Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+09 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

İmanı olmayanın Tevhidi olmaz .. Tevhidi bilmeyen Tağutu tanıyamaz .. Tağutu tanıyamayan ise onu reddedemez

İmanı olmayanın Tevhidi olmaz .. Tevhidi bilmeyen Tağutu tanıyamaz .. Tağutu tanıyamayan ise onu reddedemez

Ey Müslüman … ! şunu asla unutma ki senin yaradılış gayen hakka tabi olman batıldan da uzak durmandır …  Ve bu konuda ilk görevin ise, batılı değil hakkı öğrenmendir … Çünkü insana ancak öğrendiği hak,  batılın ne olduğunu öğretir… Dolayısıyla hakkın girdiği yerden de batıl uzaklaşır gider…

Öyleyse basiretli bir Müslüman, İslamın kurallarına uygun hareket etmelidir … Yani ;

… İnsanlara önce Allah tanıtılır, Tağut değil …

….. Onlara önce Hak öğretilir, batıl değil …

……. İman öğretilir. küfür değil …

……… Ve yine onlara önce Tevhid öğretilir, Şirk değil …

Çünkü Allah’ı hakkıyla tanıyan, tağutu tanır ve ondan uzak durur … Hakkı bilen, onun dışında kalan her şeyin batıl olduğunu anlar ve ondan beri olur … İmanı öğrenen, küfrün ne olduğunu anlar ve ondan uzak kalır … Tevhidi öğrenen de, Şirk’in ne olduğunu anlar ve ondan korkak olur …

Öyleyse ey Müslünanlar … ! insanlara önce Allah’ı tanıtın, Tağutu değil … Tevhidi öğretin, şirki değil … İmanı tanıtın, küfrü değil … Ardından da “ nasıl iman edersen Tevhid ehli olursun “, bunu öğretin …   

         Birçok kimsenin söylediği ve uğraştığı gibi  ; “ Önce Tağutu reddetmeniz lazım ki,  daha sonra Allah’a iman gerçekleşsin “ sözü ve uğraşı, İslamın temel kurallarına ters bir başlangıçtır … Onun içindir ki öncelikle Tağut kavramını ele alarak insanların karşısına bununla dikilmeyin …

Unutmayınız ki “ Önce Tağutu red daha sonra Allah’a iman “ sözü ve anlayışı, kendisinden şüphe edilmeyen Ayet’ten istidlal edilen batıl bir anlayıştır.

Daha doğrusu ; “ Önce tağutu red daha sonra Allah’a iman “ sözü, Ayetin ortasından cıbbızla çıkarılan bir ifadedir… 

Halbu ki Rabbimiz zikri geçen Ayeti Celilesinde şöyle buyurur : 

لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

“ Dinde zorlama yoktur. Şüphesiz ki hak batıldan ayırdedilmiştir. Artık kim Tağutu inkar edip Allah’a iman ederse, o kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, işitendir, bilendir. “    Bakara : 256.Ay. 

Bu Ayeti celilede görüldüğü gibi Rabbimiz öncelikle haktan, ardından da batıldan bahsetmektedir… Yani Gönderilen Rasuller kullara öncelikle hakkı anlatmışlardır … Ardından da nelerin batıl olduğu ortaya çıkmıştır … Öyleyse bu demektir ki insanlara önce hakkı anlatmak lazım ki, kullar hakkı eline alarak batılın ne  olduğunu anlayabilsinler… Çünkü insanın elinde hak oldu mu, geri kalanı batıldır…  

Aynen Rabbimizin şu Ayeti celilesinde buyurduğu gibi : 

فَذَلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلاَّ الضَّلاَلُ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ

“…… Haktan sonra sapıklıktan başka ne var ki ?  ……. “    Yunus : 32.Ay. 

Ve yine Rabbimizin şu Ayeti celilesinde buyurduğu gibi :

وَقُلْ جَاء الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً

“ De ki : Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olmaya mahkumdur.”  İsra : 81.Ay. 

Kur’anı ve Sünneti iyi takip ederseniz, bu kaynaklar her zaman önce Hak, ardından batıl der… Önce Tevhid, ardından şirk der …        Önce İman, ardından küfür der …
                                               
       Bununla beraber şunu da asla unutmayınız ki ; bütün Nebi ve Rasuller insanların hayatına önce hakkı sunmuş ve onu öğretmişlerdir … Çünkü hakkı bilmeyen ve onu öğrenmeyen bir kimse batılın ne olduğunu asla anlayamaz… Anlayacağınız hak ile batılın ne olduğu öğrenilir, batıl ile hakkın ne olduğu öğrenilmez…  

Ve yine ( bu Rasuller ki ) insanlara önce İmanı tanıtmışlar, ardından da nasıl iman ederseler Tevhid ehli olabilirler, bunu onlara öğretmişlerdir … Çünkü Allah katındaki geçerli bir iman, ancak şaibesiz bir imandır … Ve bunun adı da Tevhid’tir…

Rabbimiz kerim kitabında yine şöyle buyuruyor :

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَانظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

“ Andolsun ki biz her ümmete : ” Allah’a kulluk edin ve Tağuttan da kaçının ”   diye bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi,  kiminin üzerine de sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün. “   Nahl : 36.Ay.

Eğer bu Ayeti celileye dikkat ettiyseniz ; Allah’u Teala’nın göndermiş olduğu bütün Rasuller, kulları önce Allah’a kulluğa davet etmiş, bunu önce onlara öğretmiş ve sonra da kendilerine Tağut’tan kaçınmaları gerektiğini anlatmışlardır…  Yani öncelikle Allah’a iman ve kulluktan bahsedilmiştir.

Allah’a İman ve hakkıyla kulluk ise O’nun Rububiyeti, İsim ve sıfatları ve Uluhiyeti ile alakalı meseleleri öğrenmek ve onlara uygun hareket etmekle ancak mümkündür…  

Öyleyse unutulmamalıdır ki Tağutu red, ancak sağlıklı iman sahibi bir kimsenin yapacağı iştir… Çünkü Allah’ı Rububiyetinde, Uluhiyetinde, isim ve sıfatlarında Tevhid edemeyen bir kimse  asla Tağutu tanıyamaz ve onun ne olduğunu da asla bilemez… Dolayısıyla tanıyıp bilemediği bir şeyi ise insan asla reddedemez…

Bununla beraber eğer Tağut kavramının da üzerinde azcık kafa yorar iseniz, onu reddetmenin yine öncelikle hakkı bilip tanımaktan geçtiğini göreceksinizdir…

Hatırlarsanız Tağut’un tarifinde ; Haddini aşarak Allah’a ve Rasulüne itaatten alıkoyan merci, kişi, kimse, kurum, kuruluş denmiştir…

Peki şimdi sormak gerekir … ; bizler nelerin Allah’a ve Rasulüne itaat sınıfından, nelerin de Allah’a ve Rasulüne isyan sınıfından olduğunu bilmiyor isek, kimlerin ve nelerin haddini aştığını,Tağutluk yaptığını nerden anlayabiliriz ki … ? Elbette ki bunu anlayamayız …

Hulasa nelerin Allah’a ve Rasulüne itaat ve nelerin de isyan olduğunu öğrenemeyen ve bunları bilmeyen kimseler,  ne Tağutu ve  ne de Tağutluk yapanı asla tanıyamazlar… Dolayısıyla tanıyamadığı bir şeyi de reddedemezler…

Aslında zikri geçen Ayeti celileye yeniden dikkat edecek olur isek,  ısrarla ; ” Önce Tağutu red, ondan sonra Allah’a iman  “ anlayışına açıkca bir reddiye vardır… Çünkü Ayet önce Allah’a kulluktan bahsediyor … Allah’a hakkıyla kulluk edenin hayatında da asla Tağut’un yeri olamaz…

Bu konuyu anlamanın en güzel yönlerinden birisi de … : Tağut ve onu reddetmek gerekir sözcüklerinin en fazla Tevhid ehli insanların ağızlarında dolaşmasıdır… Yani Tevhidi ( az buçuk ) anlayan kimseler en çok bu konudan bahsederler … Çünkü hiçbir zaman, şirk ve küfür içerisinde yüzen tasavvuf ehlinin ağzından bu gibi sözleri duyamazsınız …

Bu da neyi gösteriyor .. ? … Bu gösteriyor ki ; Tevhidi öğrenen ve yaşayan kimseler ancak Tağutun ne olduğunu bilir ve onu reddetme peşinde koşarlar …

          İşte bundan dolayı sohbetin başında ; İmanı olmayanın Tevhidi olmaz, Tevhidi bilmeyen de Tağutu tanıyamaz, tanıyamadığı bir şeyi de insan reddedemez, ifadesini kullandık …  

عن أبي مالك، عن أبيه ؛ قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول “من قال: لا إله إلا الله ، وكفر بما يعبد من دون الله، حرم ماله ودمه. وحسابه على الله”.

“ … Ebu Malik r.a’nun babası şöyle dedi : Ben Rasulullah s.a.v’den işittim şöyle buyuruyordu : “ Her kim Allah’tan başka ilah yoktur der ve Allah’dan gayrı ibadet olunan şeyleri tanımayıp inkar ederse onun malı ve kanı – müslümana – haram olur, ( gizli işlerinin ) hesabı ise Allah’a aidtir. ”   Müslim : 1.c 23.n.

Değerli kardeşlerim … ! eğer bu hadisi şerife de dikkat ettiyseniz, İslam önce La ilahe illallah’tan – Yani önce Allah’ı ilahlaştırmaktan bahsetmektedir… 

Dolayısiyle inanan bir kimse öncelikle kendisinden başka ilah olmayan Allah’ı tanımalı ve onu ilahlaştırmalıdır… Bir kul La ilahe illallah’ın manasını, şartlarını ve onu bozan şeyleri öğrenmeli ve bunu yerine getirmelidir ki, daha sonra O’nun gayrısı ilahlaştırılan şeylerin batıl olduğunu anlayabilsin ve onları inkar edebilsin…  

        Kısacası ey Müslüman … ! şunu asla unutmaki her işin başı ilim ve ilimlerin başı da Kitaba ve Sünnete dayalı olan Tevhid ilmidir… Bu anlamda ilmi olmayan kimse ise, ne Tevhid’ten haberdar olabilir … Ne Tevhid’in zıddı olan şirki tanıyabilir … Ne İmanın mahiyetinden haberi olabilir … ve ne de küfrü öğrenebilir… Dolayısıyla bu tip bilgisizlik içerisinde yüzen bir kimse de,  ne Tağutu tanıyabilir ve ne de tanıyamadığı şeyi  reddedebilir…

Tıpkı zamanımızda arzı endam ettiği gibi ; islamı yeni yeni öğrenmeye çalışan gençlere öncelikle Tağut eşittir sistem, veya Tağut eşittir sistemi idare edenler olarak bilgi verilmiş, ardından da onlarla mücadeleye kalkışmanın önemi, farziyeti ve bunun en güzel cihat yöntemi olduğu anlatılarak onları avlama oyunları oynamışlardır…

Ve tabii ki bizim samimi ama tecrübesiz olan cahil Müslüman gençlikte, Tağut derken bunu sadece kendisini idare eden sistemlerle alakalandırdığı için, burnunun dibindeki tağutluk yapanları göremez oldular… Hatta ve hatta şeytan kendilerine birçok yerde Tağutluk yaptırmasına rağmen, bunun bile farkında olamadılar… Çünkü ;

“ … Ömer r.a’nun dediği gibi : Cibt büyüdür. Tağut’ta şeytan’dır. ”    İbni Kesir : 4.c.1732.s

Yani anlayacağınız bu gün  – kanı dikine akan –  gençlik burnunun dibindeki en büyük Tağut olan şeytanı görmüyor …  Ve malesef birçok yerde ona itaat ettikleri gibi,  şeytani fetva ve içtihatlarla da etrafındaki inananları Allah’a ve Rasulüne isyan ettiriyorlar … 

         Rabbimden niyazım ; bizleri öncelikle kendisini hakkıyla ilahlaştıran basiretli kullarından eylesin … Ve yine bizlere şaibesiz bir iman… ardından rızasına muvafık Salih ameller … ardından da  İslama uygun güzel ahlak nasibetsin…

                                                    Amin

                          Tacuddin el Bayburdi