<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tevhid ve Toplum -</title>
	<atom:link href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/</link>
	<description>İyilik Ve Takva Üzere Yardımlaşın (Maide 2)</description>
	<lastBuildDate>Sun, 08 Feb 2026 18:38:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://i0.wp.com/www.ilmedavetdernegi.org/wp-content/uploads/2015/02/cropped-51672204_2230637893625247_7710222773204811776_n-e1624197862879.jpg?fit=32%2C25&#038;ssl=1</url>
	<title>Tevhid ve Toplum -</title>
	<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">117739964</site>	<item>
		<title>Tağut&#8217;un Çeşitleri</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tagutun-cesitleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Feb 2026 18:35:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevhid ve Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=12410</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kardeşler Tevhid dersi serilerimizin Tağut ile ilgili anlatımının ikinci kısmındayız. Birincisini özetlemek istersek Tağut ne demek? Allah’a ibadetten alıkoyan her şey ama rıza şartı vardır. İlah için söylediğimiz şeyle onun içinde geçerli yani Allah’tan başka ilahlara küfür etmedikçe, red etmedikçe nasıl ki Tevhid gerçekleşmiyor. Tağutlarda red edilmeden sahih bir iman korunmuş olmuyor diye derslerimizde bunu...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tagutun-cesitleri/">Tağut&#8217;un Çeşitleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kardeşler Tevhid dersi serilerimizin <strong>Tağut ile ilgili anlatımının ikinci kısmındayız.</strong> Birincisini özetlemek istersek <strong>Tağut ne demek? Allah’a ibadetten alıkoyan her şey ama rıza şartı vardır.</strong> İlah için söylediğimiz şeyle onun içinde geçerli yani Allah’tan başka ilahlara küfür etmedikçe, red etmedikçe nasıl ki Tevhid gerçekleşmiyor. <strong>Tağutlarda red edilmeden sahih bir iman korunmuş olmuyor</strong> diye derslerimizde bunu söylemiştik.</p>



<p>Şimdi <strong>Tağut’un çeşitleri</strong> ile ilgili kısımlara giricez, son bölümde de beşinci kısım olan yani beş tane tağuttan bahsedicez. Tabi bununla sınırlı değil aynı İslam’ın şartı beş, imanın şartı altı olmadığı gibi burada da en önemlilerini dile getireceğiz.</p>



<p>Muhammed Takiyuddin El-Hilali şöyle der: (kitabut tevhid şerhihde) &#8220;Ulema şöyle demiştir: <strong>Tağutlar çoktur. Ancak şu beşi en başlıcalarıdır:</strong> <em>İblis (Allah’ın laneti üzerine olsun), Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, kendisine ibadete davet eden veya mahlukattan başkasına ibadete davet eden, gayb ilminden haber verdiğini iddia eden, kahin ve sihirbazlar.&#8221;</em></p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Birincisi İblis</strong></h2>



<p>Birincisi İblis, biliyorsunuz Allah subhanehu ve tealanın Sad 78’de rahmetinden kovmuş olduğu varlık olarak İ<strong>blis, Tağutlar içerisinde yer almakta.</strong><br>Yasin 60.ayet Şeytanın tağut olduğuna işarettir: &#8220;Ey Âdemoğulları! Ben size demedim mi, şeytana kulluk etmeyin, o sizin apaçık düşmanınızdır! Bana kulluk edin, doğru yol budur.&#8221;</p>



<p>Şeytana bir ibadet var, bu söz konusu. <strong>Şeytana bir ibadet varsa neden Tağut oluyor</strong>, ilah kavramı da buna girer. Eğer ibadet olunan varlık ilah ise şeytana da ibadet oluyorsa şeytan ilah kavramı ile de nitelendirilir. Neden Tağut kavramı ile nitelendiriyoruz diye bir soru gelebilir. İşte burada ayırıcı özellik neydi rıza şartının olması.</p>



<p>O bizatihi, kendisi, Allah’ın dosdoğru yoluna oturuyor. Araf 16. İblîs, &#8220;Öyle ise beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım&#8221; dedi. Demek ki burada kasti bir girişgahı var İblis’in.</p>



<p>İbrahim 22. İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: &#8216;Doğrusu, Allah, size gerçek olanı va&#8217;detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da red etmiştim. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır.&#8217;</p>



<p>Şeytana ibadet deyince satanistler akla gelmesin. Her Allah’tan gayrısına yapılan ibadet, küfür veya şirk olsun bu şeytana ibadet olarak nitelendirilir. Mesela içki içen birisi de aslında şeytana ibadet eder. Allah’a ortak koşan birisi de yine şeytana ibadet eder. Bunların biri ebedi cehennemlik olurken diğeri olmaz. Bunları ibadetin tanımında işlemiştik.</p>



<p><strong>İblis’in isteği ve rızası olduğu için Tağut kavramı içerisine giriyor.</strong> Peki şunu soralım, Tağut kelimesini izah ederken hangi ifadeden yola çıkarak bu kelimeye ulaşmıştık? Azgınlık. Nuh tufanında su tuğyan etti yani azdı. Normal yağması gereken litreden daha fazlası yağdığı için oradaki o ifadeyi Allah bu şekilde kullandı. Bu tarafa geldiğimiz zaman tuğyan kelimesinin azgınlık olarak kullanıldığını görüyoruz.</p>



<p>Firavun, diğer kâfirler gibi değil, onun farklı bir azgınlığı vardı. O yüzden de <strong>Allah ayette &#8220;Ona gidin, o azdı&#8221; ifadesinde tuğyan kelimesini kullandı.</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kendisinin Rızası ile Allah’tan Başka Kendisine İbadet Edilen Varlıklar</strong></h2>



<p>İkincisi, <strong>kendisinin rızası ile Allah’tan başka kendisine ibadet edilen varlıklar.</strong> Hatta burada yazarın ifadesiyle Tağutların elebaşlarıdır. İster kendileri hayattayken kendisine ibadet edilsin ister kendisi öldükten sonra kendisine ibadet edilsin, <strong>kendisine ibadetten rızası varsa bu kişi Tağut ismini almış olur.</strong> Hatta şöyle de deniliyor; adam kendisine ibadet edilmeye davet edilmesine rağmen ibadet eden birini bulamasa dahi, sırf kendisine ibadet edilmesine razı olduğundan dolayı Tağut ismini alır.</p>



<p><strong>Kendisine ibadet edilmeye çağırarak kendisinin yüceltilmesini kabul eden Firavun bu konuya örnek olabilir.</strong> Kasas 38’de Firavun dedi ki: &#8220;Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum…&#8221;</p>



<p>Eğer bir varlığa bir ibadet edilecekse o varlık ben olmalıyım diye dile getiriyor Firavun. Hatta bu işte o kadar azmış ki sihirbazlar secdeye kapandığı zaman kendilerine izin vermediğinden bunu yapmalarını kınıyor. &#8220;Nasıl benden onay almazsınız da böyle bir şey yaparsınız?&#8221; tarzında. Azgınlıkta İslam tarihinde en önde gelenlerden Firavun gösterilir. Daha yakın tarihte de Ebu Cehil gösterilir mesela. Her ikisi de küfürde çok ileri gidenlerden. Ölürken bile Ebu Cehil, &#8220;Beni kim öldürdü?&#8221; diyor, bakıyor ki gençlerden biri öldürüyor, beğenmiyor.</p>



<p><strong>Bir de çağımızda kendisine ibadet edilmesini isteyenler var.</strong> Fakat bunu çok farklı bir metot ile yapıyorlar. Mesela Türkiye’de &#8220;Cuma namazı kılınmaz&#8221; ifadesi, normalde fıkhî bir mesele gibi dursa da aslında insanları kendi ideolojisine, kendi düşüncesine, kendi edinmiş olduğu yapıya davet eden bir pozisyonda olarak değerlendiriliyor. Çünkü Cuma namazını farz kılan Allah hiçbir ayetinde, Resulü de hiçbir hadisinde Cuma namazını neshetmemiş. Yani onun bakiliğini veya câriyyeliğini ortadan kaldırmamış mesela. Ama o kişiler kalkıyorlar “Türkiye’de Cuma namazı kılınmaz” tarzında bir ifade kullanabiliyorlar veya &#8220;oy kullanmak küfürdür&#8221; diyorlar. Şimdi oy kullanmak bir hükümle ilgilidir. &#8220;Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, kâfirdir, zalimdir, fâsıktır&#8221;. Eğer birisi bir hüküm koyduğunda bu İslamiyet&#8217;te yoksa, Allah böyle bir şey söylememişse bu adamın durumu, arkadaki yazılardan birine düşer.</p>



<p>Çevremizde bugünkü hayatımızda veya bundan sonraki hayatımızda kendisine veya kendi mezhebine, kendi ideolojisine ibadete davet edenler de çıkabilir. İbadet kelimesini çok yanlış anlıyor <strong>Türk toplumu. Şeytana ibadet demek asla ve asla ona rukû veya secde etmek demek değil.</strong> Adiy bin Hatim kıssasını hemen hatırlamamız gerek. Orada Muhammed a.s. Adiyy bin Hatim’e geldiği zaman boynundaki istavroz ile, o putu çıkar at dedi ve ona Tevbe Suresi’nin 31. ayetini okudu ve sonrada Adiyy &#8220;<strong>Biz ona ibadet etmiyoruz</strong>&#8221; dedi. Neyi kastetti? Rukû ve secdeyi kastetti. Peki Muhammed a.s. ona neyin ibadet olduğunu söyledi? <strong>Haram ve helâl meselesinde, yani hüküm koymada, o hükme sen boyun eğiyorsan o ibadet oluyor.</strong> Dolayısıyla burada “Cuma namazı kılınmaz” diyen birisine sen itaat ettiğin zaman aslında ona ibadet etmiş oluyorsun. Veya &#8220;oy kullanmak küfürdür, haramdır&#8221; diyen birisine uyduğunuz zaman sen ona ibadet etmiş oluyorsun. O ne olmuş oluyor? Tağut oluyor. Çünkü bundan da rızası var. Birazdan buna daha ayrıntılı olarak gireceğiz.</p>



<p>Şöyle bir cümleye ne dersiniz? &#8220;Tağut’a ibadet evliyalara göre azdır. Evliyalar da severek itaat ağır basar.&#8221;</p>



<p>Ne demek istiyor bu cümle? İlk şirk koşulan ve son şirk koşulan toplumlara baktığımız zaman her ikisinin de sevgide aşırı gittiklerini, velilerini aracı kıldıklarını, o değer verdikleri şahsiyetleri aşırı sevdiklerini görüyorsunuz ve onlar Allah ile aralarında ilah pozisyonuna bürünüyor oluyorlar. Yani Allah’a yapılması gereken ibadetlerin bir kısmını bunlarada sunmaya başlıyorlar ve bunu isteyerek mi yapıyorlar yoksa otorite zoru ile mi yapıyorlar? Bunu tabikide isteyerek yapıyorlar.</p>



<p>Cümlenin kastettiği aslında bu. İnsan zorlama ile şirke girmez. Yani daha çok ayağının kaydığı alan severek olur. İlah kavramında olur.</p>



<p>Önemli olan şey aslında sevgide aşırılığa dikkat etmemiz gerekiyor, âlimleri sevmemiz gerekiyor, ama bir o kadar da onlara karşı dikkatli olmamız gerek. Sevgideki paylaşımımıza, bizden sudur eden şeylere dikkat etmemiz gerekiyor. İçimizde Buhari’yi, Ebu Hanife’yi, Tirmizî’yi sevmeyen olabilir mi? Ama bütün bunlar bir değeri olduğu kadar onlara karşı göstereceğimiz fıkıhta da sağa ve sola karşı göstereceğimiz kaçışta da dikkat etmemiz gerekiyor. Düz gideceğiz ne soldaki yamaca yuvarlanacağız ne sağdaki yamaca yuvarlanacağız, Sıratı Müstakim üzere bir yola gideceğiz.</p>



<p>Bizden öncekiler böyle bir hataya düşmüşlerse eğer, din adamlarını aşırı yüceltme konusunda, bu taraftakilerinde, bugün yaşayanlarında buna dikkat etmesi gerekir.</p>



<p>İkinci kısımda ise evliyalar da severek itaat ağır basar. Yani ilkinde itaat zorunludur belki Tağut’a bazı zorlamalar vardır Firavun gibi. Mesela Kur’an-ı Kerim’de şöyle bir ayet var. Firavun ’un korkusundan dolayı kavminden Musa’ya çok azı iman etti diyor. Yani aslında Musa’ya iman edecekler ama Firavun ’un korkusundan dolayı ona iman edemediler diyor. Müthiş bir tespit bu. Bakın bugün çoğu insan İslamiyet&#8217;i yaşadığı zaman başına bir şeyler geleceğinden korkar. Devletin sopasından korkar veya toplumun tepkisinden korkar. Korkularla İslam&#8217;ı yaşayamaz, tam manası ile yerine getiremez. Dolayısıyla burada kastedilen şey salih kişilerde sevgi ile beraber olan bir itaat söz konusu olur. Ama Allah’ın istemediği bir itaat pozisyonuna bu süluk eder kardeşler.</p>



<p>Dediğimiz gibi ikinci kısımda da <strong>kendisine ibadet edilmesinden razı olan</strong>, kendisine ibadete davet eden veyahutta başkasına ibadet edilmesine davet eden kişiler buna girebilir.</p>



<p>Yani burada şöyle düşünün, bir totem var mesela ona davet ediliyor o kişi dolayısıyla oda aynı kavram içerisine girecektir. İlla kendisine ibadet edilmesi değil başka birisine ibadete davet de bu kavramın içerisine girer. Neticede o kişilerin rızasının olması ikinci başlık altında yer almasına sebep oluyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Gaybı Bildiğini İddia Eden Kimseler</h2>



<p><strong>Üçüncü başlığımız, gaybı bildiğini iddia eden kimselerdir.</strong> Malumunuz <strong>gaybı sadece Allah bilir</strong> ve dilediği elçilere gaybı bildirir. Fakat asla ve asla Nebiler gaybı biliyordur diyemeyiz bakın. Nebiler gaybı bildirilen insanlardır. Allah gaybı kimseye açmaz sadece seçmiş olduğu Resul’e bunu açar. O yüzden Resullerin bir altındaki katman olan havari diyebileceğimiz, sahabe diyebileceğimiz kimseler ve yahut ta ilimde ruhu sahibi olan, ehli hal vel akt olanlar ve ulul-nüha dediğimiz, ileri seviyede dinlerine sahip çıkanlar, bilenler ve amel edenler dediğimiz kitle ise asla ve asla gaybı bilemezler. Neden, çünkü resul değillerdir.</p>



<p>Burada önemli olan bir diğer husus var ki Resuller de kendiliğinden gaybı bilme yetkisine sahip değildirler. Bunun tek bir örneğini verelim:</p>



<p>Enes -ra-: “Rasûlullâh -sav-’in Bi’r-i Maûne’de şehid olan ashâbına üzüldüğü kadar, hiçbir şeye üzüldüğünü görmedim!” demiştir. (Müslim, Mesâcid, 302)</p>



<p>Resulullah sav. dini öğretmek için birilerini gönderiyor fakat o birileri hainlik ediyorlar ve Resulullah’ın seçmiş olduğu ve onlarla gönderdiği sahabeleri Bi’r-i Maûne (kuyu) olayında orada katlediyorlar, onlar şehid oluyorlar. Allah Resulü sav. buna çok üzülüyor, hatta bunu yapanları yakalatıyor ve ellerini ve ayaklarını çaprazlama kestiriyor, gözlerine de mil çektiriyor.</p>



<p>Şimdi gelmek istediğim konu şu: Neyi ispat ettim ben? Gaybı bilmediğini. Gaybı bilseydi, yapar mıydı böyle bir şey? Uhud’da dişi kırıldı, Uhud’da okçuların yerlerini terk etmesi… Enes -ra-: “Rasûlullâh -sav-’in Bi’r-i Maûne’de şehid olan ashâbına üzüldüğü kadar, hiçbir şeye üzüldüğünü görmedim!” demiştir. (Müslim, Mesâcid, 302)</p>



<p>Dolayısıyla <strong>Allah Rasûlü gaybı bilmez.</strong> Ayşe annemize atılan iftiranın doğru olup olmadığını bilmiyor, bakın. Bugün bakıyorsunuz insanlar bazı konuşmalar yapıyor böyle. Güya birilerinin evliyaullah dediği, veli dediği, keramet sahibi dediği kişiler… Hiç bize öğretilen gaybî meseleler ile insanlara haber verilen gaybî meseleler arasında ciddi farklar var. Güya bunlar o kişileri övmek için yapılıyor. Gittikleri yolun doğru olduğunu ispat etmek için bu yapılıyor. Oysaki aklı başında bir kul asla ve asla böyle bir cümle kullanmaz. Gayba dair hiçbir şekilde açıklama yapmaması gerekir.</p>



<p>Gaybı bildiğini iddia edenlerin neden bu kısım içerisine girdiğini ben de çözememiştim. <strong>Şimdi o gaybdan haber veriyor ya, ne bekliyor? İnanılmasını, tasdik, kendisinin doğrulanmasını bekliyor. Kendisinin tasdik edilmesine rızası var.</strong> Adam peki gaybı bildiğini iddia ediyor, birisi de onu tasdik ederse, burada ne gerçekleşiyor? Küfür. Dolayısıyla burada gaybı bildiğini iddia edenlerin <strong>Tağut</strong> kısmına dahil olması bu şekilde karşımıza çıkıyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Kâhinler, Medyumlar, Arrâflar</h2>



<p><strong>Dördüncü başlığımız ise kâhinler, medyumlar, arrâflar </strong>olarak karşımıza çıkıyor. Bunların birbirine yakınlıkları ve uzaklıkları var yaptıkları eylemlerden dolayı ama neticede bu kimseler de bir takım sihir ve büyüler ile insanlar üzerinde baskı kuruyorlar ve onlarla ilgili bir takım, onların istemediği birtakım sihirleri yerine getiriyorlar. Tabi kâhinlerin bir kısmının gaybı bilmek ile de alakası var, bir önceki konu ile alakalı.</p>



<p><br>Bakınız Harut ve Marut isimli meleklere geliyorlar, &#8220;Biz size bu sihri öğretiriz&#8221; diyorlar melekler, &#8220;ama siz kâfir olursunuz.&#8221; Onlar da &#8220;Bunlara problem yok, biz bu mesleği edinelim ama kâfir olmamızın hiçbir anlamı, hiçbir problemi yok&#8221; deyip alıyorlar. Allah böyle bir imtihanda insanları imtihan etmiş zamanında. Aslında şu anda bu cari bir şey, hala satılıyor. &#8220;Gizli Gemiler&#8221; kitabı denilerek. Orayı açık baktığınız zaman cinlerden alınan gaybî bilgiler söz konusu oluyor. Bunlar içerisinde ileri seviyede denilecek küfür tarzı hareketler var ve bütün bunlara rızası var. Yeter ki o ilmi cinlerden alsınlar, kâhinliklerini ve medyumluklarını kendilerinde ispat etsin kardeşler.</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size"><bdo lang="ar" dir="rtl">وَأَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الإِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًا</bdo></p>



<p>&#8220;Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da bu iş onların taşkınlıklarını artırmaktan başka bir işe yaramazdı.&#8221; (Cin Suresi 6. Ayet)</p>



<p>Burada <strong>kâhinlerin veya diğerlerinin Tağut olma sebeplerinden bir tanesi de insanların onları tasdik etmeleri ve onlarında bu tasdikleri beklemeleridir.</strong> Aynı bir önceki meselede olduğu gibi. Yani bir inanış kâhin bekler, kehanetini sunar ve bekler. Tamamen bir rıza söz konusu olduğu için onlarda bu <strong>Tağut kavramı</strong> içerisine dahil olurlar.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Allah&#8217;ın İndirdiği ile Hükmetmeyenler</h2>



<p>Beşinci başlığımız ise, <strong>Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler.</strong> Bu en uzun başlığımız. Tağut kavramı içerisine bunlarda dahil oluyor.</p>



<p>Maide Suresi’nde geçen, &#8220;Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir&#8221;, bir diğer ayette &#8220;zâlimlerin ta kendileridir&#8221; ve diğer ayette ise &#8220;fâsıkların ta kendileridir&#8221; diye geçen ayetler de bizim genel gündemimizi oluşturacak bu beşinci başlıkta.</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size"><bdo lang="ar" dir="rtl">وَمَن لَّمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللهُ فَأُولئِكَ هُمُ الكَافِرُون</bdo></p>



<p>&#8220;Kim Allah&#8217;ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin tâ kendileridir.&#8221; (Mâide Suresi 44. Ayet)</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size"><bdo lang="ar" dir="rtl">وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ</bdo></p>



<p>&#8220;Kim Allah&#8217;ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar zâlimlerin tâ kendileridir.&#8221; (Mâide, 45)</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size"><bdo lang="ar" dir="rtl">وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ</bdo></p>



<p>&#8220;Kim Allah&#8217;ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar fasıkların ta kendileridir.&#8221; (Mâide, 47)</p>



<p>Men ifadesi Arapçada kişiler için ismi mevsul olarak kullanılan bir ifadedir, yani sadece hükmedenleri, hâkimleri, sultanları veya bugünkü tabiri ile devlet başkanlarını, idarecileri kapsayan bir anlam barındırmamaktadır. Genel bir ifadedir. Yani birisi bana su verebilir mi dediğim zaman içinizden herhangi biri bana su verdiğinde bu nasıl yerine geliyorsa bu şekildedir. Ama ben İsmail bana su ver dediğim zaman bu özel bir sesleniş olur. Peki ben birisi bana su versin dediğimde İsmail ona dahil miydi? O da dahildi. Yani buradaki men ifadesi sadece ve sadece idarecileri ve sultanları kapsayan veya siyasi erki elinde bulunduran bir ifade olarak karşımızda durmuyor. Bunun içerisine herkes giriyor. Çünkü herkes Allah’ın indirdiği ile hükmetmek zorundadır kardeşler. Önce bu girişi yapalım. Çünkü genel algıya baktığımız zaman bu ayeti sadece idareciler için kullanıyorlar, oysaki bu sadece idareciler için kullanılması gereken bir ayet değildir.</p>



<p>Acaba yukarıdaki ayette geçen üç sıfat tek bir varlığın ayrı ayrı sıfatı mıdır? Yoksa üçü de ayrı ayrı varlıklardan mı bahsetmektedir? Bazı yerlerde üçü de bir kişi veya varlık için kullanılmasına rağmen ehli sünnet vel cemaatin kahir ekseriyeti bu üç sıfatın da ayrı ayrı kişiler için kullanılması gerektiğini söylüyor. Çünkü cümlenin girişi ve başlangıcı aynı ama bitişi farklı. <strong>Bir kişi Allah’ın indirdiği ile hükmetmez, bu kâfir olabilir; bazen de Allah’ın indirdiği ile hükmetmez, zalim olabilir; bazen de Allah’ın indirdiği ile hükmetmez, fâsık olabilir.</strong> Biz şimdi inşallah bu sıfatları bu başlık altında incelemeye çalışacağız.</p>



<p>Birinci ayette geçen ifadeye baktığınızda bu ayet özellikle çok kullanılır. İslami ortamlarda bulunduğunuzda Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler fasıktır demezler genelde, kâfirdir denilir. Genel algı bu şekildedir, bu doğru değildir aslen. Çünkü diğerleri de ayettir.</p>



<p>Birincisi, Allah’ın indirdiğini hafife aldığında… Bu kadar tevhid dersi yaptık, bu bilgileri verip sadece dinleyiciye bazı bilgileri vermediğimiz zaman, öğrenmiş olduğu bu tevhid bilgisini karşısında göremediğinde onu tevhid dışılıkla itham etmeye kalkabilir. O yüzden bunun da fıkhını da beraberinde vermek lazım. Yani silahı verdiğimiz gibi silahı nasıl kullanması gerektiğini ona öğretmemiz gerekir.</p>



<p>Birincisi, kâfir olanlardan bahsediyor. Bir adam nasıl olur da Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyip kâfir olabilir? Allah’ın indirdiklerini hafife aldığında yahut küçük gördüğünde ya da başka hükmün ondan daha uygun olduğuna, insanlara daha faydalı olduğuna ya da onun gibi olduğuna inandığından dolayı Allah’ın indirdiğinden başkası ile hükmeden bir kimsenin bu tutumu dinden çıkartan manası ile kişiyi kâfir yapar. Bu gibi kimseler arasından insanlara İslâm şeriatına aykırı kanunlar koyup bunun insanlar tarafından izlenecek yol olmasını isteyen kimseler vardır. Onlar İslâm şeriatına aykırı olan bu yasamaları ancak daha uygun ve insanlar için daha faydalı olduğuna inandıkları için yaparlar.</p>



<p>Şayet hükümdar Allah&#8217;ın yasakladığı bir şeyi yaparken, bu şeyin helal olduğunu veya kendi hükmünün İslam’ın hükmünden daha iyi olduğunu veya kendi hükmüne eşit olduğunu veya Allah&#8217;ın hükmüyle bu asırda hükmedilemeyeceğini düşünürse, bu durumda o kâfir olur.</p>



<p>Bunlar Mâide 44 ile ilgili söyleyeceğimiz maddelerdi. Burada ortak olarak hangi özelliği hissettiniz? Allah’ın hükümlerini beğenmemesi, hafif görmesi, başka kanunlarla hiçbir farkının olmadığını düşünmesi, hatta ve hatta kendi koymuş olduğu kanunların ondan daha iyi olduğunu düşünerek bunları işletmesi, bu kişinin kâfir olmasına yeterli bir malzeme olarak görülmektedir. O yüzden buradaki adam için Mâide 44 gündemdedir.</p>



<p>Mâide 45 ve 47’deki ifadeleri açıklarken de meselenin daha iyi olacağını düşünüyorum.</p>



<p>İkinci maddemiz 45. ayetle ilgili olacak. Bir diğeri Allah’ın indirdiği ile hükmetmemekle birlikte, Allah’ın hükmünü hafife de almaz, küçük de görmez. Allah’ın hükmü dışındaki hükmün kendisi için daha uygun olduğuna da inanmaz, ya da buna benzer bir durumda bulunursa, böyle bir kimse zalimdir, kâfir değildir. Hüküm verdiği şeye ve hüküm araçlarına göre de zulmünün mertebeleri değişiktir.</p>



<p>Birincisi ve ikincisinin farkını anlayabildik mi? Zaten Allah’ın indirdiği ile hükmetmiyor, yalnız birinci maddede olduğu gibi kendi hükmünün Allah’ın hükmünden daha üstün olduğunu düşünmüyor. Kendi hükümlerinin veya başka hükümlerin ona denk olduğunu da düşünmüyor. Bunların kendisi için aslında iyi olduğunu biliyor. Ama buna rağmen hükmetmiyor. Bu da zalimlik kısmı.</p>



<p>Allah’ın hükmünü hafife almayıp küçük de görmemekle birlikte; başkasının ondan daha uygun olduğuna da faydalı olduğuna inanmayıp Allah’ın hükmünden başkasıyla sadece lehine hüküm verdiği kimseyi kollamak yahut bir rüşvet veya buna benzer dünya menfaatlerinden bir menfaat gözeterek hükmeden kimse, bu hükmüyle fâsık olur, kâfir olmaz. Bunun fıskının mertebeleri de kendisiyle hükmettiği şeye ve hüküm yollarına göre değişir.</p>



<p>Zalimlik ile fâsıklık arasında çok büyük bir fark yok göründüğü kadarıyla. Şöyle bir ayırma var. Ben mesela bir kadıyım, iki kişi bana geliyor, birisi Çerkezköylü, birisi Pazariçi’li. Bende adam kayırıyorum, aslında Çerkezköylü haklı. Allah’ın indirdiği hükmü kabul ediyorum, biliyorum ki o hükme göre Çerkezköylü haklı ama ben Pazariçi’li olduğum için adam kayırıyorum. Ben burada fâsık olmuş oluyorum. O zaman şöyle bir kanıya varabilir miyiz? Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen herkes otomatikman kâfir olmaz. Bu, Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen kişinin düşüncesi, niyeti ve ortaya koyduklarına bakılıp derecelendirilir ve ona göre o kişiye böyle bir hüküm verilmesi gerekiyorsa o şekilde verilir.</p>



<p>Üseyminin İslam devletinde ki bir hâkim kurallara beğenmemesine rağmen şeriata göre kuralları uyguluyorsa bu kâfirdir. Demokratik bir küfür devletinde hâkimlik yapan Müslüman, Allah’ın kanunlarının beşerî kanunlardan üstün olduğuna inanıyorsa o kâfir olamaz!</p>



<p>Burada kişinin niyeti çok önemli. Kişi Allah’ın indirdiği hükümlerin üstün olduğuna inanıyor, fakat bulunduğu konum itibarıyla uygulamaya gelince uygulamıyor. Zaten o hükmü koyan da kendisi değil, sadece o hükmün uygulayıcısı.</p>



<p>Allah’ın indirdiklerinden hoşlanmamaları amellerini boşa çıkarır.</p>



<p>Muhammed Suresi 8. Ayet: &#8220;İnkâr edenlere gelince, onların hakkı yıkımdır. Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. 9.Ayet İşte böyle; çünkü onlar, Allah&#8217;ın indirdiğini kerih gördüler, bundan dolayı, O da onların amellerini boşa çıkardı.&#8221;</p>



<p>Bir kişi Allah’ın indirdiği herhangi bir hükmü, örneğin misvak olsun, sakal olsun, bunları hafife alan kişi veya tesettür ile ilgili, tuvalette sol el kullanmak ile ilgili… Bunların hepsi Allah’ın indirdiği hükümler değil mi? Dolayısıyla burada Allah’ın indirdiği ifadesinden men ifadesine buraya herkes girer. Cumhurbaşkanı da girer, normal birisi de girer, tebaasından herhangi birisi de girer. Ben de Allah’ın indirdiği ile hükmetmek zorundayım. İşte Allah’ın kesin indirdiği ile hükmetmek dediğimiz şey de sadece ve sadece o had cezaların uygulandığı meseleler olarak düşünülmemeli, genel olarak düşünülmeli.</p>



<p>Ali İmran Suresi 85. Ayet: &#8220;Kim İslam&#8217;dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de hayra batanlardandır.&#8221; İslam dini tek kabul edilecek dindir. Ve bu vahye dayanmalı, bir önceki nesillere değil. İslâm’a alternatif kanun arayışı yeni bir din arayışıdır.</p>



<p>Konumuzla ilgili “Kim İslam’dan başka bir din ararsa” lafzının şerhi nasıl olur? Eğer bakın siz Allah’ın indirdiği dışında bir hükmü daha geçerli olarak kabul ediyorsanız, o aynı zamanda bir din seçimidir. O seçtiğiniz şey, o hüküm. Yani aynı örneğe devam edebiliriz. Devlet eşit veriyor mirası, kız kardeşiniz yarım alacak, siz yarım alacaksınız. İşte o kişinin Allah’ın o dinini bırakması, beğenmemesi, o kişi için yeni bir din olmuş oluyor. Ama adam şöyle yaparsa: &#8220;Evet, Allah’ın indirdiği belli, bana yarım, abime tam düşüyor. Ama bizim buna ihtiyacımız var şu an, biz devletin vermiş olduğu şeyi alalım&#8221; derse kâfir olmaz; yukarıda bahsettiğimiz gibi fâsık veya zalim olur, kâfir olmaz. İşte bakın, Allah’ın indirdiği ile hükmetmemelerine rağmen onlara kâfir diyemiyoruz.</p>



<p>Niyet o kadar önemli bir şey ki, adam yattığı yerde kâfir olur.</p>



<p>&#8220;Hz. Zeyd b. Hâlid el-Cühenî (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Hudeybiye&#8217;de geceleyin yağan yağmurun ardından bize sabah namazını kıldırdı. Namazdan çıkınca cemaatin önüne dönüp şöyle buyurdu: &#8216;Rabbiniz ne buyurdu, biliyor musunuz?&#8217; Cemaat: &#8216;Allah ve Resûlü daha iyi bilir&#8217; dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: &#8216;Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Kullarımdan bir kısmı bana mümin (inanmış) ve bir kısmı da kâfir (inkârcı) olarak sabahladı. Kim ki, &#8216;Bize Allah&#8217;ın fazlı ve rahmetiyle yağmur yağdırıldı&#8217; derse, işte o bana mümin, yıldızları inkâr etmiş olur. Kim de &#8216;Falanca yıldızın (doğması veya batmasıyla) bize yağmur yağdırıldı&#8217; derse, işte o da beni inkâr etmiş, yıldıza mümin olmuş olur.&#8217;</p>



<p>Çok basit bir olay. Örneğin burada bu kişi Allah Rasûlü&#8217;nün ifadesiyle kâfir olmuş oldu. Birinci maddeye de uygun mu? Evet, uygun. Niyetler çok önemli o yüzden. İslam şeriatı o yüzden ilk önce adama &#8220;Niye yaptın?&#8221; sorusunu sormuş, niyet önemli mi? Evet, çok önemli.</p>



<p>Hatib ibn Berta, Müslümanların savaş haberini Mekkeli müşriklere ispiyonluyor. Bedir Savaşı&#8217;na katılmış büyük sahabelerden. Allah haber veriyor Resulüne, Resulü de Ali r.a. ile birkaç kişi yolluyor ve &#8220;Gidin falanca yerde bir kadın var ve o kadının üstünde bir not var, o notu bulun&#8221; diyor. Gayb bildirilmiş, bilemeyebilirdi aynı zamanda. Daha sonra Ali r.a. ve adamlar gidiyorlar, kadını buluyorlar. Kadına diyorlar ki: &#8220;Mektubu ver.&#8221; Kadın diyor ki: &#8220;Bende mektup yok.&#8221; &#8220;Biz arayacağız&#8221; diyorlar ve mektubu bulamıyorlar. Ali r.a. diyor ki: &#8220;Ya bize mektubu verirsin ya da biz sana yapacağımızı yaparız&#8221; diyorlar. Bu sefer kadın da mektubu veriyor. Daha sonradan Ömer r.a. ve Allah Rasûlü beraber, Ömer r.a. diyor ki: &#8220;Bırak Hatib ibn Berta’nın boynunu vurayım.&#8221; Allah Rasûlü diyor ki: &#8220;Ey Hatib, bu ne hal?&#8221; Oda diyor ki: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü, sizin hepinizin Mekke&#8217;de akrabaları var, hepinizin eşyaları akrabaları var. Benim kimsem yok, bende istedim ki bu mektup ile beraber oradaki insanlar bana biraz iltimas geçsinler ve orada benim mal varlığımı, ailemi bir şey yapmasınlar&#8221; istediğini söylüyor. Daha sonradan Allah Rasûlü onun bu mazeretini kabul ediyor.</p>



<p>Burada niyet çok önemli. O kişinin niyeti çok önemli. Bizde bir huy var, biz de bu dersi dinledikten sonra burada özneyi kendimiz yapmamız gerekiyor. Falanca hâkim, filanca yönetici, mahalledeki tekfirci komşu, buradaki falanca kişi… Yoksa bunlar mı akla geldi? Biz dinimizi kendimiz için öğreniyoruz. Bana deseler ki &#8220;Çerkezköylülerin hepsi cehenneme girecek, seni cennete sokacağız&#8221;, şu an deseler bana, ben kabul ederim. Gözünüzün yaşına bakmam, ben cennet için buradayım, cennet için dinimi öğreniyorum. Biz buradan kendimizi yakalamamız lazım.</p>



<p>Men ifadesine sen giriyor musun? Evet. Allah’ın indirdiği ile hükmetmen gerekiyor mu? Evet. Niyetin burada önemini yakalayabilmek lazım. Allah’ın indirdiği her alanda hükmetmemiz gerekiyor mu? Evet. Baba ailenin reisidir veya işverensin veya öğretmensin, her alanda her türlü şartta bunları uygulaman lazım.</p>



<p>Cahiliye hükmü terk edilmeli: &#8220;Yoksa onlar (İslam öncesi) cahiliye idâresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre hükümranlığı Allah&#8217;tan daha güzel olan kim vardır?&#8221; (Mâide, 50)</p>



<p>Yani <strong>Allah’ın indirdiği hükümler dışındaki tüm hükümler cahiliye hükmüdür.</strong> Biz bunlara küfür etmekle emrolunduk. Hiçbir tanesini doğru bulamazıyız. Ne kendi yaşadığımız ülkedeki hırsıza verilen cezaları beğeniyoruz, ne de diğer ülkelerdeki hiçbir tanesini. Allah’ın kanunlarının hem bu dünya için, hem ahiret için, tüm insanlık için hatta hayvanlar için ve bitkiler için dahi en güzel kanunlar olduğunu, hükümler olduğunu kabul ediyoruz. Bu hükümler düzgün bir şekilde uygulansa, bunlardan hatta ve hatta Hristiyanların ve Yahudilerin dahi fayda sağlayacağını görüyoruz.</p>



<p>Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiye –Allah’ın rahmeti üzerine olsun– hahamlarını ve rahiplerini Allah’tan başka rab edinen kimseler hakkında açıklamalarda bulunurken onların iki türlü olduklarından söz etmektedir:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Kendilerinin Allah’ın dinini değiştirdiklerini bilmekle birlikte; bu değiştirme hususunda onlara tâbi olup haram olan şeyin helâl kılınmış olduğuna, Allah’ın helâl kıldığının da haram olduğuna inananlar ve nebilerin getirdikleri dine muhalefet ettiklerini bilen ve bile bile başkanlarına tâbi olanların bu yaptıkları bir küfürdür. Allah ve Resûlü bunu şirk olarak değerlendirmiştir. İbn Teymiyye bu konuyu Tevbe 31 ayet ile ilgili söylüyor. Buradaki rahiplerini ve hahamların kılmış olduğu helâl ve haramlar ile ilgili şeylerden bahsediyor. Bunları biliyorlar, Allah’ın indirdiklerini de biliyorlar, hahamlar ile bunun çatıştığını biliyorlar ama buna rağmen gönül rızası ile hahamların helâlini ve haramını, rahiplerin haramını ve helâlini kabul ediyorlar.</li>



<li>Haramın, helâl, helâlin de haram kılınmasına dair inançları sabit olmakla birlikte; Allah’a isyanı gerektiren bir hususta onlara itaat etmeleri. Müslümanın bir ma’siyet işlerken işlediği o ma’siyetin, ma’siyet olduğuna inanması gibi. Bu gibi kimselerin hükmü onlara benzer günahları işleyenlerin hükmü gibidir.</li>
</ol>



<p>Yani adam Allah’ın indirdiği hükmü kabul ediyor, ama yine de rahibe uyuyor. Bu bizden birinin mesela zina işlerken, birisi bunun haram olduğunu kabul edip işlemesi onu dinden çıkarmaz, kâfir olmaz. Bu ikinci kısımda bahsettiği de bu.</p>



<p>Bu mesele yani Allah’ın indirdiğinden başkası ile hükmetmek meselesi bu çağın hâkim ve yöneticilerinin mübtelâ olduğu en büyük meselelerdendir. O bakımdan kişi için işin gerçeği apaçık ortaya çıkmadıkça bunlar ile ilgili hak etmedikleri şekilde aleyhlerine hüküm vermekte acele etmemelidir. Zira mesele çok önemli ve tehlikelidir. Yüce Allah’tan Müslümanların yöneticilerini ve onların yakın danışmanlarını Müslümanların lehine ıslah etmesini niyaz ederiz.</p>



<p>Kardeşler, bizler kitap ve sünnete ters olan bir görüşü, sevdiğimiz bir alimin görüşünü bile kabul etmiyoruz yeri geliyor mesela. İman artar ve eksilir mi? Ebu Hanife böyle dememiş, reddediyor muyuz? Evet. Biz sevdiğimiz, saydığımız, değer verdiğimiz ve istifade ettiğimiz Ebu Hanife’nin bile kitap ve sünnete, yani Allah’ın indirdiklerine ters olan bir şeyini red ederken, şu an cari olan veya bundan önce veya bundan sonrada uygulamaya sokulacak olan tüm cahiliye kanunlarını da red ederiz. Onu red ettiğimiz gibi bunları hayli hayli red ederiz. Dolayısıyla şu an yaşadığımız demokratik kanunların ortaya koydukları şu nizamdaki İslam ile çatışan tüm kanunlar cahiliye kanunlarıdır, bunları kabul etmemiz mümkün değil. Onları kabul etmemiz demek, İslam dininden haşa iskonto yapmamız demektir. Bu dini terk edip yeni bir din edinmemiz demektir aynı zamanda. Bunların uygulamasını söylemiyorum şu an, söylediğim şey nedir? Bunların cahiliye hükmü olduğu, bunların hiçbir tanesinin İslam dininin hükümleriyle bırakın üstün olduğunu, eşdeğer olduğunu dahi düşünmek bize caiz değildir. Allah’ın indirdiği hükümler hem indiği çağdaki zamanın en çağdaş hükümleridir. Bu çağımızın da eş çağdaş hükümleridir, bunda asla bir şüphemiz yoktur. O yüzden bizler aynı o yanlış fetvayı red ettiğimiz gibi bugün tüm cahiliyenin kanunlarını da ister Avrupa menşeili da ister yerli olsun ister dinimize ters olan şey Molla Kasım’dan gelsin, isterse de İsviçreli Joseph’den gelsin, biz bunları red ederiz.</p>



<p><strong>Allah’ın bütün kullarından yapmalarını istediği en önemli şey, bütün Tağutları red edip sadece Allah’a iman etmeleridir.</strong></p>



<p>&#8220;Kim Tağut&#8217;a küfreder/reddedip Allah&#8217;a iman ederse, kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır.&#8221; (Bakara, 256)</p>



<p>Ayette geçen &#8220;sağlam kulp&#8221; ibaresinden kasıt «Lâ ilâhe illallah»&#8217;dır. Çünkü Tağut ile ilgili bunu başaramayan sağlam bir kulpa da tutunamaz.</p>



<p>Allah&#8217;a iman; O&#8217;nun varlığını, birliğini, rabliğini, isimlerini, sıfatlarını ve ibadet edilmeyi sadece O&#8217;nun hak ettiğini kabul ve tasdik etmektir.</p>



<p>Cabir (Allah ondan razı olsun) Rasulullah’tan (s.a.s.) şöyle rivayet ediyor:</p>



<p>&#8220;Kim ki Allah&#8217;a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölürse cennete girer, kim de Allah&#8217;a şirk koşarak ölürse ateşe girer.&#8221; (Müslim, 93)</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size"><bdo lang="ar" dir="rtl">من قال لاَ إِلَهَ إِلاَّ الله وَكَفَرَ بِمَا يُعْبَدُ مِنْ دُونِ اللهِ حَرُمَ مَالهُ وَدَمهُ وَحِساَبُهُ عَلَى اللهِ عز وجل</bdo></p>



<p>&#8220;Kim ki Lâ ilâhe illallah der, Allah&#8217;tan başka tapınılan şeylere küfrederse onun kanı ve malına zarar vermek haramdır, onun hesabı Allah azze ve celle&#8217;ye aittir.&#8221; (Müslim, 23)</p>



<p><strong>İman etmeden Tağut’u inkâr olmaz. Sen Allah’a iman ettiğin için o Tağut oluyor. Öncesinde senin için Tağut değildi.</strong></p>



<p><strong>Önce abdest, sonra abdesti bozan şeyler; önce iman, sonra imanı bozan şeyler.</strong> Bazıları diyorlar ki: &#8220;Tüm Tağutları red edeceksin.&#8221; <strong>Önce iman edeceksin, o iman sana Tağut olup olmadığını öğretecek. Herhangi bir şeyin… Allah’ın indirdiği ile hükmetmenin küfür mü, zulüm mü, fısk mı? Olup olmadığını sana iman ettiğin din öğretecek.</strong> Bunların arasında da asırlar olmayacak, yani bunları çabucak öğreneceksin, çünkü senin ömrün çok uzun değil. Biz aslında kullar içerisinde kelebekler gibiyiz. Resul öleli 1500 sene olmuş. Şeytan bize hep bunu empoze eder, biz hep yarın kalkacak zannederiz.</p>



<p>&#8220;Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke&#8221;</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tagutun-cesitleri/">Tağut&#8217;un Çeşitleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12410</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tağut Dersi</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tagut/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Feb 2026 17:20:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevhid ve Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<category><![CDATA[tağut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=12405</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah’a hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah bir kimseyi hidayete erdirdiği zaman onu saptıracak yoktur. Bir kimseyi de dalalete terk ettiği zaman ona hidayet verici yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur, şeriksiz tektir. Muhammed A.S. O’nun kulu ve elçisidir.Tağut kelimesi Kur’ani...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tagut/">Tağut Dersi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Allah’a hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah bir kimseyi hidayete erdirdiği zaman onu saptıracak yoktur. Bir kimseyi de dalalete terk ettiği zaman ona hidayet verici yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur, şeriksiz tektir. Muhammed A.S. O’nun kulu ve elçisidir.<br><strong>Tağut kelimesi</strong> Kur’ani bir kavram, dolayısıyla Kur’an’a müracaat etmemiz lazım, Sünnete de müracaat etmemiz lazım. <strong>Tağut kelimesinin manasını öğreneceğiz</strong>, Kur’an’da karşılaştığımız zaman bunun ne anlama geldiğini, üç aşağı beş yukarı zihnimizde canlandırabileceğimizi umuyorum.</p>



<p>Nahl Suresi 36. ayette: </p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size"><bdo lang="ar" dir="rtl">وَلَقَدْ بَعَثْنَا فٖي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولاً اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ</bdo></p>



<p>“Andolsun biz, her ümmete, ‘Allah’a kulluk edin, tâğuttan kaçının’ diye Rasûl gönderdik…”</p>



<p>Rasûl’ü neden gönderdiğini söylüyor bu ayeti kerimede? Allah’a kulluk edilsin ve Tağut’tan kaçınılsın diye. Peki şimdiye kadar biz Tağut’u hiç işlememiş olsaydık, Tağut’un yerine burada hangi kelimeyi koyardık? Başka ilahlardan, Allah’ın dışındaki ilahlardan kaçının ifadesi buraya gelebilir. Aslında Tağut dediğimiz kelime de ilah kavramı içerisinde değerlendirilen bir kelimedir. İlah üst başlık olarak düşünün, Tağut da alt başlık olarak düşünün. Peki böyle dediğimiz zaman Tağut alt başlık ise, ilah üst başlık ise hangisi daha çoktur insanın şirke düşmesinde? İlah kavramı.</p>



<p>Şöyle bir cümle kursak: “<strong>Her Tağut ilahtır ama her ilah Tağut değildir</strong>” desek. Buradan ne anlamış oluruz sizce?</p>



<p><em><strong>Tağut</strong>: Tuğyan’dan (azgınlık) türemiş bir kelimedir, haddi aşmak manası vardır. Kula haddini aşırtıp buna da razı olan her şey Tağut’tur diyebiliriz.</em></p>



<p>Azgınlığa davet ettiği için Tağut ismini almıştır, azgınlığa davet eden kişi.</p>



<p>Tağut, Allah’ın dininden onu taştırtıyor. Neden bu kelimeyi kullanıyoruz, taştırtma ve azdırma ifadelerini?</p>



<p>Kur’an-ı Kerim’de şöyle kullanılmış bakın: Yüce Allah’ın: “Şüphesiz ki (tufanda) su haddini aştığı (tuğyan ettiği) zaman sizleri gemide biz taşıdık.” (Hâkka Suresi 11.Ayet) buyurur.</p>



<p>Nuh Tufanı’ndan bahsediyor. Yağmur yağdığı zaman yağmuru normalinden daha fazla, hatta bizim sel dediğimiz o felaketten çok daha fazla bir şekilde Nuh Tufanı’nı izah ederken suyun durumunu ne olarak açıkladı? Haddini aşma olarak açıkladı. Normalde öyle olmaması gerekiyor, su haddini aşmış olması gerekiyor. İşte tuğyan da Allah’a karşı had aşılma eylemi olduğundan dolayı böyle bir isim ıstılahta yerini almıştır.</p>



<p><strong>Tuğyan, azgınlık, haddi aşma fiillerini yapan Tağut olarak nitelendirilmiş.</strong></p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size"><bdo lang="ar" dir="rtl">اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىࣖ</bdo></p>



<p>Şimdi sen Firavuna git. Çünkü o gerçekten azıttı. (Taha Suresi 24. Ayet)</p>



<p>Ne yaptı <strong>Firavun? Haddi aştı.</strong> Ama öyle böyle değil. Mesela Ebu Talip için bunu kullanamayız. Ama Firavun için bunu kullanabiliriz. Yani haddinden fazla Allah’ın sınırlarına tecavüz etti. İleri seviyede. O yüzden bu kelimeleri bu şekilde size açıklamaya çalıştık.</p>



<p>&#8220;<strong>Tâğuta ibadet etmekten kaçınan ve Allah&#8217;a yönelenlere müjde var.</strong>&#8221; (Zümer Suresi 17. Ayet)</p>



<p><strong>Tağut’a ibadetten ne yapmak lazım? Kaçınmak lazım.</strong> Demek ki Tağut’a ibadet var. Eğer zaten İlah üst başlık, Tağut alt başlık ise, Tağut da ibadet edilen bir varlık haline geliyor ister istemez.</p>



<p>Tağut’a ibadet etmekten kaçınan, Allah’a yönelenlere müjde var, yani neyi gerçekleştirenlere? Tevhidi gerçekleştirenlere. Yani Tevhid dediğimiz şey, Lâ ilâhe illallah’taki ilah kavramı içerisine o zaman Tağut dediğimiz kavram da içerisine giriyor.</p>



<p>Hadiste ise şöyle kullanılmış: Tağutlar – Tâvâğît ifadesi (Buhârî Menâkıb 33, sh. 3323, 7.cild)</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size"><bdo lang="ar" dir="rtl">حدثنا أبو اليَمَانِ أَخبرنا شُعَيْبٌ عن الزُّهْرِيِّ قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ ابن المسيب قال البَحِيرَةُ الَّتِي يُمْنَعُ دَرُّهَا لِلطَّوَاغِيتِ وَلَا يَحْلُبُهَا أَحَدٌ مِنَ النَّاسِ: والسَّائِبَةُ الَّتِي كانُوا يُسَيِّبُونَهَا لِآلِهَتِهِمْ فَلاَ يُحْمَلُ عَلَيْهَا شَيْءٌ قال وقال أبو هريرة قال النبي الا الله رَأَيْتُ عَمْرَو بْنَ عَامِرِ بنِ لُحى الخُزَاعِى يَجُرُّ قُصْبَهُ فِي النَّارِ وَكانَ أَوَّلَ مِنْ سَيِّبَ السَّوَائِب.</bdo></p>



<p>&#8220;ez-Zuhrî şöyle demiştir: Ben Saîd ibnu&#8217;l-Müseyyeb&#8217;den işittim, o şöyle dedi: Bahîra, sütü tâğûtlara ait olmak üzere sütünden insanların faydalanması men&#8217; olunan yani harâm kılınan devedir. Artık bundan sonra bu devenin sütünü insanlardan hiçbir kimse sağamazdı. Sâibe ise Câhiliye Arapları&#8217;nın ilahları için adayıp salıverdikleri devedir. Artık onun üzerine hiçbir yük yüklenmez. Saîd ibnu&#8217;l-Müseyyeb dedi ki: Ebû Hureyre şöyle dedi: Nebi (S): ‘Ben (kusuf namazı kılarken) cehennemde Huzâalı Amr ibn Âmir ibn Luhayy&#8217;ı kendi bağırsaklarını ateş içinde sürükler hâlde gördüm. Çünkü o develeri salma adağı yapanların ilki idi’ buyurdu.&#8221;</p>



<p>Şimdi Allah’a kulluk edin, Tağut’tan kaçının ifadesinde, Nahl Suresi 36’da önce Allah’a ibadet zikredilmiş ayette sonra da Tağut’tan kaçınma zikredilmiş. Birazdan gelecek Tağut’un öne alındığı ayet de var. Yani Tağut’tan kaçınmanın öne alındığı ayet de var. Fakat biz burada ehl-i Sünnet isek eğer, bunu şöyle algılamamız lazım: Biz önce Allah’a iman etmeliyiz, Allah’a iman ettikten hemen sonra da Tağutlardan içtinap etmeliyiz. Yani Allah’tan gayrı ilahlardan kaçınıyoruz ya, onlardan bir tanesi de Tağut dediğimiz kişiler, varlıklar, şeyler. Birazdan gelecek bunların ne olduğuna dair.</p>



<p>Yalnız şöyle bir örnek vereceğim. Şimdi biz önce abdest mi öğreniyoruz sonra mı bozan şeyleri öğreniyoruz? Biz önce abdesti bozan şeyleri öğrenip abdesti mi öğreniyoruz? Önce abdesti öğreniyoruz. Peki biz abdesti öğrendikten ne kadar sonra abdesti bozan şeyleri öğrenmeliyiz? Hemen sonra. Buna ihtiyacımız var, o zaman gelelim konumuz ile alakalı kısma; biz Allah’a iman ettikten sonra, O’na ibadete kitlendikten sonra, <strong>Tağutlardan ne zaman kaçınmamız lazım?</strong> Hemen. Bu, birinci senede abdesti öğrenelim, ikinci senede abdesti bozan şeyleri öğrenelim ne kadar komik bir şeyse? Lâ ilâhe illallah diyen sen, Allah’a imandan sonra imanı bozacak unsurları, şeyleri, ilahları, bunu çok uzun senelere yayman sana zarar getirecektir. Yani sen Lâ ilâhe illallah derken, hem istenilen imanı hem de Allah’tan gayrısına edilmiş olan tüm ilahlara küfür etmen gerekir. Onları ilahlıklarını reddetmek gerekir, ama bunun için ne lazım kardeşler? İlah üst çerçevesinin altında ve üstünde, Kur’an’da ve Sünnet’te verilen ilah örneklerini senin bilgi sahibi olman gerekmektedir kardeşim.</p>



<p>Evet, şöyle bir soru sormuştuk: Şimdi biz bakıyoruz, geçen tahtaya yazmıştık, İsa ve annesi iki ilah edinilmiş, hangi topluluk tarafından? Hristiyanlar tarafından. Allah da bunu Maide suresinde hatta soruyor. “Ey İsa sen mi ‘beni ve annemi Allah’tan gayrı iki ilah edinin’ diye onlara emrettin”. Hatırladık mı? İsa’ya ibadet edilmiş mi? Edilmiş. O zaman İsa, ilah kavramları içerisinde verilen örneklere uyuyor mu? Uyuyor. <strong>Peki İsa Tağut mudur?</strong> Ama biz Allah’a ibadet edeceğiz, Allah dışında ibadet edilenlerden kaçınacağız ya. İsa’ya da ibadet edilmiş, biz bundan da kaçınacağız.</p>



<p><strong>Peki o neden Tağut değil?</strong></p>



<p>O zaman bizim ibadet edilen varlıklara getirilen tanımda, <strong>Tağut’u ilahtan ayırabilmemiz için ona bir tanım getirmemiz lazım.</strong> Mesela Ebu Said hoca klasik tanımında &#8220;<strong>Allah’tan gayrı ibadet edilen her şey ilah, Allah’a ibadetten alıkoyan her şey Tağut’tur</strong>&#8221; tanımını yapıyor. Yani hocanın tanımı bu, aslında hemen hemen kapsayıcı bir tanım.</p>



<p>Ama velakin buna biraz daha ilave yaptığımız zaman bizim daha da güzel anlamamıza vesile oluyorsa tanımlara açığız. Bunlardan bir tanesi, yani çok yakın dönemde yaşamış olan, Kitap ve Sünnet ile amel eden, Tevhid konularında bizim Türk tabiri ile ordinaryüs profesör olan âlimler var. Bunlardan bir tanesi Useymin rhm. Onlar şöyle bir tanımda da bulunuyorlar:</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size"><bdo lang="ar" dir="rtl">فالَّذِي يُعْبَدُ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَهُوَ رَاضٍ بِذَلِكَ طَاغُوتٌ؛ أَمَّا إِذَا لَمْ يَرْضَ بِذَلِكَ فَلَيْسَ كَذَلِك</bdo></p>



<p>Diyor ki burada: Allah’ın dışında ibadet edilen varlıklar (ilahlar), razı ise kendisine ibadet edilmesinden, o Tağut’tur diyor. Ama eğer kendisine ibadet edilmesinden bir rıza söz konusu değilse o öyle değildir.</p>



<p>O zaman İsa a.s. her ne kadar kendisine ibadet edilse de, hatta Hristiyanlar Müslümanlardan fazladır şu anda, bu kadar insan ona ibadet ediyor, annesine ibadet ediyor. Böyle olmasına rağmen İsa a.s. bu konularda bir rızası olmadığından dolayı asla ve asla gerek İsa a.s. gerekse kendisine ibadetten razı olmayan insanlar asla Tağut statüsüne girmez.</p>



<p>Yine <strong>İbn Kayyım’ın rhm.’ın bir tanımı var: &#8220;Tağut kulu kendisiyle aştığı her mabud, itaat ve tabi olunan her varlıktır&#8221; diyor.</strong> Useymin burada kitabında şöyle bir açıklama bulunuyor, diyor ki İbn Kayyım &#8220;<strong>Tağut ile buna razı olan kimseyi kastetmektedir</strong>&#8220;. Yani ister itaat şeklinde, ister örnek alarak, her türlü şekilde eğer kendisine <strong>ibadet edilen varlık, ibadet eden varlığın bu ibadetinden razı ise bu Tağut ismini alır.</strong> Bizim işte ilah kavramından Tağut kavramını ayırabileceğimiz nokta rıza şartı.</p>



<p>Eğer o varlığın <strong>kendisine ibadetten bir rızası söz konusu ise o zaman Tağut ismini almayı hak eder.</strong> Velakin böyle bir şey yoksa aynı şeyleri onun için söyleyemeyiz.</p>



<p>Bakınız şimdi ispat ve nefy kaidesi almıştık bir önceki derslerde. “İspat ve nefy anlaşılmazsa kelimenin ve cümlenin kişiye faydası yoktur” dedik. Buna da bir mana yüklemiştik, yani biz neyi ispat ediyoruz, neyi nefyediyoruz. Bu ispat ve nefy kavramı içerisinde Tağut kavramını da düşünmemiz gerekiyor.</p>



<p>Bakara 256: &#8220;Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim Tağut’a küfredip (red) Allah&#8217;a iman ederse, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.&#8221;</p>



<p>Şimdi bakın &#8220;<strong>O halde kim Tağut’a küfredip Allah’a iman ederse</strong>&#8220;, bu cümlede ne var? İspat ve nefy var. Yani şunu diyor bu cümle; nasıl ki Mekkeli müşrikler Allah’a iman ediyorlardı ama Allah’ı ilahlığında birlemiyorlardı, bu sebepten dolayı da onlarda ispat vardı ama nefy yoktu, o yüzden de yapmış oldukları ispattan hiçbir fayda görmediler ve kanları Müslümanlara helal oldu. İspat olmasına rağmen. Aynı formül Tağut kavramında da karşımıza geliyor. &#8220;O halde kim Tağut’a küfredip Allah’a iman ederse kopmayan sağlam bir kulpa yapışmış olur&#8221; diyor.</p>



<p>Demek ki sen eğer <strong>Allah’a iman ediyorsan bütün Tağutları reddetmen lazım.</strong> Onlara biçilen makamların hepsini reddedip o makamlara Allah’ı layık görmen gerekiyor kardeşim.</p>



<p>Bakara 256’da yine dikkatimizi çeken nokta önce Allah’a iman edip sonra Tağut’tan kaçınmayı söylüyor. Bunlar birbirinin aynı anda yapılması gereken şeyler aslında, böyle saatler sonra değil, aynı anda yapılması gereken şeyler. Sen bunu kabul ettiğin zaman aslında diğerini de kabul etmiş oluyorsun.</p>



<p>Sad Suresi 5-6’da ne diyor: “Muhammed ilahlarımızı tek bir ilah yaptı, bu gerçekten şaşılacak bir şeydi.”</p>



<p>Neyi kabul etmiyorlar? Nefy’i kabullenmediler.</p>



<p>İbn Cerîr Bakara 256’daki Tağut’u: &#8220;Allah&#8217;ın sınırına tecavüz eden, insanları isteseler de istemeseler de kendisine ibadete davet eden her şeydir, bu ister insan ister şeytan olsun.&#8221;</p>



<p>İbn Cerîr’in tanımına göre Allah’ın sınırına tecavüz ediyor. Ama nasıl bir tecavüz bu? İnsanlar isteseler de istemeseler de. Yerine getirseler de getirmeseler de eğer kendisine ibadete davet ediyorsa, yani kendisine ibadet edilmesinden razı ise, bu varlık Tağut ismini alır.</p>



<p>Cabir şöyle demektedir: “Tağutlar, şeytanın kendilerine indiği kâhinlerdir. Her mahallede birer tane bulunur.” Cabir&#8217;in bu sözü ne anlama geliyor? Mahalleden kasıt nedir?</p>



<p>Cabir, bu sözünde kâhinlerin, Tağutlardan olduğunu, şeytanların inerek çalmış oldukları vahiyleri haber verdiklerini söylemektedir. Mahalleden kasıt kabiledir. Her kabilede bir kâhin olabileceği söylenmek istenmiştir.</p>



<p>Bundan da neyi kastettiğini daha net ortaya koymaya çalışacağım kardeşler.</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size"><bdo lang="ar" dir="rtl">اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ اُو۫تُوا نَصٖيباً مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذٖينَ كَفَرُوا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَهْدٰى مِنَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا سَبٖيلاً</bdo></p>



<p>&#8220;Kitaptan kendilerine pay verilen kimseleri görmedin mi? Cibt’e ve tâğut’a iman ediyorlar ve inkâr eden kimseler için de, ‘Bunlar îmân eden kimselerden daha doğru bir yoldadır.’ diyorlar.&#8221; (Nisa Suresi 51. Ayet)</p>



<p>Burada kendilerine kitap verilenler özelde Yahudi ve Hristiyanları kasteder. Burada da özellikle Yahudileri kastediyor tefsire baktığımızda. Ama önemli olan nedir? Kınandıkları yer onların Tağut’a iman etmeleri kardeşler, burada yerilmiştir.</p>



<p>Buhârî Kitâb-ı Tefsir’de (9.cild sh.4299): Cabir şöyle demiştir: “Cahiliye’de kendileri önünde muhakeme olmak istedikleri Tağutlar, Cuheyne kabilesinde bir Tağut, Eslem kabilesinde bir Tağut ve Arap kabilelerinden her birinde birer Tağut idi. Bunlar birtakım kahinlerdir ki, üzerine şeytanlar, müstakbel hakkında kâinattan haberlerle inerler.”</p>



<p>Buhârî’deki bu tefsir bize neyi anlatıyor? Cahiliye Araplarında insanların işlerini halletmek için müracaat ettikleri, sorunlarını halletmek için, muhakemeleşmek için kendilerine müracaat ettikleri bazı kimseler varmış ve bu kimseler özellikle aynı zamanda kâhinlik de yapıyorlar ve insanlar bunlara müracaat ediyorlar. Yani Allah’ı bırakıp da o insanlar bunlara ibadet ediyorlar ve onlar da bu ibadetlerinden razı geldikleri için Tağut kelimesiyle İslam ıstılahında isimlendiriliyorlar.</p>



<p>Fakat burada atlamamamız gereken önemli bir nokta, bir sıkıntıları olduklarında, bir problemleri olduğunda müracaat ettikleri böyle azgın insanlar var ve onlara gidiyorlar ve onlar da çeşitli kanunlar ile kendilerinin uydurdukları ile veya kendilerine gelen haberlere göre o insanlar hakkında hükmediyorlar. Ve bu hükümlerin de insanlar tarafından uygulanmasını istiyorlar, buna razı oldukları için Tağut ismini alıyorlar.</p>



<p>Tağut eşittir sadece şu mu, yoksa Tağut eşittir birden fazla varlık olabilir mi? Şu ana kadar anlattıklarımızdan nereye vardık? Birden fazla, birçok Tağut, <strong>birden fazla vasıflara sahip Tağut olabilir mi?</strong> Mesela Firavun’un kâhin olduğunu biz bilmiyoruz fakat Tağut olduğunu biliyoruz. Şimdi dersimizin seyrinde gelecek. Kesinlikle sadece bir vasfı barındıran varlık Tağut değildir.</p>



<p>Örneğin ayetle ilgili Ömer İbn Hattab diyor ki, “El Cibt sihirdir, Tağut da şeytandır” demiştir. Ömer İbn Hattab’ın Tağut’a şeytan demesi, örneklendirme babında bir tefsirdir. Bu ne demek? Ömer r.a.’ın Tağut’a şeytan demesi, örneklendirme adına bir tefsirdir. <strong>Yani, şeytanın da Tağut olduğunu söylüyor fakat bu şeytanın tek Tağut olduğu manasına gelmez</strong>. Eğer örneklendirme ise hayır.</p>



<p>İkrime de; “El-Cibt Habeşe dilinde şeytan, et-Tağut ise kâhin demektir” demiştir.</p>



<p>İkrime’nin Tağut demesi başka bir örnektir. O da başka bir örnek oluyor. Az önce dedik ya zaten tek bir varlığın isimlendirmesi değil dedik. Yani “şu şudur” diyemiyorsun sadece. Nebi Resuldür, Resul Nebidir, problem bitti. Tağut çoğul içinde kullanılabiliyor dedik hem de.</p>



<p><strong>İbn Teymiye’nin Tağut tarifi: &#8220;Tağut Fa&#8217;lût kalıbında olup tuğyandan türemiştir. Tuğyan ise haddi aşmaktır. Bu ise zulüm ve haksızlıktır. Allah-u Teâlâ&#8217;dan başka kendisine ibadet edilen kişi, eğer buna razıysa Tağut olmuştur.&#8221;</strong></p>



<p>Burada tekrardan hatırlayalım İbn Kayyım’ın sözünü: Bu da üç kısımdır: Mabut cinsinden, itaat cinsinden ve ittiba cinsinden her varlıktır. Kulun kendisi ile haddi aştığı şeyler pek çoktur. Bu âlimler olabilir, yöneticiler olabilir, şeytan olabilir, hâkimler olabilir. Bunu sadece yöneticilere hasretmek şeytanın oyunlarından birisidir. Bugün Tağut&#8217;tan insanları sakındırma maksadıyla birçok insan Tağut konumuna gelmektedir. Yani Allah’a ibadetten alıkoymaktadır. Mesela harici zihniyetliler haram olan Müslüman kanını dökmektedirler, insanları Allah’ın indirmediği hükümlerle tekfire davet etmektedirler, sair pek çok ibadetin yapılmamasını istemektedirler. Örn. Cuma namazı kılınmaz, oy kullanılmaz, cami imamları kâfir, Diyanet değil “hıyanet” derler.</p>



<p>Yani kardeşler, onlar Allah’ın indirmediği hükümler ile hüküm ediyorlar ve insanların da kendilerine tabi olmasını istiyorlar. Çok da rızalılar bu konularda. Yani aslında onlar Tağut’tan sakındırmaya çalışırken Tağut olan, insanları da tuğyandan korumaya çalışırken insanları tuğyana sürükleyen, gözümüzün içine baka baka bunları yapan varlıklardır. Ama Rabbimizin korudukları müstesna. Onların bu hileleri yine arkalarında büyük şeytanın olduğu, büyük Tağut’un olduğu İblis’in bir oyunudur bu. Bunlar Allah Teâlâ’nın rahmet ettiklerini korumuyorlar. İnşallah zaman ilerledikçe bunlara dair açıklamalarımız gelecek.</p>



<p>Şu menheci güttüm bu derste, ara ara bu tekrara yakın şeyleri koydum ki bazıları için zor bir tanım ve anlatım olabileceğini düşünerekten biraz tekrar olsun istedim. Şu an geldiğimiz cümle mesela bunlardan bir tanesi: &#8220;Her Tağut bir ilahtır ama her ilah Tağut değildir.&#8221;</p>



<p><strong>İnsanların bugün Tağutları ve ilahları/mabutları red etmeden Allah&#8217;a ibadet etmeleri, Mekkeli müşriklerin ilahlarını red etmeden Allah’a ibadet etmeleri gibidir.</strong> Lâ ilâhe derken nefy, illallah derken isbat ediyoruz (ibadete layık olanı).</p>



<p>Geçmişteki şirke baktığımız zaman, bugün gerçekten bazı insanlar eski şirk gibi şirk işliyorlar neredeyse.</p>



<p>Lâ ilâhe derken nefy, illallah derken ispat ediyoruz. İspatta bugünküler ile o günküler eşit, nefiyde de maalesef o günküler ile bugünküler eşit. Allah’ın rahmet ettikleri müstesna.</p>



<p>Allah’ın sizin önünüze servis ettiği şu ulvi bilgiyi terk edip eğer hâlâ dünyalık işlerle uğraşıp Allah’ın dinini ikinci plana atarsanız vay halinize.</p>



<p>Bir şeyin sağlamlaştırıcı unsurlarının varlığından önce onun varlığını engelleyen hususları izale etmek, o şeyin bir kemalidir.<strong> Allah bütün kullara, Tağut’u red edip, Allah’a iman etmeyi farz kılmıştır. Tevhid; ancak bir ve tek olarak O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet etmek ve Tâğut’tan uzak durmakla gerçekleşir.</strong> Unutulmamalı ki, yalnız Allah&#8217;a ibadet; O’nun dışında ibadet edilenleri red etmekle mümkündür (ispat &amp; nefy).</p>



<p>Sen sadece ve sadece Allah’a ibadet etmen gerekir. Sen Allah’a ibadet ettiğin zaman bu kemal, kul olmuyor. Bunu sadece ve sadece Allah’a has kılman gerekir.</p>



<p>Salih kimseler Tâğut olamazlar. Allah’ın haram kıldıklarını helâl kabul etmeye, helâl kıldıklarını haram kılmaya çağıran kimseler Tâğut’turlar. İslâm şeriatının dışına çıkmaya davet edip süslü gösteren ilim adamları da Tâğut’turlar. Zira ilim adamının da görevi, Rasulullah’ın (s.a.s.) getirdiklerine tâbi olmasıdır ve gerçek ilim adamları nebilerin mirasçılarıdır. Onlar nebilere ilim, amel, ahlâk ve dini öğretmek bakımından ümmetleri arasında mirasçı olurlar.</p>



<p>Adiy bin Hatim kıssasında, &#8220;Onlar size helal dediğinde helal, haram dediğinde haram kabul etmiyor musunuz?&#8221; dediğinde, &#8220;İşte bu rab edinmedir&#8221; demişti Allah Rasûlü s.a.v. İşte buna benzer tüm hususlar, ilim adamları da bu örneğin içerisine girebilirler.</p>



<p>Yöneticiler, Allah ve Rasûlü’nün emirlerine aykırı olmayan hususları emredecek olurlarsa, onlara itaat olunur. Bu durumda onlar Tâğut değildirler. Böyle bir durumda ve bu kayıtla yöneticilere itaat etmek, Allah’a itaat (ibadet) etmektir. Nisa 59: &#8220;Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resûlullah’a da itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de.&#8221;</p>



<p>Yöneticilere kader gereği olarak itaat etmeye gelince, eğer yöneticiler otoriteleri itibarıyla güçlü iseler insanlar otorite gücü ile onlara itaat ederler. İmanî bir etken söz konusu olmasa dahi. Çünkü yöneticilere itaat, imanın etkisi ile olur. İşte fayda veren itaat budur. Hem yöneticilere faydalıdır, hem de insanlara faydalıdır. Bazen itaat, yönetimin güçlü olması halinde insanların yöneticiden korkup çekinmeleri dolayısıyla otorite baskısı ile olabilir. Çünkü bu durumda yönetici emrine muhalefet edenleri ibretli bir şekilde cezalandırabilir.</p>



<p>Fâsık olan, kâfir olan bir yöneticinin emrine itaat konusunda ne yapacağız? Şöyle bir örnek verelim: Çin&#8217;de yaşayan bir muvahhitsiniz, 2. çocuk yasağı var, uyacak mısınız bu yasağa uymayacak mısınız? Burada mecburiyet dediğimiz şey imandan kaynaklanmayan bir otoriteye bir itaattir. O itaatini gerçekleştirdiğinden dolayı sen burada da kınanmazsın. Bazı ülkelerde kız hayız olduğunda, erkek de bulûğ&#8217;a erdiğinde evlenme yasağı var. Mesela falanca ülkede diyor ki sen 18 yaşından önce evlenemezsin diyor. Oğluna bakıyorsun bulûğa ermiş, komşunun kızına bakıyorsun, edepli, ahlaklı, hayız görmüş. İslam’a göre bunlar evlenebilir. Ama otorite baskısı var, seni de baskı altına alıyor, bu fiili yerine getirenleri de baskı altına alıyor. Hatta bunun şahidi de olsanız onları da baskı altına alıyor. Onların nikâhını kıyan o görevli kimse onu da mahvediyor. Şimdi böyle bir baskı altında sen bunu uygulamadığından dolayı yine sen burada herhangi bir cürme iştirak etmemiş olursun. İşte yazarın burada anlatmış olduğu bu şey, bazen isteyerek gerçekleşir, bazen de istemeden gerçekleşir. Ama isteyerek gerçekleşiyorsa, onlar Tağut makamına yükselir. Sen tuğyan etmiş olursun.</p>



<p>&#8220;Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke&#8221;</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tagut/">Tağut Dersi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12405</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İlah Konusu</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/ilah-konusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2025 11:36:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevhid ve Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=12386</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah’a hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah bir kimseyi hidayete erdirdiği zaman onu saptıracak yoktur. Bir kimseyi de dalalete terk ettiği zaman ona hidayet verici yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur, şeriksiz tektir. Muhammed A.S. O’nun kulu ve elçisidir. Değerli kardeşler,...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/ilah-konusu/">İlah Konusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Allah’a hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah bir kimseyi hidayete erdirdiği zaman onu saptıracak yoktur. Bir kimseyi de dalalete terk ettiği zaman ona hidayet verici yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur, şeriksiz tektir. Muhammed A.S. O’nun kulu ve elçisidir.</p>



<p>Değerli kardeşler, biz bu ders serisine başlarken bunun bir puzzle olduğunu söyledik ve o puzzle’ın parçalarını da yavaş yavaş tamamlamaya başladık. Anlatacağımız şeyler gitgide azalıyor. Bugüne ayırdığımız konuda; ilah dediğimiz, yani ibadet edilen varlık dediğimiz, mabud manasındaki veya Türkçede “tanrı” denilen kelimeye yüklenen anlam çerçevesinde, Kur’an ve sünnette hangi kişiliklerin, hangi nesnelerin bu isimle isimlendirildiğini anlamaya çalışacağız. Bunun bize ne yararı var? Çok yararı var.</p>



<p>Bazen biz birisine &#8220;<strong>şirk nedir?</strong>&#8221; diye sorarız, adam anlatır. Peki, “Mekkeli müşriklerin şirke düşme sebebi neydi?” dediğimizde, %95 cevaplayamaz. Mekkeli müşriklerin şirke düşme sebeplerini bilmedikleri zaman, şirki bilmenin de çok bir anlamı kalmamış oluyor. Oysaki bunu da bilmeleri gerekir. Hristiyanların Hristiyan olma sebebini de bilmeleri gerekir, Yahudileri de ve diğerlerini de.</p>



<p>Kur’an’da ve sünnette, insanların Allah’tan gayrı ibadet ettikleri varlıkların sıfatlarını ayetler ve hadisler eşliğinde göreceğiz. Biz daha önceki derslerimizde şu ayet-i kerimeyi almıştık:</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size"><bdo lang="ar" dir="rtl">وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـٔاً</bdo></p>



<p>&#8220;<strong>Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet edin.</strong>&#8221; (Nisâ 36)</p>



<p>Buradaki “şey” kelimesi, yukarıdaki her şeyle eşleştirilebilir. Bizim Kur’an ve sünnette Allah’tan gayrı ibadet edilen varlıkların sıfatlarını öğrenmemiz lazım. İnşallah bunları öğreneceğiz ve puzzle’ın bir parçasını da tamamlamaya çalışacağız.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><a></a><strong>Nebilerin ve Salih Kadınların İlah Olabileceği</strong></h2>



<p>Bunlardan ilki Mâide 116’da geçmektedir:</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size"><bdo lang="ar" dir="rtl">وَاِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ ءَاَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُون۪ي وَاُمِّيَ اِلٰهَيْنِ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اَقُولَ مَا لَيْسَ ل۪ي بِحَقٍّۜ اِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُۜ تَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْس۪ي وَلَٓا اَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْسِكَۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ</bdo></p>



<p>&#8220;<strong>Ey İsa! Sen mi insanlara ‘beni ve anamı Allah’tan gayrı iki ilah edinin’ dedin?</strong>&#8220;</p>



<p>Devam eden ayet-i kerimede İsa (a.s.) şöyle diyor:<br>“Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yaraşmaz.”</p>



<p>Malumunuz, nebiler sorguya çekilecekler. Nebiler sorguya çekiliyorsa, siz hayli hayli sorguya çekileceksiniz. Bu iş ciddidir.</p>



<p>Peki, bizim burada bu konudaki istidlalimiz nedir? Mesela salih kadınlar ve resuller örneğini şu an almış olduk. Allah burada dedi ki: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi ‘beni ve annemi Allah’tan gayrı iki ilah edinin’ dedin?”</p>



<p>Şimdi birileri ne yaptı? Hristiyanlaştı, İslam’ı ne yaptılar? Bozdular. Bu esnada bunlar müşrik, yani kâfir oldular. Ebedî cehennemlik oldular. Buna sebep nedir? Aslında olumlu olması gerekirken, biri İsa, biri Meryem’dir. Böyle olmasına rağmen ne İsa’nın ne de Meryem’in bu işte bir suçu vardır. Onlar İslam için geldiler, İslam’ı anlattılar ve o din üzere vefat ettiler. Fakat sonradan gelenler Allah’ın getirmiş olduğu bu pak dini bozdular. Din adamlarıyla bozdular; bir şekilde bu süreç bozuldu. Daha sonra da öyle bir hâl aldılar ki, sevgide aşırı gitmenin neticesi olarak bu iki kişi ilah hâline geldi.</p>



<p>O zaman biz buradan ne anlayacağız? Birazdan da benzer formatta gelecek: Bir nebi, eğer ona Allah’ın çizdiği hukukun çerçevesinde davranılmazsa, ilahlaştırılabilir. Kendisinin hiçbir suçu olmamasına rağmen.</p>



<p>“Meryem oğlu İsa” lafzından baktığımızda; Meryem annemiz cennet kadınlarının efendilerinden biri olmasına, Kur’an’da örnek gösterilen bir kadın olmasına rağmen insanlar onu kötü vesile edinerek Meryem (a.s.) ile birlikte İsa (a.s.)’yı ilah edinip Allah’a ortak koşmuşlardır. Bu çok önemli bir mevzudur.</p>



<p>Allah Resulü bize şöyle diyor:<br>&#8220;Sizler karış karış, kulaç kulaç, arşın arşın Ehl-i Kitab’ı takip edeceksiniz. Onlar bir keler yuvasına girse siz de peşinden gireceksiniz.&#8221;<br>Sahabe diyor ki: &#8220;Ey Allah’ın Resûlü! Bunlar Yahudi ve Hristiyanlar mı?&#8221;<br>O da diyor ki: &#8220;Başka kim olacak ki?&#8221;</p>



<p>Biz, “Yahudilere ve Hristiyanlara nerede benzeyeceğiz?” diye baktığımızda; kravatımız mı, Nike yazan tişörtümüz mü, Adidas ayakkabımız mı diye düşünüyoruz. Nasıl benzeyeceğiz? Bunlarda da aslında kendi çapında bir benzeme olabilir. Ama en çok korkmamız gereken meseleler yukarıdaki meselelerdir.</p>



<p>Yani onların Müslümanlıktan kâfirliğe dönüşmesine sebep olan o dönüşümü biz de sergileyebiliriz demektir bu. Çünkü Allah Resulü burada “şunu yaparsanız keler deliğine girmiş olursunuz” demiyor. Ucu açık bırakıyor. Her şeyle olabilir bu: yılbaşı kutlamakla da olabilir ya da Yahudilerin kendilerini üstün bir ırk görmesi gibi, siz de kendinizi üstün bir ırk görerek bu kategoriye girebilirsiniz. Her türlü benzeme olabilir.</p>



<p>Ama burada asıl olan; bizim ayağımızı kaydıracak ve ayağımız kaydıktan sonra bir daha bizi toparlayamayacağımız duruma sevk edecek olan şey, Ehl-i Kitab’ın küfürlerini ve şirklerini taklit etmek, onlara benzemektir.</p>



<p>Şöyle bir şey de var: Hiç kimse kalkıp “Ben Hristiyanlara benzeyeceğim” ya da “Ben Yahudilere benzeyeceğim” diyen bir topluluk duyamazsınız. Ama o sıfatı elde edecek amelleri yapan ve onların düştüğü vartalara kendileri de düşebilecek olan, adına Ahmet diyen insanlar olabilir.</p>



<p>Bakınız, siz “Müslümanım” dediğiniz için Müslüman olmayacaksınız. Yani siz kendinize Müslüman dediğiniz için böyle değilsiniz. Bu, dünyada size fayda sağlayabilir; ama ahirete yönelik olarak ortaya bir kitap konulacak. Orada yapılan bir tarif var, bir elçi gönderilmiş, o elçinin bir din tarifi var, onun bir Müslüman modeli var. Sen onlara göre ne yaptın? Orada hesaba çekileceksin.</p>



<p>Yani ben İsmail’e göre hesaba çekilmeyeceğim, ben falanca şeyhe göre de hesaba çekilmeyeceğim. Allah’ın indirdiği, koruduğu, öğrettiği ve öğrenilmesini istediği, kıyamete kadar geçerli olan vahyinden hesaba çekileceğim. O yüzden burada bizim çok dikkat etmemiz gereken husus nedir? Onların yaptığı bu hatalara bizim de düşmememiz gerekir.</p>



<p>Biz nebiyi çok severiz. Fatıma annemizi de severiz, Hatice annemizi de severiz. Ama burada sevgide aşırıya gittiğimiz zaman varacağımız yere dikkat etmemiz gerekir.</p>



<p>Mesela bizim şöyle bir sözümüz var: Allah Resulü Mustafa mı? Evet, yani seçilmiş. Peki sizce kitabında seçilen elçi övülmüş mü? Övülmüş; hem de akıl almaz ifadelerle. Dolayısıyla birisinin kalkıp daha fazla övmeye çalışması, Allah’ın ona vermiş olduğu değerden daha fazla bir değer vermesi, onun felaketi olur. Ona uyanların da felaketi olur. O yüzden orada durmak lazım.</p>



<p>Birisi kalkıp derse ki: “Allah Resulü gaybı bilir.” Bu, övgü gibi duran ama aşırıya gitmektir. Bu, Allah’ın ona vermediği bir konum biçmektir.</p>



<p>Allah Resulü şefaat edecektir. Peki kime? Öyle önüne gelene, istediğine diye bir şey yok. Bunlar hep ona biçilmemiş rollerdir. Burada dikkatli olmamız gerekir. Bu, resuller için de geçerlidir. İsa’nın ve annesinin böyle bir konuma yükselmesi başkaları için de olabilir.</p>



<p>Bu iki kişi dinleriyle öne çıkıyor: İsa (a.s.) da Meryem (a.s.) da dinleriyle öne çıkıyorlar. Yine dinleriyle öne çıkan bir grup daha var ki, bu da Ehl-i Kitab’ın düştüğü hatalardan biri hâline gelmiştir. O da din adamlarıdır.</p>



<p>Bakınız, Tevbe Suresi 31’de:</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size"><bdo lang="ar" dir="rtl">اِتَّخَذُٓوا اَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَالْمَس۪يحَ ابْنَ مَرْيَمَۚ وَمَٓا اُمِرُٓوا اِلَّا لِيَعْبُدُٓوا اِلٰهًا وَاحِدًاۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ</bdo></p>



<p>“<strong>(Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (Hristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i (İsa’yı) rabler edindiler. Hâlbuki onlara ancak tek ilaha kulluk etmeleri emrolunmuştu. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.</strong>”</p>



<p>Şimdi Yahudiler Allah’ı bırakıp hahamlarını, Hristiyanlar da Meryem oğlu Mesih’i rab pozisyonuna getirdiler. <strong>O makamda gördükten sonra ona ibadet ettiler, sonra da ilah edindiler. Kim bunlar? Hahamlar kim, rahipler kim? Din adamları.</strong></p>



<p>Bizde böyle bir problem yok; bizim ne hahamımız var ne de rahibimiz var diyebilirsin. Bunu deyip sıyrılmak çok kolay. Lakin sıfata baktığımız zaman; din adamı, din anlatıcısı, din öğreticisi… O zaman bu bizi ilgilendirir.</p>



<p>Şimdi “onlara uyacağız” dedik ya, peki biz buradan ne ders almamız gerekiyor? <strong>Demek ki bu adamlar —din adamları, din öğreticileri— bazen rab makamına, bazen ilah makamına çıkarılabilirler.</strong></p>



<p>Sen din adamlarına muhtaçsın. Yani din adamlarının yazdıkları kitaplara, çevirilerine, tercümelerine; bir hadisin sıhhati konusundaki bilgilerine ve gayretlerine muhtaçsın. Yahut geçmiş dönemde yaşamış bilgilerin bize aktarılmasında… Tüm bunlarda din adamlarına ihtiyacımız var.</p>



<p>Ama burada da haddi aştığımız zaman, ileriye gittiğimiz zaman, bizden öncekilerin düştüğü hataya biz de düşebiliriz.</p>



<p>Mesela bunun en basit örneği Adiyy bin hatim kıssasında bu ayeti Allah resulü seslendirince Adiyy daha önceden Hristiyan olan bir sahabe aynı zamanda avcı birisi, diyor ki biz onlara ibadet etmiyordu ki. Çünkü bu ayet ibadetten bahsediyor, <strong>bir tek ilaha ibadet edin diyor.</strong> Biz zaten Allah’a ibadet ediyorduk diyor ve biz din adamlarımıza rükû yapmıyorduk, secdede etmedik, kıyamda da durmadık. Dolayısıyla, Adiyy’in bu çıkışı kendi çerçevesinden haklı. Ama Allah resulü ne diyor zaten bu dediklerini isteseydiler siz bunları yapmazdınız diyor. Onların helal dediğini helal, haram dediğini haram kabul etmiyor muydunuz? Dedi ki Adiyy evet onları haram dediğini haram, helal dediğini helal kabul ediyorduk.</p>



<p>Bakın sırf helal ve haramı Allah’tan alıp bu yetkiyi, resulünden alıp bu yetkiyi bu tarafa verdiğiniz zaman, bunlar din adamı ne olacak bizim adımıza karar versinler dediğiniz zaman, onlar daha çok biliyorlar, daha çok okumuşlar, mürekkep yalamışlar, zaten islam dini onları övmüş; bilenler ile bilmeyenler bir olur mu, bilmediğiniz şeyi zikir ehline sorun diye ayetler var. Bizde buraya gittik. Buraya gittin ama çırılçıplak, yalınayak gitmeyeceksin. Allah’ın sana indirmiş olduğu vahiy ile onlardan istifade etmeye çalışacaksın. Ama sen buradaki sana izzet ikram indirdiği vahyi bırakıp tamamen dinini onların algılayışına teslim edersen sen arkadaşım işte az önce yerdiğimiz, belki de kendisinin de kınadığın duruma düşmüş olacaksın.</p>



<p>Allah’ın kitabı hakimdir, onun açıklaması yani sünnet hakimdir. Bunun dışındaki tüm sözler kabulde edilebilir ret de edilebilir cinsinden. Yani imam malike nispet edilen, Medine&#8217;deki kabri gösterip şu kabirdeki yatan zatın dışındaki kişilerin sözleri kabulde edilebilir ret de edilebilir cümlesi çok önemlidir. Aynı şey bizim içinde çok önemlidir vahye teslimiyet ararız. Ona ters olan bir şey varsa çok sevdiğimiz bir alimde olsa onu almayız, kabullenmeyiz. Onun yararına da bu böyledir, bizim yararımıza da bu böyledir. Bizden sonraki nesliler yararına da bu böyledir. O yüzden bir şeye haram demek için bir şeye helal demek için çok dikkatli olmak gerekir.</p>



<p>Şu ibadettir, şu da bidattir dememiz için çok dikkat etmemiz gerekir kardeşler. Bu dindir; siz bunun uygulayıcısısınız, şari’i (yasa koyucusu) değilsiniz. Kanun koyucu siz değilsiniz, uygulayıcısısınız. Çok dikkatli olmanız gerekir. Peki, din adamları kanun koyucu mu? Asla! Onlar da uygulayıcılar.</p>



<p>Onlar bizim bilmediğimiz alanlardaki vahyi bize taşımakla sorumlu olan kişilerdir. Vahiy üretmekle sorumlu olan değillerdir. Yeni bir bilgi üretmekle zorunlu olan, sorumlu olan kişiler değillerdir. Var olan, inmiş, bitmiş&#8230; Allah Resulü niye öldü? Neden 23. ayda ölmedi de 23. yılda öldü? Din tamamlandı. Din tamamlandıysa o zaman alime yeni bir helal, yeni bir haram, yeni bir ibadet etme düşer mi? Düşmez. Ama düşüyor işte bakın. Bizden öncekilere düşmüş, Allah da bunu haber veriyor. Onlar rahiplerini ve hahamlarını&#8230; Bizden sonra bir tane daha bir din gelseydi ne diyecekti biliyor musunuz? Onlar imamlarını, şeyhlerini, abilerini, hocalarını, dernek başkanlarını, cemaat önderlerini rableri edindiler diyecekti. Olay bu.</p>



<p>Evet, ilah edinilebilecek varlıklardan bir tanesi de özünüzle, sizle alakalı: <strong>Nefsin ilah edinilmesi</strong>. Bakınız; <em>&#8216;Era&#8217;eyte menittehaze ilahehu hevahu&#8217;</em>. Heva&#8230; Furkan 43: &#8216;<strong>Kendi hevasını kendisine ilah edineni gördün mü?</strong> Ona sen mi vekil olacaksın?&#8217;.</p>



<p><strong>Şimdi ilahın özelliği nedir?</strong> Ona ibadet edilmesidir, doğru mu? İbadet ona edilmesidir. Yani onun o isteklerinin ne yapılmasıdır? Yerine getirilmesidir. Ama doğru ama yanlış. Mesela, bu dinde rabıta diye bir şey yok aslında. Ama rabıta yapanlar niye bunu yapıyorlar? Allah&#8217;a yaklaşma adına yapıyorlar, doğru mu? Ama Allah böyle bir delil indirmiş mi? Böyle bir delil indirmemiş. Biz ona bakmıyoruz şu an. Önemli olan burada nefsin ilah edinilmesi.</p>



<p>Peki, <strong>nefis nasıl ilah edinilir o zaman? Nasıl ilah makamına çıkabilir kişide?</strong> Eğer mutlak otorite artık nefsinin ona fısıldadığı, sürekli bir şekilde içerisine gelen, duyguları harekete geçiren bir yönü barındırıyorsa; vahiyle çatıştığı yerlerde de sürekli nefsinden yana tavır koyuyorsa bu kişi, arkadaşlar, artık bunun nefsinin de ilah edindiğini söyleyebiliriz. Potansiyel olarak hepimiz buna müsaitiz. Hepimiz buna müsaitiz yani.</p>



<p>Allah da bunu haber veriyor; &#8216;<strong>Nefsini ilah edineni gördün mü?</strong>&#8216; diyor. Yani sen vahiyle karşılaştığında nasıl bir dinin var ki o vahyin emri karşısında nefsini hâkim kılıyorsun sürekli? Sürekli bakın, bu çok önemli. Sürekli&#8230; Mesela içki içenin Allah Resulü tarafından verilmiş bir tarifi vardır. Sürekli içki içene ne diyor, hangi şeyi kullanıyor biliyor musunuz? Sürekli içki içen adama; devamlı içene, ara sıra içene demiyor, sürekli içiyor adam mesela&#8230; bizdeki tabirle ayyaş&#8230; Ona bir tabir kullanıyor, bir şeyle kıyaslıyor onu. Puta tapan gibidir diyor.</p>



<p>Normalde böyle bir şey yok bak, bir adam içki içtiğinde bu ifade kullanılmaz. Amma velakin onun müptelası olduğu zaman &#8216;puta tapan gibidir&#8217;. Yine bağıntı var aynı şekilde. Çünkü bir insan bir şeye ibadet etti mi o ibadet ne olur genelde? Sürekli olur. Devamlı olur. İşte sen de o içkiyi devamlı içtiğin zaman puta tapan gibi olduğun gibi; burada da dostum, nefsinin sürekli şekilde sana fısıldadıklarını -ki şeytan devrede orada- sen bunları sürekli yerine getirince&#8230; İslam burada ne buyurmuş, şurada ne emretmiş, Allah Resulü nasıl bir babaydı, Allah Resulü nasıl bir devlet adamıydı, Allah Resulü nasıl bir eşti&#8230; Bunların hepsini es geçip nefsinin sana fısıldadıklarını yerine getirdiğin zaman, o zaman sen de bu ayetin kapsamına ne yapabilirsin? Girebilirsin.&#8221;</p>



<p>Gördüğünüz gibi ilah çeşitleri, ibadet edilen varlık çeşitleri öyle bir iki taneyle sınırlı değil. Çünkü neyin karşılığı demiştik bu &#8216;mabut&#8217; ifadesinin? Nisa Suresi’ndeki hangi kelimenin karşılığı dedik bunlar? &#8216;Şey&#8217; kelimesinin karşılığı dedik.</p>



<p>Allah &#8216;Bana hiçbir şeyi ortak koşmayın&#8217; dediğinde, o &#8216;şey&#8217;; şey eşittir hayvanlar, şey eşittir salih erkekler, şey eşittir resuller&#8230; Hepsi giriyor bunun içerisine. Çünkü insanlık tarihinde insanlar o &#8216;şey&#8217; dediğimiz ne varsa, birçoğuyla Allah’a ortak koşmuşlar. Yani çok alakasız şeylerle Allah’a ortak koşmuşlar. Size komik gelebilecek bazı şeylerle&#8230; Ama velakin bunlar yaşanmış. Birazdan birkaç örnek daha gelecek.</p>



<p><strong>Peki, melekler ve cinler acaba ilah makamına çıkarılabilir mi?</strong> Yani ibadet edilen varlık haline dönüşebilir mi? Aslında enteresan, görünmüyorlar. Değil mi? Görünmüyorlar ama inanılıyorlar. Hem bizim tarafımızdan inanılıyorlar, hem Mekkeli müşrikler cinlere, meleklere inanıyorlar, hem Hristiyanlar inanıyorlar, hem Yahudiler inanıyorlar. İnananları çok. Peki, görünmeyen bir varlık Allah’ın dışında nasıl bu makama gelebilir? Biraz bunu inceleyelim.</p>



<p>Şimdi siz tespit edin; Sebe 40-41. O gün Allah onların hepsini bir araya toplar, sonra meleklere der ki: &#8216;Bunlar size mi ibadet ediyorlardı?&#8217;. Soru soran kimdi? Allah. Kime soruyor? Meleklere. Güzel. Onlar &#8216;Seni tenzih ederiz, bizim velimiz sensin, onlar değil. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı, çoğu onlara iman ediyordu&#8217; derler. Hem meleklere hem cinlere ibadet edilebileceğini nasıl çıkardık biz bu ayet-i kerimeden?</p>



<p>Allah meleklere sordu: &#8216;Sizin mi&#8230; Size mi iman, ibadet ediyorlardı?&#8217; diye. Onlar da &#8216;Hayır&#8217; dedi. Demek ki olabilir. Değil mi? Demek ki meleklere de ibadet olabilir. Onlar ne yaptılar hemen, salih kullar olduğu için? Hemen reddettiler. Ne dediler? &#8216;Cinler&#8230;&#8217; Konuşan kimdi o zaman? Melekler. Demek ki cinlere de ibadet olabiliyor mu? Olabiliyor.</p>



<p>Bir kere birinci istidlalimiz bu. İsra Suresi 57&#8217;de de buna benzer bir ifade var. Bu İsra 57&#8217;deki ayetin tefsirinde Müslim’den gelen bir rivayette bakın şöyle bir anlatım var: Cinlerden bir topluluk Müslüman oldu. Biliyorsunuz bunlar kafirlerdi. Resulullah Aleyhissalatu Vesselam&#8217;a Kur&#8217;an gelince göklere çok rahat çıkıp inebiliyorlardı, orada bir engelle karşılaştılar. Sonra dediler ki &#8216;Gidin bakın bu engelin sebebi nedir yeryüzünde?&#8217;. Sonra birtakım topluluklar Kur&#8217;an okuyanlarla tanıştılar. Sonra geri döndüler, dediler ki &#8216;Musa’dan sonra bir kitap indirilmiş: Kur&#8217;an&#8217;. Ve sonradan bir heyet Allah Resulü Aleyhissalatu Vesselam&#8217;a geliyorlar ve Müslüman oluyorlar cinler. Ve sonra Müslümanlık cinler arasında da yayılıyor ama ekserisi kafir bunların. Bu konu başka bir konu.</p>



<p>Cinlerden bir topluluk Müslüman oldu. Halbuki daha evvel kendileri başkaları tarafından ibadet olunuyorlardı. Bakın şu an konuşan kim? Bilemediniz. Kim? Allah Resulü. O zaman hadisle anlatıyor, hadis anlatıyor evet. İbadet olunan&#8230; İnsanlardan bazıları o cinler Müslüman olmalarına rağmen onlara ibadete devam edegelmişlerdir.</p>



<p>Şimdi Hristiyanlar da İsa’ya ibadete devam etmiyorlar mı şu an? Ama İsa Müslüman değil mi? Müslüman. Şimdi bu cinler de Müslüman olmuşlar mı? Olmuşlar ama hala daha önce onlara ibadet edenler, onlar Müslüman olmalarına rağmen onlara ibadete ne yapmışlar? Devam edegelmişler. Ama bizim önemli olan buradaki şeyimiz kardeşler, demek ki cinlere de ibadet olabiliyor, meleklere de ibadet olabiliyor.</p>



<p>Cinlere ibadeti araştırdığınız zaman mesela, Cin Suresi 6’da: &#8216;Bir de şu gerçek var; insanlardan bazı adamlar, cinlerden bazı adamlara sığınırlardı. Öyle ki onların azgınlıklarını arttırırlardı.&#8217; Peki, cinlere ibadet ne şekilde gerçekleşiyormuş? Sığınma şeklinde. Peki, size soru: Bir insan gittiği bir vadide veya bir alanda korkudan dolayı Allah’tan gayrı bir varlığa sığındığında veya işte <strong>Mekkelilerin yaptığı gibi &#8216;buranın en büyük cinine sığınırım&#8217;</strong> değil de başka bir türlü de olsa fark etmez, bir cine sığındığında, bir <strong>meleğe sığındığında veya &#8216;buranın en büyük evliyasına sığınırım&#8217;</strong> dediğinde, &#8216;<strong>burada yatan yatıra sığınırım</strong>&#8216; dediğinde ne olur?</p>



<p>İbadet&#8230;, o ibadettir. Çünkü <strong>dua Allah’a has kılınması gereken bir ibadettir. İbadetin özüdür, değil mi? Allah’a yapılması gerekir, Allah’tan gayrısına yapıldığında şirk olur.</strong> İşte senin o andaki, o alandaki sığınma eylemin bir ibadettir. Allah’a has kılınması gerekirdi ama sen bunu kime has kıldın? Cine has kıldın veya demin saymış olduğumuz diğer sıfat sahiplerine has kıldın. Demek ki ibadet etmek için şöyle cinin önüne geçip veya bir cin modelinin önüne geçip, putunun önüne geçip rükû etmek, secde etmek yok.</p>



<p>Cinne ibadet ediliyor muymuş? Evet. O zaman ibadet dediğimizde -daha önceki derslere katılanlar- geniş mi düşüneceğiz, dar mı düşüneceğiz? Geniş düşüneceğiz. Her türlü insandan sudur eden düşünce, söz, kasıt, fiil formatında insanlardan ibadet çıkıyor.</p>



<p><strong>İşte sevgi ve korku, sığınma eylemi de bir nedir aynı zamanda? İbadettir.</strong> &#8216;Kullarım, ey Muhammed, beni sana soracak olduklarında onlara de ki: Ben onlara yakınım, dua ettiklerinde cevap veririm.</p>



<p>Dua ettiklerinde, yani parantez içerisinde bu konuyla ilgili sığındıklarında.</p>



<p>Vadiye gittiklerinde veya başları derde düştüğünde veya daraldıklarında sığınmak istediklerinde bana sığınsınlar derken, sen cine sığındığında işte senin dinin ne olmuş oluyor? Gitmiş oluyor. Doğruların hepsi gitmiş oluyor bakın. Çünkü şirk bütün doğruları iptal eden bir günah, en büyük günah.</p>



<p>Zaten senin zinanı yok etmiyor, senin faizini yok etmiyor, senin dedikodunu, senin yalanını yok etmiyor şirk. O amellerini yok etmiyor. Ya hedef ne burada şirkin hedefi? Salih ameller. Senin Allah katında geçerli olacağını düşündüğün, umduğun; kabirde, sıratta, mizanda sana fayda sağlayacağını umduğun, cehennemden kurtarıp cennete sokacağını umduğun amellerini şirk ne yapıyor? Götürüyor. O yüzden bunu iyi öğrenmek lazım.</p>



<p>&#8216;E abi biz şimdi yani bu kadar yıl geçmiş böyle zaman&#8230;&#8217; Sen bu yolda ol da, öbür tarafa gidersen eğer bu tam bazı meseleleri kavramadan, Allah seni affeder. Çünkü Allah çok enteresan adamları affetmiş; elimizde dokümanlar var yani. Değil mi? 99 adamı öldüren, 100 adamı öldüren adamı affediyor, sırf yolda olduğu için bak. Değil mi?</p>



<p>Peki, sen şirk ve küfrü öğrenme yolundasın, tevhidi ve imanı öğrenme yolundasın ama bazı eksiklerin olmuş, yoldayken ama bak. Ha sen gitmişsin aracını garaja park etmişsin, trafiğe çıkmıyorsun, ondan sonra da övünüyorsun &#8216;ben hiç kaza yapmadım&#8217;. Bu övünülecek bir şey değil. Siz övünülecek bir şeysiniz şu an bana göre. Ne diyor o? &#8216;Siz Allahu Teala&#8217;nın indirmiş olduğu kitabın özünü öğrenmeye çalışıyorsunuz.&#8217; <strong>Bütün peygamberler &#8216;La ilahe illallah&#8217; üzere gönderilmişlerdir.</strong> Ne zaman bir topluluk bozulmuştur böyle, kitap gelmiştir yahut da elçi gelmiştir.</p>



<p>İşte bu bu kadar önemli bir şeydir yani. Allah&#8217;ın önem verdiğine sen önem vermek zorundasın. Bu bu kadar önemli. Hanımımızı düşünün; yani hanımımızın önem verdiği şeylere biz önem vermiyor muyuz iyi bir evlilik için? Veya o bizim değer verdiğimiz şeylere değer vermesi gerekmiyor mu iyi bir evlilik için? Bu böyledir zaten. O yüzden Rabbimiz neye önem vermişse, nereden başlamışsa oradan başlamamız gerekiyor.</p>



<p>Peki acaba <strong>taş, demir, ahşap&#8230; bunlardan ilah olabilir mi?</strong> Nitekim yazdık galiba böyle bir şey. Nesneler&#8230; Hatta demişiz işte bak heykeller, putlar, resimler&#8230; Nitekim burada biraz kumaş var, ağaç var; şunları ayrıyeten geleceğiz inşallah.</p>



<p>“İsrailoğullarını denizden geçirdik. Orada kendilerine mahsus birtakım putlara tapan bir kavme rastladılar”. İsrailoğulları nereden denizden geçti? Kızıldeniz&#8217;den. Allah&#8217;ın rahmetiyle geçtiler değil mi? Bak şimdi ne yapıyorlar.</p>



<p>İsrailoğullarını denizden geçirdik, orada kendilerine mahsus birtakım putlara tapan bir kavme rastladılar. Bunun üzerine, normalde ne demeleri gerekir: &#8216;Ey Musa, şunları&#8230; yok, bunları dümdüz edelim. Bunlar Allah&#8217;a ortak koşuyorlar. Biz şimdi zaten Firavun&#8217;un zulmünden yeni çıktık değil mi? Allah bize lütfetti. Kızıldeniz&#8217;i geçtik, Allah bize denizi yardı ya!&#8217; Adamlar biraz ilerliyorlar, cümle şöyle; bunun üzerine: &#8216;Ey Musa, onların ilahları olduğu gibi sen de bize bir ilah yap&#8217; dediler. Hadi bakalım! Olur mu bu? Olmuş. Olmuşa &#8216;olmuş&#8217; denir yani.</p>



<p>Musa dedi ki: &#8216;Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz&#8217; dedi. Yani ne kadar cahilsiniz hakikaten! Az önce Allah&#8217;ın hikmetini gözlerinizle gördünüz ama yine de o yaratıcının gücünü de gördünüz. Görmediğiniz halde gördünüz değil mi hani? İlahınızı, Allah&#8217;ı görmediğiniz halde onun gücünü gördünüz. Neler yapabileceğini gördünüz. Neden gidiyorsunuz da böyle adi bir kavmin dinini, oradaki bir ritüeli kendi saf dininize taşımak istiyorsunuz?</p>



<p>Ama bakın bu ümmette de çıktı. Budistlerin ibadet şekillerini İslam diye soktular, Hinduların ibadet şeklini İslam diye soktular, Perslerin şeyini din diye bu dine soktular, Şamanizmin o yıkılmış olan o inancından kalan bazı parçaları yine İslam dininin içerisine ne yaptılar? Soktular. Ama bilerek ama bilmeyerekten.</p>



<p>Bakın en çok bozulmalar nasıl oluyor biliyor musunuz dinlerde? İslam&#8217;a girenlerin İslam&#8217;a girerken taşımış oldukları eski dinlerinden parçalarla oluyor bu. Peki sen bunu nasıl ayırt edeceksin? Kur&#8217;an, vahiy&#8230; Bu kadar! İşte bu kazınması zor bir şey. Bizim teknenin altı bazen böyle kakamos tutar böyle, karaya çıkarmadan onu temizleyemezsin artık yani. Böyle kazınması gerekir yani.</p>



<p>O yüzden bu toplumdan bize neler bulaşmış? Ebu Said’’in güzel bir cümlesi var, diyor ki: &#8216;<strong>Biz cahili bir toplumdan çıkıyoruz, üzerimize pislikler bulaşmış olabilir</strong>&#8216; diyor. Bu çok önemli bir şey yani, hepimiz bu toplumun çocuğuyuz. Acaba bize küfür namına, şirk namına, bidat namına neler bulaşmış? Bunları tespit etmemiz lazım.</p>



<p>Bakın bu toplum tamamen reddedilecek bir toplum değil asla. Doğruları çok fazla bu toplumda. Yani bu toplumun &#8216;inanıyorum&#8217; diyen Müslüman&#8217;ımızda, dışarıdaki beraber namaz kıldığımız insanlarda doğrular çok. Ama velakin bazı hatalar var, o çokluğu zedeleyebilecek hatalar olduğu için hassasiyet gösteriyoruz. Yoksa tesbihi elle çekmişler, boncukla çekmişler&#8230; Ya ne zararı var dinin buna bu kadar yani? Ne kadar bir zarar verebilir ki bu?</p>



<p>Ama velakin “Ete kemiğe büründü Mahmut diye göründü&#8217;, &#8216;Ete kemiğe büründü Yunus diye göründü&#8217;, &#8216;Cübbemin içinde Allah&#8217;tan başka birisi yok&#8217;, &#8216;Bazen o bana ibadet eder bazen ben ona ibadet ederim&#8217;&#8230; Bunlar gelmiş girmiş. O yüzden bunlara, bunları ayıklamamız lazım. &#8216;Allah her yerdedir&#8217;&#8230; Bunların ayıklanması lazım yani. Yanlış cümleler bunlar yani.</p>



<p>Şimdi bu ayet-i kerimede önemli bir bölüm var burada. Biz neden böyle &#8216;<strong>onların ilahları gibi bize bir ilah yapsana</strong>&#8216; diye çevirmedik de &#8216;putlara tapan bir kavme uğradılar&#8217; diye çevirdik burayı? Burası önemli bir soru, tekrar ediyorum. &#8216;Orada kendilerine mahsus birtakım putlara tapan bir kavme rastladılar&#8217; diyor. Putlara tapan&#8230; Evet. Eğer &#8216;ilah&#8217; demiş olsaydı biz bu ilahı arayacaktık şimdi. Nesini arayacaktık? Nasıl bir şey? Yani şekli ne? Bunlardan hangisi acaba? Aynen bak bunlardan hangisi acaba? Doğru mu?</p>



<p>Ama velakin Arapçada: <em>&#8216;Va cavezna bi beni İsrailel bahra fe-etev ala kavmin ya&#8217;kufune ala esnam.&#8217;</em> &#8216;Esnam&#8217; dediğimiz şey şu heykel ve put cinsinden olan bir şey. Şekilli yani. &#8216;Sanem&#8217; yani. Evet, &#8216;put&#8217; yani. Burada &#8216;put&#8217; diye çevirmemiz lazım zaten. Ama &#8216;ilah&#8217; diye geçen bir yeri &#8216;put&#8217; diye çevirirsen -bak- dini baltalarsın. Çünkü o ilah eşittir belki de orada bir resul var, belki de orada ilah edinilmiş bir salih bir erkek var, belki de orada kötü bir insan var, belki de cin var orada. Sen ama oradaki o ibadet edilen ilahı &#8216;put&#8217; diye çevirirsen büyük bir hata etmiş olursun. Eski meallerde çok var bu. Maalesef ecdadımız bunları ayıramamış bazen. Siz bunu kendiniz ayıracaksınız. O yüzden Ebu Said Hoca meal alırken &#8216;Şurada Arapça olsun şurada Türkçe olsun, en azından burada geçen bazı kelimelere buradan bakın&#8217; derdi mesela. Ne yazmışlar, nasıl çevirmişler, doğru çevirmişler mi diye kontrol edin derdi mesela. Çok büyük bir Arapça gerekmiyor bunlar için.</p>



<p>Şimdi buradaki &#8216;esnam&#8217; kelimesi &#8216;sanem&#8217; kelimesinin çoğulu. Yani bu bizim bir manada put. Bunlar şöyle arkadaşlar; vesen &#8211; evsan, sanem &#8211; esnam şeklinde Arapçada kullanılıyor. Arapça geniş bir dil olduğu için her türlü tapınılan varlığın ayrıntısına girmiş. &#8216;İlah&#8217; der geçerdi hadi bakalım çık işin içinden! Ama bunları ayrı ayrı da ne yapmış, hangilerine &#8216;ilah&#8217; dediğini ayırmış ve &#8216;put&#8217; dediği şeylere de ayırmış. Eğer insan ve hayvan figürü varsa farklı bir şekilde put diye isimlendirmiş. Eğer herhangi bir kartal figürü değil de böyle garip garip varlıklar, yontma yontma şeyler böyle şekiller veya buna benzer şeyleri de yine farklı bir isimle isimlendirmiş. O yüzden &#8216;vesan&#8217; ve &#8216;sanem&#8217; kelimelerinin farkı budur. Ama buraya hiç girmeyin, aklınızı buraya çok daldırmayın. Bizim için önemli olan nedir arkadaşlar? <strong>Bir heykel ilah, yani ibadet edilen bir varlık haline gelebilir mi? Gelebilir.</strong></p>



<p>Şimdi bakın nasıl gelebilir şimdi, burası çok önemli. Bir sonraki anlatımımızda şöyle diyoruz: &#8216;Onlar bir kavme uğradılar&#8217; dedi ya, orada diyor ki bakın; <em>&#8216;ya&#8217;kufune ala esnami&#8217;</em>. Bu <em>&#8216;ya&#8217;kufune&#8217;</em> ifadesi &#8216;itikaf etmek&#8217; var ya&#8230; İtikaf etmek ne yapıyor itikaf eden kişi? Bir yere gidiyor orada duruyor değil mi? Yani camiden çıktığı an itikaf ne oluyor? Bozuluyor. Bitti. Şimdi o orada toplandığı için, orada bulunduğu için o yere ona &#8216;itikaf&#8217; denmiş. Şimdi bakın; <em>&#8216;ya&#8217;kufune ala esnami&#8217;</em>. Bize de bir &#8216;onların ilahı gibi ilah yapsana&#8217; ifadesindeki o kişiler ne yapıyorlarmış o putun orada? Toplanıyorlar, bulunuyorlar. Orada toplanma yeri olduğu an arkadaşlar <em>&#8216;ya&#8217;kufune&#8217;</em> ifadesi gelmiş o yüzden. <em>&#8216;Ya&#8217;budune&#8217;</em> dememiş bak. &#8216;İbadet ediyorlar&#8217; demiyor orada bak şu an. Orada toplanıyorlar. Ama saygı duruşunda mı duruyorlar, ama tören mi yapıyorlar, ama çelenk mi koymuşlar bilinmiyor. Ama yemek mi sunmuşlar önlerine yahut orada fal oklarını mı çekiyorlar yahut da kurban mı kesiyorlar o toplantı yerinde bilinmiyor. Ama velakin bir putun önünde herhangi bir şekilde bu saydığım şeyler veya sayamadığım şeyler yapılıyorsa o bir ilahtır; bu eylemleri yapanlar da o ilaha o an kulluk etmektedirler.</p>



<p>&#8216;E abi Allah&#8217;a da kulluk ediyorlar, ona da kulluk ediyorlar bir zarar verir mi?&#8217; Zaten şirk nasıl olur? Öyle olur! Böyle olur zaten. Peki <strong>bir adam Allah&#8217;a hiç ibadet etmiyor olsa sadece buna ibadet ediyorsa buna müşrik denir mi? Ne denir? Kafir denir.</strong> Güzel. Şeyi algılayabildik mi? Heykel, put, resim vesaire yani&#8230; Bunlar önemli. O &#8216;şey&#8217; kelimesini aşağı doğru artık dolduruyoruz arkadaşlar.</p>



<p>Şimdi şuraya ne dersiniz? Allah Resulü Aleyhissalatu Vesselam, Muvatta&#8217;da gelen bir rivayette -Elbani bunu sahihliyor- diyor ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi diyor bakın: &#8216;Allahümme la tec&#8217;al kabri vesenen.&#8217; Ne demek? Allah&#8217;ım kabrimi put haline getirme. Allah Resulü diyor ki: &#8216;Allah&#8217;ım&#8217; -dua ediyor yani istiyor- &#8216;benim kabrimi tapınılan, toplanılan, ibadet edilen bir put haline dönüştürme&#8217; diyor bak. Şimdi demek ki bir kabir bir şekilde -ismi değişik olabilir; makber olabilir, mabet olabilir, türbe olabilir, manastır olabilir, yatır olabilir, ne olursa olsun bu önemli değil- ama velakin bir kabir put haline dönüşebiliyor muymuş? Hatta Resulullah&#8217;ın kabri bu hale dönüşebiliyor mu? Dönüşebiliyor. Bak! Allah Resulü Aleyhissalatu Vesselam böyle bir şey istediğine göre Rabbisinden.. Olabilir demek ki!&#8221;</p>



<p>​​Önceden de olmuş zaten. Tabii, önceden de olmuş, kendisinden sonra da böyle bir şeyin olmamasını ne yapıyor Allah Sübhanehu ve Teala&#8217;dan istiyor. Yalnız bunu ne zaman istiyor biliyor musunuz? Ölümüne yakın. Ölümüne yakın bu duayı yapıyor. Duası kabul ediliyor. Evet, elhamdülillah.</p>



<p>Ama şöyle bir şey var; bu konuyu biraz konuştuk da arkadaşlarla. Duasının kabul edilip edilmediği kısmen doğru kısmen değil aslında Selim. Mesela ben umreye gittim de en son&#8230; Senle gittik galiba en son. Orada Süleymancı cemaati&#8230; Şimdi Resulullah&#8217;ın kabri burada, Kâbe burada, Mekke burada. Kabre buraya geçmişler, arkalarını Kâbe’ye doğru dönmüşler böyle duruyorlar. Ben bir geçtim şöyle bir ama&#8230; &#8216;Bir dakika&#8217; dedim, bir daha baktım. Anladım bizimkiler. Nereden anladın diyeceksiniz? Kadınların bağlama şeklinden anladım. Onların biliyorsunuz kendilerine özgü bir bağlama şekilleri var; dünyada eşi benzeri olmayan bir şey. Sonra ben baktım böyle, bayağı bir baktım; adamlar resmen kıyamdalar yani. Resulullah&#8217;a doğru dönmüşler, arka tarafları da Kâbe’ye doğru oluyor otomatikman yani.</p>



<p>Şimdi bakın, biz bazı şeyleri söylüyoruz ama bazı şeyler vukua gelmiş geçmiş tarihte. Sonra İslam döneminde, İslam tarihimizde 1500 senelik tarihimizde bazıları vukua gelmiş, bazıları da gelecek. O yüzden de bakın şöyle dedim ben bunda: Edinilmiş ve edinilebilen&#8230; Yani bugün olmayabilir ama yarın da olabilir böyle bir şey yani. Mesela Tayyip Erdoğan&#8230; Tamam mı? Öyle bir hale gelebilir ki mesela 200 yıl sonra, 300 yıl sonra sevenleri tarafından, takipçileri tarafından, onların çocukları tarafından öyle bir hale gelir ki evliya olur yani. Hele ki adamı da bir de Fatih Camii&#8217;ne falan gömerlerse seyreyleyin siz yani&#8230; Hani böyle Ayasofya&#8217;ya da gömebilirler tabii bu arada onu. Çünkü o açtı yani, doğruya doğru.</p>



<p>Şimdi o yüzden hani &#8216;edinilmiş, edinilebilen&#8217; diye ileriki müstakbel bir zaman kullandık yani burada. O yüzden aslında her şey potansiyel bir mabut. Evet. Yani geçmişte illa benzerinin de olması gerekmiyor yani illa da onu aramak da doğru olmayabilir ama biz geçmiştekileri bilirsek geleceğe ışık tutacak bunlar.</p>



<p>Evet. Useymin diyor ki Kavlül Müfid adlı kitabında: &#8216;Put anlamındaki sanem kelimesinin çoğuludur. Yani şeyi kastediyor, esnamı kastediyor. Allah&#8217;tan başkasına ibadet etmek için insan şeklinde veya başka şekillerde yapılan şeylerdir. Vesen ise hangi şekilde olursa olsun Allah&#8217;tan başka ibadet edilen şeylerdir, putlardır yani.&#8217; Ayrımı anladık mı demek istediğimi? Çok küçük bir ayrım var arada yani. Vesen daha umum (genel), sanem ise ya hayvan figürü var orada ya insan figüründen benzetmeler&#8230; İşte ata kanat giydirme mesela&#8230; Böyle şeyler bu kelimeyle ifadelendiriliyor. Bunu çok görmeyin Arapçada.</p>



<p>Mesela bizde &#8216;geldi&#8217; der. Geldi ne demek bizde? Yani bir şey vardır, orada değildir, oraya gelmiştir. Şimdi bak; cae, kadime, ata&#8230; Ondan sonra en az 3-4 tane daha var Arapçada. Yani adam uzaktan geldiyse farklı bir &#8216;geldi&#8217; kullanıyorlar, topluluk geldiyse farklı bir &#8216;geldi&#8217; kullanıyorlar, yakın bir yerden geldiyse farklı, tekrar gittiği yerden geldiyse farklı&#8230; Adamların böyle ince bir dilleri var yani adamların. O yüzden biz burada şimdi &#8216;put&#8217; diyoruz da mecbur put diyoruz biz yani. Çünkü biz &#8216;vesen&#8217; desek muhatap bunu algılamayacak, &#8216;sanem&#8217; desek onu da algılamayacak; yazar ister istemez oraya neyi koyuyor? Putu koyuyor. Ama &#8216;ilah&#8217; yazan yere &#8216;put&#8217; koyarsa büyük bir cürüm işlemiştir. Ya işi bilmiyordur, bakın işi de bilmeyebilir.</p>



<p>Mesela Diyanet&#8217;te bir tane adam var, profesör bu. Diyor ki bakın La ilahe illallah için: &#8216;Allah&#8217;tan başka Allah yoktur&#8217; diyor. Doğru mu? Yanlış nerede burada? Allah bir ilahtır. Allah&#8217;ın kendisi bir kere bozulmuş yani &#8216;Allah&#8217;tan başka Allah yoktur&#8217; diyerek. Peki size soru; ben Ebu Cehil olsam, siz de bana deseniz ki &#8216;Bana La ilahe illallah de&#8217;, yani &#8216;Allah&#8217;tan başka ilah yok&#8217;. Şimdi profesör gibi konuş: &#8216;Allah&#8217;tan başka Allah yok&#8217;. E tamam o zaman, sıkıntı problem ne var bunda? Ben de razıyım derim yani değil mi? Bakın bunu çok görmeyin yani, sonra bu toplumu tekfir ediyorlar. Bu toplumun hocası bile La ilahe illallah&#8217;ı topluma düzgün anlatmamış ki! İsmi bende mahfuz, geldiğinizde gösteririm kitabı. Kitabı aldım sakladım profesörün kitabını. Yani topluma kızmamamız lazım, babalarımıza kızmayalım, toplumdaki o hacı amcalara, imamlara kızmayalım yani; verilmemiş.</p>



<p>Onlara kızmaktan bırakın, siz kendinizin gelmiş olduğunuz duruma şükredin yani. Ya siz şu an neyle ilgileniyorsunuz biliyor musunuz aslında bak; sanem, vesen kelimeleriyle&#8230; Siz şu an Kur&#8217;an profesörü oluyorsunuz. Gerçekten bu böyle yani. Profesör olmak ne gerekir ki? Profesör o işin ayrıntısını bilir değil mi normalde? Siz bunun ayrıntısını öğreniyorsunuz şu an yani. Tevhidin alt katmanlarında geziniyorsunuz şu an. Bu çok büyük bir şey yani. Bu peygamberlerin mesleği de aynı zamanda yani; tevhid mücadelesi, tevhid anlatımı yani.</p>



<p>Evet bakın şimdi ağacı da alalım, yani bu önemli bir şey çünkü. Ebu Vakıd el-Leysi Radıyallahu Anh: &#8216;Resulullah&#8217;la birlikte Huneyn Savaşı&#8217;na çıktığımızda biz yeni İslam&#8217;a girmiştik. İslam eski ama yani 20. yılları tamamladı ama biz yeni girmiştik. Müşriklerin çevresinde toplanıp silahlarını astıkları bir sidre ağacı vardı. Buna da Zatu Envat diyorlardı.&#8217; Bu kelimeyi unutmayın bakın, kitap okurken çok karşınıza çıkacak. Zatu Envat&#8217;ı bilirseniz tevhidin de büyük bir kısmını algılarsınız çünkü her hoca buna değinir tevhid anlatan. Zatu Envat diyorlardı bu ağaca. Bir sidre ağacının yanından geçtiğimiz sırada biz: &#8216;<strong>Ya Resulallah, müşriklerin Zatu Envat&#8217;ı olduğu gibi bizim için de bir Zatu Envat belirle&#8217; dedik. Kim söylüyor bunu? Sahabe söylüyor.</strong> Müslüman yani. İslam&#8217;ın son dönemleri, Huneyn&#8217;e gidiyorlar bakın. Resulullah şöyle dedi: &#8216;Allahu Ekber!&#8217; Şaşırdığı zaman Resulullah böyle söyler: &#8216;Allahu Ekber! İşte bunlar Allah&#8217;ın sünnetleridir.&#8217; Yani sünnet ne demek burada? Daha önce yaşanmış, yine yaşanabilecek şeyler, yaşanan şeyler.&#8221;<strong>Allahu Ekber, işte bunlar Allah&#8217;ın sünnetleridir. Nefsim elinde olan Allah&#8217;a yemin ederim ki İsrailoğulları&#8217;nın Musa&#8217;ya söylediği şey gibi söylediniz</strong>&#8220;. Bak ayetten cevap veriyor şimdi Allah Resulü sahabeye. Ne diyecek sizce biliyorsunuz artık, ne diyecek? &#8220;<strong>Onların ilahları gibi bize bir ilah edin sen</strong>&#8221; gibi dedi.</p>



<p>Aynen, Musa&#8217;ya söylediği şey gibi söylediniz. Onlar şöyle demişlerdi: &#8220;Onların ilahları gibi bizim için de bir ilah yap&#8221; Araf 138. Musa da &#8220;Siz cahil bir topluluksunuz&#8221; demişti. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem devamla &#8220;Siz de sizden öncekilerin yolunu takip ediyorsunuz&#8221; buyurdu. &#8220;Siz de sizden öncekilerin yolunu ne yapıyorsunuz? Takip&#8230;&#8221; Zaten bunu haber vermemiş miydik dersin başında? Vermiştik. Demek ki o takip etme nasıl olabilir? Böyle de olabilir. Uğur getirsin diye, savaşı kazanalım diye sen o silahları asmak için bir yer edindirmek istersen Allah&#8217;tan, Allah Resulü&#8217;nden orası neye döner bu sefer? Puthane&#8217;ye döner. O ağaç neye döner? Mabuda döner, ilaha döner. Sen neye dönersin? Abide dönersin. Kimin abidi olursun? Ağacın.</p>



<p>İlerde o ağaca çaput bağlarlar savaş bittikten sonra. Gerek yok ki çaput bağlamaya, zaten bu cümle küfür. Anladın mı? &#8220;Ben Muhammed&#8217;i öldüreceğim&#8221; demekle Muhammed&#8217;i öldürmek arasında bir fark var mı? Yok ki, ikisi de küfür.</p>



<p>Eylemi gerçekleştirmen gerekmiyor. Bu gece birileri Müslüman olarak sabahladı, birileri de kafir olarak sabahladı. Kafir olarak sabahlayanlar ne dediler? &#8220;Bu yağmur yıldız yüzünden yağdı&#8221; dediler. Dolayısıyla hani böyle illa bir eylem gerekmiyor, söylem yeter. Kalpten geçen şeyler bile adamın ayağının kaymasına ne yapabilir? Vesile olabilir ama tersi de olabilir bak. Öyle bir şey geçirirsin ki kalbinden Allah&#8217;ın seni cennete koyma süreci o an başlar, gerisi de gelir.</p>



<p>Evet, Nuh kavminin ilahlarını beraber aldık mı? Ved, Suva, Yagus, Yeuk ve Nesir. Bunlar nasıl insanlardı daha önceden? Salih insanlardı. Unutulmasın diye ne yapıldı onların önce? Resimleri yapıldı. Sonra o resimlerden sonra; ilk önce ibadet edilmiyordu bunlara. Sonradan ne oldu? Yeni bir nesil geldi ve eskilerin ilimleri onlarda olmadığından dolayı artık salih erkeklerin ilahlaşma süreci o yeni nesille başladı arkadaşlar. Ve daha sonradan bunların bu heykelleşme süreci başladı ve Nuh Aleyhisselam zamanındaki bu ismini saydığım heykeller daha sonraları kafir birisinin eliyle Arap Yarımadası&#8217;na taşındı.</p>



<p>Ve o kabileler kendi aralarında o putları ne yaptılar? Paylaştılar. Herkes de kendi putuyla ne yaptı? Övündü. Hacca giderken o putların etrafında ihrama girmeye başladılar. Yemin ederken onların adlarını anmaya başladılar. Sonra oralara gidip oralarda itikaf yapmaya başladılar. Ta buradan başlayan bir süreç orada devam etti. Birisi bunu canlandırdı, kafirlerden birisi bunu canlandırdı. Bazen böyle kül gibi söner, birisi gelir bir yerlere o küfür ateşini, birden böyle tekrardan ne yapabilir? Alevlenebilir. O yüzden bunlara da dikkat etmemiz gerekiyor salih kişiliklerin de bu mertebeye ulaştığını söyleyebiliriz.</p>



<p><strong>Kötü insanların ilah olma örneği kime verebiliriz?</strong> Firavun&#8217;u örnek verebiliriz en başta. &#8220;<strong>Sen benden başka bir ilah mı ediniyorsun?</strong>&#8221; dedi Musa&#8217;ya. Ve başka bir ayette de Naziat&#8217;ta da &#8220;Ene rabbükümül ala&#8221; (Ben sizin en yüce rabbinizim) dedi. Yani bu adam zirve yani. Zirve yani şeyde; hem kendisinin ilah olduğunu iddia ediyor hem de kendisinin rab olduğunu iddia ediyor. Bu ilahlaşma sürecinde de Firavun&#8217;un korkuyla bunu başardığını söylüyor arkadaşlar çoğunlukla.</p>



<p>Ebu Hureyre’den gelen rivayette Resulullah Aleyhissalatu Vesselam şöyle buyurdu: &#8220;Altın, gümüş, kadife ve nakışlı elbise kulu olan kişiler bedbaht olsun. Böyle kişiye verilirse memnun olur, verilmezse razı olmaz&#8221;. Yani o adam, o altın için, o gümüş için, o elbise için ne yapar? Dinini satar, Rabbini satar. Onun için her şeyi ne yapar? Yapar. Haram helal demez onun için yapar, artık o onun ilah makamına yükseltmiş olduğu bir hadise haline gelir.</p>



<p>Allah Resulü de o yüzden buraya böyle bir ifadeyi ne yapmıştır? Seçmiştir. Bak ne diyor: &#8220;Teise abdud-dinar&#8221;. Abd ne demek? Abdullah; ne demek Abdullah? Allah&#8217;ın kulu. Peki bu ne demek? Abdud-dinar; dinarın kulu. Bak Allah Resulü böyle bir ifade kullanıyor, önemli. Onun için kendini helak etmeye başladığın an, onu hedef edindiğin an, onu bir yaşam tarzı haline getirdiğin an artık o şey neyse artık o şey yani; artık onun kulu haline ne yapabilirsin? Dönüşebilirsin.</p>



<p><em><strong>Peki Resulullah&#8217;la şirk düşülür mü?</strong> Evet. &#8220;Allah ve sen dilersen&#8221; diyor sahabenin bir tanesi. Resulullah ne diyor ona? &#8220;Sen beni Allah&#8217;a ortak mı koşuyorsun?&#8221; diyor. Olay bu kadar çarpıcı.</em></p>



<p>&#8220;Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke&#8221;</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/ilah-konusu/">İlah Konusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12386</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İspat ve Nefiy Kaidesi</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/ispat-ve-nefiy-kaidesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 12:27:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevhid ve Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=12369</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah’a hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah bir kimseyi hidayete erdirdiği zaman onu saptıracak yoktur. Bir kimseyi de dalalete terk ettiği zaman ona hidayet verici yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur, şeriksiz tektir. Muhammed A.S. O’nun kulu ve elçisidir. Değerli kardeşler,...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/ispat-ve-nefiy-kaidesi/">İspat ve Nefiy Kaidesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Allah’a hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah bir kimseyi hidayete erdirdiği zaman onu saptıracak yoktur. Bir kimseyi de dalalete terk ettiği zaman ona hidayet verici yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur, şeriksiz tektir. Muhammed A.S. O’nun kulu ve elçisidir.</p>



<p>Değerli kardeşler, Tevhid dersleri serimizin yeni bir başlığı ile beraberiz. Bu dersimizde ele alacağımız konu &#8220;İspat ve Nefiy Kaidesi.&#8221; İlk defa duyuyor olabilirsiniz bu kelimeleri. Bunlar, tevhidin anlaşılmasında birlikte kullanılır.</p>



<p>Şimdi, &#8220;La İlahe İllallah&#8221;ın önemini size hissettirebildiysek, ispat ve nefiy kavramı da bu cümle kadar önemlidir. Yani siz &#8220;La İlahe İllallah&#8221;ı bu kaide üzerine öğrenmezseniz, öğrenemezseniz veya öğrenmemişseniz, o zaman bu kelime topluluğunu bir araya getirmeniz size bir fayda sağlamaz. Belki dünyada sağlar; İslam devleti olsaydı &#8220;La İlahe İllallah&#8221; diyenin canı, kanı, malı kutsal olurdu bu kelimeyi söylediği için. Ama İslam devleti olmasa, şu an böyle bir toplulukta yaşıyoruz, o kimseye fayda sağlar mı? Evet, o kimseye fayda sağlar. Amacımız da bu cümleyi, yani bir insanı Müslüman yapan veya Müslümanlıktan alıkoyan bu ifadeyi iyi bilmemiz gerektiğidir. Tevhidin olmazsa olmaz kaidelerinden biri de ispat ve nefiy kaidesidir.</p>



<p>Tabii, tevhid ile anlatacağımız şeyler de tevhid kadar önemlidir. Unutulmaması gereken bir husus var: Allah’a ibadet, O’nun dışında ibadet edilenleri reddetmekle gerçek bir manada gerçekleşir. Hepsine bir &#8220;LA&#8221; dememiz gerekiyor. Biz “La İlahe” derken nefiy dediğimiz, yani reddettiğimiz hadiseyi gerçekleştirmiş oluyoruz.</p>



<p>O zaman şöyle diyebiliriz girişte: &#8220;La İlahe İllallah&#8221;ı ikiye ayırıyoruz; “La İlahe” bir parçası, “İllallah” bir parçasıdır. “La İlahe” dediğimiz zaman nefiy, yani red; “İllallah” derken de ispat/kabul ettiğimiz bir şeyler var.</p>



<p>Bakın, size şöyle bir örnek vereyim: Bugün insanların tağutları ve Allah’tan gayrı ibadet edilen varlıkları reddetmeden Allah’a ibadet etmeleri, aynı Mekkeli müşriklerin ilahları reddetmeden Allah’a ibadet etmeleri gibidir. Çünkü Mekkeli müşrikler de Allah’a ibadet ediyorlardı ama velakin Allah’tan gayrı ibadet ettikleri varlıklar da olduğu için asla ve asla Allah’a ibadet gerçekleşmez, tıpkı Mekkeli müşriklerinki gibi. O yüzden Allah’a yaptıkları ibadetler İslam dininde geçerli sayılmadı ve müşrik sıfatını üzerlerinden atamadılar.</p>



<p>Yani bir insan, Allah’a ibadet etmekle müşriklik sıfatını üzerinden atamıyor. Peki, bir insan müşrik sıfatını nasıl üzerinden atar? İbadet edilen varlıkları — canlı ve cansız ne varsa — bütün bunları reddederek gerçekleşir. Yani sen Müslümansan, Allah’ın dışındaki tüm varlıkları reddetmen gerekir. İlah makamına sadece ve sadece Allah’ı koyman gerekir.</p>



<p>Biz aslında &#8220;La İlahe&#8221; derken, Allah’tan başka ilahları reddederken, o ilahları veya o mabudlara insanların ibadet etmediğini söylemiyoruz. Veyahut &#8220;Onlar mabud değildir&#8221; demiyoruz. Veya Arapça ifadesiyle &#8220;Bunlar ilah değildir&#8221; de demiyoruz.</p>



<p>Peki, biz ne demek istiyoruz?</p>



<p>Evet, bazı varlıklar insanlar nezdinde ilah edinilmiş, bazı insanlar onlara ibadet ediyorlar, tarihte de bazıları onlara ibadet edegelmişler. Ama bugün bazılarının bu dinleri sönmüş. İleride de bugün ibadet edilmeyen fakat ibadet edilecek olan başka varlıklar türeyebilir. İnsanlar, her türlü varlığa ibadet etmeye meyilli varlıklardır. Dolayısıyla, içlerindeki bu ibadet duygusunu — yaratılırken kendilerine verilen ibadet duygusunu — ıskalayan ve Allah’ın dışındaki bir varlığa sunan insanlar var ola gelmişlerdir.</p>



<p>Biz, bu varlıkların mevcudiyetini reddetmiyoruz. Biz, onların ibadete layık olmadığını söylüyoruz. Yani, Buda denilen bir varlık var, bu Buda’ya insanlar ibadet etmişler ve hâlâ ibadet ediyorlar. Biz şimdi “La ilahe” derken, &#8220;Buda diye bir şey yoktur&#8221; demiyoruz. Bakın, Buda diye bir şey vardır, ama biz bunun ibadete layık bir varlık olduğunu kabul etmiyoruz. Bu, Hristiyanların, Yahudilerin ve diğer dinlere mensup insanların ibadet ettikleri, tazim ettikleri, mabud makamına yükselttikleri tüm varlıklar için de geçerlidir.</p>



<p>O yüzden siz “La ilahe” dediğiniz zaman, “Yeryüzünde ibadet edilen varlık yoktur” demek istemiyorsunuz aslında. “Allah’ın dışında da ibadet edilen varlıklar var, ama benim hayatımda yok, ben bunları reddediyorum” demiş oluyorsunuz.</p>



<p>Örneklendirelim: “La ilahe illallah” kavramını iki aşamada düşünmemiz gerekiyor. Şimdi nefiy dediğimiz yer aslında “La ilahe” kısmı. “İllallah” dediğimiz yer ise ispat kısmı. Burada Arapça kaideye göre biz “La ilahe” diyoruz. Biz burada ilah diye isimlendirilen ne varsa hepsini reddetmiş oluyoruz.</p>



<p>Peki, bir soru: Allah bir ilah mıdır?</p>



<p>Şimdi bakalım. Biz “La ilahe” dedikten sonra ağzımızı kapatmıyoruz, “İllallah” diyoruz. Yani, biz bütün ilahların ibadete layık olmadığını söyledik “La ilahe” derken. Ama böyle bırakmadık bu cümleyi, sonra “İllallah” dedik.</p>



<p>Peki, Allah bir ilah mıydı?</p>



<p>Evet. İşte bu, reddettiğimiz ilahlar içerisinde, yani kabul etmediğimiz tüm ilahlar içerisinden Allah’ı istisna ediyoruz. Bu cümleyi söylemekle beraber, ispat ve kabul kısmını ortaya koymuş oluyoruz.</p>



<p>Peki, reddettiğimiz ilahlardan Allah’ın farkı nedir?</p>



<p>İbadete layık olması. Allah, ibadete layık tek ilahtır. Allah’ın dışındaki tüm ilahlar ise ibadete layık olmayan ilahlardır. İsa (a.s.) ilah edinilmiştir, Meryem (a.s.) de ilah edinilmiştir, Buda da ilah edinilmiştir. Hepsi bu kavramın içerisine dahildir. Lat, Uzza, tüm totemler, ibadet kavramının içerisinde yer alan her varlık bu ilah kavramının içerisine girer ve sen “La ilahe illallah” demekle bütün bunları reddetmiş oluyorsun.</p>



<p>Peki, sadece bunu söylemiş olsaydık, gerçek bir inanç ortaya koymuş olabilir miydik?</p>



<p>Birisi şöyle dese: “Ben hiçbir varlığın ibadet edilecek bir varlık olduğunu düşünmüyorum.” Bu takdir edilir mi?</p>



<p>Hayır.</p>



<p>Şöyle bir kişi takdir edilir mi?</p>



<p>“Benim ilahım Allah’tır.”</p>



<p>Yine hayır.</p>



<p>Neden? Çünkü her ikisi de eksik kalıyor ve takdire şayan değil.</p>



<p>Peki, takdire şayan bir cümle kurabilir miyiz?</p>



<p>“Allah’tan başka ibadete layık bir varlık yoktur.”</p>



<p>Yani, <strong>La ilahe illallah.</strong></p>



<p>Bu şekildeki kelime topluluğu, ancak bizi hem dünyada hem de ahirette faydaya ulaştırmış olur.</p>



<p>Bakınız, <strong>&#8220;La ilahe&#8221;</strong> Allah’ın dışındaki tüm ilahların varlığını reddetmek demektir; <strong>&#8220;illallah&#8221;</strong> ise ilahlığın sadece Allah’ın hakkı olduğunun kabulüdür. Reddettiğimiz tüm ilahların içerisinden Allah’ı istisna kılmış olduk. Diğerlerinin batıl, Allah’ın ise hak ilah olduğunu söylemiş oluyoruz bu cümlede.</p>



<p>İnsanların bugün tağutları, ilahları, totemleri, ne derseniz deyin, ibadet ettikleri varlıkları reddetmeden Allah’a ibadet etmeleri onların müşrik olmadığı anlamına gelmez. Onları Mekkeli müşriklerden üstün bir konuma da asla ve asla yükseltmez. Kendisini Müslüman hissetmesin de bir anlamı yoktur. Bakın, burası önemli; mesela “Sen hangi dine mensupsun?” dediğimde “Ben Müslümanım” diyecek herhangi birisi vardır. Peki, sen neyinle Müslümansın? Senin Müslümanlığının alameti nedir? En büyük alameti, az önce anlattıklarımızdır. Peki, aynı kişi “Müslümanım” demesine rağmen, büyük ihtimalle İslam’ı ispat ederken neleri kullanacaktır? İbadetleri öne çıkaracaktır. Peki şöyle bir soru soralım: Mekkeli müşrikler ibadet etmiyorlar mıydı? Ediyorlardı. Peki onlar neden o zaman Müslüman değillerdi, o ibadetlerinden dolayı? Allah’tan gayrı ilah edinildiği için o yüzden yapılan ibadetler “Müslüman” ismini vermemiş oluyor. Seni müşrik sıfatından kurtarmıyor; o yüzden, saf, yalın ve mücerreet bir şekilde, sair ibadet edilenlerden soyutlanmış bir biçimde Allah’ı tevhid etmen lazım. Allah’tan gayrı ibadet edilen tüm varlıkları silip atman gerekir. Onlara “La (hayır)” demen, onlarla küfretmen, onları yok sayman lazım; fakat bu yok sayma, küfretme veya ilahlıklarını reddetme, varlıklarını reddetme anlamına gelmez.</p>



<p>Bakınız, şöyle bir örnek vereyim: Bir adam düşünün, Muhammed (s.a.v.)’ın nebiliğini reddediyor. Bu adam, Abdullah’tan olan Kureyşli Muhammed isminde birisini mi reddediyor, yoksa onun nebiliğini mi reddediyor? Onun nebiliğini reddediyor, tabii ki. “Biz Allah’tan gayrı ibadet edilenler vardır” diyor muyuz? Evet, diyoruz. Tek ibadet edilen varlık Allah mıdır? Hayır.</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">وَمَا يُؤْمِنُ اَكْثَرُهُمْ بِاللّٰهِ اِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ﴿<bdo lang="ar" dir="rtl">٦</bdo>٠<bdo lang="ar" dir="rtl">١</bdo>﴾</bdo></p>



<p>Yusuf suresi 106. ayet: İnsanların çoğu şirk koşmadan O’na ibadet etmezler.</p>



<p class="has-text-align-right">  <bdo lang="ar" dir="rtl"> ﴿٣٣<bdo lang="ar" dir="rtl">١</bdo>﴾</bdo> <bdo lang="ar" dir="rtl">اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَٓاءَ اِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُۙ اِذْ قَالَ لِبَنٖيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْدٖىۜ قَالُوا نَعْبُدُ اِلٰهَكَ وَاِلٰهَ اٰبَٓائِكَ اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَ اِلٰهًا وَاحِدًاۚ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ</bdo></p>



<p>Bakara suresi 133.  ayet: Yoksa Yakup’a ölüm geldiğinde siz orada mıydınız? O zaman Yakup, oğullarına “Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?” diye sormuştur. Onlar da “Senin ilahına ve ataların; İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek ilaha kulluk edeceğiz. Biz yalnızca Ona teslim olmuş Müslümanlarız” diye cevap vermişlerdi.</p>



<p>Şimdi bir baba düşünün, bu da Yakup (s.a) olsun, ölüyor. Ölürken ne ile uğraşıyor? Tevhid ile uğraşıyor. “Şu Çerkezköy’deki arsayı, kızıma; Kapaklı’daki yeğenime, oğluma” diye bir şey demiyor. Ölmek üzere olan bir nebi, çocuklarının kendisinden sonra müdahalesinin olmadığı dönemde, kendisinin de emek harcadığı “La ilahe illallah” ile ilgili onların da yerleşke bulup bulmadığını tespit ediyor. Şimdi bakın, “Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?” diyor; onlarda doğru olan cümleyi söylüyorlar: “Senin ilahına, ataların; İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek ilaha kulluk edeceğiz.” Yani tevhid edeceğiz, diye söylüyorlar.</p>



<p>Burası hem tevhidin değerini anlatan bir noktada önemli hem de ispat ediyor: Biz, senin ilahına ibadet edeceğiz ve ibadeti de yalnızca Ona has kılacağız. Yani sair ibadet edilenlere ibadeti asla ve asla yapmayacağız şeklinde bize güzel bir örnek sergiliyorlar Yakup (s.a.)’ın çocukları.</p>



<p>Umarım Allah (cc), babalık görevimizi ve ebeveynlik görevimizi yerine getirirken önce kendimize bu konularda yeterli donanımı sağlamayı, daha sonradan da çocuklarımıza bu aktarımı güzel bir şekilde yapabilmeyi nasip eylesin. Allah bize kolaylık versin, dinimizi sevdirsin.</p>



<p>Bakınız, şimdi ispat ve nefiy konusunu başka bir formatta göreceğiz.</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">﴿٠<bdo lang="ar" dir="rtl">٧</bdo>﴾</bdo> <bdo lang="ar" dir="rtl">قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِنَعْبُدَ اللّٰهَ وَحْدَهُ وَنَذَرَ مَا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَاۚ فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَ</bdo></p>



<p>Araf suresi 70. ayet: Onlar, “Sen bize sadece Allah’a ibadet edelim, atalarımızın ibadet edegeldiklerini bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen; haydi, bize tehdit ettiğin azabı getir” dediler.</p>



<p>Ayette bahsedilen “onlar” kim o zaman? Buradakiler, Hud (s.a.)’ın kavmidir. Ama önemli değil; yani bunlar klonlanmışlar: Nuh (s.a.)’ın dakiler de aynı, Kureyş’teki de aynı, Hud’un ki de aynı. Aslında çok bir şey değişmiyor. Batı yakasında yeni bir şey yok.</p>



<p>İlk önce, burada ne algıladık? Adamlar meseleyi çok güzel bir şekilde anlamışlar. Neyi anlamışlar? Her kavim “la ilahe illallah” ile ilgili bir nebi gitti ve onlara hatırlatıcı dozajları verdiler. Bu adamlarda “la ilahe illallah” ile karşılaşınca meseleyi çok iyi algılamış; kendi dillerinde neleri kabul etmeleri gerektiğini, neleri reddetmeleri gerektiğini çok iyi anlamışlar ve bunları da dile dökmüşler. Allah bize bunları haber veriyor.</p>



<p>Ben şimdi size soruyorum, lütfen adilane bir şekilde düşünelim. Şu müşriklerin algıladığı bu olayı, bugün &#8220;La ilahe illallah&#8221; diyen birisi algılamıyorsa, problem büyük değil mi? Bu adam anlıyor, peki kabul ediyor mu? Etmiyor. Dışarıdaki kabul ediyor mu? Ediyor ama neyi ettiğini bilmiyor. &#8220;La ilahe illallah&#8221; diyor ama yukarıda anlatılanları toplumun çoğunun bildiğini düşünmüyoruz. Ama elimizdeki donelere baktığımız zaman gerek Mekkeli müşriklerin gerek Âd kavminin müşriklerinin gerekse diğer müşriklerin; açıklayıcı, kendi kavimlerinin dilini en iyi bilenlerden seçilen elçilerin bu &#8220;La ilahe illallah&#8221; davetini çok iyi algıladıklarını görüyoruz. Kabul ettiklerini söylemiyoruz şu an, algıladıklarını söylüyoruz.</p>



<p>Bizim ne farkımız olması gerekir bu noktada? Biz bu kelimeyle çok söyleyenleriz ve bu kelimeyle büyütülen çocuklarız. Bu kelimeyi söylemede herhangi bir handikabımız yok. Çok rahat bir şekilde dilimiz dönüyor, söyleyebiliyoruz. Ama bizim sorunumuz, Allah tarafından bu kelimeye ne mana yüklendiğini, Rabbimizin bizden neyi istediğini, neyi istemediğini çok rahat bir şekilde bilmiyor oluşumuz. O yüzden ispat ve nefiy konusunda gerçekten A&#8217;râf 70, yukarıdakileri destekleyen bir ayet-i kerime.</p>



<p>Bakınız, hadiste şöyle bir ifade var:</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">مَنْ قَالَ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ وَكَفَرَ بِمَا يُعْبَدُ مِنْ دُونِ اللهِ حَرُمَ مَالُهُ وَدَمُهُ وَحِسَابُهُ عَلَى اللهِ عَزَّ وَجَل</bdo></p>



<p> “Kim ki &#8216;La ilahe illallah&#8217; der, Allah’tan başka tapınılan şeylere küfrederse onun kanı ve malına zarar vermek haramdır. Onun hesabı Allah Azze ve Celle’ye aittir.” (M23)</p>



<p>Neden &#8220;onun hesabı Allah Azze ve Celle’ye aittir&#8221; dedi sizce? Bakınız, &#8220;La ilahe illallah Muhammedun Resulullah&#8221; diyen birisinin dünyada malı ve kanı haram olabilir, kimse ona dokunamıyor olabilir ama onun hesabı Allah’a aittir. Çünkü onu kalben söylememiş olabilir yahut onu söylemiştir ama onu bozacak bir hal içerisinde olabilir. Aldığımız abdesti yıllarca taşıyabiliyor muyuz? Bozuluyor. &#8220;La ilahe illallah&#8221; da bozuluyor işte. İmanda bozuluyor. Kabul ettiğin, kendini nispet ettiğin imanda senden bozulabiliyor.</p>



<p>Peki burada ispat nerede, nefiy nerede? Bu ikisi olmadan Allah bizden razı olmayacak. Yani biz O’nu ilahlığında birlemek, yani O’nun dışındaki varlıklara küfretmekle – yani onların ibadet edilemez olduğunu söylemedikçe, kabullenmedikçe ve buna uygun da bir davranış sergilemedikçe – Allah’ın bizden razı gelmesi mümkün değil. Allah hiçbir kavmi kayırmaz. &#8220;La ilahe illallah&#8221; demeyen Mekkelilere müşrik dedi. Onların canlarını, mallarını ve kadınlarını Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te helal kıldı. Allah ırka bakmaz. O yüzden bizim de bu sarmaldan kurtulmamızın tek çaresi &#8220;La ilahe illallah&#8221;taki ispat ve nefyi önce bilmek, sonra bildikten sonra kabullenmek, sonra da bunu hayatta uygulamak.</p>



<p>Şimdi bakın, buradaki ilah kavramına “her şey olabilir” demiştik. Şu ayet-i kerime bunu destekliyor:</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهٖ شَيْـًٔا</bdo></p>



<p>Nisa suresi 36. ayet: Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet edin.</p>



<p>Bu &#8220;şey&#8221; neydi? &#8220;Her şey&#8221; demiştik. Arapçada buradaki &#8220;şey&#8221;, nekira ile ifade edilir ve her türlü şey bunun içerisine girer. Hatta bizim dilimize de “şey” kelimesi girmiştir. O zaman &#8220;ilah = her şey&#8221;. Kadın, erkek, salih, gayrısalih, her şey olabilir. Hayvan, ağaç, her şey olabilir. Eylem: ibadet. Sunduklarımız: varlık. Mabud: sunduğumuz yer. İbadet eden: abid.</p>



<p>Konumuzla en çok bağıntısı olan yer: Bizden sudur eden düşünce, söz, kasıt ve fiil ne varsa, sunduğumuz varlık bizim mabudumuz olmuş oluyor. Aynı ilah kavramı gibi düşünün: mabud = ilah = ibadet edilen varlık. Türkçede bunu &#8220;Tanrı&#8221; kelimesiyle ifade ediyorlar. Mesela &#8220;Huda&#8221; var Farsçada. Yani her toplumda ibadet edilen varlığa bazı isimler konmuş. Bizim toplumumuzda “Tanrı” deniliyor. Arapçada da ibadet edilen varlık “ilah” veya “mabud” ile isimlendiriliyor.</p>



<p>Nisâ 36’da ibadet edilen her şeyin reddedilmesi gerektiğini öğrendik ya. O zaman mabud dediğimiz ibadet edilen şeyler de her şeyden olabilir. Yani İsa da olabilir, Zâtü’l-Envât ağacı da olabilir, din adamları da olabilir ve Kur’an’da ve sünnette örneği geçen her şey olabilir. Siz &#8220;La ilahe&#8221; dediğiniz zaman bütün bu ibadet edilen şeyleri, tüm bu varlıkları reddetmiş oluyorsunuz. Bir tek kulluktan yüksünen, kendisini birçok ilaha kul olmaya mahkûm eder. Müslüman muvahhidin hayatında Allah’tan başka bir ilah yoktur. Ama Müslümanların dışındakiler için bunu söyleyemeyiz. Hayatında Allah’tan başka ilahlar olanın Müslümanlığından da söz edemeyiz. Bizim hayatımızda Allah’tan başka bir ilahın olmaması gerekir. Bakınız, Allah “Bir oyun, eğlence isteseydik onu kendi katımızda yapardık” diyor. Tamamen mühim bir iş için biz yaratıldık ve bu kitap da mühim bir iş için indirildi. Keza Muhammed (s.a.v) de onun için seçildi. İşte bakın, bütün kâinat aslında &#8220;La ilahe illallah&#8221; için yaratılmıştır. Allah’ın bizden beklentisi &#8220;kulluk&#8221; değildir, sadece O’na kulluktur.</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">وَقَالَ اللّٰهُ لَا تَتَّخِذُٓوا اِلٰهَيْنِ اثْنَيْنِۚ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَاِيَّايَ فَارْهَبُونِ</bdo></p>



<p>Nahl suresi 51.ayet: Allah şöyle buyuruyor: İki ilah edinmeyin, O ancak tek ilahtır. O hâlde yalnız benden korkun.</p>



<p>Ne demek istedi Allah burada? İnsanlığın geneli Allah’la beraber bir şekilde iki ilah edinmiş değillerdir; Allah’la beraber bir ilah daha edinmişlerdir. Burada “iki” demesi sadece iki tane olması manasına gelmez. Allah’tan gayrı minimum bir tane ilah daha kabul edilirse bu ayetin muhatabı olur. Bu kesinlikle ve kesinlikle farklı bir manada gelmiştir.</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">﴿٤<bdo lang="ar" dir="rtl">٧</bdo>﴾</bdo> <bdo lang="ar" dir="rtl">وَاِذْ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ لِاَبٖيهِ اٰزَرَ اَتَتَّخِذُ اَصْنَامًا اٰلِهَةًۚ اِنّٖٓى اَرٰيكَ وَقَوْمَكَ فٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ</bdo></p>



<p>Enam suresi 74. ayet: İbrâhim, babası Âzer’e: &#8216;Putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de apaçık bir sapkınlık içinde görüyorum.&#8217; demişti.</p>



<p>Muhammed (a.s), Kâbe’yi ele geçirdiğinde 360 putu dışarı çıkarıp kırdılar. Ne kadar ilginç değil mi? Resûlullah Mekke’yi fethedene kadar Kâbe’ye doğru namaz kılıyordu. İlginç değil mi? Çünkü Allah öyle emretmişti. Bugün de biz öyle yapmak zorundayız. Camiye, umreye gitmek zorundayız. Müslüman olduğunu söyleyen adamın Müslümanlığını kabul etmek zorundayız. Tekfirciler için en büyük reddiye budur. Allah Resulü uzun bir dönem içerisinde putlar olmasına rağmen Kâbe’ye doğru namaz kılmıştır. Sırf Allah emrettiği için.</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">وَلَا تَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَۘ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَࣞ كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُؕ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ﴿٨٨﴾</bdo></p>



<p>Kasas suresi 88. ayet: Sakın Allah ile beraber başka bir ilaha dua etme. Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur.</p>



<p>Şimdi şöyle bir şey var: “Sakın Allah ile beraber başka bir ilaha dua etme,” dedi ya, ne olur? O varlığa yalvarıyor bu kişi, ama Allah’a da yalvarıyor, kurtarıyor mu onu müşriklikten? Hayır. Bu istenilen bir ibadet değil. Bu adam ne yapmış olur? Nefiy’de eksik kalmış olur. Bu la ilahe illallah aynı zamanda “Allah’tan başka dua edilmeye layık bir varlık yoktur” demektir. Bu kelime aynı zamanda Allah’tan başka tevekül edilmeye layık başka bir ilah yoktur demektir aynı zamanda. Yani o ibadet kavramı içerisine giren dua, kurban, nezir, adaklar, sevgi eylemi ne varsa bütün ilahlar kısmında aslında reddedilir ve buna sadece Allah olduğunu aslında söyler. Ama uçağa bindiğinde yetiş ya Abdulkadir Geylani der. Aslında reddetmişti, tevekküle layık olan sadece ve sadece tek ilah Allah’tı.</p>



<p>Dua ibadet mi? Evet. Soru şu: Yetiş ya Abdulkadir Geylani diyen bir adamın ilahı kimdir?</p>



<p>Şöyle bir soru soralım: Allah ile beraber başka bir ilaha ibadet etme diyor, o dua etme dediği ilah daha önceden ibadet edilen bir ilahsa bunu yapmamamız isteniyor. Peki şöyle bir soru soralım: Daha önceden hiç ibadet edilmemiş bir varlığa ibadet yapılıyor, Allah’a sunulması gereken ibadeti ona yapıyor, ama daha önce hiç kimse buna ibadet etmemiş, örneği yok bunun. Soru: Bu şirk midir? Allah’tan gayrı ibadet edilen varlığın yasaklanması, daha önce onun ibadet ediliyor olmasını illa gerektirmiyor. Zaten abid için mabud iki tane olur bu durumda. Bizden istenilen kendimize biçilen ömür boyunca sadece ve sadece Allah’ı ilahlığında birlememiz ve ona ilahlığında hiçbir şeyi ortak koşmamamızdır. Asıl kastedilen de la ilahe illallahda budur. Ebu Cehil’den böyle bir cümle istendi Muhammed s.a.v. tarafından. Söyledi mi bunu? Arapça mı bilmiyordu? Dili mi dönmüyordu? Peki anlamadı mı? Anladıktan sonra mı reddetti? O zaman şu cümle Allah’tan başka yaratıcı yoktu manasına gelseydi, Ebu Cehil söyler miydi? Evet söylerdi. Demek ki yaratıcılık ile ilgili sorun yok. O zaman birisi benim yaratıcım Allah’tır dediğinde adamın işi başlamış oluyor yani. Bundan sonrası istenilen şeyler o kişide mevcut.</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَـمَٓا اَغْنَتْ عَنْهُمْ اٰلِهَتُهُمُ الَّتٖي يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ لَمَّا جَٓاءَ اَمْرُ رَبِّكَؕ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْبٖيبٍ﴿١٠١﴾</bdo></p>



<p>Hud suresi 101. ayet: Onlara biz zulmetmedik; fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri geldiğinde, Allah&#8217;ı bırakıp da ibadet ettikleri ilahları, onlara hiçbir şey sağlamadı, ziyanlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.</p>



<p>Allah onların dua ettikleri varlıklara ilah sıfatını koyan bu ayette de görüldüğü gibi Allah CC’dür. Hud aleyhisselam onların o ilahları reddetmelerini talep etti ama onlar bunu söylememişler, o ilahları da onlara hiçbir fayda sağlamamış. Yasin suresinde bir adam var, ondan övülerek bahsediliyor sure içerisinde. O şöyle diyor:</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">ءَاَتَّخِذُ مِنْ دُونِهٖٓ اٰلِهَةً اِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمٰنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنّٖي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـٔاً وَلَا يُنْقِذُونِۚ﴿٢٣﴾</bdo></p>



<p>Yasin suresi 23. ayet: Onu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Eğer Rahman bana bir zarar vermek istese onların şefaati bana hiç fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.</p>



<p>Demek ki o toplumda başka ilahlar edinme var. O toplum bu adamı başka ilahlara davet ediyor ama o da bunu reddediyor. Eğer Rahman bana bir zarar vermek istese onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar diyor. Biz de bugün diyoruz ki sizin yetiş, medet, ya, falan diye çağırdığınız; hastalıkta çağırdığınız, sağlıkta çağırdığınız, uçak düşerken çağırdığınız, düğünlerinizde çağırdığınız, insanları davet ettiğiniz bu sisteminiz var ya, biz bunu reddediyoruz.</p>



<p>Biz bunun Muhammed as’ın dininin zıddına olan bir din olduğuna inanıyoruz. Biz La ilahe illallah ile sizin gibi ibadet ettiğiniz tüm varlıkları, ibadetlerinizi, Allah’ın dışında ibadet etmiş olduğunuz tüm mabudları ve Allah’ın dışında uydurduğunuz tüm ibadetlerinizi ve Allah’ın hiçbir delil indirmediği o ibadetlerinizin hepsine küfür ediyoruz, hepsini reddediyoruz ve hiçbir tanesini de sağlıklı ve doğru bir zemin olarak görmüyoruz ve değerlendirmiyoruz.</p>



<p>Aslında siz la ilahe illallah derken o kadar büyük bir şey söylemiş oluyorsunuz ki, yeryüzüne meydan okumuş oluyorsunuz aslında. Bütün dinlere savaş açmış oluyorsunuz, bütün dinlerinizi ayaklarınızın altına alıyorsunuz, hak din İslam’ı kılmış oluyorsunuz ve İslam’ın dışındaki diğer dinleri de batıl kılmış oluyorsunuz. Bu kadar mukaddes bir kelime topluluğu kardeşler.</p>



<p>İbn Kayyım rhm bu konu ile alakalı şöyle bir tespiti var: Sadece nefy tevhid demek değildir. Diyor ki İbn Kayyım aynı şekilde sadece ispat da nefy olmaksızın tek başına tevhid demek değildir. Yani benim ilahım Allah, bu ispat ama nefy yok. Daha diğer ilahları reddettiğimizi deklare etmedim. Boynum hala İslam kılıcının gölgesinde duruyor, her an inebilir. Aynı şekilde ispat da tek başına nefy olmaksızın tevhid demek değildir. Sonra diyor ki tevhid ancak nefy ve ispat bir arada bulunduğunda olur. Şimdi sende var mı yok mu bak bakalım, buna sen karar vereceksin.</p>



<p>Sen bununla imtihan olacaksın, Allah’ın aslında insanları en çok imtihan ettiği şey kadın veya başka bir şey değil. Derece olarak şu imtihandan alakası yok yani. Sen eşini bir kadınla aldattığın zaman ya eşinden olacaksın, çocuklarını kaybedersin bir de kocaman bir günahın olur ama dinden çıkmazsın. İspat ve nefy’e son iki örnekte verip bitiriyoruz.</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">وَاِذْ قَالَ اِبْرٰهٖيمُ لِاَبٖيهِ وَقَوْمِهٖٓ اِنَّنٖي بَرَٓاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَۙ﴿٢٦﴾</bdo></p>



<p>Zuhruf suresi 26. ayet: İbrahim babasına ve kavmine: Beni yaratan hariç şüphesiz ben sizin ibadet ettiklerinizden beriyim, beni en doğru yola ancak o ulaştırır, dedi.</p>



<p>Sizin ibadet ettiklerinizden beriyim kısmı nefy, beni yaratan hariç kısmı ispat. Bizim isim ve sıfat tevhidinde en çok kullandığımız ayet şudur, hatta bu gelecek ayeti anlayan birisi isim ve sıfat tevhidini yüzde doksan beş algılar dedik.</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">فَاطِرُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً وَمِنَ الْاَنْعَامِ اَزْوَاجاًۚ يَذْرَؤُ۬كُمْ فٖيهِؕ لَيْسَ كَمِثْلِهٖ شَيْءٌۚ وَهُوَ السَّمٖيعُ الْبَصٖيرُ﴿١١﴾</bdo></p>



<p>Şura suresi 11. ayet: Gökleri ve yeri yaratan O’dur. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da çiftler yarattı. Bu şekilde çoğalmanızı sağlamaktadır. O’na benzer hiçbir şey yoktur. O her şeyi işitir, her şeyi görür.</p>



<p>Bu ayette onun benzeri hiçbir şey yoktur, o işitendir görendir kısmı var. Burada ispat var nefy var. Onun benzeri hiçbir şey yoktur nefy, o işitendir görendir ispat.</p>



<p>Şimdi onun benzeri hiçbir şey yoktur dedi. O Allah’tır. Peki siz şu an beni işitiyor musunuz? Evet. O işitiyor mu? Evet. O zaman birinci cümle çatışmış mı oldu? Çünkü neden o da işitiyor sen de işitiyorsun. Neden girişte dedim ki bu ayet algılanırsa isim ve sıfat algılanır dedik. Konumuz o değil aslında biz oradan ispat ve nefye sıçrayacağız. Ama buraya bir salva yaptık. Buradaki benzeri hiçbir şey yoktur daki kastı muhteva olarak, müsemma olarak, içerik olarak benzeri bir şey yoktur. Biz şu an Rabbimizin bizi nasıl işittiğini, nasıl gördüğünü bilmiyoruz. İşte o bilmediğimiz şeyle alakalı zaten o kısım. Ama velakin burada ispat var nefy var yani eğer şu cümleyi söylememiş olsaydı, onun benzeri hiçbir şey cümlesinde kalmış olsaydı biz şimdi işitir de diyemezdik. Çünkü benzetme ihtimalimiz olacaktı. Ama şu cümle bize yardımcı oluyor. Hem benzeri hiçbir şey yoktur diyor hem de mahlukatının da gördüğünü bilen Allah o işitendir görendir diyerek de kendisini görmek ve işitmekle nitelendiriyor.</p>



<p></p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/ispat-ve-nefiy-kaidesi/">İspat ve Nefiy Kaidesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12369</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Günahların Taksimi</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/gunahlarin-taksimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Sep 2025 18:35:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevhid ve Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=12364</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı ayetlerde şeytana kulluk ile ilgili meseleden bahsediliyor: اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَؕ اِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَلٖيمٍ Hud 26. &#8216;Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acı bir günün azabından korkarım&#8217; (dedi). اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَا بَنٖٓي اٰدَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبٖينٌۙ Yâsîn 60. Ey Âdemoğlulları! ‘Şeytana ibadet...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/gunahlarin-taksimi/">Günahların Taksimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bazı ayetlerde şeytana kulluk ile ilgili meseleden bahsediliyor:</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَؕ اِنّٖٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَلٖيمٍ</bdo></p>



<p>Hud 26. &#8216;Allah&#8217;tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acı bir günün azabından korkarım&#8217; (dedi).</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَا بَنٖٓي اٰدَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبٖينٌۙ</bdo></p>



<p>Yâsîn 60. Ey Âdemoğlulları! ‘Şeytana ibadet etmeyin, o sizin apaçık düşmanınızdır.’ diye size emretmedim mi?”</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَؕ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِيًّا</bdo></p>



<p>Meryem 44. Ey babacığım! Şeytana ibadet etme. Çünkü şeytan, Rahman’a karşı isyan etti.</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">اِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهٖٓ اِلَّٓا اِنَاثًاۚ وَاِنْ يَدْعُونَ اِلَّا شَيْطَانًا مَرٖيدًاۙ</bdo></p>



<p>Nisâ 117 Onlar, Allah’ı bırakıp da birtakım dişi (ismi verilenlere) dua ederler. (Gerçekte) onların dua ettiği inatçı şeytandan başkası değildir.</p>



<p>Şimdi burada dört ayet zikrettik size, ne anlamamız gerekiyor bunlardan? Hani biz önceki derslerimizde ibadeti anlattık ya, Allah’a ibadetten bahsettik, birde<br>Allah’tan gayrısına yapılan ibadetten bahsettik. İşte <strong>Allah’tan gayrısına yapılan ibadetlerin tamamı aslında öyle veya böyle hepsinde şeytanın bir payı vardır.</strong><br>Aslında İbrahim(a.s)’ın babası, ortada bir şeytan varda, ona gidip ruku veya secde etmiyordu. Aslında paganist bir toplum, yani yontulmuş putları var ve onlara<br>tazimde bulunuyorlar, ama babasına sakın şeytana ibadet etme diyor. Ama işte o yapmış olduğu eylem dolaylı yoldan şeytana bir ibadettir. O yüzden gerek bizden sudur etsin, gerek başkalarından sudur etsin, Allah’ın emretmediği şekilde davranışlarda bulunan herkeste şeytanın bir payı vardır. Yani şeytana giden artı bir puan vardır.</p>



<p>Şöyle bir örnek vermiştik: bir kişi içki içse, hani 24 saat ibadet edecektik ya, o zaman o kişi burada bir problem yaşıyor o içki eylemiyle, peki bu içki içme eylemi Allah’a yapılan bir ibadet olmadığına göre, geriye ne kalıyor o zaman, genel olarak şeytana ibadet kapsamı içerisinde değerlendiriliyor.</p>



<p>Tabi, bunu anlattıktan sonra zihinlerde bir şeyin canlanacağını biliyoruz. Bizim bunu doğru anlamamız, bizi Mürcieden ve Haricilerden ayrı kılacak. Bu iki taife sapık taife. Ehli sünnetten kopmuşlardır. Mürcie, iman ve amelin arasını ayırıyor. Hariciler ise, günahları küfür olarak sayıyorlar, yani insanları alel ıtlak tekfir ediyorlar. İşlemiş oldukları günahlarından dolayı.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Her Allahtan Gayrısına Yapılan İbadetin Şirk Olmadığı</strong></h2>



<p>Ehli sünnet vel cemaatte günah kavramı içerisinde 3 ayrım var. Nedir onlar; küçük günah, büyük günah ve en büyük günah. İslam insanların Rab’lerine yapmış olduğu hataları bu üç aşamada değerlendiriyor. <em>Sizin Allah’a asi olduğunuz şey ya küçük günahtır, ya büyük günahtır, yada sizi dinden çıkartan küfür ve şirk dediğimiz en büyük günahtır.</em> Biz bunları sırasıyla örneklendireceğiz.</p>



<p>En büyük günahtan başlıyoruz, küfür ve şirk dediğimiz, insana cenneti haram kılan, cehennemi helal kılan günah olan şirk ve küfür eyleminden bahsediyoruz.</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">قُلْ اِنَّمَٓا اَدْعُوا رَبّٖي وَلَٓا اُشْرِكُ بِهٖٓ اَحَداً</bdo></p>



<p>Hiç kimseyi O’na ortak etmem kısmındaki ortak etmem dediği yer dua eylemi. Bakınız, Allah’tan gayrısına dua etmek şirktir ve insanı İslam&#8217;dan çıkartan bir şirktir. Buna kim karar veriyor? Allah.</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونٖٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْؕ اِنَّ الَّذٖينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتٖي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرٖينَࣖ</bdo></p>



<p>Mü&#8217;min: 60 “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.”</p>



<p>Ayeti inceleyelim: İmanın şubelerinden bir tanesi de duadır. Bu seferde ibadet kelimesi geçti, ibadet mi genel? Dua mı genel? İbadet genel, dua ondan bir cuz. O zaman buradaki ibadet kelimesine imanın hangi cüzünü koyalım? Buradaki ibadet kelimesi nereye döner? Dua eylemine döner.<br>Demek ki burada Allah’a dua etmemek, Allah’ın dışındaki varlığa dua etmek cehenneme girmesine sebep oluyor.</p>



<p>Dua ile ilgili 100’e yakın ayet var. Allah’ın en çok değer verdiği ibadetlerden bir tanesi. Bu da karşılığında falsosu olanların şirk diye nitelendirildiği bir ibadettir. O yüzden <strong>dua ibadetini Allah’a has kılmamız gerekiyor.</strong> Şimdi bunun gibi başka örneklerde var ama biz bunlar ile yetineceğiz vakit darlığından dolayı.</p>



<p>Biz şimdi neye örnek verdik? En büyük günaha, İslam dininden çıkaran günaha örnek verdik. Buda aslında büyük bir günah, ama diğer büyük günahlardan farkı var. Diğer büyük günahlar insanı dinden çıkarmıyor.</p>



<p>Bakın şimdi o rivayet geliyor:<br>Ebu Zer&#8217;den naklen: Ben bir keresinde Nebiyi (s.a.v.) ziyarete geldim; O, üzerinde<br>beyaz bir elbise olduğu hâlde uyuyordu. (Döndüm) sonra yine geldim. Bu defa uyanmıştı. Nebi şöyle buyurdu:<br>“Lâ ilahe illellah diyen, sonra da bu inanç üzere ölen hiçbir insan yoktur ki Cennete girmesin. Bunu Cebrail böyle müjdeledi”. &#8211; “Ey Allah Resulu, zina etse, hırsızlık da yapsa da mı?&#8221; &#8211; “Evet, zina da etse, hırsızlık da yapsa”.<br>Ben tekrar aynı soruyu sordum, aynı cevabı verdi. Üçüncü defa aynı soruyu sorunca<br>“Evet, zina da etse, hırsızlık da yapsa Cennete gidecektir. Hem de Ebu Zer&#8217;in burnu yere sürtse dahi…”</p>



<p>Ebû Abdillah el-Buhârî: Rasulullah’ın söylediği bu &#8220;Lâ ilahe illallâh diyen her kul…&#8221; sözü, ancak ölüm sırasında yahut daha önceden günahlardan tövbe edip bunlara pişman olduğu ve &#8220;La ilahe illallâh&#8221; dediği zaman mağfiret olunur da cennete girdirilir, dedi. (Buhari 5827)</p>



<p>Burada büyük günahlardan bahsediliyor, bir insan zina işlediğinde küfür ve şirk eyleminde mi bulunuyor yoksa büyük bir günah mı işliyor? Büyük günah işliyor. Peki zina eden birisi İslam dininden çıkıyor mu? hayır. Neden? Büyük günah çünkü bu.</p>



<p>Büyük günahlarda Allah bunları gerek had cezası uygulandığında o kişiyi temizliyor, gerekse tövbe ettiğinde bu günahları temizleyebiliyor. Hatta, bunların hiçbirini dünyada yapmasa dahi, kıyamet gününde amelleri tartıldığı zaman, eğer zina amelini tartıda kaldıracak bir sevabı varsa yine bundan kurtulabiliyor. Şeytanın burada da bir payı var, dua eylemini Allah’tan başkasına yaptırdığı gibi. Ama din, şari, Allah bazı günahları affedilecek olanlardan değerlendirmiş, bazılarını büyük günah olarak değerlendirmiş, bazılarını da affetmeyeceği günahlar olarak değerlendirmiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Küçük Günahlar</strong></h2>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">اِنْ تَجْتَنِبُوا كَبَٓائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلًا كَرٖيمًا</bdo></p>



<p>Nisa 31. Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.</p>



<p>Şimdi, büyük günahlar ve küçük günahlar ifadesini görüyoruz burada. <strong>Küçük günahları affettiren şey burada, büyük günahlardan kaçınılması.</strong> Hani hocalar sürekli söylüyorlar ya bir ramazan oruçlu geçirilirse diğer ramazanla olan aradaki günahlar bağışlanıyor. Arefe orucu, hem geçmiş senenin hem gelecek senenin. Muharrem orucu da böyle. İki cuma namazı. Bunlar şeytanın bizden aldığı paylar, ama bunlar küçük paylar. Yani bunlar küçük günahlar. İslam dini şeytanın bu paylarını kısımlara ayırmıştır. Aslında buda bizim için bir rahmettir. Neden? Allah kendisine yapılan her günahı affetmeye de bilirdi. Buda onun rahmetinin genişliğidir.</p>



<p>Sayılamayacak kadar Allah’ın mağfiretini hayatımızın içerisinde görüyoruz. Buda yine Rahmeti gazabını geçen bir rabbimizin olmasından kaynaklanıyor. Allah’a hamd olsun ki sadece ve sadece o büyük günahlar içerisinde en büyük günah dediğimiz şey çok az. Küfür ve şirki buluyoruz orada. İşte biz bizden sudur eden bu tip hadiselerde hepsini aynı kategoriye koyamıyoruz. Kişinin işlemiş olduğu günaha göre edinmiş olduğu bir cürüm var.</p>



<p>Hatta Resulullah döneminde zina suçunu itiraf eden kadın, taşlanarak öldürüldükten sonra Resulullah onun hakkında kötü konuşan sahabesine diyor ki: “Eğer bu kadının tövbesi Medine günahkarlarına dağıtılsa, onlara yetişirdi.” Sen bir insanın ölüm karşısında günahını affettirmeye çalışmasını basit bir şey mi sanıyorsun diyor. Dolayısıyla bir zina suçunun dahi had cezasından sonra affedilebildiğini görüyoruz.</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/gunahlarin-taksimi/">Günahların Taksimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12364</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İbadet Kavramı</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/ibadet-kavrami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 12:49:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevhid ve Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=12360</guid>

					<description><![CDATA[<p>İbadet kelimesi bizim çok kullandığımız bir kelime, Arapça bir kelime. Bizim bunu Arap lügatinden öğrenip onu Türkçe ’ye çevirmemiz lazım. Çünkü toplumumuz bu Arapça kelimeye Türkçe bir ifade yüklemiş olabilir. Bunu unutmayalım, yani bizim Türk halkı Arapça bir kelimeyi alır, ona kendi yüklemiş olduğu; inancını vs. ona yükleyebilir. O yüzden bunu Arapçasıyla, Türkçesiyle kıyaslamamız gerekmektedir....</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/ibadet-kavrami/">İbadet Kavramı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İbadet kelimesi bizim çok kullandığımız bir kelime, Arapça bir kelime. Bizim bunu Arap lügatinden öğrenip onu Türkçe ’ye çevirmemiz lazım. Çünkü toplumumuz bu Arapça kelimeye Türkçe bir ifade yüklemiş olabilir. Bunu unutmayalım, yani bizim Türk halkı Arapça bir kelimeyi alır, ona kendi yüklemiş olduğu; inancını vs. ona yükleyebilir. O yüzden bunu Arapçasıyla, Türkçesiyle kıyaslamamız gerekmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İbadet Deyince Aklınıza Ne Geliyor?</h2>



<p>İbadet eşittir kulluk. Peki kulluk ne demek ibadet. Bu tanım doğru oluyor mu şimdi? Siz, bilinmeyen bir şeyi tarif ederken müteradifini alıyorsunuz o kelimenin ve o bilinmeyeni bir kelime ile ifadelendirmeye çalışıyorsunuz ama o kelimede açıklanmaya muhtaç. Yani kulluk ne demek ibadet ne demek? Dolayısıyla kulluk ve ibadet kelimeleri aynı olmasına rağmen, siz kulluğa eşittir ibadet dediğiniz zaman başarılı olmuş olmuyorsunuz. Veya ibadet nedir dediğim zaman, kulluk ne dediğim zaman yine başarılı olmuş olmuyorsunuz.</p>



<p>Biz şimdi Arapça olan bu kelimeye iki şekilde yaklaşacağız. Bir tanesi, ihtiyari kulluk, bir tanesi de icbari kulluk. İbadet kelimesini biz algılayacağız ve kolay yöntem olarak bu iki kavramı kullanacağız. Buraya atıf yaptık, birazdan geleceğiz.</p>



<p>İbadetin tanımında iki tane icmali (anlaşılması kolay), meseleyi dinleyiciye kolayca anlatabileceğimiz bir ifade var. Bir tanesi, <strong>kulluk şudur: insandan sadır olan, düşünce, söz, kasıt ve fiillerdir.</strong> Şimdi ben bir kulluk tanımı yaptım ama bu icbari kulluğun tanımına mı girer, yoksa ihtiyari kulluğun tanımına mı girer? Bu soruya erken cevap vermeyelim.</p>



<p>Şimdi ikinci tanımı yapalım. <strong>İbadetin ikinci tanımı: Allah’ın sevip razı olduğu, açık ve gizli yapılan tüm amellere ibadet denir.</strong> Bu ikinci yaptığım tanım acaba icbari kulluğa mı girer, yoksa ihtiyari kulluğa mı girer?</p>



<h2 class="wp-block-heading">Neden Bu Kadar Tevhid Dersinden Sonra Neden İbadet Kavramına Girdik Sizce?</h2>



<p><em>Biz şimdiye kadar şunu öğrenmedik mi, eğer Allah’tan başka bir varlığa ibadet edersek, ona ortak koşmuş olacağız. İbadetin tüm cüzlerinde Allah’ı birlememiz lazım. Yani, ibadeti Allah’a has kılmamız gerekiyor. Dolayısıyla ibadeti de bilmemiz gerekiyor ki parçaları birleştirmiş olalım.</em></p>



<p>Şimdi ben size Arapça kelimeler söyledim, bunları bir seferde hemen öğrenemezsiniz, bunlar gerçekten tekrarıyla nakış nakış işlenen kelimeler, yani <strong>ihtiyari kulluk ve icbari kulluk.</strong></p>



<p>İhtiyar ne demek normalde, muhtar kelimesine de benziyor, muhtar seçilmiş kişi demek. <strong>İhtiyar dediğimizde ise, seçilerek, isteyerek, arzulanarak yapılan ibadeti kastetmiş oluyoruz.</strong></p>



<p><strong>İcbari kullukta da cebren/zorla yapılan kulluğu kastetmiş oluyoruz.</strong> O zaman <strong>kulluk dediğimiz zaman, ibadet kelimesi aklımıza gelir, ibadet dediğimiz zaman kulluk kelimesi aklımıza gelir.</strong> Biz ibadet kelimesini doğru düzgün algılayabilmemiz içinde bunu iki şekilde izah etmemiz gerekiyor, bir tanesi ihtiyari kulluk, bir tanesi de icbari kulluk olarak size tarifini yaptık. Kişiden düşünce, söz, kasıt ve fiil olarak ne sudûr ederse buna bir kulluk dedik ve bununda icbari kulluk olduğunu söyleyebiliriz. Az önce söylediğim Allah’ın sevip razı olduğu gizli ve aşikâr tüm ibadetlere de ihtiyari kulluk dedik.</p>



<p>İkisi arasında ciddi bir fark oluştu şu anda. Orada bir nüans farkı var bunu yakalayabildiniz mi?</p>



<p>Bu tanımlarda bir farklılık var. Ne olabilir, bir tanesinde Allah lafzı kullandık, bir diğerinde kullanmadık, mesela bu birinci farktı. Peki bizim bundan en çok yakalamamız gereken şey nedir. Mesela akşam evimize gittiğimiz zaman ne yapacağız, uyuyacağız. Az önce ne yedik, yemek yedik. Yediğimiz yemekler ve içtiğimiz içeceklerden sonra lavabo ihtiyacımızı görüyoruz. Mecbur, evet. Allah’ın bizi yaratırken bizden sudûr edecek bazı düşünceler, sözler, kasıtlar ve fiilleri rabbimiz bize mecburen, icbari olarak vermiş. Bizim bunlarda seçme hakkımız yok. Biz mecburen tuvalete gideceğiz, mecburen uyuyacağız, biz mecburen ihtilam olacağız, biz mecburen nefes alacağız. Peki bunlar kulluk mudur? Evet, bunları Allah istemiştir ve bizden de sudûr ediyor. Bunları Allah bu şekilde olmasını istemiştir ve bu şekilde de oluyor. Buna hayır diyebilecek var mı? Hayır. Çünkü bu icbari bir kulluktur, bu olmak zorundadır. Burada sizin ihtiyarınız yoktur. Ben uyumam diyemiyorsunuz, içmem diyemiyorsunuz. Sizden bunlar mecburen sudûr ediyor. Muhakkak bir düşünme eylemi yapacağız, muhakkak bir niyet taşıyacağız. Kaçarı yok, işte bunların hepsi icbari kulluktur, zorunlu kulluktur. Yapmak zorundayız, bunları Müslümanım diyende yapar, gayrı Müslim&#8217;de yapar, ateistte yapar. Binevi bu noktada bütün insanlar Allah’ın kullarıdırlar ve evren canlısıyla, cansızıyla, inananı ile inanmayanı ile bu kulluğu yerine getirir. Mesela güneş bir kuldur. Kulluğuda ışık ve ısıdır şu ana kadar bildiğimiz, manyetik etkiler de var mesela bunlarda konuşuluyor. Ona göre namaz vakitlerini tayin ediyoruz, birçok kulluğu var mesela güneşin en son işte tekrardan batıdan doğacak kendisi. Peki bu kulluğu ihtiyari mi icbari mi? İcbari bir kulluk bu.</p>



<p>Peki, siz eve gittiğinizde, uyuduğunuzda, eğer bu bir kulluk eylemiyse, bununla birlikte sevap alıyor musunuz? Burada bir sevap varsa Müslüman olmayanında bu sevabı alması gerekir, ama sevap Müslümandadır, hayvanlarda uyur. Normalde bir insan uyuduğunda icbari olduğundan dolayı bu adama bir ecir olmaz, çünkü zaten bu adama ne oldu mecburdu. Mecbur olunan bir şeyde ihtiyari kulluk söz konusu olmaz. İcbari kullukta bu böyledir. Ama ihtiyari kulluk neydi, Allah’ın sevip razı olduğu gizli ve açık ibadetlerin hepsi dedik. İkisi arasındaki fark büyük.</p>



<p>Peki burada hangi kul övülür, icbari kul mu, ihtiyari kul mu?</p>



<p>Firavun icbari kulluğunu yerine getirmiyor muydu? Evet bizimle ortak paydada icbari kulluğu yerine getiriyordu, ama ona bir fayda sağlamıyordu. Çünkü zaten Allah bunu böyle takdir ettiği için daha insanı yaratmadan önce, bu şekilde bir kul belirlemiş. Böyle yapmasını istemiş, yorulduktan sonra uyumasını istemiş. O kulda bunu yerine getiriyor. Ama icbari, cebren. Dolayısıyla buda bir kulluktur ama icbari bir kulluktur.</p>



<p>Evrendeki bütün varlıkların Allah’ın karşı konulamaz yasalarına boyun eğmiş bir halde işlevlerini sürdürmeleri zorunlu ibadet olup bazı ayetlerde bu ibadet söz konusu varlıkların “Allah’a secde etmesi” şeklinde ifade edilmiştir (meselâ bk. el-Hac 22/18; er-Rahmân 55/6). İradeye bağlı ibadet ise akıl sahibi varlığın hür iradesiyle yapması istenen, bu sebeple de sorumluluğa, mükâfat veya cezaya konu olan kulluk şeklidir.</p>



<p>Şimdi mesela iki tanesini örnek vereceğim, çok var aslında.</p>



<p><strong>Meryem 93<em>.</em></strong><em> “Göklerde ve yerde onların tümü, Rahman (olan Allah’a) yalnızca abd (kul) olarak gelecektir.”</em></p>



<p><strong>Ra’d 15</strong>. <em>Göklerde ve yerde bulunanlarda, onların gölgeleri de sabah akşam, ister istemez, sadece Allah&#8217;a secde ederler.</em></p>



<p>Ağaçların secdeleri gölgesidir, o gölde güneş ona arkadan vurduğunda ağaç secde eder. Farklı bir yerden vurduğunda secdesinin yeri değişir ama yere kapaklanır orada ağaç. Bunun gibi, Kuran-ı kerim’de birçok ayeti kerimde, fen bilgisinde bize cansız varlıklar olarak öğretilen ama kendi iç dünyalarında canlı olan güneş, ay hatta bir taş parçası dahi, evren sema, arş keza ve diğerleri aslında Kurani bakış açısında Allah’ın bir kulu. Güneş bir kul, ay bir kul, sema bir kul, arş veya kürside keza böyle. Zamanda bir kul, zaten zamana sövmeyin diyor.</p>



<p>Dolayısıyla, Allah’ın dışındaki her şey bir kuldur. Yani, geriye hiçbir şey kalmıyor Allah’tan başka. Her varlık Allah’ın bir kuludur.</p>



<p>Peki, güneşin, ayın, ağacın, insan ve cinden farkı nedir? Sorumlu olmamaları. Çünkü sorumlu olacak irade onlara verilmemiş. Yani, insan ve cin dışında ki varlıklarda ihtiyari sorumluluk, icbari sorumluluk, ikisi de cem olmasına rağmen insan ve cin dışındaki varlıklarda sadece icbari kulluk söz konusu olmuş olur. İster isteyerek ister istemeyerek gelin de zaten isteyerek gelmeleri söz konusu. Yani, güneşin kulluğunda iradesi olmadığı için, ben bugün doğamıyorum, doğmak istemiyorum, yorgunum gibi bir cümle duyamazsınız veya Ay’da da böyle bir şey olmaz. Harley kuyruklu yıldızı 75 yılda bir geçecekse, ekinoks 21 aralıkta olacaksa bunlar illaki icbari olarak gerçekleşecektir. Ama velakin bize gelince ve kuldaşlarımız olan cinlere gelince bizlerdeki olan bu ihtiyar bizim kulluk serüvenimizi oluşturan ana temadır. Yani bize verilen bu ihtiyar, seçme hakkı, irade, bizim ya başımızın belası olacak yahut ta bizi, meleklerden üstün dediğimiz, meleklerle eşdeğer dediğimiz, veyahut diğer cümlelerle ifadelendirilmeye çalışılan meleklerin dahi gıpta ettiği üstün bir makama bizi ulaştıracaktır.</p>



<p>Dolayısıyla bizim ibadetteki yaptığımız bu tanım, bizim ne yapmamız gerektiğini ve neler yapmamız gerektiğini bize öğretmede fayda sağlayacaktır.</p>



<p>İbadet kelimesinin eş anlamlısı ne demiştik, kulluk. Biz bunu bununla tarif ettiğimiz zaman başarılı olmuyoruz, o zaman ibadeti tanımlamamız gerekiyor. Peki tanımlarken kaç şekilde tanımlarız dedik, iki şekilde tanımlarız dedik. Önce bir başlık attık, icbari ve ihtiyari kulluklar ve sonra tanımlar yaptık. Bu tanımlara bunların altından hangilerini koyabileceğimizi sorduk ve dedik ki: <strong>insandan sudûr eden söz, kasıt, düşünce, fiil ne varsa hepsi icbari kulluğun altındadır.</strong> Ama, <strong>Allah’ın sevip razı olduğu, gizli ve aşikâr bizden sudûr eden ne varsa, bunlar Allah’a ibadettir dedik.</strong></p>



<p>Peki, ihtiyari kulluk olarak uyguya yaklaşabilir miyiz? Yani icbari olarak Allah’ın sevip razı olduğu bir pozisyona getirebilir miyiz? Evet. Nasıl yaparız biz bunu? Şimdi bir kere bizim vücudumuzun üzerimizde hakkı var deriz. Bu hakkı ödemek içinde onun uykuya ihtiyacı var deriz, yatsıdan sonra çok önemli bir işimiz yoksa mümkün olduğunca erken yatmaya çalışırız, çünkü gecenin son üçte birinde kalkma hedefimiz vardır. Böyle bir hedefimiz yoksa sabah namazında cemaate gitme hedefimiz vardır. Bütün bu uykusuzluk ve yorgunluk bizi bunlardan alıkoyabilir. Öyleyse ben bu bilinçle yattığım zaman yatarken de yatmadan önce de ellerimle avucumu açıp felak, nas ve ihlas surelerini okuyup vücudumla üç kere sıvazlarsam, yattıktan sonrada uyku pozisyonundayken ayetel kürsü okursam, yattığım zamanda sağ tarafıma yatarsam, abdestli yatmaya da gayret edersem, övülen bir ibadet olduğu için yatarken. Bütün bunları da yerine getirirsem, bu ibadet artık ihtiyari olur. Hiçbirini yapmayabilirdim dimi, özgürdüm, ama isteyerek yaptım. Bu sefer icbari olan, fıtratımda var olan o uyuma duygusu Allah’ın bana vermiş olduğu bu uyku eylemi, benim bu ihtiyarımla birlikte Allah’ın sevip razı olduğu gizli ve aşikâr bir ibadet haline dönüşmüş oluyor.</p>



<p>Ama velakin benim az önceki söylediklerimin hepsinin delili olması lazım. Bunların hiçbirinin delili olmasaydı, ben bunların hiçbirinin sevabını alamazdım.</p>



<p>Şöyle bir örnek vereyim, yatsı ezanı okunduğunda icbari olarak mı namaza gidiyoruz, ihtiyari olarak mı? İhtiyari olarak. Bundan ecir alıyor muyuz? evet. Peki yatsı namazı kılmadan önce, dört rekâtlı sünneti kılınıyor doğru mu? Normalde bu icbari mi ihtiyari mi? İhtiyari. İstesem kılmam. Peki ben bu namazı kıldım, sonra farzı kılacağım. İkisinden de ecir alıyor muyum ihtiyari olduğu için? Hayır. Çünkü delili yok. Farzdan önceki dört rekâtın delili olmadığından dolayı, burada her ne kadar eylem ihtiyari olmuş olsa da buradan ecir alamayız.</p>



<p>Mesele yatsı namazı meselesi değil şu anda, ne meselesi? Delil olup olmaması meselesi. Dolayısıyla senin ihtiyari olarak Allah için senden sudur edecek, düşünce, söz, kasıt ve fiiller, Allah’ın sevip razı olduğu ne varsa, bunlarında islam şeriatında karşılığı olması lazım, delili olması lazım. Eğer bunun bir delili yoksa sen burada Allah rızasını gözetiyor olsan dahi, Allah’ın delil indirmediği bir düşünceyi, sözü, kastı veya fiili sudur ettirdiğin için kendinden sen ondan bir ecir alamayacaksın. Buda Allah’ın sevdiği, senin de isteyerek severek yaptığın bir eylem değil bak. Delilini bulduğun eylem. Çünkü insanlar bidatleri, delili olmayan şeyleri severek yapıyorlar. Benim severek yapmam veya bir milyon kişinin yapıyor olması, bunu geçerli kılmıyor, Allah’ın sevip razı olduğu bir amel haline dönüştürmüyor. Her ne kadar ihtiyari olmuş olsa da nasıl icbaride o fayda sağlamıyordu, burada ihtiyaride de delil yoksa ona bir fayda sağlamıyor. Burada <strong>Allah’ın sevip razı olduğu şey nedir? İndirdiğidir. İndirmediği sevip razı olduğu şey olabilir mi? Mesela ruhbanlığı kim çıkardı? Allah mı indirdi onlara? Onlar çıkardı. Dinde yoktu böyle bir şey, yerine de getiremediler, halada getiremiyorlar.</strong> Kiliseler arasında tüneller var, cinsi ilişkileri tamamlamak için veya pedofili var veya diğerleri var.</p>



<p>Yani insanların kendilerinden çıkardığı, hoş gördüğü veya bir alimin çıkardığı, fark etmez. Delili yoksa onu da reddederiz, bunu bir alim çıkardı diye hemen kabul etmeyiz. İnsanların çoğu yapıyor diye de yapmayız. Bununda bir delili olması lazım ki sende o anda ondan bir sevap alabilesin.</p>



<p>Şimdi burayı da aldıktan sonra soru varsa başka bir anlatıma devam edeceğiz.</p>



<p>Bakınız o zaman ibadet deyince, namaz mesela bir ibadettir doğru. Ama tek doğru mu? Değil. En önemli ibadet mi evet. O zaman ibadet dediğimiz zaman insanın tamamen hayatını düşünmemiz gerekiyor. İbadet eşittir 24 saat aslında. Bakın şu bilgiyi aldıktan sonra hayat size mutlu gelmeye başlayacak. Çünkü kalabalıklara sıkıştırılmış olan bir ibadette, siz sadece umreye gittiğinizde veya hacca gittiğinizde veya ramazan geldiğinde veya o ibadeti yerine getirdiğinizde ibadet ettiğinizi hissediyorsunuz dimi. Oysaki şu tanımları yakaladıktan sonra, bu işi bu şekilde öğrendikten sonra 24 saatiniz ibadet haline geliyor. 24 saatinizi sevap haline dönüştürecek bir imkân sunuyor size. İnsan 24 saatin kaçta kaçını uyuyarak geçirir? 8 saat, 6 saat.</p>



<p>Şimdi 8 saat uyuduğumuzda ibadet etmiş olacak mıyız? Evet. O uyku eylemini, onun için icbari kılınan o eylemi Allah’ın istediği bir şekilde başladığı, kalktığında da “Elhamdülillâhillezî ahyânâ ba‘de mâ emâtenâ ve ileyhi’n-nüşûr” diye kalktığında. Yani “öldükten sonra beni dirilten Allah’a hamdolsun” zikriyle o yataktan kalktığında, 8 saatte uyusa, 6 saatte uyusa o ibadet etti. Namazın ibadeti ile uykunun ibadeti arasında normalde bir fark yok, sadece aralarında derece farkı var. O eylem, namaz kadar kıymetli bir eylem değil, ama Allah’ın razı geldiği ve kendisine sevap yazacağı bir ibadettir uyku eylemi.</p>



<p>Bu tuvalet içinde geçerli, hanımı ile cinsi münasebet yaparken de geçerli. Hadiste kişinin eşiyle cinsi münasebet etmesi sevaptır diyor, sahabe şaşırıyor, nasıl olur diyor. Hem biz cinsi ihtiyacımızı gidereceğiz hem de sevap kazanacağız. Allah resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ona” siz bu eylemi haram yoldan giderseydiniz size günah yazmayacak mıydı” diyor. Siz bunu helal yoldan giderdiğiniz için bu eylem size sevap olarak yazar.</p>



<p>Kardeşim, o kadar bonkör bir din ki, senin 24 saatini Allah’ın sevdiği bir ibadet haline getirip, yani icbaren sende var olan fıtraten sende var olan duyguları ortaya dökerken, hareket ettirirken, belirli şartları sen yerine getirdiğin zaman, istediği şekilde Allah’ın, onları ibadet haline dönüştürüyorsun. Gerçekten bu şekilde zevkli bir din haline geliyor. Bakışında böyle, tefekküründe böyle. Mesela tefekkür, insan en çok trene böyle yaslandığı zaman, dışarı baktığı zaman düşünür böyle, genelde bu örnekler verilir. İnsan tefekkür ederken bile ibadet eder, sevap yazar, ama neyi düşünürken? Burası önemli. İşte bu, senin orada ihtiyarın, seçiminde bulunduğun yer senin orasıdır.</p>



<p>Dolayısıyla bunlar bize zaten fıtraten verişmiş, kaçarımız yok. Bunları heba etmememiz gerekiyor. Bunları heba ediyoruz biz. Mesela bunları ilk defa duyan birisinin ne düşünmesi gerekiyor normalde. Ya ben 40 yıldır tuvalete gidiyorum yani buradan sevap elde edecekmişim ama edememişim.</p>



<p>Şöyle bir örnek verelim, bir kimse birisinin cenaze namazını kıldığında, bir kırat kadar sevap kazanır. Cenaze namazını kıldıktan sonra, defin işlemlerine de giderse iki kırat sevabı vardır. Sahabe soruyor bir kırat nedir ey Allah’ın resulü, Uhud dağı kadardır diyor. Şimdi bu rivayeti yaptığı zaman sahabenin bir tanesi şaşırıyor, bunu duymamış daha önceden. Daha sonradan bunun gerçekten böyle olduğunu öğrendiğinde, çok sevaplar kaçırmışız diyor, üzülüyor. Dolayısıyla 24 saatlik kulluk bilincini yakaladığımız zaman gerçekten çok güzel sevap elde etmeye başlayacağız, hayattan daha çok zevk almaya bakacağız, daha bilinçli olacağız, Allah’a daha yakın olmaya çalışacağız, bizden sürekli bir şekilde kulluğumuzu geliştirebilecek alanlar oluşturmaya çalışacağız, çalışacağız, çalışacağız.</p>



<p>Dolayısıyla, <strong>ibadet sadece namaz, oruç, zekât yani İslam’ın şartları dediğimiz bilinen şeyler değildir, kuldan sudur eden ne varsa bunlar bir ibadettir, kulluk eylemidir. Ama bunların bir kısmı icbaridir/zorunludur.</strong> Bizimde öğrendiğimiz şeriattan, nasdan, indirilenden, kitap ve sünnetten öğrenebildiğimiz o bilgilerle bu icbari kulluğumuzu öğrendiğimiz, fıtratımıza yerleştirilen bu eylemlerin hepsini sevap haline dönüştürecek bir potansiyele sahibiz. Hayatımızın tamamını kuşatan bir eylem olduğu bilincinde olabiliriz. Dolayısıyla insan ister istemez bir kuldur, yani şu an aslında, Yahudiler de Hristiyanlar da Deistler de Teistler de hepsi de aslında ister istemez bir kuldur ve konulan yasalar üzerine hareket etmektedir. Aslında bundan kurtuluş yoktur. Aslında bundan kurtuluş yoktur. Mesela ölüm emrini yerine getirmek zorundalar, kaçarları yoktur. Aynı onun gibi kulluk eylemlerinde de kaçarları yoktur kardeşler.</p>



<p>Siz bunu öğrendikten sonra gidip kendi çevrenizde test edin mesela, ibadet deyince genelde insanlar İslam’ın şartlarını sayacaklardır ve bunlara birkaç tane ilave edeceklerdir. Bu kısır bir ibadet duygusu, ibadet tanımı eksikliğidir. Bu eksiklik, o kişiye ne kaybettirir? <strong>İbadet tanımındaki eksiklik sana Allah’a olan kulluktaki eksikliğini de beraberinde getirecek.</strong> Sen belirli zamanlara kalıplaştırarak sokuşturulmuş, sıkıştırılmış, belirli alanlara sadece ve belirli figürlerle, ritüellerle Allah’ı razı edeceğini düşünüyorsun. Ama şu bakış açısında çok geniş bir ibadet kavramını yakalamış oluyorsun ve Allah’a da çok geniş bir şekilde birçok alanda ibadet edebilecek bir alanı hissedebiliyorsun. <strong>O yüzden aslında insan ister istemez bir kuldur.</strong> Bizde öyleyiz, ama velakin bizim burada sair insanlardan elde edeceğimiz bir bilgi vardır oda bu yapmış olduğumuz tariftir.</p>



<p>Şu cümle ne demek istiyor: <strong>Her ibadet eden abiddir, her abid ise muvahhid değildir.</strong> Mabed, ibadet edilen yer demektir, mabud ibadet edilen, abid ise ibadet edendir. İbadet, abid, mabed, mabud. Hepsi Arapça kelimeler, hepsinin birbiriyle bağıntısı var. Yani bu mecburen ibadet edenler abiddir, ama her abid muvahhid yani tevhid ehli değildir. Ateistlerde, Mekkeli müşriklerde abiddir, ama muvahhid değillerdir. İnsanoğlu abiddir, ibadet eder mutlaka, ama şu âna kadar yapmış olduğumuz derslerde gördüğümüz tevhid eylemin gerçekleştirmedi zaman, bu sefer Allah’ın sevip razı olduğu, şeriatta var olan ibadetleri yerine getiriyor dahi olsa yine bundan bir fayda sağlayamaz.</p>



<p>Tevhid bütün ibadetleri geçerli kılan bir eylemdir, imanı geçerli kılan tevhid dir. İbadetin sadece ve sadece Allah’a yapılmasıdır. O yüzden burada abidlik aslında övülen bir mesele değildir. Allah’ın istediği bir şekilde abidlik övülen bir şeydir, yani muvahhidlik.</p>



<p>Bir adam yatsı namazının farzını kıldığın zaman, ihtiyari bir eylem gerçekleştirir, ama başka bir ibadette mesela korku, kurban ibadeti, Allah’a ortak koşan birisi bu eylemden fayda görmez o zaman. İşte tevhid’in buradaki tüm ibadet çeşitlerine etkisi var<strong>. Şunlardan fayda sağlamak istiyorsa, yani 8 saatlik uyku eyleminden sevap hanene bir şeyler eklemek istiyorsan tevhidin olması gerekir. Tevhid yoksa sağdaki defter kapanmış, tekrardan la ilahe illallah bilerek isteyerek söylenmediği zaman defter açılmıyor. Ama bu adam namaz kılıyor, oruç tutuyor, yine de açmıyor, tevhid yoksa.</strong></p>



<p>Dolayısıyla bizden sudur edecek istediğimizle ortaya koyduğumuz eylemlerinde beri taraftan da tevhid ile desteklenmesi lazım. Şimdi bu puzzle’ın bir tanesini daha yerine oturttuk.</p>



<p><strong>Mekkeli müşriklerde ibadet konusunda bir problem var mıydı, adamlar cayır cayır ibadet ediyorlardı.</strong> Mesela, Mekkeli müşrikler Allah’tan gayrısına ibadet ederek ortak koştular. Hangi ibadette ortak koştular? İbadetlerde gidip te Lat’a veya Uzza’ya secde etmediler, bu yüzden müşrik olmadılar, ibadet ettiler ki müşrik oldular, bu belli çünkü Allah’ın şirk dediği bir eylemi gerçekleştirmişler. Ama acaba hangi eylemi sunmuşlarda bu durum gerçekleşmiş. Din bunu saklamamış ki onlara kafirde demiş, müşrikte demiş, onlarla savaşın demiş, peki onun vartalarını anlatmamış mı kitabında? Elçisi bunu ismi geçmiş? Müslümanın kendisini koruması için bunu da anlatması gerekmez mi? Mekkeli müşriklerin düşmüş olduğu bu hataya senin de düşmemen için bunları da anlatması gerekmez mi? İbadetin hangi cüzünde ortak koşmuşlar? Secde mi ettiler, rükû mu ettiler. Bunların en büyük belası Allah’tan gayrısını şefaatçi edinmeleri oldu, vesile edinmeleri oldu. Yani Allah’tan gayrı vesile edinmekte bir ibadettir, şefaatte bir ibadettir, vesile, dua ibadettir. İşte Mekkeli müşriklerde bunlar en çarpıcı olan Allah’tan gayrısına sundukları ibadetlerdir. Öyleyse bunlarda abiddi ama muvahid olan abidler değillerdi. Mabudları Allah mıydı? Evet. Sadece o muydu? Değil. Ama en çok ibadet ettikleri mabudları O’ydu.</p>



<p>İbadetlerin tüm cüzlerinde ortak koşmuyorlardı ki Allah’a. Dolayısıyla mabud olarak Allah’ı kabul ediyorlardı. Ama velakin, Allah’ın şirk dediği eylemlerde, nitelediği eylemlerde, başkasına ibadet ettikleri için ki biz o başkalarını da biliyoruz. O yüzdende ortak koştuklarını söyleyebiliyoruz. O yüzden ibadet kavramlarını iyi bilmemiz lazım.</p>



<p class="has-text-align-right"><bdo lang="ar" dir="rtl">وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللّهِ مَا لاَ يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنفَعُهُمْ</bdo></p>



<p><strong>Ve onlara fayda ve zarar vermeyen Allah’tan başka şeylere kulluk (ibadet) ediyorlar.</strong> (Yunus 18)</p>



<p><strong>Adamların hayatlarında ibadet var, bu ibadetlerinde bir kısmını Allah’tan gayrısına yaptıkları için Allah o eylemleri şirk olarak nitelendirmiştir.</strong></p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/ibadet-kavrami/">İbadet Kavramı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12360</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tevhid ve Toplum Dersi 4</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tevhid-ve-toplum-dersi-4/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Feb 2025 14:24:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevhid ve Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=12263</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah’a hamd eder ondan yardım ve mağfiret dileriz, nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah bir kimseyi hidayete erdirdimi onu saptıracak yoktur. Bir kimseyi de delalete terkettimi ona hidayet verici yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka hak ilah yoktur, şeriksiz tektir, Muhammed a.s. onun kulu ve elçisidir. Kardeşler iki ayda bir ders yaptığımız için...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tevhid-ve-toplum-dersi-4/">Tevhid ve Toplum Dersi 4</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Allah’a hamd eder ondan yardım ve mağfiret dileriz, nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah bir kimseyi hidayete erdirdimi onu saptıracak yoktur. Bir kimseyi de delalete terkettimi ona hidayet verici yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka hak ilah yoktur, şeriksiz tektir, Muhammed a.s. onun kulu ve elçisidir.</p>



<p>Kardeşler iki ayda bir ders yaptığımız için bazı meseleler unutulmuş olabilir bunları bir test etmemiz gerekiyor daha önce derslerimize katılmış olanlardan. Hızlıca birkaç soru cevap yapalım. Yeni arkadaşlar rahat olabilirler, onlarla ilgili herhangi bir sorun yok, daha önceki derslere gelen arkadaşlara soralım.</p>



<p>Mesela şöyle bir cümle almışız, “<a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tevhid-ve-toplum-dersi-3/#:~:text=Selim%20Bir%20F%C4%B1trat%20Sahih%20Bir%20%C4%B0man%20Halis%20Bir%20Tevhid">selim bir fıtrat, sahih bir iman, halis bir tevhid</a> dedik”. Bilinmeyen bir şeyin birlenmesi mümkün değil dedik, bununla neyi kastettik. Yani Allah’ı tanımamız lazım ki onu daha güzel birleyelim. Peki, “<strong>Bilki, Allahtan başka ibadeti hak eden ilah yoktur.</strong>” Ayeti kerimesini hatırlayan varmı? Evet Muhammed 19. Bu ayet önemli çünkü bize “La ilahe illallah”’ı bilmemizi söylüyordu. Yani ne olduğunu la ilahe ilalllah&#8217;ın bilmemizi söylüyor. Peki Allah Resulü a.s. tevhid’i kaç yıl anlatmış, 23 yıl. Mekke dönemi var, Medine dönemi var. Bazıları diyorlar ki Mekke&#8217;de tevhidi anlattı, Medine&#8217;de ahkam ayetleriyle ilgilendi. Evet, bazı hususlar Medine&#8217;de farz oldu, Medine&#8217;de indi, ama hiçbir zaman tevhidi anlatmayı terk etmedi. Peki, <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tevhid-ve-toplum-dersi-2/#:~:text=ge%C3%A7en%20ki%20dersimizde.-,Allah%E2%80%99%C4%B1n%20Bizi%20Sevdi%C4%9Fini%20Nas%C4%B1l%20Anlar%C4%B1z,-Allah%E2%80%99%C4%B1n%20bizi%20sevdi%C4%9Fini">Allah’ın bizi sevdiğinin alameti nedir?</a> Eğer bir insan la ilahe illallahı doğru bir şekilde biliyorsa, Allah teala&#8217;nın Kuranı indirme gayesini, yaratılış gayesini düzenli ve disipline etmişse bu anlatımda buda Allah’ın onu sevdiğinin göstergesidir. Ne para ne evlat, bunlar zaten Müşriklerde de var, ama doğru bir inanç, doğru bir method, doğru bir ibadet ediş şekli eğer o kişide varsa, buda Allah’ın onu sevdiğinin göstergesidir demiştik. Peki, <strong>Allah ilah mıdır? Elbette Allah ilahtır.</strong> Kendisinden başka varlıklar için de ilah kelimesini kullanmış mıdır? Evet. O zaman ilah kelimesi özel isim midir cins isim midir? Cins isimdir. Yani birçok varlığın ortak adı, farklı farklı kelimelerle o ilah kelimesini eşitlendiriyoruz, altını farklı farklı varlıklarla doldurabiliyoruz. Peki, cennet kime haramdı? Maide 72. Ayete göre Allah kendisine ortak koşanlara cenneti haram kılmıştır. Cennetin haram kılınması ne demek asla helal olmayacak, yani sen oraya asla giremeyeceksin. Biz cehennemi kendimize haram cenneti kendimize helal etmeye çalışıyoruz. Bu derslerin amacı bu.</p>



<p>“Hiçbir şeyi ortak koşmayın” derken şey kelimesine nasıl bir anlam yüklemiştik. Şeyde bir cins isim her şey olabilir. Kuranda da Sünnette de birçok örneği var bunun Allah teala demiyor şununla bana şirk koşmayın, birçok şeyle Allah’a ortak koşulabilir. Dolayısıyla ortak koşma eylemiyle kişinin şirke düşmesine sebep olan o ilah, aslında bir durağanlık yoktur aktiftir. O zamanın varlığında bir a varlığıdır bu zaman farklı bir varlık olabilir. İlla o a varlığını aramayacağız burada, isme takılmayacağız. Neye takılacağız, cinsine takılacağız. İnsanların çoğu Allah’a nasıl iman ederler? Allah’a ortak koşarak iman ederler. Bu Allah’ın tespiti, yani insanlık hakkındaki yaratıcının, insanlık hakkında bir tespiti var. Yani bu insanların çoğu maalesef bu şekilde olacaklar. Bizde azınlıktan olmaya çalışıyoruz şu konuda. Peki, Lailahe illallah değil de, la halıka illallah deseydi Muhammed a.s., müşrikleri la ilahe illallaha değil de, la halıka illallah çağırsaydı. Allah’tan başka yaratıcı yoktur, tek yaratıcı Allah’tır, hayatınızdaki tek yaratıcı Allah olsun tarzında bir Allah olsaydı, Mekkeli müşrikler sorun üretirler miydi? sizce Yani yaratıcı deyince onların kafasında da, bizim kafamızda da aynı şey canlanıyor. O yüzden la ilahe illallah dediği için problem oldu.</p>



<p>Peki kaç kere şirke düşülürse bir insan müşrik ismini alır? Tek bir kere yeter.</p>



<p>Allah’a ibadet edilip onun dışındakilere küfür edilmesi ne demek. Reddedilmesidir, dilimizdeki gibi küfür manasını algılamamız gerekiyor. Peki, Allah’ın dışındakilere küfredilmesi derken onun dışındakiler kim? Her şey olabilir, az önce şey kelimesine yüklediğimiz, veya cins isim kıldığımız ilah kelimesini düşünürseniz, Allah’ın dışındaki ona ortak koşulan varlıkların hepsine küfür edeceğiz yani onların ilahlığını kabul etmeyeceğiz. Bir önceki dersimizde işlediğimiz Allah Resulü s.a.v Allah’a iman kavramının içerisine neleri sokmuştu? Allah’a iman tanımını sordu Abdulkays heyetine onlarda Allah ve Resulü daha iyi bilir dediler. Allah resulü s.a.v “Allah’a ve resule iman nedir bilir misiniz” dedi. İslam&#8217;ın şartlarını ne yaptı Allah’a imanın içerisine koydu ve ondan sonra şöyle bir yargıya vardık, bir insan Allah’a iman ettim demekle kenara çekilemez. Muhakkak suretle İslam&#8217;ın şartlarını hayatına nakış nakış işlemesi lazım dedik. Bana bir haram söyler misiniz? Domuz eti gibi şeyler söylenebilir peki biz ne işlemiştik derslerimizde Allah’a şirk koşma haramını işlemiştik. Evet klasik cevap ve genel olarak doğru zaten domuz eti haramdır ama velakin bizim kendi iç dünyamızda şunu oluşturmamız gerek; Allah’ın ilk haram kıldığı şey deyince ilk aklımıza gelecek olan şirk olması gerekiyor. Çünkü domuz eti yiyen birisi cennete girebilir, ama şirk koşan birisi cennete gidemez. O yüzden ilk haram kılınan şey deyince aklımıza bu gelmesi lazım. Bunu ayetle tespit ettik zaten biz kafamıza göre bunu geriye alalım bunu ileriye alalım demedik. Bu yargıya ayetlerden vardık. </p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Mekkeli Müşriklerin İnançlarından Kesitler</strong></h2>



<p>Şimdi de işleyeceğimiz konu Mekkeli müşrikleri tanımak için işleyeceğimiz bir ders. Hala tevhid ile ilgili altyapıyı dolduruyoruz. Bunlar puzzle gibi belli bir süre sonra öyle bir hale gelecek ki Allah’ın izni ile kitapta bahsedilen tevhid inancını ve Resulün inşa etmeye çalıştığı 23 yıllık dönemdeki bu tevhid inancını en azından baya bir merhale hepimiz kat etmiş olacağız. Elbette ki ben son nokta değilim sizde son nokta değilsiniz. Bu bir süreçtir, bir maratondur bu yolda koşmaya devam edeceğiz. Ama önce bir yarışmacı olmamız gerek. O yüzden bu altyapıyı oluşturmamız gerek kardeşler. Neden Mekkeli müşrikler konu, onları tanımamız lazım. Neden? Siz mesela diyalog halinde olduğunuz kişileri yakinen tanırsanız onlardan gelebilecek fayda ve zararlarda hayat boyu rahat edersiniz, ondan korunursunuz ve yahut ta ona açılırsınız, ondan fayda sağlarsınız. Buna da kapanarak fayda sağlarsınız kendinizi. Yani, çevrenizdeki kişileri ne kadar yakinen tanırsanız hatta eşya içinde geçerli bu ondan o kadar fayda sağlarsınız. Kitabın ayetlerinin bir çoğu Mekkeli müşrikler hakkında inmiştir. Yani şuan sizin iman ettiğiniz kitap, Kuran içerisindeki birçok ayeti kerime Mekkeli müşriklerin davranışlarıyla ve sözleriyle alakalı inmiştir. O yüzden biz Mekkeli müşrik kavramını iyi öğrenmemiz gerekiyor. Yani bunlar nasıl insanlardı, neye inanırlardı, nasıl hareket ederlerdi, dünya görüşleri nasıl? Ahiret görüşleri var mıdır, Allah tasavvurları nasıldır. Bunlara dair bilgi bize lazım. Peki bu bilgi gerçekten önemli midir? Evet. Çünkü son Nebi o topluma gönderildi. Yani bize artık Allah’ın tevhid ve şirk mücadelesine vereceği örnek tamamlandı. İnsanla artık Allah bu kitap dışında konuşmayacak, bitti. Ve o kitapta kime indi Kureyş&#8217;e indi. Bunların bir kısmı iman etti, bir kısmı da küfretti. O zaman biz o toplumu çok iyi algılamamız gerekiyor, çünkü Muhammed a.s.’ın mücadelesi bunlarla gerçekleşti. Peki biz bunu anlarsak ne fayda elde etmiş olacağız. Bir, kendimizde varsa bulaşmış olan yanlışlıkları öğrenmiş olacağız. Toplumumuzda, yani şu coğrafyadaki insanlara benzerliklerini ve onlardan elde etmiş olduğumuz bilgilerle onlara nasıl davranacağımızı ve nasıl davet yapacağımızı beraberinde öğrenmiş olacağız kardeşler.</p>



<p>Öncelikle <strong>Mekkeli müşriklerin inançlarından ben size kesitler sunacağım</strong>. Bakınız, şunu hiç aklınızdan çıkarmayın, az sonra tanımını yapacağım kitle, içerisinde Ebu cehilleri, Ebu Lehebleri barındıran, Allah Resulü ile Bedir’de, Uhud’ta ve Hendek’te savaşmış, onu öldürmek isteyen, onu yurdundan çıkarmak isteyen, ona iftira etmekten çekinmeyen bir topluluktan bahsediyoruz bu tanıtacağım kitle böyle bir topluluk.</p>



<p>Allah kitabında diyor ki Zuhruf suresi 9. Ayette;</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَز۪يزُ الْعَل۪يمُۙ‫</p>



<p><strong>Muhakkak ki onlara (müşriklere) gökleri ve yeri kim yarattı diye sorarsan mutlaka onları Aziz ve Alim yarattı, derler.</strong></p>



<p>Müşriklere böyle bir soru yönelttiğin zaman ey Muhammed onlar aziz ve alim yarattı diye sana cevap verirler. Burada kimi kastediyorlar Mekkeli müşrikler aziz ve alim derken? Allah’ı kastediyorlar. <strong>O zaman bir müşrik Allah’a inanıyor diyebilir miyiz? Evet, dememiz gerekiyor.</strong> Peki ben size sorayım, siz Allah’ın Aziz ve Alim isminin ne manaya geldiğini biliyor musunuz? Bunu bana 2-3 dakika anlatabilir misiniz dediğimde biraz zorlanabilirsiniz. Ama bakın bu müşrikler Allah’ı Allah isminin lafzı celalinden başka bir ismiyle ve sıfat barındıran o ismiyle Alim ve Aziz olmakla biliyorlar. Yani hem Allah’a iman ediyorlar ve onun Aziz ve Alim olduğunu kabul ediyorlar. Burası aslında çok ilginç bir yer. Mekkeli müşrik deyince bunu unutmayalım. </p>



<p>Diğer bir husus ise Zümer 38’de;</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلْ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَنِيَ اللّٰهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّه۪ٓ اَوْ اَرَادَن۪ي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِه۪ۜ قُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۜ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ‫</p>



<p>Andolsun ki onlara (müşriklere) gökleri ve yeri kim yarattı diye sorsan Elbette Allah derler. Deki öyleyse bana söyler misiniz Allah bana bir zarar vermek isterse Allah’ı bırakıp ta dua ettikleriniz onun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilerse onlar onun bu rahmetini önleyebilir mi? Deki: Bana Allah yeter, tevekkül edenler ancak ona güvenip dayanırlar.</p>



<p>Bu ayeti kerimede yine bir önceki ayeti kerimeyi destekledi kardeşler. </p>



<p>Yunus 31;</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ فَسَيَقُولُونَ اللّٰهُۚ فَقُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ‫</p>



<p><strong>Resulüm deki size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulakları ve gözlere kim malik bulunuyor. Ölüden diriyi kim çıkartıyor, diriden ölüyü kim çıkartıyor? İşi kim idare ediyor? Allah diyecekler. Öyleyse sakınmıyor musunuz?</strong></p>



<p>Ne kadar ilginç dimi, biz Ebu cehille bu soruya cevap vermekte müşterek olduk. Mekkeli müşrikler.</p>



<p>Lokman 25;</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ‫</p>



<p>Andolsun onlara gökleri ve yeri kim yarattı diye sorarsan mutlaka Allah derler. Deki: Hamd Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler.</p>



<p>Bakınız size çok daha çarpıcı bir örnek veriyim. Mesela nasıl başlıyorsunuz dua ederken, mesela bir şeye sıkıştınız, Allah’ım bana şöyle şöyle yap, bana böyle böyle iyilikler ver. Allah’ım şöyle tarzında cümlelerle başlıyoruz. Bakınız Enfal 32’de;</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫وَاِذْ قَالُوا اللّٰهُمَّ اِنْ كَانَ هٰذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَاَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَٓاءِ اَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ‫</p>



<p>Allah’ım şayet bu Kuran-ı kerim, o kitap senin indinden ise o zaman semadan taş yağdır ve bize acı bir azap gönder, demişlerdir.</p>



<p>Şimdi Mekkeli müşrikler, Allah’ım diyor. Neyin sağlamasını yapıyorlar, dinlerini. Dinlerini test ediyorlar, o kadar bağlılar ki dinlerine Muhammed a.s.’ın getirdiği dinin doğru olmadığını düşünüyorlar ve Allah’larına yalvarıyorlar. O kadar dinlerinde samimiler ki, o kadar onun yalancı olduğunu düşünüyorlar ki Allah’a sesleniyorlar, dua ediyorlar ve nasıl başlıyorlar; Allah’ım diye başlıyorlar. Bizatihi Allah’a yalvarıyorlar, kim bunlar Resulullah’ı Mekke’den çıkarmak isteyen azılı Müşrikler ve kafirler. Bu ayetin nüzulü ile ilgili elimizde bir hadis var;</p>



<p>Enes bin Malik’den rivayet edilmiştir. Ebu cehil; Allah’ım eğer bu senin katından gelen bir gerçek ise üzerimize gökten taş yağdır ve bize acı bir azap ver demişti. Bunun üzerine Allah şu ayeti kerimeler indirdi: “Sen onların arasındayken Allah onlara azap edecek değildir..” diye ayeti kerime devam ediliyor ve sonrada yukarıdaki ayeti kerime zikrediliyor.<sup data-fn="350566d9-b5a1-46d0-ab78-af4c3d03307b" class="fn"><a id="350566d9-b5a1-46d0-ab78-af4c3d03307b-link" href="#350566d9-b5a1-46d0-ab78-af4c3d03307b">1</a></sup></p>



<p>Gördüğünüz gibi Ebu cehil bu işin asıl faillerinden ama velakin hiç fark etmez öteki müşriki de alsanız oda yine Allahumme diye duaya başlayabilir. Bakın arkadaşlar kendilerinden olmamak için uğraştığımız kitle Allah’a ciddi ciddi inanıyor gibi duruyor. Bizim bilmediğimiz bazı isim ve sıfatlarıyla Allah’a sesleniyor ve kendilerini nispet ettikleri ibrahim’i dinin o kadar savunucusular ki Allah’ı gerekiyorsa kendilerini helak etmeleri için Muhammed a.s.’ın yalancı olduğunu düşünüp, kuranında hak olmayan bir kitap olduğunu düşünerek böyle bir dua ediyorlar. Müşriklerin nasıl bir Allah inancı olduğunu anlamaya devam ediyoruz.</p>



<p>Ankebut 61: <strong>Onlara gökleri ve yeri kim yarattı, güneş ve ayı kim emre amade kıldı diye sorsan Allah derler.</strong> O halde nasıl döndürülüyorlar?</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۚ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَ‫</p>



<p>Burada nasıl döndürülüyorlar aslında ne demek biliyor musunuz, nasıl oluyor da o Allah’a ortak koşuyorlar. Bunun aslında biraz daha açıklaması bundan ibaret. Burada farklı olan şey nedir diğer ayetlerden? <strong>Güneş ve ay, güneşi ve ayı kim idare ediyor, kim döndürüyor, dediğinde yine Mekkeli müşriklerde buna Allah cevabını veriyor.</strong></p>



<p>Bakınız daha ileri gidiyoruz şimdi:</p>



<p><strong>“Deki: Eğer biliyorsanız söyleyin, yer ve yerde bulunanlar kime aittir.” Müşrikler diyorlar ki Allah’a aittir. Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız? Deki: yedi kat göklerin rabbi, büyük arşın rabbi kimdir? Onlarda Allah’tır diyecekler. Öyle ise ona karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Deki: Eğer biliyorsanız söyleyin, her şeyin hükümranlığı elinde olan, kendisi koruyan, kendine karşı konulamaz olan kimdir diye sorduğunda, Allah diyecekler. Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?</strong></p>



<p>Evet kardeşler bu ayeti kerimeleri ben size bir ders boyunca kurandan aktarabilirim. Bu neyin göstergesi? Herhalde Allah haşa boş işle uğraşmaz subhanehu ve teala. Bize Allah bu kadar ayeti kerimede neyi anlatmaya çalışıyor, biz bundan neyi anlayalım. Bir insanın o zaman bu sorulara Allah diye cevap veriyor olması onu kurtarmayabilir veya onun Allah katında iyi bir kul olduğunun göstergesi olmayabilir. Devam edelim şu neticeyi güçlendirecek açıklamaya devam edeceğiz.</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫قُلْ لَوْ كَانَ مَعَهُٓ اٰلِهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ اِذاً لَابْتَغَوْا اِلٰى ذِي الْعَرْشِ سَب۪يلاً‫</p>



<p>İsra 42’de: Deki eğer söyledikleri gibi Allah ile beraber ibadete layık başka bir ilah olsaydı, onlar arşın sahibine karşı mutlaka bir yol ararlardı.</p>



<p>İbn Teymiye bu ayetin tefsirinde diyor ki: Onlar, yani müşrikler, onların yani ilahlarının vesileler, aracılar ve şefaatçiler olduklarını söylüyorlar. Yoksa, onun yarattığı gibi demiyorlardı. Yani Mekkeli müşrikler asla ve asla Allah’ın dışındaki edinmiş oldukları ilahları Allah gibi bir yaratıcı, Allah gibi bir rızık verici, Allah gibi bir güneşi ve ayı idare eden veyahut da geceyi gündüzü ardı ardına getiren, yağmuru yağdıran, diriden ölüyü, ölüden de diriyi çıkaran bir varlık olduğunu asla ve asla o ilahları için düşünmüyorlardı. Bunların hepsini, hakkını Allah’a teslim ediyorlardı. Fakat buna rağmen döndürülüyorlar dedikleri şey, buna rağmen ilahlığında Allah’a ortak koşuyorlardı. Yani <strong>ibadetlerinde Allah’ı birleyemiyorlardı. Allah’ın dışındaki varlıklara da ibadetlerinden pay ayırıyorlardı</strong> bunlar.</p>



<p>Görüldüğü gibi, Mekke müşriklerinin Allah’ın zatında, yaratıcılığında, Rezzak lığında ve bazı isim ve sıfatlarında bilgi sahibi olduklarını yukarıda zikrettiğimiz ayetlerle ispat ettik. Peki biz tevhid’i rububiyyet, uluhiyyet ve isim-sıfat tevhidi olarak öğrendik. <strong>Rububiyyet tevhidi ne oldu o zaman? Şimdiye kadar anlattığımız tüm bu şeylerde müşrikler, Allah&#8217;tır dediler.</strong> İşte Rububiyyet tevhidinde bu adamların öyle ciddi bir tevhidi yok. Rububiyyet tevhidinde Mekke müşriklerinin problemleri yok denecek kadar az. Gördüğünüz gibi, az önce Müslümanlara soru sordum, onlar müşriklerle aynı cevabı verdiler. Zaten biz de diyoruz ki bizim asıl sorunumuz, yani toplumsal olarak geçmişten beri Allah’ın ilahlığında birlenmesi meselesidir, yani uluhiyyetinde birlenmesi meselesidir. Yoksa rububiyyetinde, yani Rabliğinde asla problem yoktur diyebiliyoruz kardeşler. &#8220;Onların çoğu şirk koşmadan iman etmezler&#8221; Yusuf suresi 106. ayetini almıştık. İşte gördüğünüz gibi <strong>imanları var adamların Allah’a. Ama ne ile var? Şirkle birlikte var.</strong> O yüzden de geçersiz oluyor. Şimdi bende de var sende de var Allah’a iman. Bunlar da işe yaramayan şeyler bize yarar mı? Onlara cenneti haram kılan şeyler ne ki? Eğer onlara cenneti haram kılan şeyler bizde olursa, bize de haram olur mu cennet? Yoksa bu Mekke müşriklerine has bir şey mi? Yoksa evrensel mi? Evrensel olması gerekir. Çünkü bu kitabın Mekke müşriklerinin vefatı ile sona ermesi gerekir. Eğer bu kitap kıyamete kadar baki ise, o zaman buradaki örnek verilenler, iyiye veya kötüye, kıyamete kadar gelecek herkesi ilgilendirmektedir. Şu an biz de bu ilgiden dolayı bunlarla uğraşıyoruz. O yüzden dostlar, <strong>aleyhisselatu vesselam o 23 yıllık risaleti boyunca Allah’ın varlığını ispat etmekle uğraşmamış. Ya inandıkları Allah’ı rabliğinde de ilahlığında da isimlerinde de sıfatlarında da birlemeleri için uğraşmıştır.</strong> En çok mesaisini de Allah’ın ilahlığında birlenmesi için harcamıştır. Çünkü asıl problemleri buradadır. O yüzden bizim coğrafyamızda bu konu tam bilinmediğinden dolayı hala Allah’ın varlığının ispatı ile uğraşılmaktadır. Ben bunu tamamen yanlış bulmuyorum ama şöyle bir şey sorayım ben size; mesela bir ateist düşünün veya deist düşünelim. Uğraştık bunlarla ve onları adam ettik. Ve o kendi seçtikleri; evet bir yaratıcı var ama ben buna Allah demiyorum kısmından o yaratıcıyı Allah’a getirttik. Ateisti de ben yaratıcıya hiç inanmıyorum demişti, o da bir yaratıcının varlığını kabul etti, sonra da buna Allah demeye başladı, evet buraya kadar getirdik. Biz aslında bu adamları kimin makamına kadar getirdik bu hareketimizle, müşriklerin. Bir de biz bu adamlardan ne istememiz lazım, nereye onları getirmemiz lazım? O kabul ettikleri Allah’ı ilahlığında da, yani ona yapılacak olan ibadetlerde de, bütün bizden sudur edecek ibadetlerde onu birlemeleri gerekecek. İşte bakın bu kısım Türkiye’de çok bilinmediği için halen Allah’ın varlığının ispatı veya onun ne kadar büyük bir varlık olduğu, ne kadar kudretli olduğu gibi konularla uğraşılıyor. Maalesef, la ilahe illallah manasına, bu kelimenin yüklediği manaya, la ilahe illallah kısmının ispat ve nefy kısmının ne demek manasına geldiği, Mekke müşriklerinin neden müşrik olduğu, Nuh a.s. kavminin neden müşrik olduğu konusunu kati suretle bulamazsınız. Ben bu ülkenin çocuğuyum, ilkokul, ortaokul ve liseyi, yüksekokulu burada okudum, hatta ben ilahiyatı açıktan bitirdim, emin olun bu bilgileri orada muhataplarına vermiyorlar. Bazıları sadece bir geçiş yapıyorlar ama ayrıntıya giremiyorlar. Yani la ilahe illallah Allah’tan başka ilah yoktur açıklamasını görüyoruz ama velakin ayrıntıya girdiğimiz zaman hiçbir şeyi orada göremiyoruz. Belki örgün eğitimler burada daha güzel olabilir, onları tabi istisna ederim bilmediğim için.</p>



<p>Öyleyse biz de ibadetin tüm cüzlerinde Allah’u Teala&#8217;yı birlememiz gerekmektedir. İyi bir Kur&#8217;an okuyucusu, gönderilen elçilerin neredeyse tamamının uluhiyet tevhidi ile ilgili olduğunu hissetmesi gerekir. Kur&#8217;an’a baktığınız zaman, okuduğunuz zaman, sadece Muhammed a.s.’ın değil, ondan önce gönderilen nebilerin de yine aynı mesleği görev edindiğini, yani la ilahe illallah&#8217;a davet ettiklerini göreceksiniz. O yüzden, mesela biz Musa a.s. zamanında yaşasaydık, kelime-i şehadeti nasıl söyleyecektik; La ilahe illallah Musa Resulullah. Yani neticede tüm peygamberlerde bu böyle olacaktı. Çünkü bütün nebiler la ilahe illallah amentusunu insanlara davet etmişlerdir. Zaten bozulma burada olduğunda nebi göndermiş Allah. Mesela neden Adem a.s ile Nuh a.s arasında 10 asır boyunca böyle bir şey yok? Çünkü sorun yok, sorun oldukça Allah nebi gönderiyor. Peki şimdi sorun yok mu? Neden gelmiyor, şimdi Allah’ın muradı gereği son nebi ama öyle bir kitap var ki ortada, kıyamete kadar geçerli olan bir kitap indirmiş Allah. Bunu okuyanlar şahitlik ediyorlar, 1500 seneyi devirdik, çok şahit var bu kitabın Allah kitabı olduğuna dair. Evet, tabi bizim coğrafyamızda ölülere Kur&#8217;an okumaktan dirilere sıra gelmediği için, ve yahut ta onu anlamak için o kitabın karşısına geçme zahmetinde bulunmadığı için bu anlattıklarımızı oradan yakalayabilmesi çok zor bir şey, böyle anlatan hatiplerin de, genelde de başkalarının eline düştükleri için yurdum insanı, maalesef la ilahe illallah&#8217;ı Allah’ın muradını yakalayacak şekilde öğrenmesi de biraz güçleşiyor bu noktalarda. Biraz gayret gerektiğini söylemek gerekir. Yani, siz şöyle bir nehrin kenarında durup, karşıya geçmek isteyen biriyseniz ve eğer nehrin durmasını bekliyorsanız büyük bir aldanış içerisindesiniz. Eğer hidayet istiyorsanız ama olduğunuz yerde çakılı kalıyorsanız, günler günleri kovalarken, aylar ayları kovalarken, yıllar yılları kovalarken siz hala bir adım atmıyorsanız ve gayret göstermiyorsanız, karşıya geçmek için o nehrin kenarında bekleyen adam gibisiniz. Muhakkak suretle Allah, kendi hidayet yollarında koşturanları hidayetin tam ortasına getirecektir. Kendi yolunda mücadele edenleri Allah muhakkak gözetecektir. Bu tartışmasız bir şekilde teori değildir, tam bir gerçektir. Kur&#8217;an ve sünnetten çıkmadır. Şimdi biz neyi anlattık buraya kadar, Mekke müşriklerinin hangi kısmını anlattık kardeşler? Biz Mekke müşriklerinin inancından bahsettik, hiç ibadetlerinden bahsettik mi, nasıl ibadet ediyorlardı?</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Mekkeli Müşrikler Nasıl İbadet Ediyorlardı</strong></h2>



<p>Muhammed a.s gönderilmeden önce Ebu Cehil 3 yıl namaz kıldı.<sup data-fn="1dea65d8-0be7-4989-948f-f9a41a1ad762" class="fn"><a id="1dea65d8-0be7-4989-948f-f9a41a1ad762-link" href="#1dea65d8-0be7-4989-948f-f9a41a1ad762">2</a></sup> (Müslim 2473)</p>



<p>Huneys’e hitaben Ebuzer: Ey Kardeşimin oğlu ben Resulullaha kavuşmamdan üç sene önce namaz kıldım dedi. Huneys kime diye sordum dedi Allah’a dedi, nereye doğru dönüyordun dedim. Rabbim beni nereye çevirirse oraya doğru. Yatsıyı kılıyorum gecenin sonu geldiği zaman güneş doğuncaya kadar bir örtü gibi seriliyordum, dedi.</p>



<p>Bir namaz ibadeti var. Resulullah ile tanışmadan önce bu ibadeti yapanlar mevcut. Aşure günü oruç tuttunuz mu? Şimdi bakalım acaba bizim bu düşmanlarımız olan bu kişilerde durum nedir? Bir durum yoklaması yapalım.</p>



<p>Ayşe r.a.’dan şöyle dedi: Cahiliyet gününde Kureyş aşiret gününde oruç tutardı, onu Resulullah da tutardı. Medine’ye hicret edince bu orucu yine tuttu ve tutulmasını emir buyurdu. Aşure orucunu isteyen tutar isteyen terk eder, buyurdular.</p>



<p>Bu Ebu cehiller, Ebu Leheb’ler aşure orucu da tutuyorlarmış, çok enteresan. Gitgide bize benziyorlar.</p>



<p>Müşriklerin hac yaptıkları: Bera bin azib r.a. dedi ki: Bakara 189. ayeti biz Ensariler hakkında indi. Cahiliye zamanı Ensar hac yapıp evlerine geldiklerinde evlerinin kapılarının girmezlerdi de evlerinin arka cihetinden girerlerdi.<sup data-fn="8db26470-897d-47f8-8765-0c83f691e3c5" class="fn"><a id="8db26470-897d-47f8-8765-0c83f691e3c5-link" href="#8db26470-897d-47f8-8765-0c83f691e3c5">3</a></sup></p>



<p>Konumuza neresi delil teşkil ediyor: Ensar cahiliye zamanında hac yapıyormuş. Kendince bir şey uydurmuşlar, evlere ön kapıdan girme değil de arka kapıdan girme adeti var, bunu bir kenara koyalım, hac yaparlarmış.</p>



<p>Umre yaparlar mı? İbn Abbas şöyle dedi: Resulullah s.a.v şöyle buyurdu: Umre kıyamete kadar hac aylarına girmiştir. Bakınız hadisi nakleden Tirmizi diyor ki: Cahiliye dönemi insanları hac aylarında umre yapmazlardı, İslam gelince Resulullah buna ruhsat verdi. Umre kıyamete kadar hac aylarına girdi buyurdu. Delil oluştu mu, evet. Tırmizi kendi rivayet ettiği hadisi şerh etti, dedi ki: Cahiliye döneminde insanlar hac ile umreyi yapmazlardı, yani hac aylarında umre yapmazlardı. Demek ki hacda yapıyorlar, umre de yapıyorlar.</p>



<p><strong>İhrama giriyorlar mı acaba bizim hacılarımız gibi?</strong></p>



<p>(Bakara 21) Ey insanlar sizi de sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin de takva sahiplerinden olun.</p>



<p>Şüphesiz bu ayet Ensar hakkında inmiştir. Onlar İslam&#8217;dan evvel hudeyt mevki hizasında bulunan menat putu için ihrama girerlerdi. Adamlar ihrama da giriyorlar, ama bakın hataları var, o ayrı. Ama ihram var, hac var, umre var.</p>



<p>Telviye (Lebbeyk Allahumme lebbeyk) var mı? Buda yoktur herhalde. Bu gerçekten bir bilinç ile yapmamız gereken bir şey. Fealem ennahu la ilahe illallah.</p>



<p>Şunu diyebilirsiniz bize ne Mekkeli müşriklerden, biz ne yapalım onların yaptıklarından. Bu çok büyük bir hata olur. İyi tanıması lazım, Nuh kavminin de müşrikini bilmesi lazım, Muhammed as kavminin de müşriklerini bilmemiz lazım ki kendimizi ancak bu şekilde koruyabilelim.</p>



<p>Şimdi bakın, telviyelere bakalım; müşrikler telviyelerinde şöyle derlerdi: Lebbeyk la şerikelek. Şimdi devam edecek hadis ama burada bir metin giriyor araya: Tekrar tekrar icabet sana. Senin ortağın yoktur dedi, ispat yaptı burada, nefysiz ispat yaptı. Ama velakin Resulullah burada devreye giriyor, yazık size bu kadarı yeter buyurdu, yani şurada kalın. Lebbeyk la şerikelek, burada durun diyor Allah Resulü müşriklere. Diyorlar ki illa şerikel huvelek, temlikuhu vema melek. Yani, yalnız bir şerik müstesna, o senin şerikindir sen ona ve onun malik olduğu her şeye maliksin, derler. Bunu beyti tavaf ederken söylerler, bakın tavafta var, telbiyede var. Problemli ama var.</p>



<p><strong>Vakfe yaparlar mı?</strong></p>



<p>Ömer sabaha namazını muzdelifede kıldı sonra meşarül haramde vakfe etti. Sonra dedi ki: Müşrikler güneş doğmadıkça müzdelifeden minaya dönmezler. Ey sebir dağı, güneşin ziyasıyla yıldıra yıldıra binaya gidelim, derlerdi. Nebi sallallahu aleyhi vesellem kureyş müşriklerine muhalefet edip güneş doğmazdan evvel, yani alacakaranlıkta minaya döndü.</p>



<p>Şimdi adamlarda yine vakfe var ama velakin yine bir problemleri var, ama hac esnasında vakfe var mı yine var. <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/cihan-elmas/seyh-ebu-said-el-yarbuzi/">Ebu Said hoca</a> Mekkeli müşriklerin haccını anlatırken bizim haccımızdan öyle böyle bir farkları olmadığını söylerdi. Belli başlı birkaç nüans farkı olduğunu söylerdi, işte bizde bunları zikrediyoruz burada. Önemli olan bunların var olup olmaması meselesi olarak bunlara bakmak.</p>



<p><strong>Kurban keseler mi müşrikler? Evet.</strong></p>



<p>Enes r.a’dan dedi ki: Resulullah s.a.v: İslam&#8217;da kabrin etrafına kurban kesmek meşru değildir. Burası önemli bakın. Kabrin etrafında meşru değildir. Bugün maalesef bazı insanlar salih kişiliklerin yanında dikkat edin hemen adaklıklar vardır. Bu hadisin ravilerinden Abdurrezzak dedi ki: Cahiliye döneminde halk, kabir yanında ya sığır veya başka bir hayvan keserlerdi. Bakın yine kurban var, ama nerede kesiyorlar, kabir yanında. Bazen biz şunu diyoruz mesela, biri diyor ki falanca yerde gidiyor kurban kesiyor. Diyoruz ki sen niye burada kurban kesiyorsun, Allah rızası için kesiyorum diyor. Allah rızası için kesiyorsan bahçende kes, belediyenin tesisinde kes, neden özellikle oraya gidiyorsun. Oraya gitmen senin problem işte, eğer Allah rızası içinse bahçende kes. En yakın belediyenin tesisinde kes.</p>



<p>Peki, bir müşrik sadece ve sadece Allah’a dua eder mi?</p>



<p>Zorda kaldığında eder.</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫وَاِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فِي الْبَحْرِ ضَلَّ مَنْ تَدْعُونَ اِلَّٓا اِيَّاهُۚ فَلَمَّا نَجّٰيكُمْ اِلَى الْبَرِّ‫</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫‫اَعْرَضْتُمْۜ وَكَانَ الْاِنْسَانُ كَفُورًا</p>



<p>Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda bütün yalvardıklarınız (sizi yüzüstü bırakıp) kaybolur, yalnız Allah hariç. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür. (İsra 67)</p>



<p>Buradaki siz dediği kim, kureyş müşrikleri, Mekkeli müşrikler. Sıkıştıklarında ne yapıyorlar, dini Allah’a halis kılıyorlar, yani duaların da tevhid ediyorlar Allah’ı. Sadece ona yalvarıyorlar, peki o sıkıntı gittiği zaman karaya çıktıklarında ne yapıyorlar, yine ortak koşmaya devam</p>



<p>ediyorlar.</p>



<p><strong>Bakınız Allah Adına yemin etmeleri:</strong></p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَٓاءَهُمْ نَذ۪يرٌ لَيَكُونُنَّ اَهْدٰى مِنْ اِحْدَى الْاُمَمِۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ نَذ۪يرٌ مَا زَادَهُمْ اِلَّا نُفُورًاۙ‫</p>



<p><strong>Müşrikler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah’a yemin etmişlerdi.</strong> Fakat bir uyarıcı gelince, bu onların nefretlerini arttırdı. (Fatır 42)</p>



<p>Adamların hayatlarında birde yemin var, yemin olduğunda sundukları varlık Allah. Fakat bir uyarıcı gelince bu onların nefretlerini arttırdı. Hayatında itikaf yapan var mı?</p>



<p>İbm Ömer’den: Ömer r.a. cahiliyye devrinde Kabe&#8217;nin yanında bir gece veya bir gün itikafta kalmayı adadı. Bunu Resulullah s.a.v’e sordu, O: “İtikafa gir ve oruç tut” buyurdu.<sup data-fn="38c6273b-dcda-4c10-be06-df665183e3e7" class="fn"><a id="38c6273b-dcda-4c10-be06-df665183e3e7-link" href="#38c6273b-dcda-4c10-be06-df665183e3e7">4</a></sup></p>



<p>İtikaf neydi? Her şeyden elini ayağını çekip camide zaman geçirmek, zorunlu bir ihtiyaç olmadıkça da oradan çıkmamak. Ömer r.a.’da müşrikken bir gün veya bir gece kendisine Kabe de itikaf adıyor. Tabi sonradan bunu Resulullaha soruyor Müslüman olunca. Burada bizim için delil olan yer neresi, bizim yapmadığımız bir ameli o müşrikken yapmış.</p>



<p>Bugün, içinizde sadaka veren, köle azad eden, akrabalık bağlarını gözeten var mı? Bakınız Buhari 1436’da gelen bir rivayette Hakim bin hizam diyor ki: Ya Resulullah, cahiliye devrinde kendileriyle ibadet edegelmekte olduğum, sadaka vermek, köle azad etmek, akrabalık bağlarını devam ettirmek nev’inden birtakım işler hakkında ne düşünürsün? Bu işlerde benim için evr ve sevab var mıdır? Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ”Sen, geçmiş olan hayırların üzerine İslam’a girdin” buyurdu.<sup data-fn="90954088-b611-4412-bdba-2c03d34cdc9b" class="fn"><a id="90954088-b611-4412-bdba-2c03d34cdc9b-link" href="#90954088-b611-4412-bdba-2c03d34cdc9b">5</a></sup></p>



<p>Şimdi adam müşrikken sadaka veriyormuş, köle azad ediyormuş, akrabalık bağlarını gözetiyormuş.</p>



<p><strong>Müşrikler Fakirleri de Doyururlardı</strong></p>



<p>Aişe (r.a.) -”Ya Rasulallah! İbni Cud’an cahiliyet devrinde akrabasına yardım eder, fakirleri doyururdu. Acaba bu ona bir fayda verir mi?” dedim. ”Fayda vermez, çünkü o hiçbir gün Ya Rabbi! Kıyamet gününde benim günahlarımı mağfiret eyle, dememiştir. buyurdular”</p>



<p>Aişe annemiz ibn Cudan vefat ettikten sonra onun iyiliği aklına geliyor ve Allah Resulune onun yapmış olduğu bu fakirleri doyurma eyleminin o öldükten sonra ona bir faydası var mı yok mu, bununla alakalı merakını gidermeye çalışıyor. Burada asıl kastedilen, ibn Cudan öldükten sonra dirilmeye inanmıyordu. Eğer inanmamız gereken hususlardaki bizim inkarımız veya Allah’a ortak koşuşumuz aynı ibn Cudan’ın sonucunu bize doğuracak. Bizi ürkütmesi gereken yer burası. Tüm yaptığımız ibadetler bizi yıldırmamalı, öyle bir şeydir ki bu şirk alıp götürüyor tüm ibadetleri <strong>“Ey Muhammed sen bile şirk koşsan amellerin iptal olur”</strong> diyor. Hangi amelleri iptal olur Muhammed s.a.v’in, yani umut beklediği senin gibi. Sen namazından umut beklemiyor musun? Orucundan umut beklemiyor musun?, haccından, umrenden gidip te bir mebrur hac olsa da annemden doğduğum gibi olsam demiyor musun?, Diyorsun. Bir ramazan, bir sonraki ramazana kadar olan günahlara kefarettir, demiyor musun? “Ramazan gelip te bağışlanmayanın burnu yerde sürtsün” demiyor mu Allah Rasulü (s.a.v), her şeyden bir beklentimiz var, anne ve babamıza yaptığımız iyiliklerden dahi. Hanımımızın ağzına koyduğumuz lokmadan dahi bir beklentimiz var, doğru mu? Ama kardeşim bu öyle bir mesele ki, yaratıcımız bunu değerli bir mesele olarak vasfetmiş. <strong>Şirk koşmadan ölmemiz lazım</strong>, işte İbn Cudan, işte diğerleri. Adamlar hiçbir fayda göremiyorlar, neden? Eksik nerede? Problem nerede? Bunu gidermemiz lazım. E Onlar “la ilahe illallah demiyorlardı” ya sen diyorsunda ne oluyor? Burada söylüyorsun, orada gidip Allah’tan gayrısına yalvarıyorsun. Burada söylüyorsun, orada Allah’tan gayrısına tevekkül ediyorsun. Burada söylüyorsun, orada Allah’tan başkasından medet umuyorsun, şefaat beklentisi içerisine giriyorsun, O’ndan başkasından daha çok korkuyorsun, O’ndan başkasını daha çok seviyorsun. O ibadetleri boşa çıkaran unsurlar sendede eylemsiz, ilimsiz, ihlas sız bir şekilde söylediğin “la ilahe illallah” bu noktada sana da fayda sağlamayacaktır. Abdest aldığında bozulmuyor mu? İmanda bozuluyor işte, la ilahe ilallahta bozuluyor işte. Sen şunu demek istemiyorsun aslında la ilahe ilallah derken: “ben la ilahe ilallah dedim” yani bu ömrümün sonuna kadar beni korur. “la ilahe ilallah” dedin mesela İslam&#8217;a girdin şimdi. Şimdi bu demeyle kıyamete kadar ne yaparsan yap bu söz bozulmayacak mı? Siz böyle bir abdest biliyor musunuz? Hiç on yıldır abdest tutan var mı? İlla bozuluyor dimi, yani bozulan bir şey demek istiyorum bu imanda. Şirk bulaştı mı gidiyor iman, bozuluyor. O yüzden teşriki mesaisini birçoğumuzun bu meselelere ayırması kendisi için çok faydalı olacaktır.</p>



<p><strong>Bakın hacılara yemek dağıtan var Mekkeli müşrikler içerisinde:</strong></p>



<p>Hayırlı işler için anlaşmalar yapanlar var. Yani adamlar oturmuşlar (müşrikler) kim zulme uğrarsa ona yardım edeceğiz diye kendi aralarında anlaşmalar yapıyorlar. Bakın bu adamlar kafir, müşrik.</p>



<p><strong>Sünnet oluyorlar mı müşrikler?</strong></p>



<p>Hırakliyus Ebu sufyana ne sordu? O dedi sünnetli mi.</p>



<p>Hirakl bir adama: ”Arap kavmi sünnetli midir? diye sordu. Sünnet olurlar cevabını aldı. Bunun üzerine Hırakl: Bu ümmetin meliki zuhur etmiştir, dedi.<sup data-fn="e7f7093f-7d5f-4955-b6d6-97620cf44bf0" class="fn"><a id="e7f7093f-7d5f-4955-b6d6-97620cf44bf0-link" href="#e7f7093f-7d5f-4955-b6d6-97620cf44bf0">6</a></sup></p>



<p>Şimdi toparlayalım, subhanallah lafzı ne kadar kullanılıyor bir Müslümanlar tarafından? Namazda evet, namazın dışında nadirattan aslında ama biliyorsa zaten bu zikir kadar değerli bir zikir yok. Ama müşriklerde söylüyorlar:</p>



<p>(Hudeybiye Zamanı)……..Kinâne oğullarından birisi Kureyş&#8217;e hitaben: — Beni bırakınız, bir kerre de Muhammed&#8217;in yanına ben gideyim, dedi. Onlar da: — Git! dediler. Bu Kinânlı zât, Rasulullahın sahâbîlerine doğru giderken, Rasûlullah: — &#8220;Bu gelen fulan kimsedir. O öyle bir kabiledendir ki, onlar hac ve umre kurbanlarını tazim ederler. Gerdanlıklı kurban develerini bu zatın gözü önüne salıverin!&#8221; buyurdu. Sahabeler bütün kurbanlık develeri onun geleceği yolun üzerine salıverdiler; ve yüksek sesle Lebbeyk, Allâhumme lebbeyk diyerek Kinânî&#8217;yi karşıladılar. Kinânîli zât kurban develerini ve sahâbîlerin telbiye ile karşılamalarını görünce hayret ederek: — Subhânallah! Bu zâtların Beyt&#8217;i ziyaretten men&#8217; edilmeleri, yakışmayan bir harekettir, dedi. Kureyş&#8217;in yanına dönünce de: — Ben bunların umre için kesecekleri kurban develerini alâmetlendirilmiş bir hâlde gördüm. Ben bunların Beyt&#8217;i ziyaretten men edilmelerini uygun görmem, dedi……. (Dindarlığından böyle yapıyor)<sup data-fn="b877211b-d532-48f0-9a9b-df0b380baacf" class="fn"><a id="b877211b-d532-48f0-9a9b-df0b380baacf-link" href="#b877211b-d532-48f0-9a9b-df0b380baacf">7</a></sup></p>



<p>Bakın bu bir müşrik ama subhanallah zikri oradada var.</p>



<p><strong>Yalan söylemeyi kendilerine yakıştırmıyorlar, kim mesela Ebu Sufyan.</strong></p>



<p>Rum kralı Hirakl, ticaret için Şam&#8217;a gelen Ebû Süfyân ve arkadaşlarını, nebiliğini ilân eden kişi hakkında bilgi almak üzere sarayına davet etmişti. Henüz Müslüman olmayan Ebû Süfyân&#8217;ın Rasulullah ile ilgili yaptığı şu itiraf, aslında müşriklerin Allah Resulü&#8217; nün saygınlığını inkâr edemediklerinin açıkça dile getirilmesinden başka bir şey değildi: “Vallahi, yalancılıkla itham edilmekten korkmasaydım, onun (Rasulullah’a (s.a.s.) hakkında yalan ithamlarla ileri geri konuşacaktım.” Aralarında geçen konuşmada Hirakl&#8217;ın Rasulüllah ile ilgili olarak, “Hiç anlaşmaya ihanet ettiği oldu mu?” sorusuna “Hayır! O yaptığı anlaşmaya ihanet etmez ancak biz şimdi onunla bir süreliğine ateşkes yaptık. Bu süre içinde ne yapacağını bilmiyoruz.” şeklinde cevap vermişti. Ardından Ebû Süfyân&#8217;ın bu cevabıyla ilgili olarak, “Onunla ilgili olumsuz bir söz olarak, konuşmama ancak bu sû-i zannımı sokuşturabildim.” şeklindeki kendi itirafı da oldukça dikkat çekicidir.<sup data-fn="e68cb6d4-2e51-4d5d-ab48-c0ea1f9c0d97" class="fn"><a id="e68cb6d4-2e51-4d5d-ab48-c0ea1f9c0d97-link" href="#e68cb6d4-2e51-4d5d-ab48-c0ea1f9c0d97">8</a></sup></p>



<p><strong>Haram aylara riayet ediyorlardı.<em></em></strong></p>



<p>…Abdu’l-Kays heyeti, Rasulullah’ın yanına geldi. Rasulullah s.a.s. onlara “Topluluğa merhaba! Allah sizi utandırmasın, pişman etmesin” buyurdu. Bunun akabinde onlar da:</p>



<p>“Ya Rasulallah! Seninle bizim aramızda Mudar’dan olan müşrikler var. Biz sana ancak haram aylar içinde ulaşabiliyoruz. Sen bize özet olarak bir takım emirler söyle de biz onunla amel ettiğimizde cennete girelim ve geride kalanlarımızı ona çağıralım” dediler…<sup data-fn="56c347bb-f067-48d9-9cab-414d12d2aa93" class="fn"><a id="56c347bb-f067-48d9-9cab-414d12d2aa93-link" href="#56c347bb-f067-48d9-9cab-414d12d2aa93">9</a></sup></p>



<p>Haram aylara bile riayet gösteriyorlardı.</p>



<p><strong>Ölümlerinden sonra çocuklarına, kendilerinden sonra köle azad edilmesini vasiyet ediyorlardı.</strong></p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">أنَّ العاصَ بنَ وائلٍ أوصَى أن يُعتَقَ عنهُ مائةُ رقبةٍ فأعتقَ ابنُهُ هشامٌ خمسينَ رقبةً فأرادَ ابنُهُ عمرٌو أن يعتِقَ عنهُ الخمسينَ الباقيةَ فقالَ حتَّى أسألَ رسولَ اللَّهِ صلَّى اللهُ علَيهِ وسلَّمَ فأتَى النَّبيَّ صلَّى اللهُ علَيهِ وسلَّمَ فقالَ يا رسولَ اللَّهِ إنَّ‫ ‫أبي أوصَى بِعتقِ مائةِ رقبةٍ وإنَّ هشامًا أعتقَ عنهُ خمسينَ وبقيَت علَيهِ خمسونَ رقبةً أفأُعتِقُ عنهُ فقالَ رسولُ اللَّهِ صلَّى اللهُ علَيهِ وسلَّمَ إنَّهُ لَو كانَ مسلِمًا فأعتقتُم عنهُ أو تصدَّقتُم عنهُ أو حجَجتُم عنهُ بلغَهُ ذلِكَ</p>



<p>Amr b. Şuayb, babası kanalıyla dedesinden bildiriyor: Âs b. Vail, ölümünden sonra 100 köle azat edilmesini oğullarına vasiyet etti. Babasının ölümü üzerine Hişam elli köle azat etti. Diğer oğlu Amr ise geri kalan elli köleyi azat etmek istedi. Ancak bunu yapmadan önce Rasûlullah’a (s.a.s) sormayı düşündü. Rasûlullah’ın(s.a.s) yanına gelerek : “Ey Allah’ın Rasulü! Babam, kendi adına, yüz köle azat edilmesini vasiyet etmişti. Hişam onun adına elli köle azat etti! Benim üzerime de elli tanesi kaldı. Onun adına ben azat edebilir miyim?” dedi. Aleyhissalatu vesselam, cevaben: “Eğer o Müslüman olsaydı, köle azat etseniz, onun için sadaka verseniz veya onun için hac yapsaydınız bu ona ulaşırdı.” Buyurdular.<sup data-fn="0afe94d6-3d9d-49a8-b4d7-335fc22442bf" class="fn"><a id="0afe94d6-3d9d-49a8-b4d7-335fc22442bf-link" href="#0afe94d6-3d9d-49a8-b4d7-335fc22442bf">10</a></sup> (Kafirin yaptığı amelin faydasızlığına da delil)</p>



<p>Bakın biz hani, oğlum ben ölürsem bana çeşme yap, şu paramla şöyle yap, okul yap, şöyle şöyle hayırlar yap, cümleleri var ya aynısı işte. Öldükten sonra dahi namı yürüsün diye infakta bulunuyor.</p>



<p><strong>Peki Mekkeli müşrikler Allah’a yaklaşmaya çalışıyorlar mı?</strong></p>



<p><strong>Haberiniz olsun; halis/şirksiz din sadece Allah&#8217;ın dinidir. Ondan başka evliyalar edinenler: &#8221; Biz bunlara bizi Allah&#8217;a daha çok yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz.” derler.”(Zumer suresi 3)</strong></p>



<p>Allah&#8217;ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: &#8220;Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir&#8221; derler. De ki: &#8220;Siz, Allah&#8217;a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir.&#8221; (Yunus 18.)</p>



<p>Bu sayılanlara iman eden ve amel edenlere ne diyorlar? Müslüman. Ama Allah ne diyor: Müşrik – O zaman eksiği tamamlayın!</p>



<p>Mehmet sen müşrik misin? Neyinle değilsin?</p>



<p>Umarız, Mekke Müşrik toplumunun, bu zikrettiğimiz inanç ve ibadetlerine rağmen, Allah tarafından neden müşrik olarak isimlendirildiğini, Rasulullah’ın (s.a.s.), Allah’a inanıp O’na yaklaşmaya çalışan bu Mekkeli Müşriklerle neden savaştığını okuyucumuza sordurabildik ve yine, Allah’a inanıyorum demenin, kişiyi ‘müşrik’ sıfatını almaktan alıkoyamadığını fark ettirebildik.</p>



<p>Eğer sen müşrik olmadığını şunlarla doldurursa müşrik olmaya devam edersin. Eğer müşrik olmadığını, ebu Zerin kıldığı namazla, ibni Cudan’ın sadakaları verip köleleri azat etmesiyle, Ebu sufyan’ın yalansız lığıyla, Ömer (r.a.)’ın cahiliyede yapmış olduğu itikafla veya ona benzer şeylerle doldurmaya kalkarsan başarılı olamazsın.</p>



<p>Bakınız sen müşriksin dediğimde eğer değilim diyorsan, o değilim dayandırdığın şeyler şu Mekkeli müşriklerin inanç kısmındaki zikrettiklerimizle, ibadet kısmındaki bina ettiklerimizi değilim demişsen, şu sayılan ve yerilen şu insanlardan kurtulamayacaktın. Onun başka bir ayraca ihtiyacı var, onu şu topluluklardan ve şu amellerden ayıran farklı bir şeyin olması lazım ki kendini bunlardan sıyırabilsin.</p>



<p><strong><em>“</em></strong> Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke “</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>


<ol class="wp-block-footnotes"><li id="350566d9-b5a1-46d0-ab78-af4c3d03307b">Müslim 2794; <a href="#350566d9-b5a1-46d0-ab78-af4c3d03307b-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 1">↩︎</a></li><li id="1dea65d8-0be7-4989-948f-f9a41a1ad762">Müslim 2473 <a href="#1dea65d8-0be7-4989-948f-f9a41a1ad762-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 2">↩︎</a></li><li id="8db26470-897d-47f8-8765-0c83f691e3c5">Buhari 1083 <a href="#8db26470-897d-47f8-8765-0c83f691e3c5-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 3">↩︎</a></li><li id="38c6273b-dcda-4c10-be06-df665183e3e7">Ebu davud, sıyam, 80 <a href="#38c6273b-dcda-4c10-be06-df665183e3e7-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 4">↩︎</a></li><li id="90954088-b611-4412-bdba-2c03d34cdc9b">Buhari, Zekat, 24(1436) <a href="#90954088-b611-4412-bdba-2c03d34cdc9b-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 5">↩︎</a></li><li id="e7f7093f-7d5f-4955-b6d6-97620cf44bf0">Buhari, Bedu’l-vahy(7) <a href="#e7f7093f-7d5f-4955-b6d6-97620cf44bf0-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 6">↩︎</a></li><li id="b877211b-d532-48f0-9a9b-df0b380baacf">Buhari, Şurût, 15  (2731) <a href="#b877211b-d532-48f0-9a9b-df0b380baacf-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 7">↩︎</a></li><li id="e68cb6d4-2e51-4d5d-ab48-c0ea1f9c0d97">Müslim, Kitabu’l-Cihad ve’s-Siyer, 74 (1773) Buhari 7 <a href="#e68cb6d4-2e51-4d5d-ab48-c0ea1f9c0d97-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 8">↩︎</a></li><li id="56c347bb-f067-48d9-9cab-414d12d2aa93">Buhari, Kitâbu’l-Meğâzi 4368 <a href="#56c347bb-f067-48d9-9cab-414d12d2aa93-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 9">↩︎</a></li><li id="0afe94d6-3d9d-49a8-b4d7-335fc22442bf">Ebu Davud 2883 – Elbani: Hasen  <a href="#0afe94d6-3d9d-49a8-b4d7-335fc22442bf-link" aria-label="Dipnot başvurusuna atla 10">↩︎</a></li></ol><p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tevhid-ve-toplum-dersi-4/">Tevhid ve Toplum Dersi 4</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12263</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tevhid ve Toplum Dersi 3</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tevhid-ve-toplum-dersi-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Feb 2025 09:16:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevhid ve Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=12253</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah’a hamd eder ondan yardım ve mağfiret dileriz, nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah bir kimseyi hidayete erdirdi mi onu saptıracak yoktur. Bir kimseyi de delalete terk etti mi ona hidayet verici yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka hak ilah yoktur, şeriksiz tektir, Muhammed a.s. onun kulu ve elçisidir. İnşallah Tevhid başlığı altında...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tevhid-ve-toplum-dersi-3/">Tevhid ve Toplum Dersi 3</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Allah’a hamd eder ondan yardım ve mağfiret dileriz, nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah bir kimseyi hidayete erdirdi mi onu saptıracak yoktur. Bir kimseyi de delalete terk etti mi ona hidayet verici yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka hak ilah yoktur, şeriksiz tektir, Muhammed a.s. onun kulu ve elçisidir.</p>



<p><strong>İnşallah Tevhid başlığı altında üçüncü başlığımızı eda eyleyeceğiz.</strong></p>



<p>Öncelikle, bu bizim hayat memat meselemizdir; <strong>imanı geçerli kılan şey tevhiddir.</strong> <em>Yani “la ilahe illallah” cümlesini bilmeden ve bunu uygulamadan iman ettiğimizi söylememiz kuru bir iddiadan ibaret olacaktır. İmanı koruyan şey tevhid, bozan şey şirktir.</em> Dolayısıyla bunları iyi bilmemiz gerekiyor ki, yarın Allah’ın huzuruna çıktığımızda yaptığımız amellerin boşa çıkmaması için bu konuda mesleğimiz ve yaşımız ne olursa olsun bu işin profesörü olmamız gerekiyor. Bunu da başarabiliriz. Sizin çoban olmanız bu konuda profesör olmanıza engel değildir. Sizin çok yoğun olmanız bu konuda çok iyi olmanıza engel değil. Yeter ki arzulayalım, dersleri dikkatle takip edelim. Yardımcı unsur olan daha önceki kitapları ve dersleri takip edelim ve mümkün olduğunca düşünelim. Çünkü İbrahim a.s düşünerek Rabbini tevhid etti.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Selim Bir Fıtrat Sahih Bir İman Halis Bir Tevhid</strong></h2>



<p>Şu cümle hakkında ne dersiniz: “<strong>Selim bir fıtrat, sahih bir iman, halis bir tevhid</strong>.” <em>Selim bir fıtrat, bozulmamış, selamet üzere bir fıtrat varsa eğer bir kişide, onun üzerine de doğru imanı gerçekleştirir ve bunları gerçekleştirdiği zaman halis bir tevhide ulaşır.</em> Bilinmeyen bir şeyin, birlenmesi mümkün değildir. Yani siz Rabbinizi tanıyamazsanız, onun kendisini vasfettiği şekilde ve elçisine anlattığı şekilde tanıyamadığınız bir Rabbi, bilmediğiniz bir Rabbi birleyemezsiniz. Dolayısıyla, Rabbimizi güzelce birleyebilmemiz için nasıl bir Rabbe iman ediyoruz, bunu iyi bilmemiz gerekir. Bunu da babadan, dededen öğrenemeyiz. Resmi ideolojinin bize anlattığı kısır bilgilerle de öğrenemeyiz. Düşünüp taşınıp yine varamayız. Ancak ve ancak vahiy ile buna ulaşabiliriz. Allah’ın indirdiği kitap ve göndermiş olduğu elçinin tanıtmış olduğu Rabbi sevmemiz gerekir, o Rabbin kuluyuz demeliyiz. Bunun için de, dediğimiz gibi vahiy gerekiyor. “<strong>Bil ki Allah’tan başka hak ilah yoktur.</strong>” Buradaki bil ki ne işe yarıyordu? Neden bu bil ki üzerinde durmuştuk. Şimdi bakın “la ilahe illallah” ama ayette diyor ki “fealem ennehu la ilahe illallah”. Yani Allah’tan başka hak ilah olmadığını bil diyor. Bilin önce gelmesi, la ilahe illallahın sonra gelmesi, la ilahe illallahın hakkında bilgi sahibi ol demek. Çünkü bu kelimeyi söylediğinde İslam’a giriyorsun, bu kelimeyi bozan şeyi yaptığında bu kelime bozuluyor ve İslam dininden çıkmış oluyorsun, sen kaldığını zannet dahi. O yüzden ayet-i kerime Muhammed 19’da bunu söylüyor:</p>



<p>فَاعْلَمْ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ Muhakkak ki Allah’tan başka hak ilah yoktur.</p>



<p>Peki, <em>Allah Resulünün tevhidi mücadelesi kaç yıl sürmüştür? 23 yıl. Evet, 13’ü Mekke dönemi, 10 yılı da Medine dönemi. Toplamda 23 yıl risalet hayatı oldu ve sonra da vefat etti. Bu dönem zarfının her döneminde tevhidden bahsetti.</em> Elbette başka şeylerden de bahsetti ama tevhid onun gündeminden hiçbir zaman düşmedi. O yüzden 23 yıllık bir dönem var; bu dönemde cennet ile müjdelenecek dahi radıyallahu anhum yetişti. 23 yıllık dönemde Allah Resulü s.a.v. bunu başardı. İşte tevhid de 23 yıllık bir birikimin sonucunda sahabelere tamamen yerleşti.</p>



<p>Şöyle bir soru sormuştuk: <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tevhid-ve-toplum-dersi-2/#:~:text=ge%C3%A7en%20ki%20dersimizde.-,Allah%E2%80%99%C4%B1n%20Bizi%20Sevdi%C4%9Fini%20Nas%C4%B1l%20Anlar%C4%B1z,-Allah%E2%80%99%C4%B1n%20bizi%20sevdi%C4%9Fini">Allah’ın seni sevdiğinin alameti nedir?</a> Eğer sen Allah’ı birlemeyi bilmiyorsan, hatta ve hatta Allah’ı birlemen gerektiğini bilmiyorsan ilahlığında, rabliğinde, isim ve sıfatlarında, yani bu bilgi sende söz konusu değilse şu ana kadar, Allah da seni sevmiyordur. Nasıl olur ben onu çok seviyorum diyebilir birisi. Hayır, Allah’ın seni sevdiğinin alameti “La ilahe illallah” konusunda seni bilgi sahibi yapmasıdır. Eğer o sende mevcut değil ise o zaman da Allah seni sevmiyor demektir. Peki, sen Allah’ı sevdiğini söylüyorsun, olabilir. Sende bu konuda bir yeteneği kazanamamışsan veya bunun için bir gayret göstermiyorsan o zaman senin iddian da yine boştur. Çünkü <strong>Allah’ın en çok değer verdiği şey nedir? Kelime-i tevhiddir.</strong> Aleyhisselatu vesselam’ın meşhur sözü “<strong>insanlarla la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum</strong>” demektedir. O<em> yüzden kuru bir sevgiden öteye geçebilmemiz için “la ilahe illallah” konusunda bilgi sahibi olmamız gerektiğini söylemiştik.</em></p>



<p>Allah bir ilah mıdır? Peki, Allah kendisinden başka varlıklar içinde kitapta ve Resulü de sünnette kullanmış mıdır? Kullanmıştır. O zaman ilah dediğimiz zaman Türkçe’ye bir cümle ile nasıl çeviririz? Kendisine ibadet edilen. İlah demek ibadet edilen varlık demektir. Cins isim midir özel isim midir? Cins isimdir. Eğer ilah denildiğinde sadece bir varlığın adı olsaydı özel isim olurdu. Ama hem Allah için kullanılmış hem de Allah’tan gayrı ilah edinilen şeyler için kullanılmış, bu yüzden ilah kelimesi cins isim olmuş olur.</p>



<p>Maide 72’ye göre “Allah’a ortak koşan kimseye cennet haram kılınmıştır.”</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫نَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَاللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ نَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَاللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّ‫</p>



<p>Allah kendisine hiçbir şeyi ortak koşulmamasını istiyor. Bu şey kelimesi neyi kapsar, mesela Nisa 36’da;</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـٔاً‫</p>



<p>“<strong>Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet edin.</strong>”</p>



<p>Buradaki şey kelimesi neyi ifade eder? Şey kelimesinin içerisine şu ana kadar kitapta ve sünnette, Allah’tan gayrı ilah edinilmiş tüm varlıkları -ister canlı olsun ister cansız-, -ister mukarreb bir melek ister gönderilmiş bir nebi olsun-, -isterse taş olsun, ağaç olsun firavun olsun- hiç fark etmez Allah’tan gayrı ibadet edilen ne varsa bu kelime kapsamının içerisine girer. Allah ise ne diyor “Hiçbir şeye ibadet etmeyin.” <strong>Allah sadece ve sadece kendisinin ilah edinilmesini istiyor. Kendisine ibadet edilirken herhangi bir şeye de ibadet edilmemesini o kulundan istiyor, biz bu kelimeye zaten kısaca ne diyoruz; tevhid diyoruz.</strong> Yani Allah’a ibadet edeceksin, Allah’a ibadet ederken de başka bir ilaha ibadet etmeyeceksin, başka bir şeye ibadet etmeyeceksin. O yüzden o ilah ve şey kavramı bir nevi burada cem olmuş oldu.</p>



<p>Şimdi bu sorulara ne kadar doğru cevap verdiniz veya bırakın cevapları, soruları anlayabildiniz mi? Bütün bunlar sizin iç dünyanızda duruyor, yani soruyu anlamak bir başarı, soruya cevap vermek ikinci bir başarı. Eğer bu konularda eksiklikler varsa bunları muhakkak suretle bilen arkadaşlarla giderilmesi gerekir. Onlara sorulması ve yardım alınması gerekir. İnşallah şimdi 3. dersimize başlayacağız.</p>



<h2 class="wp-block-heading">1- Allah’a İman Ancak Tevhid ile Geçerlidir</h2>



<p>Resulümüz a.s. İslam’ın şartlarını da imanın şartlarına dahil etmiştir. <strong>Allah’a iman ancak tevhid ile gerçekleşir.</strong> Heyetler yılı diye bir yıl var, insanlar koşa koşa heyetler halinde İslam’a giriyorlar. Bu da hicretin 9. yılına tekabül ediyor. Bahreyn bölgesinde yaşayan Rabia kabilesinin Abdulkays koluna mensup bir heyet de uzun ve meşakkatli bir yolculuğun ardından a.s. yanına, Medine’ye geliyorlar. Bu heyetlerin amacı İslam&#8217;ı kabullendiklerini söylemek ve İslam’dan bir şeyler öğrenip ülkelerine geri dönmek. İslam’ı öğrenmek için birçok meşakkate katlanan heyet, Allah Resulünün huzuruna çıktığında Resulullah onlara “hoş geldiniz, merhaba” dedi. Kavmin sözcüsü “ey Allah’ın Resulü bizler sana uzak beldelerden meşakkatli yolculuklar yaparak geliyoruz. Ayrıca bizim memleketimiz ve Medine arasında kafir olan ve bize düşmanlık yapan Muda kabilesi yaşadığından bizler sana ancak haram aylarda geliyoruz, yani savaşların yasak olduğu aylarda. Bize özlü bir şeyler tavsiye et ki onları geride bıraktığımız kabilemizin insanlarına anlatalım hem biz hem de onlar cennete girsinler.” Bunun üzerine Resulullah a.s. onlara Allah’a iman etmelerini söyler.</p>



<p>Peşinden de “<strong>Yalnızca Allah’a iman etmek nedir bilir misiniz?</strong>” diye sorar. Onlar da “Allah ve Resulü daha iyi bilir” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resulullah “<strong>Allah’tan başka hak ilah olmadığına ve elçisinin Muhammed olduğuna iman etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek, Ramazan orucunu tutmaktır” buyurdu.</strong> Daha sonra da onları “söylediklerimi iyice ezberleyin ve geride bıraktığınız kabil halkına anlatın” diyerek yolcu eder. Şimdi burada birincisi bu dikkatinizi çekmiştir, haccı saymadık, onu bekliyordunuz belki de, ama daha tamamlanmamış bir din var ortada. “İlk kaldırdığım faiz amcam Abbas’ın faizidir” diyor Allah Resulü, onu da en son zamanlarda söylüyor, içki yasağı en sonlarda geliyor. İlk savaşta sarhoş bir şekilde ölen, şehit olan sahabeler var çünkü yasak hala gerçekleşmemiş. Şimdi bizim için burada önemli olan Allah’a iman.</p>



<p>Allah Resulü İslam&#8217;ın şartlarını Allah’a imana koydu. Bakınız Allah’a iman ne demek bilirsiniz dedikten sonra kelime-i şehadeti, namazı, orucu, zekatı Allah’a imanın içerisine koyuyor. İmanın şartları ve İslam&#8217;ın şartları olarak düşünün, çocukluğumuzdan beri bize öğretilen. Hatta bize öyle bir öğrettiler ki sanki biz bunların isimlerini sayarsak Müslüman oluyoruz. Yani onları yapıp yapmamanın bir önemi yok veya Allah’a iman, resullere iman, meleklere imanın alt katmanlarını bilmemize de gerek yok, bunları sayarsak sanki İslam&#8217;ın en öncüleri biziz gibi bize aktarıldı. Şimdi burada önemli olan başlığımız, bu sayılan İslam&#8217;ın şartlarını ki bunlar genelde amel olan şeyler, Allah’a imanın içerisine koydu. Öyle Allah’a iman ettik demekle bir insan bırakılıvermez. Bu İslam&#8217;ın şartlarını da Allah Resulünün buraya koyması manidardır.</p>



<p><strong>Yani sen Allah’a iman ettim diyorsan önce sende tevhid olacak, bilerek söylenen.</strong> Sonra namaz geliyor, sonra da zekat geliyor, oruç geliyor. Bunlar da ameller mi, bakınız Allah’a iman ettim diyorsanız bir kere sizden bu amellerin içerisinde olmanız gerekir. Yani siz Abdulkays heyetinden olsaydınız, bunu Allah Resulünden duysaydınız, Allah’a iman iddiasını ortaya koymuş olsaydınız bunları yapmadan durabilir miydiniz? Duramazdınız. Bugün de durmamanız gerekiyor zaten. Yani biz zaten şaşırıyoruz, nasıl oluyor da Allah’a iman ettiğini söyleyen bir insan beş vakit namazını kılmıyor, Ramazan orucunu tutmuyor, zekatını vermiyor vesaire. Bunun nasıl olduğunu biz gerçekten bilmiyoruz.</p>



<p>Bu toplum nasıl bu hale getirildi, nasıl Allah Resulünün İslam&#8217;ın şartlarını alıp Allah’a imanı koymasına rağmen, yaşadığımız toplum nasıl da böyle amelsiz bir hale getirildi? İman ve amelin arası nasıl da doğu ve batı arasında bu toplumda ayrıldı? Nasıl ehli sünnet inancının ana damarı olan, kalp ile tasdik, dil ile tasdik, azalar ile tasdik olan imanın tanımı nasıl oldu da iman ayrı bir şey, amel ayrı bir şey, ben inanıyorum ama yapmıyorum tarzına nasıl geldik de evrildi gerçekten bunu naslara bağlı kaldığımızda çözmekte zorlanıyoruz.</p>



<p>Ama bizim anlatacağımız yer burası değil asıl olarak. Asıl olarak bağlayacağımız yer bizim dersimiz ile alakalı. Allah Resulü a.s.’ın Allah’a imana ilk önce kelime-i tevhidi koyuverdi, monteleyiverdi hemen. Dolayısıyla <strong>sen la ilahe illallahı gerçek şekilde yaşamadan, öğrenmeden, hayatına uygulamadan Allah’a imanı da otomatikman yerine getirmemiş oluyorsun.</strong> Yani senin Allah’a iman iddian sadece ve sadece kuru bir iddiada kalmış oluyor. Allah Resulünün, dünya ve ahiret saadetini elde edebilmek için bilgi isteyen Abdulkays heyetine tavsiye ettiği Allah’a iman; kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve azalar ile amel etmekten oluşan bir bütündür. <strong>Yani Allah’a iman etmek, Tevhid’i bilerek tasdik etmek, bu bilgiyi ikrar etmek ve bu doğrultuda yaşamaktır. Kısacası, iman ameldir.</strong> O yüzden nebi s.a.v. İslam&#8217;ın şartlarını, imanın şartlarından olan Allah’a imanın şartı kılmıştır.</p>



<p>Bizim size verdiğimiz bu dersler bir puzzle düşünün, ne zaman gerçek resim ortaya çıkıyor? Veya o puzzle parçalarından bir 10 tanesinin eksikliği ana resmin tamamlanmasına engel oluyor mu? Oluyor. Şu an aslında bizim size vermiş olduğumuz bu derslerde, inşallah bu seri devam edecek. O puzzle’ın parçalarını alıyoruz, Allah’ın izni ile belli bir zaman sonra gerçek resim ortaya çıkacak. Ama bunda derslere düzen lazım. Yani bu konuda derslere düzen lazım, az önce derse girişte söylemiş olduğum başka sohbetlerin dinlenmesi, bu konudaki kitapların okunması, geçmiş sohbetlerin dinlenmesi çok fayda sağlayacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">2- Hak İlahların Dışındaki Batıl İlahlara Küfür Etmedikçe İman Etmiş Olunmaz</h2>



<p>Bu konu ile ilgili bir hadis aktaracağım;</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫عَنْ عَبْدِ اللهِ بنِ عُمَر رضي الله عنهما قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم:‫‫</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size"><br>‫<strong>«</strong>بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَإِقَامِ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ‫».‫<br>‫[صحيح] &#8211; [متفق عليه] &#8211; [صحيح مسلم: 16]</p>



<p>Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-&#8216;dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-&nbsp;şöyle buyurmuştur:<strong><br>«İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah&#8217;tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed&#8217;in Allah&#8217;ın kulu ve Resulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.»</strong></p>



<p>Burada sadece ve sadece Allah’a ibadet edin, onun dışındakilere küfür edin lafzı geçiyor. Küfür edin kısmı burada önemli. Yani bu küfür kelimesi Arapçada var olan bir şey. Sonra namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek ve ramazan orucu tutmak diye devam ediyor.</p>



<p>Küfredilmesi derken burada, bizim dilimize bu kelime yanlış girmiş aslında, sövme olarak anlaşılıyor bizim dilimizde. Şu adam bana küfretti dediği zaman, şu adam benim falanıma veya değerime küfür etti denildiği zaman sövdü kastediliyor Türkçede. Ama Arapçada bu böyle değil: “sebbe, yesubbu”, sövdü, sövüyordur.</p>



<p>Bakın diyor ki İbn Ömer bu hadiste şöyle naklediyor:<em> “<strong>Allah’a ibadet edilip, onun dışındakilere küfredilmesi.</strong>” Bir şey çağrıştırdı mı? Reddedilmesi. Allah’a ibadet edilip onun dışındaki ilahlara küfredilmesi. Ne demek Allah’ın dışındaki ilahlara küfredilmesi? Yani ibadet edilmemesi ve onların ibadeti hak etmediğini söylemek. İbadetin sadece ve sadece Allah’ın hakkı olduğunu söylemek. Burada zemin La ilahe illallah’tır. La ilahe illallah amellerin geçerlilik şartıdır. Zemin olmazsa diğer katların bir önemi yok. Namazı kurtarabilmen için, orucu kurtarabilmen için, verdiğin zekatı kurtarabilmen için, tüm girdiğin bu zahmetlerin geçerli olabilmesi için o zemindeki La ilahe illallah’tır.</em> Dolayısıyla bunun üzerinde derslerimizde duruyoruz.</p>



<p>O yüzden Allah Resulü s.a.v’in söylemiş olduğu şu ifade: “Sadece ve sadece Allah’a ibadet edilip, onun dışındakilere küfredilmesi.” Bu sahabe tarafından ve Mekkeli müşrikler tarafından şöyle algılanıyordu: Allah’ın dışında o an ibadet edilen Lat, Menat, Uzza, Hubel gibi ilahların, Allah’ın dışında ne kadar ilah varsa hepsinin reddedilmesi, ibadeti hak etmediğini kabul etmeleri, onların sadece ve sadece bir isimlendirme olduğunu, ibadeti hak eden gerçek varlığın, ibadet edilmesi gereken varlığın Allah olduğunu her iki taraf da biliyorlardı.</p>



<p>Yani Allah Resulü a.s.’ın şu cümlesini Ebu Cehil de anlıyor, Ebu Bekir de anlıyor. Yani bir tanesi anladığı için kabul ediyor, ötekilere küfür ediyor, yani reddediyor. Aynı cümleyi Ebu Cehil de anlıyor, Ebu Leheb de anlıyor. Bakıyor ki bu cümle kendisinden sadece ve sadece Allah’ın ilahlığını, daha önce ibadet etmiş olduğu Lat, Menat, Uzza, Hubel gibi ilahların ise reddedilmesi, onların terk edilmesi, onların ilahlığı terk edilmediğini, ibadeti hak etmediğini anlattığı için bu cümle, bunu kabul etmiyor.</p>



<p>Soru: Kabul edene ne diyoruz, reddedene ne diyoruz? Biri müşrik, biri Müslüman. Gördünüz mü bu cümle adamı Müslüman yapar veya bu cümle adamı müşrik yapar, kafir yapar. Ama bunun içinde her iki tarafın da bilmesi lazım. Her iki taraf da bildi. Ben size soruyorum şimdi, beni kınamayın; siz biliyor musunuz? Size daha can alıcı bir soru soruyorum; Ebu Cehil bildiğini kabul ediyorsanız, Ebu Leheb’in bildiğini kabul ediyorsanız, sizin bilmediğinizi fark ettiyseniz, Ebu Cehil’in ve Ebu Leheb’in sizden daha iyi bildiği bir konu sizi rahatsız etmiyor mu? Anlaşılması gereken, sonrasında da ya iman ya da terk edilmesi gereken.</p>



<p>Allah’ın tercihe bıraktığı bir meseleyi, Mekkeli müşrik birisinin senden daha iyi bilmesi seni rahatsız etmiyor mu? Etmesi lazım. Beni etmişti, halen de eder, halen de elimi çekmiş değilim şu cümleyi anlama konusunda. Dolayısıyla Aleyhisselatu vesselam’ın şu anlatmış olduğu hadis bizim için çok önemli. Biz La ilahe illallah derken zaten ne yapıyoruz? La ilahe illallah dedik. Yani biz bu cümleyi ikiye ayırmıştık. La ilahe kısmı ve illallah kısmı.</p>



<p><strong>La ilahe illallah cümlesi; la ilahe nefy, illallah ispat.</strong> La ilahe illallah cümlesi Arapça bir cümle, sen buna daha önceden Türklerin yüklediği manayı biliyor olabilirsin ama bu doğru olmayabilir. Bir de bizi dinle; eğer gerçekten kaideler uygun bir şekilde anlatmazsak reddetme hakkın mevcut. Topluma sorduğunda La ilahe illallah’a ne denir? “Allah birdir, Muhammed onun elçisidir” derler. Daha iyisi “Allah’tan başka ilah yoktur” der. Biraz daha sorgularsanız orda durur, daha fazla gidemez. La ilahe illallah, la ilahe kısmı nefy, illallah kısmı ise ispat. <strong>Biz la ilahe derken bütün ilahları normalde reddediyoruz, bütün ilahların ibadet edilemez olduğunu söylüyoruz.</strong> Ama cümle burada bitmiyor, illallah geliyor.</p>



<p>Cümle şu formata dönüşüyor: <strong>“Allah’tan gayrı tüm ilahların ilahlığını reddediyorum.” Nefy ettiğimiz kısım, kabul etmediğimiz kısım; Allah’ın dışındaki o ilahların ilahlığını birinci kısımda reddediyoruz. İlahlığın indimizde sadece ve sadece Allah’ın hakkı olduğunu ispat ediyoruz.</strong> İşte buradaki Resulullah’ın İbn Ömer yoluyla gelen rivayetinde bu kısım mevcut. Yani ispat ve nefy orada da mevcut. Nasıl mevcut? Allah’a ibadet edilip, onun dışındakilerin küfredilmesi. Burada nerede mevcut? Allah’a ibadet edilmesi ispat, onun dışındakilerin küfredilmesi nefy kısmı.</p>



<p>Peki şu şekilde olursa nasıl olur? Adam hem Allah’a iman ediyor, hem de Allah’tan gayrı bir varlığa Allah’a yapılması gereken ibadetin aynısını veya benzerini ona da yapıyor, ne olur? Şirk olur. Maide 72’de belirtildiği gibi, adam ebediyen cehenneme gider. Allah’ın affetmediği tek günahtan bahsediyoruz. O yüzden bu ispat ve nefy sen “la ilahe illallah” derken aslında içinde mevcut. Ama bir tane adam gelecek sana bunu anlatana kadar veya şu hadisler onu bağlayana kadar sen onu bilemiyor olabilirsin. Az önce değindim bakın, toplumda bir ilmi seviye var bu konu ile alakalı ve belli bir yere kadar sizi götürebiliyorlar. Bunun başka bir yerden desteklenmesi gerekiyor. Bir senede kaç kere cumaya gidiyorsunuz? 52. Bu gittiğiniz cuma kadar hutbe dinliyorsunuz. Allah için soruyorum, hiç böyle bir anlatım dinlediniz mi? Bu benim anlattığımdan dolayı değer kazanan bir durum değil veya bunu da ben bulmadım. Bu zaten var. Müslim kitabını biz basmadık, İbn Ömer (r.a) benim sülalemden bir kişi değil. Bu zaten var buralarda, ama gündem değil, gündem olmasını da çok istemiyorlar, başta şeytan, çünkü neden? Sizin imanınıza odaklanmış şeytan. Bu sizin imanınızı verecek ve koruyacak olan cümle, oysa sizin imanınızı almak istiyor. Böyle giderse de maalesef ve maalesef bazı insanlar üzerinde başarılı olacak. Ama buna rağmen bizim bunun üzerinde gayret kar olup tekrar ederek durmamız gerekiyor. Bizim Allah’ın yardımıyla derslerdeki istikrarımız, tekrar tekrar dinleme, bilmediğimizi sorma veya oradaki bilenlere sormamız neticede bize bunu öğretiyor. Bir yere gittiğinizde orada ne yiyeceğinizi bile sormadan bilemiyorsunuz, bunun için internette siteler bile var ne yiyeceğini söylüyor. Burada da dostlardan bizim tavsiyemiz, ilk defa dinleyenler de olabilir, sakın ola ki bazı şeyleri anlamadığınızdan dolayı ne sizi çağıranı kınayın, ne beni kınayın, ne kendinizi kınayın. Ama birtakım yıllarınızı sizden almışlar, bu bir gerçek, bizden de zamanında aldıkları gibi. Şimdi toparlanma vakti. Daha hala nefes alıyoruz, bakınız ben size başka şeylerde örnek veriyorum, Allah Resulü uyandığında ne diyor? Öldükten sonra beni dirilten Allah’a hamd olsun diyor. Bakın her sabah bunu söylüyor kalktığında. Şimdi her yeni gün bizim için bir fırsat, öğrenelim, yavaş yavaş üstüne katalım, bu hale gelelim. Bakın çok uzağa gitmeyin ben imam hatip mezunu değilim, ticaret lisesi mezunuyum. Yani bu hepimizin başaracağı bir konu ve benden daha güzel başaranlar da var. Ben burada anlatıyorum ama benden güzel anlatanlar var, daha güzel kitaplar yazanlar var bu konularla alakalı. Ama bizim başaracağımıza inanıyorum. Bazıları biz bunları nasıl ne zaman öğreneceğiz diyorlar, ne kadar zaman geçecek. Sen kaybettiğin yıllara yanmıyorsun, biz buraya gelip ders yapıyoruz, harcanan bir emek var, geçmiş yıllarınıza yanın siz. Bizim istikrarlı olarak bu dersleri yapmamıza kızmayın. Ayda bir de olsa bu sizin ve bizim için de bir başarıdır, daha önce yoktu! O yüzden yeni doğmuş gibi kabul edin kendinizi, her uyandığınızda Allah size bir fırsat veriyor. Sizi tekrardan hayata döndürüyor, bunları fırsat bilmek lazım. Şimdi biraz daha sorular ile devam ettirip burada bırakacağız dersi.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Tevhid ve Toplum Dersi Hakkında Sorular</strong></h2>



<p>Küfür kelimesi ne demek?</p>



<p><strong>Cevap: Lugat manasında örten demek. Araplarda çiftçiye kafir derler, tohumu atar üstüne toprağı atar, o yüzden altta kalır, örter. Istılahi manada, Allah Teâlâ&#8217;nın istediği bir şekilde iman etmediğinden dolayı veya imanına zulüm bulaştırdığından dolayı o kişiye kâfir hükmü verilir. Bizim dilimizde şöyle geçmiş: küffar, küffara karşı savaşmak gibi.</strong> Çoğul formatında gelmiştir bazı şeyler.</p>



<p>Biz şimdi savaş mı yapacağız diğer ilahlara karşı veya onlara inananlara karşı? Ya da onları tekfir mi etmemiz gerekiyor?</p>



<p>Cevap: Birinci aşamada benim burada anlattığım şeyde bir kere ilah kelimesi hem Allah için kullanılıyor, hem de Allah’ın dışında ilah edinilen varlıklar için kullanılıyor, mesela İsa a.s. için ve annesi için kullanılmış. Lat, hacılara hurmadan yemek yapan bir adammış eskiden ama sonradan ilahlaşmış ve sonradan yine ilah kavramı kullanılıyor. Nuh a.s. döneminde Ved, Suva, Veuk ve Nesir var, bunlar da Kur’an’da ilah diye isimlendirilmiş. Yani şunu diyorum ilah kavramı sadece Allah için kullanılmıyor, Allah’ın dışında da ibadet edilen varlıklar için kullanılıyor. Din bizden şunu istiyor; Allah ile beraber başka ilahlar var ama senin hayatında ilah olarak yani ibadet ettiğin tek varlık Allah olsun, ötekilerin ise ilahlığı hak etmediğini söyle ve uygula. Söyle ve uygula, bir tane ibadeti Allah’tan gayrı bir ilaha sunma. Mesela ruku etme onun önünde, kıyama durma, yemin etme, yemin Allah’a yapılır “vallahi, billahi, tallahidir”, başka bir şeye yemin etme. Mesela dua, dua kime yapılır Allah’a yapılır, eğer onu Allah’a yapıyorsan o senin duadaki ilahındır. İbadet ettiğin varlıktır ama başkasına da dua ediyorsan o zaman ne olur, dua eyleminde şirk olur. Yani yetiş ya falan, medet ya falan gibi dediğin cümlelerde dua etmiş oluyorsun, Allah’a yapılması gereken bir ibadeti, başka bir varlığa yapmış oluyorsun. Sen artık istediğin kadar “la ilahe illallah” de. Çünkü onu bozan bir unsur haline gelmiş oluyor, ibadetteki bu ortak koşma. Dua etmek ayrı bir şey, dua edip istemek ayrı bir şey. Mesela a.s.’a nasıl dua ediyoruz; Medet ya Muhammed a.s. dediğin an, bu sefer Allah’ı bırakıp Allah’ın dışındaki bir varlığa yalvardığında, seslendiğin an bu Ömer r.a. veya başka bir varlık da olsa, Allah’ın dışındaki bir varlığa ibadet etmiş olursun. Bunu yapmamak lazım, bu şirke dönüşür. İster Melek olsun, ister nebi olsun, ister taş olsun, ister ağaç olsun, ne olursa olsun o ibadeti hak etmiyordur.</p>



<p>“İnsanlarla la ilahe illallah diyene kadar savaşmakla emrolundum” diyor Allah Resulü s.a.v. Bizler, la ilahe illallah&#8217;ı savaşmak veya insanlara öğretmekten ziyade kendi imanımızı korumak için öğreniyoruz. Sonra, en yakınını uyar diyen ayeti kerimeden dolayı, sevdiğimiz hanımımızın, annemizin, babamızın ve çocuklarımızın şirk ehli olmamaları, tevhid ehli olmaları için ve imanlarına zulüm bulaştırmamaları için, ebedi cehennemlik olmamaları için biz bu dokümanları öğrenmeye çalışıyoruz, öncelikli olarak bu. Sonra da bu konuda dilimizin yettiğince, sesimizin ulaştığınca diğer insanlara davette bulunmamız lazım, burada da hemfikiriz.</p>



<p>Dikkat edersek Allah Resulü tamamen bir gücü elde edinceye kadar, hiçbir zaman insanlarla savaşmamıştır, savaşmak isteyenlere de sabrı tavsiye etmiştir. Şu an yaşadığımız coğrafyalar üzerinde veya kitleler üzerinde öyle savaşacak bir potansiyelimiz olmadığından dolayı, bizim o hadiselere geliyor olmamız çok çok sonralarıdır. Tıpkı şuna benziyor; hırsızın cezası nedir İslam’da? El kesmektir. Şimdi bunu gündem yapmanın veya bunlarla uğraşmanın bir anlamı var mı, yok. Doğru hırsızın eli kesilir bunu kabul ediyoruz, ama şu an bununla ilgili bir durum yok çünkü İslam toplumu oluşması lazım. Sonra malın korunması lazım, enflasyonun olmaması, faizin sıfır olması lazım İslam devletinde. Ve bunlar olmayan bir ortamda hırsızlık da olur, yankesicilik de olur, dolandırıcılık da olur, her şey olduğu gibi bunlar da olur. Dolayısıyla burada hırsızın elinin kesilmesinin çok bir manası yok şu an için burada.</p>



<p>Bizim şunu bilmemiz gerekiyor, ben bu dini, bu kadar dokümanı, bu kadar bilgiyi kendimi kurtarmak için öğreniyorum, neden biliyor musunuz? Neden ben bu kadar bencilim, neden ben hep kendim öğrenmek istiyorum, kendimi kurtarmaya çalışıyor gibi duruyorum. Kur&#8217;an-ı Kerim diyor ki o gün insan eşini, çocuğunu, ailesini hatta aşiretini versin ki o cehennem ateşinden sadece kendini kurtarsın. Orası öyle bir yer ki Allah korusun oraya düştünüz, oradan çıkmak için karşılığında eşini fidye olarak ver deseler kabul edeceğim diyor. Oğullarını ateşe atalım sen kurtul dediklerinde, varım diyeceğin bir yer. O yüzden birinci aşamada ben kendimi kurtarmaya çalışıyorum. Sonra eşimi, çocuklarımı, anne ve babamı, sonra da sevdiğim insanları. O yüzden diğer üçüncü şahıslardan ziyade kendimizi öğrenmeye çalışalım.</p>



<p>Biz bilerek şirke düşmeyi anladık diyelim, peki bilmeden yaparsak ne olacak?</p>



<p>Cevap: Diyor ki Allah Resulü (s.a.v.)</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">اَللَّهُمَّ إِنيِّ أَعُوذُ بِكَ أَنْ أُشْرِكَ بِكَ وَأَناَ أَعْلَمُ، وَأَسْتَغْفِرُكَ لِماَ لاَ أَعْلَمُ‫.‫‫‫</p>



<p>&#8220;Allah’ım! Bilerek şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmediğim şirkten ise senin affını dilerim.&#8221;</p>



<p>(Ahmed 4/403 Sahih senedle)</p>



<p>Gerçekten Allah’a ortak koşmama konusunda samimi isen, vakit ayırıyorsan, kafa yoruyorsan, bütün bunlara rağmen hata işlemişsen, bütün bunların affedilme imkanı çok yüksek. Ama sen bu konularla ilgilenmiyorsan, maça gelince maç, alışverişe gelince alışveriş, siyasete gelince siyaset, dünyevi meselelere gelince profesör, bu meselelere gelince hademe isen buradaki senin mazeretin kabul edilmez kardeşim. Bir gayretin var, bir çaban var, ama bazı şeyleri de öğrenmeye fırsatın olmamış, ömrün yetmemiş, bilgin yetmemiş veya ileriki yaşlarda hasta olmuşsun, her şey olabilir. Bunlar seni mazeretli kılabilir. Ama sen tevhidin anlatıldığı, şirkin anlatıldığı bir sohbet ortamını terk ediyorsun, kitap okumayı terk ediyorsun sonra diyorsun ki ben mazeretliyim vs., bunlar gitmez işte o zaman. Bunlar kesinlikle kabul edilmez. Emin olun ki biz bu derslerde konunun önemini öğrendiysek, başarılı olduysak elhamdülillah dememiz lazım.</p>



<p>Şirk sadece bir mesele ile bağlanacak bir konu değil, birçok ortak koşma yöntemi var maalesef. Bunları öğrenelim ki o yöntemleri tıkayalım. Yani gemide gidiyoruz mesela şuradan su alıyor, oradan alması başka bir yerden almayacağı manasına gelir mi? Gelmez. Orayı da tıkamamız gerekiyor. Gemiyi yürütebilmek için. Yani Kureyş&#8217;in müşriklerinin ilahları Lat, Menat ve Uzza’ya ne yapılıp ilah konumuna yükseltilmiş. Bunları bildiğin gibi Nuh Aleyhisselam’ın dönemindekileri de bilmen lazım, Allah ikisini de haber vermiş kitabında. Yani iki delik var mesela birisi Kureyş müşriklerinin açtığı delik, bu da Nuh kavminin açtığı delik, bunu da bil tıka orayı, bunu da bil tıka orayı. Peki Hristiyanlar nasıl ortak koşmuşlar, yani nasıl Meryem ve oğlu İsa ilah konumuna yükselmiş? Onu da bil tıka, yani hayatında bunlar olmasın, sana şirk bulaşmasın.</p>



<p>Allah’ın ilahlığını kabul edip, ondan gayrısını reddediyor olursak, iş yerinde patronun namaz kılamazsın dediği zaman biz o iş yerini terk ettiğimizde onun ilahlığına küfür etmiş oluyor muyuz?</p>



<p>Tabi, dolaylı yoldan evet. Aslında o tağutluğa soyunuyor. Yani Allah’a ibadetten alıkoymaya çalışıyor, tabi tatlı cümleler kullanıyor. “Çalışmakta ibadettir, sen burada para alıyorsun, evine gidersin kaza edersin” diyor. Ama neticede senin yapmış olduğun bu eylemde bu tanıma girer. Senin o namaz kılamadığın iş yerini terk etmen bugünün hicretidir. Aynı Mekke&#8217;den Medine’ye gidenlerin çilesi neyse, başarısı neyse, senin de namaz kılamadığın bir iş yerini terk edip o iş yerine geçmen veya o iş kolunu terk edip, başka bir iş koluna geçmen o da senin Allah’ın senin katındaki ilahlığının bir ispatıdır.</p>



<p>Allah’ın dışındaki herhangi bir şeyi ilah kabul etmemeyi söylediniz? Allah dışında herhangi bir şeye dua etmememiz gerektiğini söylediniz, şefaatte buna dahil midir?</p>



<p>Cevap: Çok güzel bir soru, belki de derste her şeyi anladıysanız bu soruyu sorma hakkınız gerçekten de belirmiştir, normaldir. Şimdi bu dinin bir kaynağı var önce Kur&#8217;an, sonra hadisler. Kitapta herhangi bir ayette bize şefaat ya Resulallah dememiz, direkt Resulullah’tan şefaat talebinde bulunmamız bize tavsiye edilmiş midir? Kitapta böyle bir ifade var mı bildiğiniz kadarıyla, hayır yok. Kitapta Allah Resulü’nden şefaat istenilmesiyle alakalı hiçbir tane ayet yok. İkinci kaynağımız sahih hadisler, sahih hadislerin herhangi bir tanesinde Allah Resulü “benden şefaat isteyin”, veya sahabelerden; Ömer’den, İbn Ömer’den, Ömer’in kızı Hafsa’dan, veya diğer sahabelerden, “Şefaat ya Resulullah” dediklerine dair hadis kitaplarında bir cümle var mı? Bildiğiniz kadarıyla. Evet Allah Resulü (s.a.v)’in kıyamet gününde büyük günah işleyenlere başta olmak üzere, ümmetine şefaat edeceği var hadiste, bu hadise bunlar da dahil. Biz Resulullah’tan şefaat istemiyoruz, yani Allah’a değil de Muhammed (s.a.v)’e “şefaat ya Resulullah” tarzında, sahabenin bir seslenişi olmuş mu? Ne Allah Resulü kendisinden böyle bir şekilde seslenilmesini istemiştir, ne de sahabe “şefaat ya Resulullah” demiştir. Hiçbir tane sahabe bizim gibi “şefaat ya Resulullah” dememiştir. Şimdi şu ana kadar biz şefaati reddetmedik, şefaatin olduğunu kabul ediyoruz. Allah Resulü’nün “kıyamet gününde ümmetimin büyük günahları işleyenlerine şefaat edeceğim” hadisini kabul ediyorum. “Cennetteki ilk kapı benim şefaatim ile açılacak, ilk ben o kapının açılmasını söyleyeceğim” bunu da biliyorum. “Ümmetimden bazı kimselerin derecelerinin yükseltilmesi için şefaatte bulunacağım” dediğini biliyorum. Ama bunu sahabeler de biliyordu, neden hiçbirisi “şefaat ya Resulullah” dememiş? Sahabeler “şefaat ya Resulullah” dememişlerdir? Neden dememişlerdir, bizden daha çok Allah’ı seviyorlar, bizden daha çok Allah Resulü’nü seviyorlar, bizden daha çok cennete iştiyaklılar, bizden daha çok cehennemden korkuyorlar. Neden bizim aklımıza gelen onların aklına gelmemiş? “Ey Muhammed kaldır başını senin şefaatin kabul edilecektir” diye geçen hadisten biz bahsetmiyoruz. Bizim söylemimiz şu, biz dua eyleminde ortak koşmamamız gerektiğini söyledik ve soru da oradan zuhur etti, biz şuradayız; sahabe neden Allah’a değil de Muhammed’e (s.a.v) “şefaat ya Resulullah” diye seslenmemiş? Biz bunun derdindeyiz, bunu çözmeye çalışıyoruz. Bakın biz sahabe formatındayız, sahabe neden söylememiş bu sözü? Kitaplarımızda yok, Kur&#8217;an’da yok, hiçbir sahabe kalkıp da direkt Allah Resulü’nden bir şey istememiş öldükten sonra, neden? Neden olabilir, böyle bir eylemin şirk olduğunu biliyorlar. Zaten onlar Allah Resulü&#8217;nün talebeleri, bunun yanlış olduğunu, bunun Allah’a seslenme değil de Allah’ın dışında seslenilen bir varlığa seslenme olduğunu, bir yardım talebinde bulunma olduğunu bildikleri için böyle bir eylemi yapmamışlardır. Peki, toplum bunu yapıyor. Cami mahyalarına yazıyor. Bunun doğrusu nedir?</p>



<p>Allah’ım beni Resulullah’ın şefaatine nail eyle. Bu dua mı şimdi, evet. Kime yaptım, Allah’a. Şefaati kabul ettim mi, evet. Peki şefaati istedim mi, evet. Tevhidim bozuldu mu, hayır. Buyurun buraya gelin. Şefaat ya Resulullah dediğimizde Allah’ı aradan çıkartmış oluyoruz haşa. Dua eyleminde Allah’ı birlememiz lazım. Bu da nasıl olur? Bütün yalvarmalarımızı ona yapacağız. Sahabe böyle yapmış zaten, şefaat ya Resulullah dememiş.</p>



<p>Şöyle bir örnek verilebilir: Allah Resulü kızı Fatma’ya diyor ya “Kendini ateşten sakın, yarın benim sana bir faydam olmayabilir.” Madem şefaat yetkisi kendisindeyse neden böyle bir cümle kullansın? Mesela Ebu Talib’i sevmiyor muydu, amcasını, Ali radiyallahu anhın babası? Çok seviyor, ama kıyamet gününde ona bir fayda sağlayacak mı cehennemden çıkmayla alakalı? Yani Resulullah’ın sınırsız bir şefaat yetkisi olmayacak kıyamet gününde. Allah’ın izin verdiklerine şefaat edecek.</p>



<p>Ama bizim konumuz bu değil aslında. Bu, şefaat ile ilgili bir konu. Bizim asıl konumuz Allah’ı ibadetlerimizde birlemek. Peki, dua eylemi var ve çok önemli. Bu ibadette de Allah’ı birlememiz lazım. Bunun için Allah’ın dışında bir varlığa seslenmememiz, yalvarmamamız, medet beklemememiz, şefaat ummamamız lazım ki Allah’ı duada birleyelim. Şefaati de, medeti de, yardımı da sırat köprüsünde ve mizanda her şeyi Allah’tan istememiz lazım.</p>



<p>Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke</p>



<p></p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tevhid-ve-toplum-dersi-3/">Tevhid ve Toplum Dersi 3</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12253</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tevhid ve Toplum Dersi 2</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tevhid-ve-toplum-dersi-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Feb 2025 13:40:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevhid ve Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=12248</guid>

					<description><![CDATA[<p>Benim bir önceki dersimde &#8220;Tevhid ve Toplum&#8221; başlığı altında Tevhid dersleri serisine başladığımızı sizlere söylemiştik. O dersi bir özet yapmamız gerekiyor. Birincisi şunları aldık: Tevhid tüm günahları siler. Biz günah işlemeden duramayız ama o günahları ortadan tamamen kaldırabilecek bir eylem var ortada, o da muvahhid olabilmemiz. Eğer muvahhid olabiliyorsak, ne günah işleyelim, ister tövbe edelim...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tevhid-ve-toplum-dersi-2/">Tevhid ve Toplum Dersi 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Benim bir önceki dersimde &#8220;<strong><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tevhid-ve-toplum-dersi-1/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Tevhid ve Toplum</a></strong>&#8221; başlığı altında <strong>Tevhid dersleri</strong> serisine başladığımızı sizlere söylemiştik. O dersi bir özet yapmamız gerekiyor. Birincisi şunları aldık: <strong>Tevhid tüm günahları siler.</strong> Biz günah işlemeden duramayız ama o günahları ortadan tamamen kaldırabilecek bir eylem var ortada, o da muvahhid olabilmemiz. Eğer muvahhid olabiliyorsak, ne günah işleyelim, ister tövbe edelim arkasından ister etmeyelim, <strong>Allah Tevhid’in hatırına bütün günahları silebilir.</strong> Bu neden kaynaklanıyor? Tevhid’in büyüklüğünden kaynaklanıyor, günahların küçüklüğünden değil.</p>



<p><strong>Sonra &#8220;la ilahe illallah&#8221;ın anlamı nedir?</strong> dedik, hatta ne değildir dedik. <strong>Cevap Allah&#8217;tan başka ibadete layık bir ilah yoktur, hatta Allah&#8217;tan başka hak ilah yoktur</strong> tarzındaki açıklamayı burada almıştık. O zaman Türkçe’ye &#8220;Allah’tan başka ilah yoktur&#8221; diye çevirenlerin hepsi Tevhid’i bilmiyorlar. Yani bu şekilde çeviren kim varsa bilmiyordur, onlar adına üzülelim, biz bildiğimiz için sevinelim.</p>



<p>Sonra ne aldık? Biz bu bilgiyi aldıktan sonra inşallah daha kavi bir şekilde alacağız dersler ilerledikçe. Bunu bilmeyenlerin aleyhine kullanmayacağız. Yani karşı tarafa bir zemmedici malzeme üretmek için biz bunları öğrenmiyoruz. Kimi tekfir edelim, kime buğz edelim, kime vera ve belayı uygulayalım diye değil, asıl gayemiz bu değil. Asıl gayemiz, Allah’a yaptığımız ibadetlerimizi geçerli kılmak. Tevhid ehli olmaya çalışıyoruz, muvahhid olmaya çalışıyoruz. Amellerimizin kabul olması ve günahlarımızın silinmesi için çalışıyoruz. Ama bununla beraber de insanların da cennete girmesini istediğimiz için onları da buna davet ediyoruz.</p>



<p>Bu topluma abdesti almadan önce abdesti bozan şeyleri öğretmememiz lazım dedik. Aynı şey burada da geçerli, önce bu topluma imanı öğretmemiz gerektiğini unutmayacağız. Yani onlara şu küfürdür, bu küfürdür den ziyade önce iman ettikleri Allah’ı bir tanıtacağız, onun kudretini onların indinde yücelteceğiz, daha sonra da onların bu konuda birlemeleri gerektiğini ve bu birleme esnasında da neyin birlemeyi bozduğunu, yani küfür ve şirk olduğunu onlara öğretmeye çalışacağız. Tatlı dil ile, gayretli bir şekilde, gece ve gündüz, sesli ve sessiz, gerekiyorsa paramızı ve vaktimizi harcayarak insanlara bu daveti ulaştıracağız.</p>



<p>Bilinmeyen şeyin birlenmesi mümkün değildir de dedik. Bu nedir, eğer bir insanda rububiyette, uluhiyette veya isim ve sıfatlarda şirk söz konusuysa, o kişide bu adam yüzde 99 Allah’ı gereği gibi tanımadığını söyleyebiliriz. Eğer Allah’ı gereği gibi tanısaydı, kalkıp da &#8220;yetiş ya Abdulkadir Geylani&#8221; demezdi. Allah’ı gereği gibi tanımış olsaydı, İsviçre’den kanun talep etmezdi, Fransa’dan kanun getirmezdi. Bu tamamen buradaki eksiklikten kaynaklanıyor. Buradaki eksiklik beraberinde ister istemez böyle bir sonuç doğuruyor. Tevekküldeki eksiklik nelere yol açıyor? Tevekkül domino taşı etkisi veriyor, tevekküldeki eksiklikte bu şekildedir. O yüzden de bilinmeyen bir şeyin birlenmesi mümkün değildir dedik.</p>



<p>Peki, kelime-i Tevhid’den önce ilim gerekir dedik, hangi ayetti bu, hangi ayeti delil getirdik bu iş ilimle olur derken? <strong>Muhammed 19: &#8220;فَاعْلَمْ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ,&#8221; bil ki Allah’tan başka hak ilah yoktur. Allah &#8220;la ilahe illallah&#8221;</strong> cümlesinin önüne bir emir sigası koydu. Nedir o? Bil. Peki neyi bil? İşte bu &#8220;la ilahe illallah&#8221; kelimesi içerisindeki, hem de bu kelimenin içerisindeki kelimeyi, hem de bu kelimelerin oluşturmuş olduğu cümleyi, hem de bu cümlenin nelerden oluşturduğu ve neleri red ettiğini o kişinin bilmesi gerekiyor. Yalın bir şekilde ve bilgisiz bir şekilde bunu söylediği zaman içi dolu bir şekilde söylendiğinde o kişiye sadece nerede fayda sağlar, ilimsiz ve bilgisiz bir şekilde söylediğinde o kişiye nerede fayda sağlar, sadece dünyada fayda sağlar. Neden? Canını ve malını korur, eğer bir adam &#8220;la ilahe illallah&#8221; diyorsa. Münafıklar bununla korunmuyorlar mıydı? Korunuyorlardı. Peki daha ileri taşır mı insanı? Hayır dedik.</p>



<p>Peki, Mekke müşrikleri Allah’a inanıyorlar mıydı? İnanıyorlardı. Delil şudur, Kur’an&#8217;dan delil getirdik, Mekke müşriklerinin bir Allah inancı olduğuna dair delil getirdik. Peki bu neyi ispat eder? Demek ki Allah’a inanmak adamın cehenneme gitmesine engel değil. Bunu da beraberce sizlerle almıştık. Peki Hud 1-2: &#8220;الٓرٰ۠ كِتَابٌ اُحْكِمَتْ اٰيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ خَب۪يرٍۙ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنَّن۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌۙ&#8221; bu kitap her şeyden hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem bir şekilde kılınmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. Biz bu ayeti neye delil getirdik? Hasleten bir şeye delil getirdik geçen derste. Sonra da &#8220;<strong>Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz</strong>&#8221; diye açıklanmıştır kısmında, <strong>bu ayet Kur’an&#8217;ın niçin indirildiğinden bahsediyor. O da Tevhid olduğunu söylüyor bu ayet. Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ne demek bu? Tevhid.</strong> Onun için zaten Allah muhkem kıldığını söylüyor ve açıkladığını söylüyor. Bu kitapta en çok açıklanan şey, kadının hayızı veya miras değil, oruç değil, namaz bile değil namazın yüzde 98’ini Allah resulü s.a.v. açıklıyor, tevhidi açıklıyor bu kitap her iki sayfada bir, bazen her sayfada bir. Bunları aldık geçen ki dersimizde.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Allah&#8217;ın Bizi Sevdiğini Nasıl Anlarız</h2>



<p><strong>Allah’ın bizi sevdiğini nasıl anlarız? Eğer tevhid ehliyse bir insan tevhidi biliyorsa Allah’ın istediği bir şekilde. Kitab’a bu şekilde bir imanı söz konusuysa, Allah’ın onu sevdiğini söyleyebiliriz.</strong> Çünkü muvahhidler kesinkes Allah’ın sevdiği kullardır, müşriklerde kesinkes Allah’ın sevmediği kullardır. O yüzden bir kul kendisini çok güzel check edebilir. Mesela ben çok güzel infak ediyorum her Cuma infak ediyorum, kim istese veriyorum. Bu yeterli biz ölçü değil.</p>



<p>Abdullah bin cüdan ile ilgili hadiste Aişe annemiz diyor ki: “Abdullah bin cüdan vardı müşrikken ölen fakirlere iyilik yapardı, akrabalık bağlarını gözetirdi diyor, bu ona fayda sağlayacak mı? ey Allah&#8217;ın Resulü, Aişe annemiz merak ediyor. Allah Resulü diyor ki: hayır hiçbir fayda sağlamayacak. “Çünkü bir kere olsun rabbim kıyamet günü günahlarımı bağışla demedi” diyor. Yani ahireti inkâr ediyordu. İnkâr edilmemesi gereken bir şeyi inkar ettiğinde veya Allah’a ortak koşulmaması gereken bir şeyi ortak koştuğunda yapmış olduğun iyilikler gidiyor ve Allah’ta seni sevmiyor. Sende tevhid bilgisi ne kadar fazlaysa seni sevdiğinin alameti de sende o kadar fazla olmuş oluyor dedik. Mesela Hicr suresini almışız, hicr 96’da diyor ki: اَلَّذ۪ينَ يَجْعَلُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ “Allah ile beraber başka ilah edinenler yakında bilecekler” Hırsızlık edenler, zina edenler veya başka bir şey demiyor da ilah edinenler diyor. Neden böyle bir ifade olabilir? Tehdit var burada. Eğer burada bir problem varsa ötekilerdeki problemsizlik hiçbir işe yaramıyor. Buradaki problem yani Allah ile beraber yakında ilah edinecekler kısmı. Hiç kimse ben Allah ile beraber ilah edineceğim demez. Mesela insanların çoğu müşrik, bu şekilde mi cehennem kapanacak. Ölüm koç suretinde getirilip kesildiğinde insanların çoğu cehennemliktir. İşte bakın bunun en büyük sebebi bu, bu topluluk Allah’a iman edilmiş bir topluluk olacak, kahir ekseriyeti. Ama Allah ile beraber başka ilah edinmiş olacaklar. O yüzden Allah’ı kabul etmek, ben çok seviyorum demek kesinlikle ve kesinlikle o adamın kurtuluşu için bir ölçü değildir. Ne Kur&#8217;ani bakış açısında nede nebevi bakış açısında. Zaten bir insanın şirk koşması için önce bir Allah’a iman ediyor olması gerekiyor.</p>



<p>Şimdi bir adamı çevirsek la ilahe illallah nedir desek olması gereken cevabı vermese, o adam hakkında ne düşünmemiz gerekir? Bilmiyor diye düşünmemiz gerekir. Zaten biz malzememizi onu tekfir etmek için kullanmayacağımızı söylemiştik. Ebu Cehil’mi hayırlı o adam mı hayırlı? Ebu cehil la ilahe illallah&#8217;ın manasını biliyor, ama adam bilmiyor. Hangisi daha iyi durumda? La ilahe illallah&#8217;ın anlamını Ebu Cehil’in kendisinden daha iyi bildiği bir kimsede hayır yoktur. Bu aslında acı bir durum. Allah resulünün gittiği topluluğun (kureyş müşrikleri) la ilahe illallahı anlamayan yok. <strong>La ilahe illallahı anlayıp iman edenlere sahabe diyoruz, anlayıp küfredenlere kureyş müşrikleri diyoruz. Ortak payda ikisinin de anlaması. Ama bu toplum kabul ediyor, bilmiyor, fealem yok.</strong> Maide 72’de لَقَدْ كَفَرَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَس۪يحُ ابْنُ مَرْيَمَۜ وَقَالَ الْمَس۪يحُ يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبَّكُمْۜ اِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوٰيهُ النَّارُۜ وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ اَنْصَارٍ “Biliniz ki kim Allah’ta ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar. Artık onun varacağı yer ateştir ve zalimler içinde yardımcılar yoktur”. Bizim için burada önemli olan cennetin haram kılındığı kimse Allah’a inanmayan değil, inandığı Allah’a ortak veya ortaklar edinenler.</p>



<p>Şimdi Allah’ın haram kıldığı iki şeyi söyleyelim. Bu sözü duyunca bizim toplumda akla ilk gelen haramlar genelde zina, içki ve faiz gibi konulardır. Enam Suresi 151’de “De ki: Gelin, size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusu ile çocuklarınızı öldürmeyin.”</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫قُلْ تَعَالَوْا اَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ اَلَّا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـًٔاۜ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًاۚ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَوْلَادَكُمْ مِنْ اِمْلَاقٍۜ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَاِيَّاهُمْۚ‫</p>



<p>Ne ile başladı bakın: ilk başlanılan şey “<strong>ona hiçbir şeyi ortak koşmayın.</strong>” Bakın Allah’a ortak koşmak haram bir şeydir. Allah’a ortak koşmak günah bir şeydir. Günahlar içerisinde en büyüktür, haramlar içerisinde de en azim olanıdır. Bu şekilde bakmamız gerekiyor bu konuya. Gördüğünüz gibi subhanehu ve teala haram kılınan meseleye şirkten başlıyor.</p>



<p>Araf Suresi 33. Ayette:</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size"> ‫قُلْ اِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالْاِثْمَ وَالْبَغْيَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَاَنْ تُشْرِكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَانًا وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ‫</p>



<p>“De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği Allah’a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”</p>



<p>Haram algısını değiştirmemiz lazım toplumda. Ben haram yemedim diyor, müşrik olabilir ama. Haram çıtasını, günah çıtasını topluma yüksekten vermek lazım. Öbür türlü Mekkelilerde müşrikler de var olan iyilikleri yapıyor. Yine Mekkelilerde müşriklerin, bazen Hristiyanların, bazen Yahudilerin kaçındıkları günahlardan kaçınıyor ve ondan sonra da kendinin Müslüman olduğunu düşünüyor, yanlış. Bunlar tevhid ile desteklenmesi gereken şeyler.</p>



<p>Bakın Ebu Said Hocanın sürekli üstünde durduğu bir şey var: <strong>tevhid amellerin geçerlilik şartıdır.</strong> O yüzden “ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">‫وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ‫</p>



<p>Burada kulluktan sonra bir parantez açsaydık ne koyardık? Ancak ve ancak, sadece bana kulluk etsinler diye. Bu ayeti kerimeyi toplum nasıl algılıyor? Parantezi oraya koymadan algılıyor. Ben Allah’a ibadet ediyorum diyor. Allah da zaten beni bunun için yaratmış diyor. O zaman problem var mı? Yok diyor. O zaman ona şu soruyu sormamız gerekiyor: “Mekkelilerin Muhammed a.s. geldikten sonra ibadet çeşitlerinde ne gibi bir değişiklik oldu?” İsimlerinde, çeşitlerinde ne gibi bir değişiklik oldu: doğru düzgün hiçbir şey olmadı. Hac ibadetlerine bakın, sadece 1-2 tane. Emrolundukları şeyler ibadet değildi, zaten ibadet eden bir toplumdu Mekkeliler. Allah’a ibadet eden ama ona ortak koşan bir topluluktu. O yüzden asıl emrolundukları şey burada gizliydi.</p>



<p>Şöyle bir cümle kullanalım: en çok öğüt veren kitap Kur’an, en az öğüt alan insan. Kur’an tevhid’i açıklamak için muhkem bir kitap olduğuna göre, Kur’an bunu çok güzel açıklamış. Bir kimsenin muvahhid olması için fakülte bitirmesine gerek yok, çok çok ilimler okumasına Arapça bilmesine gerek yok. Kendi dilinde de bir insan muvahhid olabilir, Kur’an bunu çok güzel açıklamıştır, ama insan az öğüt alıyor. Onunla olan meşgalesi zayıf insanın. Şöyle bir cümle kullanmışız:</p>



<p>“İbadet için yaratılan insan, ibadetini ıskalamamış ama mabudunu yani ilahını ıskalamıştır.” Mabudu birleyememiş, mabudda problem var. Yoksa ibadet noktasında çok bir sıkıntı olmamış. Hatta o kadar dindarlar ki Kureyş topluluğu, keza Nuh a.s’ın topluluğu dindar bir topluluk. Ebu Cehil’i görseniz hacı emmi derdiniz belki de, dindar bir adam yani. Ama hangi dinin dindarı? Şirk dininin dindarı. Dolayısıyla ibadet var, o yüzden Allah Resulü haricilerin hangi yönlerinden bahsediyor, amellerinin çokluğunu öne çıkarıyor. Namaz kılmaktan deve ayağı gibi olur, üstündeki elbiseler yıpranır ibadet etmekten, ama okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar. Aynı onları müşrikler gibi düşünün, çoğu ibadet ediyor bunların, dindar adamlar. Şimdi bunu destekleyen bir ayet de (Yusuf 106):</p>



<p>“Ve onların çoğu şirk koşmadan Allah’a iman etmezler.” وَمَا يُؤْمِنُ اَكْثَرُهُمْ بِاللّٰهِ اِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ</p>



<p>Bu ayeti ezberlememiz gerekiyor. İnsanların çoğu, imanlarına bir şey dedi mi ayet, hayır. İmanlarını tasdik etti onların ama nasıl iman ettiklerini söyledi, Allah’a ortak koşarak iman ettiklerini söyledi. Övgü mü, yergi mi? Yergi. Sen bunlardan mısın? Ben bilmem. Bunu sen delilleri ile ispat edeceksin. Ebu Said hoca: Biz doğru olduğumuzu söyleyen bir topluluk değiliz, biz doğru olduğumuzu ispat eden bir topluluğuz derdi. İkisi arasındaki fark ne, kanıtlı gideceğiz. Şirkin dallarını bileceksin, onları izole edeceksin hayatından. Buna nereden başlayacaksın, öncelikle Nuh kavmini tanıyacaksın. Nuh kavminin şirki neydi bunu bilmemiz gerekiyor, yoksa Nuh kavminin şirkine biz de düşebiliriz. Bilmiyorsak düşebiliriz. Diyelim ki şirke düşmenin 18 tane yolu var, ama biz bunu bilmiyoruz, 17 tanesini bilirsek 1 tanesini bilmezsek o zaman o 1 tanesine bile düşme ihtimalimiz var. O yüzden ispatlı gitmemiz gerek, onları bileceğiz sonrasında ben müşrik değilim diyeceğiz. Ben şirk koşmuyorum, ben muvahhidim, ben Allah’ı Rububiyetinde, Uluhiyetinde, İsim ve sıfatlarında birliyorum demek için “fealem’i ” başarıyor olmamız gerek. Bu derslerin ana hedefleri bunlar zaten, Kuran da ayrıca kendisine bunun için indiğini söylüyor. Şimdi benim bu ayet ile ilgili bir açıklamam var: Biz çoğunluk mu olmaya çalışıyoruz, azınlık mı? Ayeti kerimeye göre, azınlık. Çünkü çoğu farklı bir dalda. Peki onların azınlıktan olması doküman eksikliğinden mi kaynaklanıyor? Hayır. Neden kaynaklanıyor, Allah haşa tevhid’i saklamış mı, belli kişiler mi bulsun demiş, veya kitabın bir kısmını anlamsız mı kılmış, bu insanlar okuyor olmasına rağmen böyle hatalara düşüyorlar. Biz azınlıktan olmaya çalışıyoruz, bu ayettede olduğu gibi, <strong>müşriklerin müşrik olmalarına sebep Allah’ı inkar etmeleri değil. İnandıkları Allah ile beraber başka ilaha veya ilahlara da ibadet etmeleri.</strong> Dolayısıyla <strong>Muhammed s.a.v Mekkeli müşrik toplumuna Allah’ın varlığını ispat etmekle değil, yaratıcı oldukları kabul ettikleri Allah’tan başka hak ilah olmadığını, sair ilahların batıl olduğunu anlatmak ile davetini sürdürmüştür.</strong></p>



<p>Özetle, zaten Allah’a iman eden bir topluma gönderilmişti Allah Resulu (s.a.v.). Fakat, istenilen imanı gerçekleştirmiyorlardı; imanlarına zulüm bulaşmış. Bu bilgi maalesef Türkiye Müslümanlarınca bilinmemekte, sanki müşrikler Allah’a inanmamış bir toplum gibi kabul görülmektedir. Hatta bazı kesimler bütün enerjilerini Allah’ın varlığının ispatı noktasına harcamaktadırlar. Aynı gayreti ise Allah’ın ilahlığında birlenmesi, yani ibadetin bütün cüzlerinin sadece ve sadece ona sunulmasının gerekliliğini, bunun aksinin ise şirk olduğunu anlatan çalışmalarla, sohbetlerle ve eserlerle uğraşmadıklarına şahit oluyoruz.</p>



<p>Kuran’ı hakkı ile tilavet eden kişi, gönderilen elçilerin neredeyse tamamının Allah’ı bilen ama onu ilahlığında birleyemeyen topluma gönderildiklerini hemen fark edecektir. Tabi, ölülere okunmaktan, anlayarak Kuran okumaya sıra gelirse. Şöyle bir soru soralım; mesela Allah Resulü şöyle deseydi Kureyş toplumuna: &#8220;La ilahe illallah&#8221; değil de, &#8220;la halıke illallah&#8221; deseydi, yani ne demek: Allah&#8217;tan başka yaratıcı yoktur. Sizce Ebu Cehil’in, Ebu Leheb’in, Umeyye bin Halef’in düşmanlığı Resulullaha olur muydu? Olmazdı. Çünkü onlar Allah’tan başka yaratıcı olduğunu düşünmüyorlar. O yüzden yaratıcı ispatı ile ilgilenmemiş Allah Resulü (s.a.v.). Peki bugün biz bunun ile ilgilenelim mi? Deist, ateist ve agnostikleri bir kenara koyarsak, hayır. Çünkü Allah’a iman ettiğini söyleyen bir toplum ile karşı karşıyayız. Hem bu coğrafyada hem de uzak coğrafyada, ama birleyemeyen bir toplum ile beraberiz.</p>



<p>O zaman şunu soracağız: &#8220;La halıke illallah&#8221; ile, &#8220;La ilahe illallah&#8221; arasında büyük fark olsa gerek ki Ebu Cehil bir tanesinde ses çıkarmıyor, diğerinde ise savaşıyor. O zaman anlam büyük olmalı, işte bu büyük anlam sende de büyük olmalı. Sen bunu anladığın an büyük bir topluluk olmuş oluyorsun. O yüzden Allah’ın seni sevdiğinin alameti, bu konulardaki profesyonelliğin kadar. <strong>Evet biz hukuk veya kardiyoloji profesörü olmayabiliriz. Ama biz tevhid profesörü olmak zorundayız.</strong> Ne dediğimizi bileceğiz. Neye davet ettiğimizi bileceğiz, bizden önceki ayak kaydığını bileceğiz, &#8220;sıratellezine en amte aleyhim&#8221; ( صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ ) deki “kendilerine nimet verilenlerin”, neden iyi bir noktaya geldiğini iyi bileceğiz.</p>



<p>Peki çok gayret etmemize rağmen <strong>tevhid daveti nasıl bir sonuç alması gerekiyor?</strong> Üstüne düşmemize rağmen (Kuran ve Allah resulü de üzerine çokça düşmesine rağmen), hatta Allah Resulü öleceği zaman çile çektiğinde bir cümle kullanıyor:</p>



<p class="has-text-align-right has-medium-font-size">عن عائشة رضي الله عنها قالت: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم في مرضه الذي لم يقم منه: «لعن الله اليهود والنصارى؛ اتَّخَذُوا قُبُورَ أنبيائهم مساجد». قالت: ولولا ذلك لأُبْرِزَ قبره؛ غير‫ ‫أنه خُشِيَ أن يتخذ مسجدًا.</p>



<p>Âişe (radıyallahu anha)&#8217;dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) bir daha kalkamadığı hastalığı sırasında şöyle buyurdu: «Allah Yahudi ve Hristiyanlara lanet etsin. Onlar, peygamberlerinin kabirlerini mescitler edindiler». Âişe (radıyallahu anha) dedi ki: Böyle olmasaydı kabri zahir olurdu. Ancak onun kabrinin mescit edinilmesinden korkuldu.</p>



<p>Yine tevhidden bahsediyor, bakın <strong>ölmek üzere olan bir nebi hala ölmeden önce toplumdaki tevhidin damarlarını güçlendirmekle uğraşıyor.</strong> Yakup (a.s.) böyle değil miydi? Yakup (a.s.) oğullarına ne tavsiye ediyordu; onlara bir soru sordu ölürken: “Benden sonra hangi ilaha ibadet edeceksiniz?” dedi. Oğulları ona “senin de ilahın olan, atalarının da ilahı olan Allah’a ibadet edeceğiz” diyorlardı. Bakın ölüm döşeğinde bile oğullarının Allah’ı ilahlığında birlemesi için uğraşıyor, biz parkta uğraşmışız çok mu, bununla uğraşmamız lazım.</p>



<p>İşte bu davetimizde çok da yankı bulmayabilir.</p>



<p>Yusuf 103: “وَمَٓا اَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِن۪ينَ” “Sen şiddetle arzu etsen bile insanların çoğu iman edecek değildir.”</p>



<p>Nasıl iman edecek değildir (Allah’a ortak koşmadan)? Şiddetle arzu etsen bile onları şirkten ve küfürden uzaklaştıramayacaksın, alıkoyamayacaksın. Nuh (a.s.) ne kadar uğraştı, gizli açık yaptı, o anlattı, örtülerine büründüler. Dinlememek için ellerinden gelen gayreti yapmışlar. Allah Resulü ile ne kadar uğraştılar. Hatta o kadar dinlerinden eminler ki diyorlar ki: “Muhammed secde ettiğinde şunun sırtına işkembe koyalım” diyorlar. O kadar eminler. Dolayısıyla bu kadar ısrara rağmen karşılık bulmayabilir.</p>



<p>Siz çok değerli kullarsınız şu yeryüzünde, her muvahhid bulunmaz hint kumaşıdır, siz de birbiriniz için böyle olmalısınız. Konuşurken birbirinizin şeytan arasını bozmak ister, şunu uzatsana dedirtir, kalbini kırdırır. Sizler bizim için de bulunmaz hint kumaşısınız aslında, bizler de böyleyiz. Muvahhid ehli böyledir, azdır. Her zaman az olmuşlardır işte ayeti kerimede de bahsedilen tam olarak budur. Yani aslında Allah’a iman edecekler ama zulüm bulaştırarak iman edecekler. O yüzden bir kalpte hem Allah sevgisi hem de başka bir ilahın sevgisi olabilir. Ama bu istenilen kalp değildir.</p>



<p>Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tevhid-ve-toplum-dersi-2/">Tevhid ve Toplum Dersi 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12248</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tevhid ve Toplum Dersi 1</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tevhid-ve-toplum-dersi-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jan 2025 11:47:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevhid ve Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Günal]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=12177</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah’a hamd eder, O&#8217;ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah bir kimseyi hidayete erdirdiği zaman onu saptıracak yoktur; bir kimseyi de dalalete terk ettiğinde ona hidayet verecek yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka hak ilah yoktur, şeriksiz tektir, Muhammed (a.s.) onun kulu ve resulüdür. Allah’a hamd olsun, bir ramazan...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tevhid-ve-toplum-dersi-1/">Tevhid ve Toplum Dersi 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Allah’a hamd eder, O&#8217;ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah bir kimseyi hidayete erdirdiği zaman onu saptıracak yoktur; bir kimseyi de dalalete terk ettiğinde ona hidayet verecek yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka hak ilah yoktur, şeriksiz tektir, Muhammed (a.s.) onun kulu ve resulüdür.</p>



<p>Allah’a hamd olsun, bir ramazan akşamında ilk defa beraber olduk. Organize eden arkadaşlardan ve maddi manevi destek olanlardan Allah razı olsun. Allah nasip ederse, bundan sonra Çerkezköy’e geldiğim zamanlarda <strong>Tevhid</strong> serisi ile alakalı derslere başlayacağım. Zaten cuma derslerinde de (sizin Telegram’dan katılabildiğiniz derslerde) Kitabü&#8217;t-Tevhid’in şerhine başlayacağız. Tabi, o belki en az iki yıl sürer. Ama benim size yapacağım dersler, inşallah tevhidin ne olduğu, giriş, gelişme ve sonuçlarıyla alakalı tamamını kapsamaya çalışan bir ders olacak. Tabi, bu bir ders silsilesi olacak. Aleyhisselatu vesselam yirmi üç yıl boyunca bir davette bulundu ve bu davetin ana merkezi tevhid idi. Bu iş kolay değil, ama imkansızda değil. Biraz gayret ile, biraz özveri ile bu mesele öğrenilebilir. Bizim bu akşamki meclisimizin ana teması da <strong>tevhid konusuna giriş</strong> olacak. Yani ben sizin, bu meselenin ne kadar önemli bir mesele olduğuna dair dikkatinizi çekeceğim. Daha önceden bilginiz varsa bunu da vurgulamış olacağım, inşallah.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Tevhid Ne Demek?</strong></h2>



<p><strong>Tevhid ne demek? Tevhid mastar bir kelime. Yani Arapça&#8217;da vahhede yuvahhidu tevhiden. Yani birledi, birliyor, birledi manasına gelmektedir.</strong> Mesela, bakınız burada neler var şimdi, şekerler var değil mi. Ben şu an ne yaptım, birledim, bir sürü şekerden birledim. <em>Allah’ın dışında bir sürü ibadet edilen var, Allah ile birlikte ibadet edilen varlıklar var. İslam bize ibadet edilen varlığın ne yapılmasını tavsiye ediyor? Birlenmesini tavsiye ediyor.</em> Yani <strong>senin hayatındaki ibadet ettiğin varlık sadece tek bir varlık olması gerekiyor.</strong> Ama senin hayatında o birlenmesi gereken varlığın dışında ibadet edilen varlıklar da olacak. Tarihte de bu böyle olmuş, her zamanda bu böyle olacak. Küfür, şirk yeryüzünden silinmeyecek, ama senin hayatından silinebilir. Allah’ın senden beklentisi nedir? Kendisini ibadetlerde birlemen. Seni ibadet için yaratmış, ama sadece ve sadece kendisine ibadet etmeni istiyor, olay bu. Bunu başardığımız zaman nereye giriyoruz? Cennete giriyoruz. Neresi üstümüze haram kılınıyor? Cehennem üstümüze haram kılınıyor. Çok azim bir mesele olarak karşımızda duruyor kardeşler bu. Yani bu meseleyi (yani Lailahe illallah Muhammedurrasulullah) dediğimiz kelime-i şehadetin. Daha özelde de La ilahe illallah dediğimiz kelime-i tevhid kısmının düzgün bir şekilde öğrenilmesi bizim karşımızda hayat memat meselesi olarak duruyor. Bu kelimenin bilinmesi ve hayatımızda uygulanması bizi helakten uzaklaştıracak.</p>



<p>Kelime-i Tevhid’in Türkçesi veya Kelime-i Şehadet’in Türkçesi “Allah birdir” veya “Muhammed onun elçisidir” tarzındaki anlatım tamamen sizi cehennemin kapısına itebilir. Tekrar ediyorum, bakın, <em>La ilahe illallah Muhammedun Resulullah.</em> “Allah birdir Muhammed onun resulüdür” tarzındaki bir anlayışa sahipseniz, siz cehennemin kapısına yaklaşmış olabilirsiniz, çünkü bunun anlamı bu değil. Kul huvallahu ehad, Allahus samed değil mi, Kul de ki huvallahu ehad<em>,</em> O Allah birdir. Bak burada oldu, ama <strong><em>La ilahe illallah,</em> “Allah birdir” demek değildir</strong>, tamam? Bunların hepsini alacağız. Bu aslında sorunun büyüklüğü, Kelime-i Tevhid’in büyüklüğü kadardır şu an. Toplumumuzun bu kelime anlamındaki eksiklik veya bu kelimenin yanlış öğrenilmesi, Kelime-i Tevhid’in azameti kadar büyük bir hata içerisindedir. Çünkü bu kelime çok büyük bir kelime. Kişiyi Müslüman yapan veya Müslümanlıktan çıkaran bir kelime olarak duruyor.</p>



<p>Öncelikle şunu belirtelim ki kardeşler, din konusunda, şu yaşamakta olduğumuz coğrafyamızı, ülkemizi ve bu ülkenin halkını suçlamak hiç de doğru bir tavır değil. Yani şunu demek istiyorum: Siz birisine sorduğunuzda “<strong>La ilahe illallah ne demek?</strong>” diye. O derse ki “Allah birdir, Muhammed onun elçisidir.” Şimdi, eğer doğruyu biliyorsanız, onun yanlış söylediğini bileceksiniz. Ama o adam şu an kınanmayı hak etmiyor. Neden? Oraya geleceğim; çünkü Türkiye toplumunda tevhidi, kitap ve sünneti, imanı ve imanı bozan hususları bilen ve bu hususlar üzerine anlatım yapan insan sayısı gerçekten az. Bakın, dindar az demiyorum. Kendini dine nispet eden az demiyorum. Bu toplumda yaşayan insanların kitabı ve sünneti, Allah’ın indirdiği vahyin içinden yakalamış, özümsemiş ve bunu anlatan insan sayısının azlığından bahsediyorum. O yüzden Türkiye toplumu kınanmayı hak etmiyor şu an.</p>



<p>120 bin din görevlisi var, 52 hafta boyunca cuma hutbesi veriliyor. O hutbelerin öncesinde vaazlar var. Bayram namazları var ve bunların öncesinde bir buçuk saat süren vaazlar var. Ben 50 yaşındayım, İstanbulluyum. Ülke dışına çıkmadım. Bunların hiçbir tanesinde vahyin öğretmiş olduğu, birazdan gelecek Allah Resulü&#8217;nün gönderilme sebebi, Kur’an&#8217;ın iniş sebebi, Ramazan orucunu niye tutuyoruz; Kur’an indirildiği için tutuyoruz. Bu, Kur’an&#8217;ın gündemi o hatiplerin ağızlarında yok, vaazlarında yok. Sanki bu bitirilmiş, hiç gündeme gelmesine gerek olmayan, herkesin çok rahat bildiği, adı gibi bildiği, soyadı gibi bildiği meseleymiş gibi <em>La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah</em> ifadesi rafa kaldırılmış vaziyette ve neyle uğraşılıyor? Arka planda işte faizden kaçının, içkiden kaçının, namazınızı kılın, orucunuzu tutun, gıybet etmeyin, kamu malı yemeyin, birbirinizin hakkını yemeyin… Bunlar bolca anlatılıyor.</p>



<p>Ama velakin, bu mesele bunların hepsini kapsayıcı; bunların hepsinden daha değerli. Bu sayılanları yapan veya yapmayanın, yapmadığından ecir alabilmesi için veya yaptığından ecir alabilmesi için öncelikle La ilahe illallah&#8217;taki meseleyi ne yapmış olması lazım? Halletmiş, bitirmiş olması gerekir. O yüzden Türkiye toplumu kesinlikle kınanmayı hak etmiyor, çünkü tevhidi anlatan usturuplu insanlarla veya usturuplu kitaplarla tanışmamış, hatta bunun en güzel anlatıcısı Allah (c.c.) ve kelam dediğimiz Allah&#8217;tan bunu daha güzel kelam eden olamaz. Allah bunu kitabında kelam etmiştir. Bu meseleyi çok güzel anlatmıştır. Ama buna rağmen Türk halkı, bu Arapça manzumeden mahrum kalmıştır.</p>



<p>Yani kendi dilinde, Türk ise Türkçe, Kürt ise Kürtçe, Laz ise Lazca, İngiliz ise İngilizce&#8230; Neyse artık, bu dili anlayabileceği kendi dilindeki karşılığını maalesef bu toplum burada da mahrum bırakılmıştır. Bir takım bir şeyler öğrenen harici zihniyetli insanlarda ki bugün neo-haricilik dediğimiz, yani yeni haricilik, tekfirci dediğimiz bazı kitlelerde, bazı bir şeyler öğrendikleri zaman bu toplumdaki bazı kimselerin eksikliklerinden faydalanıp hemen karşı taraftaki insanları tekfir ile, yani onları kâfir olmakla, İslam dışı olmakla itham eden pozisyona düşürüyorlar o kişileri. Bütün bunlar da bu topluma yapılan haksızlıktır. Bu toplum bunu da hak etmemektedir. Yani Türkiye toplumu bunu da hak etmemektedir. Çünkü <em>bu topluma dair, tevhide dair, imana dair yeterli bilgi verilmemiştir.</em></p>



<p>Üzerine vacip olan hüccet ikamesinin yapıldığını düşünen harici zihniyetteki o insan, karşı taraftakinin daha hüccet ikamesinin ne olduğunu bilmiyor. Yani hüccet ikamesi ne, onu bilmiyor. Buradaki adam sanki hüccet ikamesi tamamlanmış gibi, yani karşı tarafa her şey anlatılmış, net ve berrak bir şekilde ortaya konmuş, o da zihninde kabul ve red aşamasına gelmiş gibi hemen o insana ne yapıyor, saldırıda bulunuyor ve onu İslam dışına itmekle rahatlıyor, kardeşler.</p>



<p>Bir de bazı davetçilerin de tevhidin ispat yönünden önce nefy yönünü anlatmaları, imanın tarifinden önce imanı bozan şeyleri anlatmaları, tıpkı abdesti öğretmeden önce abdesti bozan şeyleri anlatmak gibi bir duruma düşürmektedir onları. Oysaki sen ilk önce imanı anlatacaksın, daha sonra da bu imanı bozan hususları bu topluma vermen gerekmektedir. Allah’a iman etmeyen birisi, onu nasıl birleyebilir? Önce bir Allah’a iman edecek ki adam, ondan sonra ona yani nasıl şirk koşulduğunu öğreteceksin. Yani tevhidi öğreteceksin, şirkten onu sakındıracaksın. Önce bir Allah’a ne yapması lazım, onun güzelce bir iman etmesi gerekmektedir.</p>



<p>Allah rahmet etsin, <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/cihan-elmas/seyh-ebu-said-el-yarbuzi/">Ebu Said</a> hocanın bu sıralamasını yabana atmamak lazım: <em>Selim bir fıtrat, sahih bir iman, halis bir tevhid. Halis bir tevhidi oturtabilmek için, yani şirkten uzaklaşmış bir imana sahip olabilmesi için bir insanın öncelikle imanı sahih kanallardan öğrenmiş olması gerekir.</em> Bakın toplumda burada bir problem var şu an. Toplum sahih bir imanı tam öğrenmiş değil. Çok basit bir örnek vereyim. Buhari’de iman babı var mı? Var. Müslim’de iman babı var mı? Var. Sizce bu toplumun kaçta kaçı bu babları okumuştur? Hiç uzağa gitmeyin, 120 bin imamın anketini tutsunlar, Buhari’nin iman babını okudun mu? Müslim’in iman babını okudun mu? Bakın şerhlere geçmedim, Fethu’l-Bari’ye geçmedim. İmam Nevevi’nin Minhac’ına geçmedim daha Müslim’de. Yani asılları okudun mu? Büyük ihtimal %5’in altında bir sonuca ulaşacaksınız. O yüzden <strong>bilinmeyen bir şeyin birlenmesi mümkün değildir.</strong></p>



<p>Rabbimizi doğru tanıyacağız, O’nun bize tanıttığı şekilde kendisini tanıyacağız.</p>



<p>Tasavvurumuzu, yani Allah tasavvurumuzu, hocamızdan, şeyhimizden, abimizden, Zafer’den veya Süleyman’dan oluşturamayız. Allah tasavvurumuzu, Allah’ın izzet ve ikram bir şekilde yeryüzüne indirdiği 6200 ayetten oluşan iki kapak arasındaki vahiyden oluşturacağız. Bütün insanlar içerisinde âlemlere rahmet olarak seçtiği Muhammed Mustafa (s.a.v)’in öğretisi içerisinde Allah tasavvurumuzu oluşturacağız. Din babadan oğula tevarüs etmez, tamam? Din nesilden nesle tevarüs etmez. Eğer böyle olmuş olsaydı Allah vahyi indirmez, vahyi de korumuş olmazdı.</p>



<p>Dolayısıyla herkes bulunduğu konumda “Ben Allah tasavvurumu, düşüncemi, Allah hakkındaki bilgimi doğru kaynaklardan öğrendim mi, öğrenmedim mi?” diye herkes bunu, eğer inanıyorsa, eğer Allah’a kavuşacağına inanıyorsa, öldükten sonra yani ahirete, bunun derdine düşmelidir. İlim yani bilgi, kelime-i tevhidin önündedir. Ne demek istedik yani? Hani <strong>kelime-i tevhid</strong> cennetin anahtarıydı? Hani kelime-i tevhid her şeyden daha önemliydi? Acaba benim söylediğimin buna zıt bir yönü var mı? Ben diyorum ki ilim, kelime-i tevhidin biraz önündedir. Peki, ne dedim ben şimdi? “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9). Bunu çokça duyarsınız etraftan. Muhammed Suresi 19. ayette de (bunu çokça duymayabilirsiniz): Bakınız, şimdi hiç Arapça bilmenize gerek yok. “Fealem ennehu la ilahe illallah.” Bizim konumuz bu değil mi? “La ilahe illallah?” Allah bunun öncesinde bir iki kelime daha söylemiş: “Fealem ennehu la ilahe illallah.” Bil ki, hakiki manada, hakikaten, gerçekten Allah’tan başka hak ilah yoktur. Yani bu ayet-i kerimenin Türkçesi bu: <strong>Bil ki Allah’tan başka hak ilah yoktur.</strong> Bizim için önemli olan buradaki şu ifade “bil.” Çünkü “la ilahe illallah” tan biraz önce söylenen kelime. Yani bu ne demek? Az sonra söyleyeceğim cümle hakkında bir bilgi sahibi ol. “Fealem” bil. Eğer “la ilahe illallah” hakkında gerekli bilgiye sahip değilsen ya da oluşturduğun o bilgiyi vahiyden almamışsan kardeşim, o zaman bu “la ilahe illallah”ın da sana hiçbir faydası olmaz, kalmaz.</p>



<p>Öyleyse, söze başlamadan önce sözün mahiyetini bizim bilmemiz gerekir. Bakınız, şöyle size söyleyebilirim: Yeryüzünde şu an Allah’ın en çok sevdiği insanlar kimlerdir? “La ilahe illallah”ı söyleyip ve öncesinde de ne söylediğini bilen, bununla neyi kabul ettiğini neyi reddettiğini bilen kullardır. Herkes bunun testini böyle yapması gerekmektedir. Resulullah (a.s.)’ın gönderiliş gayesi olan tevhid mücadelesini iyi anlamak için bu söze muhatap olan toplumu iyi tanımamız gerekir. Kim bu topluluk? Kureyş topluluğu. Çünkü Allah Resulü o toplumun içerisinden çıktı. Kinaneden gelen soy ve Allah Resulü (a.s.), onların en temiz soylularının bir tanesi. O toplum, Resulullah’tan önce şirk toplumuydu. Resulullah onların içerisinden çıktı ve onları “La ilahe illallah”a davet etti. Çünkü kendisini gönderen davet sahibi ona bunu emretmişti.</p>



<p>İşte o “la ilahe illallah”ı dediğinde, oradaki toplumun buna karşı çıkış sebebi, onunla savaşmayı göze alma sebebi, bir türlü o kelimeyi söyleyememesinin sebebi, yeğenini çok sevmesine rağmen Ebu Talib’in bir türlü bu kelimeyi yeğenini sevindirmek için dahi söyleyememesi&#8230; “Kulu la ilahe illallah tuflihu” <strong>“la ilahe illallah” deyin ki kurtuluşa erin</strong> tarzındaki ifadelere neden hep olumsuz yanıt verdiler? Neden hep ayak direttiler de bize göre çok kolay olan bu kelimeyi, topu topu 3-4 kelimeden oluşan bu kelimeyi söylemediler? Yani Kureyş bunu niye söylemedi? Allah Resulü (a.s.) onlara “la ilahe illallah” deyin dediğinde veya amcası da dahil olmak üzere Ebu Talib’e, o müşrikler bu kelimenin ne manaya geldiğini çok iyi biliyorlardı. Yani şunu çok iyi biliyorlardı: Muhammed (a.s.) diyordu ki bize “birleyin.” Bunu çok iyi bildiler, işte bu yüzden demediler. Diyenlere ne dedik biz? Sahabe dedik. Bunu yapanlara, bunu diyenlere sahabe dedik. Demeyenlere Mekke’li müşrikler dedik.</p>



<p>Peki, ikisinin ortak noktası ne oldu? <em>Yani sahabenin de Mekke’li müşriklerin de bu olaydan sonra kabul ve redden sonra, ortak paydası nerede birleşti? Her iki taraf da “la ilahe illallah” ne demek, bunu çok iyi anladı. Biri anlayarak küfür etti, bir diğeri de anlayarak kabul etti. Bu, şu ayetin gerçekleşmesidir: “İnanan bilerek iman etsin, küfreden bilerek küfretsin” (Kehf, 29).</em></p>



<p>Dolayısıyla sahne geniş; problem yok, senin küfrün ile Allah’ın şanı azalmaz. Doğru mu? Muhammed (a.s.) görevini yerine getirmedi diyemeyiz senin küfür etmenle. Ama <em>sen “iman ettim” diyorsan, şu &#8220;la ilahe illallah&#8221; kelimesinin ne manaya geldiğini en azından şu kâfir, beğenmediğin Mekke&#8217;li müşriklerden daha iyi bilmen gerekmez mi?</em> Soruyorum ben şimdi sana, Müslüman olduğunu söyleyen kardeşim: <em>Senin &#8220;la ilahe illallah&#8221; hakkında hiçbir bilgin yok. Sana soruyorum, Ebu Cehil biliyordu, Ebu Talib biliyordu, Ebu Leheb biliyordu. Hanginiz daha üst seviyede oluyorsunuz? Bilgiye sahip olan bu durumda üstün olur.</em></p>



<p>Peki, bilmeden yaptığımda ne olur? Dünyada canını ve malını korur, ahirette ise bir fayda sağlamaz. Bu ne demek? “İnsanlarla la ilahe illallah diyene kadar savaşmak ile emir olundum” deniyor. Eğer birisi &#8220;la ilahe illallah&#8221; derse bilmeden, münafık bile olsa, onun canını ve malını alamayız. Usame (r.a.) birini öldürmüştü; tam kılıcı kaldırdığında adam dedi ki, &#8220;la ilahe illallah.&#8221; Usame yine de öldürdü. Sonra bu olay Allah Resulü (s.a.v.)’e aktarıldı, onu çağırdı ve “Böyle mi yaptın?” dedi. Usame “Evet, Allah’ın Resulü. O korkudan öyle dedi” deyince Allah Resulü şöyle dedi: “Kalbini mi yardın?”</p>



<p>Usame için doğru olma ihtimali yüksek değil mi sizce de? Usame&#8217;yi öldürmeye kalkan adam, bu sefer tam tersi, Usame adamı öldürecekken adam &#8220;la ilahe illallah&#8221; diyor. Bir oyun var gibi duruyor değil mi aslında biraz? Ama bütün bunlara rağmen canına ve malına el uzatmaması gerekiyordu. Bu dünyada &#8220;la ilahe illallah&#8221; (eğer İslam devleti olmuş olsaydı) diyene biz dokunamazdık. Fakat ahirette ona dokunabilirlerdi. Neden? Çünkü dünyada söylediği sözü bilmiyorsa, muhakkak onu bozacak işler yapar; dünyada onu koruyacak işleri ise beceremez. “Fealem (bil ki) ennehu la ilahe illallah (muhakkak Allah’tan başka hak ilah yoktur).” Bu konuda bir bilgimiz yoksa, Allah’ı gerektiği şekilde birleyemeyeceğiz.</p>



<p>Belki de burada şunlar var: Biz &#8220;la ilahe illallah&#8221; demeye devam edeceğiz ama bu söz bize fayda vermeyecek ve tesir etmeyecek. O yüzden bu konuda yapacağımız dersler inşallah, &#8220;la ilahe illallah&#8221; kavramını bir nevi masaya yatırmak, kelimelerini ayrı ayrı öğrenmek, kelimeleri birleştirdiğimizde oluşan anlamı öğrenmektir. &#8220;La ilahe illallah&#8221; cümlesi aslında iki kısımdan oluşur: &#8220;La ilahe&#8221; ve &#8220;illallah.&#8221; Bunların hepsini inceleyeceğiz, sakın korkmayın. Yani sakın burada Arapça kelimeler var diye “Abi, sen bunları bize anlatacaksın ama anlar mıyız?” diye düşünmeyin. Hayır, kesinlikle ve kesinlikle zor bir şey değil. Allah kimsenin kaldıramayacağı yükü yüklemez; &#8220;la ilahe illallah&#8221; eğer cennete girmenin bir avantajı ve cehennemin bir engeli ise muhakkak suretle bunları da öğreneceğiz.</p>



<p>Şimdi bakın, Kur’an ve sünnete baktığımızda Mekke&#8217;li müşriklerin, az önce &#8220;la ilahe illallah&#8221; demeyen, Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te Allah Resulü ile savaşan kitleden bahsediyorum. <em>Mekke&#8217;li müşriklere baktığımızda onların Allah’a inandıklarını, öldürenin ve diriltenin, yağmuru yağdıranın Allah olduğuna inandıklarını görürsünüz. Yani Ebu Talib, Ebu Cehil, Allah’a inanan bir topluluktu; bu topluluk yağmuru yağdıranın Allah olduğuna inanıyor, öldürenin Allah olduğuna inanıyor, diriltenin Allah olduğuna inanıyor, göğü ve yeri inşa edenin Allah olduğuna inanıyor.</em> Bu konuda onlarca ayet-i kerime var. Anlamaya sıra gelmeyen insanlarda bunların tespiti çok zordur. Tevhid’i öğrenmemiş, birilerine kulak verenlerde bunların tespiti çok zordur.</p>



<p>O yüzden de bizim Mekke&#8217;li müşriklerde bazı inanç müşterekliğimiz ve hadislere yöneldiğimizde ibadetlerde bazı müşterekliklerimizi görürsünüz. Ne demek istiyorum ben? Müslüman olmamasına rağmen gerek Yahudilerde, gerek Hristiyanlarda, gerekse Mekke&#8217;li müşriklerde bizim gibi bazı inançlarda ortak paydamız ve bazı ibadetlerde de ortak paydalarımız vardır. Ama bu müşterek inançlar, yani bizim de kabul ettiğimiz bu inançlar onlara hiçbir fayda sağlamayacak. Yapmış olduğu bu ibadetler yine ne Mekke müşriklerine, ne Yahudilere ne de Hristiyanlara asla fayda sağlamayacaktır. Neden? La ilahe illallah’tan kaynaklanıyor işte. Buradaki sıkıntı, diğerlerini geçersiz kılan bir unsur haline getiriyor.</p>



<p>Gelecek ama yine hatırlatayım, Zümer 65’te “Ey Muhammed sen bile ortak koşsan bütün amellerin iptal olur.” Eğer Muhammed’in amelleri iptal oluyorsa, Yahudinin, Hristiyanların veya Mekke&#8217;li müşriklerin Allah için yapmış olduğu tüm ibadetler de iptal olur. Bugün kendine Müslümanım diyen insanların da eğer kelime-i tevhidi bozan unsuru taşıyorlarsa ve barındırıyorlarsa, bu konudaki eksiklikleri, bilgi eksiklikleri varsa ve bu da mazeret olarak onlardan kıyamet gününde geçerli kabul edilmeyecekse; Allah Resulü’nün tehdit edildiği şey yani “Ey Muhammed sen bile şirk koşsan” denilmesi, sen bile ne demek, yani gayrısı var ya senden başka, o gayrısı; onların ibadetleri ve amelleri hayli hayli iptal olur.</p>



<p>Bu seni korkutması gerekmiyor mu şimdi? Eğer benim Nebim şirk&#8217;e düştüğünde Allah onu tehdit edip amellerinin yok olmasıyla onu korkutuyorsa, zaten bu ayet-i kerimenin Muhammed (a.s.) ile işi ne ki? Şirke içimizde en uzak olan o değil mi? Küfre içimizde en uzak olan o değil mi? Burada gizli özne bizleriz. Bunu anladık mı? O yüzden biraz ürkmek lazım bu işte.</p>



<p>Biz Müslüman toplumu olarak bizden önceki toplulukları takip edeceğiz. Ebu Said el-Hudri (r.a.)’dan gelen rivayette Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: “Sizler sizden öncekileri karış karış, arşın arşın takip edeceksiniz. Eğer onlar keler yuvasına girse (büyük kertenkele yuvası) siz de peşinden gireceksiniz,” buyurdu. Sahabe diyor ki: “Ey Allah’ın Resulü, bunlar Yahudiler ve Hristiyanlar mı?” Allah Resulü diyor ki: “Ya kim olacak.” Bakın şimdi biz ne yapacakmışız ümmet olarak, Yahudi ve Hristiyanları takip edecekmişiz. Hatta ve hatta onlar bir kertenkele yuvasına girecek olsalar biz de ne yapacakmışız? Girecekmişiz.</p>



<p>Şimdi soru şu: Bunlar ne yaptılar da bu hale geldiler, cehennemlik oldular, canları ve malları helal oldu ve biz bu adamlarla Beni Kaynuka ile, Beni Kureyza ile, Beni Nadir ile savaştık. Tebuk’ta Hristiyanlarla savaştık. Kıyamete yakın yine bunlarla savaşacağız. Bu adamların derdi ne veya bizim onlarla derdimiz ne? İşte bakın arkadaşlar, bu adamları eğer takip edeceksek biz, bu adamları herhalde sadece noel kutlamalarında takip etmeyeceğiz. Sadece ve sadece giyim ve kuşamda bunları taklit etmeyeceğiz. Sadece faiz ekonomisinde bunları taklit etmeyeceğiz.</p>



<p>Bu taklit içerisinde en kötü olanı, onların küfürlerini ve şirklerini takip edecek bu ümmet. Onlar nasıl nebilerini ilah edindilerse, nasıl azizlerini yücelttilerse, bu ümmetten de değer verilen kişiler onların makamlarına yükseltilebilir. Olabilir ve çıkabilir demektir. Onlar hahamlarını ve rahiplerini rabler edindiler. Peki, soru şu: Keler yuvasına girdiler mi? Keler yuvasına girmenin bir sürü çeşidi var. Bir çeşidi de onlar rahiplerini ve hahamlarını rabler edindiler mi?</p>



<p>O zaman hadise göre biz ne anlayacağız şimdi? Bizde rahip yok? Burada selefimize baktığımız zaman, tabiine ve etbaün tabiin tefsirlerine baktığımız zaman burada din adamlarının ve sözü dinlenilen önderlerin olduğu söyleniyor. Dolayısıyla bu ümmetten bunları takip edenlerde ne olabilir, çıkabilir. Tabii ki bu demek değil ki herkes böyle olacak, ama Allah Resulü ne yapıyor, uyarıyor, dikkat edin diyor. Yani sizden önceki sapan toplulukların sıkıntıları bu, sakın ola ki siz de buna düşmeyin demektir bu aynı zamanda. Dolayısıyla ümmet olarak bunları takip edeceksek şirk ve küfür konusunda evveliyetle bunlara dikkat etmemiz gerekiyor.</p>



<p>Bir adam mesela kravat ve fötr şapka taksa, bu adam evet onlara benzemiş olabilir dönemsel olarak. Peki bu adamı ebedi cehennemlik yapar mı? Yapmaz. Şimdi ama benim dediğim meselelerde, küfür ve şirk meselelerinde onlara uyduğunuz zaman, o zaman sıkıntı gelir. Mesela şöyle bir örnek var; Ehl-i Sünnet vel Cemaat bidati ikiye ayırır: Bir, itikadi bidat; iki, ameli bidat. Ameli bidat nedir? Allah Resulü ve sahabenin uygulamadığı bir ameli uygulamaya kalkan birisi ameli bir bidat ortaya koymuştur. Ama velakin Allah Resulü’nün bıraktığı o dinde Sahabenin inanmadığı bir inanç tarzını sen inanç tarzı edinirsen, bu sefer itikadi bir bidata girmiş olursun.</p>



<p>Nitekim cehmiye dediğimiz, kaderiye dediğimiz, mutezile, eşariye, kullabiye dediğimiz ve daha ismini sayamadığımız. Allah Resulü s.a.v’in 73 fırka olarak gelen sahih rivayette, 72’si ateştedir, biri kurtulacaktır dediği o rivayette onlarca olan bu fırkaların ana teması yine bu vahiyden uzaklaşma olarak karşımızda duruyor. İşte bakın, şirkin ve küfrün dünyanın dört bir yanına yayıldığı ve ufku kapladığı o dönemlerde Allah Muhammed’i (s.a.v) göndermiştir. Muhammed a.s’ın gönderildiği o toplum şirkin, küfrün karanlığının insanlığın üzerine çöktüğü bir dönemdir. İşte o karanlığı Allah Resulü aydınlatmıştır.</p>



<p>Ne ile aydınlatmıştır? Bakın, geçmişe dair bir bilgi ile aydınlattığını göremezsiniz. Kaç yaşında nebilik geldi? 40. 39 yıllık geçmiş hayatından aldığı bilgiyle insanları aydınlattığını göremezsiniz. Neyle aydınlattı? Vahiy ile aydınlattı. Şura Suresi’nde dediği gibi “Ey Muhammed, sen iman nedir, kitap nedir bilmiyordun” diyor ayette. Kime diyor bunu? Allah Resul&#8217;üne diyor. Hangi dönem için diyor? Vahiy gelmeden önceki dönem için söylüyor bunu. Sen iman nedir, kitap nedir bilmiyordun diyor. Bütün bildiklerini Allah Resulü vahiy ile öğrendi.</p>



<p>Allah Resulü nefsinden konuşmaz. Onun öğrendiği her şey vahiydir ve vahyin kontrolündedir. Yani siz akşam namazını kaç rekat kıldınız? 3. Peki bu Kur&#8217;an&#8217;da var mı? Yok. Peki bu vahiy midir? Evet. Burada problem yok. Benim anlatmak istediğim bu noktada, sizin şu an bir dini bilginiz var ya, bu vahiy midir, aslında sorun bu.</p>



<p>Şimdi şu ayeti kerimeye bakalım, Hud Suresi 1 ve 2. Ayeti kerimeler:</p>



<p>“Elif Lam Ra. <em><strong>Bu Kur&#8217;an ayetleri, hüküm ve hikmet sahibi her şeyden haberdar olan Allah tarafından muhkem kılınmış, Allah’tan başkasına da ibadet etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış olan kitaptır.</strong></em>”</p>



<p>Ne anladın ve konumuzla bağlantısı nedir? Şimdi, Elif Lam Ra bunlar Arap alfabesinden harfler. Dikkat çekiyor, Allahu Teala yüzde doksan beş hurufu mukatta harflerinden sonra Kur&#8217;an’dan bahsedilir.</p>



<p>“Bu Kur&#8217;an, hüküm ve hikmet sahibi, her şeyden haberdar olan Allah tarafından indirilmiştir.” Sonrasında da neden bu ayetleri indirdiğini söylüyor. Şimdi bakın, biraz sonra Kadir gecesini aramaya başlayacağız. Kadir gecesinin kutsallığı nerede? Kur&#8217;an orada. Ramazanın kutsallığı nerede? Kadir gecesinde. Muhammed a.s ne zaman peygamber oldu? Kur&#8217;an indikten sonra. En büyük meleklerin görevi ne? Vahyi indirmek. Nerede dolaşıyoruz şu anda? Vahiyde dolaşıyoruz.</p>



<p>Bir dönemin Musa’sı a.s vardı değil mi? Ona da Cebrail a.s. geldi. Şimdi bakın, Allah indirmiş olduğu bu vahyi neden indirdiğini açıklarken içkiyi haram kılmak için, gıybeti önlemek için, zinayı kaldırmak için değil. Böyle bir şey demiyor. Ya ne diyor? Tevhid için söylüyor. Sonra da ne diyor? “Bu kitap indirildikten sonra muhkem kılınması” nedenmiş? “Sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye, ayrı ayrı açıklamıştır” diyor. Allah’ın gayesi bu.</p>



<p>En kıskanç kimdir? Allah’tır. Kendisine ortak koşulmasını kıskanıyor. Ve bunun cezası olarak da ebedi cehenneme koyuyor. Bu hadis, kıskançlık konusu. Öyleyse Allah Resulü a.s’a 23 yıl boyunca inen bu ayeti kerimelerin ana hedefi, ana gayesi, kulların Allah’tan başkasına ortak koşmamasıydı.</p>



<p>Kuran’ın beyanı yani açıklamasını elinde bulundurarak Allah Resulü de son nefesine kadar inen bu ayeti kerimelerdeki tevhidin daha iyi anlaşılabilmesi için gerek kendi hayatına bunu uygulamasını gösterdi, gerekse kendi çevresindeki yanlış uygulamalara hemen müdahale etti ve muvahhid bir toplum oluşturdu.</p>



<p>Biz bugün onların çilesinin kaymağını yiyoruz. Bugünkü Müslümanlar olarak, biz o topluluğun radiallahu anhum yapmış olduğu amansız mücadelelerin, yeri geldiğinde babaları ile analarıyla, ırklarıyla savaşabilecek o sahabenin, bir insanı dahi hidayete erdiririm diye Azerbaycan’a giden, Harran’a giden, Mezopotamya’yı fethetmiş olan o sahabe topluluğunun kaymağını yiyoruz. Eba Eyyup el Ensari’nin 90’lı yaşlarda geldiği Eyüp Sultan’dayız. Biz bak orada oturuyoruz. Ve bu insanların tek gayeleri la ilahe illallah&#8217;tı. <strong>İnsanlarla la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum</strong> hadisini bildikleri için, bütün mücadelelerini bunun üzerine oturtmuşlardı.</p>



<p><em>Biz ise la ilahe illallah&#8217;ı çözmüş gibi davranıyoruz, bilmiş gibi davranıyoruz. Sanki bu konularda hiçbir eksiğimiz yokmuş gibi davranıyoruz; bu yanlıştır.</em> Eğer böyle yaptıysak, yani la ilahe illallah&#8217;ı şöyle rafa koyduysak, oradan indirelim. Muhakkak suretle her seferinde indireceğimiz şeyler var. Bakın, ben size bir şey söyleyeyim: İbrahim a.s’ın hayatını öğrenmek istiyorsunuz, nereden öğrenirsiniz? Kur&#8217;an’da. 14. sure İbrahim Suresi mi? Hayır. İbrahim a.s sadece İbrahim Suresinde anlatılmıyor; Kur&#8217;an’ın her yerine serpiştirilmiş İbrahim. Resulullah a.s. en çok ona benzeyen kimdi yeryüzünde? İbrahim’e benzeyen Allah Resulüydü. İşte bu İbrahim’i, nasıl ki Kur&#8217;an’ın diğer yerlerinde de öğrenmek zorundaysak, bilgi sahibi olabileceksek eğer, Tevhid’i de 114 surenin içerisine serpiştirmiş Allahu Teala. 6200 küsur ayetin aralarına serpiştirmiş.</p>



<p>Yani şunu demek istiyorum: Siz hatim etmeye başladınız Kur&#8217;an&#8217;ı kerimi. Başladınız, Fatiha orada bir kere tevhid var: اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ <strong>Yalnız Senden yardım isteyerek sana ibadet ederiz.</strong> Dakika bir, gol bir. Bakara&#8217;ya geçiyorsunuz, dolu; Ali İmran’a geçiyorsunuz, dolu. Nisa böyle, Maide böyle, En&#8217;am böyle, Araf böyle, Enfal böyle, Tevbe böyle. Nereye uğrarsanız uğrayın, Allah kendisine ortak koşulmasın diye ayrı ayrı açıkladığı şeyleri, yani tek bir sureye koymamış, serpiştirmiş o surelerin içerisine. O yüzden bunlar hakkındaki bilgimizin yoğun olması gerekir.</p>



<p>Mesela, şunu hiç yaptınız mı? Kur&#8217;an’da ortak koşan toplulukların ortak koşma sebeplerini araştırdınız mı? Eğer bunu araştırmadıysanız, şöyle bir durumla karşılaşmış olabilirsiniz: Bulunduğunuz çağda, yaşantınızda, yani onlardan bir tanesinin düşmüş olduğu vartaya siz de düşersiniz; ama bu konuda bir bilginiz olmadığından dolayı bunun tespitini yapamazsınız.</p>



<p>Bir soru daha sorayım: Allah’tan başka ilahlar var ya, hani Lat, Menat, Uzza, Hubel, Firavun, Hristiyanların edinmiş oldukları İsa ve annesi veya buna benzer. Şöyle bir soru soruyorum: Kur&#8217;an&#8217;da ilah tanımının geçtiği yerler var; ilah kullanıyor Allahu Teala. Çoğulu neydi? İlahlar. İlah kavramı, Arapça ilah ve alihe kavramının, Allah’ın kullandığı ayetlerdeki yerlerinde hangi kişiler için, hangi şeyler için kullanıldığını merak ettiniz mi? İlah diye tanımlanan o şeyin, Allah’ın dışındakilerin, hangi şeyin karşılığı olarak kullanılmış? Maide&#8217;de o ilah hangi şeyin karşılığı olarak kullanılmış?</p>



<p>Mesela size daha açık söyleyeyim. Nuh a.s.’ın kavminin ilahlarının isimleri nelerdi? Ved, Suva, Yeus, Yevuk ve Nesr. Kim bunlar? Salih kişiler. İşte bunlar o ilahların tanımında Zafer’in dediği gibi orada onları bulursunuz. Aşağı inersiniz, Musa döneminde ilahın tanımı olarak buzağı’yı bulabilirsiniz; mesela, veya Firavun’u bulabilirsiniz.</p>



<p>Peki İsa a.s. dönemine gidelim. İlah tanımında kimleri görürsünüz? Allah o dönemi anlatırken, Hristiyanlar daha önceden Müslüman değil miydi? İsa’nın getirdiği din neydi? İslam. Peki İsa a.s.’a tabi olanların ismi nedir? Müslüman. Peki İsa a.s.’ın getirdiği, o dini bozduktan sonra onlar Nasrani ismini almadılar mı? Yani Hristiyan ismini aldılar. İşte o Hristiyan isimlerini almalarına sebep olan, dinden çıkmalarına sebep olan o unsurda, ilah tanımında karşılarına çıkan ne olabilir? Mesela İsa, Meryem ve salihler.</p>



<p>Bu sorulara cevap vermeniz gerekiyor; korkmayın, bunlar hallolacak. Bu gökten zaten inmiş bilgiler, daha önceden zaten inmiş, burada duruyor, iki kitap arasında. Biz uzak kalmışız. Necip Fazıl ne diyor? “Tam 30 yıl boyunca uçurtma uçurmuşum, gökten habersiz.” Yani 30 yıl boyunca ben hidayetten uzak kalmışım diyor.</p>



<p>Şimdi bakın arkadaşlar, bu bilgilere sahip olmamanızın sebebi sizin suçunuz değil. Toplumun bu konularda çok suçu yok; bunlar maalesef tali meseleler olarak değerlendiriliyor. Halledilmiş meseleler olarak değerlendiriliyor.</p>



<p>Hayır, bu meseleler böyle değildir; bunlar öğrenilmesi gereken ana meselelerdir. Bu noktalar, ibadetlerimizi geçerli kılan hususlardır. Oruçlarımız iptal olabilir. Şu soğukta kıldığımız ve hâlâ ayağımın üşüdüğü bu dönemde yaptığımız tüm ibadetler boşa gidebilir. Sahurlarımızda kalkıyoruz, uykumuzu bölüyoruz, sakal bırakıyoruz, hepimiz. Üstümüze saldıracakmış gibi bakıyorlar; siz o duyguyu çok bilmezsiniz. Eskiden daha fazlaydı, özellikle 28 Şubat sürecinde. Bütün bu sıkıntıları bir şirk koşarak boşa çıkartabiliriz.</p>



<p>Ey Muhammed, sen bile şirk koşsan, amellerin iptal olur. وَلَقَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكَۚ لَئِنْ اَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ Bu tehdit benim için de geçerli; şu an, yarın hepsini iptal edebilirim ben aldığım tavırla. Ve şu mazereti nasıl sunabilirim ben? Rabbim, ben bilmiyordum. Bilmiyordum diyeceğim ama bazı şeylerde: “Her şeyi biliyordun da bunu mu bilmiyordun?” derse? Birçok şeyi biliyordun, birçok şey için gayret gösteriyordun. Peki, benim izzeti ikram indirdiğim o kitabıma karşı, senin diline çevirdiğim o kelama karşı neden kör ve sağır kesildin? Ben onu ayrı ayrı açıklamıştım; onu muhkem kılmıştım ve kıyamete kadar korumuştum. Ve sen de kıyametten önce onunla karşılaşmıştın. Yani 2023’te o kitap vardı.</p>



<p>Benim muhkem kıldığım, koruduğum, “وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ” (Kamer 32) ayetinde olduğu gibi, kolay kıldığım. Duruyordu ve vardı ama sen başka şeyler kolay geldiği için onlara yöneldin. Bu ise sana zor geldi. Aslında bu zorluğundan kaynaklanmıyor. Bakın, birçok insan oruç tutmuyor, birçok insan namaz kılmıyor veya buna benzer ibadetleri yapmıyor. Bize kolay geliyor. Mesele zorluğundan kaynaklanmıyor; bu bir inanç, bir dava meselesi: peşine düşme meselesi. O yüzden ayeti kerimenin açıklığı çok net. Başka bir ayette de Hud 1-2’yi destekliyor.</p>



<p>Fussilet 6’da “قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ” diyor. Deki, ben de sizin gibi bir beşerim. Yani ben de yemek yerim, gülerim, ağlarım, cinsi münasebet yaparım, kızarım. Devamında “مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ” der. Fakat bana yalnızca vahyediliyor. “فَاسْتَق۪يمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِك۪ينَ” ayetinin bitişi muhteşem: <strong>artık ona yönelin ve ondan bağışlanma dileyin; müşriklerin vay haline!</strong></p>



<p>Ben bir beşerim; bana bir şey vahyolunuyor. O vahyolunan bir şey mi var yoksa o vahyin içerisinde birçok şey mi var? Vahyin içerisinde birçok şey var. Neden bunu seçti? <strong>Bana ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyediliyor, artık ona yönelin.</strong> Yani, onu ilahlığında birleyin, onun dışındaki ilahlara yönelmeyin; vay müşriklerin haline. Arkadaşlar, vay müşriklerin haline diyen Allah, Kur&#8217;an&#8217;ı indiren konuşuyor. O yüzden ben nasıl ortak koşmam diye profesör olmamız gerekiyor. Ben nasıl Allah’ı birlerim diye profesör olmamız lazım; bilen olmamız lazım. Yani bilmemiz lazım, ilah ne demek, bilmemiz lazım. La ilahe illallah ne demek, bilmemiz lazım. Ne diyorsam bilmemiz lazım; bunu ne bozuyor, bilmemiz lazım.</p>



<p>Şu ayetle son vermek istiyorum: Allah c.c., İsa a.s.’ın diliyle bizlere bir pasaj sunuyor bu konuda. Maide 72’de geçiyor. Ben sadece konumuzla alakalı kısmını alacağım. Ayet şöyle diyor: “Biliniz ki, kim Allah’a ortak koşarsa, muhakkak Allah ona cenneti haram kılar. Artık onun varacağı yer ateştir; zalimlerin hiç de yardımcıları yoktur.” (اِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوٰيهُ النَّارُۜ وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ اَنْصَارٍ)</p>



<p>Bu ne demektir? Yani cennet ve cehennem, herkes yerine geçtikten sonra bir koç getirilir; herkesin göreceği bir yere konur. Yani cennet ve cehennem halkının göreceği bir yere yerleştirilir. Daha sonra birisi gelir ve o koçu keser. O koç nedir? Ölümdür. Ölüm, ne yapılır? Öldürülür. Cennettekilerin ferahı, cehennemdekilerin ise hüznü artar.</p>



<p>Bu mesele, “muhakkak Allah ona cenneti haram kılar” dediği, bizim Allah’a ortak koşma dediğimiz meseledir. Zıddı ise tevhid dediğimiz konudur. Vahhede, yuvahhidu, <em>tevhid; birledi, birliyor, birlemek. Sen birledin mi? Allah’ı birledin mi? Allah’ı tek ilah olarak kabul ettin mi? Allah’tan gayrı ilahları küfrettin mi? Onların ilahlıklarını red ettin mi? Allah’tan gayrı ilah olarak hangi varlıklara ilah kelimesini kullanmış olduğunu öğrendin mi? Onlara küfür ettin mi? Onların ilah olmadıklarını deklare ettin mi? Tek ilah olarak Allah’ı kabul ettin mi? Ve bunu bir ömür boyu sürdürdün mü?</em> İşte cennet sana helal olur o zaman. Cehennem de haram olur. Aksi takdirde cennet haram olur.</p>



<p>Namazda kılarsan, oruçta tutarsan, zekatta verirsen, hacca da gidersen; kul hakkı yemesen, yetimin başını da okşasan, komşunu da gözetlesen, anne babana da iyilik etsen, hepsi boşa gider. Ben söylemiyorum bunu; Nebimiz de söylemiyor aslında. Nebimize öyle söylenmesi söylendi.</p>



<p>“ Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke “</p>



<p></p>



<p class="has-text-align-center">Zafer Günal</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/zafer-gunal/tevhid-ve-toplum/tevhid-ve-toplum-dersi-1/">Tevhid ve Toplum Dersi 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12177</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
