Hakkın İntişarı

Hakkın İntişarı 

HAKKIN İZHARI VE ŞERRİN İHFASI HUSUSUNDA BİR NÜKTE

Allah’ın adı ile

Asrımızda ilim öyle bir düşük mertebeye indi ki, bırakalım safi akıllar ile onu idrak etmeyi, en yüce teharri ile dahi olsa ulaşılamayacak bir hale gelmiştir. Bizler ise kafese konulamayan kuşlar misali, ancak istediğimiz yere konuyoruz ve bizi dizginlemeye çalışan hak dahi olsa, kendimize mutlak bir ilmi hürriyet biçiyoruz. Bu durum ise bizi gitgide doğru tat almaktan ve derinlere inmekten uzaklaştırmıştır. Kıymeti olmayan görüşlerin ve akılların taklitçisi olmaya, onların mülkü olmaya mahkûm etmiştir. Günümüzde ki nişaneler, ancak belli bir cahilane kesimin ve cehalete müzmin bir güruhun insanları, şu alimdir, şu allemedir diye ayırmalarından başka bir şey değildir. Öyle ki bunların arasında fevkalade bir hayret ile dolaşan ilim talebesi, kendisini mecburen onların cezm edici sözlerini tercih etmekte bulmuştur.

İlmin bu mertebeye inmesinin sebebi ise, bizatihi ilmin kendisi değil, o ilme zarureten dahi olsa vakıf olamayan alim görünüşlü insanlardır. İlim meydanları ise bir komutan misali ilmi mertebeleri üzerine takmış, apoletlerinin sökülmesinden korkarcasına tasvip ettiği şeyi yarın tekzib eden insanlar ile dolmuştur. Bunu yaparken de “her alim hata eder. Sonra hatasını itiraf eder ve hakka döner” sloganları ile yapmaktadırlar. Ancak bunun böyle oluşu bizatihi kendilerinden dolayı da değil, “Şeyh uçmaz, Müridi uçurur” sözü misali, onları dinleyenlerin tüm hakiki doneleri bir kenara bırakarak ve her türlü dini tavizi cehaletleri sebebi ile gösteren dinleyicilerin sebebi iledir. İhlas ve sahih akide ile beraber tüm Makasıd-ı Şeria’yı anlamaktan yoksun olan insanlar, sadece kendi örfünce kullandığı hitabeti sebebi ile Ebu Hanzala’yı ilim ehli addetmişlerdir. Zira onun insanların -tabiri caiz ise- gözlerine soktuğu tek şey bu yersiz niteliktir. Diğer bir zaviyeden bakıldığında, evinde hiçbir eşya bulunmaması ile övüldüğü için, hutbe irad ederken ağladığı için, her bahçenin gülünden koklamayı nasip olarak addettiği için Nureddin Yıldız’ı, ilim ehli mertebesinde görmüşlerdir. Bu ise talep edenin de, talep edilenin de zayıf düştüğü yerdir!

Geçmişinden kalan hastalıklı bilgileri, delikleri olmayan bir elekten geçirir misali tüm noksanlıkları kemale erdirir biçimde akide belleyen bir toplumun zahirinde, bozulmuş fıtratlarından başka ne bulunabilir? Belli neşidler sayesinde Suriye de verilen ve her halukarda, her tarafın hak kabul edildiği savaşa gitmelerinin sebebi, bozuk fıtratlarından başka ne olabilir? Sadece silah sesi duyduklarında cihadın akıllarına gelmesinin sebebi, bozuk fıtratlarından başka ne olabilir? İnkârı aklen dahi mümkün olamayan şeyleri inkâr etmelerinin sebebi, bozuk fıtratlarından başka ne olabilir?

Bunun cevabını ise ancak dini ve ilmi hassasiyeti yerinde idrak eden insanlar verebilir. Dönemin en büyük müşkülatı ise, ilmin ve ehlinin çay bahçelerinde oturup, hayatı sadece evden ocağa, ocaktan eve gitmekten ibaret olan insanlar tarafından savunulmasıdır. En kolay olan şey ise, bir cahil tarafından ilim ehlinin kim olduğunu belirlemektir. Bunun suçu ise ilzam eden her mecliste, redi’ aklına göre örf-i eman’dan bahsedenlerin üzerinedir. Kalbin katılaşmasından sonra dilden nasıl hilme layık olan ilmi bir söz beklenir. Kalbin tavizinden sonra dilden nasıl hakkaniyetli bir söz beklenir. Girdikleri her ilim meclisinde eseflerini takdim edenler, etraflarında kendilerine bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde tabi olanlar ile bunu yapabildiklerini de pek iyi bilmektedirler. Zira bu toplumda hocanın azameti kendisine tabi olanlardan belli olur. Boynuz ise zaten kulağı geçmez. Geçse de şerden başka bir şey getirmez. Diğer bir zaviyeden bakıldığında ise bu güruh, İbn Teymiyye’nin neredeyse hiçbir eserini hakkı ile okumayıp, ona en alası ile reddiyeyi kendisine yakıştırma eylemi ile hüsn-ü tavsif edilen bir güruhtur. İlmi emanın gitmesinden sonra, hakikatin zihinlerde zişan bulması nasıl beklenebilir.

 İlmi emanın muhale erdiği bir toplumda, beklentilerin çoğu sadece cehalet tarafından karşılanır. El-Acluni’nin kitabının kendi böyle istememiş olsa da sıhhat bulmasının sebebi, nefis bir kaynak olarak ortaya konulan Kenzu-l Ummal kitabının nadirattan sayılmasının sebebi, Allah Resulü (s.a.v)’nün yapmadığı duaların küsuratı ile beraber insanlara nüfuz edilmesinin sebebi, ilmi emana ihanet eden sözde alimler güruhu değil midir?

Yiğitliği sadece uluorta emir sahiplerine sövmekte gören, bunları sözde hak ile ortaya koyanları ise, asrın yiğitleri diye addeden, kendisini İbn Teymiyye, girdiği yeri de Allah ile halvet yeri olarak addeden yine bu ifrat içinde boğulan güruh değil midir? Salya mesabesinde ki sözleri ile Allah’ın arzını ve orada yaşayan müslüman cemaatin ırzlarını kirleten, hayatı boyunca medeti Allah’tan başka herkesten uman, uçmadık, kaçmadık yer bırakmayan, ilim ehlini domuza benzeten yine Allah’ın rahmeti hususunda tefrite giden güruh değil midir?

Ağlanacak çok şey var ancak, bizler bunlar ile kendimizi avutmaya ve rahmetin en derinine kendimizi mazhar etmeye devam edelim!!!