| |

Tağut Dersi

Tevhid ve Tolum Dersi-9

Allah’a hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah bir kimseyi hidayete erdirdiği zaman onu saptıracak yoktur. Bir kimseyi de dalalete terk ettiği zaman ona hidayet verici yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur, şeriksiz tektir. Muhammed A.S. O’nun kulu ve elçisidir.
Tağut kelimesi Kur’ani bir kavram, dolayısıyla Kur’an’a müracaat etmemiz lazım, Sünnete de müracaat etmemiz lazım. Tağut kelimesinin manasını öğreneceğiz, Kur’an’da karşılaştığımız zaman bunun ne anlama geldiğini, üç aşağı beş yukarı zihnimizde canlandırabileceğimizi umuyorum.

Nahl Suresi 36. ayette:

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فٖي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولاً اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ

“Andolsun biz, her ümmete, ‘Allah’a kulluk edin, tâğuttan kaçının’ diye Rasûl gönderdik…”

Rasûl’ü neden gönderdiğini söylüyor bu ayeti kerimede? Allah’a kulluk edilsin ve Tağut’tan kaçınılsın diye. Peki şimdiye kadar biz Tağut’u hiç işlememiş olsaydık, Tağut’un yerine burada hangi kelimeyi koyardık? Başka ilahlardan, Allah’ın dışındaki ilahlardan kaçının ifadesi buraya gelebilir. Aslında Tağut dediğimiz kelime de ilah kavramı içerisinde değerlendirilen bir kelimedir. İlah üst başlık olarak düşünün, Tağut da alt başlık olarak düşünün. Peki böyle dediğimiz zaman Tağut alt başlık ise, ilah üst başlık ise hangisi daha çoktur insanın şirke düşmesinde? İlah kavramı.

Şöyle bir cümle kursak: “Her Tağut ilahtır ama her ilah Tağut değildir” desek. Buradan ne anlamış oluruz sizce?

Tağut: Tuğyan’dan (azgınlık) türemiş bir kelimedir, haddi aşmak manası vardır. Kula haddini aşırtıp buna da razı olan her şey Tağut’tur diyebiliriz.

Azgınlığa davet ettiği için Tağut ismini almıştır, azgınlığa davet eden kişi.

Tağut, Allah’ın dininden onu taştırtıyor. Neden bu kelimeyi kullanıyoruz, taştırtma ve azdırma ifadelerini?

Kur’an-ı Kerim’de şöyle kullanılmış bakın: Yüce Allah’ın: “Şüphesiz ki (tufanda) su haddini aştığı (tuğyan ettiği) zaman sizleri gemide biz taşıdık.” (Hâkka Suresi 11.Ayet) buyurur.

Nuh Tufanı’ndan bahsediyor. Yağmur yağdığı zaman yağmuru normalinden daha fazla, hatta bizim sel dediğimiz o felaketten çok daha fazla bir şekilde Nuh Tufanı’nı izah ederken suyun durumunu ne olarak açıkladı? Haddini aşma olarak açıkladı. Normalde öyle olmaması gerekiyor, su haddini aşmış olması gerekiyor. İşte tuğyan da Allah’a karşı had aşılma eylemi olduğundan dolayı böyle bir isim ıstılahta yerini almıştır.

Tuğyan, azgınlık, haddi aşma fiillerini yapan Tağut olarak nitelendirilmiş.

اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىࣖ

Şimdi sen Firavuna git. Çünkü o gerçekten azıttı. (Taha Suresi 24. Ayet)

Ne yaptı Firavun? Haddi aştı. Ama öyle böyle değil. Mesela Ebu Talip için bunu kullanamayız. Ama Firavun için bunu kullanabiliriz. Yani haddinden fazla Allah’ın sınırlarına tecavüz etti. İleri seviyede. O yüzden bu kelimeleri bu şekilde size açıklamaya çalıştık.

Tâğuta ibadet etmekten kaçınan ve Allah’a yönelenlere müjde var.” (Zümer Suresi 17. Ayet)

Tağut’a ibadetten ne yapmak lazım? Kaçınmak lazım. Demek ki Tağut’a ibadet var. Eğer zaten İlah üst başlık, Tağut alt başlık ise, Tağut da ibadet edilen bir varlık haline geliyor ister istemez.

Tağut’a ibadet etmekten kaçınan, Allah’a yönelenlere müjde var, yani neyi gerçekleştirenlere? Tevhidi gerçekleştirenlere. Yani Tevhid dediğimiz şey, Lâ ilâhe illallah’taki ilah kavramı içerisine o zaman Tağut dediğimiz kavram da içerisine giriyor.

Hadiste ise şöyle kullanılmış: Tağutlar – Tâvâğît ifadesi (Buhârî Menâkıb 33, sh. 3323, 7.cild)

حدثنا أبو اليَمَانِ أَخبرنا شُعَيْبٌ عن الزُّهْرِيِّ قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ ابن المسيب قال البَحِيرَةُ الَّتِي يُمْنَعُ دَرُّهَا لِلطَّوَاغِيتِ وَلَا يَحْلُبُهَا أَحَدٌ مِنَ النَّاسِ: والسَّائِبَةُ الَّتِي كانُوا يُسَيِّبُونَهَا لِآلِهَتِهِمْ فَلاَ يُحْمَلُ عَلَيْهَا شَيْءٌ قال وقال أبو هريرة قال النبي الا الله رَأَيْتُ عَمْرَو بْنَ عَامِرِ بنِ لُحى الخُزَاعِى يَجُرُّ قُصْبَهُ فِي النَّارِ وَكانَ أَوَّلَ مِنْ سَيِّبَ السَّوَائِب.

“ez-Zuhrî şöyle demiştir: Ben Saîd ibnu’l-Müseyyeb’den işittim, o şöyle dedi: Bahîra, sütü tâğûtlara ait olmak üzere sütünden insanların faydalanması men’ olunan yani harâm kılınan devedir. Artık bundan sonra bu devenin sütünü insanlardan hiçbir kimse sağamazdı. Sâibe ise Câhiliye Arapları’nın ilahları için adayıp salıverdikleri devedir. Artık onun üzerine hiçbir yük yüklenmez. Saîd ibnu’l-Müseyyeb dedi ki: Ebû Hureyre şöyle dedi: Nebi (S): ‘Ben (kusuf namazı kılarken) cehennemde Huzâalı Amr ibn Âmir ibn Luhayy’ı kendi bağırsaklarını ateş içinde sürükler hâlde gördüm. Çünkü o develeri salma adağı yapanların ilki idi’ buyurdu.”

Şimdi Allah’a kulluk edin, Tağut’tan kaçının ifadesinde, Nahl Suresi 36’da önce Allah’a ibadet zikredilmiş ayette sonra da Tağut’tan kaçınma zikredilmiş. Birazdan gelecek Tağut’un öne alındığı ayet de var. Yani Tağut’tan kaçınmanın öne alındığı ayet de var. Fakat biz burada ehl-i Sünnet isek eğer, bunu şöyle algılamamız lazım: Biz önce Allah’a iman etmeliyiz, Allah’a iman ettikten hemen sonra da Tağutlardan içtinap etmeliyiz. Yani Allah’tan gayrı ilahlardan kaçınıyoruz ya, onlardan bir tanesi de Tağut dediğimiz kişiler, varlıklar, şeyler. Birazdan gelecek bunların ne olduğuna dair.

Yalnız şöyle bir örnek vereceğim. Şimdi biz önce abdest mi öğreniyoruz sonra mı bozan şeyleri öğreniyoruz? Biz önce abdesti bozan şeyleri öğrenip abdesti mi öğreniyoruz? Önce abdesti öğreniyoruz. Peki biz abdesti öğrendikten ne kadar sonra abdesti bozan şeyleri öğrenmeliyiz? Hemen sonra. Buna ihtiyacımız var, o zaman gelelim konumuz ile alakalı kısma; biz Allah’a iman ettikten sonra, O’na ibadete kitlendikten sonra, Tağutlardan ne zaman kaçınmamız lazım? Hemen. Bu, birinci senede abdesti öğrenelim, ikinci senede abdesti bozan şeyleri öğrenelim ne kadar komik bir şeyse? Lâ ilâhe illallah diyen sen, Allah’a imandan sonra imanı bozacak unsurları, şeyleri, ilahları, bunu çok uzun senelere yayman sana zarar getirecektir. Yani sen Lâ ilâhe illallah derken, hem istenilen imanı hem de Allah’tan gayrısına edilmiş olan tüm ilahlara küfür etmen gerekir. Onları ilahlıklarını reddetmek gerekir, ama bunun için ne lazım kardeşler? İlah üst çerçevesinin altında ve üstünde, Kur’an’da ve Sünnet’te verilen ilah örneklerini senin bilgi sahibi olman gerekmektedir kardeşim.

Evet, şöyle bir soru sormuştuk: Şimdi biz bakıyoruz, geçen tahtaya yazmıştık, İsa ve annesi iki ilah edinilmiş, hangi topluluk tarafından? Hristiyanlar tarafından. Allah da bunu Maide suresinde hatta soruyor. “Ey İsa sen mi ‘beni ve annemi Allah’tan gayrı iki ilah edinin’ diye onlara emrettin”. Hatırladık mı? İsa’ya ibadet edilmiş mi? Edilmiş. O zaman İsa, ilah kavramları içerisinde verilen örneklere uyuyor mu? Uyuyor. Peki İsa Tağut mudur? Ama biz Allah’a ibadet edeceğiz, Allah dışında ibadet edilenlerden kaçınacağız ya. İsa’ya da ibadet edilmiş, biz bundan da kaçınacağız.

Peki o neden Tağut değil?

O zaman bizim ibadet edilen varlıklara getirilen tanımda, Tağut’u ilahtan ayırabilmemiz için ona bir tanım getirmemiz lazım. Mesela Ebu Said hoca klasik tanımında “Allah’tan gayrı ibadet edilen her şey ilah, Allah’a ibadetten alıkoyan her şey Tağut’tur” tanımını yapıyor. Yani hocanın tanımı bu, aslında hemen hemen kapsayıcı bir tanım.

Ama velakin buna biraz daha ilave yaptığımız zaman bizim daha da güzel anlamamıza vesile oluyorsa tanımlara açığız. Bunlardan bir tanesi, yani çok yakın dönemde yaşamış olan, Kitap ve Sünnet ile amel eden, Tevhid konularında bizim Türk tabiri ile ordinaryüs profesör olan âlimler var. Bunlardan bir tanesi Useymin rhm. Onlar şöyle bir tanımda da bulunuyorlar:

فالَّذِي يُعْبَدُ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَهُوَ رَاضٍ بِذَلِكَ طَاغُوتٌ؛ أَمَّا إِذَا لَمْ يَرْضَ بِذَلِكَ فَلَيْسَ كَذَلِك

Diyor ki burada: Allah’ın dışında ibadet edilen varlıklar (ilahlar), razı ise kendisine ibadet edilmesinden, o Tağut’tur diyor. Ama eğer kendisine ibadet edilmesinden bir rıza söz konusu değilse o öyle değildir.

O zaman İsa a.s. her ne kadar kendisine ibadet edilse de, hatta Hristiyanlar Müslümanlardan fazladır şu anda, bu kadar insan ona ibadet ediyor, annesine ibadet ediyor. Böyle olmasına rağmen İsa a.s. bu konularda bir rızası olmadığından dolayı asla ve asla gerek İsa a.s. gerekse kendisine ibadetten razı olmayan insanlar asla Tağut statüsüne girmez.

Yine İbn Kayyım’ın rhm.’ın bir tanımı var: “Tağut kulu kendisiyle aştığı her mabud, itaat ve tabi olunan her varlıktır” diyor. Useymin burada kitabında şöyle bir açıklama bulunuyor, diyor ki İbn Kayyım “Tağut ile buna razı olan kimseyi kastetmektedir“. Yani ister itaat şeklinde, ister örnek alarak, her türlü şekilde eğer kendisine ibadet edilen varlık, ibadet eden varlığın bu ibadetinden razı ise bu Tağut ismini alır. Bizim işte ilah kavramından Tağut kavramını ayırabileceğimiz nokta rıza şartı.

Eğer o varlığın kendisine ibadetten bir rızası söz konusu ise o zaman Tağut ismini almayı hak eder. Velakin böyle bir şey yoksa aynı şeyleri onun için söyleyemeyiz.

Bakınız şimdi ispat ve nefy kaidesi almıştık bir önceki derslerde. “İspat ve nefy anlaşılmazsa kelimenin ve cümlenin kişiye faydası yoktur” dedik. Buna da bir mana yüklemiştik, yani biz neyi ispat ediyoruz, neyi nefyediyoruz. Bu ispat ve nefy kavramı içerisinde Tağut kavramını da düşünmemiz gerekiyor.

Bakara 256: “Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim Tağut’a küfredip (red) Allah’a iman ederse, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.”

Şimdi bakın “O halde kim Tağut’a küfredip Allah’a iman ederse“, bu cümlede ne var? İspat ve nefy var. Yani şunu diyor bu cümle; nasıl ki Mekkeli müşrikler Allah’a iman ediyorlardı ama Allah’ı ilahlığında birlemiyorlardı, bu sebepten dolayı da onlarda ispat vardı ama nefy yoktu, o yüzden de yapmış oldukları ispattan hiçbir fayda görmediler ve kanları Müslümanlara helal oldu. İspat olmasına rağmen. Aynı formül Tağut kavramında da karşımıza geliyor. “O halde kim Tağut’a küfredip Allah’a iman ederse kopmayan sağlam bir kulpa yapışmış olur” diyor.

Demek ki sen eğer Allah’a iman ediyorsan bütün Tağutları reddetmen lazım. Onlara biçilen makamların hepsini reddedip o makamlara Allah’ı layık görmen gerekiyor kardeşim.

Bakara 256’da yine dikkatimizi çeken nokta önce Allah’a iman edip sonra Tağut’tan kaçınmayı söylüyor. Bunlar birbirinin aynı anda yapılması gereken şeyler aslında, böyle saatler sonra değil, aynı anda yapılması gereken şeyler. Sen bunu kabul ettiğin zaman aslında diğerini de kabul etmiş oluyorsun.

Sad Suresi 5-6’da ne diyor: “Muhammed ilahlarımızı tek bir ilah yaptı, bu gerçekten şaşılacak bir şeydi.”

Neyi kabul etmiyorlar? Nefy’i kabullenmediler.

İbn Cerîr Bakara 256’daki Tağut’u: “Allah’ın sınırına tecavüz eden, insanları isteseler de istemeseler de kendisine ibadete davet eden her şeydir, bu ister insan ister şeytan olsun.”

İbn Cerîr’in tanımına göre Allah’ın sınırına tecavüz ediyor. Ama nasıl bir tecavüz bu? İnsanlar isteseler de istemeseler de. Yerine getirseler de getirmeseler de eğer kendisine ibadete davet ediyorsa, yani kendisine ibadet edilmesinden razı ise, bu varlık Tağut ismini alır.

Cabir şöyle demektedir: “Tağutlar, şeytanın kendilerine indiği kâhinlerdir. Her mahallede birer tane bulunur.” Cabir’in bu sözü ne anlama geliyor? Mahalleden kasıt nedir?

Cabir, bu sözünde kâhinlerin, Tağutlardan olduğunu, şeytanların inerek çalmış oldukları vahiyleri haber verdiklerini söylemektedir. Mahalleden kasıt kabiledir. Her kabilede bir kâhin olabileceği söylenmek istenmiştir.

Bundan da neyi kastettiğini daha net ortaya koymaya çalışacağım kardeşler.

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ اُو۫تُوا نَصٖيباً مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذٖينَ كَفَرُوا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَهْدٰى مِنَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا سَبٖيلاً

“Kitaptan kendilerine pay verilen kimseleri görmedin mi? Cibt’e ve tâğut’a iman ediyorlar ve inkâr eden kimseler için de, ‘Bunlar îmân eden kimselerden daha doğru bir yoldadır.’ diyorlar.” (Nisa Suresi 51. Ayet)

Burada kendilerine kitap verilenler özelde Yahudi ve Hristiyanları kasteder. Burada da özellikle Yahudileri kastediyor tefsire baktığımızda. Ama önemli olan nedir? Kınandıkları yer onların Tağut’a iman etmeleri kardeşler, burada yerilmiştir.

Buhârî Kitâb-ı Tefsir’de (9.cild sh.4299): Cabir şöyle demiştir: “Cahiliye’de kendileri önünde muhakeme olmak istedikleri Tağutlar, Cuheyne kabilesinde bir Tağut, Eslem kabilesinde bir Tağut ve Arap kabilelerinden her birinde birer Tağut idi. Bunlar birtakım kahinlerdir ki, üzerine şeytanlar, müstakbel hakkında kâinattan haberlerle inerler.”

Buhârî’deki bu tefsir bize neyi anlatıyor? Cahiliye Araplarında insanların işlerini halletmek için müracaat ettikleri, sorunlarını halletmek için, muhakemeleşmek için kendilerine müracaat ettikleri bazı kimseler varmış ve bu kimseler özellikle aynı zamanda kâhinlik de yapıyorlar ve insanlar bunlara müracaat ediyorlar. Yani Allah’ı bırakıp da o insanlar bunlara ibadet ediyorlar ve onlar da bu ibadetlerinden razı geldikleri için Tağut kelimesiyle İslam ıstılahında isimlendiriliyorlar.

Fakat burada atlamamamız gereken önemli bir nokta, bir sıkıntıları olduklarında, bir problemleri olduğunda müracaat ettikleri böyle azgın insanlar var ve onlara gidiyorlar ve onlar da çeşitli kanunlar ile kendilerinin uydurdukları ile veya kendilerine gelen haberlere göre o insanlar hakkında hükmediyorlar. Ve bu hükümlerin de insanlar tarafından uygulanmasını istiyorlar, buna razı oldukları için Tağut ismini alıyorlar.

Tağut eşittir sadece şu mu, yoksa Tağut eşittir birden fazla varlık olabilir mi? Şu ana kadar anlattıklarımızdan nereye vardık? Birden fazla, birçok Tağut, birden fazla vasıflara sahip Tağut olabilir mi? Mesela Firavun’un kâhin olduğunu biz bilmiyoruz fakat Tağut olduğunu biliyoruz. Şimdi dersimizin seyrinde gelecek. Kesinlikle sadece bir vasfı barındıran varlık Tağut değildir.

Örneğin ayetle ilgili Ömer İbn Hattab diyor ki, “El Cibt sihirdir, Tağut da şeytandır” demiştir. Ömer İbn Hattab’ın Tağut’a şeytan demesi, örneklendirme babında bir tefsirdir. Bu ne demek? Ömer r.a.’ın Tağut’a şeytan demesi, örneklendirme adına bir tefsirdir. Yani, şeytanın da Tağut olduğunu söylüyor fakat bu şeytanın tek Tağut olduğu manasına gelmez. Eğer örneklendirme ise hayır.

İkrime de; “El-Cibt Habeşe dilinde şeytan, et-Tağut ise kâhin demektir” demiştir.

İkrime’nin Tağut demesi başka bir örnektir. O da başka bir örnek oluyor. Az önce dedik ya zaten tek bir varlığın isimlendirmesi değil dedik. Yani “şu şudur” diyemiyorsun sadece. Nebi Resuldür, Resul Nebidir, problem bitti. Tağut çoğul içinde kullanılabiliyor dedik hem de.

İbn Teymiye’nin Tağut tarifi: “Tağut Fa’lût kalıbında olup tuğyandan türemiştir. Tuğyan ise haddi aşmaktır. Bu ise zulüm ve haksızlıktır. Allah-u Teâlâ’dan başka kendisine ibadet edilen kişi, eğer buna razıysa Tağut olmuştur.”

Burada tekrardan hatırlayalım İbn Kayyım’ın sözünü: Bu da üç kısımdır: Mabut cinsinden, itaat cinsinden ve ittiba cinsinden her varlıktır. Kulun kendisi ile haddi aştığı şeyler pek çoktur. Bu âlimler olabilir, yöneticiler olabilir, şeytan olabilir, hâkimler olabilir. Bunu sadece yöneticilere hasretmek şeytanın oyunlarından birisidir. Bugün Tağut’tan insanları sakındırma maksadıyla birçok insan Tağut konumuna gelmektedir. Yani Allah’a ibadetten alıkoymaktadır. Mesela harici zihniyetliler haram olan Müslüman kanını dökmektedirler, insanları Allah’ın indirmediği hükümlerle tekfire davet etmektedirler, sair pek çok ibadetin yapılmamasını istemektedirler. Örn. Cuma namazı kılınmaz, oy kullanılmaz, cami imamları kâfir, Diyanet değil “hıyanet” derler.

Yani kardeşler, onlar Allah’ın indirmediği hükümler ile hüküm ediyorlar ve insanların da kendilerine tabi olmasını istiyorlar. Çok da rızalılar bu konularda. Yani aslında onlar Tağut’tan sakındırmaya çalışırken Tağut olan, insanları da tuğyandan korumaya çalışırken insanları tuğyana sürükleyen, gözümüzün içine baka baka bunları yapan varlıklardır. Ama Rabbimizin korudukları müstesna. Onların bu hileleri yine arkalarında büyük şeytanın olduğu, büyük Tağut’un olduğu İblis’in bir oyunudur bu. Bunlar Allah Teâlâ’nın rahmet ettiklerini korumuyorlar. İnşallah zaman ilerledikçe bunlara dair açıklamalarımız gelecek.

Şu menheci güttüm bu derste, ara ara bu tekrara yakın şeyleri koydum ki bazıları için zor bir tanım ve anlatım olabileceğini düşünerekten biraz tekrar olsun istedim. Şu an geldiğimiz cümle mesela bunlardan bir tanesi: “Her Tağut bir ilahtır ama her ilah Tağut değildir.”

İnsanların bugün Tağutları ve ilahları/mabutları red etmeden Allah’a ibadet etmeleri, Mekkeli müşriklerin ilahlarını red etmeden Allah’a ibadet etmeleri gibidir. Lâ ilâhe derken nefy, illallah derken isbat ediyoruz (ibadete layık olanı).

Geçmişteki şirke baktığımız zaman, bugün gerçekten bazı insanlar eski şirk gibi şirk işliyorlar neredeyse.

Lâ ilâhe derken nefy, illallah derken ispat ediyoruz. İspatta bugünküler ile o günküler eşit, nefiyde de maalesef o günküler ile bugünküler eşit. Allah’ın rahmet ettikleri müstesna.

Allah’ın sizin önünüze servis ettiği şu ulvi bilgiyi terk edip eğer hâlâ dünyalık işlerle uğraşıp Allah’ın dinini ikinci plana atarsanız vay halinize.

Bir şeyin sağlamlaştırıcı unsurlarının varlığından önce onun varlığını engelleyen hususları izale etmek, o şeyin bir kemalidir. Allah bütün kullara, Tağut’u red edip, Allah’a iman etmeyi farz kılmıştır. Tevhid; ancak bir ve tek olarak O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet etmek ve Tâğut’tan uzak durmakla gerçekleşir. Unutulmamalı ki, yalnız Allah’a ibadet; O’nun dışında ibadet edilenleri red etmekle mümkündür (ispat & nefy).

Sen sadece ve sadece Allah’a ibadet etmen gerekir. Sen Allah’a ibadet ettiğin zaman bu kemal, kul olmuyor. Bunu sadece ve sadece Allah’a has kılman gerekir.

Salih kimseler Tâğut olamazlar. Allah’ın haram kıldıklarını helâl kabul etmeye, helâl kıldıklarını haram kılmaya çağıran kimseler Tâğut’turlar. İslâm şeriatının dışına çıkmaya davet edip süslü gösteren ilim adamları da Tâğut’turlar. Zira ilim adamının da görevi, Rasulullah’ın (s.a.s.) getirdiklerine tâbi olmasıdır ve gerçek ilim adamları nebilerin mirasçılarıdır. Onlar nebilere ilim, amel, ahlâk ve dini öğretmek bakımından ümmetleri arasında mirasçı olurlar.

Adiy bin Hatim kıssasında, “Onlar size helal dediğinde helal, haram dediğinde haram kabul etmiyor musunuz?” dediğinde, “İşte bu rab edinmedir” demişti Allah Rasûlü s.a.v. İşte buna benzer tüm hususlar, ilim adamları da bu örneğin içerisine girebilirler.

Yöneticiler, Allah ve Rasûlü’nün emirlerine aykırı olmayan hususları emredecek olurlarsa, onlara itaat olunur. Bu durumda onlar Tâğut değildirler. Böyle bir durumda ve bu kayıtla yöneticilere itaat etmek, Allah’a itaat (ibadet) etmektir. Nisa 59: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resûlullah’a da itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de.”

Yöneticilere kader gereği olarak itaat etmeye gelince, eğer yöneticiler otoriteleri itibarıyla güçlü iseler insanlar otorite gücü ile onlara itaat ederler. İmanî bir etken söz konusu olmasa dahi. Çünkü yöneticilere itaat, imanın etkisi ile olur. İşte fayda veren itaat budur. Hem yöneticilere faydalıdır, hem de insanlara faydalıdır. Bazen itaat, yönetimin güçlü olması halinde insanların yöneticiden korkup çekinmeleri dolayısıyla otorite baskısı ile olabilir. Çünkü bu durumda yönetici emrine muhalefet edenleri ibretli bir şekilde cezalandırabilir.

Fâsık olan, kâfir olan bir yöneticinin emrine itaat konusunda ne yapacağız? Şöyle bir örnek verelim: Çin’de yaşayan bir muvahhitsiniz, 2. çocuk yasağı var, uyacak mısınız bu yasağa uymayacak mısınız? Burada mecburiyet dediğimiz şey imandan kaynaklanmayan bir otoriteye bir itaattir. O itaatini gerçekleştirdiğinden dolayı sen burada da kınanmazsın. Bazı ülkelerde kız hayız olduğunda, erkek de bulûğ’a erdiğinde evlenme yasağı var. Mesela falanca ülkede diyor ki sen 18 yaşından önce evlenemezsin diyor. Oğluna bakıyorsun bulûğa ermiş, komşunun kızına bakıyorsun, edepli, ahlaklı, hayız görmüş. İslam’a göre bunlar evlenebilir. Ama otorite baskısı var, seni de baskı altına alıyor, bu fiili yerine getirenleri de baskı altına alıyor. Hatta bunun şahidi de olsanız onları da baskı altına alıyor. Onların nikâhını kıyan o görevli kimse onu da mahvediyor. Şimdi böyle bir baskı altında sen bunu uygulamadığından dolayı yine sen burada herhangi bir cürme iştirak etmemiş olursun. İşte yazarın burada anlatmış olduğu bu şey, bazen isteyerek gerçekleşir, bazen de istemeden gerçekleşir. Ama isteyerek gerçekleşiyorsa, onlar Tağut makamına yükselir. Sen tuğyan etmiş olursun.

“Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke”

Similar Posts