<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Farklı Makaleler -</title>
	<atom:link href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/farkli-makaleler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/farkli-makaleler/</link>
	<description>İyilik Ve Takva Üzere Yardımlaşın (Maide 2)</description>
	<lastBuildDate>Thu, 10 Apr 2025 11:21:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://i0.wp.com/www.ilmedavetdernegi.org/wp-content/uploads/2015/02/cropped-51672204_2230637893625247_7710222773204811776_n-e1624197862879.jpg?fit=32%2C25&#038;ssl=1</url>
	<title>Farklı Makaleler -</title>
	<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/farkli-makaleler/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">117739964</site>	<item>
		<title>Sebep Sonuç İlişkisi</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/farkli-makaleler/sebep-sonuc-iliskisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Apr 2025 11:10:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[Farklı Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=12307</guid>

					<description><![CDATA[<p>وَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ حِجَابًا مَّسْتُورًا ‫45‫ Kur&#8217;an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz. (İsra 45) Andolsun ki, Kur&#8217;an&#8217;ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı? (Kamer 17) Rasul gönderildi gözlerini başka tarafa çevirdiler. Kitap gönderildi kulak tıkadılar. Kudretimizi hissettirdik(bela, musibet ve kevni...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/farkli-makaleler/sebep-sonuc-iliskisi/">Sebep Sonuç İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">وَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ حِجَابًا مَّسْتُورًا ‫45‫</p>



<p>Kur&#8217;an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz. (İsra 45)</p>



<p>Andolsun ki, Kur&#8217;an&#8217;ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı? (Kamer 17)</p>



<p>Rasul gönderildi gözlerini başka tarafa çevirdiler. Kitap gönderildi kulak tıkadılar. Kudretimizi hissettirdik(bela, musibet ve kevni ayetlerle) oralı olmadılar. Allah göğü, insanın kendisinden daha muhteşem kıldı gördü geçtiler. Her şeyi gördüler ama Allah’a götüren bir şey göremediler etrafında. Ne Kuranı anladılar ne de kainat kitabını. Oysa hidayet insanın etrafına serpiştirilmişti:</p>



<p>Onlara dış âlemdeki ve kendi içlerindeki âyetlerimizi göstereceğiz. Böylece Kur&#8217;ân&#8217;ın gerçek/hak olduğunu anlayacaklardır. “Rabbinin her şeye tanık olması onlara yetmiyor mu?” (Fussilet 53)</p>



<p><strong>Her İşi Mükemmel Olan Allah Subhanehu ve Tealanın, Kullarına Hüccet Getirmesi Eksik Olur Mu?</strong></p>



<p>Müjdeci ve uyarıcı elçiler gönderdik ki onlardan sonra insanların elinde Allah’a karşı ileri sürecekleri bir mazeretleri olmasın. Allah azizdir, hakimdir. (Nisa 165)</p>



<p>Onlar orada: &#8220;Rabbimiz! Bizi çıkar da yapmakta olduklarımızdan farklı olarak salih amel işleyelim&#8221; diye feryat ederler. Size öğüt alacak olanın öğüt alabileceği kadar bir ömür vermemiş miydik? Size uyarıcı gelmişti. Artık tadın (azabı); zalimler için hiçbir yardımcı yoktur. (Fâtır 37)</p>



<p>O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: &#8220;Keşke Rasulle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen zikir’den (Kuran&#8217;dan) o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor&#8221; der. (Furkan 27,28,29)</p>



<p><strong>Kalplerinin Örtülü Olmasını Kendileri De İtiraf Ediyorlar</strong></p>



<p>Şirk akidelerine olan güvenlerine dayanarak kafirler şöyle derler: Ve dediler ki: Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır. Kulaklarımızda da bir ağırlık vardır. Bizimle senin aranda bir perde bulunmaktadır. Onun için sen istediğini yap, biz de yapmaktayız&#8221; (Fussilet 5)</p>



<p>Fakat onların ahidlerini (vardıkları o sağlam sözleri) bozmaları, Allah&#8217;ın âyetlerini inkâr etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve “kalplerimiz perdelidir”, demeleri sebebiyle kendilerine lânet ettik. Doğrusu Allah, onların kalpleri üzerine, küfürleri yüzünden mühür vurmuştur. Onun için, pek azı müstesnâ, onlar imana gelmezler. (Nisa 155)</p>



<p><strong>Elçiye ve Getirdiğine (Kuran’a) Karşı İthamları</strong></p>



<p>Onlar Kur&#8217;an&#8217;a «sihir», «şiir», «geçmişlerin masalları, O uydurdu diyorlar» O’nu getiren elçiye de; kahin, şair, mecnun diyerek avuçlarına gelen hidayeti geri çeviriyorlar. Bu konuda ki bir ayette;</p>



<p>Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar. (Enbiya 2)</p>



<p><strong>Hevasını İlah Edindikten Sonra Gelen Perde</strong></p>



<p>Hevâ ve hevesini İlah edinen Allah&#8217;ın bir bilgiye dayanarak saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, güzünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü?&#8221; (Câsiye 23)</p>



<p>Bu ayetten de, önce insan kendi batıl arzularını ilah edindiğini, sonra da Allah’ın böyle kalpleri mühürleyip perdeyi çektiğini yani sonucun sebebe bağlı olduğunu anlıyoruz. Allah Teâlâ herkese layık olduğunu verir.</p>



<p><strong>Sebep Sonuç İlişkisi</strong></p>



<p>Hidayet kendisine ulaştıktan sonra hidayeti red edenler, o hidayetten mahrum edilmekle cezalandırılmışlardır:</p>



<p>Ayetlerine iman etmeyenleri Allah, doğru yola sevk etmez; onlara elim bir azap vardır. (Nahl 104)</p>



<p>Ayetlere olan teslimiyetimiz bir sonraki teslimiyetimizi kolaylaştırıyor, tersi de böyle. Bkz. Bakara suresi, Talut ve Calut kıssası.</p>



<p>“Allah kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Bakara, 2/264; Maide, 5/67; Tevbe, 9/37; Nahl, 16/107)</p>



<p>“Allah fâsıklar topluluğunu doğru yola iletmez.” (Maide, 5/108; Tevbe, 9/24, 80; Munafıkun, 63/6.)</p>



<p>“Allah zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Bakara, 2/258; Al-i İmran, 3/86; Maide, 5/51; En’am, 6/144; Tevbe, 9/19, 109; Kasas, 28/50; Ahkaf, 46/10; Saff, 61/7; Cuma, 62/5.)</p>



<p>“Allah nankör yalancıyı doğru yola iletmez.” (Zümer, 39/3)</p>



<p>“Allah yalancı müsrifi yola getirmez.” (Mü’min, 40/28) (Müsrif bu ayette rabbine karşı haddi aşan manasında)</p>



<p><em>“Allah iman edenleri doğru yola iletir”:</em></p>



<p>Bunu bir de, kendilerine ilim verilenlerin, onun rabbin tarafından gelmiş kesin gerçek olduğunu anlamaları, ona iman etmeleri ve böylece bütün kalpleriyle ona bağlanmaları için yapar. Muhakkak ki Allah iman edenleri dosdoğru bir yola iletir. (Hac 54)</p>



<p>Allah’ın dilemesinin kulun tercihleriyle bağlantılı olduğunu anlatan en çarpıcı ayetlerden birinde de şöyle buyurulur: Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklarda kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediği kimseyi saptırır dilediği kimseyi de doğru yol üzere koyar. (Enam 39)</p>



<p>Kendilerine verilen fonksiyonları yanlış tercihleriyle batıla kullananların kaçınılmaz sonu hidayetten mahrum edilmeleridir: Ve Musa, kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Muhakkak ki ben, sizin için Allah’ın Resulüyüm, (böyle) olduğumu bildiğiniz halde niçin bana eziyet ediyorsunuz?” Artık onlar (Hakk’tan) dönünce, Allah da onların kalplerini döndürdü. Allah, fâsıklar kavmini hidayete erdirmez. (Saff 5)</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">مَّنِ اهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِي لِنَفْسِهِ ۖ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا ۚ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ ۗ وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّىٰ نَبْعَثَ رَسُولًا‫ 15‫</p>



<p>İsra 15. Ayetteki وَمَن ضَلَّ  ‘men dalle’ ifadesi kişinin tercihini gösterir.</p>



<p><strong>Rızkı Arama ve Hidayeti Bulma Arasındaki Benzerlik</strong></p>



<p>Hidayet ırkımız gibi doğumumuzdan ölümümüze kadar değişmeyen bir nitelik değildir. Her an değişebilir.</p>



<p>Hidayetin ayağına gelmesini bekleyen, karşıya geçmek için nehrin akan suyunun durmasını bekleyen gibidir.</p>



<p>Hidayet evinin kapısını çalıp ‘Ben geldim demez.’ Senin dışarı çıkıp onu araman lazım.</p>



<p>Hidayeti veren o ise isteyen de biz olmalıyız.</p>



<p>Güzel bir nükte:</p>



<p>Ona sordum: &#8220;Neden namaz kılmıyorsun?</p>



<p>&#8220;Bana dua et ki Allah hidayet versin.&#8221; Dedi.</p>



<p>&#8220;O zaman işine gitme.&#8221; Dedim</p>



<p>&#8220;Neden ki?&#8221; Dedi. &#8220;Sana dua edeceğim Allah rızık versin.&#8221;</p>



<p>Allah kelamına değer vermeyenin hidayete ermeye hiç niyeti yoktur demektir. Allah da zorla hidayeti-ilmi senin kalbine sokmuyor. Ama kendisine hidayeti bulmak için yürüyerek gelene Allah da koşarak gidiyor. Nitekim kudsi bir hadiste:</p>



<p>“O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.&#8221; (Buhari, Tevhid 50)</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">وَجَعَلْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِي آذَانِهِمْ وَقْرًا ۚ وَإِذَا ذَكَرْتَ رَبَّكَ فِي الْقُرْآنِ وَحْدَهُ وَلَّوْا عَلَىٰ أَدْبَارِهِمْ نُفُورًا‫ 46‫</p>



<p>Kur&#8217;ân&#8217;ı anlamalarını engellemek için, kalplerine örtüler koyarız, kulaklarına ağırlık veririz. Sen Kur&#8217;an&#8217;da, Rabbinin birliğini zikrettiğinde, onlar, canları sıkılmış bir vaziyette gerisin geri dönüp giderler. (İsra 46)</p>



<p>Zikre dönüp gidenlerin cezası zikri anlamama şeklinde tezahur ediyor.</p>



<p>Yâni dinlemek ve anlamak için kendilerine verdiği azalarını kullanmadan yana olmadıkları için Allah da bu azalarının işlevselliğini onlardan alıvermiştir.</p>



<p>الجزاء من جنس العمل &#8211; Ceza amel cinsindendir kaidesi işliyor.</p>



<p>Kişi hidayeti aramalıdır. Kuran’a gelince kişi hidayeti bu ayetlerde aramalıdır. Ve dahi kevni ayetlerde. Allah’ın kendisine verdiği algılama yetisini (göz,kulak,akıl) doğru şekilde kullanmalıdır: Cehennem için de insanlardan ve cinlerden pek çok kimse yarattık ki onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar, gözleri vardır onlarla görmezler ve kulakları vardır onlarla duymazlar. Bunlar hayvanlar gibi hatta daha aşağıdırlar. İşte bunlar gafillerdir. (Araf 179)</p>



<p>Onlar, kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu şüphesiz onlar için hayırlı ve daha sağlam olurdu. O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir verir ve onları doğru yola eriştirirdik. (Nisa 66 &#8211; 68)</p>



<p>Görüldüğü üzere kulların doğru yola iletilme sebebi ayette mevcut.</p>



<p>Tersi de böyledir:</p>



<p>Semûd kavmine gelince, onlara yol gösterdik, fakat onlar körlüğü, doğru yolu bulmaya tercih ettiler. Böylece yaptıkları yüzünden alçaltıcı azap yıldırımı onları yakaladı. (Fussilet 17)</p>



<p>Bizim için bu dünyada da ahirette de iyilik yaz. Biz sana yöneldik.&#8221; (Allah) dedi ki: &#8220;Azabıma dilediğimi uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Onu sakınan, zekatı veren ve ayetlerimize iman edenlere yazacağım. (Araf 156)</p>



<p>Cinlerin konuşmalarından bir bölümünü nakleden kitabımız, bu konuşma da konumuzla alakalı güzel bir yeri de aktarır şöyle ki;</p>



<p>“Kuşkusuz içimizde Müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kim Müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır.” (Cin 14) Görüldüğü üzere doğruyu arama, onun peşine düşme Allah’ın hidayetini kişiye yaklaştıran bir unsur.</p>



<p>Tabi kulun yanlış tercihleriyle başına gelen kötü sona değil bir de mutlu sona örnek verelim: Nihayet İbrâhim, onlardan ve Allah&#8217;tan başka taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiğinde, biz ona İshak ve Ya‘kûb&#8217;u bağışladık ve her birini nebi yaptık. (Meryem 49)</p>



<h2 class="wp-block-heading">Sadi Rahimehullah’ın Sebep Sonuç İlişkisine Dair Cümlesi</h2>



<p>Onlar bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler! Fakat o zalimler, bugün açık bir sapıklık içindedirler. (Meryem 38)</p>



<p>&#8220;Fakat o zalimler, bugün apaçık bir sapıklık içindedir.&#8221; Ve bu konuda onların bir mazeretleri yoktur. Çünkü onlar, ya hakkı bilen ama inat edip haktan bile bile sapan ve ondan yan çizen kimselerdir ya da hakkı ve doğruyu bilme imkânına sahip olmakla birlikte hak yoldan sapan, sapıklığına ve kötü amellerine razı olan, hakkı batıldan ayırt etmek için de hiçbir çaba göstermeyen kimselerdir. (Sadi Tefsiri &#8211; Meryem Suresi)</p>



<p>Kişinin yetisini kullanmayıp atalarının izinden gitmesi de kendi tercihidir: Çünkü onlar atalarını doğru yoldan sapmış olarak buldular 70. Ama kendileri de çılgınca onların izinden koşuyorlar. (Saffat 69)</p>



<p>Senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor: Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kız kardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur. Eğer (ölen) kız kardeşin çocuğu yoksa erkek kardeş de ona vâris olur. Kız kardeşler iki tane olursa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş varsa, erkeğin hakkı iki kadın payı kadardır. Yanılmayasınız diye Allah size açıklama yapıyor. Allah her şeyi bilmektedir. (Nisa 176)<br>Hacerin koşuşu akabinde zem zem bulundu.</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/farkli-makaleler/sebep-sonuc-iliskisi/">Sebep Sonuç İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12307</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vitir Namazının Vakti</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/farkli-makaleler/vitir-namazinin-vakti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Mar 2025 11:22:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[Farklı Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=12295</guid>

					<description><![CDATA[<p>‫٤٩٢٩ &#8211; ‫عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ : &#8221; كُلَّ اللَّيْلِ أَوْتَرَ رَسُولُ اللهِ ، وَانْتَهَى وِتْرُهُ إِلَى السَّحَرِ&#8221; Aişe der ki: &#8220;Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) gecenin her vaktinde vitir kılmıştır. Vitri (kılması bazen) seher vaktini bulurdu.&#8221;1 Müslim&#8217;in lafzı: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) gecenin tüm vakitlerinde vitir kılmıştır. Gecenin başında da, ortasında, sonunda da. Ömrünün sonlarına doğru...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/farkli-makaleler/vitir-namazinin-vakti/">Vitir Namazının Vakti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫٤٩٢٩ &#8211; ‫عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ : &#8221; كُلَّ اللَّيْلِ أَوْتَرَ رَسُولُ اللهِ ، وَانْتَهَى وِتْرُهُ إِلَى السَّحَرِ&#8221;</p>



<p>Aişe der ki: &#8220;<strong>Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) gecenin her vaktinde vitir kılmıştır.</strong> Vitri (kılması bazen) seher vaktini bulurdu.&#8221;<sup data-fn="d86428c8-d5f0-4f66-b7a2-8e466bc83987" class="fn"><a id="d86428c8-d5f0-4f66-b7a2-8e466bc83987-link" href="#d86428c8-d5f0-4f66-b7a2-8e466bc83987">1</a></sup></p>



<p>Müslim&#8217;in lafzı: <strong>Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) gecenin tüm vakitlerinde vitir kılmıştır.</strong> Gecenin başında da, ortasında, sonunda da. Ömrünün sonlarına doğru ise seher vaktinde kılardı.</p>



<p>Not: Hadisler vitri yatsı namazının hemen akabinde kılınabileceğini göstermektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Vaktin Tayininde Muhayyerlik</h2>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">٤٩٤١- ‫عَنْ جَابِرٍ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ : &#8220;مَنْ خَافَ أَنْ لَا يَقُومَ مِنْ آخِرِ اللَّيْلِ فَلْيُوتِرُ أَوَّلَهُ، وَمَنْ طَمِعَ أَنْ يَقُومَ آخِرَهُ فَلْيُوتِرُ آخِرَ اللَّيْلِ، فَإِنَّ صَلَاةَ آخِرِ اللَّيْلِ مَشْهُودَةٌ، وَذَلِكَ أَفْضَلُ&#8221;</p>



<p>Cabir&#8217;in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: &#8220;Gecenin sonlarına doğru kalkamamaktan çekinen kişi gecenin başında vitri kılsın. Kim de gecenin sonunda kılmayı istiyorsa gecenin sonunda kılsın, zira bu daha iyidir. Çünkü gece sonunda kılınan namazda melekler hazır bulunurlar.&#8221;<sup data-fn="a7829267-48c1-456f-89b1-aa0b86d36334" class="fn"><a id="a7829267-48c1-456f-89b1-aa0b86d36334-link" href="#a7829267-48c1-456f-89b1-aa0b86d36334">2</a></sup></p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫وعند الترمذي وابن ماجة : فَإِنَّ قِرَاءَةَ القُرْآنِ فِي آخِرِ اللَّيْلِ مَحْضُورَةٌ، وَهِيَ أَفْضَلُ‫&#8221;</p>



<p>Tirmizî ile İbn Mâce&#8217;nin rivayetinde &#8220;Çünkü gece sonundaki Kur&#8217;ân okumada melekler hazır olur. Gece sonunda Kur&#8217;ân okumak daha faziletlidir&#8221; ibaresi geçmiştir.</p>



<p>Not: Malumdur ki Kuran her zaman okunur. Gece ise daha faziletlidir. Vitir de gecenin istenilen vaktinde kılınır. Yatsıdan hemen sonra kılınan vakit geceye dahildir. Sona bırakmak ise daha efdaldir.</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ أَبِي خَلَفٍ ، حَدَّثَنَا أَبُو زَكَرِيَّا يَحْيَى بْنُ إِسْحَاقَ السَّيْلَحِينِيُّ ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ ، عَنْ ثَابِتٍ ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَبَاحٍ ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ ، أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ لِأَبِي بَكْرٍ : &#8221; مَتَى تُوتِرُ ؟ &#8220;. قَالَ : ‫‫أُوتِرُ مِنْ أَوَّلِ اللَّيْلِ. وَقَالَ لِعُمَرَ : &#8221; مَتَى تُوتِرُ ؟ &#8220;. قَالَ : آخِرَ اللَّيْلِ. فَقَالَ لِأَبِي بَكْرٍ : &#8221; أَخَذَ هَذَا بِالْحَزْمِ &#8220;. وَقَالَ لِعُمَرَ : &#8221; أَخَذَ هَذَا بِالْقُوَّةِ &#8220;.</p>



<p>Ebû Katâde&#8217;nin bildirdiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), Ebû Bekir&#8217;e: &#8220;Vitir namazını ne zaman kılıyorsun?&#8221; diye sorunca o: &#8220;Gecenin başında kılıyorum&#8221; dedi. Ömer&#8217;e: &#8220;Ya sen ne zaman kılıyorsun?&#8221; buyurunca o: &#8220;Gecenin sonunda&#8221; karşılığını verdi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Ebû Bekir için: &#8220;Bu ihtiyatlı olanı tutmuş oldu.&#8221; Ömer için ise: &#8220;Bu da güç olana yapışmış oldu&#8221; buyurdu.<sup data-fn="960fe482-403a-4617-a5dd-9368fc5d00ef" class="fn"><a id="960fe482-403a-4617-a5dd-9368fc5d00ef-link" href="#960fe482-403a-4617-a5dd-9368fc5d00ef">3</a></sup></p>



<h2 class="wp-block-heading">Vitir Namazının Cemaatle Kılınması</h2>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ ، حَدَّثَنَا مُلَازِمُ بْنُ عَمْرٍو ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بَدْرٍ ، عَنْ قَيْسِ بْنِ طَلْقٍ قَالَ : زَارَنَا طَلْقُ بْنُ عَلِيٍّ فِي يَوْمٍ مِنْ رَمَضَانَ، وَأَمْسَى عِنْدَنَا وَأَفْطَرَ، ثُمَّ قَامَ بِنَا اللَّيْلَةَ وَأَوْتَرَ بِنَا، ثُمَّ انْحَدَرَ إِلَى مَسْجِدِهِ فَصَلَّى بِأَصْحَابِهِ، حَتَّى إِذَا بَقِيَ ‫‫الْوِتْرُ قَدَّمَ رَجُلًا فَقَالَ : أَوْتِرْ بِأَصْحَابِكَ ؛ فَإِنِّي سَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ : &#8221; لَا وِتْرَانِ فِي لَيْلَةٍ &#8220;.</p>



<p>Kays b. Talk der ki: Babam Talk b. Ali, Ramazan&#8217;da bir gün yanımıza ziyarete gelip bizde geceledi. Bize teravih namazını kıldırdıktan sonra vitir namazını da kıldırdı. Sonra Reymân mescidine gidip onlara da namaz kıldırdı ve vitir kalınca, bir adamı namaz kıldırması için öne geçirdi ve: Resûlullah&#8217;ın (sallallahu aleyhi vesellem): «Bir gecede iki vitir olmaz” buyurduğunu duydum&#8221; dedi.<sup data-fn="43628036-eba1-4280-bcdc-05e85cc5017a" class="fn"><a id="43628036-eba1-4280-bcdc-05e85cc5017a-link" href="#43628036-eba1-4280-bcdc-05e85cc5017a">4</a></sup></p>



<h2 class="wp-block-heading">Vitir Namazının Tek Rekat Kılınması</h2>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ ، حَدَّثَنَا أَبِي ، عَنِ ابْنِ إِسْحَاقَ ، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحُصَيْنِ ، أَنَّهُ حَدَّثَ عَنْ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ ، أَنَّهُ كَانَ يُصَلِّي الْعِشَاءَ الْآخِرَةَ فِي مَسْجِدِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، ثُمَّ يُوتِرُ بِوَاحِدَةٍ، لَا ‫‫يَزِيدُ عَلَيْهَا، قَالَ : فَيُقَالُ لَهُ : أَتُوتِرُ بِوَاحِدَةٍ لَا تَزِيدُ عَلَيْهَا يَا أَبَا إِسْحَاقَ ؟ فَيَقُولُ : نَعَمْ، إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ : &#8221; الَّذِي لَا يَنَامُ حَتَّى يُوتِرَ حَازِمٌ &#8220;.</p>



<p>Sa&#8217;d b. Ebî Vakkâs, Resûlullah&#8217;ın (sallallahu aleyhi vesellem) Mescid&#8217;inde yatsı namazını kıldıktan sonra sadece bir rekât vitir kılardı. Kendisine: &#8220;Ey Ebû İshak! Sadece bir rekât vitir kılıyor ve daha fazla kılmıyorsun&#8221; denilince, şöyle karşılık verdi: &#8220;Evet. Resûlullah&#8217;ın (sallallahu aleyhi vesellem): «Vitir namazını kılmadan uyumayan işini sağlama almış olur» buyurduğunu duydum.&#8221;<sup data-fn="e4e36456-f0d9-472d-96f8-6216293bcc85" class="fn"><a id="e4e36456-f0d9-472d-96f8-6216293bcc85-link" href="#e4e36456-f0d9-472d-96f8-6216293bcc85">5</a></sup></p>



<p>Not: Vitrin yatsıdan hemen sonra kılınabileceğine, tek rekat kılınabileceğine delil.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>


<ol class="wp-block-footnotes"><li id="d86428c8-d5f0-4f66-b7a2-8e466bc83987">Buhârî 996 ve Müslim 745 [Ebû Dâvud 1435, Tirmizî 456, Nesâî 1680, İbn Mâce 1185, Dârimî 1587, Ahmed 24188, 24691, 24759, 24974, 25693, 25695, İbn Hibbân 2443 <a href="#d86428c8-d5f0-4f66-b7a2-8e466bc83987-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 1">↩︎</a></li><li id="a7829267-48c1-456f-89b1-aa0b86d36334">Müslim 755, Tirmizî 455, İbn Mâce 1187, Ahmed 14207, 14381, 14624, 14745, 15179, İbn Huzeyme 1086, İbn Hibbân 2565 <a href="#a7829267-48c1-456f-89b1-aa0b86d36334-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 2">↩︎</a></li><li id="960fe482-403a-4617-a5dd-9368fc5d00ef">Ebû Dâvud 1434 [İbn Huzeyme 1084] [SAHİH] <a href="#960fe482-403a-4617-a5dd-9368fc5d00ef-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 3">↩︎</a></li><li id="43628036-eba1-4280-bcdc-05e85cc5017a">Ebû Dâvud 1439 ve Tirmizî 470, 1678 [Ahmed 16296, 24009/16, 19, 21, İbn Huzeyme 1101, İbn Hibbân 2449] [SAHİH] <a href="#43628036-eba1-4280-bcdc-05e85cc5017a-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 4">↩︎</a></li><li id="e4e36456-f0d9-472d-96f8-6216293bcc85">Ahmed 1461 [HASEN LİĞAYRİHİ] <a href="#e4e36456-f0d9-472d-96f8-6216293bcc85-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 5">↩︎</a></li></ol><p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/farkli-makaleler/vitir-namazinin-vakti/">Vitir Namazının Vakti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12295</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Âdem (a.s) Nebi Midir?</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/farkli-makaleler/adem-a-s-nebi-midir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Mar 2025 09:53:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[Farklı Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=12293</guid>

					<description><![CDATA[<p>‫أبو أمامة: &#8221; أن رجلا قال: يا رسول الله! أنبيا كان آدم؟ قال: نعم، مكلم. قال: كم كان بينه وبين نوح؟ قال: عشرة قرون. قال: يا رسول الله! كم كانت الرسل؟ قال: ثلاثمائة وخمسة عشر‫ &#8220; Ebu Umame dedi ki: ‘’Adamın biri Rasule (a.s.v) ‘Ey Allah’ın Resulü (a.s.v) Adem Nebi miydi?’ diye sordu. Allah Resulü...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/farkli-makaleler/adem-a-s-nebi-midir/">Âdem (a.s) Nebi Midir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫أبو أمامة: &#8221; أن رجلا قال: يا رسول الله! أنبيا كان آدم؟ قال: نعم، مكلم. قال: كم كان بينه وبين نوح؟ قال: عشرة قرون. قال: يا رسول الله! كم كانت الرسل؟ قال: ثلاثمائة وخمسة عشر‫ &#8220;</p>



<p>Ebu Umame dedi ki: ‘’Adamın biri Rasule (a.s.v) ‘Ey Allah’ın Resulü (a.s.v) <strong>Adem Nebi miydi?</strong>’ diye sordu. <strong>Allah Resulü cevaben: ‘’Evet, kendisiyle konuşulan birisiydi.’’ Adam tekrar: ‘’Adem ile Nuh arasında kaç asır vardır?’’ diye sordu. Allah Resulü (a.s.v): ‘’On asır vardır’’ dedi. Adam tekrar: ‘’Ey Allah’ın Resulü (a.s.v) kaç Rasul gönderilmiştir?’’ diye sordu. Nebi (a.s.v): ‘’Üç yüz on beş Rasul gönderilmiştir.’’</strong></p>



<p>Bu hadisi Ebu Ca’fer Er-Razi ‘El-Meclisi min El-emeni’ adlı kitabında bu hadisi nakletmektedir. El-Elbani (r.h) Silsiletus Sahiha adlı kitabında 2668 numaralı hadiste bu rivayetin sahih olduğunu söylemektedir.</p>



<p></p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/farkli-makaleler/adem-a-s-nebi-midir/">Âdem (a.s) Nebi Midir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12293</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Rahman Arşa İstiva Etmiştir</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/rahman-arsa-istiva-etmistir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jan 2025 12:56:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[Farklı Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=12168</guid>

					<description><![CDATA[<p>‫الرَّحْمَٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَىٰ‫ Bu makalemizde “Arş, İstiva” gibi kavramların “gerçek” manasını tespit edeceğiz. Çünkü günümüzde bu kavramları açıklarken çeşitli manalardan bahsedilmiştir. Biz ise Kuran ve Sünnet’in ışığında sahih olan mananın tespiti için çalışacağız inşallah. İlk olarak, arş kelimesinin manası ile alakalı gelen bazı açıklamalara bakacak olursak : “Kur’anı Kerim Şifa Tefsiri” adlı kitabın yazarı...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/rahman-arsa-istiva-etmistir/">Rahman Arşa İstiva Etmiştir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center has-medium-font-size">‫الرَّحْمَٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَىٰ‫</p>



<p>Bu makalemizde “<strong>Arş, İstiva</strong>” gibi kavramların “gerçek” manasını tespit edeceğiz. Çünkü günümüzde bu kavramları açıklarken çeşitli manalardan bahsedilmiştir. Biz ise Kuran ve Sünnet’in ışığında sahih olan mananın tespiti için çalışacağız inşallah.</p>



<p>İlk olarak, arş kelimesinin manası ile alakalı gelen bazı açıklamalara bakacak olursak :</p>



<p>“Kur’anı Kerim Şifa Tefsiri” adlı kitabın yazarı olan Mahmut Toptaş şöyle demektedir :</p>



<p>Tasavvuf ehline göre; “Arş, insanı kamilin kalbidir.”</p>



<p>Ve yine bu kelimenin manası ile alakalandırılan uydurma bir rivayet bulunmaktadır :</p>



<p>“Ben yerlere ve göklere sığmadım, ancak mü’min kulumun kalbine sığdım.&#8221;</p>



<p>Dini anlamada önem taşıyan bir kelimenin manasını tespit ederken bizim için en değerli sözlük, alemlerin Rabbi tarafından indirilen Kur’an ve nebisinin temiz sünnetidir.</p>



<p>Peki, <strong>Kuran da yedi yerde geçen Allah’ın arşa istivasındaki arş nedir?</strong></p>



<p>Öncelikli olarak <strong>Arş mahluktur, cisimdir. Soyut değil somuttur.</strong></p>



<p>Çünkü onu Meleklerin taşıdığı bize haber verilmiştir :</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫وَالْمَلَكُ عَلٰى اَرْجَائِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ‫</p>



<p>Melekler onun etrafındadır. O gün Rabbinin arşını, bunların da üstünde sekiz (melek) yüklenir.<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a></p>



<p>Câbir b. Abdullah&#8217;tan -Allah O’ndan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «أُذِنَ لِي أَنْ أُحَدِّثَ عَنْ مَلَكٍ مِنْ مَلَائِكَةِ اللَّهِ مِنْ حَمَلَةِ الْعَرْشِ، إِنَّ مَا بَيْنَ شَحْمَةِ أُذُنِهِ إِلَى عَاتِقِهِ مَسِيرَةُ سَبْعِ مِائَةِ عَامٍ‫»</p>



<p>&#8220;Bana, Arş&#8217;ı taşıyan Allah&#8217;ın meleklerinden bir meleğin ne kadar büyük bir yaratılışa sahip olduğu hakkında insanlara konuşmam için (Allah Teâlâ tarafından) izin verildi. Hiç şüphe yok ki o meleğin kulak memesi ile omuzu arası, yedi yüz yıllık yol mesafesi kadar geniştir.&#8221;<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a></p>



<p>Yine arş’ın somut olduğuna dair, onun sütunları olduğu bizlere bildirilmiştir :</p>



<p>Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: &#8220;İnsanlar, baygın düşecekler. İlk ayılan kişi ben olacağım. Bir de bakacağım ki Mûsâ, arşın sütunlarından birisini tutmuş. Bilemiyorum, benden önce mi ayılmış, yoksa Tur&#8217;daki baygınlığının karşılığı olarak (hiç mi bayılmamış)?&#8221;<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[3]</a></p>



<p>Arş kelimesini Allah’ın egemenliği olarak açıklayanlara bu hadis sorulmalı. Musa Aleyhisselam Allah’ın egemenliğine mi tutunmuş?</p>



<p>Bu hadis ile beraber şu ayet de onlara sorulabilir :</p>



<p>&#8220;Gökleri ve yeri altı günde yaratan O&#8217;dur. Bundan önce de Arş’ı su üstünde idi.”<a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a></p>



<p>O&#8217;nun mülkü/egemenliği suyun üzerinde idi&#8221; diyebilir mi?</p>



<p>Arş konusundaki batıl tevilleri çürütmek için bu ayet ve hadisler tevil sahiplerine sunulup, ısrarlı bir şekilde cevap vermeleri istenmelidir.</p>



<p>Arş konusunda hemen onun keyfiyyeti vs. gibi araştırmalara gitmeden önce, bu meseleye bir bakış da şöyle olmalı: Allah’ın ekber oluşu, kainatın eşsizliği, her yaratmayı bilmesi, arşın büyüklüğünü tefekkür ve kendimizin küçüklüğünü tefekküre sebep olur.&nbsp;</p>



<p>Abdullah b. Mes&#8217;ud&#8217;dan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:</p>



<p>&#8220;Dünya semâsı ile ondan sonra gelen semâ arası, beş yüz yıllık mesafe kadardır. Her iki semâ arası, beş yüz yıllık mesafe kadardır. Yedinci semâ ile Kürsü arası, beş yüz yıllık mesafedir. Kürsü ile su arası, beş yüz yıllık mesafe kadardır. Arş da suyun üzerindedir. Allah Teâlâ, Arş&#8217;ının üzerindedir. Amellerinizden hiçbir şey O&#8217;na saklı kalmaz.&#8221;<a href="#_ftn5" id="_ftnref5">[5]</a></p>



<p>Bu hadisi okuduktan sonra selim bir akıl Rabbinin sanatının eşsizliğini, onun her yaratmayı bilmesini ve bunların yanında kendisinin acizliğini düşünmesi gerekir.</p>



<p>Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona rahmet etsin- bu hadis hakkında şöyle demiştir: &#8220;Bu hadis, İbn-i Mes&#8217;ud&#8217;a mevkuf&#8217;tur. Fakat zikrettiği şeyler, (kendince) o konuda görüş belirtmesine yer olmayan şeylerdendir. Bu sebeple zikrettiği şeyler, merfu&#8217; hükmünü alır. Çünkü İbn-i Mes&#8217;ud&#8217;un İsrâiliyât&#8217;tan rivâyetler aldığına dâir bir şey bilinmemektedir.&#8221;<a href="#_ftn6" id="_ftnref6">[6]</a></p>



<p>Yine arş kelimesinin manası ile alakalı İmam Tahavi şöyle demiştir :</p>



<p><strong>Arş sütunları olan, meleklerin taşıdığı bir tahttır.</strong></p>



<p>Tefsir sahibi olan Sadi rahimehullah Arş kelimesi ile alakalı şunları söylemiştir:</p>



<p><strong>Arş, yaratılmışların en yukarıda olanı, en büyüğü, ve en genişidir. O arş üzerine yükselmiş ve ilmiyle de kainatı kuşatmıştır.</strong></p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫ذو العرش المجيد‫</p>



<p>&#8220;O, şerefli Arş&#8217;ın sahibidir.&#8221;<a href="#_ftn7" id="_ftnref7">[7]</a>&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>



<p>Müfessir Kurtubî -Allah ona rahmet etsin- bu âyeti tefsir ederken şöyle demiştir:</p>



<p>&#8220;<strong>Allah, Arş&#8217;ı özel olarak zikretmiştir. Çünkü Arş, mahlukatın en büyüğüdür. Bu sebeple onun dışındaki her şey Arş&#8217;ın kapsamındadır.</strong>&#8220;<a id="_ftnref8" href="#_ftn8">[8]</a> &nbsp;&nbsp;</p>



<p>Burada ağırlıklı olarak “<strong>Arş</strong>” kelimesinin manası ile alakalı örnekleri ele aldık ama “<strong>İstiva</strong>” kelimesinin manasını tespitte de konu aynen bu şekildedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center"><strong>Arş’ın Kuran’daki Manasından Örnekler</strong></h2>



<p></p>



<p><strong>Arş kelimesi lugatta kralın tahtı manasındadır.</strong> Allah azze ve celle Yusuf aleyhi&#8217;s-selâm hakkında şöyle buyurmuştur :</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ‫</p>



<p>&#8220;Ana babasını tahtına (üzerine)çıkarttı.&#8221;<a href="#_ftn9" id="_ftnref9">[9]</a></p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫وَلَهَا عَرْشٌ عَظيمٌ</p>



<p>O’nun azim bir tahtı vardı (Belkıs)</p>



<p><strong>Arşın kürsüye olan üstünlüğünü Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle açıklamıştır:</strong></p>



<p><em>Rahman&#8217;ın üzerine istiva ettiği arş ise, yaratıkları kuşattığı gibi, onların en yükseği ve en büyüğüdür, Nitekim Ebû Zerr’in -Radıyallahu anh- rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah -Sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: &#8220;Yedi kat gök ve yedi kat yer, Allah&#8217;ın kürsüsü yanında, ancak geniş, çöl bir yere bırakılmış bir halka gibidir. Arşın kürsüye üstünlüğü ise geniş çölün bu halkaya üstünlüğü gibidir.&#8221;</em><a id="_ftnref10" href="#_ftn10">[10]</a></p>



<p>Arş ve istiva kelimesi çoğu zaman beraber kullanılan iki kelimedir. O yüzden bu iki kelimenin yan yana kullanılmış şekli de sahih bir şekilde anlaşılmalıdır.</p>



<p>Bu tür kavramları anlamada selefin menheci şu şekildedir ;</p>



<p><em>Onlara geldiği şekilde ( teşbihsiz, keyfiyetsiz, tatilsiz ve tahrifsiz ) iman etmektir.</em> Zira bu kavramların yorumları insanların kendilerine bırakıldığı zaman, aşağıdaki örnek vereceğimiz gibi farklı açıklamalar meydana gelmektedir :</p>



<p>Ali Fikri Yavuz Meali:&nbsp; O Rahman, (Kudret ve hâkimiyeti ile) Arş’ı istilâ etti.</p>



<p>Hasan Basri Çantay Meali: O çok esirgeyici (Allah’ın emr-ü hükmü) arşı istîlâ etmişdir.</p>



<p>Bayraktar Bayraklı Meali: Rahmân, hükümranlık tahtına kurulmuştur.</p>



<p>Hasan Basri Çantay Meali: O çok esirgeyici (Allah’ın emr-ü hükmü) arşı istîlâ etmişdir.</p>



<p>Kadri Çelik Meali: Rahman egemenlik tahtına kuruldu.<a href="#_ftn11" id="_ftnref11">[11]</a></p>



<p>İşte bu yüzden bu tür nasların açıklanması kişilere bırakıldığı zaman tabiri caiz ise bizi bekleyen bir kaos ortamıdır.</p>



<p>Kurtubi r.h.m bu ayeti şöyle tefsir etmiştir : Şeyh Ebu’l-Hasen ve başkalarının kabul ettiği görüşe göre; yüce Allah, yaratıklar hakkında söz konusu olduğu şekilde herhangi bir keyfiyet veya bir sınır söz konusu olmaksızın Arş’ı üzerinde istiva etmiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Allah’ın Sıfatları Gibi Zatının da Uluvvuna Ayetlerden Deliller</strong></h2>



<p></p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫ءَاَمِنْتُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمُ الْاَرْضَ فَاِذَا هِيَ تَمُورُ‫</p>



<p>Gökte olanın sizi yere geçirmesinden emin mi oldunuz.?<a href="#_ftn12" id="_ftnref12">[12]</a></p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا عيسٰى اِنّي مُتَوَفيكَ وَرَافِعُكَ اِلَيَّ‫</p>



<p>&#8220;Ey İsa! Muhakkak ben seni öldürürüm, seni kendime yükseltirim.&#8221;<a href="#_ftn13" id="_ftnref13">[13]</a></p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ‫</p>



<p>&#8220;Hoş ve güzel söz O&#8217;na yükselir.&#8221;<a href="#_ftn14" id="_ftnref14">[14]</a></p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫يُدَبِّرُ الْاَمْرَ مِنَ السَّمَاءِ اِلَى الْاَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ اِلَيْهِ في يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ اَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ‫</p>



<p>&#8220;O her şeyi gökten yere tedbir ve idare eder sonra miktarı sizin saymanıza göre bin yıl olan bir günde O&#8217;na yükselir.&#8221;<a href="#_ftn15" id="_ftnref15">[15]</a></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center"><strong>Allah’ın Uluvvuna Hadisten Deliller</strong></h2>



<p></p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا مُغِيرَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ القُرَشِيُّ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَمَّا قَضَى اللَّهُ الخَلْقَ كَتَبَ فِي ‫‫كِتَابِهِ فَهُوَ عِنْدَهُ فَوْقَ العَرْشِ إِنَّ رَحْمَتِي غَلَبَتْ غَضَبِي»</p>



<p>Ebû Hureyre radıyallahu anh&#8217;tan rivâyete göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: &#8220;Allah, mahlûkatı yaratma hükmünü verdiğinde, kendi nezdinde arş&#8217;ın üstünde bulunan bir kitaba şunları yazdı: Şüphesiz rahmetim, gazabımı geçmiştir. &#8220;(179) Bir başka rivâyette de; &#8220;Rahmetim gazabıma galip gelir.&#8221; şeklindedir. Bu hadisi, Buhârî ve başkaları rivâyet etmiştir.<a href="#_ftn16" id="_ftnref16">[16]</a></p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ سُهَيْلٍ، قَالَ: كَانَ أَبُو صَالِحٍ يَأْمُرُنَا، إِذَا أَرَادَ أَحَدُنَا أَنْ يَنَامَ، أَنْ يَضْطَجِعَ عَلَى شِقِّهِ الْأَيْمَنِ، ثُمَّ يَقُولُ: «اللهُمَّ رَبَّ السَّمَاوَاتِ وَرَبَّ الْأَرْضِ وَرَبَّ الْعَرْشِ ‫الْعَظِيمِ، رَبَّنَا وَرَبَّ كُلِّ شَيْءٍ، فَالِقَ الْحَبِّ وَالنَّوَى، وَمُنْزِلَ التَّوْرَاةِ وَالْإِنْجِيلِ وَالْفُرْقَانِ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ كُلِّ شَيْءٍ أَنْتَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهِ، اللهُمَّ أَنْتَ الْأَوَّلُ فَلَيْسَ قَبْلَكَ شَيْءٌ، وَأَنْتَ الْآخِرُ فَلَيْسَ بَعْدَكَ ‫شَيْءٌ، وَأَنْتَ الظَّاهِرُ فَلَيْسَ فَوْقَكَ شَيْءٌ، وَأَنْتَ الْبَاطِنُ فَلَيْسَ دُونَكَ شَيْءٌ، اقْضِ عَنَّا الدَّيْنَ، وَأَغْنِنَا مِنَ الْفَقْرِ»</p>



<p>İmam Müslim, Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem); yüce Allah&#8217;ın, &#8220;O hem Evveldir, hem âhir&#8217;dir, hem zahir&#8217;dir, hem batın&#8217;dır.&#8221; (el- Hadid, 3) buyruğunu şu sözleriyle açıkladığını rivayet etmektedir: &#8220;Sen, ilksin, Senden önce hiçbir şey yoktur. Sen âhirsin, Senden sonra hiç bir şey yoktur. Sen, zâhir&#8217;sin, Senin üstünde hiçbir şey yoktur. Sen bâtın&#8217;sın, Senden öte hiçbir şey yoktur.&#8221;<a href="#_ftn17" id="_ftnref17">[17]</a></p>



<p>Burada birinci olarak akla gelen zatıdır, görmesi değildir.</p>



<p>Burada zahir olmaktan kasıt, üstte (yukarıda) oluştur. Allah&#8217;ın şu buyruğunda da -bu kelime- bu anlamda kullanılmıştır: &#8220;Artık ona zahir olamadılar.&#8221; (el-Kehf, 97) Yani o seddin üstüne çıkamadılar.</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫فَمَا اسْطَاعُوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا‫</p>



<p>Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler.<a href="#_ftn18" id="_ftnref18">[18]</a></p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫تَقُولُ: زَوَّجَكُنَّ أَهَالِيكُنَّ، وَزَوَّجَنِي اللَّهُ تَعَالَى مِنْ فَوْقِ سَبْعِ سَمَوَاتٍ‫</p>



<p>Buhârî&#8217;de yer alan rivâyete göre Zeyneb radıyallahu anha, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;in diğer hanımlarına karşı övünür ve şöyle dermiş: &#8220;Sizleri akrabalarınız evlendirdi, beni ise Allah, yedi kat samanın üzerinden evlendirdi.<a href="#_ftn19" id="_ftnref19">[19]</a></p>



<p>Başka bir delilde ise, <strong>Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem Veda Hutbesinden sonra “Parmağını semaya kaldırarak” Şahit ol Ya Rab ! diyor.</strong><a id="_ftnref20" href="#_ftn20">[20]</a></p>



<p>Gerek fiili olarak yapılan, gerekse sözlü olarak söylenen bu sözlerde Öncelikle Allah Resulü, sonra da ancak kendileri gibi iman ettiğimizde hidayete ulaşacağımız haber verilen ashab hata mı ettiler ?</p>



<p>Eğer hata etmiş iseler, Allah azze ve celle bize onlar gibi iman etmemizi emrederken yanlış bir yönlendirmede mi bulunmuş oldu?</p>



<p>Bunların cevaplarının verilmesi gerekir.</p>



<p>Bu meselede, gerek Resul, gerek ashabı gerekse bu ümmetin imamlarının yapmış oldukları doğru olandır.</p>



<p>İbn Teymiyye bunu şu şekilde açıklamaktadır :</p>



<p>Aynı şekilde imamlara da bu kabilden herhangi bir şeye dair soru sorulduğu zaman bunun manasını reddetmiyorlardı. Aksine manasının sabit olduğunu ifade ediyor fakat keyfiyetin bilinemeyeceğini dile getiriyorlardı. <em>Malik b. Enes&#8217;e, Allah&#8217;ın: &#8220;Rahman arşa istiva etti.&#8221; buyruğu hakkında: Nasıl istiva etti? diye soru sorulunca o şu cevabı vermişti: “İstiva bilinen bir şeydir. Keyfiyeti ise bilinemez. Ona iman etmek vacibtir, ona dair soru sormak bid&#8217;attir demişti.</em> Ondan önce hocası da (rebi’a) böyle demişti. Daha sonraları insanlar bu sözleri kabulle karşılamışlardır. Ehl-i Sünnet arasında bunu reddeden kimse yoktur.</p>



<p>İşte şanı yüce Allah&#8217;ın kendi zatı ile ilgili söz konusu ettiği bütün sıfatlarının durumu budur. Eğer birisi, yüce Allah&#8217;ın: &#8220;Korkmayın çünkü ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm.&#8221; (Taha, 46) buyruğu ile ilgili olarak “Peki nasıl işitir ve nasıl görür” demiş olsaydı biz de: İşitmek ve görmek bilinen şeylerdir. Ama keyfiyet bilinemez derdik.</p>



<p>Eğer: Musa ile nasıl özel bir şekilde konuştu demiş olsaydı? Biz de: Birisi ile konuşmak bilinen bir husustur. Ama Allah’ın kelamı keyfiyeti bilinen bir husus değildir derdik.</p>



<p>Selef, Allah&#8217;ın zatının hakiki manasıyla arşın üstünde olduğunu ikrar ediyor, istivanın manasını inkâr etmiyor ve bunun anlamı büsbütün bilinmeyen müteşabih kabilinden olduğu görüşünde de değildirler. Diğer taraftan selef de Ehl-i sünnet mezhebinin benimsediği şekilde bunu tefsir etmek hususunda ittifak etmişlerdir. Bazıları: <strong>Arşın üstüne yükselmiş, arşın üzerine çıkmış derken diğer bazıları başka ifadeler kullanmışlardır.</strong> Bu ifadeler ise seleften sabittir. Buhâri Sahih&#8217;inde &#8220;er- Reddu Ala&#8217;l-Cehmiyye&#8221; kitabının/bölümünün sonlarında bir kısmını zikretmiş bulunmaktadır. İstivanın istila etmek ve buna benzer tahrif edilmiş tevillerine gelince, bunlar Cehmiyye&#8217;nin ortaya çıkmasından sonra bid&#8217;at olarak ortaya çıkmış tevillerdir.<a id="_ftnref21" href="#_ftn21">[21]</a></p>



<p>Tüm bunlardan sonra isim ve sıfatlar konusuna yaklaşımımızı açıkça ifade edecek olursak :</p>



<p><em>Kitâb ve Sünnet&#8217;te ispat olunan &#8216;İlahî sıfatlara&#8217; tahrifsiz, ta&#8217;tilsiz, tekyifsiz ve teşbihsiz büyük bir tazim ve hürmet duygusuyla, şanına lâyık bir şekilde ispat edip iman etmeliyiz.</em></p>



<p><strong>Tahrifsiz derken,</strong> yani Nassı mana olarak ve lafız olarak değiştirmeden.</p>



<p>Misal olarak : Cehmîyyenin ve takipçilerinin الرَّحْمَنُ عَلَى العرش استوى Rahmân arşın üzerine istiva etti Ta-ha 5[ ayetindeki )استوى( &#8216;isteva sıfatını, Ramân&#8217;ın hükmü, arşı istilâ etti&#8217; diyerek tahrif etmeleri gibi.</p>



<p><strong>Ta’tilsiz derken,</strong> yani Allah&#8217;ın, Kitâb ve Sünnet&#8217;te ispat olunan sıfatlarının bazılarını ispat edip iman etmek ve bazılarını da nefyedip inkâr etmeden.</p>



<p>Misal: Eş&#8217;arî ve Maturidî&#8217;lerin Allah&#8217;ın Semi ve Basar sıfatlarını ispat edip kabul ederek, Zati uluv ve istiva sıfatlarını nefyedip inkâr etmeleri gibi.</p>



<p><strong>Tekyifsiz derken,</strong> yani nasıllığını sorgulamadan, zikredilen sıfatın keyfiyeti hakkında soru sorup, izah beklemeden.</p>



<p><strong>Teşbihsiz derken,</strong> yani Allah&#8217;ın zatına has sıfatlarından birisini, mahlûkun sıfatlarına benzetmeden.</p>



<p>Misal: Müşebbihe başka bir ismi ile Mücessime taifesinin Allah&#8217;ın şanına layık ve has olan yed&#8217; sıfatını bizim elimiz gibidir diyerek mahlûkun sıfatına teşbih etmeleri, gibi.</p>



<p>Halbuki Allah&#8217;ın kendisini ve Rasûlu&#8217;nun, O&#8217;nu vasfetmiş olduğu sıfatlarda teşbih yoktur.</p>



<p>Dinde, Her Konuda Olduğu Gibi Bu Konuda Da Aşırıya Gidenler Helak Olmuşlardır.</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ ، وَيَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ عَتِيقٍ ، عَنْ طَلْقِ بْنِ حَبِيبٍ ، عَنِ الْأَحْنَفِ بْنِ قَيْسٍ ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ، قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ‫ ‫صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : &#8221; هَلَكَ الْمُتَنَطِّعُونَ &#8220;. قَالَهَا ثَلَاثًا</p>



<p>Abdullah b. Mes‘ûd -radıyallahu anh-&#8216;dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:</p>



<p>«(Sözlerinde ve fiillerinde haddi aşıp) aşırı gidenler helak olmuştur.» Bunu üç defa tekrar etmiştir.&nbsp; <a href="#_ftn22" id="_ftnref22">[22]</a></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> Hakka 17</p>



<p><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a> Ebu Davud 4727 Elbsni : Sahih</p>



<p><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> Sahihi Buhari 2411</p>



<p><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[4]</a> Hud 7</p>



<p><a href="#_ftnref5" id="_ftn5">[5]</a> ( İbn-i Huzeyme &#8216;et-Tevhîd&#8217;, sayfa:105&#8217;de, Beyhakî &#8220;el-Esmâ ves-Sıfât&#8221;, sayfa: 401&#8217;de rivâyet etmiştir. ) İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- bu eser hakkında &#8220;İctimâu&#8217;l-Cuyûşi&#8217;l-İslâmiyye&#8221;, sayfa:100&#8217;de, Zehebî de &#8220;el-Uluvv&#8221;, sayfa: 64&#8217;de sahîh demiştir.</p>



<p><a href="#_ftnref6" id="_ftn6">[6]</a> ( Muhammed b. Salih el-Useymîn, &#8220;el-Kavlu&#8217;l-Mufîd Şerhu Kitâbi&#8217;t-Tevhîd&#8221;, cilt: 3, sayfa: 379 )</p>



<p><a href="#_ftnref7" id="_ftn7">[7]</a> Burûc Sûresi 15.</p>



<p><a href="#_ftnref8" id="_ftn8">[8]</a> ( Kurtubî Tefsiri, cilt: 8, sayfa: 302-303)</p>



<p><a href="#_ftnref9" id="_ftn9">[9]</a> Yusuf 100</p>



<p><a href="#_ftnref10" id="_ftn10">[10]</a> (SAHİH HADİS): Ahmed (5/178, 179); Bezzăr (No:160); Nesâî, es-Sünenü&#8217;l- Kübra (bk. Tuhfetü&#8217;l-Eşraf 9/180); İbn Ebi Şeybe, Kitâbu&#8217;l-Arş (No: 58); Ebu&#8217;ş- Şeyh, Kitabu&#8217;l-Azarne (No: 206, 220, 252, 259); İbn Cerir, Câmiu&#8217;l-Beyan fi Te&#8217;vi- li&#8217;l-Kur&#8217;ân (3/12, No: 5795); İbn Hibban (el-Ihsân, No: 361); Ebû Nuaym, Hilye- tü&#8217;l-Evliya (1/166-168); Beyhaki, el-Esmå ve&#8217;s-Sifat (2/149); Zehebî, el-Uluvv (Muhtasar No: 105); İbn Kesir, Tefsiru&#8217;l-Kur&#8217;âni&#8217;l-Azim (1/317) ve diğerleri birbirini destekleyen değişik yollarla Ebû Zerr radiyallahu anh&#8217;den. Hadis sahihtir. Bk. el- Elbâni, Silsiletü&#8217;l-Ehadisi&#8217;s-Sahiha (No: 109); Muhtasaru&#8217;l-Uluvv (sh: 130, No: 105); Şerhu&#8217;l-Akideti&#8217;t-Tahȧviyye Tahkiki (sh: 280, 300 nolu dipnot).</p>



<p><a href="#_ftnref11" id="_ftn11">[11]</a> Bu mesele ile alakalı daha fazla örnek görmek isteyen kimse, Taha suresinin 5.ayetinin meallerine bakabilir.</p>



<p><a href="#_ftnref12" id="_ftn12">[12]</a> Mülk 16</p>



<p><a href="#_ftnref13" id="_ftn13">[13]</a> Al-i İmrân, 55</p>



<p><a href="#_ftnref14" id="_ftn14">[14]</a> Fatır, 10</p>



<p><a href="#_ftnref15" id="_ftn15">[15]</a> (Secde, 5)</p>



<p><a href="#_ftnref16" id="_ftn16">[16]</a> Buhari 3194,7404,7422,7453,7554</p>



<p><a href="#_ftnref17" id="_ftn17">[17]</a> Müslim 2713, Ebu Davud 5051</p>



<p><a href="#_ftnref18" id="_ftn18">[18]</a> Kehf 97</p>



<p><a href="#_ftnref19" id="_ftn19">[19]</a> Sahihi Buhari 7420</p>



<p><a href="#_ftnref20" id="_ftn20">[20]</a> Sahihi Buhari 1741</p>



<p><a href="#_ftnref21" id="_ftn21">[21]</a> Mecmu’ul-Feteva 13,308-310</p>



<p><a href="#_ftnref22" id="_ftn22">[22]</a> Sahihi Müslim 2670</p>



<p></p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Uluv, Arş ve Arşa İstiva - Zafer Günal" width="720" height="405" src="https://www.youtube.com/embed/4VdI_fzpuGs?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p></p>



<p></p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/rahman-arsa-istiva-etmistir/">Rahman Arşa İstiva Etmiştir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12168</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Rasulullah S.a.v Kadınlara Nasıl Selam Vermişti</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/farkli-makaleler/rasulullah-s-a-v-kadinlara-nasil-selam-vermisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2023 13:28:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[Farklı Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=10372</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rasulullah S.a.v Kadınlara Nasıl Selam Vermişti &#8211; İşaret İle Selam Vermek &#8211; باب مَا جَاءَ فِي التُسْلِيم عَلَى النِّسَاءِ Sunen-i Tirmizi ٢٩٩٧ خدنا سوية أخبرنا عبد الله بن المبارك أخبرنا عبد الحميد بن بهرام أَنَّهُ سَمِعَ شهر بن خوشب يَقُولُ سمعت اسماء بنت يزيد تحدث أنّ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلَّمَ مَرَّ فِي الْمَسْجِد...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/farkli-makaleler/rasulullah-s-a-v-kadinlara-nasil-selam-vermisti/">Rasulullah S.a.v Kadınlara Nasıl Selam Vermişti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>Rasulullah S.a.v Kadınlara Nasıl Selam Vermişti</strong> &#8211; İşaret İle Selam Vermek</p>



<p class="has-text-align-center">&#8211; باب مَا جَاءَ فِي التُسْلِيم عَلَى النِّسَاءِ</p>



<p class="has-text-align-center">Sunen-i Tirmizi</p>



<p class="has-text-align-right">٢٩٩٧ خدنا سوية أخبرنا عبد الله بن المبارك أخبرنا عبد الحميد بن بهرام أَنَّهُ سَمِعَ شهر بن خوشب يَقُولُ سمعت اسماء بنت يزيد تحدث أنّ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلَّمَ مَرَّ فِي الْمَسْجِد يَوْمًا وعُصْبَةٌ مِنْ النِّسَاءِ قُعُودَ فَأَلْوَى بِيَدِهِ بِالتَسلِيم وَأَشَارَ عَبْدُ الْحَمِيدِ بِيَدِهِ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثُ حَسَنٌ قَالَ أحمد بن خليل لا بأس بحديث عبد الحميد بن يَهْرَام عَنْ شهر بن حوشب و قَالَ مُحَمَّد بن إِسْمَعِيلَ شَهْرٌ حَسَنُ الحديث وقَوَّى أَمْرَهُ و قَالَ إنَّما تكلم فيه ان عون ثُمَّ رَوَى عَنْ هلال بن أبي رَيْبَ عَنْ شهر بن حوشب أبانا أبو دارة المصاحبي لمن أخرى العمر بن شميل عن ابْنِ عَوْنٍ قَالَ إِن شَهْرًا تَرَكُوهُ قَالَ أَبُو دَاوُدَ قَالَ الشعر تركوه</p>



<p class="has-text-align-right">أي طَعنُوا فِيهِ وَإِنَّمَا طَعنوا فيه لاله وَلي أَمْرَ السُّلْطَانِ</p>



<p>2697- Esma binti Yezid(r.anha)&#8217;dan rivayete göre: &#8220;Rasûlullah (s.a.v.). <strong>bir gün mescidde oturmakta olan kadınların yanından geçti ve eliyle selam işareti verdi</strong>.&#8221; Ravi Abdulahamid, Rasûlullah (s.a.v.)&#8217;in <strong>bu hareketini eliyle gösterdi</strong>. (Ebû Dâvud, Edeb: 148; İbn Mâce, Edeb: 14) Tirmizi: Bu hadis hasendir.</p>



<p>Ahmed b. Hanbel: Abdulhamid b. Behram&#8217;ın Şehr b. Havseb&#8217;den rivâyeti zararsızdır. Muhammed b. Ismail diyor ki: Şehr&#8217;in rivayeti hasendir. Kendisi de sağlamdır. Onun hakkında söz eden sadece ibn Avn&#8217;dır. Fakat O&#8217;da Hilal b. ebi Zeyneb&#8217;den ve Şehr b. Havşeb&#8217;den rivayet etmektedir. Ebû Dâvud el Mesahifi el Belhi&#8217;nin haber verdiğine göre Nadr b. Şümeyl Ibn Avn&#8217;dan aktararak şöyle diyor: Şehr&#8217;i terk ettiler. Ebû Dâvud, Nadr&#8217;ın şöyle dediğini bize aktarmaktadır. Onu terk ettiler, dilleriyle yaraladılar çünkü o sultanın emrine boyun eğmiş ve onun yolundan gitmişti.</p>



<p>Müneccid el ile selamın lafızsız yasak olduğunu söylüyor:</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="الاشارة سلام اليهود والنصارى - المنجد" width="720" height="405" src="https://www.youtube.com/embed/O5vPW5iwbmI?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p>Adevi hadise zayıf diyor. Eğer sahih olsaydı lafızsız el işareti yasaktı diyor tıpkı Müneccid gibi.</p>



<p class="has-text-align-right">.إفشاءُ السَّلامِ على جميعِ المُسلمينَ مِنَ الأخلاقِ الطَّيِّبةِ التي حثَّنا عليها النبيُّ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم بقولِه وفِعْلِه<br>وفي هذا الحَديثِ تَحكي أسماءُ بنتُ يَزيدٍ: أنَّ رسولَ الله صلَّى اللهُ عليه وسلَّم مَرَّ في المسجدِ يَومًا &#8220;وعُصْبَةٌ مِنَ النِّساءِ قُعودٌ&#8221;، أي: جماعةٌ مِنَ النِّساءِ قُعودٌ في المسجدِ أثناءَ مَرورِهِ &#8220;فأَلْوى بيدِهِ بالتَّسليمِ&#8221;، أي: حَرَّكَ يدَه وأشارَ بها مع التَّلفُّظِ بالتَّسليمِ كما في روايةٍ أخرى لأبي دَاودَ، وفيها: ((فسَلَّم علينا))، &#8220;وأشار عبدُ الحميدِ- وهو أحَدُ الرُّواةِ- بيدِهِ&#8221;، وهو من تَفسيرِ الرَّاوي للحديثِ بفِعْلِه؛ ليُفْهِمَ السَّامِعَ<br>وسلامُ النبيِّ عليه الصَّلاةُ والسَّلامُ على النِّساءِ؛ لأنَّه معصومٌ من الفِتنةِ، وأمَّا سلامُ غيرِه من الرِّجالِ على النِّساءِ الأجنبياتِ عنهم؛ فمَشروطٌ بتحقُّقِ السَّلامةِ مِن الفِتنةِ كأنْ يكونَ النِّساءِ جمعًا، أو كانتْ المرأةُ عَجوزًا لا تُشتهَى، وإلَّا فاجتنابُه أسلمُ، خُصوصًا إذا كانتِ المرأةُ شابَّةً</p>



<p class="has-text-align-right">-565 </p>



<p class="has-text-align-right">.ليس منا من تشبه بغيرنا لا تشبهوا باليهود و لا بالنصارى فإن تسليم اليهود الإشارة بالأصابع و تسليم النصارى الإشارة بالأكف</p>



<p class="has-text-align-right">تخريج السيوطي</p>



<p class="has-text-align-right">( ت )</p>



<p class="has-text-align-right">عن ابن عمرو</p>



<p class="has-text-align-right">تحقيق الألباني</p>



<p class="has-text-align-right">( حسن ) انظر حديث رقم : 5434 في صحيح الجامع</p>



<p class="has-text-align-right">وفي مسند أحمد ط الرسالة 45/ 569<strong><br></strong>-27589 </p>



<p class="has-text-align-right">حدثنا هاشم، قال: حدثنا عبد الحميد، قال: حدثني شهر، قال: سمعت أسماء بنت يزيد الأنصارية، تحدث، زعمت أن رسول الله صلى الله عليه وسلم مر في المسجد يوما، وعصبة من النساء قعود، فألوى بيده إليهن بالسلام، قال: &#8220;إياكن وكفران المنعمين، إياكن وكفران المنعمين &#8221; قالت إحداهن: يا رسول الله، أعوذ بالله يا نبي الله من كفران نعم الله، قال: &#8221; بلى، إن إحداكن تطولأيمتها، ويطول تعنيسها، ثم يزوجها الله البعل، ويفيدها الولد، وقرة العين، ثم تغضب الغضبة، فتقسم بالله ما رأت منه ساعة خيرا قط، فذلك من كفران نعم الله عز وجل، وذلك من كفران المنعمين&#8221; (1)<br>_________<br>(1) حديث حسن، شهر -وهو ابن حوشب، وإن كان ضعيفا- قد توبع، كما سلف في الرواية (27561) ، وبقية رجال الإسناد ثقات. هاشم: هو ابن القاسم، وعبد الحميد: هو ابن بهرام الفزاري.<br>وأخرجه البخاري في &#8220;الأدب المفرد&#8221; (1047) ، والترمذي (2697) ، والطبراني في &#8220;الكبير&#8221; 24/ (445) من طرق عن عبد الحميد بن بهرام، بهذا الإسناد. قال الترمذي: هذا حديث حسن</p>



<p>Şamilede ki Müsned Metni</p>



<p class="has-text-align-right">-27630</p>



<p class="has-text-align-right"> حدثنا عبد الله حدثني أبي ثنا هاشم قال ثنا عبد الحميد قال حدثني شهر قال سمعت أسماء بنت يزيد الأنصارية تحدث زعمت : ان رسول الله صلى الله عليه و سلم مر في المسجد يوما وعصبة من النساء قعود فألوى بيده إليهن بالسلام قال إياكن وكفران المنعمين إياكن وكفران المنعمين قالت إحداهن يا رسول الله أعوذ بالله يا نبي الله من كفران الله قال بلى ان إحداكن تطول أيمتها ويطول تعنيسها ثم يزوجها الله البعل ويفيدها الولد وقرة العين ثم تغضب الغضبة فتقسم بالله ما رأت منه ساعة خير قط فذلك من كفران نعم الله عز و جل وذلك من كفران المنعمين تعليق شعيب الأرنؤوط : حديث حسن شهر بن حوشب وإن كان ضعيفا قد توبع</p>



<p>Müsned’deki Arapça Metin 12.Cilt Sayfa 544</p>



<p class="has-text-align-right">-۱۸۱۰۰/۲</p>



<p class="has-text-align-right">,حَدَّثَنَا هَاشِمٌ ، قَالَ : حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ ، قَالَ : حَدَّثَنِي شَهْرٌ</p>



<p class="has-text-align-right">قَالَ : سَمِعْتُ أَسْمَاءَ بِنْتَ يَزِيدَ الأَنْصَارِيَّةَ ، تُحَدِّثُ ، زَعَمَتْ أَنَّ رَسُولَ اللهِ لالالاله فِي الْمَسْجِدِ يَوْمًا ، وَعُصْبَةٌ مِنَ النِّسَاءِ قُعُودٌ ، فَأَلْوَى بِيَدِهِ إِلَيْهِنَّ بِالسَّلَامِ ، قَالَ : إِيَّاكُنَّ وَكُفْرَانَ الْمُنَعَّمِينَ ، إِيَّاكُنَّ وَكُفْرَانَ الْمُنَعَّمِينَ قَالَتْ إِحْدَاهُنَّ : يَا رَسُولَ اللهِ ، أعُوذُ بِاللَّهِ يَا نَبِيَّ اللهِ مِنْ كُفْرَانِ نِعَمِ اللهِ ، قَالَ : بَلَى ، إِنَّ إِحْدَاكُنَّ تَطُولُ أَيْمَتُهَا ، وَيَطُولُ تَعْنِيسُهَا ، ثُمَّ يُزَوِّجُهَا اللَّهُ الْبَعْلَ ، وَيُفِيدُهَا الْوَلَدَ ، وَقُرَّةَ الْعَيْنِ ، ثُمَّ تَغْضَبُ الْغَضْبَةَ ، فَتُقْسِمُ بِاللَّهِ مَا رَأَتْ مِنْهُ سَاعَةً خَيْرًا قَطُّ ، فَذَلِكَ مِنْ كُفْرَانِ نِعَمِ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ ، وَذَلِكَ مِنْ كُفْرَانِ الْمُنَعَّمِينَ . (٦/٤٥٧) (٢٧٥٨٩) ٢٨١٤١</p>



<p>18100 (2)- Esmâ binti Yezîd el-Ensâriyye bildiriyor: Bir gün bir grup kadınla Mescid&#8217;de oturmuşken <strong>Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) yanımıza uğradı ve eliyle işaret ederek selam verdi</strong>. Sonra da: &#8220;Nimete nankörlük etmekten sakının! Nimete nankörlük etmekten sakının!&#8221; buyurdu. İçimizden biri: “Ey Allah&#8217;ın Resûlü! Allah&#8217;ın nimetlerine nankörlük etmekten Allah&#8217;a sığınırız&#8221; deyince, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: &#8220;Aksine, olabilir ki bazılarınız babasının evinde yaşı geçene kadar kalır. Sonra Allah ona bir koca ihsan eder. O kocadan da kendisine mal ve huzur verir. Buna rağmen kadın kızdığı zaman yeminler ederek adamdan bir hayır görmediğini söyler. İşte Allah&#8217;ın nimetlerine nankörlük budur! Nimete nankörlük budur!&#8221; [Hasen]</p>



<p></p>



<p class="has-text-align-center">Zafer Günal </p>



<p class="has-text-align-center">Rasulullah S.a.v Kadınlara Nasıl Selam Vermişti</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/farkli-makaleler/rasulullah-s-a-v-kadinlara-nasil-selam-vermisti/">Rasulullah S.a.v Kadınlara Nasıl Selam Vermişti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10372</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Evlenmenin Gerekliliği</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/evlenmenin-gerekliligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Oct 2022 14:07:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[Farklı Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=8696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evlenmenin Gereklilği, Bekar Kalmayı İstemenin Zemmi NEBİLER EVLENMİŞLERDİR: Rad 38. Andolsun, senden önce de rasuller gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah’ın izni olmadan hiçbir rasul mucize getiremez. Her ecelin (vadenin) bir yazısı vardır. EŞ, ALLAHIN AYETLERİNDENDİR Rum 21. Onda &#8216;sükun bulup durulmanız&#8217; için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/evlenmenin-gerekliligi/">Evlenmenin Gerekliliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="8696" class="elementor elementor-8696">
						<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-1332442 elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="1332442" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-d9e27a0" data-id="d9e27a0" data-element_type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-4bdd114 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="4bdd114" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<h2 style="text-align: center; font-size: 25px;"><strong><span style="color: #000000;">Evlenmenin Gereklilği, Bekar Kalmayı İstemenin Zemmi</span></strong></h2>
<h3 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #000000; font-size: 20px;">NEBİLER EVLENMİŞLERDİR:</span></strong></h3>
<strong>Rad 38</strong>. Andolsun, senden önce de rasuller gönderdik. <strong>Onlara da eşler ve çocuklar verdik.</strong> Allah’ın izni olmadan hiçbir rasul mucize getiremez. Her ecelin (vadenin) bir yazısı vardır.
<h3 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #000000; font-size: 20px;">EŞ, ALLAHIN AYETLERİNDENDİR</span></strong></h3>
<strong>Rum 21</strong>. Onda &#8216;sükun bulup durulmanız&#8217; için, size <strong>kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O&#8217;nun ayetlerindendir.</strong> Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
<h3 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #000000; font-size: 20px;">EŞ, NİMETTİR</span></strong></h3>
<strong>Nahl 72</strong>. Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve size eşlerinizden çocuklar ve torunlar yarattı ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar, batıla mı inanıyorlar ve <strong>Allah&#8217;ın nimetini inkar mı ediyorlar?</strong>
<h3 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #000000; font-size: 20px;">EŞLER BİRBİRLERİNİN ÖRTÜSÜDÜRLER</span></strong></h3>
<strong>Bakara 187</strong>. Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. O<strong>nlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz…</strong>
<h3 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #000000; font-size: 20px;">EVLENDİRME EYLEMİ, ALLAH’IN EMRİDİR.</span></strong></h3>
<strong>Nur 32</strong>. <strong>İçinizde evli olmayanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin</strong>. Eğer fakir iseler Allah, kendi fazlından onları zengin eder. Allah geniş (nimet sahibi)dir, bilendir.

Not: İbn Cerîr, İbnu&#8217;l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim&#8217;in bildirdiğine göre İbn Abbâs: &#8220;Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır ve hakkıyla bilendir&#8221; âyetini açıklarken: &#8220;<strong>Yüce Allah nikahı emretmiş ve Müslümanları ona teşvikte bulunmuştur</strong>. Yine Müslümanlara, hürleri ve köleleri evlendirmelerini emredip, onunla bir zenginlik vaad ederek: &#8220;&#8230;Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir&#8230;&#8221;buyurmuştur.

Ed-durrul’l- Mensur, Nur Suresi Tefsiri								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-d8dfaae elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="d8dfaae" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-3857bd7" data-id="3857bd7" data-element_type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-df754f9 elementor-widget elementor-widget-spacer" data-id="df754f9" data-element_type="widget" data-widget_type="spacer.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<div class="elementor-spacer">
			<div class="elementor-spacer-inner"></div>
		</div>
						</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-e2f7386 elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="e2f7386" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-add0072" data-id="add0072" data-element_type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-5ac4ca1 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="5ac4ca1" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<h2 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #000000; font-size: 25px;">EVLİLİK RASULULLAH’IN SÜNNETİDİR:</span></strong></h2>
Âişe&#8221;den nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“<strong>Nikâh benim sünnetimdir</strong>. <strong>Kim benim sünnetime uygun davranmazsa benden değildir. Evlenin.</strong> Çünkü ben (kıyamet günü diğer) ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim…”

(İM1846 İbn Mâce, Nikâh, 1) Elbani: Hasen
<h3 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #000000; font-size: 20px;">İFFETİNİ KORUMANIN EN İYİ YOLU EVLİLİKTİR</span></strong></h3>
Ebu Hureyre&#8217;den bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aley vesellem): &#8220;Allah&#8217;ın üç kişiye yardım etmesi haktır. <strong>Bunlar iffetini korumak için nikah kıymak isteyen kişi</strong>, borcunu ödemek isteyen mükâteb köle ve Allah yolunda savaşan kişidir&#8221; buyurmuştur.&#8221;

Abdurrezak 9542 – Tirmizi 1655 – İbn Mace 2518 – Elbani : Hasen
<h3 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #000000; font-size: 17px;">RASULULLAH’IN GENÇLERE EVLENME, EVLENEMEYENLERE ORUÇ TAVSİYESİ</span></strong></h3>
Abdullah (b. Mes&#8221;ûd) anlatıyor: Biz Rasulullah’ın (sav) yanında olan ve evlenme imkânı bulamayan gençlerdik. Resûlullah (sav) bize şöyle buyurdu: “Ey gençler! Evlenme imkânı bulanınız evlensin. Çünkü evlenmek, gözü haramdan çevirmek ve iffeti korumak için en iyi yoldur.<strong> Evlenme imkânı bulamayan da oruç tutsun.</strong> Çünkü orucun, kişi için şehveti kesme özelliği vardır.”

(B5066 Buhârî, Nikâh, 3)

Not: Evlenme imkanı bulamayan tabiri, evlenmenin gerekliliğini ortaya koyar.
<h3 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #000000; font-size: 20px;">KADINLARDAN UZAK KALMAK İSTEYENLERE RASULULLAH’IN TEPKİSİ</span></strong></h3>
Buhari 5063-Enes İbn Malik radıyallahu anh&#8217;dan&#8230; Dedi ki: &#8220;Üç kişi, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;in hanımlarının evlerine gelerek Nebinin sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;in ibadetine dair soru sordular. Onlara haber verilince, onu azımsar gibi oldular ve şöyle dediler: Biz nerede, Nebi Sallalahu aleyhi ve sellem nerde? Allah onun geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamış bulunuyor.

Onlardan birisi: Ben her zaman geceleyin namaz kılacağım, dedi. Diğeri: Ben de oruç açmamak üzere sene boyunca oruç tutacağım, dedi. Üçüncüleri: <strong>Ben de kadınlardan uzak kalacak ve ebediyyen evlenmeyeceğim</strong>,

Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gelerek şöyle buyurdu: &#8220;Şöyle şöyle diyenler, sizler miydiniz? Bana gelince, Allah&#8217;a yemin ederim, şüphesiz ben aranızda Allah&#8217;tan en çok korkan ve ona karşı en takvâlı olanınızım. Bununla birlikte oruç tuttuğum da olur, tutmadığım da olur. (Geceleyin) kimi zaman namaz kılarım, kimi zaman uyurum, <strong>kadınlarla da evlenirim. Benim sünnetimden yüz çeviren, benden değildir.</strong>&#8221;
<h3 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #000000; font-size: 20px;">RASULULLAH’IN OSMAN b. MAZ’A TAVSİYESİ</span></strong></h3>
Rasulullah’ın sütkardeşi olan Osman b. Maz&#8221;ûn da benzer bir ruh hâline bürünerek dünyadan el etek çekmeye karar vermişti. Hatta kendisini ibadete öylesine adamıştı ki, bakımlı bir hanım olan eşi Havle&#8221;yi bile gözü görmez olmuştu. Havle&#8221;nin dağınık ve mutsuz görünümü Rasulullah’ın dikkatini çekince Âişe&#8221;ye bunun sebebini sormuş, o da eşinin bütün günü oruçla ve bütün geceyi namazla geçirmesinden dolayı Havle&#8221;nin, eşi olmayan bir kadın gibi kendini bıraktığını anlatmıştı. Bunun üzerine de Rasulullah, Osman&#8221;ı yanına çağırarak, “Yoksa benim hayat tarzımdan yüz mü çevirdin?” diye çıkıştıktan sonra inananları dengeli bir hayata çağıran şu cümleleri tekrarlamıştı: “Ben hem uyurum, hem namaz kılarım. Bazen oruç tutarım, bazen de tutmam. Kadınlarla da evlenirim. Allah&#8217;tan kork ey Osman! Bilesin ki, ailenin senin üzerinde hakkı var, misafirinin senin üzerinde hakkı var, vücudunun senin üzerinde hakkı var. Bazen oruç tut, bazen tutma, biraz namaz kıl biraz da uyu!” Ebu Davud 1369 – Elbani: Sahih
<h3 style="text-align: center;"><span style="color: #000000; font-size: 20px;">İBN ABBAS’IN, EVLENMEYİ HATTA ÇOK HANIMLI OLMAYI TAVSİYE ETMESİ</span></h3>
Said İbn Cübeyr&#8217;den, dedi ki: &#8220;İbn Abbas bana: Evlendin mi, diye sordu. Ben: Hayır dedim. O, evlen. Şüphesiz bu ümmetin en hayırlıları hanımları en çok olanlarıdır, dedi.&#8221;  Buhari 5069
<h3 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #000000; font-size: 20px;">BEKARLARIN HİÇ YAPAMAYACAĞI KURAN’DAN BİR DUA</span></strong></h3>
<strong>Furkan 74</strong>. Ve onlar: &#8216;Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, göz aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl,&#8217; diyenlerdir.
<h3 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #000000; font-size: 20px;">EVLENMEYİ ÖVEN BİR HADİS</span></strong></h3>
Enes b. Mâlik&#8221;in naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“<strong>Sevgi dolu, doğurgan kadınlarla evleniniz. Çünkü ben kıyamet gününde nebilere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim</strong>.”

(HM12640 &#8211; 12613) – Elbani: Sahih Li Ğayrihi
<h3 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #000000; font-size: 20px;">CENNETİN ZEVKİ EŞ İLE ÇIKAR</span></strong></h3>
<strong>Yasin 56</strong>. <strong>Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.</strong>
<h3 style="text-align: center;"><strong><span style="color: #000000; font-size: 20px;">EBU HUREYRE BEKARDI DİYENLERE</span></strong></h3>
Allah Resulü’nün (s.a.v.) irtihalinden sonra evlenen Ebu Hureyre’nin (r.a.) dört çocuğu oldu. Üçü erkek biri kızdı. Kızı, tabiin devrinin büyük imamı Said b. Müseyyeb ile evlendi.Ebu Nuaym, a.g.e.., I, 469.

Muhammed b. Sirin: Ebu Hureyre kızına şöyle derdi: “Altın takma, senin için alevden korkarım.” Tavus da benzerini nakleder. Hilyetu’l-evliya sh.417

Ebu Osman en-Nehdi bildiriyor: “Ebu Hureyre’ye yedi gece misafir oldum. Kendisi, hizmetçisi ve hanımı, geceyi üçe taksim etmişlerdi.” Hilyetu’l-evliya sh.418
<p style="text-align: center;"><strong>İBN TEYMİYYE EVLENMEMİŞTİR KAVLİ!</strong></p>
İbn Teymiyye (rhm) vb. gibi evlenmediği söylenen kişilerin durumu kendileriyle alakalıdır. Mazeretleri olabilir. İbn Teymiyye’nin sürekli hapislerde kalması buna sebep olmuş olabilir. O zaman evlenmemiş değil evlenememiş demek gerekir. Biz ayetlere ve sahih hadislere uymakla emrolunduk. Ebu Hanife (rhm) elleri her tekbirde kaldırmamıştır ama biz O’na rağmen hadise uymak zorundayız ve ellerimizi namazda kaldırıyoruz. Kaldı ki eserlerde İbn Teymiyye’nin ilim için bekar kaldığı nakledilir. Nerede ilim için bekar kalanlar!
<p style="text-align: center;"><strong>ZAFER GÜNAL – İSTANBUL 2022</strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline; font-size: 17px;" href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/anne-hakki-zafer-gunal/">Anne hakkı</a></span></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://www.youtube.com/channel/UCy4dEe2x35IsGIkZTgfEkVA">Bizleri Takip Edin</a></span></span></p>
<p style="text-align: center;"></p>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				</div>
		<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/evlenmenin-gerekliligi/">Evlenmenin Gerekliliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8696</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tevekkül3</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/tevekkul/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2021 13:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[Farklı Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<category><![CDATA[tevekküle örnek]]></category>
		<category><![CDATA[kuranda tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[tevekkül nedir]]></category>
		<category><![CDATA[tevekkülün önemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=4388</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Bütün işler ona döner. O halde sadece rabbine kulluk et. Ona tevekkül et.” &#160;Hud 123 Tevekkül lugatta: işlerini Allah’a bıraktı, ona dayandı, güvendi, O’na teslim oldu şeklindedir.&#160; Araplar;&#160; &#160;&#160;“tevekkelerraculu bilemri” = Adam,&#160; işi üzerine almayı kabul etti, vekil oldu. derler. El-Müfredât, “vkl” maddesindeki tarifi ise “bir kimsenin kendini Allah’a teslim etmesi, rızkında ve işlerinde Allah’ı...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/tevekkul/">Tevekkül3</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<span id="more-4388"></span>



<p><strong>“Bütün işler ona döner. O halde sadece rabbine kulluk et. Ona tevekkül et.” &nbsp;Hud 123</strong></p>



<p>Tevekkül lugatta: işlerini Allah’a bıraktı, ona dayandı, güvendi, O’na teslim oldu şeklindedir.&nbsp; Araplar;&nbsp; &nbsp;&nbsp;“tevekkelerraculu bilemri” = Adam,&nbsp; işi üzerine almayı kabul etti, vekil oldu. derler. El-Müfredât, “vkl” maddesindeki tarifi ise “bir kimsenin kendini Allah’a teslim etmesi, rızkında ve işlerinde Allah’ı kefil bilip sadece O’na güvenmesi”&nbsp;şeklindedir.<em></em></p>



<p>Tabi bizim asıl bu konuya bakışımız, Kuran ve Sünnet çerçevesinde olacaktır. Öncelikli olarak tevekkül, her insanın, inansın veya inanmasın fıtraten sahip olduğu bir değerdir. Her kişinin tabiatında, tevekkül, yani bir başkasına güvenme isteği mevcuttur. İnsanın, acizliğinin, çaresizliğinin tezahür ettiği yerde, bu ihtiyaç hemen ortaya çıkar. Mesela; İşini görecek, korkusundan emin kılacak, onu selamete ulaştıracak, açlığında onu doyuracak biri…</p>



<p>Cahili toplumlarda, îmani değerlerden yoksun yada iman ettiğini söylediği yaratıcısına güvenme eksikliği yaşayan kişiler; &nbsp;taş, ağaç, pirinç, hurma çekirdeği, mezar, at nalı, nazar boncuğu gibi takdis ettikleri şeyler edinirler. Bunlara sığınırlar. Aslında Onları kendi duyguları ile takdis ederler. Sonra bu duygu etrafta yayılır (zaten şeytan ve adamları göreve hazırdır). Sonra bu kutsalı(!) boynuna, evine, kapısına asar veya onun için masraf ve yolculuğa katlanır. Sonrada bu kutsadıklarını; &nbsp;güvendikleri, işlerini havale ettikleri makama yükseltirler. Bu süreç aslında ‘ilah edinme süreci’dir.</p>



<p><strong><em>O’ndan başka ibadete layık bir ilah yok ki, tevekkülün bir kısmından onada pay verelim. Ebeveyn sevgisini, anne ve baba bölüşür. Ama Allah böyle değil. Allah’tan başkasına sığınan veya tevekkül eden kişinin, iman ve &nbsp;Tevhidinde&nbsp; sorunları vardır. Sayılan bu şeyler mahlukturlar. Oysa Allah yaratandır. Yok olmaz, Samed’dir,Kavi’dir.</em></strong></p>



<p>Bildiğiniz gibi İbrahim (as) kavminin taptığı taştan, ağaçtan yontulmuş heykelleri parçalar ve onları kırdığı aleti de, kırmadan bıraktığı bir putun üzerine asar ve gider. İbrahim (as)’ın kavmi gelip mabede &nbsp;baktıklarında, ilah diye nitelendirdiklerinin kırılıp döküldüğünü görürler. Ağızlarından çıkan ilk söz:</p>



<p>&nbsp;<strong>“Bunu ilahlarımıza kim yaptı.”!</strong> sözüdür. <strong>Enbiya 59</strong></p>



<p>İçlerinden bazıları “İlahlarımızı kötülükle anan şu İbrahim denen genç varya; yapsa yapsa o yapmıştır.” derler. İbrahim’i getirirler (a.s.), ve ona: “Bunu sen mi yaptın?”. İbrahim (as) : “Bunu neden ona sormuyorsunuz der.” (yani kırmadan bıraktığı putu işaret eder)</p>



<p>Onların sığındıkları, yalvarıp-yakardıkları şeylerin kırılıp döküldüğünü görünce, “- Bu kendini koruyamayanlar bize ne fayda sağlar ki” demiyorlar da hemen, “bunu ilahlarımıza kim yaptı” diye araştırıyorlar. Suçu ve suçluyu, kendilerinin dışında arıyorlar. İbrahim “Bunu neden ona sormuyorsunuz.” Dediğinde; aslında onların işitemeyeceklerini ve cevap veremeyeceklerini biliyor. Onları düşündürmek istiyor. Bizim, burada anlamamız gereken şey İbrahim kavminin, fıtri ihtiyaçlarını, böyle aciz varlıklarla, (ki acizliklerine kendileride şahitler) gidermek istemeleridir.</p>



<p>Kul, imanı, gereği gibi öğrenemediyse Allah’tan gayrısına çok rahat sığınır. O sığındığının, onu koruyup koruyamayacağını, o an düşünmez. O varlıkların, işitemez olduklarını da aklına getirmez. İbrahim’i tavır, o yüzden bu tiplerden beklenemez. Bazıları: “- Allah isterse her şey olur” der. Evet ama ya sünnetullah? Mesela birisi diyor ki; “ &#8211; Kaç kere falancaya sığındım; o iş oldu” diyor.” &nbsp;Allah’a sunması gereken dua ve tevvekkülünü alıyor, bir mahluka yönlendiriyor. <strong>İbrahim Suresi 12.Ayet</strong> “Artık tevekkül edenler, Allah’a tevekkül etsinler.”</p>



<p>Düşünün; Musa (a.s), kendisine inananlarla beraber ilerliyor. Arkasında firavun, önlerinde deniz var. Denizin tabiatı belli… Tam bir çaresizlik ortamı… <strong>Şuara 60</strong> <strong>– 63</strong>: “Derken (Firavun ve adamları) gün doğumunda onların ardına düştüler. İki topluluk birbirini görünce, Musa&#8217;nın adamları: İşte yakalandık! dediler. Musa: Asla! dedi, <strong>Rabbim şüphesiz benimledir</strong>, bana yol gösterecektir. Bunun üzerine Musa&#8217;ya: Asân ile denize vur! diye vahyettik. Derhal yarıldı , her kısım koca bir dağ gibi oldu.”&nbsp; <em>İşte Musa’nın Tevekkülü!</em></p>



<p>İbn Abbas’ın aktardığına göre, “Allah&nbsp;bize yeter. O, ne güzel vekildir” sözünü ilk defa İbrahim ateşe atıldığında söylemişti. Rasulullah ise bu sözü &#8221; İnsanlar sizinle savaşmak için toplanmışlar. Onlardan korkun’ dediklerinde bu onların imanını arttırdı ve&nbsp; Onlar “Allah&nbsp;bize yeter. O ne güzel vekildir” dediler. <strong>Buhari, Tefsir (Âl-i İmran) 13</strong></p>



<p>İşte! sıkıştıklarında önderlerimizin medet beklediği makam!</p>



<p>Bazı kullar indinde, çağrılacak/sığınılacak makamın Allah olmadığını görürsünüz, hatta bir türlü Allah’a sıra gelmez….</p>



<p>Oysa ki, İnsanların en çok güvenme zorunda oldukları, onların yaratıcılarıdır. Bunun içindir ki Allah’a tevekkül en azim en büyük vaciplerdendir. Kulun mükellef olduğu kulluk eylemlerinden en azim bir eylemdir.</p>



<h2 class="has-text-align-center wp-block-heading"><strong>Tevekkül, Kuran’da çokça hatırlatılan ve yokluğunda da imanı bozan bir değerdir.</strong></h2>



<p><strong>“Eğer Müminler iseniz, O’na güvenin ”</strong>&nbsp;&nbsp; <strong>Maide 23. </strong>Allah’a tevekkül etmiyorsanız demek ki istenilen gibi inanmıyorsunuz . O Allah ki; &nbsp;görülmeyen sebepleri bile halk eder. Denizin bilinen tabiatına zıt onu ikiye ayırır. Bedir’de olduğu gibi meleklerle yardım eder.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Musa dedi ki: Ey kavmim! Eğer Allah’ a iman etmişseniz, müslümansanız; sadece O’na güvenip dayanın. <strong>Yunus 84. </strong>Allah’a tevekkül edilmiyorsa demek ki istenilen derecede teslimiyet yakalanmamış.</p>



<p>Tevekkül, imanın şubelerinden bir şube ve kalp amellerinden bir ameldir. Tevekkül, tek başına bir kulluk eylemi olduğu gibi, daha bir çok imandan cüz olan kulluk eylemiylede alakasının olduğu unutulmamalıdır.</p>



<p><strong>Allah; O’ndan başka hak İlâh yoktur. Ve mü’minler artık Allah’a tevekkül etsinler</strong>. <strong>Te</strong><strong>ğ</strong><strong>abun suresi 13</strong>&nbsp; Yani o öyle bir Allah ki, ondan başka tevekkül edilebilecek hiçbir ilah yoktur. Mü’minler yalnız Allah’a dayanır, güvenirler. ” anlamındadır.</p>



<p>&nbsp;“La İlahe İllallah” kelimesi, İslam’a girmenin şartıdır. Her inanan, son nefesini bununla bitirmeyi ister. “La İlahe İllallah” (Allah’tan başka hak ilah yoktur) derken,tevekkülde de Allah’ tan başka tevekkül edilecek ilah yoktur manasını içinde barındırdığı unutulmamalıdır. Değilse; La İlahe İllallah derken, Allah’ tan başka Allah yoktur anlamında demiyoruz bunu . Allah’ tan başka ibadete layık bir ilah yoktur anlamında diyoruz. Geçmişteki hiçbir topluluk “- Allah’tan başka Allah vardır” diyerek şirke düşmemiştir. Aksine, Allah inancı taşımasına rağmen O’na ortak koşarak şirke bulaşmıştır. Zaten her müşrik Allah’a inanır.</p>



<h2 class="has-text-align-center wp-block-heading"><strong>Tevekküle bir örnek:</strong></h2>



<p>Ebû Hureyre (r.a.) : Rasûlullah, İsrâîloğullarından bir adam zikretti. O adam İsrâîloğulları&#8217;nın birisinden ödünç bin dinar vermesini istedi. Para vermek isteyen zât: — Buna şâhid yapacağım şâhidleri getir, dedi. Ödünç isteyen: — Şâhid olarak Allah yeter&#8221;&nbsp; dedi. Ödünç verecek olan bu sefer : — Haydi bana kefil getir, dedi. O adam: — Kefil olarak Allah yeter&#8221; –dedi. Para sahibi: — Doğru söyledin, dedi ve belirlenen bir va&#8217;de ile ona bin dinarı verdi. Parayı alan müteakiben deniz seferine çıktı. İşlerini gördü. Sonra kendisine ödünç veren zâta gelmek üzere bineceği bir gemi aradı. Belirlenen müddet geliyordu. Fakat bir gemi bulamadı. Bunun üzeri­ne bir odun parçası alıp, onun içini oydu. İçine bin dinarı ve bir de kendisinden o arkadaşına yazdığı bir mektûb koydu. Son­ra o oyuk yerin ağzını sıkıca kapatıp düzeltti. Sonra o odun parçası­nı deniz kenarına getirdi ve duâ etti: — Yâ Allah, Sen bilmektesin ki, ben fulan kimseden bin dinar ödünç istedim. O benden bir kefil istedi. Ben &#8220;Kefil olarak Allah kâfidir&#8221; dedim. O, Sen&#8217;in&nbsp;kefilliğine razı oldu. Bir de benden şâhid istedi. Ben yine &#8220;Şâhid olarak Allah kâfidir&#8221; dedim. O yine, Sen&#8217;in şâhidliğine de razı oldu. Ona bu parayı göndereyim diye bir gemi bulmaya çalıştım. Fakat muktedir olmadım. Artık ben şu bin dinar borcumu Sen&#8217;in koruyuculuğuna emânet ediyorum! de­di de o odunu denize attı. Odun denizin içine girdikten sonra kendisi geri döndü. Borçlu bu hususta kendisini beldesine çıkaracak gemi bulmağa çalışırken, alacaklı da onun dönmesini umarak deniz kenarına çıktı da belki bir gemi malını getirmiş olabilir diye gözetliyordu. Bu sırada birdenbire sahilde içinde mal bulunan o odunu gördü. Onu ailesine yakacak bir odun olarak aldı. Evde onu parçalayınca içindeki paraları ve mek­tûbu buldu. Sonra borçlu kimse kendisine borç verene geldi ve ona bin dînârı getirdi de: — Allah&#8217;a yemîn ederim ki, malını sana getirmem için bir gemi arayıcısı olmakta devam ettim. Fakat sana geldiğim şu zamandan önce bir gemi bulamadım, dedi ve borcunu verdi. Alacaklı: — Şübhesiz ki, Allah odun içinde göndermiş olduğun bor­cunu senin adına ödemiştir. Binâenaleyh bu bin dînârı, sevinçle geri götür, dedi . <strong>Buhari, Kefâlet, 1</strong></p>



<p>Tevekkül, bir sıfat olarak Allah azze ve cellenin kullarını tavsif ettiği ve&nbsp; övdüğü en seçkin sıfatlardandır. <strong>Enfal 2’de </strong><strong>“ </strong><strong>Hakiki Mü’minler, ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperen, kendilerine Allah&#8217;ın ayetleri okunduğunda imanları artan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.”</strong></p>



<p>Bazı kullar, haşa Rabbinin yetmediğini düşünebilir. Bu şüphe dillendirilsin &#8211; dillendirilmesin yani seslendirilsin-seslendirilmesin hiç önemi yoktur. Aklından geçirmesi düşünmesi kalbinden geçirmesi onun imanını zedelemeye yeterlidir. İşte her kim Allah’a tevekkül ederse O, ona yeter. Ama Allah’ dan gayrı hiçbir şey, katiyetle kula yetmez.<strong> Talak Suresi 3.</strong><strong>“ Her kim Allah’a tevekkül ederse, Allah Ona yeter”</strong> &nbsp;</p>



<p>İşi Allah’a bırakma, bizim toplumda alay mevzusu olmuş. “Sorma be kardeşim işimiz Allah’a kaldı” gibi. Bundan Allah’a sığınırız.</p>



<h2 class="has-text-align-center wp-block-heading"><strong>Sebeplere tevessül , tevekküle münafi değildir!</strong></h2>



<p>Sebeplere yapışma, tevekkülün icabıdır. Tevekküle, dolayısıyla tevhide münafı değildir. Diğer taraftan sadece sebeplere güvenme de, tevhide münafidir. Sebeplere (esbaba) itimat, ona güvenme müsebbibi(Allah’ı) unutmaya hatta O’na ortak koşmaya götürür.</p>



<p>”Ey iman edenler tedbirinizi alın”. <strong>Nisa 71</strong></p>



<p>Tedbir nedir burada? Sebeplere yapışmaktır. Ama sebebe güvenmeyeceksin. O meşru olduğu için bunu yapıyorsun. Ayette ifade ettiği üzere harpte dahi ihtiyatı emrediyor. Mütevekkillerin(tevekkül edenlerin) imamı olan Muhammed (s.a.s)’den, her şeyi ondan öğrendiğimiz gibi tevekkülüde ondan öğreniyoruz. O hem sözleri ile bizlere yol göstermiş. Hem de yaşantısı ile bize bunları izah etmiştir. Yanlış anlaşılmayı ve yanlış tatbikin önüne geçmiştir.</p>



<p>Zubeyr (r.a.) dedi ki: Uhud savaşında Rasulullah (s.a.s.)’ın sırtında iki&nbsp;zırh&nbsp;vardı bir kayanın üzerine çıkmaya çalıştı fakat&nbsp;zırhların ağırlığından buna gücü yetmedi. Bunun üzerine Talha’yı basamak yaptı ve kayanın üzerine çıkabildi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s): “Talha, Cenneti hak etti” buyurdu. <strong>Tirmizi, Menâkıb, 21 Elbani Mişkat (6121)</strong></p>



<p>Benzer bir rivayette Enes(r.a.) dedi ki “- Rasulullah (s.a.s) Fetih yılında Mekke&#8217;ye, başında miğfer&nbsp;olduğu hâl­de girmiştir. <strong>Buhari, Libâs, 17</strong></p>



<p>Motora binen birisi kaskı niçin takar? Kaza anında korunmak için. Kask taktığı halde ölen yok mu? Var. Ama bu tedbir, tüm sorumluluğu üzerimizden atmak için. <strong>Bkz Nisa 71</strong></p>



<p>“ Her kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkar yol gösterir. Onu öyle rızıklandırır ki nereden geldiğini bilemez.” <strong>Talak Suresi 2 </strong>Nereden geldiğini bilemez derken, sebepsiz yere değil. Çünkü başta “her kim Allah’tan korkarsa” diyor. Allah’tan korkmayı, buna sebep kılıyor.</p>



<p>Bir adam, Rasulullah’a “Ey Allah’ın Rasûlu! Devemi bağlayıp da mı Allah’a tevekkül edeyim yoksa salıverip sonra mı tevekkül edeyim” dedi. Rasûlullah (s.a.v.)’da: “deveni bağla sonra Allah’a tevekkül et” buyurdular.&nbsp;2517 hasen tırmizi</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Rızkın celbi için hareket, tevekkülün gereğidir. &nbsp;Ömer (ra)’ dan gelen bir hadisi şerifte:&nbsp; “Eğer siz Allaha hakkı ile tevekkül etseydiniz, aynen kuşlar sabahleyin nasıl aç çıkıyorlar. Ve akşamleyin geriye tok dönüyorlar. İşte onlar gibi rızıklandırılırdınız” diyor. Allahu azze ve celle rızkını tefekkül ettiği kuş dahi( ki bizim de rızkımı tefekkül etmiştir) yuvasında rızkının gelmesini beklemiyor. Sabah erkenden, aç bir halde yuvasından çıkarak rızkını arıyor. <strong>elbani sahih cami 5254</strong></p>



<p>Müslüman birisi iyi bilmeli ki esbaba tevessülde sebeplerin meşru olmasına dikkat edilmesi gerekir. Zira sebebe tevessülün cevazı sebebin meşruluğuna bağlıdır. Bazıları devlet dairelerinde işinin olması için memura rüşvet veriyor. Sonra buna sebebe tevessül diyor. Şeriata muhalif işle tevekkül olmaz. Eğer bu kişiler, Allah’a hakkı ile tevekkül etselerdi zaten meşru olmayan sebebe sarılmazlardı.</p>



<p>“İmran İbnu Husayn(r.a)’den : &#8221; Resûlullah (s.a.s) : “-Ümmetimden yetmişbin kişi hesaba çekilmeden cennete girecektir !&#8221; buyurdu. Kendisine : &#8221; Ey Allah&#8217;ın Resûlu ! Bunlar kimlerdir ? &#8221; diye sual edildi. &nbsp;&#8221; Onlar, kendilerini dağlamayanlar, rukyeye başvurmayanlar,&nbsp; uğursuzluğa inanmayanlar ve Rablerine <strong>tevekkül</strong> edenlerdir ! &#8221; buyurdu. “ <strong>Müslim (527)</strong></p>



<p>İbrahim (a.s.), ailesini ekin bitmez Mekke’ye bırakırken; Hâcer annemiz ona: “— Bizi burada bırakmayı sana Allah mı emretti? diye sordu. İbrâhîm: —Evet, Allah emretti! diye cevâb verdi. Bunun üzerine Hâcer: — Öyleyse O bizi zayi&#8217; etmez! dedi. <strong>Buhari, Ehadisu&#8217;l-Enbiya, 9</strong></p>



<p>Allah, bizi bir ömür boyu kendisine tevekkül eden mütevekkillerden eylesin.</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/tevekkul/">Tevekkül3</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4388</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ASR-I SAADETTE ‘TERCÜME’</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/asr-i-saadette-tercume/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2021 12:23:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[Farklı Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe kuran tercümesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe hadis tercümesi]]></category>
		<category><![CDATA[kuran tercümesi]]></category>
		<category><![CDATA[kuran ve hadis tercüme]]></category>
		<category><![CDATA[tercüme]]></category>
		<category><![CDATA[asrı saadette tercüme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=4383</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir dilden başka bir dile aktarma olarak tarif edilen ‘tercüme’; İnsanlık tarihine, farklı dillerin oluşmasıyla beraber girmiştir. Tercümeyi geliştiren bir çok sebep bulunmasına rağmen ana etkenin dinsel metinlerin başka dillere aktarımı olduğunu söyleyebiliriz. Tüm insanlığa gönderildiğinde şüphe bulunmayan İslam Dini (Araf 158); Rabbimizin Arapça olarak indirdiği mesajını(Yusuf 2), başta Müslüman mütercimlerin üst seviyedeki gayretleriyle, dünyanın...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/asr-i-saadette-tercume/">ASR-I SAADETTE ‘TERCÜME’</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<span id="more-4383"></span>



<p>Bir dilden başka bir dile aktarma olarak tarif edilen ‘tercüme’; İnsanlık tarihine, farklı dillerin oluşmasıyla beraber girmiştir. Tercümeyi geliştiren bir çok sebep bulunmasına rağmen ana etkenin dinsel metinlerin başka dillere aktarımı olduğunu söyleyebiliriz.</p>



<p>Tüm insanlığa gönderildiğinde şüphe bulunmayan İslam Dini (Araf 158); <strong>Rabbimizin Arapça olarak indirdiği mesajını</strong>(Yusuf 2), başta Müslüman mütercimlerin üst seviyedeki gayretleriyle, dünyanın dört bir yanına, farklı millet ve dillere ulaştırmayı başarmıştır. Yaşadığımız topraklarda buna dahildir.</p>



<p>Bu yazımızda İslam’ın ana kaynaklarının (Kuran ve Sünnet) farklı dillere çevrilmesine delil olabilecek bazı metinlerimizi aktarmayı ve bu minvalde kelam etmeyi düşündük. Çünkü bundan 1500 sene önce Müslümanlar indinde Kitab’ın ve Rasululah’ın ne değeri var idiyse, bugünde aynı değerde olduğu tartışmasızdır. Dolayısıyla o gün, Kuran’ın ve Kuran’ın kendisine indiği kişinin(sas) sözlerini anlamak; vahye mutabık bir din anlayışının bina edilebilmesi &nbsp;için olmazsa olmazdır.</p>



<p></p>



<h2 class="wp-block-heading">Meseleye delil teşkil eden birinci hadisimiz </h2>



<p>Şube’nin, Ebu Cemre&#8217;den rivayeti. Ebu Cemre şöyle de­miş : «Ben, İbni Abbâs&#8217;ın (ra) huzurunda, Onunla halk arasında&nbsp;tercümanlık edi­yordum. Derken Ona bir kadın gelerek ‘desti şırası’nın hükmünü sordu. İbni Abbas’ta, Abdulkays Heyeti ve Rasulullah(sas) arasında geçen kıssayı anlatarak, kadının bu sorusuna cevap verdi. &nbsp;(Müslim, İman, 24)</p>



<p>Hadisin satır aralarındaki Ebu Cemrenin , desti şırasının, haram veya helal olup-olmama meselesinde, İbni Abbas(ra) ile kadın arasında tercümanlık &nbsp;yapması, konumuz bağlamında dikkat çekicidir. İslam dininindeki bir hükmün, o dili kullananların anlayacağı bir başka dile çevirisinin, Müfessirul Kuran unvanına sahip İbn Abbas(ra) tarafından uygulamasını net bir şekilde görmekteyiz. Neticede kadın, ‘şıra’nın kullanımını, Ebu Cemre’nin çevirisiyle hayatında şekillendirecektir. Herkes bilir ki, Haram ve helal, İslam’da çok önemli bir yer teşkil etmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İkinci hadisimiz</h2>



<p> Ebu Sufyan’ın(ra), ‘Hirakl’ ile ilgili aktardıkları. Ebu Sufyan der ki:&nbsp; “Hirakl&#8217;in yanına girdik. Bizi huzuruna oturttu. Ve : — Kendisinin Rasul olduğunu söyleyen bu adama soyca han­giniz daha yakındır? dedi. Ebû Süfyân : — Ben! diye cevap verdim. Ve beni onun önüne, arkadaşlarımı da benim arkama oturttular. Sonra&nbsp;tercümanını çağırarak ona şunu söyledi: — Bunlara söyle! Ben kendisinin Rasul olduğunu söyleyen o zat hakkında bu adamdan bazı şeyler soracağım. Bu bana yalan söylerse onu tekzib ediniz…&nbsp;(Müslim, Cihad ve Siyer, 74)</p>



<p>Hirakl’in, mütercim kullandığı ve tercümanına bu konuda güvendiği hadiste barizdir. Az aşağıda bu hadise benzer gelecek olan başka bir hadis, meseleyi inşallah daha da beliğ bir hale getirecek.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Üçüncü hadisimiz </h2>



<p>Hârice İbnu Zeyd ibn Sabit, babası Zeyd ibn Sâbit&#8217;ten, dedi ki, Rasulullah (sas), Zeyd ibn Sâbit&#8217;e, Yahûdîler&#8217;in yazısını öğrenmesini emretmiştir. Zeyd ibn Sabit: “-Ben Rasulullahın(sas) onlara gönderdiği mektûblarını yazardım, onlar da Rasulullaha yazdıkları zaman, onların yazıp göndermekte oldukları mektûblarını kendisine okurdum.” demiştir. (Buhari, Ahkâm, 40)</p>



<p>Hadiste, tercümenin iki şeklinin de Rasullah(sas) tarafından uygulandığını görmekteyiz.</p>



<p>Bu hadisin yer aldığı Camiu’s Sahih adlı kitabın Ahkam bölümünde İmam Buhari (rh), “Hakimlerin ,ifadeleri tercüme ettirmeleri ve bir tek tercüman caiz olur mu ” başlığıyla bir ‘bab’ açmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Dördüncü hadisimiz</h2>



<p> Ömer ibnu&#8217;l-Hattâb(ra), yanında Alî ibn Ebî Tâlib(ra), Abdurrahmân ibn Avf(ra) ve Osmân ibn Affân(ra) bulunurlarken, yanlarında hazır bulunan bir kadına: Bu kadın ne söylüyor? diye sormuş. &nbsp;&nbsp;Hâtib ibn Ebî Beltea da o kadının sözlerini Ömer&#8217;e terceme ederek: Ben &#8220;Bu kadın sana iki arkadaşı ile yapmış olduğu işi haber veriyor&#8221; dedim, demiştir. (Buhari, Ahkâm, 40)</p>



<p>Ömer(ra)’a, Hâtib ibn Ebi Beltea’nın tercümanlığına başvurarak, kadının sözlerini anlamaya çalışması konumuzla ilgili olduğu kısımdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Beşinci hadisimiz</h2>



<p> Cubeyr b. Hayye (ra)’den: “-……-Kisrânın kumandanı bizi kırk bin kişilik bir kuvvetle karşıladı. Ve kumandan tarafından gelen bir&nbsp;tercüman bize: — Bâzı şeyler soracağım. İçinizden bir kişi bana cevâb versin! dedi.&nbsp; Mugîre ibn Şu&#8217;be: — Ne istersen sor, dedi. Bunun üzerine o&nbsp;tercüman: — Sizler nesiniz? dedi. Mugîre şöyle cevâb verdi: — Biz Arab ırkından birtakım kimseleriz….(Buhari, Cizye ve Muvâdea, 1 &#8211; B3159)</p>



<p>Uzunca metni olan bu sahih hadiste; bir tarafta Kisra, diğer tarafta müslümanlar, sonu savaşla neticelenen bu ön konuşmayı mütercim vasıtasıyla gerçekleştirmişlerdir.Hüccet, mütercim vasıtasıyla ikame olunmuştur.</p>



<p>İbn Abbâs(ra) şöyle dedi: Bana Ebû Sufyân İbnu Harb(ra) haber verdi ki, Bizans Kayseri Hirakliyus kendi&nbsp;tercümanını çağırmış, sonra Rasulullah’ın(sas) mektubunu istemiş ve onu okutmuştur. İçinde şu varmış: &#8216; &#8216;Bismillâhi&#8217;r-rahmânirrahim. Allah&#8217;ın Kulu ve Rasûlu Muhammed&#8217;den Hirakliyus&#8217;a: De ki: “Ey Kitab Ehli! Sizinle bizim aramızda aynı olan bir kelimeye (Tevhide) geliniz. Allah’tan başkasına kul olmayalım ve O’na hiçbir şeyi şirk koşmayalım ve bir kısmımız, bazılarını, Allah’tan başka Rab’ler edinmesinler.” Bundan sonra eğer dönerlerse, o zaman; “Bizim müslüman olduğumuza şahit olun” deyiniz. &#8221; (Buhari, Tevhid 51 , 7541)</p>



<p>Rasulullah(sas)’ın bu mektubu göndermekteki gayesi hüccet ikamesiydi. Bu hüccet ikamesi ise mektubun Arap olmayan ve Arapça bilmeyen Hirakl’in anlayacağı dile çevrilmesiyle mümkün oldu.</p>



<p>Bu konuda zikrettiğimiz hadisler, Kitab’ın ve Sünnet’in başka dillere çevrilebileceğine ve bunun herkes için de hüccet ikamesi olacağına bir delildir. Müslüman bir bireyin dinini yaşarken Rasulullah’ın bize bıraktığı ve onlara sarılmamızı emrettiği iki şey olan Kuran ve Sünnetin, kendi dilindeki metinlerine müracaat etmesi, bunları anlamaya çalışması ve bilmediği meselelerde Rabbani alimlere müracat edip, Onların Kitap ve Sünnet bilgisinden yararlanması gerektiğine işaret etmektedir.</p>



<p><strong>Hicr Suresi 9</strong> ‘da&nbsp; “Muhakkak ki zikri, Biz indirdik. O&#8217;nun koruyucuları da mutlaka Biziz.” buyurmaktadır. Müslüman, kendisine şu soruyu sormayı ihmal etmemelidir. Allah, indirdiği vahyi neden kıyamete kadar koruyacağını vaat etmiştir? El-cevap: Çünkü herkes bu vahiyden hesaba çekilecek. <strong>Enam Suresi 19.ayette:</strong> “&nbsp;Bu Kur’ân bana, onunla, sizi ve kime ulaşırsa onu, uyarmam için vahyolundu.&nbsp;“</p>



<p>Kur’anı ve Sünneti &nbsp;anlamak kasdıyla okuyan birisi; Rabbimizin bizi nelerden sorumlu tuttuğunu, kendisini nasıl birlememiz (tevhid) gerektiğini ve ona hiçbir şeyi ortak koşmadan nasıl ibadet edeceğimizi, Kitabında ve Rasulunun dilinde, inkara yer bırakmayacak şekilde beyan ettiğini görür. Müslümanlar bu iki şeye sahip çıkmalı, ahiret gününde de bu iki şeyden hesaba çekileceklerini unutmamalıdırlar.</p>



<p>Nisa 64. Ve Biz, (hiç) bir resulü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka bir şey için göndermedik.</p>



<h2 class="has-text-align-center wp-block-heading"><strong>Türkçe&#8217;ye çevrilmiş Kuran Meali ve Hadis kitaplarını, Müslümanların okumasını hoş görmeyenlerin aleyhine </strong></h2>



<p></p>



<p></p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Sahih-i </strong>Buhari&#8217;den iki delil:</h3>



<p>1-) Buhari rahimehullah Kitabu&#8217;t-Tevhid&#8217;de; Yahudiler&#8217;in kitaplarından yaptığı nakillerle alakalı Rasulullah&#8217;ın(s.a.s.) şu sözünü delil getirmiştir: &#8216;Sizler kitab ehlini tasdik de etmeyin, tekzib de etmeyin.&#8217; delil yönüne gelince; Yahudilerin Tevrat&#8217;ı Arapça&#8217;ya tercüme edip sahabelere nakletmeleridir.</p>



<p>2-) Yine Buhari rahimehullah; Rasulullah&#8217;ın Hırakliyus&#8217;a yazdığı Arapça mektubun, Rum olan Hırakliyus tarafından kendi diline tercüme ettirmesini delil getirir. Ve bu tercüme Hırakliyus için bir hüccettir.</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/asr-i-saadette-tercume/">ASR-I SAADETTE ‘TERCÜME’</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4383</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İftiracılar Ve Mahşer</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ehli-sunnet-iftiracilar-ve-mahser-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 May 2021 15:26:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[Farklı Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<category><![CDATA[hicr 99]]></category>
		<category><![CDATA[furkan 30]]></category>
		<category><![CDATA[enfal 22]]></category>
		<category><![CDATA[yunus 100]]></category>
		<category><![CDATA[iftiracılar ve mahser]]></category>
		<category><![CDATA[ehli sunnet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=3335</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ehli Sünneti çıkış bağlamından koparıp, oluşturduğu yada daha önce oluşmuş, sonrada kendisinin dahil olduğu bir cemaatin öğretisinden bu kavrama anlam yükleyenlerin, asla Ehli Sünnet olabilmeleri ve kalabilmeleri mümkün değildir. Her kişi, beraber olduğu grubun küpüne düşüp, o küpün rengini almış ve gerçeklere karşı renk körü haline gelmiştir. Selefin; bize bembeyaz bir şekilde teslim ettiği Ehli...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ehli-sunnet-iftiracilar-ve-mahser-2/">İftiracılar Ve Mahşer</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<span id="more-3335"></span>



<p class="has-medium-font-size"><mark style="background-color:rgba(0, 0, 0, 0)" class="has-inline-color has-ast-global-color-8-color"><strong>Ehli Sünneti</strong> çıkış bağlamından koparıp, oluşturduğu yada daha önce oluşmuş, sonrada kendisinin dahil olduğu bir cemaatin öğretisinden bu kavrama anlam yükleyenlerin, asla <strong>Ehli Sünnet olabilmeleri</strong> ve kalabilmeleri mümkün değildir.</mark></p>



<p>Her kişi, beraber olduğu grubun küpüne düşüp, o küpün rengini almış ve gerçeklere karşı renk körü haline gelmiştir. Selefin; bize bembeyaz bir şekilde teslim ettiği Ehli Sünnet&#8217;e; kendi boyasından karıştırmış ve elde ettiği bozuk sonucu, <strong>Ehli Sünnet diye isimlendirmiştir.</strong></p>



<p>Leke beyazda görüldüğünden dolayı da, bu şirazesi kaymış kişiler, üzerine herhangi bir renk bulaştırmadan, safi beyaz kalmaya özen gösteren Müslümanları da, anlayamama cezasına çarptırılmışlardır. Yunus Suresi 100.Ayet: &#8220;Allah’ın izni olmadan hiç kimse iman edemez. O, akıllarını kullanmayanları murdar kılar.&#8221;</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img data-recalc-dims="1" fetchpriority="high" decoding="async" width="360" height="240" src="https://i0.wp.com/www.ilmedavetdernegi.org/wp-content/uploads/2023/02/Yollarin-En-Hayirlisi.jpg?resize=360%2C240&#038;ssl=1" alt="Ehli Sünnet Yolların En Hayırlısı" class="wp-image-10058" srcset="https://i0.wp.com/www.ilmedavetdernegi.org/wp-content/uploads/2023/02/Yollarin-En-Hayirlisi.jpg?w=360&amp;ssl=1 360w, https://i0.wp.com/www.ilmedavetdernegi.org/wp-content/uploads/2023/02/Yollarin-En-Hayirlisi.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" /></figure>
</div>


<p>Gerek derneğimiz açılmadan önce ki ev sohbetlerinde, gerekse de derneğimiz açıldıktan sonra sahabe,tabiin ve etbau tabiin dönemindeki İslam&#8217;ı (kısaca <strong>Ehli Sünnet</strong>) yaşama gayretinde olduk. Sözlerin en güzeli <strong>Kuran&#8217;ın ve yolların en hayırlısı Muhammedin (s.a.s) yolu üzerine, söz ve yol edinmedik</strong>. Dinini, asli kaynaklarından öğrenmeyen ve öğrenme zahmetinde de bulunmayan, dini bakışını da, başkalarının çerçevesinden gerçekleştirenlerce yeri geldi &#8216;Şii&#8217;, yeri geldi &#8216;Hizbullahçı&#8217;, yeri geldi &#8216;Vahhabi&#8217;, yeri geldi &#8216;İşidçi&#8217; yeri geldi &#8216;Sünnete değer vermeyen kişiler&#8217; olarak nitelendirildik.</p>



<p>İşin erbabı çok iyi bilir ki, az önce zikrettiğimiz sıfatlar, aslen birbiriyle bir araya gelmesi mümkün olmayan sıfatlardır. Bu sıfatların bir kişide asla birleşemeyecek özellikler olduğu ehlince malumdur. Buda, yine bu tür iftirada bulunanların Kitap ve Sünnetten nasipsizliklerinden başka bir şey değildir. Enfal Suresi 22. Ayet: &#8220;Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.&#8221;</p>



<p>Seleften okuduğumuz eserlerde ; Kitabullah&#8217;ın ve Rasulullah&#8217;ın dışındaki bir merciye, mutlak itaatin mümkün olmadığını, her söz ve eylemin, bu iki vahyedilene uyumu ile anlam kazanacağını, Rasulun sözünün üzerine hiç kimsenin sözünün çıkarılamayacağını ve Allah&#8217;ın ayetlerinin bir benzerini kimsenin getiremeyeceğini söyleyenlerin, bu söylemlerinden dolayı başlarına cahiller tarafından çeşitli <strong>iftira</strong> ve sıkıntılar geldiğini de bilmekteyiz.</p>



<p>Gerek internet sayfamıza, gerek telefonlarımıza, gerekse de caddenin tam ortasında olan dernek binamıza sözlü veya yazılı reddiye verme imkanı sonuna kadar açık olmasına rağmen, kendisini Kurana ve Sünnete nisbet eden ama aslında birilerinin öğretisinden ileri bir bilgiye sahip olmayan kişilerce herhangi bir adım atılmamıştır. Diyalog imkanı geniş olmasına rağmen herhangi bir diyalog kurulmamıştır. Günün uzun bir dönemi, Dernek kapımız açık olmasına rağmen, arkadan konuşma ve iftirada bulunma bu kişilere sevdirilmiştir.</p>



<p><strong>Mahşer</strong> meydanında yarım hurmalık tasadduğa ihtiyacı doğacak Müslümanların, bu <strong>iftiralardan</strong> elde etmiş oldukları günahları ne ile temizleyeceklerini bilemiyoruz. Çünkü biz bu iftiracılara hakkımızı helal etmiyoruz. Rabbimiz katında da, indirdiği vahyi bozanlardan şikayetçi olacağız.<strong> </strong>Furkan Suresi 30. Ayet &#8220;Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’ı terketti.” dedi.</p>



<p>Bizler, kıyamete kadar Rabbimizin koruyacağını vaadettiği bu dinin müntesipleriyiz. Hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeden; <strong>Kuran ve Sünneti referans alarak itikad ve amelimize devam edeceğiz.</strong> Birilerine yaranma ve birilerinin saltanat sürmesi için Allah&#8217;ın ayetlerinden ve pak <strong>Rasulunun (s.a.s) sünnetinden asla vazgeçmeyeceğiz.</strong> O&#8217;nun kelimesi (Tevhid) en üstün olsun diye davetimize devam edeceğiz.</p>



<p>Allah Rasulu (s.a.s) şöyle buyurdu: <strong>&#8220;Size sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum. Onlar; Allah&#8217;ın Kitabı ve Rasulunun sünnetidir.</strong>&#8221; Malik (2/889) Ahmed (3/26) Ebu Davud (1905) İbni Mace (3074),(Sahihi Cami 2937)</p>



<p>Ve biz; bize ölüm gelinceye kadar sadece ve sadece O&#8217;na kulluk edeceğiz.</p>



<p>Hicr Suresi 99. Ayet: &#8220;Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ehli-sunnet-iftiracilar-ve-mahser-2/">İftiracılar Ve Mahşer</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3335</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kuran’ı Anlama Gayretiyle Mukabele Yapmak</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/kurani-anlama-gayretiyle-mukabele-yapmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 May 2019 11:14:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[Farklı Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ilmedavetdernegi.org/?p=2344</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zikri, sünnetin dışına taşarak yanlış uygulayanlar yüzünden terk etmemiz mümkün değildir. Yine aynı şekilde Kuran okumayı sadece mahrecine dikkat edip sürekli anlamadan tekrar etmek şekline dönüştürmüş bir kitlenin varlığı yüzünden, aşağıda delilleri zikredilen mukâbele yöntemini de terk etmemiz mümkün değildir. Dirileri uyarmak için indirilmiş olan Kitabullah’ın, kendilerini bırakıp ta sevdikleri ölüleri düşünerek okumaları da; bizim...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/kurani-anlama-gayretiyle-mukabele-yapmak/">Kuran’ı Anlama Gayretiyle Mukabele Yapmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<span id="more-2344"></span>



<p>Zikri, sünnetin dışına taşarak yanlış uygulayanlar yüzünden terk etmemiz mümkün değildir. Yine aynı şekilde Kuran okumayı sadece mahrecine dikkat edip sürekli anlamadan tekrar etmek şekline dönüştürmüş bir kitlenin varlığı yüzünden, aşağıda delilleri zikredilen mukâbele yöntemini de terk etmemiz mümkün değildir. Dirileri uyarmak için indirilmiş olan Kitabullah’ın, kendilerini bırakıp ta sevdikleri ölüleri düşünerek okumaları da; bizim bu yöntemden uzak durmamıza yol açmamalıdır. Elinizdeki bu belge Kuran’ın indiriliş gayesini anlamak maksadıyla okumanın ve sonrasında da onunla amel etmenin gerekliliğini, Kuran’a iman edenlere hatırlatmak maksadıyla hazırlanmıştır. Geliştirilmeye ihtiyaç duyulan bu doküman için, bulduğunuz diğer nasları ve hataları <a href="mailto:keremzafergunal@gmail.com">keremzafergunal@gmail.com</a> adresine gönderebilirsiniz.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img data-recalc-dims="1" decoding="async" width="480" height="480" src="https://i0.wp.com/www.ilmedavetdernegi.org/wp-content/uploads/2023/02/Kurani-Anlama-Gayretiyle-Mukabele-Yapmak-1.jpg?resize=480%2C480&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-9959" srcset="https://i0.wp.com/www.ilmedavetdernegi.org/wp-content/uploads/2023/02/Kurani-Anlama-Gayretiyle-Mukabele-Yapmak-1.jpg?w=480&amp;ssl=1 480w, https://i0.wp.com/www.ilmedavetdernegi.org/wp-content/uploads/2023/02/Kurani-Anlama-Gayretiyle-Mukabele-Yapmak-1.jpg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.ilmedavetdernegi.org/wp-content/uploads/2023/02/Kurani-Anlama-Gayretiyle-Mukabele-Yapmak-1.jpg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" /></figure>
</div>


<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center"><strong>Ramazan Ayında Rasulullah’ın (s.a.s.) Cibril’e (a.s.) Kuran Okuması</strong></h2>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">4997 – حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، قَالَ: «كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَجْوَدَ النَّاسِ بِالخَيْرِ، وَأَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ، لِأَنَّ جِبْرِيلَ كَانَ يَلْقَاهُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ، حَتَّى يَنْسَلِخَ يَعْرِضُ عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ القُرْآنَ، فَإِذَا لَقِيَهُ جِبْرِيلُ كَانَ أَجْوَدَ بِالخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ المُرْسَلَةِ»</p>



<p>İbn Abbas (r.a.)’dan, ‘Nebi (s.a.s.) hayırda insanların en cömerti idi. En cömert olduğu zaman da ramazan ayı idi. Çünkü Ramazan ayı çıkıncaya kadar <strong>Cibril her ramazan gecesinde onunla buluşur</strong>, <strong>Rasulullah’da ona Kuran’ı arz eder idi</strong>. Bundan dolayı Cibril O’nun ile buluştuğunda Rasulullah (s.a.s.) hayırda, esen rüzgardan daha cömert olurdu</p>



<p>Buhari, El-Camiu’s-Sahih Kitabu Fadaili’i-Kuran 4997</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">30918-<mark style="background-color:rgba(0, 0, 0, 0)" class="has-inline-color has-luminous-vivid-amber-color"> </mark>حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ , قَالَ : حدَّثَنَا محمد بن إسحاق عن أبان بن صالح ، عَنْ مُجَاهِدٍ ، قَالَ : عَرَضْت الْقُرْآنَ عَلَى ابْنِ عَبَّاسٍ مِنْ فَاتِحَتِهِ إِلَى خَاتِمَتِهِ ثَلاثَ عَرْضَاتٍ أَقفهُ عِنْدَ كُلِّ آيَةٍ.</p>



<p>Mücahid: “Kuran’ı İbn Abbas’a başından sonuna kadar, her ayette durarak üç kere arz ettim.”<strong> </strong>İbn Ebi Şeybe 30918</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">قَالَ الإِمَامُ الذَّهَبيُّ في التَّلْخِيص: صَحِيحٌ عَلَى شَرْطِ الإِمَامِ مُسْلِم، رَوَاهُ الحَاكِمُ في المُسْتَدْرَكِ بِرَقْم:- 3105</p>



<p>Rasulullah’ın (s.a.s.) Cibril ile, Mücahid’in de İbn Abbas (r.a.) ile karşılıklı Kuran okuması mukâbelenin şeklini bize açıklayan husustur. Ayrıca bunu Ramazan’a has kılmanın meşruluğunu da görmekteyiz. İmam Beyhaki, Şuabu’l-İman adlı eserinde bu hadis için ‘Kuranı Yılda Bir Defa Daha İyi Bilenin Huzurunda Okumak’ başlığı atmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center"><strong>Kuran Okumak Ve Anlamak İçin Toplanmak</strong></h2>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">مَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ فِي بَيْتٍ مِنْ بُيُوتِ اللَّهِ تَعَالَى، يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَيَتَدَارَسُونَهُ بَيْنَهُمْ، إِلَّا نَزَلَتْ عَلَيْهِمُ السَّكِينَةُ، وَغَشِيَتْهُمُ الرَّحْمَةُ، وَحَفَّتْهُمُ الْمَلَائِكَةُ، وَذَكَرَهُمُ اللَّهُ فِيمَنْ عِنْدَهُ</p>



<p>Ebu Hureyre&#8217;den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre,
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:</p>



<p>&#8220;Bir topluluk Allah’ın evlerinden birinde toplanır,<strong> Allah’ın kitabını okur ve aralarında müzakere ederlerse</strong>, mutlaka üzerlerine sekînet iner, kendilerini rahmet kaplar ve melekler onları kuşatır. Allah da katındaki melekler arasında onları anar.&#8221; </p>



<p>Müslim (2699) ve Ebu Davud (1455)</p>



<p>İmam Nevevi (rhm) Müslim’deki bu hadise, Kuran’ı tilavet etmek ve zikretmek üzere toplanmanın fazileti babı başlığını atmıştır.</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">30932- حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ ، عَنِ الأَعْمَشِ ، عَنْ مُسْلِمٍ ، عَنْ مَسْرُوقٍ ، قَالَ : كَانَ عَبْدُ اللهِ يُقْرِئُنَا الْقُرْآنَ فِي الْمَسْجِدِ ، ثُمَّ يَجْلِسُ بَعْدَهُ يثبت النَّاسَ</p>



<p>Mesruk: “Abdullah mescitte önce bize Kuran okutur, sonra da oturup cemaati bilgilendirirdi.”&nbsp;&nbsp;İbn<strong> </strong>Ebi Şeybe 30932 (Başka bir kaynakta bulamadım)</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">30544- حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ , قَالَ : حدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ حَازِمٍ ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ ، قَالَ : انْتَهَى عُمَرُ إِلَى قَوْمٍ يُقْرِئُ بَعْضُهُمْ بَعْضًا ، فَلَمَّا رَأَوْا عُمَرَ سَكَتُوا فَقَالَ : مَا كُنْتُمْ تُرَاجِعُونَ قُلْنَا : كَانَ يُقْرِئُ بَعْضُنَا بَعْضًا , فَقَالَ : اقَرَؤُوا ، وَلا تَلْحَنُوا.</p>



<p>Süleyman bin Yesar’dan: Ömer, <strong>karşılıklı Kuran okuyan bir topluluğun yanına vardı.</strong> Ömer’in geldiğini gören topluluk da hemen okumayı bıraktılar. Ömer onlara: “Ne okuyordunuz” diye sordu onlar: “<strong>Birbirimize Kuran okuyorduk</strong>” dediler. Bunun üzerine Ömer onlara: “<strong>Okuyun, ama telaffuzunda yanlışlar yapmayın</strong>” dedi.</p>



<p>İbn Ebi Şeybe 30544 – Şuabu’l-İman 3.Cild Hadis NO: 2099 Ocak Yayınları</p>



<p><strong>Hadisler Kuran’ı anlama gayretiyle meclisler oluşturmanın meşruluğuna açık delildir.</strong> Müzakere yapmak için okunan şeyin anlaşılması gerektiği unutulmamalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center"><strong>İnsanların Maslahatına Uygun Olan Gün Ve Zamanlara Göre Dersler Yapmak. Kuran Meclisleri Oluşturmak</strong></h2>



<p>Ebu Vail: Abdullah b. Mesud her perşembe günü insanlara vaaz ederdi. Birisi &#8220;Ey Ebu Abdurrahman! Vallahi senin bizlere her gün ders yapmanı çok arzu ettim.&#8221; dedi.<br>İbn Mesud: &#8220;Beni sizlere her gün ders vermekten men eden şey, sizleri usandırmak istemememdir. Ben sizin halinize uygun vakitler gözetiyorum. Nitekim Allah Rasulu (s.a.s.) de bizlere usanç gelmesinden endişe ettiği için, bizim durumumuza uygun zamanlar gözetirdi.&#8221;<br> <br> Muttefequn Aleyh</p>



<p>İbn Abbas (r.a.) : “İnsanlara her Cuma günü bir kere bir şeyler anlat. Eğer bunu az görürsen iki kere anlat. Daha fazla istersen üç ders yap. <strong>İnsanları Kuran’dan bıktırtma</strong>. Bir topluluk kendi aralarında bir mesele konuşurken senin gelip onlara bir şeyler anlatarak bu konuşmalarını kesmeni istemem. Lakin sus ve onları dinle. Konuşmanı istedikleri vakit konuş ki seni isteyerek dinlesinler. Dualar da seci’yi bırak. Çünkü ben Rasulullah’ın ve sahabelerin zamanında yaşadım ve böyle yaptıklarına (seci’den kaçındıklarına) şahit oldum.</p>



<p>Buhari (6337), Dua Bölümü</p>



<h2 class="wp-block-heading">Mukabele  Yaparken Okumayı Kesip Gerekli Yerleri Açıklamak</h2>



<p>Nafi&#8217; şöyle demiştir: İbn Ömer Kur&#8217;an okuduğu zaman, okuyuşunu bitirene kadar konuşmazdı. Bir gün Mushaftan onu takip ediyordum. Ezbere Bakara suresini okumaya başladı. Bir âyete gelince: &#8220;Bu âyetin kim ve hangi konu hakkında indiğini biliyor musun?&#8221; diye sordu. Ben de: &#8220;Hayır.&#8221; diye cevap verdim. Bunun üzerine: &#8220;Şu şu hususta indi,&#8221; deyip okumaya devam etti. Buhari 4526</p>



<p></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center"><strong>İndirilen Kitapta Yazılanların Uygulanmaması (Hele Anlaşılmaması) Ehl-i Kitab’ın Düştüğü Bir Hatadır</strong></h2>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلَىٰ شَيْءٍ حَتَّىٰ تُقِيمُوا التَّوْرَاةَ وَالْإِنجِيلَ وَمَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ ۗ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم مَّا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا ۖ فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ</p>



<p>De ki: &#8220;Ey Ehl-i kitap! Siz Tevrat’ı, İncil’i ve rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı) doğru dürüst uygulamadıkça tuttuğunuz yol yol değildir.&#8221; Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun azgınlığını ve inkârcılığını kuşkusuz arttıracaktır. Kâfirler topluluğu yüzünden üzülme.</p>



<p>Maide 68.Ayet</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">( سنن ابن ماجة )</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">4048 حدثنا أبو بكر بن أبي شيبة حدثنا وكيع حدثنا الأعمش عن سالم بن أبي الجعد عن زياد بن لبيد قال ذكر النبي صلى الله عليه وسلم شيئا فقال ذاك عند أوان ذهاب العلم قلت يا رسول الله وكيف يذهب العلم ونحن نقرأ القرآن ونقرئه أبناءنا ويقرئه أبناؤنا أبناءهم إلى يوم القيامة قال ثكلتك أمك زياد إن كنت لأراك من أفقه رجل بالمدينة أوليس هذه اليهود والنصارى يقرءون التوراة والإنجيل لا يعملون بشيء مما فيهما<mark style="background-color:rgba(0, 0, 0, 0)" class="has-inline-color has-luminous-vivid-amber-color"> .</mark></p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">تحقيق الألباني :</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">صحيح ، المشكاة ( 245 و 277 ) ، تخريج العلم لأبي خيثمة ( 52 ) ، و تخريج اقتضاء العلم ( 89 )</p>



<p>Ziyâd ibni Lebid el-Ensârî&nbsp;radıyallahu anh</p>



<p>Rasulullah s.a.s. bir şeyler anlattı ve: “Bu ilmin yok olması zamanında gerçekleşir. Ben: “Ey Allah’ın Rasulu! Bizler Kuran okuyorken, çocuklarımıza okutuyorken, onlar da çocuklarına kıyamete kadar okutacaklarına göre ilim nasıl kaybolur? </p>



<p>Ey anası kendisini kaybedesi Ziyad! Ben de seni Medine’nin en bilgili kimselerden zannederdim. Şu <strong>Yahudi ve Hıristiyanlar Tevrat’ı ve İncil’i okuyorlar fakat bu iki kitapta bulunan hiçbir hüküm ile amel etmiyorlar değil mi? </strong>Buyurdu.</p>



<p>Müsned 16828 – İbn Mace 4048, Elbani: Sahih</p>



<p>Naslar, Kitab’ın varlığının veya onun salt okunmasının yeterli olmadığı,
Allah’ın ayetlerinin ayağa kaldırılması, imansa iman amelse amel etmenin
Allah’ın asıl muradı olduğunu beyan etmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center"><strong>Kuranın Koro Halinde Okunmayacağı Bir Kimse Kuran&#8217;ı Okuması Ve Diğerlerinin Onu Dinlemesi</strong></h2>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">وَاِذَا قُرِئَ الْقُرْاٰنُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ وَاَنْصِتُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ&nbsp;</p>



<p>&nbsp;“<strong>Kur’ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, merhamet olunasınız</strong>” Araf 204</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">5050 &#8211; حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ: قَالَ لِي النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «اقْرَأْ عَلَيَّ»، قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، آقْرَأُ عَلَيْكَ، وَعَلَيْكَ أُنْزِلَ، قَالَ: «نَعَمْ» فَقَرَأْتُ سُورَةَ النِّسَاءِ حَتَّى أَتَيْتُ إِلَى هَذِهِ الآيَةِ: {فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ بِشَهِيدٍ، وَجِئْنَا بِكَ عَلَى هَؤُلاَءِ شَهِيدًا} [النساء: 41]، قَالَ: «حَسْبُكَ الآنَ» فَالْتَفَتُّ إِلَيْهِ، فَإِذَا عَيْنَاهُ تَذْرِفَانِ</p>



<p>İbn-i Mes’ud (r.a) anlatıyor: Rasûlullah
(s.a.s.) bana hitaben:</p>



<p>“Bana Kur’ân oku!” buyurdu. Ben: “Ya
Rasûlallah! Kur’ân sana indirildiği halde, sana Kur’ân’ı ben mi okuyacağım?”
dedim.</p>



<p>Allah Rasûlu (s.a.s.):</p>



<p>“<strong>Ben Kur’ân’ı kendimden başka birisinden dinlemeyi hakikaten severim</strong>” buyurdu. Bunun üzerine, Nisâ Sûresinden okumaya başladım. Nihâyet; “Her ümmetten birer şâhit getirdiğimiz ve ey Muhammed, onların üzerlerine de seni şâhit olarak getirdiğimiz zaman onların hâli nice olur?” âyetine geldiğimde, Rasulullah (s.a.s):</p>



<p>“ Yeterli!” buyurdu. Dönüp baktığımda,
bir de ne göreyim, Rasulullah’ın iki gözünden yaşlar akıyordu.</p>



<p>Sahih-i Buhari (5050) &#8211; Tirmizi (3025) – İbn Ebi Şeybe (30934)</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">30663- حَدَّثَنَا جَرِيرٌ ، عَنْ مَنْصُورٍ ، عَنِ الْحَكَمِ ، قَالَ : كَانَ مُجَاهِدٌ ، وَعَبْدَةُ بْنُ أَبِي لُبَابَةَ وَنَاسٌ يَعْرِضُونَ الْمَصَاحِفَ ، فَلَمَّا كَانَ الْيَوْمُ الَّذِي أَرَادُوا أَنْ يَخْتِمُوا أَرْسَلُوا إلَيَّ وَإِلَى سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ فَقَالُوا : إنَّا كُنَّا نَعْرِضُ الْمَصَاحِفَ فَأَرَدْنَا أَنْ نَخْتِمَ الْيَوْمَ فَأَحْبَبْنَا أَنْ تَشْهَدُونَا ، إِنَّهُ كَانَ يُقَالُ : إذَا خُتِمَ الْقُرْآنُ نَزَلَتِ الرَّحْمَةُ عِنْدَ خَاتِمَتِهِ ، أَوْ حَضَرَتِ الرَّحْمَةُ عِنْدَ خَاتِمَتِهِ</p>



<p>Hakem bildiriyor: Mucahid, Abde b.Ebi Lubabe ve bazı insanlar <strong>karşılıklı Kuran okuyorlardı.</strong> Kuranı bitirecekleri gün bana ve Seleme b. Kuheyl’e: “<strong>Karşılıklı Kuran okuyorduk</strong> ve bugün de bitireceğiz. Hatmimizde sizin de yanımızda hazır olmanızı isteriz” diye haber gönderirlerdi. Kuran hatmedileceği zaman rahmetin indiği veya hazır bulunduğu söylenirdi.<strong> </strong>İbn Ebi Şeybe (30663)</p>



<p class="has-text-align-right">والبيهقي في &#8221; شعب الإيمان &#8221; (2/ 368 / 2072) &#8211; وصححه النووي (التبيان ص 108).</p>



<p class="has-text-align-right">ابن حجر :هذا موقوف صحيح الإسناد، أخرجه ابن أبي داود، عن زياد بن أيوب.</p>



<p class="has-text-align-right">فوقع لنا بدلاً عالياً.</p>



<p class="has-text-align-right">الكتاب: نتائج الأفكارفي تخريج أحاديث الأذكار</p>



<p class="has-text-align-right">المؤلف: ابن حجر العسقلاني (852 هـ)</p>



<p class="has-text-align-right">المحقق: حمدي عبد المجيد السلفي</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center">Hatim İfadesinin Meşruluğu<strong><mark style="background-color:rgba(0, 0, 0, 0)" class="has-inline-color has-luminous-vivid-amber-color"> </mark></strong>Ve Kuran Hatiminin<strong><mark style="background-color:rgba(0, 0, 0, 0)" class="has-inline-color has-luminous-vivid-amber-color"> </mark>Bir Ayda Yapılmasının da Meşru Olduğu</strong></h2>



<p></p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">5052 &#8211; حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ مُغِيرَةَ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ: أَنْكَحَنِي أَبِي امْرَأَةً ذَاتَ حَسَبٍ، فَكَانَ يَتَعَاهَدُ كَنَّتَهُ، فَيَسْأَلُهَا عَنْ بَعْلِهَا، فَتَقُولُ: نِعْمَ الرَّجُلُ مِنْ رَجُلٍ لَمْ يَطَأْ لَنَا فِرَاشًا، وَلَمْ يُفَتِّشْ لَنَا كَنَفًا مُنْذُ أَتَيْنَاهُ، فَلَمَّا طَالَ ذَلِكَ عَلَيْهِ ذَكَرَ لِلنَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: «القَنِي بِهِ»، فَلَقِيتُهُ بَعْدُ، فَقَالَ: «كَيْفَ تَصُومُ؟» قَالَ: كُلَّ يَوْمٍ، قَالَ: «وَكَيْفَ تَخْتِمُ؟»، قَالَ: كُلَّ لَيْلَةٍ، قَالَ: «صُمْ فِي كُلِّ شَهْرٍ ثَلاَثَةً، وَاقْرَإِ القُرْآنَ فِي كُلِّ شَهْرٍ»، قَالَ: قُلْتُ: أُطِيقُ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ، قَالَ: «صُمْ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ فِي الجُمُعَةِ»، قُلْتُ: أُطِيقُ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ، قَالَ: «أَفْطِرْ يَوْمَيْنِ وَصُمْ يَوْمًا» قَالَ: قُلْتُ: أُطِيقُ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ، قَالَ: «صُمْ أَفْضَلَ الصَّوْمِ صَوْمَ دَاوُدَ صِيَامَ يَوْمٍ وَإِفْطَارَ يَوْمٍ، وَاقْرَأْ فِي كُلِّ سَبْعِ لَيَالٍ مَرَّةً» فَلَيْتَنِي قَبِلْتُ رُخْصَةَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَذَاكَ أَنِّي كَبِرْتُ وَضَعُفْتُ، فَكَانَ يَقْرَأُ عَلَى بَعْضِ أَهْلِهِ السُّبْعَ مِنَ القُرْآنِ بِالنَّهَارِ، وَالَّذِي يَقْرَؤُهُ يَعْرِضُهُ مِنَ النَّهَارِ، لِيَكُونَ أَخَفَّ عَلَيْهِ بِاللَّيْلِ، وَإِذَا أَرَادَ أَنْ يَتَقَوَّى أَفْطَرَ أَيَّامًا وَأَحْصَى، وَصَامَ مِثْلَهُنَّ كَرَاهِيَةَ أَنْ يَتْرُكَ شَيْئًا، فَارَقَ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَيْهِ &#8220;، قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ: &#8221; وَقَالَ بَعْضُهُمْ: فِي ثَلاَثٍ وَفِي خَمْسٍ وَأَكْثَرُهُمْ عَلَى سَبْعٍ<mark style="background-color:rgba(0, 0, 0, 0)" class="has-inline-color has-luminous-vivid-amber-color"> </mark>&#8220;</p>



<p>Abdullah bin Amr (r.a.):</p>



<p>Babam beni, asil bir kadınla evlendirdi. Daima gelinine
kocasından memnun olup olmadığını sorardı. O da: ‘Abdullah erkekler arasında
bulunmaz biri. Evleneli beri yatağımıza hiç basmadı, bir örtüyü de kaldırmış
değil.’ Demiş.</p>



<p>Bu durum uzayınca babam Rasulullah’a gidip durumu anlatmış. Rasulullah onu bana getir demiş. Sonrasında yanına gittim. Bana nasıl oruç tutuyorsun? Diye sordu. Her gün dedim. Ne kadar zamanda <strong>Kuran’ı hatmediyorsun diye sordu.</strong> Ben her gece dedim. Bana ‘<strong>her ay üç gün oruç tut</strong> ve <strong>Kuran’ı bir ayda hatmet</strong>’ dedi. Ben bundan daha fazlasını yapabilirim dedim. O zaman haftada üç gün oruç tut buyurdu. Ben bundan daha fazlasını yapabilirim dedim. Bir gün oruç tut iki gün tutma buyurdu. Ben bundan da daha fazlasını yapabilirim dedim. Bu defa Allah Resulu şöyle buyurdu. O halde en faziletli oruç olan, Davud orucunu tut. Bir gün ye, bir gün oruç tut! Kur’an’ı da bir hafta da hatmet! Abdullah İbn Amr şöyle demiştir: Keşke Rasulullah’ın bana verdiği ruhsatı kabul etseydim. Çünkü artık yaşlandım, takatim kalmadı.</p>



<p>Abdullah İbn Amr gündüz ailesinden birine Kur’an’ın yedide birini okurdu. Gece okumak istediği kısmı gündüzün hazırlardı. Böylece gece yükünü hafifletmek isterdi. Oruç için güçlü olmak istediği zaman ise peş peşe günlerce oruç tutmazdı. Tutmadığı günleri de sayardı. Daha sonra bu günlerin sayısı kadar oruç tutardı. Çünkü o, Rasulullah&#8217;ın vefatından sonra onun zamanında yaptığı amelleri bırakmaktan hoşlanmazdı.</p>



<p>Ebu Abdullah (İmam Buhari) şöyle demiştir: <strong>Bazıları üç günde, bazıları bir haftada, bazıları da bir haftadan daha uzun zamanda Kur’an’ın hatmedilebileceğini söylemiştir.</strong> (Buhari 5052)</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center">En Az Hatim Süresi Üç Gündür</h2>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">( سنن ابن ماجة )</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">1347 حدثنا محمد بن بشار حدثنا محمد بن جعفر حدثنا شعبة ح و حدثنا أبو بكر بن خلاد حدثنا خالد بن الحارث حدثنا شعبة عن قتادة عن يزيد بن عبد الله بن الشخير عن عبد الله بن عمرو أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال لم يفقه من قرأ القرآن في أقل من ثلاث .&nbsp; تحقيق الألباني :صحيح ، صفة الصلاة</p>



<p>Abdullah b. Amr(r.a.)’dan</p>



<p>Rasulullah (s.a.s.) : “<strong>Üç günden az sürede Kuran’ı okuyan kimse onu anlamamıştır.</strong>” dedi.</p>



<p>İbn Mâce 1347 – Ebu Davud, Salat 326 – Elbani: Sahih</p>



<p>Eğer Kuran’ın anlaşılmaması söz konusuysa neden üç gün sınırı konulsun? Amaç sadece her harfine sevab olarak değerlendirilseydi günde iki hatim bile tavsiye edilirdi. Dolayısıyla anlama, tefekkür, tedebbür için en alt sınır<strong> üç gün tavsiye edilmiş.</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center">Kuranı Bölümlere Ayırarak Okuma</h2>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">1392 حدثنا محمد بن يحيى بن فارس أخبرنا ابن أبي مريم أخبرنا يحيى بن أيوب عن ابن الهاد قال سألني نافع بن جبير بن مطعم فقال لي في كم تقرأ القرآن فقلت ما أحزبه فقال لي نافع لا تقل ما أحزبه فإن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال قرأت جزءا من القرآن قال حسبت أنه ذكره عن المغيرة بن شعبة .</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">تحقيق الألباني :صحيح</p>



<p>İbnu’l Hadi (r.a.)’den:</p>



<p>Nafi b. Cubeyr b. Mut’im bana
“Kuran’ı kaç günde okuyorsun?” dedi. Ben de öyle bir taksim yapmıyorum dedim. Bunun
üzerine Nafi: “Öyle deme muhakkak ki Rasulullah s.a.s. “Kuran’dan bir bölüm
okudum” buyurdu. Ravi dedi ki: Zannedersem Nafi, Rasulullah’ın bu sözünü Muğire
b. Şube’den nakletmiştir.</p>



<p>Ebu Davud 1392 </p>



<p>(Benzer bir rivayet: Muslim “Ṣalâtu’l-musâfirîn”, 142)</p>



<p>Kuran’ı hizib hizib veya cüz cüz okumanın meşruluğu da
zahirdir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center">Kolayına Gelen Şekil İle Kuran&#8217;ı Okumak</h2>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ </p>



<p><strong>“Artık Kur’an’dan kolayınıza
geleni okuyun.” </strong></p>



<p>Müzemmil 20</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center">Allah&#8217;ın Muradının Kitabının Anlaşılması Olduğu</h2>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّ كْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ</p>



<p><strong>“Andolsun biz, Kuran’ı
düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?”</strong></p>



<p>Kamer Suresi 17</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">30784- حَدَّثَنَا وَكِيعٌ , قَالَ : حدَّثَنَا ابْنُ أَبِي لَيْلَى ، عَنِ الْحَكَمِ ، عَنْ مِقْسَمٍ ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ : {وَرَتِّلَ الْقُرْآنَ تَرْتِيلاً} قَالَ بَيِّنْهُ تَبْيِينًا.</p>



<p>Miksam bildiriyor: İbn Abbas, “Ve rettili’l-Kurane tertile” ayeti hakkında: “<strong>Kelimeler anlaşılacak şekilde tane tane okumaktır” dedi.</strong></p>



<p>İbn Ebi Şeybe 30784</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center">Ramazanda Kıraatin Arttırılması</h2>



<p>İmam Beyhaki, Şuabu’l-İman adlı eserinde ‘Kuran’ı Ramazan Ayında Daha Fazla Okumak’ başlığı koyup, 2053-2058 nolu hadisler arasında seleften bir çok nakiller yapmıştır. Diğer eserlerde de selefin, bu ay da Kuran’a daha çok önem verdiklerini gözlemlemekteyiz.</p>



<p class="has-text-align-center">2019 Ramazan – K.Zafer Günal</p>



<p class="has-text-align-right">11604</p>



<p class="has-text-align-right">حَدَّثَنَا سَيَّارٌ ، حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ ، حَدَّثَنَا الْمُعَلَّى بْنُ زِيَادٍ ، حَدَّثَنَا الْعَلَاءُ بْنُ بَشِيرٍ الْمُزَنِيُّ &#8211; وَكَانَ وَاللَّهِ مَا عَلِمْتُ شُجَاعًا عِنْدَ اللِّقَاءِ، بَكَّاءً عِنْدَ الذِّكْرِ &#8211; عَنْ أَبِي الصِّدِّيقِ النَّاجِيِّ &#8211; عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ، قَالَ : كُنْتُ فِي حَلْقَةٍ مِنَ الْأَنْصَارِ، إِنَّ بَعْضَنَا لَيَسْتَتِرُ بِبَعْضٍ مِنَ الْعُرْيِ، وَقَارِئٌ لَنَا يَقْرَأُ عَلَيْنَا، فَنَحْنُ نَسْمَعُ إِلَى كِتَابِ اللَّهِ، إِذْ وَقَفَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَقَعَدَ فِينَا لِيَعُدَّ نَفْسَهُ مَعَهُمْ، فَكَفَّ الْقَارِئُ، فَقَالَ : &#8221; مَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ ؟ &#8221; فَقُلْنَا : يَا رَسُولَ اللَّهِ، كَانَ قَارِئٌ لَنَا يَقْرَأُ عَلَيْنَا كِتَابَ اللَّهِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِيَدِهِ، وَحَلَّقَ بِهَا يُومِئُ إِلَيْهِمْ، أَنْ تَحَلَّقُوا، فَاسْتَدَارَتِ الْحَلْقَةُ، فَمَا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَرَفَ مِنْهُمْ أَحَدًا غَيْرِي، قَالَ : فَقَالَ : &#8221; أَبْشِرُوا، يَا مَعْشَرَ الصَّعَالِيكِ، تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ قَبْلَ الْأَغْنِيَاءِ بِنِصْفِ يَوْمٍ، وَذَلِكَ خَمْسُمِائَةِ عَامٍ <br>حكم الحديث: حديث حسن، إسناده ضعيف</p>



<p>Ebû Ya&#8217;la, İbn Merdûye, Delail&#8217;de Beyhakî ve el-İbâne&#8217;de Ebû Nasr es Siczi&#8217;nin bildirdiğine göre Ebû Saîd der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) biz zayıf Müslümanların yanına gelmişti. Bir kişi de bize<strong> Kur&#8217;ân okuyup dua ediyordu</strong>. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): &#8220;Ümmetimden bazı kişilerle beraber nefsimi sabretmeye alıştırmamı emreden Allah&#8217;a hamd olsun&#8221; diye dua etti. Sonra: &#8220;Fakir Müslümanları müjdele, kıyamet gününde onlar için tam bir nur vardır. Çünkü onlar Cennete zenginlerden yarım gün önce yani beş yüz yıl önce gireceklerdir. Kendilerine Cennet nimetleri sunulurken zenginler hesapta olacaktır&#8221; buyurdu.<br>Ebu Yala(1151), Beyhaki (1/351,352), Ahmed 11604, Elbani: Hasen</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/kurani-anlama-gayretiyle-mukabele-yapmak/">Kuran’ı Anlama Gayretiyle Mukabele Yapmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2344</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
