YARATILIŞ GAYESİ

Genel

الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu(bütün bunları) boşuna yaratmadın. Seni tesbih(bütün noksanlıklardan tenzih) ederiz. Bizi cehennem azabından koru!

Al-i İmran 191

أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا فِي أَنفُسِهِمْ مَا خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَأَجَلٍ مُّسَمًّى وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ بِلِقَاء رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ

“Kendi kendilerine, Allah’ın gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak hak olarak ve muayyen bir süre için yarattığını düşünmediler mi? İnsanları birçoğu, Rablerine kavuşmayı gerçekten inkar etmektedirler.”

Rum Suresi 8

Şimdi herşeyin hak olarak yaratılması neyi kastediyor. Yani bir gayeyle bir sebebe binaen yaratılmış.

أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

“Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi düşünüyorsunuz? “

Müminun suresi 115

Yani şöyle bizim sizi boş yere gayesiz sebebsiz yarattığımızı mı düşünüyorsunuz? Ve ayetin sonunda da وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ  “bize döndürülmeyeceğinizi mi düşünüyorsunuz?”

Şimdi ne için yaratıldın? Boşuna mı? Gayesiz mi? Bazen derler ya eğer insan, ne için var olduğunu bilse, düşünse yeter buna. Bu, buna yetecek.

Yer, gök abes yaratılmadığı gibi insan da abes yaratılmadı. Çünkü yere göğe bakmıyor mu? Sonra göktekilere, yerdekilere ve ikisinin arasındakilere… Ve insanların çoğu Rablerine kavuşmayı inkar etmektedirler. Diyor.

İnsanoğlunda yaratılıştan var olan “fıtri iman” ile yani bir Rabbin ve Yaratıcının varlığını, kendisinin var oluş gayesinin ne olduğunu, etrafında ki var olanlarla anlayabilecek bir isti’dat ve kabiliyyet üzere yaratılmıştır.

Yani insaoğlu etrafındaki var olanlarla, hem kendisinin ne için yaratıldığını hem de etrafındakilerin ne iiçin yaratıldığını anlayabilecek bir kabiliyet üzere yaratılmıştır. Onun için Allah devaml ı etrafınıza bakın diyor.

Şimdi düşünme ama yaratacının yarattığını düşünme, zatını değil.

عن ابن عباس قال: قال رسول الله صلى الله عليه و سلم:  تَفَكَّرُوا فِي خَلْقِ الله وَلَا تَفَكَّرُوا فِي اللهِ

İbnu Abbas(ra) şöyle dedi: Allah Rasûlü (sav) şöyle dedi:” Allah’ın yarattıklarını tefekkür ediniz. Allah’ın Zâtını tefekkür etmeyin” buyurdu.

رواه أبو نعيم في الحلية

قال الشيخ ناصر: ” حسن”. “حل” عن ابن عباس. الأحاديث الصحيحة 1788. الجامع الصغير 5287

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ (56) مَا أُرِيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَنْ يُطْعِمُونِ (57) إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ (58)

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum. Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan Allah’tır.

Zariyat 56/57/58

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَاوَاتُ السَّبْعُ وَالأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدَهِ وَلَكِن لاَّ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورً

“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herşey O’nu (Allah’ı) tesbih (ibadet) eder. O’nu hamd (övgü) ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihlerini(kulluklarını) anlamazsınız. O, halimdir, bağışlayıcıdır.”

İsra Suresi 44

“Ne varsa herşey onu tesbih eder. Ne var ki siz onların tesbihlerini yani kulluklarını anlamazsınız.”

Onların kulluklarını anlamazsınız derken en basit bir ifadeyle bunu nasıl söylebiliriz?

Siz onların dillerinden anlamıyorsunuz? Yaptıkları işler kullukları, sen elmayı meyve verirken görmedin mi? Bu onun kulluğu. Kulluğunun bir çeşidi, ama siz onların tesbihini anlamazsınız diyor. Herşeyin bir dili var.

وَوَرِثَ سُلَيْمَانُ دَاوُودَ وَقَالَ يَا أَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنطِقَ الطَّيْرِ وَأُوتِينَا مِن كُلِّ شَيْءٍ إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُبِينُ

Süleyman Davud’a vâris oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.

Neml-16

Mesela gök gürültüsünü, şimşeği anlatırken

وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلاَئِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُصِيبُ بِهَا مَن يَشَاء وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللّهِ وَهُوَ شَدِيدُ الْمِحَالِ

Gök gürültüsü Allah’ı hamd ile tesbih eder. Melekler de O’nun heybetinden dolayı tesbih ederler. Onlar, Allah hakkında mücadele edip dururken O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar. Ve O, azabı pek şiddetli olandır.

Ra’d Suresi 13

Ama o ses bizi korkutuyor. Yani kâinatta insanın dışında duyulan hangi ses olursa olsun hayvan taş ağaç ne varsa o bile onu tesbih etmenin yöntemi.

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُم مِّن بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاء وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّهِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

(Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukarıdan aşağı yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.

Bakara 74

Allah korkusundan tepelerden koparak vadilere yuvarlanırlar diyor. Biz onu ne anlarız? Öyleleri var ki Allah korkusundan sulara geçit verir. Hatta taştan da katı kesildi diyor.” Çünkü taşlardan bile Allah korkusundan tepelerden kopup vadilere yuvarlananlar var. Allah’tan korkusundan sulara geçit veren kayalar var, diyor

Allah’ı zikretmeyen hiçbirşey yok.

 

وَلَهُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ

Rum Suresi 26

“Göklerde ve yerde olan hep O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmiştir.”

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَمَن فِي الْأَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِّنَ النَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَن يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِن مُّكْرِمٍ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاء

“Görmez misin ki, göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde ediyor; birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur(yani birçoğuda Allah’a ibadetten kulluktan yüz çevirmişlerdir azap onların olmuştur). Allah kimi hor ve hakir kılarsa, artık onu değerli kılacak bir kimse yoktur. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.”

HAC 18

أَوَ لَمْ يَرَوْاْ إِلَى مَا خَلَقَ اللّهُ مِن شَيْءٍ يَتَفَيَّأُ ظِلاَلُهُ عَنِ الْيَمِينِ وَالْشَّمَآئِلِ سُجَّدًا لِلّهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مِن دَآبَّةٍ وَالْمَلآئِكَةُ وَهُمْ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ

“ Allah’ın yarattığı herhangi bir şeyi görmediler mi? Onun(ağacın) gölgesi, küçülerek ve Allah’a secde ederek sağa sola döner. Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler, büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler. Onlar, üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar.”

Nahl suresi 48/49/50

لِلّهِ يسجد ما في السمات وما في الأرض من دابَّةٍ و الملاإكة وهم لا يستكبرون يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوْقِهِمْ

“Yerde ve gökte bulunan canlılar ve melekler kibirlenmeden, büyüklenmeden, büyüklük taslamadan Allah’a secde ediyorlar. Onlar üstelerindeki Rablerinden korkarlar.” ( Kimler? Ağaç, ot, hepsi )”

 

 

وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلالُهُم بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ

Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allah’a secde ederler.

RAD 15

إِن كُلُّ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِلَّا آتِي الرَّحْمَنِ عَبْدًا

“Göklerde ve yerde olan herşey istisnasız Rahman’a kul olarak gelir.”

Meryem suresi 93.ayet

 

وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَا أُولَئِكَ كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُولَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ

Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.

Araf 179

“Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı övdükleri gibi beni övmeyin. Yalnız, ‘Allah’ın kulu ve rasûlüdür’ deyin.”[1]

———————————————————————————-

[1] Buhârî, Enbiyâ: 48; Ahmed bin Hanbel, Müsned: I/23, 24, 47, 55.

 

Ebu Hureyre (r.a)’ın rivayetine göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: “Benim kabrimi bayram yerine çevirmeyin. Evlerinizi de kabirlere döndürmeyin. Her nerede olursanız bana salât (ve selam) gönderin. Çünkü sizin salât (ve selam)ınız bana ulaşır.

 

Hadisi Ebu Davud (I, 319), Ahmed (II, 367) hasen bir sened ile rivayet etmişlerdir. Hadis Müslim’in şartına uygundur. Bu hadisin değişik yolları ve şahidleri bulunduğundan ötürü sahih bir hadistir. Bunun Ebu Hureyre’den gelmiş, Ebu Nuaym, el-Hilye (VI, 283)’de bir başka rivayet yolu daha vardır. Ayrıca Süheyl’den güçlü bir sened ile mürsel bir şahidi de bulunmaktadır.

 

  1. Adem (a.s.) günahı işlediğinde şöyle der: « Ya Rabbi, Muhammedin

hakkı için beni affetmeni istiyorum ». Allah, « Ey Adem onu

yaratmadığım halde Muhammedi nasıl tanıdın » deyince, « Ey Rabbim!

beni elinle yaratıp, ruhundan bana üflediğinde başımı kaldırdım ve arşın

sütunlarında Lâ ilâhe illallâh Muhammedun Resulullâh yazılı olduğunu

gördüm. Bildim ki, Sen Kendi ismine en sevgili yaratığını izâfe ettin ».

Bunun üzerine Allah; « Doğru söyledin ey Adem! Çünkü o beşer

içerisinde bana en sevgili olanıdır. Bana onun hakkı ile dua ettiğinde seni

bağışlarım, eğer Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım » der[1].

 

( لما اقترف آدم الخطيئة؛ قال: يا رب! أسألك بحق محمد لما غفرت لي. فقال الله: يا آدم! وآيف عرفت

محمدا، ولم أخلقه؟ قال يا رب! لما خلقتني بيدك، ونفخت في من روحك؛ رفعت رأسي، فرأيت على

قوائم العرش مكتوبا: لا إله إلا الله محمد رسول الله، فعلمت أنك لم تضف إلى اسمك إلا أحب الخلق

إليك. فقال الله: صدقت يا آدم! إنه لأحب الخلق إلي، ادعني بحقه، فقد غفرت لك، ولولا محمد ما خلقتك)

 

Uydurmadır.

 

Râvilerinden olan Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem hakkında İbn Hibbân şöyle der:

«Hadis uydurmakla itham olunmuş, Leys, Malik ve İbn Lehi’a üzerine hadisler uydurmuştur.

Dolayısıyla imâm ez-Zehebî rivâyet hakkında uydurma ve batıl derken, İbn Hacer el-

Askalânî de ona katılır.

 

Rivâyetin batıllığına delil olan bir yönüde, Adem (a.s.)’ın Nebî (s.a.s.)’i, kendi

yaratılışından sonra cennette iken yer yüzüne inmeden bilmesidir. Halbuki zayıf,

ancak daha iyi bir senedle gelen başka rivayette:

 

( Adem (a.s.) Hindistana iner ve yanlızlık hisseder, bunun üzerine Cebrâil inerek;

Allâhu Ekber, Allâhu Ekber, Eşhedu En Lâ İlâhe İllallâh (iki defa), Eşhedu Enne

Muhammeden Resûlullâh (iki defa) deyip ezan okur. Adem şöyle der: «Muhammed de

kim»? Cebrâil: «Peygamberlerden son oğlundur» der.)[2]

 

Râvilerinden Ali b. Behrâm bilinmemekte, diğer bir râvi olan Muhammed b.

Abdullâh b. Süleyman aynı şekilde bilinmemektedir.

 

Bir önceki rivâyette Âdem (a.s.) daha cennette iken Peygamber (s.a.s.)’i

tanıyordu, bu ikinci rivayette ise, Âdem (a.s.) yer yüzüne indiği halde Muhammed

(s.a.s.)’i tanımamıştır.

 

 

 

 

282- ” لولاك لما خلقت الأفلاك ” .

 

قال الألباني في سلسلة الأحاديث الضعيفة ( 1 / 450 ) :

موضوع .

كما قاله الصغاني في ” الأحاديث الموضوعة ” ( ص 7 ) ، و أما قول الشيخ القاري

( 67 – 68 ) : لكن معناه صحيح ، فقد روى الديلمي عن ابن عباس مرفوعا :

” أتاني جبريل فقال : يا محمد لولاك لما خلقت الجنة ، و لولاك ما خلقت النار “

و في رواية ابن عساكر : ” لولاك ما خلقت الدنيا ” .

فأقول : الجزم بصحة معناه لا يليق إلا بعد ثبوت ما نقله عن الديلمي ، و هذا مما

لم أر أحدا تعرض لبيانه ، و أنا و إن كنت لم أقف على سنده ، فإنى لا أتردد في

ضعفه ، و حسبنا في التدليل على ذلك تفرد الديلمي به ، ثم تأكدت من ضعفه ، بل

وهائه ، حين وقفت على إسناده في ” مسنده ” ( 1 / 41 / 2 ) من طريق عبيد الله بن

موسى القرشي حدثنا الفضيل بن جعفر بن سليمان عن عبد الصمد بن علي بن عبد الله

ابن عباس عن أبيه عن ابن عباس به .

قلت : و آفته عبد الصمد هذا ، قال العقيلي : حديثه غير محفوظ ، و لا يعرف إلا

به .

ثم ساق له حديث آخر في إكرام الشهود سيأتي برقم ( 2898 ) ، و من دونه لم

أعرفهما ، و أما رواية ابن عساكر فقد أخرجها ابن الجوزي أيضا في ” الموضوعات “

( 1 / 288 ـ 289 ) في حديث طويل عن سلمان مرفوعا و قال : إنه موضوع ،

و أقره السيوطي في ” اللآليء ” ( 1 / 272 ) .

ثم وجدته من حديث أنس و سوف نتكلم عليه إن شاء الله .

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا

Andolsun ki, Rasûlullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.

Ahzab-21

[1] el-Hâkim, Mustedrek (2/615); İbn Asâkir (2/323), el-Beyhâki, Delâil’un-Nübuvve (5/488) .

[2] İbn Asâkir (1/323/2).

 

( Yazıya Döken M.Furan)