وَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ حِجَابًا مَّسْتُورًا 45
Kur’an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz. (İsra 45)
Andolsun ki, Kur’an’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı? (Kamer 17)
Rasul gönderildi gözlerini başka tarafa çevirdiler. Kitap gönderildi kulak tıkadılar. Kudretimizi hissettirdik(bela, musibet ve kevni ayetlerle) oralı olmadılar. Allah göğü, insanın kendisinden daha muhteşem kıldı gördü geçtiler. Her şeyi gördüler ama Allah’a götüren bir şey göremediler etrafında. Ne Kuranı anladılar ne de kainat kitabını. Oysa hidayet insanın etrafına serpiştirilmişti:
Onlara dış âlemdeki ve kendi içlerindeki âyetlerimizi göstereceğiz. Böylece Kur’ân’ın gerçek/hak olduğunu anlayacaklardır. “Rabbinin her şeye tanık olması onlara yetmiyor mu?” (Fussilet 53)
Her İşi Mükemmel Olan Allah Subhanehu ve Tealanın, Kullarına Hüccet Getirmesi Eksik Olur Mu?
Müjdeci ve uyarıcı elçiler gönderdik ki onlardan sonra insanların elinde Allah’a karşı ileri sürecekleri bir mazeretleri olmasın. Allah azizdir, hakimdir. (Nisa 165)
Onlar orada: “Rabbimiz! Bizi çıkar da yapmakta olduklarımızdan farklı olarak salih amel işleyelim” diye feryat ederler. Size öğüt alacak olanın öğüt alabileceği kadar bir ömür vermemiş miydik? Size uyarıcı gelmişti. Artık tadın (azabı); zalimler için hiçbir yardımcı yoktur. (Fâtır 37)
O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: “Keşke Rasulle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen zikir’den (Kuran’dan) o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor” der. (Furkan 27,28,29)
Kalplerinin Örtülü Olmasını Kendileri De İtiraf Ediyorlar
Şirk akidelerine olan güvenlerine dayanarak kafirler şöyle derler: Ve dediler ki: Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır. Kulaklarımızda da bir ağırlık vardır. Bizimle senin aranda bir perde bulunmaktadır. Onun için sen istediğini yap, biz de yapmaktayız” (Fussilet 5)
Fakat onların ahidlerini (vardıkları o sağlam sözleri) bozmaları, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve “kalplerimiz perdelidir”, demeleri sebebiyle kendilerine lânet ettik. Doğrusu Allah, onların kalpleri üzerine, küfürleri yüzünden mühür vurmuştur. Onun için, pek azı müstesnâ, onlar imana gelmezler. (Nisa 155)
Elçiye ve Getirdiğine (Kuran’a) Karşı İthamları
Onlar Kur’an’a «sihir», «şiir», «geçmişlerin masalları, O uydurdu diyorlar» O’nu getiren elçiye de; kahin, şair, mecnun diyerek avuçlarına gelen hidayeti geri çeviriyorlar. Bu konuda ki bir ayette;
Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar. (Enbiya 2)
Hevasını İlah Edindikten Sonra Gelen Perde
Hevâ ve hevesini İlah edinen Allah’ın bir bilgiye dayanarak saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, güzünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü?” (Câsiye 23)
Bu ayetten de, önce insan kendi batıl arzularını ilah edindiğini, sonra da Allah’ın böyle kalpleri mühürleyip perdeyi çektiğini yani sonucun sebebe bağlı olduğunu anlıyoruz. Allah Teâlâ herkese layık olduğunu verir.
Sebep Sonuç İlişkisi
Hidayet kendisine ulaştıktan sonra hidayeti red edenler, o hidayetten mahrum edilmekle cezalandırılmışlardır:
Ayetlerine iman etmeyenleri Allah, doğru yola sevk etmez; onlara elim bir azap vardır. (Nahl 104)
Ayetlere olan teslimiyetimiz bir sonraki teslimiyetimizi kolaylaştırıyor, tersi de böyle. Bkz. Bakara suresi, Talut ve Calut kıssası.
“Allah kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Bakara, 2/264; Maide, 5/67; Tevbe, 9/37; Nahl, 16/107)
“Allah fâsıklar topluluğunu doğru yola iletmez.” (Maide, 5/108; Tevbe, 9/24, 80; Munafıkun, 63/6.)
“Allah zâlimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Bakara, 2/258; Al-i İmran, 3/86; Maide, 5/51; En’am, 6/144; Tevbe, 9/19, 109; Kasas, 28/50; Ahkaf, 46/10; Saff, 61/7; Cuma, 62/5.)
“Allah nankör yalancıyı doğru yola iletmez.” (Zümer, 39/3)
“Allah yalancı müsrifi yola getirmez.” (Mü’min, 40/28) (Müsrif bu ayette rabbine karşı haddi aşan manasında)
“Allah iman edenleri doğru yola iletir”:
Bunu bir de, kendilerine ilim verilenlerin, onun rabbin tarafından gelmiş kesin gerçek olduğunu anlamaları, ona iman etmeleri ve böylece bütün kalpleriyle ona bağlanmaları için yapar. Muhakkak ki Allah iman edenleri dosdoğru bir yola iletir. (Hac 54)
Allah’ın dilemesinin kulun tercihleriyle bağlantılı olduğunu anlatan en çarpıcı ayetlerden birinde de şöyle buyurulur: Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklarda kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediği kimseyi saptırır dilediği kimseyi de doğru yol üzere koyar. (Enam 39)
Kendilerine verilen fonksiyonları yanlış tercihleriyle batıla kullananların kaçınılmaz sonu hidayetten mahrum edilmeleridir: Ve Musa, kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Muhakkak ki ben, sizin için Allah’ın Resulüyüm, (böyle) olduğumu bildiğiniz halde niçin bana eziyet ediyorsunuz?” Artık onlar (Hakk’tan) dönünce, Allah da onların kalplerini döndürdü. Allah, fâsıklar kavmini hidayete erdirmez. (Saff 5)
مَّنِ اهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِي لِنَفْسِهِ ۖ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا ۚ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ ۗ وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّىٰ نَبْعَثَ رَسُولًا 15
İsra 15. Ayetteki وَمَن ضَلَّ ‘men dalle’ ifadesi kişinin tercihini gösterir.
Rızkı Arama ve Hidayeti Bulma Arasındaki Benzerlik
Hidayet ırkımız gibi doğumumuzdan ölümümüze kadar değişmeyen bir nitelik değildir. Her an değişebilir.
Hidayetin ayağına gelmesini bekleyen, karşıya geçmek için nehrin akan suyunun durmasını bekleyen gibidir.
Hidayet evinin kapısını çalıp ‘Ben geldim demez.’ Senin dışarı çıkıp onu araman lazım.
Hidayeti veren o ise isteyen de biz olmalıyız.
Güzel bir nükte:
Ona sordum: “Neden namaz kılmıyorsun?
“Bana dua et ki Allah hidayet versin.” Dedi.
“O zaman işine gitme.” Dedim
“Neden ki?” Dedi. “Sana dua edeceğim Allah rızık versin.”
Allah kelamına değer vermeyenin hidayete ermeye hiç niyeti yoktur demektir. Allah da zorla hidayeti-ilmi senin kalbine sokmuyor. Ama kendisine hidayeti bulmak için yürüyerek gelene Allah da koşarak gidiyor. Nitekim kudsi bir hadiste:
“O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.” (Buhari, Tevhid 50)
وَجَعَلْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِي آذَانِهِمْ وَقْرًا ۚ وَإِذَا ذَكَرْتَ رَبَّكَ فِي الْقُرْآنِ وَحْدَهُ وَلَّوْا عَلَىٰ أَدْبَارِهِمْ نُفُورًا 46
Kur’ân’ı anlamalarını engellemek için, kalplerine örtüler koyarız, kulaklarına ağırlık veririz. Sen Kur’an’da, Rabbinin birliğini zikrettiğinde, onlar, canları sıkılmış bir vaziyette gerisin geri dönüp giderler. (İsra 46)
Zikre dönüp gidenlerin cezası zikri anlamama şeklinde tezahur ediyor.
Yâni dinlemek ve anlamak için kendilerine verdiği azalarını kullanmadan yana olmadıkları için Allah da bu azalarının işlevselliğini onlardan alıvermiştir.
الجزاء من جنس العمل – Ceza amel cinsindendir kaidesi işliyor.
Kişi hidayeti aramalıdır. Kuran’a gelince kişi hidayeti bu ayetlerde aramalıdır. Ve dahi kevni ayetlerde. Allah’ın kendisine verdiği algılama yetisini (göz,kulak,akıl) doğru şekilde kullanmalıdır: Cehennem için de insanlardan ve cinlerden pek çok kimse yarattık ki onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar, gözleri vardır onlarla görmezler ve kulakları vardır onlarla duymazlar. Bunlar hayvanlar gibi hatta daha aşağıdırlar. İşte bunlar gafillerdir. (Araf 179)
Onlar, kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu şüphesiz onlar için hayırlı ve daha sağlam olurdu. O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir verir ve onları doğru yola eriştirirdik. (Nisa 66 – 68)
Görüldüğü üzere kulların doğru yola iletilme sebebi ayette mevcut.
Tersi de böyledir:
Semûd kavmine gelince, onlara yol gösterdik, fakat onlar körlüğü, doğru yolu bulmaya tercih ettiler. Böylece yaptıkları yüzünden alçaltıcı azap yıldırımı onları yakaladı. (Fussilet 17)
Bizim için bu dünyada da ahirette de iyilik yaz. Biz sana yöneldik.” (Allah) dedi ki: “Azabıma dilediğimi uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Onu sakınan, zekatı veren ve ayetlerimize iman edenlere yazacağım. (Araf 156)
Cinlerin konuşmalarından bir bölümünü nakleden kitabımız, bu konuşma da konumuzla alakalı güzel bir yeri de aktarır şöyle ki;
“Kuşkusuz içimizde Müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kim Müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır.” (Cin 14) Görüldüğü üzere doğruyu arama, onun peşine düşme Allah’ın hidayetini kişiye yaklaştıran bir unsur.
Tabi kulun yanlış tercihleriyle başına gelen kötü sona değil bir de mutlu sona örnek verelim: Nihayet İbrâhim, onlardan ve Allah’tan başka taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiğinde, biz ona İshak ve Ya‘kûb’u bağışladık ve her birini nebi yaptık. (Meryem 49)
Sadi Rahimehullah’ın Sebep Sonuç İlişkisine Dair Cümlesi
Onlar bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler! Fakat o zalimler, bugün açık bir sapıklık içindedirler. (Meryem 38)
“Fakat o zalimler, bugün apaçık bir sapıklık içindedir.” Ve bu konuda onların bir mazeretleri yoktur. Çünkü onlar, ya hakkı bilen ama inat edip haktan bile bile sapan ve ondan yan çizen kimselerdir ya da hakkı ve doğruyu bilme imkânına sahip olmakla birlikte hak yoldan sapan, sapıklığına ve kötü amellerine razı olan, hakkı batıldan ayırt etmek için de hiçbir çaba göstermeyen kimselerdir. (Sadi Tefsiri – Meryem Suresi)
Kişinin yetisini kullanmayıp atalarının izinden gitmesi de kendi tercihidir: Çünkü onlar atalarını doğru yoldan sapmış olarak buldular 70. Ama kendileri de çılgınca onların izinden koşuyorlar. (Saffat 69)
Senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor: Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kız kardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur. Eğer (ölen) kız kardeşin çocuğu yoksa erkek kardeş de ona vâris olur. Kız kardeşler iki tane olursa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş varsa, erkeğin hakkı iki kadın payı kadardır. Yanılmayasınız diye Allah size açıklama yapıyor. Allah her şeyi bilmektedir. (Nisa 176)
Hacerin koşuşu akabinde zem zem bulundu.
