Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Zariyat 56-58 Hakkında

Zariyat 56-58 Hakkında

Zariyat 56-58 Hakkında

Bu ayeti kerime insanoğlunun yaratılış gayesini, ifade eden bir ayeti kerimedir.

Muhteviyatı ile yani özelliği ile de tektir. Allah azze ve celle;

وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ[1]

Ben cinleri ve insanları sadece bana ibadet etmeleri yani kulluk etmeleri için yarattım diyor.

Burada birinci kısım, insanoğlunun var oluş gayesidir, 1-

İnsanoğlunun Var Oluş Gayesi

Buradan istifade edilen meseleler ne imiş, ayet insanoğlunun yaratılış gayesini, var oluş gayesi yaratıcıya kulluktur. İbadet deyin, kulluk deyin çünkü biz cinlerin üzerinde durmuyoruz burada.

Önemli olan bizim ile insanoğlu ile alakalı olan kısmı.

إِلَّا لِيَعْبُدُونِ ikincisi ise kilit kelime diyebiliriz istifade ettiğimiz şey diyebiliriz o da nedir? إِلَّا لِيَعْبُدُونِ anlamında. لِيَعْبُدُونِ ibadet etsinler diye. Yarattım diyor.

Buradaki ibadeti, İbn Abbas’tan ve bazı tabiinden gelen, onlar da sahabelerden aldıkları üç şekilde,

ليقرون,ليعرفون,ليوحدون şeklinde yani

2-

Bana İbadet Etmeleri İçin

A= benim varlığımı ikrar etmeleri    (توحيد الربوبية) (rububiyyet)

B= beni bilmeleri (tanımaları)        (توحيد أسماء و الصفات ) (isim ve sıfatlar)

C= beni birlemeleri.                          (توحيد الالوهية) (uluhiyyet)

Gördüğünüz gibi birincisi insanoğlunun var oluş gayesi, ikincisi var oluş gayesi ne imiş? Allah’a ibadet etmek yani yarattıklarının burada özel olarak insanı ve cinleri kast ediyor. Ama bütün yarattıklarını kendisine kulluk etmeleri için, ister istemez kulluk etmeleri için yaratmıştır diyoruz.

Ve ikinci anlaşılması gereken kısım, kelime, cümle;

لِيَعْبُدُونِ bu cümle üç şekilde benim varlığımı ikrar etmeleri için, iki beni bilmeleri için üçüncüsü ise beni birlemeleri için. Birincisine biz buna

توحيد الربوبية diyoruz. Allah’ı rububiyetinde birlemek.

İki, isim ve sıfatlarında birlemek, üç uluhiyetinde birlemek.

O öküzün duygular tarif edilemez derken, duyguya yüklediği anlam ne?

Kızmak, gadap, öfkelenme insanoğlunun fiillerindendir. Sevmediği şeye kızar öfkelenir. Kendisinin hoşuna gitmeyen bir söz söylemişsindir ona ters düşmüşsündür bir şeyde. Bu insanoğlunun vasfı ama kızmak, sevmek nerede diye aradığında bunun hepsi kalptedir. Çünkü bunlar kalbi amellerdir. Ha bazen lisan ile uzuv ile müşterek olabilir değil mi?

Diyelim ki ben seni seviyorum dersin dile yansıması bu şekildedir değil mi? Ondan sonra ona ensesini okşama değil mi bu sevginin tedavülüdür. Ama kızgınlık olsa, yumruk atarsın tokat vurursun ben seni seviyorum deyip dil ile el ile de yumruk atamazsın. Çünkü biz kainatın merkezinde insan var derken insanı Allah’ın tasvir ettiği özellikleri ile mesela size kalp, göz, kulak veren o diyor. Bunlar en önemlileri. Mesela görme, duygu diyelim hususi insanoğlu görür bu sefer ne yapıyoruz? Vaka görür, bakar görmez, kör bu ifade de var kuranda. Gözleri var görmüyorlar derken neyi kastediyor, kulakları var işitmiyorlar derken kalpleri var akletmiyorlar, çünkü onlar akletmeyi buradaki bir şey ile yaptıklarını düşünüyorlar. Kuran akletmeyi kalbe, tefekkürü de kalbe koyuyor görmeyi de merkez olarak oraya koyuyor çünkü kör olan kafadaki şu delikler değil, kalbin kör olmasıdır diyor. Tabi onun duyguya yüklediği anlamı bilmeden ki o bilmeden konuşuyor bunu. İnsanlara anlatamazlar. Bu denli anlattıkları şeyler insan zihni ile oynuyor ondan sonra insanoğlu çok istikrarsız sözler etmeye başlıyor ondan sonra medcezir gibi oynuyor ister istemez.

Mesela bazen derler ya hani tasavvufa giren fazlaca daldığı zaman kafayı üşütür, Allah’ı zikretme, onu düşünme kafayı üşüttürür mü ? değil.

Akla fazla teslim oldun mu o gazinin yolladığı gibi ne yapıyorsun bu sefer? Kafa tamamen karışıyor. Çünkü aklı ile oynuyorlar bu sefer istikrarsız sözler söylemeye başlıyorlar bu insanlar.

Çünkü kendisini tanımayan, görmeyi insan oğlunun anlaması gerekir bu görmeyi değil mi? Duyguları anlaması gerekir. Kızmayı anlaması gerekir değilse insan elektrik çarpmış gibi boşlukta döner.

Eğitim değil, insanların zihinleri ile oynamak.

Çünkü çekirdek insanın içinde sevginin çekirdeği, konuşmanın çekirdeği, buğuz etmenin çekirdeği hepsi içinde. Düşün şimdi küçücük bir çekirdek yani şeftalinin çekirdeğinden şeftalinin tadını alabilir misin?

Ama şeftalinin o varlığından kıyametin sonuna kadar o çekirdekten şeftali olarak ne büyüyecekse hepsi içinde değil mi? Depolarca tadı da içinde, bütün içerdiği mineraller de içerisindedir. Bunların hepsi insanda var. Hatta tıpta kainattaki mevcut olan bütün virüslerin çekirdeği insanda var. Ortaya çıkacak müsait zaman bekler. Veyahut onu besleyecek bir maddenin ona ulaşması ile harekete geçer, hepsi vardır.

Evet,

Ondan sonra

مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ burada هم nereye ait? Ondan bir ok çıkar, insanları ve cinleri içine alıyor hasseten insanları al sen. Onlardan istemiyorum, kimlerden? Cinlerden ve insanlardan.

مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ onlardan rızık istemiyorum. Değil mi?

وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ beni doyurup içirmelerini de istemiyorum. Değil mi?

إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ çünkü rızkı veren güç sahibi olan Allah’tır.

Gördüğünüz gibi yaratan, ve Rezzak olan.

Şimdi burada insanoğlunun sadece kulluk etmesi için yaratıldığı anlatılıyor. Ne alaka var? Demeniz gerekiyor önceden.

Onlardan bizi rızıklandırmalarını istemiyoruz, biz onları rızıklandırıyoruz. Ne alaka var bu cümlede bunun yeri?

Kuran okuduğumuz zaman vaka olarak da görüyorsunuz insanlar arasında, insanı yaratıcıya kulluktan alıkoyan en önemli, önde gelen sebep rızık endişesidir.

Çünkü rablığı beni tanımaları diyor, rablığı zaten ruhlar aleminde kabul ederek geldik değil mi? Herkes zaten fıtraten bir rabbın varlığını kabul eder ruhlar aleminde de bunu ikrar etmişlerdir. Dünyaya tasdik ederek geliyor bazıları ikrar ediyor bazıları ikrar etmiyor. Firavun gibi bazıları itiraf etmek zorunda kalıyor.

Ama herkes tasvip ediyor. Herhalde daha önceki verdiğimiz örneklerden de anladığınız gibi ikrar ile itirafı ayırt ediyorsunuz değil mi?

Mesela Ebu Talip tasdik ediyordu ama bir türlü ikrar etmiyordu. Neyi ikrar etmiyordu? Allah’tan başka ilah olmadığını. Yaratıcılığı felan değil zaten Mekkeliler kabul ediyorlardı bunu.

Gördüğünüz gibi Mekkelilerin sorunları sadece uluhiyet tevhidinde idi, onu birlemede yani ikrarda veyahut birlemede değildi. Ha bundan da sorunu olan azınlıkta da olsa bazı taifeler vardı. Mesela Mekkelilerin içinde öldükten sonra tekrar hayat bulmaya inanmayanlar vardı, hesap gününe inanmayanlar vardı.

Evet,

Yaratıcı daha evvel de tekrarladık, hatta Allah’ın yaratıcılığında sorunu olmayan Mekkelilerin var mıydı? Yoktu. Çünkü ;

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ [2] onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan Allah diyecekler diyor ama uluhiyyet tevhidinde sorunları olup, rububiyette sorunları olmayanlara bu soruları soruyorlar neden? Sizin yalvarıp yakardıklarınız yani Allah’a ortak koştuklarınız hangisi neyi yaratabiliyor? Onlar yaratıcı mı yaratılmışlar mıdır?

Bu neyi gösteriyor, tabana iniyoruz fıtratta sorun var mı diye. Allah deyince,

فَأَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ o zaman nasıl Allah’a ortak koşuyorsunuz, korkmuyorsunuz?

افلا تتقون Allah’tan korkmuyor musunuz? Buna sebep uluhiyette bir sorun gördüğünde yapman gereken şey, rububiyeti sorgulamaktır.

Şimdi düşün, fıtri değerler, o duygular fıtri değerdir. Şimdi herhangi bir fıtri değeri müstakille ele aldığında korku kötü bir şey değil, ne zaman kötü? Zaten kötü olan yerini düşünün, korkmak kötü bir şeydir desen yok, eğer o korku duygusu ile Allahtan korkarsan değerlidir. Sende o duygu olmasa Allah’tan korkmanın da ne anlama geldiğini bilemezdin değil mi?

Çünkü Allah’a korku ile kulluk ediyorsun. Yani korku, korkma Allah’a kulluk eylemlerinden bir eylemdir. Bunun nasıl tarifi olmaz? Sana gazap etmesinden korkarsın, azap etmesinden korkarsın değil mi? Ama bu korku ondan şer gelecek şekli ile değil. Hayrı talep etmek için, onun azabından da ona sığınıyorsun. Azap eden zalime sığınılır mı?

Ama Allah azze ve celle’nin ki her ne kadar azap kelimesi ile de telaffuz etsek işkence değil o ceza. Onun için onun azabından ona sığınırız. Gazabından rahmetine sığınırız.


[1] Zariyat 56

[2] Zuhruf 87

Bazı tevhit kitaplarında, tevhidi sıralarken önce rububiyetten bahsediyorlar, sonra uluhiyetten en son da isim ve sıfattan bahsediyorlar. Yani bu şekilde tablolaştırmışlar.

Çünkü rububiyet zaten rablığını biliyoruz, yaratıcılığı rezzaklığı peş peşe gelir. İsim ve sıfatları ile biz Allah’ı zatı ile tanıyamayız. Onu isim ve sıfatları ile tanırız değil mi? Sonra emir ve nehiylerini de imanda buluruz. Zaten şu tanıma kısmı, bilme kısmı Allah’ın zatını bilme olduğu gibi ki bunu haberler ile biliriz yani ikinci misak dediğimiz vahyin gelişi ile.

 

Hocam bazı tevhit kitapları dediniz ya, geçmiş seleften böyle sıralayan şuan aklınıza gelen birisi var mı?

Yani rububiyet tevhidi, isim ve sıfat tevhidi uluhiyet tevhididir. Mekkelilerin sorunu neyde idi? Uluhiyette. Rububiyette sorunları yoktu. Mesela Musa’nın daveti kendi kavmini de davet ediyordu, Firavunu da davet ediyordu. Kendi kavmi ile gündeme gelen sorun uluhiyette ama Firavun ile gündeme gelen rububiyette. İsim ve sıfatlarda idi.

Mekkeli müşriklerin rububiyet tevhidinde bir sorunları yoktur diyoruz ya az olduğundan dolayı mı bu şekilde kullanıyorsunuz cümleyi

Şimdi, Allah azze ve celle’yi rububiyette, isim ve sıfatta tanımaları bizdeki oralardaki olan şirk mesela isim ve sıfatta Mekkelilerde bir inkar bulamıyorsun.

Hocam rahman isminde sıkıntıları yok muydu?

Mekkelilerin isim ve sıfatlarda sorunları yoktu. Mesela bizdekilerin olduğu gibi bu mücessime şudur budur gibi bir sıfat inkar ettikleri baki mi Mekkelilerin? Yok. Rahman ismini de inkar etmiyorlardı ;

اَيْنَ المنِيَّةُ مِنْ الموْتِ اِذَا قضَها الرَحْمَنُ في السماءِ semada rahman takdir ettikten sonra ölümden kurtuluş mu vardır? Sadece;

اُكْتُبْ بسم الله الرحمن الرحيم denilince لا نعرف الرحمان الا رحمان اليمامة

Biz yemameli rahmandan başkasını tanımıyoruz demişlerdir, inkarlarından dolayı değil.

Yani asılzadeden birisi onun adı rahman imiş, ondan başka rahman tanımıyoruz diyorlar.

Yani gayzlarından mı hocam?

Allah Resulü bismillahirrahmanirrahim diye yazdır diyor. Allah’ı sıfatları ile. Onlar da biz yemameli rahmandan başka rahman tanımıyoruz diyorlar. Bu da inkarlarından değil, gayzlarından dediği gibi.

Zaten inansaydık buna ihtiyaç olmazdı.

Mekkeli müşriklerin melekler allah’ın kızlarıdır demeleri bunun rububiyette sorun olduğunu mu gösterir yoksa farklı bir yerde mi?

Allah’ın, لم يلد و لم يولد  ne doğmuş ne de doğurmuştur diyor. Bu sorun bunu mesela nerede anlatılıyoruz? Zamanımızdaki sorunların hiçbirisi muktes değildir, yeni çıkma değildir. Geçmiştekilerin sorunlarının uzantılarıdır. Hemen hemen geçmiştekilerin hepsi Allah’a çocuk nispet etmişlerdir. Yahudiler Üzeyir Allah’ın oğlu demişler, Hristiyanlar İsa Allah’ın oğlu demişler, Mekkeliler de melekler Allah’ın kızları demişler. Bizde de mesela Celalalettin Rumi veliler Allah’ın çocuklarıdır diyor. Böyle diyenler çıkmış yani tek tük olan sorun çok olmadığı için gündeme gelmiyor. Ama isim ve sıfatta sorunları yok

Hocam Türk toplumunda Allah azze ve celle’ye baba lakabının söylenmesi bu Celalattin Rumi’nin az önce zikrettiğiniz sözden mi türemiş olan bir şey mi? Hani haşa Allah baba derler ya hocam Türk toplumunda

Hristiyanlıktan tercüme ettikleri şeylerden. Onlara da aremi dilinden geçtiği söyleniliyor bunu da inkar eden sadece yahova şahitleri var. Biz edebi üsluba binaen diyoruz hakiki anlamda demiyoruz derler.

Hocam geçmişte Hristiyanlardan Türkçeye veya Osmanlıcaya tercüme edilmiş kitaplar mı var?

Şu ellerindeki dolanan İncil 1500 senelerinde bir Rum tarafından tercüme ediliyor Türkçeye.

Ebu Sad-El Yarbuzi

Yazan : Ankaralı Mehmet Şahin 

Kainatın Yaratılış Gayesi

Bizleri Takip Edin