Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Bizi Tanımadan, Başkalarına Yanlış Tanıtanlara Cevab.

Bizi Tanımadan, Başkalarına Yanlış Tanıtanlara Cevab.

Uzun bir aradan sonra tekrar sizinle karşılaşmayı ve ders yapmayı nasip eden Rabbime hamd olsun deriz. Ve ayrıca teker teker yapamadığım hastanedeyken arayan, dua eden, mesaj yollayan bütün kardeşlerime bende aynen misli ile dua ederim. Ve hepsinden Allah razı olsun derim

Bu günkü dersimiz daha önce yapmakta olduğumuz imanın devamı olmayacak. Çünkü derslerimize iştirak eden hanım kardeşlerden ve erkeklerden yeni katılanlar var, bazı sorular tevcih etmektedirler. Bizim hakkımızda net bilgi sahibi olabilmek için bu tanımı da bizden duymak istiyorlar.

Bizim de bildiğimiz gibi bu günkü dersin başlığı olarak da zikrettiğimizi, yazdığımızı görüyorsunuz. Bizi tanımadan, başkalarına yanlış tanıtanlara cevap. Bizi tanımıyorlar ama tanıdıklarını söylüyorlar. Hatta bunun yanına iki-üç sene beraber kaldım, beraber yaşadım deyince sözlerine daha farklı itimat edilecek bir güven oluşturuyorlar. Ekseriyetle de bizim insanımız duyduğu söze itimat etmekte, duyduğu sözü anlatmakta çok fevri yani acele davranıyor. Böyle olaylara sebep Allah Resulü de;

كَفَى بِالْمَرْءِ كَذِبًا أَنْ يُحَدِّثَ بِكُلِّ مَا سَمِعَ Kişiye her işittiği söylemesi, başkasına aktarması ona yalan olarak yeter.” Diyor. biz tabi çok çok samimi bir duygu ile ifade ettiğimizi söylesek bile önce kardeşlerimiz uyarmayı düşünelim. Böyle bir tavrı sergilemenin hiç anlamı yok. Bizi tanımayanların bizim hakkımızdaki söyledikleri bizi pek ilgilendirmiyor. O gibi sözlere itibar etmiyoruz, cevap verecek değerde bulmuyoruz. Ama ne yazık ki bizi bu denli iftiralar ile itham edenlerin ekserisi bu akideyi bizden öğrenen kimseler. Buna rağmen mesnetsiz demeyelim çünkü ilmi bir ifade olur bunu oturtacak bir düşünceleri de yok zaten.

Diyelim ki bizim ilim ehlini tahkir ettiğimiz, küçümsediğimiz, onları kale almadığımız söyleniliyor. Birisi yazıyor hocam bu ne kadar doğrudur diyor. şimdi cidden ilim ehlini tahkir edecek, küçümseyecek yapıda olan kimseye kimsenin kendisine veyahut söyleyen kimseye böyle bir soru sorarsanız o cevabı da doğru almayabilirsiniz aslında. Bu soru şöyle sorulabilinirdi,

siz ilim ehli hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bizim ilim ehli hakkındaki düşüncemiz çok açık, etrafımızdaki insana sahabeden başlayıp, asrımıza kadar öne çıkmış muteber ehli

sünnet alimleri dediğimiz kimseleri kitaplarıyla veyahut onlardan aktardığımız sözleri ile tanıtan biziz. Tahkir edeceğimiz kısım, küçümseyeceğimiz insanları bizim tanıtmamız ancak zemmederek olması gerekir. Kaldı ki bizim ilim ehline verdiğimiz değer, ilim ehlinin kadrini Allah’ın çizdiği sınırlar içerisinde tutmadan aşırı giden kimselere ulaştığında mesela bizim ilim ehlini şahsen reddetmemiz katiyetle mümkün değildir ama o ilim ehlinin başka bir ilim ehli ile öğrendiğimiz hatasını söylediğimizde, o kavlini o sözünü reddetmemizi bu akideye düşman veyahut şeytanın maşası olarak kendisini kullandıran kimseler hemen ilim ehlini veyahut alimleri reddettiğimizi telaffuz ediyorlar. O alimin Kur’an’a sünnete ters düştüğünü öğrendiğimiz bir meseleyi reddetmemiz katiyetle o alimi reddetme değildir.

Aynı paralellikte şöyle de anlıyorlar, bize sorulduğunda hangi mezhebe tabisiniz, hiçbir mezhebe tabii değiliz. Bir mezhebe tabii olmak illa gerekmiyor da. Bunu farklı derslerde farklı örnek ve misaller ile biz anlatıyoruz. Ama burada biz hiçbir mezhepten değiliz dediğimizde, bizim mezhepleri, imamları başta reddettiğimizi veyahut bunları İslam dışı gördüğümüzü zannediyorlar halbuki bizim bir mezhebe tabii olmamamız bizim alimlere saygımızdandır. Düşünün İslam dini eşit Resul meselesinde verdiğim gibi örneği, biz bu sözü diyebiliriz.   Çünkü irili ufaklı biz her şeyi Allah resulünden öğrendik. İslam eşittir o. Bu elimizdeki kitabın Allah’ın kelamı olduğunu bize söyleyen Allah resulüdür. Nasıl inanmamız gerektiğini anlatan o. Kur’an da ayetleri bize getiren, tebliğ eden, ulaştıran o. Ondan sonra onun ashabıdır. Allah resulü eşit islam diyebiliriz ama Allah resulünden sonra en faziletli kabul ettiğimiz veyahut faziletli kabul ettiğimiz kimseler dahi ferden yani İslam eşit Ebu Bekir diyemeyiz, İslam eşit Ömer diyemeyiz, İslam eşit Osman diyemeyiz, İslam eşit Ali radıyallahu anhum diyemeyiz. Kaldı ki sahabenin hiçbirisine de bunu söyleyemeyiz. Diyelim ki Ebu Said el-Hudri eşit İslam diyemeyiz ama sahabenin tümünü kastederek Allah Resulünün ashabı eşit İslam deriz. Çünkü bu dini kamilen bize indirildiği gibi, resulün onu beyan edip, açıklayıp, izah ettiği, tatbikinde örneklik teşkil ederek sahabenin tümünün aktardığına biz İslam deriz. O zaman İslam eşittir sahabe birisi değil cemisi, umumunu kastederek bunu deriz. Sahabe için söylediğimiz bu söz aynen ilim ehli için de geçerlidir diyoruz. Yani Ebu Hanife rahimullah eşit İslam diyemeyiz. Veyahut İslam eşit İmam Malik diyemeyiz, İslam eşit İmam Şafii, Ahmed İbn Hanbel diyemeyiz. Sairleri için de diyemeyiz. Ama İslam eşit İslam alimleri deriz. Şimdi düşünün zan üzere bina edilen bir ithamla bizim söylediğimiz sözü kıyaslayacak olursanız bir mezhebe tabii olmak sair alimleri kenara koymadır. Biz hepsinden istifade edilsin diyoruz. Şimdi eğer bir alimi saf dışı etmek hakaret, ilim ehlini küçümseme ise o zaman birini kabul edip diğerlerinin tümünü reddetmek ne

anlama gelir? Eğer onlar bunu böyle yorumlarsa bizim de daha şiddetli bir ifade ile bunu yorumlamamız gerekiyor. O zaman ayrıca da mesela bazı kardeşlerimiz usul bilmiyorlar, arapça bilmiyorlar, kafalarına göre hadis ile amel ediyorlar. Şimdi düşünün hadis okuyarak amel etmek ile doğruya isabetin daha çoktur. Doğruya isabetin daha çoktur. Okumadan yaptığın hatalar daha çoktur. O zaman okuyarak hatayı azaltıyorsa burada hayra doğru bir teveccüh, yönelme vardır. O zaman ilim ehlini reddetmek ile ilim ehlinden birisinin söylediği sözün hatalı olduğunu başka bir alim ile tespit ettikten sonra onunla amel etme, hatasını bıraktığın ilim ehlini tamamen reddetme, küçümseme değildir. Küçümse yüzlerce İslam alimini bırakıp birisi ile yetinmedir. Halbuki şuan bu asrımızda belki küçük bir kasabada otursaydık, hasbel kader ne kadar öğrendiyse dinini bilen birisinden islamı öğrenirdik ama şimdi böyle değil. şehirden şehire, dünyanın bir ucundan bir ucuna iletişim o kadar süratlendi ki aynı anda birçok alim ile görüşebiliyoruz, konuşabiliyoruz, onların eserlerini okuyabiliyoruz. O zaman geçmiş devirlerin bağnazlığını yıkmak gerekir. O zaman ki imkansızlıkları bu ortamda delil şeklinde kullanarak illa bir mezhebe tabii olmak, illa bir alimle yetinmek kaldı ki biz şunu şöyle söyleyelim, usül bilmediğimize bir yerde seviniriz ama usulü en iyi uygulayan biziz. Şimdi siz düşünün usulü gerçek yönüyle uygulayan biziz.

Birisi çıkıyor Türkiye gibi bir ortamda illa bir mezhebe tabii olmanın gerekliliğini savunuyor. Bunu seleften kimse söylememiştir. Belki bunu şöyle dese, mutlak biz bir alime, birkaç tane alime, ulaşabildiğimiz kadarına muhtacız. Bu doğru. Onlara bizatihi müracaat etmeden veyahut kitaplarına müracaat etmeden istediğimiz gibi, kafamıza göre amel etmeyelim. Kaldı ki bunca hadis kitabıyla, ilim ehlinin kitaplarıyla bizim zaten halimiz tavrımız, ilim ehline danışmadan iş yaptığımızı söylemek müthiş korkunç, vebalinin altından kalkılamayacak bir sorundur. İnsanlar ne kadar böyle keyifli, rastgele vebal yüklenmeye. Nasıl kafaya göre hareket edilir? Buna  en azından muşahhas yani somut bir örnek verilmeli. Sanki gayretlerin öbür tarafına baktığınızda, Allah kendisine rahmet etsin, mahzenlerde mahpus kalan hadis kitaplarını ortaya çıkarıp, bu ümmete tanıtan Şeyh Elbani gibi emsalleri olmasaydı hadis kitapları Türkiye’de olduğu gibi, Türkiye’de de böyle Türkiye kütüphanelerinde İslam aleminden daha en çok kitaba, mahtut el yazma kaynağa sahip olan memleketimizdir. Ama bu toplum bu kitaplarda yüzde beş bile istifade etmemiş. Bunlar sanki mahzenlere gömülmüş. İnönü devri beklenilmiş, kitaplar yakılsın, atılsın, parçalansın, Almanya’ya oraya gitsin diye. Düşünün Avrupa da küçümsenmeyecek kadar bizden çalınmış kaynak eser vardır. Bunlar mahzenlerde mahkum idi mahpus idi. Bunu ortaya çıkardık. Ama bu kardeşlerin sevdası sanki hadis okunmaz, anlayamazsın gibi. Anladığının yanında çok cüzi

kalan bu ifade hadis okumayı bırakmayı emrediyor, onu tavsiye ediyor, insanları ona teşvik ediyor. Halbuki hadis okumayı teşvik edip, okuyun ama devamlı sorgulayın. Ben Avrupa’dayken etrafımızda olanlara şöyle bir ifade kullandım son zamanda, Avrupa’daki Müslüman gençlik, annesi babası Müslüman olan kimseler biz Türkler mesela İslami bir eğilim hareketi göstermeye başlanıldı. Herkes İslam’a dinine dönüyor. Ama bizim Belçika’daki arkadaşların bir farkı vardı, biz doğrudan babamızdan kalan dine tabii olmadık. Babamızdan kalanı ele aldık ama sorguladık. Bunun ne kadarı İslam’dan, ne kadarı değil? çünkü yaşadığımız bunca artık fitneden diyelim böyle bir fitneye müptela olmanın sebebi basit değildir mutlak dine sırt dönme vardır. Allah’a itaatten uzaklaşma vardır. Böyle bir fitneye düçar olma, bu denli suçları gerektirir. Allah umumen bu ümmeti helak etmemeyi vadetti doğru ama grup grup, toplum helak edebilir. Düşünün İslam aleminden Türkiye’nin konumuna baktıkları zaman Osmanlı’nın toptan İslam’dan irtidat ettiği düşünülmüştür. Tavır, manzara böyle idi. Onun için hadis okuma tavsiye edilir ama önce  sahih mi? zayıf mı? bunu bilen bir ehline sormanız gerekir. Herkes bizi bilir ki hadis tashihinde muasır olarak bizim itimat ettiğimiz, güvendiğimiz veyahut bu mevzuda en az hatalı olan kimse olarak Şeyh Elbani’yi görürüz, Şeyh Mukbili görürüz. Ondan öncekilerin sözlerine itibar ederiz. Ama bu da devamlı ispatladır. Yani hadis inkarcılarının bizde itham ettiği, bizimkilerin sözüne dönük itham ettiği bazı

hadis alimi bir hadise sahih diyor, bazısı zayıf diyor. bu nedendir?

Demek ki siz bile aranızda anlaşamıyorsunuz diye itham ettikleri gibi. Onların bu ithamlarını biz basit görürüz, gülüp geçeriz veyahut otur gel kardeşim sana anlatayım derim.

Düşünün Enes radıyallahu anhu Allah resulünden hadis nakleden sahabelerden birisidir. Bunun hadis meclisinde herkes vardı. Yemenli de vardı, Şamlı da vardı, Iraklı da vardı. Herkes bundan hadisleri öğrenip gittiklerinde memleketlerine herkes bulunduğu mıntıkada da onu öğretiyordu başkalarına. Tabi Yemen’e giden, o hadisi götüren kişi kendisinden zayıf birisi olarak onu rivayet etmiş olabilir o rivayet de Abdurrezak’a ulaşmış olur. Abdurrezzak buna zayıf der ama o raviye sebep. Onun için hadis usulünü bilenler bilir ki, hadis ehli devamlı hadisin isnadının zayıf olduğunu söyler metnine bir şey demez. Olur ki başka bir senetle, başka bir tarikle o rivayet tashih edilir, bu mümkündür. Ha birisi de Şam’a gitmiş, Şam’da okutmuş. Ondan giden hadis de Evzaiye ulaşmış. O da buna sahih demiş. Şimdi biz Evzai’nin sözü ile Abdurrezzak’ın sözünü çakıştırmayız. Abdurrezak buna neden zayıf dedi, bu metne? Bu neden sahih diyor? usulde ihtilaf olduğundan değil, o hadisin ona ulaştığı tarikte bulunan zayıf raviye sebep bu söz denilmiştir. Onun için hadis alimleri bir hadise hüküm verirlerken bunun isnadı zayıf derler. Bir rivayetin sahihliğine tek yolla

hükmetmek kolay, ama bir rivayetin zayıflığına otuz yolla da olsa metnine zayıf demek zordur. İsnadı zayıf deriz.

Onun için bu insanlardan biz usulü daha iyi biliriz. Daha iyi saygı duyuyoruz usule. Şimdi düşünün kardeşlerden birisi Türkiye de illa bir mezhebe tabii olunması gerekir diyor. bu kardeşimiz bu sözün ne denli cürümlü bir söz olduğunu bilmiyor. Bulunduğu bölgeyi de tanımıyor. İslam alemini de tanımıyor bu insan. Ulu orta boza satan gibi ortaya çıkıyor. Şimdi ufak bir tahlille, basit bir tahlille Türkiye gibi bir ortamda illa bir mezhebe tabii olacaksınız dediğinizde bu insanların akidede anladığı maturidi mezhebine tabii olmaktır. Bizce maturidi mezhebi ehli sünnet değildir. İslam dışı demiyoruz, usulde, akidede de olsa, fıkıhta da olsa Hanefi mezhebinde mutezili kaideler geçerlidir. Bire bir mutezili demiyoruz ama aha size Hanefi mezhebinin en meşhur, önde gelen usulcülerinden Kerhi’nin sözü, Ebu Hanife diyor ki rahimehullah, “benim Kur’an’a ve sünnete ters bir sözümü gördüğünüzde onu alın duvara çarpın” diyor. Ebu Hanife ehli sünnettir usulde de. Ama kerhi, “bizim Kur’an’a ve sünnete ters bir sözümüzü görürseniz bilin ki o ayet en azından müevvel, tevil edilir. O hadis zayıftır” diyor. “akıl ile nakil birbiriyle çakışırsa siz aklı öne alın” diyor. hangi usulü takip etmemizi söylüyorsunuz siz? Bu usulü mü? Bu hadisi devamlı kenara koyandır. Ha şimdi de bu yolun sonuna gelindiğinde gördüğünüz gibi hadisleri toptan inkar hatta, itaat edilmeyen, emri dinlenilmeyen, yasaklarına riayet edilmeyen, verdiği haberler umursanmayan bir ilaha inanıyorlar ki deizmin ulaşıldığı yer burasıdır artık. Onun için usulü bilmeyen kimler bir baksınlar. Ha biz buna rağmen hatasız, yüzde yüz doğru bir şekilde mi İslam’ı aktardığımızı söylüyoruz? Hayır. Ama bizi bizim yanlışımızı ispat eden müşahhas bir örnek göstermeli. Bakın kafanıza göre bu hadisi böyle anladığınız için bu yanlışa düştünüz desin birisi bize. Hadise ters düştüğümüz ispat edilsin, bir alimin bir kişinin sözüne ters düştüğümüz görülürse bu katiyetle yanlış yaptığımızı göstermez. Bu bunun ispatı değildir. Bize doğru yolda değilsiniz derken biz bunun zaten alt yapısını derslerimizde oluşturuyoruz. Talebelere, sakın ha biz doğru yoldayız demeyin, doğru yolda olduğunuzu ispat edin. O anki konuştuğunuz sözün, o anki yaptığınız amelin ispatını verin. Doğru yolda olduğunuzu ispat edin söylemeyin çünkü doğru yolda olduğunu söyleme fırkaların işidir. Buna sebep كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ her grup kendi sahip olduğu düşüncenin en doğru olduğunu söylüyordu. Hayır, sözünün doğruluğunu, amelin doğruluğunu ispat etmelisin. Ve bu meyanda da bizi tanıdıklarını söyleyen mesela çok samimi bulduğum, isim vermeyeceğim aslında isim vermemde bir sorun olmaması gerekir. Birisi diyor ki Ebu Said kardeş diyor ben size akidemi açıklayayım, velhasıl açıkladığı akide hadis inkarcılığı, güya hadisi

inkar etmediğini söylüyor, ama biz senelerdir bu işin içerisindeyiz. İlk söyledikleri söz bu. Neden? Tepkiye karşı tedbir olarak bunu söylüyorlar. Bundan üç sene önce Ahmet Kalkan ile karşılaştık. Konuşmanın akabinde kendisine dedim ki siz, hadis inkarcılığının yoluna süluk etmişsiniz, yolunuzun sonu selamet değil dedim. Nasıl bana iftira ediyorsun? ben hadis inkarcısı değilim. Üç sene sonra kendi yanındaki insanlardan gelen, hocam siz haklı çıktınız. Biz hangi yolun neresindelerse, biz nereye gittiğini söyleyebiliriz. Çünkü tek bir yol vardır doğru olan. Aynen Allah resulünün yaptığı gibi bir çizgi çiziyor, وَأَنَّ هَٰذَا صِرَٰطِى مُسْتَقِيمًا işte bu benim dosdoğru yolumdur diyor. sağına soluna yollar yapıyor, وَلَا تَتَّبِعُوا۟ ٱلسُّبُلَ sakın bu yollara uymayın. Hadisde de dediği gibi her yolun başında bir şeytan vardır, sizi kendisine davet eder, o yola davet eder. فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِۦ sizi yolundan uzaklaştırır diyor. onun için yol belli. Kur’an ve sünnettir. Maalesef ilim ehlinin kadri, ilim ehlinin fazileti onların sözlerini, amellerini Kur’an’ın, sünnetin önüne geçirmek değildir. Onların Kur’an dan, sünnetten bize aktardıklarını uygulamaktır. Tabi sahih olan. Hangi alimi reddederiz ki biz. Ha biz Ebu Hanife’yi kabul ederiz ehli sünnetten ama Hanefilerden ben size kaç tane alimin sözünü vereyim, mezhep kitaplarındaki fetvaların kısmı azamı imamların değildir. O mezhebe mensup olan kimselerin koyduğu sözlerdir. Birisi de nasıl diline doladıysa bunlar sular bahsini bile bilmezler, tahareti de bilmezler. Biliriz. Bir kuyuya bir hayvan düşer, orada ölür, şişer patlarsa, o kuyunun suyunu söylemeden bildirmeden Şafilere satabilirsiniz diyor. açın, meraku’l ferah’ı açın, onun şerhini açın görürsünüz bunları. Onun için biz İmam Şafi’yi ehli sünnet imamlarından o yoldan gidenleri de kabul ederiz velevki ismen vermesek bile mesela Tahavi bunlardan birisiydi sonra kızdı Hanefi oldu, yine aynı kişidir. Tahavi hanefidir ama ehli sünnettendir, Ebu Hanefi rahimehullah ehli sünnettendir. Ama Farabi gibilerin yolundan giden, onlara tabi olan, onlara talebe olan kimseleri biz ehli sünnet demeyiz. Hoş tamamen mutezili de değiller ama usulde kaide üzere mutezili kaide ile hareket ediyorlar. Onun için hadis okunmaz. Düşünün hadis inkarcılarına hücumu bıraktılar. Çok yakın bildiğimiz kardeşlerimizden birisi hadis ile amel etmenin sapıklık olabileceğini söylüyor, yanlış olduğu söylüyor. Ha ilim ehli deyince biz bakın bir hadisin sahihliğini, zayıflığı öğrenmek istiyorsanız en azından öğrendiğiniz Arapçayla Şeyh Elbani’nin, Şeyh Mukbil gibi veyahut yeni yetişen muhakkik insanların tahkiklerini alın. Bunları okuyun. Ama Şeyh Elbani’yi biz, bir başkası yüz hadisin kırkında hata yaparsa, Şeyh Elbani bin hadisin onunda ancak hata yapar diye bakıyoruz ilmi kadrine göre. Onun için ehli sünnet kimlerdir? Tutuyor az önceki zikrettiğim kardeş, benim

akidem bu Ebu Said kardeş bundan sonra bana mürted mi dersin ne dersen de diyor. ama sizi tanıyorum. İyi tanıyorum, sizin ne cevap vereceğinizi de biliyorum diyor. ben verdiğim cevapta dedim ki, kardeş sen bizi tanımıyorsun. Vallahi de tanımıyorsun billahi de tanımıyorsun. Gülerek tekrar bir sesli mesaj yolluyor. Ya diyor, siz diyor Ziyaüddin gümüşhanevi’nin kitabına Ramuzu’l-Ehadis’e ehli sünnet alimi, aha bir sürü safsata dolu diyor. bak şimdi, bizi kiminle kıyaslıyor? Yine kendisine ehli sünnet diyen birisiyle. Mesela şuan Cübbeli ile kıyaslaması gibi cübbeli de ehli sünnetiz diyor. arkadaşlar bunlar ehli sünnet değil. bir tasavvuf ehli, ehli sünnet olamaz. Mutezile ehli sünnet olamaz. Bir tekfirci ehli sünnet olamaz. Ehli sünnet sahabenin yolundan gitmektir. Kur’an’ı sünneti onların anladığı, aktardığı gibi anlayıp yaşamaktır. Onların tezkiye edip, eğittiği, öğrettiği kimseler zaten hadis okuyan bu silsileyi bilir. Ama birisi tutar, Ziyaüddin gümüşhanevi’nin rastgele gece odun toplar gibi topladığı hadislerle, uydurmalarla onu ehli sünnet bilirsen bizi onunla kıyaslarsın. Ha buhari sizin yolunda, siz onun yolundasınız derse tamam, oldu. Bunlar ehli sünnettir, dört imam ehli sünnettir. Ama biz Bakıllani’yi, Fahruddin Razi’yi bunları ehli sünnet kabul etmiyoruz. Bu bizim açık ve net sözümüzdür. Ha ne günah işledik bununla? İki üç tanesini kabul etmemekle hiçbir sorun yok. Biz tefsiru’l kebir’i okumayız Fahruttin Razi’nin, İbn Kesir’in tefsirini okuruz. Onda da yanlış var ama Fahruttin Razi gibi ehli sünnete ters değildir. Şimdikiler biz hadis de kabul etmiyoruz, Kur’an bize yeter diyor bunlar da Kur’an’ı reddeden oldular. Ehli sünneti iyi bilmek gerekiyor. Ehli sünnetin iyi tanınması gerekiyor. Ehli sünnet ben ehli sünnetim demek değil. sofi silsileden gelen bilgiler ehli sünnetin bilgileri değildir. Kerhinin usulüne tabii olanlar, ehli sünnetin usulüne tabii değildir. Ondan sonra ehli sünneti tanımadan birilerini medyanın veyahut yazılı medyanın, görsel medyanın, diyanetin, diyanet mensuplarının veyahut ilahiyatın, ilahiyatçıların veyahut sağ kesim yazar, kalemşörlerinin rastgele attıkları, itham ettikleri bir toplumu bu denli İslam dışı kabul etmeye başlarsınız herhalde ayaklarınız sabit kalmaz. Yahudiye, hristiyana müsamaha sancaklaştırılan bir ortamda Müslüman bir toplumu dışlamak ne denli bela ve ceza getirir bunu düşünmek lazım. Kaldı ki buna rağmen biz herkesin kendi hatasını söylememize rağmen katiyetle tekfir menhecini, üslubunu seçmemişizdir. En uç noktada söyleyebileceğimiz tek söz nedir? Bu fiil küfürdür, bu söz küfürdür deriz, sahibinin cehaletini öne alırız. Yani bizi tekfir edenleri bile biz tekfir etmiyoruz. Etmemize de ihtiyaç kalmıyor, çünkü küfre düşmenin en kolay yolu Müslümanları tekfir etmekten geçer. Ha cidden onların bazı sözleri isabetli olabilir, tekfir ettikleri kişi öyledir ama bu bizce muhtemel. Bunu ehli yapar, bunu ehli yapması gerekiyor. Bir zamanlar bazı dışarıda okuyanlar Türkiye’ye gidip gelirken bizim namazı terk etmek küfürdür sözümüze bunlar harici diyorlardı. Biz Ecevite biat ederiz, madem devlet reisi

biat ederiz diyenler şimdi tekfirci oldu. Her sene biz akide, anlayış değiştirmiyoruz. Çünkü temelde, asılda bizim hiçbir sorunumuz yok. Ehli sünnet üzereyiz. Ha meselelerde teker teker yanlışlarımızın olması mümkündür. Onun için katiyetle ölçüler bilinmeli. Birisinin, birisini itham etmek istiyorsanız dolu dizgin edin ama itham ettiğiniz şey dolu dizgin olsun. Hadis okuyarak siz şurada sapıttınız. Şu hadisi okuyarak desinler. Onlardan daha çok mu hadisle hareket ediyoruz yoksa alimlerin sözler ile mi? Alimlerin bir tek sözünü başka bir alimden anladığımız doğru ile reddedersek bu o alimi reddetmek değildir. Ama itham ederken bizzat alimleri yok sayıyoruz, ya hepsinin kitabı var bizde. Hepsinin kitaplarını okuyoruz. Birisinin hatasını bulabiliriz ama onun kitabından yüzde seksen, doksan istifade ediyoruz. Hadis okumak teşvik edilmelidir. Bu sanki hadis inkarcılarının sanki bir fraksyonu. Yavaş yavaş hadis inkarcılığına başlamadır. Hadis okuma hidayete götürür. Hadis okumak hidayet üzere bırakır seni. Seni dalaletten korur. Ha ondan sonra bak sahih ve zayıf zaten bu ümmetin inancına yüzlerce uydurmayı karıştıran bunların dedeleridir. Babasının tarif ettiği dini kendisi indirilmiş din diyerek başka bir şekilde tahrif eden insanların çıktığı ortamdayız. Onun için biz hadis okumaya teşvik ederiz. İnanın insanların hele tasavvufun safsatalarını dinleyeceğinize bence nispeti zayıf olan rivayetleri bile okumanız bundan hayırlıdır. Uydurma hadisler demiyorum. Nispeti dahi zayıf olan rivayetleri onların sözlerinden daha değerlidir. Çünkü bu ilmi bir gayret içerisinde bunu nakletmiştir. Ama bazı kaideye, usule uymadığı için o rivayet kabul edemiyoruz. Bunun onlarca örneğini vermemiz mümkündür. Ayrıca biz neden birisini itham etmek için iftira yoluna başvuruyoruz? Bizim takdir etmediğimiz, hakaret ettiğimiz, küçümsediğimiz bir tek alim ismi versinler. Hangi hadisi okuyarak biz sapıttık? Ehli sünnet alimlerinin yolunda mı olmak yoksa ben ehli sünnetim demek midir? Veyahut ehli sünnet bir alimin sözüne sebep ki öyleleri çıktı ki bu insanların içinden bir alim bir şeye Kur’an ak dese, o kara dese alimin sözü alınır diyenler çıktı. Ha bunu hangi sözün arkasına sığınarak? Biz ondan daha iyi bilmeyiz. Doğru bir sözü yanlış bir meselede kullanmak bu büyük bir ihanettir. Tabi ki ilim ehli bilen topluluktur. Sahih nasları getirerek sahih amele mani olunmaz. Hangi hadisle amel ederek veyahut hangi hadisin sıhhatini araştırmadan hareket ettik bu biline. Müşşahhas bir delil verilirse ben inadan ikna olmasam bile izan sahibi kimseler, ya bak burada bu var, bu burada yanlış olduğu çok açık. Böyle karşı gelip, böyle itiraz eder böyle hakkı, yolu buluruz. Bizler hakkı itham ederek değil, konuşarak ispat ederek buluruz. Onun için bunu söyleyenler mutlak bu söylediklerinin bedelini öyle veya böyle öderler. Ha bizde hak bize ispat edildiği halde yine itiraz edersek bizde bunun bedelini öderiz. Bedel ödeme sadece bir kişiye, bir cemaate has değildir. Kur’an’a sünnete bile bile ters düşen herkes için geçerli bir hükümdür.

Biz, hulasetul kelam alimleri katiyetle reddetmiyoruz. Bir tek alimle yetinmiyoruz. Bütün alimleri kabul ediyoruz. Bir alimin hatasını yine bir alimle anlıyoruz. Kafamıza göre değil. o hatalı olan meseleyi kabul etmiyoruz. Bunu kabul ediyoruz. Çünkü o delille zikretmiş ve ispat etmiştir. Öbürküsü sadece mücerret bir içtihatla o kanaate varmıştır. O meseleyi reddetme yani bir meseleyi reddetme bir alimi reddetme değildir. Hele onun bilgisini reddetme hiç değildir. Bizim hakkımızda duyulan menfi bir sözü insaf, izan sahipler bunu bilir ki bize bizzat sormaları gerekir. Böyle mi düşünüyorsunuz? Siz böyle mi inanıyorsunuz? Eğer öyle inanıyorsak öyle olduğu söylememiz gerekir dürüstçe. Bak diyoruz biz, maturidilik ehli sünnet değildir, eşarilik ehli sünnet değildir, kerhinin usulü ehli sünnet değildir bu mutezilenindir. Zaten şu anda bunu en geçerli kabul ettikleri, bu toplumun tabanı da zaten bu mantık üzere eğitilmiştir, böyle terbiye edilmiştir. Mayada bu vardır. Akıl farabinin dediği gibi geçenler de birisi nakletti bunu yine, akıl dine uyar din akla uymaz. Eğer din akla uysaydı nübüvvete ihtiyaç yoktu. Resul bile nübüvvetten önce bir şey bilmiyordu. Siz akıl ile mi iyi biliyorsunuz? Bunu net, devamlı söylüyoruz akla bu denli inananlar aklı ilah edinenlerdir. Zaten akıl, futbol topu gibi tasavvufla bu kelamcılar arasında dolaşır. Birisi aklı toptan reddeder birisi de aklı ilah kabul eder. Ehli sünnet bildiğimiz, tevhid ehli bildiğimiz insanlar hadis okumaya teşvik etsinler. Kendisiyle mücadele eder gibi bir çelişkiye düşmesinler. Hadis okunmalı ama adabı gösterilmeli bunu önce sahih mi zayıf mı hangi kitapta okudun bil. Bunu bilmek sana yük değildir. Onca hiç böyle yaramayan şeyleri ezberinde tutuyorsun da bunu bilmen nedir ki. Aynen bir mezhep imamına sorduğun gibi bunu da sor. Onu da sorarak öğrendiğin gibi bunu da sorarak öğreniyorsun. Ne yazık ki bu memlekette hadisin sahihini zayıfını aklı ile tespit edenler var, ilim ile değil.

Bu günkü dersimiz ilk olarak inşallah bu kadar. Zannedersem bu soruları soran kardeşlerim en azından başlangıç olarak nasıl hareket etmeleri gerektiğini gösteren bir klavuz, harita çizdik. Bizi bizden öğrenin. İnşallah rabbim böyle istikamet üzere kılsın. İnancımızı gizleyecek değiliz. Birisi gelip bak şöyle inandığınızdan dolayı, bu hadisi böyle anladığınızdan dolayı yanlış yapıyorsunuz desin. Yanlış mı yapıyoruz, bu kardeşimiz mi yanlış anlamış konuşmanın neticesi görülür.             

Hazırlayan : Ebu Said 

Yazan : Ankaralı Mehmet Şahin 

30 Oca 2021