KURANI BEYAN HAKKI

Genel

Bugünkü dersimiz yine aynı ders silsilesi içerisinde devamı içerisinde girilmesi gereken mevzulardan birisidir. Eğer dikkat edilirsi yapmış olduğumuz sohbet yani işlediğimiz mevzular bir önceki bir sonrakinin altyapısı niteliğindedir. Yani bir sonrakini anlamaya hazılıktır. Onda sonraki gelen de bunun anlaşılmasını sağlayan bir mevzudur. Bu tertip o meseleyi her ne kadar yüzde yüzlük bir doluluktan anlamaktan öte en azından kafamıza takılan bazı esasları olur.

Yine her mevzuda olduğu gibi bir kişiden illa mevzunun yüzde yüzlük olarak anlaşılmasını istememiz mümkün değildir. Ama en azından işimize yarayacak kullanmamızı gerektiren kısımların bilinmesi gerekir.

Kuranı beyan etme hakkı yani kuranı açıklama hakkı sadece Allah Resulü sav ye aittir. Bu hakkı bu imtiyazı bu yetkiyi Allah Resulü sav e ait kılma ondan başkasını bu mevzuda salahiyetsiz kılma mutlak herkesin teslim olacağı bir ferman makamından gelmiş olmalıdır. Daha önceki sohbetlere dikkat ettiyseniz Resule vahyedilen Resule indirilen Kuranın lafızları niteliği .. onu açıklayan hadislerin yani sünnetin niteliği ile devamlı vahiy bağlantılı vahiy bağlantılı lafız Kuranın lafızları onu anlatan sünnet bu ilişki içerisinde getirilmiştir. Bunda hem bir bilgi yükleme eylemi var. Hem de buna ters düşenlerin kasıtlı bazı ifadeler ile de olsa. Şöyle diyelim:

Birisi sünneti inkar sadedei ile yapmış olduğu bütün faaliyetler tek başına Kuranı kendisinin istediği gibi kullanabileceği bir hale getirmekle vardığı netice güya sünneti inkar etmede Kuranın izahında Resulden gelen sözlerden çok kendi sözlerini kullanarak büyük abi hoca dedikleri kimselerin sözlerini kullanarak vardıkları netice de aynıdır. Birisi mabul ettiği halde sünneti atıl kılmıştır birisi inkar ederek onu atıl kılmıştır.ha kökten şöyle bir farklılık olabilir.

Birisinde sünneti inkar etmeme gibi bir sorun yoksa bak Allah Resulü böyle diyor sen ona karşı kimin sözünü denk getiriyorsun dediğimizde heralde biraz bunu anlayabilir. Ama zaten toptan inkar etme gibi bir sorunu olan birisinde bu daha farklı bir boyuttadır önce. O değerin varlığnda müşterek bir inanca sahip olmamız gerekir. Ona aynı değeri vermiyorsak aramızda anlaşımada bir denge unsuru olması mümkün değildir.

Kuranın lafızları nasıl vahiy ise onun beyanı vasfı taşıyan yani sünneti kastediyoruz onu beyan eden ona anlam yükleyen mefhum yükleyen şeyin de o sözlerinde aynen o yolla gelen vahiy olması gerekir ki öyle şu ana kadar anlattıklarımızda.

Geçen derslerde de söyledik Kuranın ve Sünnetin vahiy olarak aslı kökeni geldiği yol aynıdır. Ama Kuranın lafızlarının ve manasının her yönüyle Allaha ait olması sünnetin manaen Allahtan lafız yönüyle Resulden gelmesi gibi bir faklılığı vardır. Aynı değerle yaklaşmamak için bunu diyoruz. Yani sünnetin vahiy oluşunu da Kuranın vahiy gibi kabul edilip Kuran üzerinden kıyasla sünneti yargılamamak tenkit etmemek gerekir. Bunu da kasten bunun için söylüyorum. Kuranın lafızları vahiyse ki öyle. Onu açıklayan sözler de vahiy olmalıdır. Eğer böyle olmazsa ne olacak canım gibi herkesin kuranı istediği anlama istediği gibi beyan etme gibi bir sözü olacaktır. Bunu yakalayamadıysak eğer Kuranın lafızları vahiy olduğu gibi onu açıklayan sünnet de sözlerde vahiy olmazsa bu sefer herkesin aklına bilgi birikimine göre kendine göre elde ettiği malumatlarda hele bir de bunların içerisinde heva arzu kendi isteklerine dönük yani ona muvafık düşen şeyler varsa bunların içinden hassaten onu seçerek alacaktır. Benim aklıma yatan bu.

Tabi şu bir çarpıtma olacak benim hevama uyan bu demeyecektir. Benim isteklerime cevap veren bu demeyecek. Doğrudan aklıma             yatan bu ben bu görüşteyim diyor. Halbuki daha farklı derslerde şöyle bir ifade kullanıyorduk biz. Aklın fıtrattaki göreviyle imandaki görevini anlatırken imanda aklın görevi teslimiyettir. Hiçbir gönül sıkıntısı hissetmeden hoşuna gitse de gitmese de Kuranda ve sünnette gelen şeyi aynen kabul etme zorundasın buna teslimiyet denir. Bu vahye teslimiyettir. Bir kişinin görüşüne değil. Bundan önceki sohbetlerde de söyledik. Allah Resulü dahi kendisine indirilene teslim olmakla kendisine indirilene ittiba etmekle kendisine indirilenle hükmetmekle emredilmişti. Resul bile bununla emredilmiş ise hele bizler haydi haydi indirilene tabi olma ona teslim olma gibi bir şeyi daha öncelikle öne almamız gerekiyor. İkisinin dışında bir cevap yoksa sukut emredilmiştir. Yani ya kurandan söylücez ya sünnetten söylücez değilse susucaz yani bilmiyoruz dicez. Bu kapı tamamen kapatılmıştır. Onu açıklayan sözler beşeri olsaydı ne vahyin aslı kalır ne de vahiy olan asılların bir anlamı olurdu. Herkesin istediği gibi anladığı bir şeyin bağlayıcılığı otomatikman kalkar ben bir ayeti istediğim gibi anlayırsam o istediği gibi anlıyorsa herkes istediği gibi anlayabilirse bunu bağlayıcılığı varmıdır? Yok

Kişilere göre bir bağlayıcılığı o da nefsine hevasına uygun.

——10:34—-

O zaman da herkes kendine göre bir din peydah etmiş olur. Eğer ağzı laf yapan birisi ise düşünmekten muhakeme etmekten aciz olan kimseler de heva ve nefislerine uyan açıklamaları kimde bulduysa ona tabi olacaktır. O sözleri söyleyen onu aktaran kimselere tabi olacaktır. Herkese göre bir din ve herkese göre de bir imam ortaya çıkacaktır ister istemez. Böylelikle artık herkes kendisini Allah’a kulluk ettiğini düşünerek hareket edecektir. Kulluk eda ediyor hazzı içerisinde nefisler mütmain huzurlu hiçbir sorun yokmuş gibi ahirete hazırlanma gibi bir sorunları da olmayacaktır. Yani hesap gününü kimse düşünmeyecektir. Herşeye rağmen içinde bulunduğumuz ihtilafların büyük bir çoğunluğu bundan kaynaklanmıyor mu? Yani vahiy olan Kuranın lafızlarına getirilen yorumlar anlamlar kişisel, ferdi kanaat ve görüşler olması hasebiyle ihtilafların çoğunluğu bunlara dayanıyor zaten. Allah’ın resulüne dediği gibi

….

Onların arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmet.

Vahyin aslına sadık kalarak ona vefa bağlılık teslimiyet ister istemez ondan haz almayı zevk almayı o bağlılığın vermiş olduğu manevi zevkle tatbikin zorluğun insanın üzerinden kalkacaktır. O dini yaşamaktan haz alacaktır zevk alacaktır. Ruhu normal gıdalarla beslendiği için hiçbir rahatsızlık hissetmeyecektir. Şöyle düşünün kişilerin Kuranın lafızların alarak hammadde olarak alıp. Ona yükledikleri anlam aynen genetik yapısı tabi yapısı bozulmuş yiyecekler içecekler gibidir. Bazen öyle olur ki bir domatesin bile genetik yapısı bozulmuşsa sanki resim yiyor gibi oluyorsunuz hele bir de tabi bir şekilde yetişmiş domatesin tadını bilmiyorsanız esas tadı ile bunu kıyaslayamayacaksınız. Bunu yapamayacaksınız aynen Kuranın lafızlarının vahiy olduğu gibi ona yüklenilen anlam da vahiy olmalıdır resulden olmalıdır ki o zaman o sözler bizde etkisini göstersin. Yani yaptırıcılığını göstersin yani bu Allah kelamı dendiğinde kişilerin yorumlarının onun önünde perde olmasını önlemen gerekiyor. Çünkü vahyin nuru insanların söyledği sözlerle onun önünde perde görevini yapıyor. O nurdan haz alamıyorsun istifade edemiyorsun feyizine ulaşamıyorsun. Bunun için Allah subhanehu ve teala Kuranı kerimde resulüne diyor ki:

……..

Biz sana zikri indirdik insanlara kendilerine yani daha önceden indirileni açıklayasın yani beyan edesin diye diyor.

Biz sana zikri indirdik insanlara indirileni daha önce indirileni bu zikirden önce indirileni açıklayasın beyan edesin diye diyor.

Burda biz sana indirdik. Zikri indirdik derken indirdim vahyettim lafızların eş anlamda anlaşıldığını daha önceki derslerde demiştik bu sefer Allah şunu indirdik sana bunu indirdik derken Kurandaki bütün bu lafızları toplacaksınız bu zikri açıklayan bu zikir kelimesinden maksadın ne olduğunu yoksa bu bir iki müsemmanın adı mı? Tek bir isim tek bir müsemma mı? Daha önceki derslerde de Resule vahyedilen Kuranı vahyedilen hikmeti sonra indirilen kitabı indirilen hikmeti ve o sadette devam ettik. Burada da zikri indirdik deyince demek ki zikir kitapla hikmetin tek adı. Biz sana zikri indirdik daha önceki indirileni açıklayasın diye. Başka bir ayette de diyor ki Allah azze ve celle:

….

O zikri biz indirdik. Onu koruyacak olan da biziz. O zikri biz indirdik onu koruyacak olan da biziz.

Biz sana kitabı hikmeti Kuranı ve kitabı hikmeti indirdik Kuranı hikmeti vahyettik derken hadisi şeriflerle bunu anladıktan sonra bu indirilen şeyin iki korunan da bu ikinin olduğudur. Bunu tek kelimeyle şöyle diyebiliriz.

Bu dini biz indirdik onu koruyacak olan da biziz. Çünkü tek tek baktığında zikre kurana zikir diyor tek başına sünnetle beraber zikir diyor namaza da zikir diyor. Zikir adının verildiği birçok şey görüyoruz Kuranda ama biz indirilenle bu sadette biz daha önceki derslerde de gördük.

Bu indirilenin önceki indirilen sonraki indirilen böyle bir taksimatı Resule indirilen iki şeyi kısmında ele almıştık. Orada Allah azze ve celle cibrille kuranı Allah REsuline yollarken Cibril her geldiğinde Allah Resulü Cibrilin okuduğunu unutmadan ezberleyebilmek için acele acele tekrarlıyordu dedik. Allah da diyor ki:

Senin böyle acele ezberlemeye çalışman gerekmez.

Onu okunan bir kitap haline getirmek göğsünde ezberinde toplamak bizim işimiz yani onu sana biz lütfedeceğiz.

…..

Biz Cibrilin lisanıyla onu okuduğumuzda sen sadece onun okuyuşunu takip et ona uy.

,,,

Sonra onu açıklamak da bize ait diyor.

Lafızlar indiriliyor önce böyle böyle yap diyor ezberlemen için acele etmiyor sen sadece Cibrilin okuyuşunu takip et. …. Toplamak okumak kitap haline getirmek bize aittir. Sonra onu açıklamak da bize ait diyor.

Kıyame suresinde buna baktığınızda bir araya getirdiğinizde biz sana zikri indirdik daha önceki indirileni açıklayasın diye. Daha önce ne indirilmişti. Kuranın lafızları.

Daha sonraki indireceği ne beyan açıklamasıdır. Biz sana zikri indirdik daha önceki indirileni açıklayasın diye netleşiyor. Bir de şuna dikkat çekin burada iki şeyden bahsediliyor. Önceki inen ve sonraki inen zikir.

Eğer bir isim birçok cüzün adı ise bazen kitabı değil kitap kuranın adıdır. Ondan biz cüz ayeti zikrettiğimizde kasıt kitaptır kurandır. Cüzle de bir küllü ifade etme mümkündür. Çünkü ahzab suresinde de:

Ey peygamber hanımları evlerinizde Allahın ayetlerinden hikmetten okunanlara kulak verin deyince oradaki ayetler deyince neyi kastetti? Kitabı kastetti kuranı. Burada eğer biz sana zikri indirdik

Aşağdaki ayette zikri biz indirdik biz koruyacağız derken ikisini kastettiğini anlıyoruz. Ama burada zikri bırakmış isim olarak daha önceki indirileni açıklamak içinse sonra gelen işte sünnet zikir burada sünnetin adı olarak kalıyor. Çünkü kuranı ayırmış çünkü Kuran daha önceki indirilen açıklanması gereken kitap olarak beyan edilmiştir. İşte biz sana zikri doldurabiliriz beynel kavsey biz sana sünneti indirdik insanlara daha önceki indirilen ayetleri hani şu ezberlemede zorlandığın sana nasıl yapacağınız öğrettiğimiz kısım var ya şimdi zikri indirdik onları açıklayasın diye. Bazen an an olur. Bazen biraz gecikerek olurdu. Yani bazen aynı anda o ayet inince hükmünü açıklıyorsun bazen toptan açıklama ihtiyacı duyuluyor. Ve bir açıklamayla birçok açıklama geliyor.

Bunu Kuranda sünnette görmen mümkündür. Mesela şey hadisinde bile hani birisi geliyor Ey Allah’ın Resulü ben yolda gelirken bostanımdan geliyordur bir kadına rastladım. Onu tuttum öptüm diyor beni temizle. Allah Resulü sükut ediyor Cibril biraz sonra vahiyle geliyor. Adamı çağırıp diyor ki:

Abdest al namaz kıl hasenat sevaplar seyyiatı giderir diyor. Bu böyle net bir şey onun işlediği günaha dönük bunun kefareti bu. Yani bir kötülük yaptığında  illa her işlenilen suçun yapılan kötülüğün müeyyide tipinde bir cezası yok. Ama bu denli günahları işlediğin sevaplarla def edebilirsin. Hemen oradaki birisi sahabe bu hüküm sadece ona mı has ey Allahır Resulü diyor.

Allah resulü de hayır bütün ümmetimi içine alan bir hükümdür. Buna sebepte şöyle denilmiş usulde:

İtibar lafzın umumiliğinedir sebebin hususiliğine değil. Her ne kadar bu nas onun için de indirilmiş olsa yani sebebi nüzulü has ama hükmünün uygulanması has değil aamdır. Gördüğünüz gibi o hemen açıklanmıştır orada. Eğer o şekilde kalsaydı birisi diyebilirdi ki sadece ona aittir bu hüküm.

O zaman Kuranın cihanşümüllülüğü biterdi. Bunun için de ayrıyeten kaideler vardır tefsir ilminde. Sonra dönüyoruz burada biz sana zikri indirdik insanlara açıklayasın beyan edesin diye. Şunu da kendiliğinden anladık dimi. Kuran demek ki açıklanmaya muhtaç.

Açıklanması gerekiyor. Mutlak açıklanmalı çünkü önce ayetler iniyor açıklanmayı sonra söylüyor. Bu da gösteriyor ki biz sana zikri indirdik daha sonra onları açıklayasın diye. Şimdi ama bu açıklamalar kuranın içinde mi dışında mı? Kuranın içinde olsaydı zaten onlar da ayette deme zorunda kalırdık. Veyahut dışında mı?

Çünkü kuran için has yani orada geçen bir lafızla kurana tahsis ederek Kuranın açıklanmış değil de açık bir kitapmış mubin bir kitapmış gibi mübeyyen yani açıklanmış değil de kendi kendine zaten açık bir kitapmış gibi sunulduğunda yanlış kullanmalar başlıyor. Diyor ki:

….

Rahman ve rahim olan Allahtan indirilen

Ayetleri açıklanmış mufassal tafsil edilmiş bir arapça kitap arap dili üzere bir kitap diyor.

Bunu anlamak isteyenler için anlamak isteyen bilmek isteyenler için böyle yaptık diyor. Bu sefer bu söz alınıyor Kuran açık bir kitap diyor. Açık bir kitap denildiğinde bi zatihi mi açık bi ğayrihi mi deme zorunda kalıyorsun. Ha sorunun ölçüsü biçimi yoktur bazen soran kimse tarafından. Akla gelen bir soruyu sorunu daha iyi açabilmek için geri dönen bir soruyla başlar işe.

Biz desek ki bu Kuran bi zatihi mi mufassal bi gayrihi mi?

Eğer bi zatihi mufassal açıklanılmış ise o zaman Kuran bize yeter sözünüzü ele alarak siz dahi dışarıdan hiçbirşey sokuşturmamanız gerekir. Yani Kuran açıklanmış bir kitapsa hani böyle diyenler Kuran bize yeter başka birşeye ihtiyaç yoktur diyenler. Onun etrafında onlarca kitap yazmışlar. Kuran cidden dediğiniz gibi bi zatihi mufassalsa o zaman sizin açıkmalanıza da ihtiyaç yok. Kuran yeter o zaman kurandan herhangi bir emri alıp ki sahabelerin yaptığı gibi az sonra gelecek peki Kuranda iman eden kullarıma de ki namaz kılsınlar diyor.

Kaç vakit ne zaman nasıl kılıcam?

Bu Kuranda var mı yok? Onlarca soruyu böyle koyabilirsiniz. O zaman şu çıkıyor. Kuran mübeyyen yani açıklanılmış bir kitaptır bi zatihi değildir. Bi ğayrihi açıklanılmış bir kitaptır ki bunun hepsini sünnete buluruz.

Eğer sözlerinde inat olursa bi zatihi açıktır dersek o zaman ben sana soru sorucam hiç Kuranın dışına çıkmadan onu bana açıklayacaksız dememiz gerekiyor. Bunu yapmadığın müddetçe sen sözünü önce doğru … üzere oturtman gerekir. Sonra nakillerde şimdi. Kendimize destek arıcaz önce:

—-29:12—-

Ayetleri aldık onlara reddiye kasdıyla biz de diyoruz Kuran bize yeter diyoruz ama bizim içini doldurduğumuz gibi onlar doldurmuyor. Biz onların doldurduğu gibi doldurmuyoruz bunun içini. Şimdi onların zaten inkar ettikleri inkar etmeye çalıştıkları şeyleri aynı paralellikte mesela Cabir ra dan şöyle bir söz geliyor:

…..

Allah Resulüne Kuran iniyordu. Öyle diyor. O da bize Allah’ın emrettiği gibi bize o da açıklıyordu.

Kuran iniyor ve o bize açıklıyordu diyor.

Şimdi kuranın lafızlarını söyleyip geçmiyordu. Allah böyle dedi diyerek bırakıp gitmiyordu. Zira buna açıklama denmez. Yukarıdaki ayetleri zikrediyor şimdi Cabir: Allah diyor ki:

Biz onu Cibrilin lisanıyla okuduğumuzda sen onun okuyuşuna uy. Sonra onu açıklamak da bize aittir. Diye bu ayeti okuyor. Ve sonra diyor ki Allah yine dedi ki:

…..

Biz sana zikri indirdik insanlara daha önceki indirilen Kuranı açıklayasın diye diyor.

Bunu Abdullah ibnul ensari zemmul kelamda naklediyor. Sonra katade diyor ki:

Bu peygamberin hanımlarına hitab eden ayeti alarak:

…..

Ahzab suresinde : ey peygamber hanımları evlerinizde Allah’ın ayetlerinden ve hikmetten okunanlara kulak verin diyor.

Diyor ki Katade: …

Kitap tan hikmetten kasıt Kuran ve Sünnet tir.

Hasan bin atiye diyor ki:

Cibril Allah Resulüne sünneti de getiyordu aynen Kuranı getirdiği gibi. Onu da öğretiyordu Kuranı öğrettiği gibi aynen sünneti de öğretiyordu. Diyor.

Bunu hasen bin atiyye naklediyor. Yine tabi bu doğrudan doğruya bizzat bu şekliyle alakalı olduğu için zikrediyoruz. İmam şafiden alıyoruz. Diyor ki imam şafi

….

Allah ın kitab diye zikrettiği Kurandır. Hikmetten bahsediyor. Ve birçok kendisinden razı olunmuş ilim ehlinden yani ilim ehli oldukları kabul edilmiş kimselerden birçoğundan duydum ki buradaki hikmet Allah Resulünün sünnetidir dedikleri diyor. Sonra ebu said el hudri den nakledilen bir sözde hadiste: diyor ki:

Allah Resulünün ölümüne sebep olan hastalığında yanımıza çıktı. Bizse sabah namazını kılıyorduk Ebubekirin imametinde. Ebubekir de Allah resulünün çıktığını görünce hissedince namazda geri geri çekiliyor. Yani Allah Resulü gelsin imamlık yapsın diye.

Yani Ebubekire yerinde kal diye işaret etti. O da insanlarla beraber namaza durdu. Namazı bitirdikten sonra Allah a hamd etti senada bulundu dedi ki:

..

ey insanlar ben size iki ağırlık bırakıyorum. Allah’ın kitabı ve benim sünnetim diyor. Kuranı benim sünnetimle konuşturun. Ben size iki ağırlık bırakıyorum ki bu vefatına sebep olan hastalığıydı kısa bir zaman sonra hemen vefat etti. Size iki ağırlık bırakıyorum. Allahın kitabı ve benim sünnetim. Kuarın benim sünnetimle konuşturun.

Bu ne anlama geliyor. Kurandan bir ayet okuduğumuz zaman. O ayeti sünnetle konuşturmamız açıklamamız, anlamamız, beyan etmemiz gerekiyor. Gördüğünüz gibi hadisler nakiller de yukarıdaki ayetin paralelliğinde devam ediyor. Yani o inkarcıların dediği gibi biz ha Kurana arz ettim bu ters düştü bu hadisi Kurana arz ettiğinizde tıpkı başka bir şey demiyor. Tıpkısını söylüyor. Ha inkarcı kasti inkar etmekse aynı kurdun kuzuyu yemeye niyet ettiği gibi yemek için bahane bulur. Ve sonra diyor ki:

Eğer bu iki şeye yapışırsanız onunla hareket ederseniz katiyetle eliniz boş kalmaz gözleriniz basiretini kaybetmez ve ayaklarınız kaymaz. Bunun ikisine sımsıkı yapıştığınız müddetçe. Allah Resulüne indirilen iki şeyde de zikrettiğimiz gibi Allah Resulü diyor ki:

Ben size iki şey bıraktım. Onun ikisine yapıştığınız müddetçe katiyetle sapıtmazsınız. Allah’ın kitabı ve benim sünnetimdir diyor.

Bu ikisinin dışında bir şekilde kalabilirsin bilmiyorumla. Bu ikinin dışına çıktığın zaman dalalete ilk adımını o zaman atmış oluyorsun. Biraz daha açıkladığımızda imran bin huseyn ra dan geliyor.

…..

İmran bin huseyne birisi geliyor ona bir fetva soruyor. O, ona Allah Resulünün hadislerinden bahsetmeye başladı. Adam dedi ki bize Allah’ın kitabından bahsedin onun dışında hiçbirşeyden bahsetmeyin sen ahmak bir adamsın diyor. Yani aptal ve budala birisisin. Sen ahmak birisisin diyor. Sen diyor öğle namazının dört rekat olduğunu mesela cehri olmayacağını Kuranda buluyormusun diyor?

Bütün namazları böyle teker teker zikretti. Zekatı da aynen sordu. Onun gibi daha birçok şey zikretti. Bunları sen kuranda açıklanılmış şekliyle buluyor musun?

Allah’ın kitabı hükmü koydu ve sünnet de bunu açıklıyor diyor.

O babları sonradan topladığım için derslerde geçmedi mesela.

Allah Resulü sav ilk zamanlarda Mekke de cibrilin ilk gelişinde Cibril bana abdesti öğretti diyor baştan sona kadar abdest alıyor. Ve namazı öğretti diyor. Hatta vakitleri böyle böyle şunları emretti diyor.

Beni nasıl namaz kılar gördüyseniz öylece kılın diyor. Ondan sonra tutuyor. Allah Resulü:

Hac menseklerinizi benden alın bu seneden sonra hac yapıp yapmayacığımı bilmiyorum diyor.

Cibril geldi diyor. Muhammed ashabına söyle arkadaşlarına telbiye de seslerini yükseltsinler. Şurada şunu yapsınlar burada bunu yapsınlar teker teker anlatılıyor hatta Kuran’ı yedi harf üzere dahi gelen beyan sünnettedir. Bunları Resul açıklıyor bu beyan açıklama Kuran’ın dışında Kuran bi zatihi mufassal değil bi ğayrihi mufassal ama açıklanılmış bir kitaptır Kuran binaenaleyh bunlar bize neyi gösteriyor. Kuran açıklanılmaya amade bir kitaptır böyle indirilmiştir kim tarafından yine Allah açıklamış ve Resulü açıklamış Allah Resulüne açıklatmış. Bu sadetde zikredilen çok nakil var mesela birisi Abdullah bin ömere diyor.

Kuranda biz diyor. Mukimin namazını veyahut korku namazını buluyoruz. Ama seferi namazı kuranda görmüyoruz hiç.

Ey kardeşimin oğlu Allah bize Muhammedi yollamıştır. Biz başka bir şey bilmiyoruz. Biz Muhammed ne yapıyorsa onu yapıyoruz. Görüldüğü gibi Kuran Resul tarafından her yönüyle beyan edilen bir kitaptır. Hatta bu mevzuda ibn hazm naklediyor. Diyor ki:

Geçen derslerde söyledik

O Resul ne konuşuyorsa kendiliğinden hevasından değil bizim ona vahyettiğimizdir diyor. Hatta ona ben sadece bana vahyedilene tabi oluyorum diyor.

Eğer o bizim hakkımızda rastgele bir söz etse biz onu yakalarız diyor ümüğünden.

Bize gelen naslarla sahih olmuştur ki diyor: Allah Resulünün her söylediği Resul ne söylemiş neyi açıklamış neyi beyan etmişse bunların hepsi Allah’tan gelen açıklamalardır diyor.

Burada tafsilatına ihtiyaç duymadan çünkü kıyame suresini daha yukarılarda da açıklamıştık. Allah Resulünden gelen anlamamız gereken yakalamamız gereken diyelim.

Allah azze ve celle dininde hiçbirşeyi noksan bırakmadan tamamlamıştır. Bu şimdi Allah Resulünden gayrısının beyanına hiç mi hiç ihtiyaç yok.

Kuranı açıklama beyan etme hakkının selahiyeti onda olduğu gibi katiyetle başkasına ihtiyaç yoktur. Hiçbir şekilde ihtiyaç yok çünkü Allah azze ve celle indirdiği dini noksan bırakmadan tamamlamıştır. Çünkü din derken bu lafızlar Kuranda geçen daha önceki derslerde geçen lafızlarla yanyana koymalıyız.

Ben size dininizi tamamladım diyor. Neyi kastediyor? Dini tamamlamış din neyin adı burada dini tamamladık diyorsa Kuranla sünnetle tamamlandı ve burada ayrıyeten dininizi ikmal ettim üzerinize olan nimetimi de tamamladın diyor. Ve sizden de din olarak islamdan razı oldum. Yani din olarak  benim sizden kabul edeceğim islamdan derken Muhammede verilen dini mi kastediyor?

İbrahime verilen dinin adı da islamdı. Benim sizden din olarak kabul edeceğim uyguladığınız şey. Yanı islam teslim olmak diyor. Onları yaparsanız ancak ben sizden din olarak bundan razı oldum diyor.

Din tamamlanmıştır. Ayrıca başka bir ayette diyor ki:

Biz dinde yani bu kitapta hiçbirşeyi noksan bırakmadık yani zikrettik anlamında söylüyor. Bunu şimdi genel anlamı içerisende eritmeden anlamak gerekiyor. Zannediyor ki insanlar biz bu kitapta herşeyi zikrettik hiçbirşeyi bırakmadık derken zannediyorlar ki ne varsa orada var tipinde halbuki din olarak tamamlandı bu. Allah Resulünden gelen hadisi şeriflerde de diyor ki:

Ben sizi cennete götürecek herşeyi açıkladım. Ateşe girmekten de sakındıracak herşeyi açıkladım diyor. Demek ki Kuran din olarak kamildir. Emredilen şeyler Kurandan ve sünnetten bizden istenilen din de budur zaten. Benim sizden razı olacağım din bu indirilenlere tamamladığıma tabi olmak kendiliğinizden uydurduğunuza değil. Geçmiş Hristiyan ve Yahudileri kastediyor.

Mesela Hristiyanlık Allah’a kulluk adına ruhbanlığı icad etmiştir. Yahudiler kabbala da Allah’ın indirmediği birçok şeyi din olarak kabul etmişlerdir. Bu aynen bizde de vardır. Onlar 72 71 fırkaya ayrıldığı gibi bu ümmet de ayrılacaktır. Allah dinini tamamlamıştır. Hatta ömer ra nun hilafeti zamanında Tarık bin şihab anlatıyor ömer bin. Hattab dan

Yahudilerden birisi gelerek ömere dediki ey müminlerin emiri şu sizin kitabınızdaki okuduğunuz bir ayet var eğer o ayet biz Yahudi topluluğuna indirilmiş olsaydı diyor. Biz o günü bayram ilan ederdik diyor. Ömer diyor ki hangi ayeti kastediyorsun?

Az önceki okuduğumuz ayeti

Biz bu ayetin hangi gün nerede hangi mekanda indiğini çok iyi biliyoruz. O arafattayken yani hacda ve Cuma günü indi diyor. Ki zaten bunlar bayram bizim için. Zaten bayram,

Burada hiç ihtiyaç yok. Yani birilerinin bu ayet üzerinde birşeyler söylemesine hiç ihtiyaç kalmamıştır aslında.

——50:00—–

(Yazıya döken M.Furan)