Vahiy kelimesinin Kuran’da kullanış şekilleri

Genel

 Göğe yönelik vahy

فَقَضَاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ فِي يَوْمَيْنِ وَأَوْحَىٰ فِي كُلِّ سَمَاءٍ أَمْرَهَا  وَزَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَحِفْظًا  ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ

” Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi görevini vahyetti. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir. (Fussilet 41/12). Buradaki vahyetmek “görevini bildirmek, çalışma sistemini belirlemek, onun o düzene uygun hareketini sağlamak” demektir.

 Havarilere yönelik vahy

وَإِذْ أَوْحَيْتُ إِلَى الْحَوَارِيِّينَ أَنْ آمِنُوا بِي وَبِرَسُولِي قَالُوا آمَنَّا وَاشْهَدْ بِأَنَّنَا مُسْلِمُونَ

“Ve havarilere; “Bana ve Resûlume îmân edin.” diye vahyettiğim zaman, onlar da “Îmân ettik ve bizim Müslüman olduğumuza şahid ol.” demişlerdi. (Mâide 5/111). Buradaki vahy, “ilham etmek” anlamına gelmekte, rasullere verilen vahy an­lamını taşımamaktadır.

Musa’nın annesine yönelik vahy

وَأَوْحَيْنَا إِلَىٰ أُمِّ مُوسَىٰ أَنْ أَرْضِعِيهِ ۖ فَإِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَأَلْقِيهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَافِي وَلَا تَحْزَنِي ۖ إِنَّا رَادُّوهُ إِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ

“Mûsâ’nın annesine, “Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu nehre (Nil’e) bırak, korkma, üzülme. Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu rasullerden kılacağız” diye ilham ettik.” (Kasas 28/7). Bu âyette de vahy, bir kadına Allah’ın verdiği ilham ve bu ilhamla yaptığı konuşma demektir. Rasul olmamasına rağmen Allah ona ilham ile konuşmuştur.

 

Bal arısına yönelik vahy

وَأَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ ﴿٦٨

Rabbin, bal arısına şöyle vahyetti (ilham) etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin.” (Nahl 16/68). Buradaki vahy Yüce Allah’ın, arı gibi bir hayvana bal üretmeyi öğretmesi, onun doğasına sevk-i ilahi olarak bal yapma yeteneğini yerleştirmiş olması demektir.

 

 Arza/yeryüzüne yönelik vahy

الزلزلة Az-Zalzala

إِذَا زُلْزِلَتِ الْأَرْضُ زِلْزَالَهَا (1وَأَخْرَجَتِ الْأَرْضُ أَثْقَالَهَا (2وَقَالَ الْإِنسَانُ مَا لَهَا (3يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا (4بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَىٰ لَهَا (5)

“Yerküre kendine özgü sarsıntıyla sallandığı, toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı ve insan: ‘Ne oluyor buna!’ dediği vakit, işte o gün yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle bütün haberlerini anlatır” (Zilzâl 99/1-5). Bu âyette vahiy. Allah’ın bildirmesi anlamına gelmektedir.

 

 Meleklere yönelik vahy

إِذْ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى الْمَلَائِكَةِ أَنِّي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذِينَ آمَنُوا ۚ سَأُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْأَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ

“Hani Rabbin meleklere vahyediyordu, “Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına” diye (Enfâl 8/12). Bedir savaşına katılan meleklere Yüce Allah nasıl davranacakları­nı, ne yapacaklarını öğretirken, söylerken ne yaptığını bu kelime ile ifa­de etmektedir.

Buraya kadarki örneklerde de görüldüğü üzere vahyeden Allah’tır, vahye muhatap olan ise Nebi  olmayan varlıklardır.

 

 Şeytanların, dostlarına fısıldaması anlamında vahy

وَلَا تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَإِنَّهُ لَفِسْقٌ ۗ وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلَىٰ أَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ ۖ وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ

Üzerine Allah adı anılmayan (hayvan)lardan yemeyin. Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka vahyederler (fısıldar/telkin). Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz. (En’âm 6/121).Şey­tanlar da insanlara vahyederler. Bu vahiy “telkin etmek” demektir ve “insan nefsine vesvese vermesi” anlamına gelmektedir. (Nâs 114/5) te olduğu gibi:

 

الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ (5مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ (6)

 

Enam 121’in benzeri Enam 112’de de var:

 

وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الْإِنسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا ۚ وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ ۖ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ 112

 

İşte böylece biz her nebiye insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O hâlde, onları iftiralarıyla baş başa bırak. (Enam 112)

 

Bir de insanlara nisbet edilen vahy kelimesi vardır ki bu da Meryem sûresinde Zekeriyyâ’nın, kavmine yönelik seslenişidir,

فَخَرَجَ عَلَى قَوْمِهِ مِنَ الْمِحْرَابِ فَأَوْحَى إِلَيْهِمْ أَن سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا ﴿١١

“(Zekeriyyâ) mihrabtan kavminin huzuruna çıktı ve onlara: ‘(Allah’ı) sabah akşam tesbih edin’ diye vahyetti” (Meyrem 19/11). Buradaki vahy de “seslenmek veya emretmek, tavsiye etmek” anlamına gelmektedir.

 

 Nebilere yönelik vahy / öne çıkan şekli

 

إِنَّا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ كَمَا أَوْحَيْنَا إِلَى نُوحٍ وَالنَّبِيِّينَ مِن بَعْدِهِ وَأَوْحَيْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإْسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَالأَسْبَاطِ وَعِيسَى وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَارُونَ وَسُلَيْمَانَ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُورًا ﴿١٦٣

Biz, Nûh’a ve ondan sonra gelen nebilere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davûd’a da Zebûr vermiştik. (Nisa 4/163). Bu da ilâhî mesajın verilmesi, âyetlerin bildirilmesi, Cebrail vasıtasıyla ulaştırılması anlamına gelmektedir. İnsan hayatına hem manevî hem sosyal hem de maddî anlam­da yön veren ilkeleri öğretme faaliyetinin adı vahy olmaktadır.