Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Resulün Örnek ve Önderliği nasıl anlaşılmalı

Değerli kardeşlerim … ! bugün sizlere İnşaAllah Müslümanların ciddi anlamda ihtiyaçları olan bir konuyu anlatmak istiyorum…

Konu – hemen hemen herkesin – dilde kabul ettiği ama maalesef icraatta sınıfta kaldığı bir konudur…

Bahsini etmeye çalışacağımız mesele, – konu başlığında da ifade ettiğimiz gibi – Allah Rasulü s.a.v’i örnek ve önder edinme konusu nasıl anlaşılmalı ve nasıl hayata geçirilmelidir…

Çünkü bu mesele o kadar sulandırılmış ve o kadar da ihmal edilmiş bir mesele olmuş ki, inanın hemen hemen her inananın ağzında Peygamberinin Muhammed Mustafa olduğu sözleri dolaşmasına rağmen ne inançlarında, ne amellerinde ve ne de ahlaklarında O güzide şahsiyetin eseri dahi kalmamış …  
İnanın – acizane – gücüm nisbetinde bir davetci olmam nedeniyle bu çirkin durumla sürekli karşı karşıya geliyorum…

Kime, bir yanlışını gördüğümde Muhammed Mustafanın sözleriyle   nasihat etmeye kalkışsam, ya mezhebinin içtihadını öne sürer, ya efendisinin sözlerini dile getirir, ya şeyhinin anlattıklarından bahseder, ya da üstadının kitaplarından delil getirmeye çalışır… Ve tabii ki bunları yaparkende – dilleriyle –  “ Biz Peygamber s.a.v’i örnek ve önder olarak kabul etmiyoruz “ … “ bizim O’nun sözlerine ihtiyacımız yoktur “ gibi ifadeler kullanmıyorlar…

Onların bu halleri sürekli şu bahaneye dayalıdır ; “ bizim üstad peygamberi herkesten daha iyi tanır … bizim şeyh efendi Muhammed Mustafayı bizlerden daha iyi bilir … veya da … bizim imam Allah Rasulü s.a.v’i ve getirdiklerini sizlerden daha anlar …

İşte bu tutarsız bahaneler yüzünden – hemen hemen – birçok Müslüman hatalarına sıkı sıkıya sarılmakta ve açıkca delilleri görmelerine rağmen mezhebinde ve meşrebinde ısrar etmektedirler.

Ve şeytanda – bilindiği gibi – sürekli bu kimselere sağdan yaklaşarak batıllarında kalmalarını ve onlara sıkı sıkıya sarılmalarını ilham etmektedir …

Hatta “ Alimler peygamberin varisleri değil mi … ? diye hak bir sözü delil getirerek onlara ;  neden siz kendi aliminizi terk edipte bu insanların anlattıklarına kanasınız ki … ? … Sizin üstadınız bunları bilmiyorda bu insanlar mı biliyor … ? sizin şeyhinizin bunlardan haberi yokta bunların mı var … gibi sözlerle telkinlerde bulunmaktadır…

Değerli kardeşlerim … ! Her ne kadar bu ifadelerde biraz olsun haklılık payı da olsa, anlatılan gerçekler karşısında itirazları kabul etmiyor ve diyoruz ki ; elbetteki alimler peygamberin varisleridir vebaşımızın da tacıdırlar … ve onların hepsini de severiz. Çünkü bu söz Allah Rasulü s.a.v’in sözüdür :

“ Alimler peygamberlerin varisleridir “       

Ebu Davud : 4.c.3641.n

Ama unutmayınız ki bu sevgimiz ve saygımız, onları körü körüne taklit edeceğimiz veya içtihat hatalarını kabul edeceğimiz anlamına gelmez… Çünkü İslam körü körüne taklit etmeyi yasakladığı gibi, hiçbir alim de kalkıp, “ beni taklit edin “ dememiştir. Bu konuda en çarpıcı sözlerden birisi Abdullah İbni Mes’ud’un sözleridir. O şöyle der :

“ Sizden biriniz dininde bir başkasını taklid etmesin. Çünkü taklid ettiği kişi iman etmişse iman etmiş, küfretmişse küfretmiş olacaktır. “

El İhkam : 6/255

Sünnet mudafasının önderlerinden Ahmed ibn Hanbel r.h ise bu konuda şöyle der : 

“ Beni taklit etme, Malik’i, Şafii’yi, Evzai’yi ve Sevri’yi de taklit etme. Sende onların aldığı kaynaktan al … Evzai ‘nin, Malik’in, Ebu Hanife’nin sözlerinin hepsi şahsi bir görüşten ibaret olup bence hepsi eşittir, delil ancak hadislerdir. “

İbn Abdir Berr : El-Cami : 2.I49 – İbn Kayyum el-İlam : 2.0.302

Hemen hemen bütün imamların bu anlamda sözleri mevcuttur. Bu güzel sözlerden de anlaşıldığı gibi durumu, konumu, ilmi irfanı  ne  olursa  olsun  hiç kimsenin  sözü, Allah Rasulü s.a.v’in sözüne  – Dolaylı yönden de olsa – asla tercih edilemez… Söyleyeni ve yapanı kim olursa olsun, Allah Rasulü’nün sözüne ve uygulamasına ters düşen bütün söz ve davranışlar batıldır, kabul görmez.

Bizim bu sözlerimiz ve tavırlarımız alimlere ta’n ettiğimiz, veya onları sevmediğimiz – saymadığımız anlamına da gelmez … Çünkü etrafımızda bu anlamda ileri geri konuşmalara şahit olmaktayız … 

Kim böyle anlıyor ve etrafınada bunu anlatmaya çalışıyorsa, onlara öncelikle şunu soruyor ve diyoruz ki ; Müslümanların Kur’anı ve Sünneti ellerine almasından rahatsız mı oluyorsunuz … ? … Allah ve Rasulünün bir meseleyi hakkıyla anlatamayıpta başkalarının o konuyu daha iyi anlattığına mı inanıyorsunuz … ? … Yoksa siz bizlere şunu mu anlatmak istiyorsunuz ? .. :

“ Ayet ve Hadisleri bir kenara bırakın Alimler – veya alim zannedilen kimseler – ne diyorsa araştırmadan soruşturmadan körü körüne onları alın ve yutun, siz bize bunu mu demek istiyorsunuz … ? “

Hadi sizin kuralınızla hareket edelim ve size soralım ;

= Bazi alimler mezhebsiz bir din yaşanmaz diyorlar, bazıları da mezheb peşine koşmanın ahmaklık olduğunu söylüyorlar, peki söyleyin bakalım hangi alimleri dinleyeceğiz … ?

= Şafii alimler kadına el değerse abdest bozulur derler, hanefi alimleri ise hayır bozulmaz derler, hangi alimleri dinleyeceğiz … ?

= Ve yine şafii alimleri kan abdesti bozmaz derler, ama hanefi alimleri bozar diyor, söyler misiniz hangi alimleri dinleyeceğiz … ?

= Bazı alimler namazın terkine küfür diyor, bazıları ise hayır namazın terki küfür değil diyor, biz bu konuda hangi alimi kabul edeceğiz … ?

= Hatta işin en garip yönü ; dinimizi kendisinden öğreneceğimiz   edilleyi şer’iyye  konusunda bile kimileri sadece :

–  Kitap ve Sünnet … diye ikidemiş … kimileri ;

–  Kitap, Sünnet İcma, Kıyas … diye dörde çıkmış … kimileri ;

– Kitap, Sünnet, İcma, Kıyas ve İstihsan diye beşe çıkmış …   hatta ;

– Kitap, Sünnet, İcma, Kıyas, İstihsan ve Medine ehlinin ameli diyerek bunu altıya kadar dahi çıkarmışlardır…

Ve unutmayın ki bu ifadeleri kullananlar da hep ilim ehli insanlardır… Şimdi Allah aşkına söyleyin bakam biz bu konuda kimin sözünü dinleyeceğiz… ? Kime tabi olacağız … ? Şer’i delilleri kaç kabul edeceğiz… ?

Yoksa Allah Rasulü s.a.v’in şu sözleri çok mu kapalı, hiç mi anlaşılmıyor… ?

“ Size, sarıldığınız müddetçe asla sapıtmayacağınız iki şey bıraktım. Biri Allah’ın Kitabı, diğeri ise benim sünnetim “

İnanın  ben size daha bir çok alimin “ A “ dediğine yine bir çok alimin de “ B “ dediğini isbat edebilirim… Şimdi söyler misiniz bunların hangisini doğru kabul edeceğiz ve bunların hangisine uyacağız… ?

Yoksa ben bu problemleri gördükten sonra Allah’ın Kitabına ve Rasulünün sünnetine gitmeyeyim mi … ? … Üstelik benim rabbim Ayetlerinde şöyle buyurmuşken :

  …..” فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً

“ ……… Eğer bir mevzuda ihtilafa düşerseniz ; Allah’a ve Ahiret gününe iman etmiş iseniz onu, Allah’a ve Resulüne havale edin. Bu daha iyi ve sonuç itibariyle de daha güzeldir. “   Nisa : 59.Ay

“ Hayır ! Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra da senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar. “  Nisa : 65.Ay

Hadi bakalım bu Ayeti Celilelere göre ne yapacağız … ? Kafamızda oluşan birçok ihtilaflı mevzunun cevabını nasıl ve ne şekilde vereceğiz … ?

Diğer bir ifadeyle hangi alimin içtihadını geçerli kabul edip, hangi alimin fetvası ile amel edeceğiz… ?

Halbuki rabbimiz az önceki Ayeti celilesinin sonunda, ihtilaf edenler eğer meselesini Allah’a ve Rasulüne havale ederlerse, hayırlı bir sonuç elde edeceklerinden bahsetmektedir…

Kardeşler … !
 Bizi bu anlamda tenkit edenlerin sanırım karıştırdıkları en önemli nokta ; bir alimin sözüne, görüşüne veya içtihadına muhalefet etmenin sanki o alime hakaret edildiği zannedilmesidir. Onlar böyle zannetmektedirler. 

Halbu ki el albani’nin de dediği gibi ; cehaleti başlarına bela olup da bu bataklığın içerisine saplanıp kalanların üzerlerindeki tuhaf şeylerden bir diğeri de : Ölçüleri, mezheb ve meşrepleri olup, Kitabı ve Sünneti bu süzgeçten geçirmeleridir… Dolayısıyle bu kötü ve kör taassupları yüzünden mezheb ve meşreplerine ters düşen ne kadar hadis varsa, onlardan uzak durmaktadırlar.

Çünkü, onlara göre sünnete uymanın manası, İmam ve gurup liderini kötülemek, Sünnet’e ters düşse bile mezhep ve gurup liderine uymanın manası da ona saygı göstermek ve onu yüceltmektir. Bu sebeple onlar, kendi mezhep ve meşrep imamlarını kötülemek ihtimalinden kurtulmak için onları taklit etmekte ve sünneti almamakta da ısrar etmektedirler. Bunlar bu çirkin kuruntuları sebebiyle, yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktadırlar.

Bu düşünce sahiplerine şöyle bir soru sorulabilir :

“… Bir kimseye uymak eğer uyulana saygı göstermeğe, ona ters düşmekte onu kötülemeye delalet ediyorsa, siz nasıl olur da Peygamber s.a.v’in sünnetine aykırı hareket etmeyi kendiniz için caiz görüp, sünnete uymayı terk ederek, sünnete terş düşen bir mes’elede gurup liderinize uyarsınız …?… Oysa 0 insanlar günahlardan korunmuş ve hatadan masum birileri de değillerdir. 0 insanları kötülemek veya onlara ters düşmek üstelik küfür de değildir. Eğer onlara karşı ters görüş beyan etmek onları kötülemek manasına gelirse, peki Peygamberin sünnetine ters görüş beyan etmek hangi manaya gelir …? Elbetteki bunun manası küfürdür… “

Sıfatu’s salatu’n Nebi : Mukaddime

Allah kendisinden razı olsun Albaninin de dediği gibi ; Hocamız, İmamımız, şeyhimiz, üstadımız hatadan masum kimseler değillerdir… Hatta – onların her biri müctehid dahi olsa hata edebilirler – … Bu konuda zikredilen hadisi şerifi hatırlamakta fayda vardır ;

“ … Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : ” Bir hakim hükmedeceği zaman içtihad eder sonra bu hükümde isabet ederse, o hakime iki ecir vardır. Eğer hakim içtihad eder, fakat sonunda hata ederse, bu hakime de bir ecir vardır. “

Buhari : 16.c.7222.s – Müslim : 5.c.1716.n

Öyleyse bize düşen görev ; alimlerimizin anlattığı her şeyi mutlak manada doğru kabul ederek, onları körü körüne taklit etmekten ziyade, anlattıkları mevzulara ve o mevzuyu neye dayandıklarına bakmamız gerekir.

Bu manada değerli alimlerimizden ebu Hanife’nin dediği gibi ;

“ Nereden aldığımızı bilmedikçe hiç kimseye bizim görüşümüz ile amel etmesi helal değildir … Allah’ın Kitabına Rasulünün Sünnetine ters düşen bir söz söylediğim zaman benim görüşünü terkedin. “

İbn abidin  el – Haşiye 1.c.63 – Fullani İkazul Himem 50. say.

İMAM MALİK R.H :

Beni bir beşerim hata da ederim isabet de. Sizler benim görüşlerime bakın, Allah’ın Kitabına Rasulünün Sünnetine uyanı alın uymayanı da bırakın.

Peygamberin dışında insanların sözleri alınır da reddedilir de.

İbnu Abdil Ber el-Cami : 2.91 – İbn Hazm el-İhkam : 6. c .149 

İMAM ŞAFİİ R .H :

Kitabımda Peygamber s.a.v’in sünnetine aykırı bir şey bulursanız Peygamber s.a,v’in sözünü alınız, benim sözümü terkediniz  – diğer bir rivayete ise – Sünnete uyunuz, başka birinin sözüne itibar etmeyiniz…

Hadis sahih ise benim mezhebim odur…

Peygamber s.a.v’den nakledilen her hadis benden duymamış bile olsanız o, benim görüşümdür..

İbn Ebi Hatim : 93.94.S – Fullani İkazul Himem : 147 S

Evet … Bizleri alim düşmanı gören ve onlara karşı saygısı sevgisi olmayan kimselermişiz gibi orda burda konuşan arkadaşlar … ! 

İşte sizlere alimlerin sözleri … işte onların metod ve menheçleri … Bakın bakalım onlar sizin dediğiniz gibi, kendilerini körü körüne taklit etmemizi mi istiyorlar … ? Bakın bakalım onların içtihatlarını Kur’an ve Sünnetle karşılaştırıp uymayanını terketmeyi kendilerine hakaret mi kabul ediyorlar … ?

Değerli kardeşlerim … ! sanırım bu konuda sözü daha fazla uzatmaya gerek yoktur… Çünkü ortada hiç kimsenin inkar edemeyeceği açık ve net bir gerçek vardır. O da ;

“ Ben müslümanım diyen herkesin, Allah Rasulü s.a.v’i her konuda kendisine örnek ve önder edinmesidir “ 

       Ve bu da asla lafta sözde kalmamalıdır… Dolayısiyla ;

= Kim Allah’ı sevdiğini iddia ediyorsa …
= Kim cennet ve cemalullaha nail olmayı arzuluyorsa…
= Kim Allah’ın dinini hakkıyla yaşamak istiyorsa …
= Kim ihtilaflardan kurtulmak istiyorsa …
= Kim birlik ve beraberliyi arzu ediyorsa …
= Kim alimleri seviyor ve onların sözlerine itibar ediyorsa …

Allah Rasulü s.a.v’in hayatını kendisine ölçü kabul ederek okuduğu, dinlediği, izlediği ve gördüğü dini her meseleyi ona havale edip, ona uygun olanı almalı, olmayanı ise terk etmelidir…

Çünkü Allah c.c Peygamberini kendisine uyulsun diye göndermiştir :

 وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللّهِ    

“ Biz hiçbir Resulü Allah’ın izniyle itaat edilmekten başka bir amaçla göndermedik…… “  Nisa : 64.Ay 

 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَأَنتُمْ تَسْمَعُو

“ Ey iman edenler, Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin. Sakın  işitip dururken, ondan yüz çevirmeyin. “ Enfal : 20.Ay

Öyleyse sen, senin için gönderilen Rasulü bırakıpta kimseye itaat edemezsin. Kimsenin sözünü – dolaylı yönden de olsa – Rasulün sözüne takdim edemezsin… Onun sözlerini işittiğin halde ondan asla yüz ceviremezsin …

Çünkü Allah’u Teala, Rasulüne uymayı emretmiştir :

 لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً

“  Andolsunki Allah’ın Resulünde sizin için, Allah’ı ve Ahiret gününü umar olanlar ve Allah’ı çok zikreden kimseler için pek güzel bir örnek vardır. “  Ahzab : 21.Ay 

وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ  فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ  فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ  إِنَّ اللَّهَ  شَدِيدُ الْعِقَابِ

“ … Resul size neyi verdiyse, onu alın ; sizi neden nehyetti ise, ondan da sakının. Allah’tan korkun, şüphesiz Allah ın azabı çok çetindir. “

                                                                                                             Haşr : 7.Ay

Çünkü Allah’u Teala, Rasulüne itaat edenlerin ancak doğru yolu bulacağını haber vermiştir :

وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا

“ …. Eğer  ona  itaat  ederseniz  doğru yolu bulursunuz …. “ Nur : 54.Ay

Onun getirdiklerine uymadığın sürece asla doğru yolu bulmazsın…  

Çünkü Allah’u Teala, Rasulüne itaat edenlere merhamet edeceğini haber veriyor :   

يَا  أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا  اتَّقُوا اللَّهَ  “وَآمِنُوا  بِرَسُ ولِهِ  يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِن رَّحْمَتِهِ و َيَجْعَل  لَّكُمْ نُوراً تَمْشُونَ بِهِ  وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ  غَفُورٌ  رَّحِي

“ Ey iman edenler, Allah’tan sakınıp korkun ve O’nun elçisine iman edin, ki size kendi rahmetinden iki kat ( güzel karşılık ) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret etsin. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. “  Hadid : 28.Ay

Görüldüğü gibi Allah’u Teala, Rasulüne itaat edenlere merhamet edeceğini, onları bağışlayacağını ve yollarını da nur’lu kılacağını haber vermektedir… Öyleyse bu fırsatı değerlendir, sakın ona asi olma.

Çünkü Allah’u Teala, Rasulüne itaati kendisine itaat, ona isyanı ise kendisine isyan kabul etmiştir :

مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَاللّهَ

“ Kim Rasule itaat ederseo aslında Allah’a itaat etmiş olur “ Nisa : 80.Ay

   إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ

“ Gerçek olan şudur ki, sana beyat edenler, aslında Allah’a beyat etmişlerdir … ”  Fetih : 10.Ay

“ … Ebu Hureyre r.a dan : Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : Bana itaat eden Allah’a itaat etmiştir. Bana karşı gelip isyan eden de, Allah’a isyan etmiştir ……”

                                                         Buhari : 15.c.6986.s – Müslim : 6.c.1829.n

Öyleyse isyan etmeyin. Allah’a itaat edin, O yüce zatı sevin ve bu sevginizi de Rasulüne itaatla isbat edin.

Çünkü Allah’u Teala, kendisini sevmenin isbatını Rasulüne itaat etmeye bağlamıştır :

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

“ Deki : Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafur dur, Rahim’dir. ”  Ali İmran : 31.Ay

Bu Ayetin mesajına göre, Allah’ı sevmenin isbatı, O’nun Rasulüne itaat etmektir. Başka bir ifadeyle ; bir kimse Allah’ı sevdiğini iddia ettiği halde, O’nun göndermiş olduğu Resulünün yolunda değilse, ona ittiba etmiyorsa, onun metoduna ve menhecine uymuyorsa, ihtilafa düştüğü her meselede Allah Rasulünü kendisine hakem tayin etmiyorsa, bu kimse – Allah’ı seviyorum – sözünde yalancıdır…  

Çünkü Allah’u Teala, ihtilaf anında Rasulünün hakem tayin edilmesini emretmiştir :

فَإِن  تَنَازَ عْتُمْ  فِي شَيْءٍ  فَرُدُّوهُ  إِلَى اللّهِ  وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ  تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً

“ ……. Eğer bir mevzuda ihtilafa düşerseniz ; Allah’a ve Ahiret gününe iman etmiş iseniz onu, Allah’a ve Rasulüne havale edin. Bu daha iyi ve sonuç itibariyle de daha güzeldir. “   Nisa : 59.Ay  

فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجاً مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيماً

“ Hayır … ! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra da senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam anlamıyla teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar. “   Nisa : 65.Ay

Rabbimizin bu ve emsali Ayetleri gösteriyor ki, Müslüman ihtilaf anında – mezhebinin ve meşrebinin hakemliğine değil – Resulün hakemliğine koşmalıdır… İmamının veya üstadının hakemliğine değil, Allah Rasulü s.a.v’in hakemliğine koşmalıdır… Bu ister dinin usulüne ait meselelerde olsun, ister furuuna dair meselelerde olsun, ihtilafa düşülen her husus Allah’ın Resulüne havale edilmelidir.

Allah’u Taala “ Eğer Allah’a ve Ahiret gününe iman etmiş iseniz böyle yapın “ buyurarak, meselenin önemini ve bu şekildeki hareketin, Allah’a ve Ahiret gününe imanın iktizasından olduğunu beyan etmektedir.

Ve yine Rabbimiz, kendi mukaddes zatına yeminle buyuruyor ki ; bütün işlerde Rasul hakem tayin edilmedikçe hiçbir fert iman etmiş olamaz. Çünkü onun vahye dayalı olarak verdiği hükümler, gizli ve açık, içten ve dıştan her zaman bağlanılması vacip olan gerçeklerdir.

Bundan dolayıdır ki Allah’u Azze ve Celle :

“ … Sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı içlerinden bir sıkıntı duymadan o hükme teslim olmadıkca iman etmiş olmazlar. “  buyurmaktadır.

Öyleyse basiretli bir Müslüman, Allah Rasulü s.a.v’in her emrine itaat etmeli ve o emri bir başkasının sözünden dolayı – çeşitli te’villerle de olsa – asla terk etmemelidir…

Çünkü Allah’u Teala, Rasulünün emrine muhalefet edenlerin dünyada başlarına bir fitne gelip çatacağını, ahirette ise elim bir azaba uğrayacaklarını bildirmektedir :

Kardeşler şunu asla unutmayınız ki ;  hayırlı şeylerle meşkuliyet insanın güzel şeylerle karşılaşmasına vesile olacağı gibi, kötü ve çirkin şeylerle meşkul olmakta, insanın bir takım fitne ve musibetlerle karşılaşmasına vesile olur.

Başka bir ifadeyle ; Allah’a ve Rasulüne itaat etmek, güzelliklerin celbine vesile olacağı gibi, muhalefet edip isyan etmekte, musibet ve belaların celbine vesile olur… Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :

فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

“ … O’nun emrine muhalefet edenler, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar. “

                                                                                                               Nur : 63.Ay

“ … Ebu Hureyre r.a dan ; dedi ki : Rasulullah s.a.v’i şöyle buyururken dinledim : Size neyi yasakladıysam ondan uzak durunuz, size neyi emretti isem onu da gücünüzün yettiği kadar yapınız. Şüphe yok ki sizden öncekileri helak eden şey, çok  soru sormaları ve peygamberlerine muhalefet etmeleridir. “

                                                                                                     Buhari : 15.c.7151.s 

‎” … Selemetu’bnu’l Ekva r.a şöyle dedi : Bir gün Allah Rasulü s.a.v’in yanında biri sol eliyle yemek yedi. Rasulullah s.a.v ona : sağ elinle ye, buyurdu. O adam : ben sağ elimle yiyemiyorum, dedi.  Allah Rasulü s.a.v : Yiyemez olasın, dedi ve beddua etti. Çünkü o zatın sağ eliyle yemesine kibiri mani olmuştu. Ravi diyor ki ; Ve bu adam artık o elini ağzına kaldıramaz oldu. “

Müslim : 6.c.2021.n

“ … İbn Ömer r.a dan ; Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : Ben kıyametin önünde kılıçla gönderildim. Benim rızkım mızrağımın gölgesinde kılındı. Zillet ve cizye ödemek, emrime muhalefet edenler üzerine kılındı……. “

                                                                                                       Buhari : 6.C.2733.s

Bu ve emsali delillerin ortaya koyduğu mesaj gayet açık ve nettir. O da ; Allah Rasulü s.a.v’in emrine, yoluna, metoduna, menhecine bilerek muhalefet etmek, insanın başına bir takım musibet  ve belaların gelmesine sebeb olur.

Öyleyse asla kibirlenmeyin, O büyük zatın önünde eğilin ve gönderdiği Resulüne itaat edin.

Çünkü Allah’u Teala, Rasulünün emirlerine bile bile muhalefet edenlerin amellerinin iptal edileceğini haber vermektedir :

Ey Müslüman … ! şunu asla unutma ki ;  İyilikler nasıl ki kötülükleri siliyor ise, kötülükler de aynen iyilikleri siler.

Başka bir ifadeyle ; Allah’a ve Rasulüne itaat etmek nasılki günahların affına sebeb oluyor ise, muhalefet edip isyan etmekte aynen amellerin iptaline sebep olmaktadır…

Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَلَا تُبْطِلُوا َعْمَالَكُمْ

“ Ey İman edenler ! Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin ve amellerinizi iptal etmeyin. “  Muhammed : 33.Ay 

يَا  أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا  أَصْوَاتَكُمْ  فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ  وَلَا  تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ  وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

“ Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp söylemeyin ; yoksa siz şuurunda değilken, amelleriniz boşa gider. “  Hucurat : 2.Ay. 

Bu ve emsali Ayet ve Hadislerin mesajından da anlaşıldığı gibi, Allah Rasulü s.a.v bir şeyi emrettiği zaman, artık hiçbir müslümanın ona muhalefet etmesi, görüşünü ve kanaatini onun hükmüne tercih etmesi, veyahutta bir başkasının görüşünü ve içtihadını – çeşitli tevillerle de  olsa – ona tercih etmesi asla mümkün değildir.

Müslüman olmak ; kendi düşünce, davranış ve seçme özgürlüğünü Allah ve Rasulüne teslim etmek demektir. Hiçbir akıllı insan, iki zıt davranışı birleştirmeye kalkışmaz… Yani :

“… Müslüman olmak veya müslümansa Müslüman kalmak isteyen bir kimse, mutlaka Allah ve Rasulünün Kur’an ve sünnetteki emir ve yasaklarına boyun eğmek zorundadır. Boyun eğmeğe tenezzül etmeyen kimse ise, müslüman olmadığını kabul etmelidir. Çünkü İslam teslimiyet ister, Müslüman da zaten teslim olan demektir…”

Öyleyse ey Müslüman … ! heva ve hevesine uyup başka yolları adımlama. Muhammed s.a.v’in yolunda yürü … Nefsinin özgürlüğünü terk et islama köle ol …

Çünkü Allah’u Teala, Rasulünün yolunda yürümeyenlerin, yarın kıyamet günü rezil ve perişan olacaklarını haber vermektedir :

Rabbimiz kerim kitabında, böyle bir akibeti boylamamaları için kullarını dünyada uyardığı gibi, kıyamet gününde de nasıl rezil ve rüsvay olacaklarını bizlere şöyle haber vermektedir :

“ Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, derler ki : ” Eyvahlar olsun bize, keşke Allah’a  itaat etseydik ve keşke Rasûl’e itaat etseydik.” “ Ve yine dediler ki : ” Rabbimiz, gerçekten biz, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik te, onlar bizi yoldan saptırdılar.”          

” Rabbimiz, onlara azabtan iki katını ver ve büyük bir lanet ile onları lanetle. ”  Ahzab : 66.67.68.Ay 

“ O gün – Allah’a ve Rasulüne itaat etmediği için kendi nefsine – zulmeden kimse ellerini ısırarak şöyle der : ” Ahhh keşke peygamberle beraber bir yol edinmiş olsaydım. Yazıklar olsun bana, ne olurdu falanı filanı kendime dost edinmeseydim. Çünkü o, bana gelen – Kur’an ve Sünnet – zikrinden beni saptırdı. Zaten şeytan insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakandır . ”    Furkan : 27.28.29.Ay.

Ey Müslüman … ! şunu asla unutmaki Allah Rasulü s.a.v’in yolunda yürümeyen, onun metod ve menhecini kendisine metod ve menhec edinmeyen, Allah’ın dinini onun ve ashabının anladığı ve yaşadığı gibi anlayıp yaşamayan, kıyamet gününde büyük bir pişmanlık içerisinde olacaklardır.      

Öyleyse ey Müslüman … ! artık bu anlatılanlara kulak vererek, elinde olan hayat sermayeni güzel kullanmaya çalış… Ardına koşacağın davanın hak olmasına uğraş … Din adına simsarlık yapanlara dikkat et ve kimlerin sözüne itibar edileceğini güzel öğren … Çünkü – az önceki Ayeti celilede de ifade edildiği gibi – seni ne beyler, ne ağalar, ne üstadlar, ne de peşine takıldığın kimseler asla kurtaramaz.

Rabbim bizlere, Rasulünün yolunda hakkıyla yürüyen kullarından olmamızı nasibeylesin.

Amin

                                   Vel hamdu lillahi rabbil alemin
 

                                Tacuddin el Bayburdi