Rububiyyeti kabul yetmez.

Genel

Bütün ibadet çeşitleri yalnızca Allah’ındır. Şunu da bilmiş ol ki; insanların rubûbiyet tevhidini kabul etmeleri İslâma girmeleri için yeterli değildir.  Bütün bunları bildiğimiz takdirde rasûllerin kendisine davet edip, müşriklerin de kabul etmekten kaçındıkları tevhidin ne tür bir tevhid olduğunu öğrenmiş oluruz. Nitekim yüce Allah (Zümer  3)’te  ”Ondan başka veliler edinenler: ‘Biz bunlara ancak bizleri Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz’ derler.” O halde onlar yüce Allah’ın asıl maksad olduğunu kabul ediyorlar, ancak meleklerin ve başkalarının kendilerini yüce Allah’a yakınlaştırmasını maksad olarak gözetiyorlardı. Bununla birlikte Resulullah, onları tevhidin kapsamı içerisinde kabul etmemişti. Zumer 38  Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan elbette, “Allah”, derler.

 

Tevhid (Lâ İlâhe İllallah) Sözünün Anlamı: Allah’tan başka, ibadet olunmayı hak eden, hiçbir ilah (ibadet edilen-mabud) yoktur

 

Aslolan Şehadet Kelimesinin Anlamıdır: Burada bu sözden kasıt onun manasıdır. Mücerred onun lafzı değildir. Cahiller ise Peygamber (sav)’in bu sözden maksadının yalnızca yüce Allah’a bağlanmak olduğunu, Allah’tan başka kendisine ibadet olunan bütün varlıkların inkâr edilerek onlardan uzak kalmayı ifade ettiğini biliyorlardı. Bunun delili Sad Suresi 5.ayettir. “O kendilerine “lâ ilâhe illallah” deyiniz deyince, onlar da:”Acaba o bunca ilâhı bir tek ilâh mı yaptı? Muhakkak bu çok şaşılacak bir şeydir.” Dediler.

 

Kafirlerin En Cahilleri Bile “Lâ İlâhe İllallah”ın Manasını Kavrıyorlardı: Lâ ilâhe illallah’ın anlamını, kâfirlerin en cahilinin, kendisinden daha iyi bildiği bir kişide hayır yoktur.

 

Kimileri de “lâ ilâhe illallah”ı Allah’tan başka mabud yoktur, diye açıklamaktadır. Bu tanım zahiri esas alınarak doğru kabul edilemez, çünkü Allah’tan başka kendilerine ibadet olunmuş başka şeyler de vardır. Buna göre böyleleri, Rasûlullah (sav)’in aralarında peygamber olarak gönderildiği cahillerden daha cahildirler

 

Tevhid, Rasullerin gönderilme sebebidir. Yüce Allah’ın hiç kimseden başkasını kabul etmeyeceği din ise şu buyruklarda dile getirdiği gibi yalnızca Allah’a ibadet etmekten ibarettir:”Senden önce gönderdiğimiz herbir peygambere mutlaka şunu vahyederdik: Benden başka ibadete layık ilâh yoktur. O halde yalnız bana ibadet edin.” (el-Enbiya, 21/25)

 

Tevhid kişiyi ilim sahibi kılar Ali İmran 18. Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) şu hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka hak ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmişlerdir. Evet) mutlak güç ve hikmet sahibi Allah’tan başka hak ilâh yoktur.

 

İlah: tapınılan nesnelerin ortak adıdır,genel bir isimdir. İnsanlık, puta tapar, güneşe tapar, ateşe tapar. kahramanlara, tâğutlara veya bazı sevdiği şeylere tapar. Taptığı zaman onlar ilâh ve mabut olurlar.  Halbuki insanlar Allah’ı mabut ilâh tanısın tanımasın, O zatında mabuttur.

 

Diğer dinlerde ilâhlar, insanlarla birlikte vardır. İnsan yok olduğunda bu ilâhlar da yok olurlar. Oysa Allah (c.c) insanı yaratandır. İnsan yaratılmadan önce de vardı .

Kur’an-ı Kerimde ilâh kelimesi iki manada kullanılmıştır. Birincisi- hak olsun batıl olsun, ayırım yapılmaksızın, insanların kendisine tapındığı şey anlamında mabud. İkincisi; gerçekten ibadete lâyık olan varlık anlamında hak mabud.

 

Meryem 81 Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah’tan başka ilâhlar edindiler.82-Hayır! İlâhları, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.

 

Yasin 74 Onlar, yardım göreceklerini umarak Allah’tan başka ilahlar edindiler.

 

“Halbuki Allah’ı bırakıp da çağırdıkları şeyler hiçbir şeyi yaratamazlar. Onların kendileri yaratılıp duruyorlar. Onlar diriler değil, ölülerdir. Ne zaman dirileceklerine dair şuurları yoktur. Sizin ilâhınız bir tek ilâhtır (Nahl, 20-22).

 

Bu ayetlerden şu neticeleri çıkarmak mümkündür:

  1. a) Cahiliye devri insanları kendilerine sıkıntılı anlarında dua edip yardıma çağırdıkları ilâhlar ediniyorlardı.
  2. b) ilâhlar sadece cinler, melekler ve putlardan ibaret değildi. Daha önce şahıslar da tapınılan ilâhlar arasında idi. Nitekim “onlar diriler değil, ölülerdir. Ne zaman dirileceklerine şuurları da yoktur” ayeti, bunu ispatlamaktadır.

 

Meselâ bir adam acıkmışsa, karısından yemek ister. Yada hastalanmış olsa doktor çağırır. Onun bu davranışları bir dua değil, sebep ve netice kanununun tabii bir göstergesidir. Adam, karısını veya doktoru ilâh edinmemektedir. Ancak bu adam açlık ve hastalığa katlanamaz duruma geldiğin de karısından doktorundan yardım isteyeceği yerde, ölmüş bir şahıstan, ….km uzaktaki kendisini duymayan birisinden veya puttan medet umsa, ona bu ihtiyaçlarını gidermesi için dua etmiş ve onu kendisine ilâh edinmiş olur.

Aslında insanın ilâh edindiği nesnelere dua etmesine, ondan yardım dilemesine sebep olan düşünce, şüphesiz ki onun tabiat kanunları üzerinde hükmünü geçirmeye ve tabiat kanunlarının nüfuzu dışında bir kuvvete sahip olduğunu kabul etmeye götüren düşüncedir.

 

Bazı ilahlar!

Maide 116:Allah: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara: ‘Allah’tan başka beni ve annemi iki ilah edinin’ dedin?” deyince o şöyle dedi: “Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yaraşmaz. Eğer söylemişsem sen onu mutlaka bilirsin. Sen bende olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki gizlilikleri bilen ancak sensin.

Tevbe 31: Yahudiler, Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O’ndan başka hiçbir hak ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır.

Furkan 43: Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?

Sebe 40- O gün, Allah onların hepsini bir araya toplar. Sonra meleklere der ki: -Bunlar size mi kulluk ediyorlardı?

Sebe 41-Seni tenzih ederiz, Bizim velimiz sensin. Onlar değil. Hayır, onlar cinlere kulluk ediyorlardı. Çoğu onlara inanıyordu, derler. (hem meleklere hem de cinlere ibadet olunabileceğine delil)

Ebu Vâkıd el-Leysî’den Radıyallahu Anhu, şöyle rivayet edilmiştir: “Rasulullah’la birlikte Huneyn Savaşı’na çıktığımızda biz henüz yeni İslam’a girmiştik. Müşriklerin, çevresinde toplanıp silahlarını astıkları bir sidr ağacı vardı. Buna “Zâtu Envat” diyorlardı. Bir sidr ağacının yanından geçtiğimiz sırada biz dedik ki; “Ya Rasulallah, müşriklerin Zatu Envat’ı olduğu gibi bizim için de bir Zatu Envat belirle.” Rasulullah şöyle dedi:“Allahu Ekber! İşte bunlar Allah’ın Sünnetleri’dir. Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, İsrailoğullarının Musa’ya söylediği şey gibi bir şey söylediniz. Onlar şöyle demişlerdi: “Onların ilahları gibi bizim için de bir ilah yap.” Musa da; “Siz cahil bir topluluksunuz” demişti. Siz de sizden öncekilerin yolunu takip ediyorsunuz.” Tirmizî rivayet edip sahih olduğunu söylemiştir

Rasul (s.a.v) şöyle buyurmuştur:”Paranın kulu yüzüstü düşsün (sürünsün), helak olsun! Dinarın kulu yüzüstü düşsün (sürünsün) helak olsun. Saçaklı ve şatafatlı (gösterişli) elbiselerin kulu yüzüstü düşsün (sürünsün)! Mide kulu yüzüstü düşsün (sürünsün) helak olsun, yıkılsın baş aşağı olsun! Bir şerre uğrarsa kurtulmasın ki o, kendisine verildiği zaman razı olur, verilmezse kızar ve gazablanır.” (Buhari, Cihad: 7; Rikak: 10; İbn Mace, Zühd: 8.)

 

İlah örneklerinde en üstte bir resul en altta bir inek

Bir cevap yazın