ÖNCE- DUA ETMEK

ثُمَّ يَتَخَيَّرُ مِنَ الدُّعَاءِ أَعْجَبَهُ إِلَيْهِ، فَيَدْعُو

“…sonra kendisinin beğendiği dualardan etsin”[20]

SEHER VAKTİ YAPILAN DUA

وَبِالْاَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

“Ve onlar seher vaktinde istiğfar dilerler.”[21]

SECDELERDE DUA ETMEK

Nebi  (s.a.v) :

وَأَمَّا السُّجُودُ فَاجْتَهِدُوا فِي الدُّعَاءِ، فَقَمِنٌ أَنْ يُسْتَجَابَ لَكُمْ

Rasulullah(s.a.v)“ buyurdu ki: “…Secde anında ise duâ etmeye ça­lışın! Zira secde halinde duanızın müstecâbtır.”[22]

EZAN İLE KAMET ARASINDA DUA ETMEK

وعن أنس قال : قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : ” لا يرد الدعاء بين الأذان والإقامة

Enes (r.a)’den, Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki: “Ezan ile kamet arasında yapılan dua reddedilmez.”[23]

AREFE GÜNÜ YAPILAN DUA

وعن عمرو بن شعيب عن أبيه عن جده أن النبي صلى الله عليه وسلم قال : ” خير الدعاء دعاء يوم عرفة

Amr İbn Şuayb babasından o da ceddinden dedi ki: Nebi (s.a.v) dedi ki: “Duanın en hayırlısı Arefe günü yapılan duadır…”[24]

YAĞMUR YAĞDIĞI ESNADA ve EZAN OKUNURKEN YAPILAN DUA

حديث سهل بن سعد مرفوعاً : أن النبي صلى الله عليه وسلم قال : ( ثنتان ما تردان : الدعاء عند النداء ، وتحت المطر

Sehl İbn Sa’d’dan merfu olarak, Nebi (s.a.v) dedi ki: “İki dua vardır ki reddedilmez. Ezan anında yapılan dua ve yağmur yağarken yapılan dua”[25]

ORUÇLU OLAN KİŞİNİN DUASI

ثلاث دعوت لا ترد : دعوة الوالد و دعوة الصائم و دعوة المسافر

“Üç kişinin duası reddedilmez. Anne ve baba duası, oruçlunun duası ve yolcunun duası”[26]

CUMA GÜNÜ YAPILAN DUA

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ: أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَكَرَ يَوْمَ الجُمُعَةِ، فَقَالَ: فِيهِ سَاعَةٌ، لاَ يُوَافِقُهَا عَبْدٌ مُسْلِمٌ، وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي، يَسْأَلُ اللَّهَ تَعَالَى شَيْئًا، إِلَّا أَعْطَاهُ إِيَّاهُ

Ebu Hureyre (r.a) dedi ki: “Rasulullah (s.a.v)  cuma gününü anlattı ve şöyle buyurdu: Onda öyle bir saat var ki Müslüman bir kul o saate denk getirerek namaz kılıp, Allah’u Teala’dan bir şey isterse, Allah ona isteğini mutlaka verir. ”[27]

KADİR GECESİ

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: مَنْ قَامَ لَيْلَةَ القَدْرِ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا، غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ، وَمَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ

Ebu Hureyre (r.a) dedi ki: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Her kim sevabına inanarak Kadir gecesini ikame ederse[28] geçmiş günahları affedilir. Her kim de ramazan ayını sevabına inanarak geçirirse geçmiş günahları mağfiret edilir.”[29]

KIT’AL ANINDA YAPILAN DUA

عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «ثِنْتَانِ لَا تُرَدَّانِ، أَوْ قَلَّمَا تُرَدَّانِ الدُّعَاءُ عِنْدَ النِّدَاءِ، وَعِنْدَ الْبَأْسِ حِينَ يُلْحِمُ بَعْضُهُمْ بَعْضًا

Sel ibn Sa’d dedi ki: Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki: “İki dua reddedilmez veyahut nadiren kabul edilmez. Ezan anında yapılan dua ve savaş anında insanların birbirlerini öldürmeye başlayınca yapılan dua”[30]

ANNE BABANIN EVLADI İÇİN YAPTIĞI DUA- MAZLUMUN ve YOLCUNUN DUASI

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: ” ثَلَاثُ دَعَوَاتٍ مُسْتَجَابَاتٌ لَا شَكَّ فِيهِنَّ: دَعْوَةُ الْوَالِدِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ، وَدَعْوَةُ الْمَظْلُومِ

Ebu Hureyre (r.a) dedi ki: “Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Üç kişi vardır ki onların duasına icabet edileceğinden şüphe edilmez. Anne babanın evladına duası, yolcunun duası, mazlumun duası”[31] [32]

KURAN’I KERİMDEN DUALAR

FATİHA SURESİ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ{1} الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ {2} الرَّحْمـنِ الرَّحِيمِ {3} مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ {4} إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ {5} اهدِنَــــا الصِّرَاطَ المُستَقِيمَ {6} صِرَاطَ الَّذِينَ أَنعَمتَ عَلَيهِمْ غَيرِ المَغضُوبِ عَلَيهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ {7}

1. Rahmân (ve) rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
2. Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
3. O, rahmândır ve rahîmdir.
4. Ceza gününün mâlikidir.
5. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız. (Yalnız senden yardım dileyerek sana ibadet ederiz)
6. Bize doğru yolu göster.
7. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil![33]

BAKARA SURESİ, 201.AYET;

وِمِنْهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

“Onlardan, “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru” diyenler de vardır.”

AL-İ İMRAN SURESİ,  8.AYET;

رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ

“Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi kaydırma, bize tarafından bir rahmet bağışla. Hiç kuşku yok, lütfu en bol olan yalnız sensin.”

AL-İ İMRAN SURESİ, 16.AYET;

اَلَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اِنَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِۚ

“Ey Rabbimiz! Biz gerçekten iman ettik, günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru.”

AL-İ İMRAN SURESİ, 53.AYET;

اَلَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اِنَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِۚ اَلصَّابِر۪ينَ وَالصَّادِق۪ينَ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْمُنْفِق۪ينَ وَالْمُسْتَغْفِر۪ينَ بِالْاَسْحَارِ

“Onlar ki, “Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bize bağışla ve bizi ateşin azabından koru” diyen, sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.”

AL-İ İMRAN SURESİ, 147.AYET;

وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا ف۪ٓي اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ

Onların sözü şöyle demekten ibaretti: “Rabbimiz! Günahlarımızdan ve işimizdeki aşırılıklardan ötürü bizi bağışla, sebatımızı arttır, kâfir topluluğa karşı bize yardım et!”

TEVBE SURESİ, 129.AYET

فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, yüce Arş’ın sahibidir.”

YUSUF SURESİ, 101.AYET;

رَبِّ قَدْ اٰتَيْتَن۪ي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَن۪ي مِنْ تَأْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِۚ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَنْتَ وَلِيّ۪ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۚ تَوَفَّن۪ي مُسْلِماً وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَ

“Ey rabbim! Bana iktidar verdin ve bana sözlerin yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da âhirette de beni yönetip himaye eden sensin. Müslüman olarak canımı al ve beni iyi kulların arasına kat!”

İBRAHİM SURESİ, 40.AYET;

رَبِّ ٱجْعَلْنِى مُقِيمَ ٱلصَّلَوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّتِى ۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَآءِ

“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.”

İBRAHİM SURESİ, 41.AYET;

رَبَّنَا ٱغْفِرْ لِى وَلِوَٰلِدَىَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ ٱلْحِسَابُ

“Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana babamı ve inananları bağışla”

FURKAN SURESİ, 74.AYET;

وَالَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّـنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّق۪ينَ اِمَاماً

Onlar, “Ey rabbimiz!” derler, “Bize mutluluk getirecek eşler ve çocuklar bahşet; bizi günahtan muttakilere öncü yap!”[34]

SÜNNETİ SENİYYE’DEN DUALAR

1-

عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ هَذَا مَا سَأَلَ مُحَمَّدٌ رَبَّهُ: «اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ خَيْرَ الْمَسْأَلَةِ، وَخَيْرَ الدُّعَاءِ، وَخَيْرَ النَّجَاحِ، وَخَيْرَ الْعَمَلِ، وَخَيْرَ الثَّوَابِ، وَخَيْرَ الْحَيَاةِ، وَخَيْرَ الْمَمَاتِ، وَثَبَّتَنِي وَثَقِّلْ مَوَازِينِي، وَحَقِّقْ إِيمَانِي، وَارْفَعْ دَرَجَاتِي، وَتَقَبَّلْ صَلَاتِي، وَاغْفِرْ خَطِيئَتِي، وَأَسْأَلُكَ الدَّرَجَاتِ الْعُلَى مِنَ الْجَنَّةِ[35]

Ummu Seleme (rh) Rasulullah (sav)’dan rivayet ederek Muhammed (sas)’in rabbine yaptığı dua “Allah’ım ben senden dileğin hayırlısını, duanın hayırlısını, başarının hayırlısını, amelin hayırlısını, sevabın hayırlısını, hayatın ve ölümün hayırlısını dilerim. Bana sebat ver, terazilerimi ağırlaştır. İmanımı tahkik et, derecelerimi yükselt, namazımı kabul et, hatalarımı bağışla ve senden cennetin en yüksek derecelerini isterim.”

2-

عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ: كُنَّا لَا نَدْرِي مَا نَقُولُ إِذَا جَلَسْنَا فِي الصَّلَاةِ، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَدْ عَلِمَ جَوَامِعَ الْكَلِمِ، وَخَوَاتِمَهُ، قَالَ: فَذَكَرَ التَّشَهُّدَ وَقَالَ: كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُعَلِّمُنَا كَلِمَاتٍ، كَمَا يُعَلِّمُنَا التَّشَهُّدَ: «اللَّهُمَّ أَلَّفْ بَيْنَ قُلُوبِنَا، وَأَصْلِحْ ذَاتَ بَيْنِنَا، وَاهْدِنَا سُبُلَ السَّلَامِ، وَنَجِّنَا مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ، وَجَنِّبْنَا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا، وَمَا بَطَنَ، وَبَارِكْ لَنَا فِي أَسْمَاعِنَا، وَأَبْصَارِنَا، وَقُلُوبِنَا، وَأَزْوَاجِنَا، وَذُرِّيَّاتِنَا، وَتُبْ عَلَيْنَا إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ، وَاجْعَلْنَا شَاكِرِينَ لِنِعَمِكَ، مُثْنِينَ بِهَا عَلَيْكَ، قَابِلِينَ لَهَا وَأَتِمَّهَا عَلَيْنَا .[36]

Ebu Vail’den o da Abdullah (ra) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir. Biz namazda oturduğumuzda ne diyeceğimizi bilmiyorduk. Sonra Rasulullah (sav) muhakkak ki cevamiul kelimi  öğrendi. Abdullah’tan şöyle dedi: Rasulullah (sav) bize teşehhüdü öğrettiği gibi (bazı kelimeler) öğretiyordu. Bu öğrettikleri şunlardır; Allah’ım kalplerimizin arasını birleştir. Arası açık olanları barıştır. Bizi doğru yoluna ulaştır. Bizleri küfrün karanlıklarından islamın aydınlığına çıkar. Günahların görüneni ve görünmeyeninden bizleri uzak tut. Bizim kulaklarımızda, gözlerimizde, kalplerimizde, eşlerimiz ve çocuklarımız konusunda bol bol hayır ver. Tevbelerimizi kabul et. Çünkü Sen tevbeleri çokça kabul eden ve merhametli olansın. Bizi nimetlerine şükredenlerden ve seni methedenlerden eyle. Kulluğumuzu bizden kabul edip nimetlerini bize tamamla.”

3-

حَدَّثَنَا يَزِيدُ، أَخْبَرَنَا فُضَيْلُ بْنُ مَرْزُوقٍ، حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ الْجُهَنِيُّ، عَنْ الْقَاسِمِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللهِ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ” مَا قَالَ عَبْدٌ قَطُّ إِذَا أَصَابَهُ هَمٌّ وَحَزَنٌ: اللهُمَّ إِنِّي عَبْدُكَ، وَابْنُ عَبْدِكَ، ابْنُ أَمَتِكَ، نَاصِيَتِي بِيَدِكَ، مَاضٍ فِيَّ حُكْمُكَ، عَدْلٌ فِيَّ قَضَاؤُكَ ، أَسْأَلُكَ بِكُلِّ اسْمٍ هُوَ لَكَ، سَمَّيْتَ بِهِ نَفْسَكَ، أَوْ أَنْزَلْتَهُ فِي كِتَابِكَ، أَوْ عَلَّمْتَهُ أَحَدًا مِنْ خَلْقِكَ، أَوِ اسْتَأْثَرْتَ بِهِ فِي عِلْمِ الْغَيْبِ عِنْدَكَ، أَنْ تَجْعَلَ الْقُرْآنَ رَبِيعَ قَلْبِي، وَنُورَ صَدْرِي، وَجِلَاءَ حُزْنِي، وَذَهَابَ هَمِّي، إِلَّا أَذْهَبَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ هَمَّهُ، وَأَبْدَلَهُ مَكَانَ حُزْنِهِ فَرَحًا “، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ يَنْبَغِي لَنَا أَنْ نَتَعَلَّمَ هَؤُلَاءِ الْكَلِمَاتِ ؟ قَالَ: ” أَجَلْ، يَنْبَغِي لِمَنْ سَمِعَهُنَّ أَنْ يَتَعَلَّمَهُنَّ “[37]

İbn Mesud (ra) dedi ki: Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Bir kul dert veya üzüntüye maruz kalıp da “Allah’ım! Ben senin kulunum. Kadın kulunun oğlunun da oğluyum! Tasarrufum elindedir. Hükmüne razı olur, takdir ettiğine de boyun eğerim. Kendi kendine verdiğin veya kitabında belirttiğin veya kullarından herhangi birine öğrettiğin veya gayb aleminde kendin için tercih ettiğin isimlerle; kuranı kalbimin baharı, kalbimin nuru, üzüntümün silicisi ve derdimin gidericisi kıl” derse, yüce Allah onun derdini giderir ve üzüntüsünü sevince dönüştürür.” Ashab ya Rasulullah bu kelimeleri öğrenmemiz gerekiyor mu? diye sordu  Rasulullah “evet bunları işitenin öğrenmesi gerekiyor.” Dedi.

4-

اللَّهُمَّ حَبِّبْ إلَينَا الإيمَانَ، وَزَيِّنْهُ فِي قُلُوبِنَا، وَكَرِّهْ إلَينَا الكُفْرَ وَالفُسُوقَ وَالعِصْيَانَ، وَاجْعَلْنَا مِنَ الرَّاشِدِينَ

“Allah’ım imanı bize sevdir ve onu kalplerimizin ziyneti kıl. Küfrü, fıskı ve isyanı bize kerih göster. Bizleri akıl sahibi kimselerden kıl.”[38]

5-

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، يَقُولُ: «اللهُمَّ أَصْلِحْ لِي دِينِي الَّذِي هُوَ عِصْمَةُ أَمْرِي، وَأَصْلِحْ لِي دُنْيَايَ الَّتِي فِيهَا مَعَاشِي، وَأَصْلِحْ لِي آخِرَتِي الَّتِي فِيهَا مَعَادِي، وَاجْعَلِ الْحَيَاةَ زِيَادَةً لِي فِي كُلِّ خَيْرٍ، وَاجْعَلِ الْمَوْتَ رَاحَةً لِي مِنْ كُلِّ شَرٍّ

Ebu Hureyre (r.a) Rasulullah (s.a.v)’ın şöyle dediğini söyledi “Allah’ım! Bana işimin ismeti olan dinimi ıslah et. Merciim içinde olan ahiretimi de ıslah et. Benim için hayatı her hayır hususunda ziyade kıl ve bana ölümü her serden rahat kıl!»  derdi.[39]

6-

عن عائشة أن رسول الله صلى الله عليه و سلم علمها أن تقول : ( اللهم إني أسألك من الخير كله عاجله وآجله ما علمت منه وما لم أعلم وأعوذ بك من الشر كله عاجله وآجله ما علمت منه وما لم أعلم اللهم إني أسألك من الخير ما سألك عبدك ونبيك وأعوذ بك من الشر ما عاذ به عبدك ونبيك وأسألك الجنة وما قرب إليها من قول وعمل وأعوذ بك من النار وما قرب إليها من قول وعمل وأسالك أن تجعل كل قضاء قضيته لي خيرا

Aişe (rh) dedi ki: Rasulullah (sav) bana şöyle dua etmeyi öğretti. “Allah’ım yakın ve uzak, bildiğim ve bilmediğim hayırların tümünden istiyorum. Yakın ve uzak, bildiğim ve bilmediğim kötülüklerden sana sığınıyorum. Allah’ım kulun ve Rasulü’nün sana sığındığı kötülüklerden ben de sana sığınırım. Yine senden cenneti ve ona götürecek sözleri ve amelleri istiyorum. Ateşten ve ateşe götürecek sözlerden ve amellerden sana sığınırım. Bana takdir ettiğin her şeyi hakkımda hayırlı kılmanı istiyorum”[40]

7-

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «اللَّهُمَّ انْفَعْنِي بِمَا عَلَّمْتَنِي، وَعَلِّمْنِي مَا يَنْفَعُنِي، وَزِدْنِي عِلْمًا

Ebu Hureyre (r.a)’dan şöyle dediği rivayet edil­miştir :

Resulullah (s.a.v)  şöyle dua ederdi:

«Allah’ım! Bana öğrettiğin ilimden beni faydalandır, faydalana­cağım ilmi bana öğret, ilmimi arttır.”[41]

8-

سَأَلَ قَتَادَةُ أَنَسًا أَيُّ دَعْوَةٍ كَانَ يَدْعُو بِهَا النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَكْثَرَ، قَالَ: كَانَ أَكْثَرُ دَعْوَةٍ يَدْعُو بِهَا يَقُولُ: «اللهُمَّ آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً، وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Katade (ra), Enes (ra)’e, Rasulullah (s.a.v)’ın en çok hangi dua ile dua ettiğini sordu. Enes dedi ki:  Rasulullah (sav) en çok “ Allah’ım bize dünyada da ve ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.”[42]

9-

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ  وَسَلَّمَ: ” مَنْ سَأَلَ اللَّهَ الجَنَّةَ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ قَالَتِ الجَنَّةُ: اللَّهُمَّ أَدْخِلْهُ الجَنَّةَ، وَمَنْ اسْتَجَارَ مِنَ النَّارِ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ قَالَتِ النَّارُ: اللَّهُمَّ أَجِرْهُ مِنَ النَّارِ

Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Her kim Allah’tan üç kere Cenneti isterse, Cennet; Allah’ım onu Cennete sok diye dua eder. Her kim de üç kere Cehennemden korunmak isterse Cehennem Allah’ım onu Cehennemden koru diye dua eder.”[43]

10-

بْنَ مَالِكٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، قَالَ: كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ العَجْزِ وَالكَسَلِ، وَالجُبْنِ وَالهَرَمِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ المَحْيَا وَالمَمَاتِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ القَبْرِ

Enes ibn Malik (r.a) dedi ki: Rasulullah (s.a.v) şöyle diyordu: “Ey Allah’ım! acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, faz­la ihtiyarlıktan Sana sığınırım. Hayatın ve ölüm fitnesinden de Sana sığınırım. Kabir azabından da Sana sığınırım.”[44]

11-

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ: «كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَتَعَوَّذُ مِنْ جَهْدِ البَلاَءِ، وَدَرَكِ الشَّقَاءِ، وَسُوءِ القَضَاءِ، وَشَمَاتَةِ الأَعْدَاءِ» قَالَ سُفْيَانُ: «الحَدِيثُ ثَلاَثٌ، زِدْتُ أَنَا وَاحِدَةً، لاَ أَدْرِي أَيَّتُهُنَّ هِيَ

Ebu Hureyre (r.a)’den tahdis etti: Rasulullah (s.a.v) belanın meşakkatinden, şakaanın Türkçesi?) erişmesinden, kazanın kötüsünden, düş­manların sevinmesinden Allah’a sığınır idi.

Râvî Sufyân ibn Uyeyne: Ebû Hureyre’nin bu hadîsi üç şey idi: Birisini ben ziyade ettim. Ziyâde ettiğim o bir, bunların hangisidir, bilmiyorum, demiştir.[45]

MÜTERCİMİN HATİMESİ

Bu muhtasar ve faideli çalışmayı kaleme alan Şeyh Muhammed Humud en-Necdi ve Şeyh Usman el-Humeyyis (rhm)’e Rabbim mükafatlarını bahşetsin. Onları dünya ve ahirette hayırla mükafatlandırsın.

Dua hususunda bu güne kadar birçok alim eserler te’lif etmişlerdir. Sahih ve sünen sahipleri de eserlerinin içerisinde müstakillen dua meselesine yer ayırmışlardır. Bunun dışında te’lif edilen eserlerin bazıları hacimli bazıları muhtasar şekildedir.

Dua ibadetine taalluk eden meseleler asırlardır ümmet içerisindeki önemini korumuştur. Duanın faydası, kabulünün vesileleri, kabulüne mani sebepler, kabul edilen vakitler, mekânlar ve sair mevzularla beraber duada tevhid veya duada şirk meselesi de asırlardır gündemden düşmemiştir.  

Tevhid ve akide hususunda ehlisünnetin te’lif ettiği eserlerin kahir ekserisinde dua bablarına yer verilmiştir. Çünkü geçmişte olduğu gibi günümüzde de insanların birçoğu duada tevhidi gerçekleştirememiştir. Ya kabir ehline dua ederek ihtiyaçlarının giderilmesini onlardan istemiş yahut kabir ehlini aracı kılarak Allah’tan isteyerek Mekkeli Müşriklerin şirklerini kendilerine din/amel edinmişlerdir. Yahut da kendileri için toplanma ve dua etme yeri olarak bazı türbeleri mesken edinmişlerdir. Tevhidin tüm cüzlerine yani rububiyet, uluhiyet, isim ve sıfat tevhidinin tamamına taalluk eden dua ibadeti, Kitap ve Sünnette öğretildiği şekilde eda edilmezse sahibini ya küfür ya şirk veya bidat ehlinden kılar. Binaenaleyh bu ibadet tafsilatı ile bilinmesi zaruri olan ibadetlerdendir. Zira kullar dua ibadetini muayyen bir vakit veya mekân gözetmeden her halleri ile eda edebilirler. O zaman her Müslümanın duada tevhidi gerçekleştirmesi ve şirkten teberri etmesi üzerine vaciptir.

سبحانك اللهم وبحمدك أشهد أن لا إله إلا أنت أستغفرك وأتوب إليك


[1] Tirmizi’nin,3372 ‘de tahric etmiş olduğu hadisi şerifte; Rasulullah (s.a.v)

“الدُّعَاءُ هُوَ العِبَادَةُ

“Dua ibadetin ta kendisidir” buyurmuştur. Şeyh Elbani hadisin “Sahih” olduğunu söylemiştir. Ayrıca İbn Maca 3828 – Ebu Davud 1479 – İbn Hibban / Sahihinde 890- Hakim / Mustedrek  1802- Ahmed / Musned 18378- Nesei/ Kubra 11464 – Taberani/ Mu’cemu’s Sagir 1041 – Taberani / Mu’cemu’l Kebir 191 – Beyhaki / Şuabu’l İman 1105 – Mu’cemu Ebu Ya’la el-Mevsıli 328- Tarihu Bagdad 6719 da tahric edilmiştir.

[2] Rabbimiz Cin suresi, 18.Ayette de;  

وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّٰهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّٰهِ اَحَداًۙ

“Mescidler yalnızca Allah’ındır. Sakın ola Allah ile beraber bir başkasına dua etmeyin” buyurmuştur.

Günümüzde bilhassa Şiiler Hüseyin (r.a)’e, tasavvuf ehlinden olan kimseler ise Abdulkadir Geylani’ye istigasede bulunarak istimdat dilemektedirler. Bu ise büyük küfürdür zira bu amel duayı/ibadeti Allah’tan gayrına takdim etmektir.

[3] Selefin menhecine tabi olan kimseler Allah’tan gayrından yardım taleb edenleri şirklerinden uzaklaştırmak istediklerinde, dalalet ehli daima “sizler boğulmak üzere iken birinden yardım istemez misiniz?” diyerek cehalet ürünü olan bir soru tevcih ederler. Selefe tabi olanlardan hiç kimse boğulanın kişinin sair kimselerden yardım istemesini, güç yetiremediği eşyanın kaldırılması için yardım istemeyi haram görmemiştir. Şirk olan talebe gelince;  Allah’tan başka kimsenin gücünün yetmediği hususlarda bir başkasından yardım dilemek veya diri olanın, ölüden yardım istemesi gibi hususlardır. Mesela düşmek üzere olan uçağın düşmemesi için Cübbeli Ahmet’in, Abdul Kadir Geylani’den yardım istemesi gibi. Oysaki uçağı düşmekten kurtarabilecek yegâne güç Allah azze ve celledir. Cübbeli Ahmet ise hem ölü hem de diri dahi olsa güç yetiremeyen hem de gaib olan birinden istimdat dileyerek dua ibadetini Allah’tan gayrına eda etmiştir.

[4] Mü’min Suresi, 60.Ayet

[5] Mü’min Suresi, 60.Ayet

İnsanlar fıtri olarak aciz yaratılmışlardır. Acıkan, susayan, korkan, üşüyen canlılardır. Acizliklerini giderecek birine ihtiyaç duyacak bir fıtrat üzere halkedilmişlerdir. Binaenaleyh acziyetlerini giderecek bir Aziz’e sığınmayı murad ederler. Rabbimiz de kullarının kendisinden gayrına, aciz olan, işitmeyen, işitse bile cevap veremeyecek olana değil bilakis kendisine dua etmelerini emretmiştir. Bu meselenin en mükemmel örneği İbrahim (as)’ın şu sözleridir.

اذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا تَعْبُدُونَ ﴿٧٠

Hani o, babasına ve kavmine, “Neye ibadet ediyorsunuz?” diye sormuştu.

قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَاماً فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ ﴿٧١

“Putlara ibadet ediyoruz ve onlara ibadet etmeye devam edeceğiz” diye cevap verdiler.

قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ ﴿٧٢

İbrâhim, “Peki ama” dedi, “Yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?

اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ ﴿٧٣

Yahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı?”

قَالُوا بَلْ وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ ﴿٧٤

Dediler ki:  “Biz atalarımızı böyle yapar bulduk”

قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ ﴿٧٥﴾ اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ الْاَقْدَمُونَ ﴿٧٦

İbrâhim dedi ki: “İyi de sizin ve önceki atalarınızın neye ibadet ettiğini hiç düşündünüz mü?

فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ ل۪ٓي اِلَّا رَبَّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٧٧

İyi bilin ki âlemlerin rabbi dışında ibadet ettiklerinizin tamamı benim düşmanımdır;

اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ ﴿٧٨

O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.

وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ ﴿٧٩

Beni yediren ve içirendir.

وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِۖ ﴿٨٠

Hastalandığım zaman bana şifa verendir.

وَالَّذ۪ي يُم۪يتُن۪ي ثُمَّ يُحْي۪ينِۙ ﴿٨١

Canımı alacak olan, sonra beni yeniden diriltecek olandır.

وَالَّـذ۪ٓي اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ ل۪ي خَط۪ٓيـَٔت۪ي يَوْمَ الدّ۪ينِۜ ﴿٨٢

Hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum yine O’dur.

Bu ayetlerde de görüldüğü üzere insanoğlu ibadet edecek, sığınacak, ihtiyaçlarını karşılayacak birine ihtiyaç duyar ki bu fıtri bir eğilimdir. İbrahim (as) ise babasının ve kavminin ibadet ettiği putların ibadete layık olmadığını ispat ederken onların aciz, kendisine yalvarıldığında işitmeyen, fayda ve zarar vermeye muktedir olamayan şeyler olduğunu, bunun için de hak bir ma’bud olamayacağını ispat ediyor. Kendi inandığı ilahın vasıflarını zikrederken de yaratmaya, yedirmeye, içirmeye, şifa vermeye, öldürmeye ve diriltmeye muktedir olduğunu bunun için de ibadet edilmeye sadece O’nun hak sahibi olduğunu zikrediyor.

Mü’minun Suresi, 60. Ayetin son kısmında ise Kendisinden başkasına ibadet edeni / dua edeni sığınan, onlardan medet umanları ise aşağılanarak cehenneme atmakla tehdit etmiştir.

[6] Tirmizi / Dua n. 3377. Şeyh Elbani hadisin hasen olduğunu beyan etmiştir. Bu hadisi şerifte ise mühim bir mes’ele vardır. Kullar kendilerinden taleb edilen şey çoğaldıkça gazablanırken, Rabbimiz kendisinden istenilmediği zaman gazablanmaktadır. Bu hadis ise Rabbimizin azametine ve merhametine delalet etmektedir.

[7] Muslim 1015- Ahmed/ Müsned 111149 – İbn Ebi Şeybe / Musannef 29780- Abdurrezzak / Musannef 8839 – Taberani/ Mu’cemu’l Evsat 4368 – Beyhaki/ Şu’abu’l İman  n.1090 –Bezzar 9742- Munziri / Evsat 8280 –

Günümüzde dua edenlerin gafil oldukları hususlardan biri de yaptıkları duaların karşılığını aynı ile beklemeleridir. Oysaki Rabbimiz bizim bilmediklerimizi bilen ve kullarının hayrını murad edendir. Bazen kul kendi aleyhine olanı taleb ettiği halde bunun farkına varamaz. Rabbimiz ise kullarına olan merhametinden ötürü kulun duasının/ ibadetinin karşılığını ya ileriki bir zamana erteler veya kıyamet günü hasene olarak karşısına çıkartır veya faydasına olacak bir başka şeyi kuluna ihsan eder.

[8] Mü’minun Suresi, 51.Ayet

[9] Bakara Suresi, 172.Ayet

[10] Muslim / Zekat b.19 n. 1015

Bu hadisi şerif geniş faideler ihtiva etmektedir ancak konu başlığı ile alakalı olan en mühim mes’ele şudur. Müslümanlar hem ferden hem de toplu olarak bu gün zillet içerisinde inim inim inlemektedirler. Hem kafirler tarafından hem de kendi içlerinde bir birlerine zulmetmektedirler. Bununla beraber asırlardır zilletten kurtulmak için dua etmekte ve bazı yollara başvurmaktadırlar. Yaptıkları duaların kahir ekserine bakıldığında, dualarına icabet edilmediğine şahit olmaktayız. Yukarıda zikredildiği gibi duanın icabet şekilleri farklıdır ancak Müslümanlar yaptıkları duanın karşılığını aynı ile görmemektedirler. Bunun sebebi ise mezkur rivayette sarih bir ifade ile beyan edilmiştir. Zira Müslümanlar kazançlarının helal veya haram oluşuna artık önem göstermemekte hatta şu dönemde faizi veya haram ile iştigal etmeyi zaruretten görüp kafirliğin sınırlarında dolaşmaktadırlar. Binaenaleyh bu kazandıkları bu günahlar duaları ile Rableri arasında bir perde oluşturmaktadır.

[11] Bir önceki hadisi şerifte “kötülüğü istemesi veya akraba bağlarını kesmeyi istemesi” hadisi bu başlığın da delilidir. Bu gün çocuklar anne babalarına öyle garip bir üslub ile hitab etmektedirler ki, şayet biri bu hitaba gözleri ile değil de kulakları ile şahitlik etse kimin anne, baba kimin evlat olduğunu anlayabilmesi imkansız denecek kadar zordur. Anne babalarına emreden, uff bile dememesi gereken anne babalarına beddua eden bir neslin yetişmesi bizleri ciddi manada tedirgin etmekte, Allah’ın indireceği toplu musibetler hususunda gerçekten endişelendirmektedir. Anne babasına lanet eden evlatlar, onlara fiziki müdahalede bulunan evlatlar, onları mahkemeye şikayet eden evlatlar ve daha bir çok sui edeb sahibi, evlat demeye dilimizin varmadığı bir topluluk yetişmekte/yetişememekte. Vakanın en üzücü kısmı ise mütedeyyin olduğunu düşündüğümüz kişilerin dahi anne babaya karşı olan tavırda kafirlere, müşriklere ve mücrimlere benzemiş olmasıdır. “Ama onlarda şu konuda haksız” cümlelerinin arkasına sığınan zavallı cahiller şunu iyi bilmelidirler ki zaten anne baba haklı ise evladın tavrının ne olması gerektiği malumdur. Ancak anne baba hata ederse işte imtihan buradadır. O zaman evladın üzerine düşen imtihanı kazanmaktır.

[12] Müslümanlara zulmetmeye gelince; ne yazık ki Müslümanın Müslümana tahammülü tükenmiş vaziyettedir. Artık birbiri üzerinde ki haklar unutulmuş, bir birlerinin canına, malına ve ırzına el uzatılmış bir nesil meydana getirilmiştir. En basit meselelerde dahi birbirlerine lanet eden, beddua eden bir topluluk ortaya çıkmıştır.

[13] Rivayeti  Sahihu Müslim  / Zikir, Dua, Tevbe2735   de- Ahmed/   Müsned 9137  de –Taberani /  Mu’cemu’l Evsat  5922 de – Musnedi İshak ibn Rehaveyh 306 – tahric etmiştir.

Şeytanın Müslümanlara galip geldiği hususlardan bir tanesi de Müslümana duanın kabulünden ümit kestirmesidir. Öncelikli olarak bilinmesi gereken şu ki kişi yaptığı duanın kabul edilmediğini veya edilmeyeceğini düşünürse Allah hakkında sui zan etmiş olur ki bu da küfürdür. Oysaki kutsi bir hadiste; Rabbimiz, أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِي بِي “Ben bulumun zannı üzereyim” buyurmaktadır. Kul -Rabbini duaları kabul etmiyor- olarak zannederse işte bu hem duanın kabulüne manidir hem de küfre götüren bir yoldur. Kul, duanın kabul tarihini de kendisi tayin edemez, etmemelidir. Duada ısrarcı olmalıdır. Önceki başlıklarda zikredildiği üzere dua o an da aynı ile kabul edilmese de, duanın ibadet olması hasebiyle dünya ve ahiret hayatında kul için büyük faydaları vardır.

[14] Tirmizi / Dua 3479 – Müstedrek 1187 – Bezzar 10061 – Mu’cemu’l Evsat  5109 –  Şeyh Elbani Hasen olduğunu söylemiştir.

Bu hadisi şerif bir önceki hadisin manasını kuvvetlendiren bir hadistir. Allah’ın kabul edeceğine kesin olarak inanmak, bu hususta şek ve şüphe sahibi olmamak haber verilmiştir.  Gafil bir kalp ise dil Allah’a dua ile meşgul iken, kalbin başka bir şeyle meşgul olmasıdır.  Bu durumda huşuya münafidir. Gelişi güzel ifadeler ve ne dediği düşünülmeden, günahları itiraf edip bağışlanma dilemeden, Allah’a hamd edilmeden, O’nu yüce vasıflarını zikretmeden, Rasul’e salavat getirilmeden yapılan dualar da gafil kalple yapılan dualar nev’indendir. Dua edilen İlah’ın her şeye kadir olduğu, her daim işittiği, seslerin, dillerin ve lehçeleri kendi yanında karışmadığı, dilediği şeyi yapmaya muktedir olduğunu düşünülmeden yapılan dualar gafil kalple yapılan dualardır.

[15] Mümin Suresi, 14.Ayet

Dinin O’na has kılınması, imana şirk bulaştırılmaması demektir. Halis kılmak, tahsis etmek demektir. Kur’an’da dua ibadetinin Allah’a has kılınarak eda edilmesine çokça örnek verilmiştir.

فَإِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ إِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ

“Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar.” Ankebut Suresi, 65.Ayet

Bir diğer ayette ise;

وَاِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ ۜوَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ 

“Onları, (denizde) bir dalga gölgelikler gibi kapladığında, dini Allah’a has kılarak O’na yalvarırlar. Allah, onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim ayetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkar eder.” Lokman Suresi, 32.Ayet

Ayetlerde duanın sadece Allah’a tahsis edilmesinin dini Allah’a has kılmak olduğu, Allah’tan başkasına veya Allah ile beraber bir başkasına takdim edilmesinin ise ihlası bozan şirk olduğuna açık delil vardır. Nuh (as)’ın kavmi ve Nebi (s.a.v)’in gönderildiği toplulukta da salih kimseler Allah ile araya aracı yapılıyor, Allah’tan bir şey istenildiği zaman salih kimselerin makamı için isteniliyordu. Bir ibadetin kabul edilmesi için onların sanemlerinin yanına gidiliyor, kurbanlar orada kesiliyordu. Hacc farizaları eda edilmeden önce onların putlarına uğruyorlar sonra farizalara devam ediyorlardı. Onlar bunu yaparken haccları kabul edilsin diye yapıyorlardır. Yani Salihleri ziyaret etmeyi, onlara uğramayı Allah’ın ibadetleri kabul etmesi için bir vesile görüyorlardı. Rabbimiz onların bu amelini ihlası bozan şirk bir amel olarak onlara haber verdi.

اَلَا لِلّٰهِ الدّ۪ينُ الْخَالِصُۜ وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۢ مَا نَعْبُدُهُمْ اِلَّا لِيُقَرِّبُونَٓا اِلَى اللّٰهِ زُلْفٰىۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ ف۪ي مَا هُمْ ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ 

İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.” Zümer 3

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُفَعَٓاؤُ۬نَا عِنْدَ اللّٰهِۜ قُلْ اَتُنَبِّؤُ۫نَ اللّٰهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere ibadet ediyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.”. Yunus Suresi, 18.Ayet

            Bu ayetler ve ayetlerin sadedinde zikredilen hadisler, dini Allah’a has kılmayı tarif ederken duayı yalnızca O’na eda etmek, Allah’a şirk koşmayı ise başkasına veya başkasının makamı ile Allah’a dua etmek olarak isbat ediyor.

[16] Dua eden kişi duaya Allah’a hamd ederek başlamalı ve Nebi (s.a.v)’ye de salat getirerek bitirmelidir.

عَنْ فَضَالَةَ بْنِ عُبَيْدٍ، قَالَ: بَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَاعِدٌ إِذْ دَخَلَ رَجُلٌ فَصَلَّى فَقَالَ: اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي وَارْحَمْنِي، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «عَجِلْتَ أَيُّهَا المُصَلِّي، إِذَا صَلَّيْتَ فَقَعَدْتَ فَاحْمَدِ اللَّهَ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ، وَصَلِّ عَلَيَّ ثُمَّ ادْعُهُ». قَالَ: ثُمَّ صَلَّى رَجُلٌ آخَرُ بَعْدَ ذَلِكَ فَحَمِدَ اللَّهَ وَصَلَّى عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَيُّهَا المُصَلِّي ادْعُ تُجَبْ

Fedâle b. Ubeyd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), mescidde oturmakta iken bir adam geldi namaz kıldı sonra şöyle dua etti: “Allah’ım beni bağışla bana acı.” Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): “Ey namaz kılan acele ettin, namaz kılıp oturduğun vakit Allah’a layık olduğu şekilde hamd et sonra bana salat ve selam et sonra da yapacağın duayı yap.” Bundan sonra başka biri namaz kıldı. Namazdan sonra Allah’a hamdetti ve Nebi’ye salat ve selam getirdi. Başka bir şey yapmadı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), o kimseye şöyle buyurdu: “Ey namaz kılan kimse! Dua et duana icabet  edilsin.”  kaynak?

حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ سُلَيْمَانُ بْنُ سَلْمٍ الْمَصَاحِفِىُّ الْبَلْخِىُّ أَخْبَرَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ عَنْ أَبِى قُرَّةَ الأَسَدِىِّ عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ قَالَ إِنَّ الدُّعَاءَ مَوْقُوفٌ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ لاَ يَصْعَدُ مِنْهُ شَىْءٌ حَتَّى تُصَلِّىَ عَلَى نَبِيِّكَ صلى الله عليه وسلم .

Ömer b. Hattâb (r.a.)’den mevkufen rivâyete göre, şöyle demiştir: “Dua gök ile yer arasında durur, Nebi (s.a.v.)’ye salavat getirinceye kadar o duadan hiçbir şey Allah katına yükselmez.” Tirmizi / Vitir 486 Şeyh Elbani rivayetin Sahih li Gayrihi olduğuna hükmetmiştir.

[17] Bir önceki bölümde zikredilen başlık ve hadise müracaat ediniz. Rivayeti  Sahihu Müslim  / Zikir, Dua, Tevbe2735   de- Ahmed/   Müsned 9137  de –Taberani /  Mu’cemu’l Evsat  5922 de – Musnedi İshak ibn Rehaveyh 306 –  tahric etmişlerdir.

[18] Bu kavlin delili aşağıda zikredilecektir.

[19] Bakara Suresi, 186.Ayet

Kendisinden başka yaratıcı olmayan Allah azze ve celle kullarını her daim işiten, seslerin, dillerin, lehçelerin, taleblerin kendisine asla karışık gelmediği Semi’dir. O, kendisinden istenildiğinde veren, kendisinden istenilmediğinde gazablanan Rahimdir. Buna rağmen insanların birçoğu işitmeyen, görmeyen, konuşamayan, kendisi dahi muhtaç olan mahluklara dua etmekte ve onlardan yardım beklemektedirler. Onların bu yaptıkları nankörlüğün en büyüğüdür. İnsanoğlu fıtri bir eğilim olarak acizliğini giderecek bir azize, ihtiyaçlarını karşılayacak Kadir’e sığınmak ister. Fıtratları bozulmuş kimseler ise ihtiyaçlarının giderilmesi için ağaçlara çaput bağlar, taşlardan medet umar, ölülerden istimdat dilerler. Oysa Allah kuluna kâfi değil midir? Duaları işiten, kuluna yakın olan, istenileni vermeye Kadir olan değil midir? Allah’ın bunlara kadir olduğuna yakinen iman eden biri nasıl olurda O’ndan başkasına el açar, medet bekler. Hakikat şu ki; her kim Allah’tan başkasının gücünün yetmediği hususlarda Allah’tan başkasından yardım beklerse veya Salih gördüğü kimselerin makamı, hatırı için Allah’tan bir şey dilerse o kişi Allah’ı katiyetle tanımamış ve tevhide münafi bir amel yapmış olur.

[20] Muslim / Namaz “Namazda Teşehhüd Babı b.16  n.402

حَدَّثَنِي شَقِيقٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ: كُنَّا إِذَا كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي الصَّلاَةِ، قُلْنَا: السَّلاَمُ عَلَى اللَّهِ مِنْ عِبَادِهِ، السَّلاَمُ عَلَى فُلاَنٍ وَفُلاَنٍ، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ” لاَ تَقُولُوا السَّلاَمُ عَلَى اللَّهِ، فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ السَّلاَمُ، وَلَكِنْ قُولُوا: التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ، السَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ، السَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ، فَإِنَّكُمْ إِذَا قُلْتُمْ أَصَابَ كُلَّ عَبْدٍ فِي السَّمَاءِ أَوْ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، ثُمَّ يَتَخَيَّرُ مِنَ الدُّعَاءِ أَعْجَبَهُ إِلَيْهِ، فَيَدْعُو

Abdullah şunu söylemiş: Biz Rasulullah (s.a.v) ‘in arkasında namaz kılarken «Allah’a selâm, filâna selâm» derdik. Bir gün Rasulullah (s.a.v) bize şunları söyledi:

«Hiç şüphe yok ki; selâm Allah’ın kendisidir.    Binaenaleyh biriniz namazda oturduğu vakit;

Bütün tahiyyeler, salavât ve tayyibât Allah’adır. Selâm sana ey Nebi! Allah’ın rahmet ve bereketleri de senin üzerine olsun. Selâm bize ve Allah’ın salih kullarına!… desin Çünkü bunu dedi mi, bu söz gökte ve yerde Allah’ın her salih kuluna isabet eder   Bundan sonra;

Ben Allah’tan başka ilâh olmadığına şahadet ederim. Ben Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resulü olduğuna da şahadet ederim: (desin) bundan sonra dilediğini istemekte muhayyerdir.

[21] Zariyat Suresi, 18.Ayet; – Allah azze ve celle cennetliklerin vasıflarını zikrederken Zariyat Suresi, 18. Ayette; “Onlar seher vakti istiğfar dilerler” buyurmuştur. Yani onların istiğfarlarını o vakitte yaptıklarını, istiğfarın vesilesi olarak vakit beyanında bulunmuştur.

[22] Müslim / Namaz b.41 n. 207 – Ebu Davud 876- Darimi 1364- İbn Ebi Şeybe (Avvame Tahkikli) 2573- Musnedu Humeydi 495- Bezzar 697-  İmam Şafi / el-Umm 1/115 Babu ez-Zikr fi’s Sucud – Musnedu Şafi’i Tertibi Sindi 252- Sunenu Said ibn Cubeyr 5/325 Yunus Suresi-  Musnedu İshak ibn Rehaveyh 829- Musnedu es-Serrac 25- İbn Sa’d / Tabakat 2/217- Beyhaki / Delailun Nubuvve 7/196- Munziri/ el-Evsat 1401- Abdurrezzak / Musannef 2839-  İbn Huzeyme / Sahihinde 548 – İbn Hibban / Sahihinde 1896- Ahmed / Musned 1329 – Musnedu Ebu Avane/ 1822- İbn Carud el-Munteka da tahric etmiştir.

Rivayetin metni ise

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ: كَشَفَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ السِّتَارَةَ وَالنَّاسُ صُفُوفٌ خَلْفَ أَبِي بَكْرٍ، فَقَالَ: «أَيُّهَا النَّاسُ، إِنَّهُ لَمْ يَبْقَ مِنْ مُبَشِّرَاتِ النُّبُوَّةِ إِلَّا الرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ، يَرَاهَا الْمُسْلِمُ، أَوْ تُرَى لَهُ، أَلَا وَإِنِّي نُهِيتُ أَنْ أَقْرَأَ الْقُرْآنَ رَاكِعًا أَوْ سَاجِدًا، فَأَمَّا الرُّكُوعُ فَعَظِّمُوا فِيهِ الرَّبَّ عَزَّ وَجَلَّ، وَأَمَّا السُّجُودُ فَاجْتَهِدُوا فِي الدُّعَاءِ، فَقَمِنٌ أَنْ يُسْتَجَابَ لَكُمْ

İbni Abbâs şöyle demiş: Resûlullah (s.a.v) perde­yi açtı. Halk Ebû Bekir’in arkasında saff olmuşlardı. (Bunu görünce):

«Ey insanlar! Şu muhakkak ki Müslümanın göreceği yahut ona gösterilecek salih rüyadan başka nübüvvetin müjdecilerinden hiç bir şey kalmamış­tır. Dikkat edin ki ! Ben rükû veya secde halinde Kur’an okumaktan nehy olundum. Rükû da Allah Teâlâ’yı ta’zim edin! Secdede ise duâ etmeye ça­lışın! Zira secde halinde duanızın müstecâb olması pek mümkündür.» bu­yurdular.

[23] Ebu Davud 521 – / Kitabu’s Salah – Elbani Sahih olduğunu söylemiştir. Ayrıca Abdurrezzak/ Musannef 1909- Musnedu Ebu Ya’la el-Mevsıli 4147- Beyhaki/ Sunenu’l Kubra 1937- Beyhaki/ Sunenu’s Sagir 298

[24] Muvatta / Kitabul Kur’an 32 – Tirmizi 3585 – Şeyh Elbani (rhm) hadisin sahih olduğuna hükmetmiştir.

[25] Ebu Davud / Sunen 2540-  Hakim/ Mustedrek 2534 – Taberani / Mu’cemu’l Kebir 5756 – Beyhaki / Sunenu’l Kubra 6459- İbn Ebi Asım / el-Cihad 19. Şeyh Elbani hadisin hasen olduğuna hükmetmiştir.

[26] Beyhaki / Şuabu’l İman 3594- Bezzar / Musned 8148 – Dıyau’l Makdisi / Muhtara 1/108- İshak İbn Rehaveyh / Musned 300- Şeyh Elbani (rhm) Sahiha’da 1797

[27] Buhari 935 – Muslim 852- Ahmed / Musned 10307- Ebu Avane / Musned 2546- Nesei/ Sunenu’l Kubra 1748- Beyhaki / Şuabu’l İman 2972- Beyhaki / Hilafiyatu Beyne’l İmameyni eş-Şafi’i ve Ebi Hanife ve Ashabihi 3/305

[28] İkame etmesi; namaz ve dua ile geçirip af dilemesidir. Bu rivayette kadir gecesi af dileyenin duasına icabet edileceğinin sarih bir delilidir. Zira bir başka hadisi şerifte

عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَرَأَيْتَ إِنْ وَافَقْتُ لَيْلَةَ الْقَدْرِ مَا أَدْعُو؟ قَالَ: ” تَقُولِينَ: اللَّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي

Aişe (r.h) “Ey Allah’ın Rasul’u! Kadir gecesine muvafakat edersem nasıl duâ edeceğimi ba­na bildir.” Dedi.  Rasulullah (s.a.v) de ona şöyle buyur­muştur:

“Allah’ım! Şüphesiz, sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet, dersin” buyurulmuştur.

[29] Buhari 1901- Nesei/ Sunen 2193- Sahihu İbn Hİbban 2543- Ahmed / Musned 8559- Nesei / Sunenu’l Kubra 2503- Bezzar/ Musned 9495- Taberani/ Mu’cemu’ş Şamiyyin 2395- Beyhaki / Şuabu’l İman 3340- Musnedu İshak İbn Rehaveyh 827- Hilyetu’l Evliya 6/283- Ebu Ya’la / Musaned 2632- Mervezi/ Kıyamu’l Leyl 1/251 “et-Tergibu fi Leyleti’l Kadr” – Beyhaki / Ma’rifetu’s Sunenu ve’lAsar9080- Beyhaki/ Sunenu’l Kubra 8523- Beyhaki / Hilafiyatu Beyne’l İmameyni eş-Şafi’i ve Ebi Hanife ve Ashabihi 4/96

[30] Ebu Davud / Cihad  n. 2540- Darimi 1236- Hakim/ Mustedrek 2534- Beyhaki/ Sunenu’l Kubra 6459- Şeyh Elbani Hadisin Sahih olduğunu bildirmiştir.

[31] Ebu Davud 1536. Şeyh Elbani (rhm) Hasen olduğuna hükmetmiştir.

[32] Bunlarla beraber müellifin eserine almadığı ancak sahih naslarla varid olan bazı zaman, mekan ve haller de vardır. Mesela İmam Buhari (rhm)’nin Sahihinde (1145) tahriç ettiği

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: ” يَنْزِلُ رَبُّنَا تَبَارَكَ وَتَعَالَى كُلَّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا حِينَ يَبْقَى ثُلُثُ اللَّيْلِ الآخِرُ يَقُولُ: مَنْ يَدْعُونِي، فَأَسْتَجِيبَ لَهُ مَنْ يَسْأَلُنِي فَأُعْطِيَهُ، مَنْ يَسْتَغْفِرُنِي فَأَغْفِرَ لَهُ

Ebu Hureyre (r.a) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v) şöyle dedi: “Rabb’imiz Tebâreke ve Teâlâ her gece, gecenin son üçte biri kaldığı zaman (keyfi­yeti bizce bilinmez bir hâlde) dünya semasına iner ve: Bana kim dua eder ki, onun duasını kabul edeyim! Benden kim bir hacetini ister ki, ona dileğini vereyim! Benden kim mağfiret ister ki, ona mağfiret edeyim! Buyurur” hadisi, duaların kabul edeceği zaman dilimi ile alakalıdır.

[33] Fatiha suresinin dua olarak kabul edildiğinin bir delili de şu hadisi şeriftir

فإنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: ” قَالَ اللهُ تَعَالَى: قَسَمْتُ الصَّلَاةَ بَيْنِي وَبَيْنَ عَبْدِي نِصْفَيْنِ، وَلِعَبْدِي مَا سَأَلَ، فَإِذَا قَالَ الْعَبْدُ: {الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} [الفاتحة: 2]، قَالَ اللهُ تَعَالَى: حَمِدَنِي عَبْدِي، وَإِذَا قَالَ: {الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ} [الفاتحة: 1]، قَالَ اللهُ تَعَالَى: أَثْنَى عَلَيَّ عَبْدِي، وَإِذَا قَالَ: {مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ}، قَالَ: مَجَّدَنِي عَبْدِي – وَقَالَ مَرَّةً فَوَّضَ إِلَيَّ عَبْدِي – فَإِذَا قَالَ: {إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ} [الفاتحة: 5] قَالَ: هَذَا بَيْنِي وَبَيْنَ عَبْدِي، وَلِعَبْدِي مَا سَأَلَ، فَإِذَا قَالَ: {اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ} [الفاتحة: 7] قَالَ: هَذَا لِعَبْدِي وَلِعَبْدِي مَا سَأَلَ ” قَالَ: سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي بِهِ الْعَلَاءُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمنِ بْنِ يَعْقُوبَ، دَخَلْتُ عَلَيْهِ وَهُوَ مَرِيضٌ فِي بَيْتِهِ. فَسَأَلْتُهُ أَنَا عَنْهُ

Resulullah (sav)’ın şöyle söylediğini işittim:
“Allah Teala hazretleri (bir hadis-i kudside) buyurdu ki: “Ben kıraati kulumla kendi aramda iki kısma böldüm, yarısı bana ait, yarısı da ona. Kuluma istediği verilmiştir: Kul: “Elhamdülillahi Rabbi’l-alemin, (Hamd alemlerin Rabbine aittir)” deyince, Aziz ve Celil olan Allah: “Kulum bana hamdetti.” der. “er-Rahmanirrahim” deyince, Allah: “Kulum bana senada bulundu” der. “Maliki yevmiddin (ahiretin sahibi)” deyince, Allah: “Kulum beni tebcil ve ta’ziz etti (büyükledi).” der. “İyyakena’budü ve iyyakenestain (yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım isteriz)” deyince, Allah: “Bu benimle kulum arasında bir (taahhüddür). Kuluma istediğini verdim” der. “İhdina’s’sırata’l-müstakim sıratallezine en’amte aleyhim gayr’il-mağdubi aleyhim ve la’d-dallin. (Bizi doğru yola sevket, o yol ki kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoludur, gadaba uğrayanların ve dalalete düşenlerin değil)” dediği zaman, Allah: “Bu da kulumundur, kuluma istediği verilmiştir” buyurur.” (Müslim, Salat 38; Muvatta, Salat 39)

İmam Nevevî; “Hadisten murâd, Fatiha’nın mana yönüyle taksimidir. Çünkü Fatiha’nın ilk yarısı Allah’a tahmîd, sena ve tefvizdir. İkinci yarısı ise ihtiyaç, talep ve niyazdır.” demiştir.

[34] Müellifin zikrettiği dualar dışında Kur’an’da birçok dua zikredilmektedir. Müellif bu kadarı ile iktifa etmiştir.

[35] Hakim / Kitabu-d Dua  1911. Hakim Ummu Seleme’den merfuen tahric etmiş İsnadı Sahihtir. İmam Zehebi de muvafakat etmiştir 1/520 ayrıca Taberani / Mu’cemu’l Kebir 717 Zikru Ezvacu’r Rasul Ummu Seleme Babında,  Evsat’da ise 6218 , Babu’l Mim de Muhammed isminde ve Kitabu’d Dua 1323 de  tahric etmiştir.

[36] Ebu Davud 969 – İbn Hibban 996 – Nesei / Ahkamu’l Kubra 3/568 Dua ve Zikirler babı –Taberani / Mucemu’l Kebir  10436 – Evsat 5769 – Hakim Mustedrek  / Kitabu’t Tahare 977 de tahric etmiştir. Hakim Muslim’in şartına göre sahih demiş Zehebi de muvafakat etmiştir. 1/265. Şeyh Elbani de hadisin sahih olduğunu beyan etmiştir.

[37] Ahmed/ Musned n.  4318- Taberani/ Mucemu’l Kebir 10352 – Şeyh Elbani hadisin sahih olduğunu bildirmiştir.

[38] Ahmed / Musned ve Nesei/ Kubra’da tahric etmiş, Şeyh Elbani ise Sahihu Edebu’l Mudred 699 da hadisin sahih olduğunu beyan etmiştir.

[39] Muslim / Kitabu’z Zikir b.18 n. 2720

[40] İbn Hibban n. 869.  Şeyh Elbani hadisin sahih olduğuna hükmetmiştir.

[41] İbn Maca  b.23 n.251  Şeyh Elbani  hadisin sahih olduğunu beyan etmiştir.

[42] Muslim / Zikir b.9 n. 2690

[43] Tirmizi /Kitabu Sıfatu’n Cenneh, bab Cennet Nehirleri Babı n 2572 Şeyh Elbani hadisin sahih olduğunu beyan etmiştir.  İbn Maca 3340- Nesei Kitabul İstiaze  Cehennemin Hararetinden Sığınmak n 5521-Nesei Kubra 6/ 33 Ahmed 20/ 408 n. 13173- Elbani Sahihu Tirmizi 2/ 319-Sahihu Nesei 3/1121

[44] Buhari / Cihad ve Siyer b.25 n. 2823

[45] Buhari / Dua b. 27 n.  6347

Burada Sufyan bir Uyeyne’nin bu ifadeleri ravilerin hadis rivayetinde ne kadar titiz davrandıklarını, şayet kendi ifadeleri varsa bunu belirtikleri, şekk ettikleri zaman onu da itiraf ettiklerini gösterir. Bu usul hadis inkarcılarının katiyetle anlayamayacağı bir usuldür. Bu ifadeler rivayet yoluna halel getirmek değil bilakis bu usulün ne kadar dakik/titiz olduğuna delalet eder.