Allah’a hamd eder ondan yardım ve mağfiret dileriz, nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah bir kimseyi hidayete erdirdimi onu saptıracak yoktur. Bir kimseyi de delalete terkettimi ona hidayet verici yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka hak ilah yoktur, şeriksiz tektir, Muhammed a.s. onun kulu ve elçisidir.
Kardeşler iki ayda bir ders yaptığımız için bazı meseleler unutulmuş olabilir bunları bir test etmemiz gerekiyor daha önce derslerimize katılmış olanlardan. Hızlıca birkaç soru cevap yapalım. Yeni arkadaşlar rahat olabilirler, onlarla ilgili herhangi bir sorun yok, daha önceki derslere gelen arkadaşlara soralım.
Mesela şöyle bir cümle almışız, “selim bir fıtrat, sahih bir iman, halis bir tevhid dedik”. Bilinmeyen bir şeyin birlenmesi mümkün değil dedik, bununla neyi kastettik. Yani Allah’ı tanımamız lazım ki onu daha güzel birleyelim. Peki, “Bilki, Allahtan başka ibadeti hak eden ilah yoktur.” Ayeti kerimesini hatırlayan varmı? Evet Muhammed 19. Bu ayet önemli çünkü bize “La ilahe illallah”’ı bilmemizi söylüyordu. Yani ne olduğunu la ilahe ilalllah’ın bilmemizi söylüyor. Peki Allah Resulü a.s. tevhid’i kaç yıl anlatmış, 23 yıl. Mekke dönemi var, Medine dönemi var. Bazıları diyorlar ki Mekke’de tevhidi anlattı, Medine’de ahkam ayetleriyle ilgilendi. Evet, bazı hususlar Medine’de farz oldu, Medine’de indi, ama hiçbir zaman tevhidi anlatmayı terk etmedi. Peki, Allah’ın bizi sevdiğinin alameti nedir? Eğer bir insan la ilahe illallahı doğru bir şekilde biliyorsa, Allah teala’nın Kuranı indirme gayesini, yaratılış gayesini düzenli ve disipline etmişse bu anlatımda buda Allah’ın onu sevdiğinin göstergesidir. Ne para ne evlat, bunlar zaten Müşriklerde de var, ama doğru bir inanç, doğru bir method, doğru bir ibadet ediş şekli eğer o kişide varsa, buda Allah’ın onu sevdiğinin göstergesidir demiştik. Peki, Allah ilah mıdır? Elbette Allah ilahtır. Kendisinden başka varlıklar için de ilah kelimesini kullanmış mıdır? Evet. O zaman ilah kelimesi özel isim midir cins isim midir? Cins isimdir. Yani birçok varlığın ortak adı, farklı farklı kelimelerle o ilah kelimesini eşitlendiriyoruz, altını farklı farklı varlıklarla doldurabiliyoruz. Peki, cennet kime haramdı? Maide 72. Ayete göre Allah kendisine ortak koşanlara cenneti haram kılmıştır. Cennetin haram kılınması ne demek asla helal olmayacak, yani sen oraya asla giremeyeceksin. Biz cehennemi kendimize haram cenneti kendimize helal etmeye çalışıyoruz. Bu derslerin amacı bu.
“Hiçbir şeyi ortak koşmayın” derken şey kelimesine nasıl bir anlam yüklemiştik. Şeyde bir cins isim her şey olabilir. Kuranda da Sünnette de birçok örneği var bunun Allah teala demiyor şununla bana şirk koşmayın, birçok şeyle Allah’a ortak koşulabilir. Dolayısıyla ortak koşma eylemiyle kişinin şirke düşmesine sebep olan o ilah, aslında bir durağanlık yoktur aktiftir. O zamanın varlığında bir a varlığıdır bu zaman farklı bir varlık olabilir. İlla o a varlığını aramayacağız burada, isme takılmayacağız. Neye takılacağız, cinsine takılacağız. İnsanların çoğu Allah’a nasıl iman ederler? Allah’a ortak koşarak iman ederler. Bu Allah’ın tespiti, yani insanlık hakkındaki yaratıcının, insanlık hakkında bir tespiti var. Yani bu insanların çoğu maalesef bu şekilde olacaklar. Bizde azınlıktan olmaya çalışıyoruz şu konuda. Peki, Lailahe illallah değil de, la halıka illallah deseydi Muhammed a.s., müşrikleri la ilahe illallaha değil de, la halıka illallah çağırsaydı. Allah’tan başka yaratıcı yoktur, tek yaratıcı Allah’tır, hayatınızdaki tek yaratıcı Allah olsun tarzında bir Allah olsaydı, Mekkeli müşrikler sorun üretirler miydi? sizce Yani yaratıcı deyince onların kafasında da, bizim kafamızda da aynı şey canlanıyor. O yüzden la ilahe illallah dediği için problem oldu.
Peki kaç kere şirke düşülürse bir insan müşrik ismini alır? Tek bir kere yeter.
Allah’a ibadet edilip onun dışındakilere küfür edilmesi ne demek. Reddedilmesidir, dilimizdeki gibi küfür manasını algılamamız gerekiyor. Peki, Allah’ın dışındakilere küfredilmesi derken onun dışındakiler kim? Her şey olabilir, az önce şey kelimesine yüklediğimiz, veya cins isim kıldığımız ilah kelimesini düşünürseniz, Allah’ın dışındaki ona ortak koşulan varlıkların hepsine küfür edeceğiz yani onların ilahlığını kabul etmeyeceğiz. Bir önceki dersimizde işlediğimiz Allah Resulü s.a.v Allah’a iman kavramının içerisine neleri sokmuştu? Allah’a iman tanımını sordu Abdulkays heyetine onlarda Allah ve Resulü daha iyi bilir dediler. Allah resulü s.a.v “Allah’a ve resule iman nedir bilir misiniz” dedi. İslam’ın şartlarını ne yaptı Allah’a imanın içerisine koydu ve ondan sonra şöyle bir yargıya vardık, bir insan Allah’a iman ettim demekle kenara çekilemez. Muhakkak suretle İslam’ın şartlarını hayatına nakış nakış işlemesi lazım dedik. Bana bir haram söyler misiniz? Domuz eti gibi şeyler söylenebilir peki biz ne işlemiştik derslerimizde Allah’a şirk koşma haramını işlemiştik. Evet klasik cevap ve genel olarak doğru zaten domuz eti haramdır ama velakin bizim kendi iç dünyamızda şunu oluşturmamız gerek; Allah’ın ilk haram kıldığı şey deyince ilk aklımıza gelecek olan şirk olması gerekiyor. Çünkü domuz eti yiyen birisi cennete girebilir, ama şirk koşan birisi cennete gidemez. O yüzden ilk haram kılınan şey deyince aklımıza bu gelmesi lazım. Bunu ayetle tespit ettik zaten biz kafamıza göre bunu geriye alalım bunu ileriye alalım demedik. Bu yargıya ayetlerden vardık.
Mekkeli Müşriklerin İnançlarından Kesitler
Şimdi de işleyeceğimiz konu Mekkeli müşrikleri tanımak için işleyeceğimiz bir ders. Hala tevhid ile ilgili altyapıyı dolduruyoruz. Bunlar puzzle gibi belli bir süre sonra öyle bir hale gelecek ki Allah’ın izni ile kitapta bahsedilen tevhid inancını ve Resulün inşa etmeye çalıştığı 23 yıllık dönemdeki bu tevhid inancını en azından baya bir merhale hepimiz kat etmiş olacağız. Elbette ki ben son nokta değilim sizde son nokta değilsiniz. Bu bir süreçtir, bir maratondur bu yolda koşmaya devam edeceğiz. Ama önce bir yarışmacı olmamız gerek. O yüzden bu altyapıyı oluşturmamız gerek kardeşler. Neden Mekkeli müşrikler konu, onları tanımamız lazım. Neden? Siz mesela diyalog halinde olduğunuz kişileri yakinen tanırsanız onlardan gelebilecek fayda ve zararlarda hayat boyu rahat edersiniz, ondan korunursunuz ve yahut ta ona açılırsınız, ondan fayda sağlarsınız. Buna da kapanarak fayda sağlarsınız kendinizi. Yani, çevrenizdeki kişileri ne kadar yakinen tanırsanız hatta eşya içinde geçerli bu ondan o kadar fayda sağlarsınız. Kitabın ayetlerinin bir çoğu Mekkeli müşrikler hakkında inmiştir. Yani şuan sizin iman ettiğiniz kitap, Kuran içerisindeki birçok ayeti kerime Mekkeli müşriklerin davranışlarıyla ve sözleriyle alakalı inmiştir. O yüzden biz Mekkeli müşrik kavramını iyi öğrenmemiz gerekiyor. Yani bunlar nasıl insanlardı, neye inanırlardı, nasıl hareket ederlerdi, dünya görüşleri nasıl? Ahiret görüşleri var mıdır, Allah tasavvurları nasıldır. Bunlara dair bilgi bize lazım. Peki bu bilgi gerçekten önemli midir? Evet. Çünkü son Nebi o topluma gönderildi. Yani bize artık Allah’ın tevhid ve şirk mücadelesine vereceği örnek tamamlandı. İnsanla artık Allah bu kitap dışında konuşmayacak, bitti. Ve o kitapta kime indi Kureyş’e indi. Bunların bir kısmı iman etti, bir kısmı da küfretti. O zaman biz o toplumu çok iyi algılamamız gerekiyor, çünkü Muhammed a.s.’ın mücadelesi bunlarla gerçekleşti. Peki biz bunu anlarsak ne fayda elde etmiş olacağız. Bir, kendimizde varsa bulaşmış olan yanlışlıkları öğrenmiş olacağız. Toplumumuzda, yani şu coğrafyadaki insanlara benzerliklerini ve onlardan elde etmiş olduğumuz bilgilerle onlara nasıl davranacağımızı ve nasıl davet yapacağımızı beraberinde öğrenmiş olacağız kardeşler.
Öncelikle Mekkeli müşriklerin inançlarından ben size kesitler sunacağım. Bakınız, şunu hiç aklınızdan çıkarmayın, az sonra tanımını yapacağım kitle, içerisinde Ebu cehilleri, Ebu Lehebleri barındıran, Allah Resulü ile Bedir’de, Uhud’ta ve Hendek’te savaşmış, onu öldürmek isteyen, onu yurdundan çıkarmak isteyen, ona iftira etmekten çekinmeyen bir topluluktan bahsediyoruz bu tanıtacağım kitle böyle bir topluluk.
Allah kitabında diyor ki Zuhruf suresi 9. Ayette;
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَز۪يزُ الْعَل۪يمُۙ
Muhakkak ki onlara (müşriklere) gökleri ve yeri kim yarattı diye sorarsan mutlaka onları Aziz ve Alim yarattı, derler.
Müşriklere böyle bir soru yönelttiğin zaman ey Muhammed onlar aziz ve alim yarattı diye sana cevap verirler. Burada kimi kastediyorlar Mekkeli müşrikler aziz ve alim derken? Allah’ı kastediyorlar. O zaman bir müşrik Allah’a inanıyor diyebilir miyiz? Evet, dememiz gerekiyor. Peki ben size sorayım, siz Allah’ın Aziz ve Alim isminin ne manaya geldiğini biliyor musunuz? Bunu bana 2-3 dakika anlatabilir misiniz dediğimde biraz zorlanabilirsiniz. Ama bakın bu müşrikler Allah’ı Allah isminin lafzı celalinden başka bir ismiyle ve sıfat barındıran o ismiyle Alim ve Aziz olmakla biliyorlar. Yani hem Allah’a iman ediyorlar ve onun Aziz ve Alim olduğunu kabul ediyorlar. Burası aslında çok ilginç bir yer. Mekkeli müşrik deyince bunu unutmayalım.
Diğer bir husus ise Zümer 38’de;
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلْ اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَنِيَ اللّٰهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّه۪ٓ اَوْ اَرَادَن۪ي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِه۪ۜ قُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۜ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ
Andolsun ki onlara (müşriklere) gökleri ve yeri kim yarattı diye sorsan Elbette Allah derler. Deki öyleyse bana söyler misiniz Allah bana bir zarar vermek isterse Allah’ı bırakıp ta dua ettikleriniz onun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilerse onlar onun bu rahmetini önleyebilir mi? Deki: Bana Allah yeter, tevekkül edenler ancak ona güvenip dayanırlar.
Bu ayeti kerimede yine bir önceki ayeti kerimeyi destekledi kardeşler.
Yunus 31;
قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ فَسَيَقُولُونَ اللّٰهُۚ فَقُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ
Resulüm deki size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulakları ve gözlere kim malik bulunuyor. Ölüden diriyi kim çıkartıyor, diriden ölüyü kim çıkartıyor? İşi kim idare ediyor? Allah diyecekler. Öyleyse sakınmıyor musunuz?
Ne kadar ilginç dimi, biz Ebu cehille bu soruya cevap vermekte müşterek olduk. Mekkeli müşrikler.
Lokman 25;
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Andolsun onlara gökleri ve yeri kim yarattı diye sorarsan mutlaka Allah derler. Deki: Hamd Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler.
Bakınız size çok daha çarpıcı bir örnek veriyim. Mesela nasıl başlıyorsunuz dua ederken, mesela bir şeye sıkıştınız, Allah’ım bana şöyle şöyle yap, bana böyle böyle iyilikler ver. Allah’ım şöyle tarzında cümlelerle başlıyoruz. Bakınız Enfal 32’de;
وَاِذْ قَالُوا اللّٰهُمَّ اِنْ كَانَ هٰذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَاَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَٓاءِ اَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ
Allah’ım şayet bu Kuran-ı kerim, o kitap senin indinden ise o zaman semadan taş yağdır ve bize acı bir azap gönder, demişlerdir.
Şimdi Mekkeli müşrikler, Allah’ım diyor. Neyin sağlamasını yapıyorlar, dinlerini. Dinlerini test ediyorlar, o kadar bağlılar ki dinlerine Muhammed a.s.’ın getirdiği dinin doğru olmadığını düşünüyorlar ve Allah’larına yalvarıyorlar. O kadar dinlerinde samimiler ki, o kadar onun yalancı olduğunu düşünüyorlar ki Allah’a sesleniyorlar, dua ediyorlar ve nasıl başlıyorlar; Allah’ım diye başlıyorlar. Bizatihi Allah’a yalvarıyorlar, kim bunlar Resulullah’ı Mekke’den çıkarmak isteyen azılı Müşrikler ve kafirler. Bu ayetin nüzulü ile ilgili elimizde bir hadis var;
Enes bin Malik’den rivayet edilmiştir. Ebu cehil; Allah’ım eğer bu senin katından gelen bir gerçek ise üzerimize gökten taş yağdır ve bize acı bir azap ver demişti. Bunun üzerine Allah şu ayeti kerimeler indirdi: “Sen onların arasındayken Allah onlara azap edecek değildir..” diye ayeti kerime devam ediliyor ve sonrada yukarıdaki ayeti kerime zikrediliyor.1
Gördüğünüz gibi Ebu cehil bu işin asıl faillerinden ama velakin hiç fark etmez öteki müşriki de alsanız oda yine Allahumme diye duaya başlayabilir. Bakın arkadaşlar kendilerinden olmamak için uğraştığımız kitle Allah’a ciddi ciddi inanıyor gibi duruyor. Bizim bilmediğimiz bazı isim ve sıfatlarıyla Allah’a sesleniyor ve kendilerini nispet ettikleri ibrahim’i dinin o kadar savunucusular ki Allah’ı gerekiyorsa kendilerini helak etmeleri için Muhammed a.s.’ın yalancı olduğunu düşünüp, kuranında hak olmayan bir kitap olduğunu düşünerek böyle bir dua ediyorlar. Müşriklerin nasıl bir Allah inancı olduğunu anlamaya devam ediyoruz.
Ankebut 61: Onlara gökleri ve yeri kim yarattı, güneş ve ayı kim emre amade kıldı diye sorsan Allah derler. O halde nasıl döndürülüyorlar?
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۚ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَ
Burada nasıl döndürülüyorlar aslında ne demek biliyor musunuz, nasıl oluyor da o Allah’a ortak koşuyorlar. Bunun aslında biraz daha açıklaması bundan ibaret. Burada farklı olan şey nedir diğer ayetlerden? Güneş ve ay, güneşi ve ayı kim idare ediyor, kim döndürüyor, dediğinde yine Mekkeli müşriklerde buna Allah cevabını veriyor.
Bakınız daha ileri gidiyoruz şimdi:
“Deki: Eğer biliyorsanız söyleyin, yer ve yerde bulunanlar kime aittir.” Müşrikler diyorlar ki Allah’a aittir. Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız? Deki: yedi kat göklerin rabbi, büyük arşın rabbi kimdir? Onlarda Allah’tır diyecekler. Öyle ise ona karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Deki: Eğer biliyorsanız söyleyin, her şeyin hükümranlığı elinde olan, kendisi koruyan, kendine karşı konulamaz olan kimdir diye sorduğunda, Allah diyecekler. Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?
Evet kardeşler bu ayeti kerimeleri ben size bir ders boyunca kurandan aktarabilirim. Bu neyin göstergesi? Herhalde Allah haşa boş işle uğraşmaz subhanehu ve teala. Bize Allah bu kadar ayeti kerimede neyi anlatmaya çalışıyor, biz bundan neyi anlayalım. Bir insanın o zaman bu sorulara Allah diye cevap veriyor olması onu kurtarmayabilir veya onun Allah katında iyi bir kul olduğunun göstergesi olmayabilir. Devam edelim şu neticeyi güçlendirecek açıklamaya devam edeceğiz.
قُلْ لَوْ كَانَ مَعَهُٓ اٰلِهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ اِذاً لَابْتَغَوْا اِلٰى ذِي الْعَرْشِ سَب۪يلاً
İsra 42’de: Deki eğer söyledikleri gibi Allah ile beraber ibadete layık başka bir ilah olsaydı, onlar arşın sahibine karşı mutlaka bir yol ararlardı.
İbn Teymiye bu ayetin tefsirinde diyor ki: Onlar, yani müşrikler, onların yani ilahlarının vesileler, aracılar ve şefaatçiler olduklarını söylüyorlar. Yoksa, onun yarattığı gibi demiyorlardı. Yani Mekkeli müşrikler asla ve asla Allah’ın dışındaki edinmiş oldukları ilahları Allah gibi bir yaratıcı, Allah gibi bir rızık verici, Allah gibi bir güneşi ve ayı idare eden veyahut da geceyi gündüzü ardı ardına getiren, yağmuru yağdıran, diriden ölüyü, ölüden de diriyi çıkaran bir varlık olduğunu asla ve asla o ilahları için düşünmüyorlardı. Bunların hepsini, hakkını Allah’a teslim ediyorlardı. Fakat buna rağmen döndürülüyorlar dedikleri şey, buna rağmen ilahlığında Allah’a ortak koşuyorlardı. Yani ibadetlerinde Allah’ı birleyemiyorlardı. Allah’ın dışındaki varlıklara da ibadetlerinden pay ayırıyorlardı bunlar.
Görüldüğü gibi, Mekke müşriklerinin Allah’ın zatında, yaratıcılığında, Rezzak lığında ve bazı isim ve sıfatlarında bilgi sahibi olduklarını yukarıda zikrettiğimiz ayetlerle ispat ettik. Peki biz tevhid’i rububiyyet, uluhiyyet ve isim-sıfat tevhidi olarak öğrendik. Rububiyyet tevhidi ne oldu o zaman? Şimdiye kadar anlattığımız tüm bu şeylerde müşrikler, Allah’tır dediler. İşte Rububiyyet tevhidinde bu adamların öyle ciddi bir tevhidi yok. Rububiyyet tevhidinde Mekke müşriklerinin problemleri yok denecek kadar az. Gördüğünüz gibi, az önce Müslümanlara soru sordum, onlar müşriklerle aynı cevabı verdiler. Zaten biz de diyoruz ki bizim asıl sorunumuz, yani toplumsal olarak geçmişten beri Allah’ın ilahlığında birlenmesi meselesidir, yani uluhiyyetinde birlenmesi meselesidir. Yoksa rububiyyetinde, yani Rabliğinde asla problem yoktur diyebiliyoruz kardeşler. “Onların çoğu şirk koşmadan iman etmezler” Yusuf suresi 106. ayetini almıştık. İşte gördüğünüz gibi imanları var adamların Allah’a. Ama ne ile var? Şirkle birlikte var. O yüzden de geçersiz oluyor. Şimdi bende de var sende de var Allah’a iman. Bunlar da işe yaramayan şeyler bize yarar mı? Onlara cenneti haram kılan şeyler ne ki? Eğer onlara cenneti haram kılan şeyler bizde olursa, bize de haram olur mu cennet? Yoksa bu Mekke müşriklerine has bir şey mi? Yoksa evrensel mi? Evrensel olması gerekir. Çünkü bu kitabın Mekke müşriklerinin vefatı ile sona ermesi gerekir. Eğer bu kitap kıyamete kadar baki ise, o zaman buradaki örnek verilenler, iyiye veya kötüye, kıyamete kadar gelecek herkesi ilgilendirmektedir. Şu an biz de bu ilgiden dolayı bunlarla uğraşıyoruz. O yüzden dostlar, aleyhisselatu vesselam o 23 yıllık risaleti boyunca Allah’ın varlığını ispat etmekle uğraşmamış. Ya inandıkları Allah’ı rabliğinde de ilahlığında da isimlerinde de sıfatlarında da birlemeleri için uğraşmıştır. En çok mesaisini de Allah’ın ilahlığında birlenmesi için harcamıştır. Çünkü asıl problemleri buradadır. O yüzden bizim coğrafyamızda bu konu tam bilinmediğinden dolayı hala Allah’ın varlığının ispatı ile uğraşılmaktadır. Ben bunu tamamen yanlış bulmuyorum ama şöyle bir şey sorayım ben size; mesela bir ateist düşünün veya deist düşünelim. Uğraştık bunlarla ve onları adam ettik. Ve o kendi seçtikleri; evet bir yaratıcı var ama ben buna Allah demiyorum kısmından o yaratıcıyı Allah’a getirttik. Ateisti de ben yaratıcıya hiç inanmıyorum demişti, o da bir yaratıcının varlığını kabul etti, sonra da buna Allah demeye başladı, evet buraya kadar getirdik. Biz aslında bu adamları kimin makamına kadar getirdik bu hareketimizle, müşriklerin. Bir de biz bu adamlardan ne istememiz lazım, nereye onları getirmemiz lazım? O kabul ettikleri Allah’ı ilahlığında da, yani ona yapılacak olan ibadetlerde de, bütün bizden sudur edecek ibadetlerde onu birlemeleri gerekecek. İşte bakın bu kısım Türkiye’de çok bilinmediği için halen Allah’ın varlığının ispatı veya onun ne kadar büyük bir varlık olduğu, ne kadar kudretli olduğu gibi konularla uğraşılıyor. Maalesef, la ilahe illallah manasına, bu kelimenin yüklediği manaya, la ilahe illallah kısmının ispat ve nefy kısmının ne demek manasına geldiği, Mekke müşriklerinin neden müşrik olduğu, Nuh a.s. kavminin neden müşrik olduğu konusunu kati suretle bulamazsınız. Ben bu ülkenin çocuğuyum, ilkokul, ortaokul ve liseyi, yüksekokulu burada okudum, hatta ben ilahiyatı açıktan bitirdim, emin olun bu bilgileri orada muhataplarına vermiyorlar. Bazıları sadece bir geçiş yapıyorlar ama ayrıntıya giremiyorlar. Yani la ilahe illallah Allah’tan başka ilah yoktur açıklamasını görüyoruz ama velakin ayrıntıya girdiğimiz zaman hiçbir şeyi orada göremiyoruz. Belki örgün eğitimler burada daha güzel olabilir, onları tabi istisna ederim bilmediğim için.
Öyleyse biz de ibadetin tüm cüzlerinde Allah’u Teala’yı birlememiz gerekmektedir. İyi bir Kur’an okuyucusu, gönderilen elçilerin neredeyse tamamının uluhiyet tevhidi ile ilgili olduğunu hissetmesi gerekir. Kur’an’a baktığınız zaman, okuduğunuz zaman, sadece Muhammed a.s.’ın değil, ondan önce gönderilen nebilerin de yine aynı mesleği görev edindiğini, yani la ilahe illallah’a davet ettiklerini göreceksiniz. O yüzden, mesela biz Musa a.s. zamanında yaşasaydık, kelime-i şehadeti nasıl söyleyecektik; La ilahe illallah Musa Resulullah. Yani neticede tüm peygamberlerde bu böyle olacaktı. Çünkü bütün nebiler la ilahe illallah amentusunu insanlara davet etmişlerdir. Zaten bozulma burada olduğunda nebi göndermiş Allah. Mesela neden Adem a.s ile Nuh a.s arasında 10 asır boyunca böyle bir şey yok? Çünkü sorun yok, sorun oldukça Allah nebi gönderiyor. Peki şimdi sorun yok mu? Neden gelmiyor, şimdi Allah’ın muradı gereği son nebi ama öyle bir kitap var ki ortada, kıyamete kadar geçerli olan bir kitap indirmiş Allah. Bunu okuyanlar şahitlik ediyorlar, 1500 seneyi devirdik, çok şahit var bu kitabın Allah kitabı olduğuna dair. Evet, tabi bizim coğrafyamızda ölülere Kur’an okumaktan dirilere sıra gelmediği için, ve yahut ta onu anlamak için o kitabın karşısına geçme zahmetinde bulunmadığı için bu anlattıklarımızı oradan yakalayabilmesi çok zor bir şey, böyle anlatan hatiplerin de, genelde de başkalarının eline düştükleri için yurdum insanı, maalesef la ilahe illallah’ı Allah’ın muradını yakalayacak şekilde öğrenmesi de biraz güçleşiyor bu noktalarda. Biraz gayret gerektiğini söylemek gerekir. Yani, siz şöyle bir nehrin kenarında durup, karşıya geçmek isteyen biriyseniz ve eğer nehrin durmasını bekliyorsanız büyük bir aldanış içerisindesiniz. Eğer hidayet istiyorsanız ama olduğunuz yerde çakılı kalıyorsanız, günler günleri kovalarken, aylar ayları kovalarken, yıllar yılları kovalarken siz hala bir adım atmıyorsanız ve gayret göstermiyorsanız, karşıya geçmek için o nehrin kenarında bekleyen adam gibisiniz. Muhakkak suretle Allah, kendi hidayet yollarında koşturanları hidayetin tam ortasına getirecektir. Kendi yolunda mücadele edenleri Allah muhakkak gözetecektir. Bu tartışmasız bir şekilde teori değildir, tam bir gerçektir. Kur’an ve sünnetten çıkmadır. Şimdi biz neyi anlattık buraya kadar, Mekke müşriklerinin hangi kısmını anlattık kardeşler? Biz Mekke müşriklerinin inancından bahsettik, hiç ibadetlerinden bahsettik mi, nasıl ibadet ediyorlardı?
Mekkeli Müşrikler Nasıl İbadet Ediyorlardı
Muhammed a.s gönderilmeden önce Ebu Cehil 3 yıl namaz kıldı.2 (Müslim 2473)
Huneys’e hitaben Ebuzer: Ey Kardeşimin oğlu ben Resulullaha kavuşmamdan üç sene önce namaz kıldım dedi. Huneys kime diye sordum dedi Allah’a dedi, nereye doğru dönüyordun dedim. Rabbim beni nereye çevirirse oraya doğru. Yatsıyı kılıyorum gecenin sonu geldiği zaman güneş doğuncaya kadar bir örtü gibi seriliyordum, dedi.
Bir namaz ibadeti var. Resulullah ile tanışmadan önce bu ibadeti yapanlar mevcut. Aşure günü oruç tuttunuz mu? Şimdi bakalım acaba bizim bu düşmanlarımız olan bu kişilerde durum nedir? Bir durum yoklaması yapalım.
Ayşe r.a.’dan şöyle dedi: Cahiliyet gününde Kureyş aşiret gününde oruç tutardı, onu Resulullah da tutardı. Medine’ye hicret edince bu orucu yine tuttu ve tutulmasını emir buyurdu. Aşure orucunu isteyen tutar isteyen terk eder, buyurdular.
Bu Ebu cehiller, Ebu Leheb’ler aşure orucu da tutuyorlarmış, çok enteresan. Gitgide bize benziyorlar.
Müşriklerin hac yaptıkları: Bera bin azib r.a. dedi ki: Bakara 189. ayeti biz Ensariler hakkında indi. Cahiliye zamanı Ensar hac yapıp evlerine geldiklerinde evlerinin kapılarının girmezlerdi de evlerinin arka cihetinden girerlerdi.3
Konumuza neresi delil teşkil ediyor: Ensar cahiliye zamanında hac yapıyormuş. Kendince bir şey uydurmuşlar, evlere ön kapıdan girme değil de arka kapıdan girme adeti var, bunu bir kenara koyalım, hac yaparlarmış.
Umre yaparlar mı? İbn Abbas şöyle dedi: Resulullah s.a.v şöyle buyurdu: Umre kıyamete kadar hac aylarına girmiştir. Bakınız hadisi nakleden Tirmizi diyor ki: Cahiliye dönemi insanları hac aylarında umre yapmazlardı, İslam gelince Resulullah buna ruhsat verdi. Umre kıyamete kadar hac aylarına girdi buyurdu. Delil oluştu mu, evet. Tırmizi kendi rivayet ettiği hadisi şerh etti, dedi ki: Cahiliye döneminde insanlar hac ile umreyi yapmazlardı, yani hac aylarında umre yapmazlardı. Demek ki hacda yapıyorlar, umre de yapıyorlar.
İhrama giriyorlar mı acaba bizim hacılarımız gibi?
(Bakara 21) Ey insanlar sizi de sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin de takva sahiplerinden olun.
Şüphesiz bu ayet Ensar hakkında inmiştir. Onlar İslam’dan evvel hudeyt mevki hizasında bulunan menat putu için ihrama girerlerdi. Adamlar ihrama da giriyorlar, ama bakın hataları var, o ayrı. Ama ihram var, hac var, umre var.
Telviye (Lebbeyk Allahumme lebbeyk) var mı? Buda yoktur herhalde. Bu gerçekten bir bilinç ile yapmamız gereken bir şey. Fealem ennahu la ilahe illallah.
Şunu diyebilirsiniz bize ne Mekkeli müşriklerden, biz ne yapalım onların yaptıklarından. Bu çok büyük bir hata olur. İyi tanıması lazım, Nuh kavminin de müşrikini bilmesi lazım, Muhammed as kavminin de müşriklerini bilmemiz lazım ki kendimizi ancak bu şekilde koruyabilelim.
Şimdi bakın, telviyelere bakalım; müşrikler telviyelerinde şöyle derlerdi: Lebbeyk la şerikelek. Şimdi devam edecek hadis ama burada bir metin giriyor araya: Tekrar tekrar icabet sana. Senin ortağın yoktur dedi, ispat yaptı burada, nefysiz ispat yaptı. Ama velakin Resulullah burada devreye giriyor, yazık size bu kadarı yeter buyurdu, yani şurada kalın. Lebbeyk la şerikelek, burada durun diyor Allah Resulü müşriklere. Diyorlar ki illa şerikel huvelek, temlikuhu vema melek. Yani, yalnız bir şerik müstesna, o senin şerikindir sen ona ve onun malik olduğu her şeye maliksin, derler. Bunu beyti tavaf ederken söylerler, bakın tavafta var, telbiyede var. Problemli ama var.
Vakfe yaparlar mı?
Ömer sabaha namazını muzdelifede kıldı sonra meşarül haramde vakfe etti. Sonra dedi ki: Müşrikler güneş doğmadıkça müzdelifeden minaya dönmezler. Ey sebir dağı, güneşin ziyasıyla yıldıra yıldıra binaya gidelim, derlerdi. Nebi sallallahu aleyhi vesellem kureyş müşriklerine muhalefet edip güneş doğmazdan evvel, yani alacakaranlıkta minaya döndü.
Şimdi adamlarda yine vakfe var ama velakin yine bir problemleri var, ama hac esnasında vakfe var mı yine var. Ebu Said hoca Mekkeli müşriklerin haccını anlatırken bizim haccımızdan öyle böyle bir farkları olmadığını söylerdi. Belli başlı birkaç nüans farkı olduğunu söylerdi, işte bizde bunları zikrediyoruz burada. Önemli olan bunların var olup olmaması meselesi olarak bunlara bakmak.
Kurban keseler mi müşrikler? Evet.
Enes r.a’dan dedi ki: Resulullah s.a.v: İslam’da kabrin etrafına kurban kesmek meşru değildir. Burası önemli bakın. Kabrin etrafında meşru değildir. Bugün maalesef bazı insanlar salih kişiliklerin yanında dikkat edin hemen adaklıklar vardır. Bu hadisin ravilerinden Abdurrezzak dedi ki: Cahiliye döneminde halk, kabir yanında ya sığır veya başka bir hayvan keserlerdi. Bakın yine kurban var, ama nerede kesiyorlar, kabir yanında. Bazen biz şunu diyoruz mesela, biri diyor ki falanca yerde gidiyor kurban kesiyor. Diyoruz ki sen niye burada kurban kesiyorsun, Allah rızası için kesiyorum diyor. Allah rızası için kesiyorsan bahçende kes, belediyenin tesisinde kes, neden özellikle oraya gidiyorsun. Oraya gitmen senin problem işte, eğer Allah rızası içinse bahçende kes. En yakın belediyenin tesisinde kes.
Peki, bir müşrik sadece ve sadece Allah’a dua eder mi?
Zorda kaldığında eder.
وَاِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فِي الْبَحْرِ ضَلَّ مَنْ تَدْعُونَ اِلَّٓا اِيَّاهُۚ فَلَمَّا نَجّٰيكُمْ اِلَى الْبَرِّ
اَعْرَضْتُمْۜ وَكَانَ الْاِنْسَانُ كَفُورًا
Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda bütün yalvardıklarınız (sizi yüzüstü bırakıp) kaybolur, yalnız Allah hariç. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür. (İsra 67)
Buradaki siz dediği kim, kureyş müşrikleri, Mekkeli müşrikler. Sıkıştıklarında ne yapıyorlar, dini Allah’a halis kılıyorlar, yani duaların da tevhid ediyorlar Allah’ı. Sadece ona yalvarıyorlar, peki o sıkıntı gittiği zaman karaya çıktıklarında ne yapıyorlar, yine ortak koşmaya devam
ediyorlar.
Bakınız Allah Adına yemin etmeleri:
وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَٓاءَهُمْ نَذ۪يرٌ لَيَكُونُنَّ اَهْدٰى مِنْ اِحْدَى الْاُمَمِۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ نَذ۪يرٌ مَا زَادَهُمْ اِلَّا نُفُورًاۙ
Müşrikler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah’a yemin etmişlerdi. Fakat bir uyarıcı gelince, bu onların nefretlerini arttırdı. (Fatır 42)
Adamların hayatlarında birde yemin var, yemin olduğunda sundukları varlık Allah. Fakat bir uyarıcı gelince bu onların nefretlerini arttırdı. Hayatında itikaf yapan var mı?
İbm Ömer’den: Ömer r.a. cahiliyye devrinde Kabe’nin yanında bir gece veya bir gün itikafta kalmayı adadı. Bunu Resulullah s.a.v’e sordu, O: “İtikafa gir ve oruç tut” buyurdu.4
İtikaf neydi? Her şeyden elini ayağını çekip camide zaman geçirmek, zorunlu bir ihtiyaç olmadıkça da oradan çıkmamak. Ömer r.a.’da müşrikken bir gün veya bir gece kendisine Kabe de itikaf adıyor. Tabi sonradan bunu Resulullaha soruyor Müslüman olunca. Burada bizim için delil olan yer neresi, bizim yapmadığımız bir ameli o müşrikken yapmış.
Bugün, içinizde sadaka veren, köle azad eden, akrabalık bağlarını gözeten var mı? Bakınız Buhari 1436’da gelen bir rivayette Hakim bin hizam diyor ki: Ya Resulullah, cahiliye devrinde kendileriyle ibadet edegelmekte olduğum, sadaka vermek, köle azad etmek, akrabalık bağlarını devam ettirmek nev’inden birtakım işler hakkında ne düşünürsün? Bu işlerde benim için evr ve sevab var mıdır? Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ”Sen, geçmiş olan hayırların üzerine İslam’a girdin” buyurdu.5
Şimdi adam müşrikken sadaka veriyormuş, köle azad ediyormuş, akrabalık bağlarını gözetiyormuş.
Müşrikler Fakirleri de Doyururlardı
Aişe (r.a.) -”Ya Rasulallah! İbni Cud’an cahiliyet devrinde akrabasına yardım eder, fakirleri doyururdu. Acaba bu ona bir fayda verir mi?” dedim. ”Fayda vermez, çünkü o hiçbir gün Ya Rabbi! Kıyamet gününde benim günahlarımı mağfiret eyle, dememiştir. buyurdular”
Aişe annemiz ibn Cudan vefat ettikten sonra onun iyiliği aklına geliyor ve Allah Resulune onun yapmış olduğu bu fakirleri doyurma eyleminin o öldükten sonra ona bir faydası var mı yok mu, bununla alakalı merakını gidermeye çalışıyor. Burada asıl kastedilen, ibn Cudan öldükten sonra dirilmeye inanmıyordu. Eğer inanmamız gereken hususlardaki bizim inkarımız veya Allah’a ortak koşuşumuz aynı ibn Cudan’ın sonucunu bize doğuracak. Bizi ürkütmesi gereken yer burası. Tüm yaptığımız ibadetler bizi yıldırmamalı, öyle bir şeydir ki bu şirk alıp götürüyor tüm ibadetleri “Ey Muhammed sen bile şirk koşsan amellerin iptal olur” diyor. Hangi amelleri iptal olur Muhammed s.a.v’in, yani umut beklediği senin gibi. Sen namazından umut beklemiyor musun? Orucundan umut beklemiyor musun?, haccından, umrenden gidip te bir mebrur hac olsa da annemden doğduğum gibi olsam demiyor musun?, Diyorsun. Bir ramazan, bir sonraki ramazana kadar olan günahlara kefarettir, demiyor musun? “Ramazan gelip te bağışlanmayanın burnu yerde sürtsün” demiyor mu Allah Rasulü (s.a.v), her şeyden bir beklentimiz var, anne ve babamıza yaptığımız iyiliklerden dahi. Hanımımızın ağzına koyduğumuz lokmadan dahi bir beklentimiz var, doğru mu? Ama kardeşim bu öyle bir mesele ki, yaratıcımız bunu değerli bir mesele olarak vasfetmiş. Şirk koşmadan ölmemiz lazım, işte İbn Cudan, işte diğerleri. Adamlar hiçbir fayda göremiyorlar, neden? Eksik nerede? Problem nerede? Bunu gidermemiz lazım. E Onlar “la ilahe illallah demiyorlardı” ya sen diyorsunda ne oluyor? Burada söylüyorsun, orada gidip Allah’tan gayrısına yalvarıyorsun. Burada söylüyorsun, orada Allah’tan gayrısına tevekkül ediyorsun. Burada söylüyorsun, orada Allah’tan başkasından medet umuyorsun, şefaat beklentisi içerisine giriyorsun, O’ndan başkasından daha çok korkuyorsun, O’ndan başkasını daha çok seviyorsun. O ibadetleri boşa çıkaran unsurlar sendede eylemsiz, ilimsiz, ihlas sız bir şekilde söylediğin “la ilahe illallah” bu noktada sana da fayda sağlamayacaktır. Abdest aldığında bozulmuyor mu? İmanda bozuluyor işte, la ilahe ilallahta bozuluyor işte. Sen şunu demek istemiyorsun aslında la ilahe ilallah derken: “ben la ilahe ilallah dedim” yani bu ömrümün sonuna kadar beni korur. “la ilahe ilallah” dedin mesela İslam’a girdin şimdi. Şimdi bu demeyle kıyamete kadar ne yaparsan yap bu söz bozulmayacak mı? Siz böyle bir abdest biliyor musunuz? Hiç on yıldır abdest tutan var mı? İlla bozuluyor dimi, yani bozulan bir şey demek istiyorum bu imanda. Şirk bulaştı mı gidiyor iman, bozuluyor. O yüzden teşriki mesaisini birçoğumuzun bu meselelere ayırması kendisi için çok faydalı olacaktır.
Bakın hacılara yemek dağıtan var Mekkeli müşrikler içerisinde:
Hayırlı işler için anlaşmalar yapanlar var. Yani adamlar oturmuşlar (müşrikler) kim zulme uğrarsa ona yardım edeceğiz diye kendi aralarında anlaşmalar yapıyorlar. Bakın bu adamlar kafir, müşrik.
Sünnet oluyorlar mı müşrikler?
Hırakliyus Ebu sufyana ne sordu? O dedi sünnetli mi.
Hirakl bir adama: ”Arap kavmi sünnetli midir? diye sordu. Sünnet olurlar cevabını aldı. Bunun üzerine Hırakl: Bu ümmetin meliki zuhur etmiştir, dedi.6
Şimdi toparlayalım, subhanallah lafzı ne kadar kullanılıyor bir Müslümanlar tarafından? Namazda evet, namazın dışında nadirattan aslında ama biliyorsa zaten bu zikir kadar değerli bir zikir yok. Ama müşriklerde söylüyorlar:
(Hudeybiye Zamanı)……..Kinâne oğullarından birisi Kureyş’e hitaben: — Beni bırakınız, bir kerre de Muhammed’in yanına ben gideyim, dedi. Onlar da: — Git! dediler. Bu Kinânlı zât, Rasulullahın sahâbîlerine doğru giderken, Rasûlullah: — “Bu gelen fulan kimsedir. O öyle bir kabiledendir ki, onlar hac ve umre kurbanlarını tazim ederler. Gerdanlıklı kurban develerini bu zatın gözü önüne salıverin!” buyurdu. Sahabeler bütün kurbanlık develeri onun geleceği yolun üzerine salıverdiler; ve yüksek sesle Lebbeyk, Allâhumme lebbeyk diyerek Kinânî’yi karşıladılar. Kinânîli zât kurban develerini ve sahâbîlerin telbiye ile karşılamalarını görünce hayret ederek: — Subhânallah! Bu zâtların Beyt’i ziyaretten men’ edilmeleri, yakışmayan bir harekettir, dedi. Kureyş’in yanına dönünce de: — Ben bunların umre için kesecekleri kurban develerini alâmetlendirilmiş bir hâlde gördüm. Ben bunların Beyt’i ziyaretten men edilmelerini uygun görmem, dedi……. (Dindarlığından böyle yapıyor)7
Bakın bu bir müşrik ama subhanallah zikri oradada var.
Yalan söylemeyi kendilerine yakıştırmıyorlar, kim mesela Ebu Sufyan.
Rum kralı Hirakl, ticaret için Şam’a gelen Ebû Süfyân ve arkadaşlarını, nebiliğini ilân eden kişi hakkında bilgi almak üzere sarayına davet etmişti. Henüz Müslüman olmayan Ebû Süfyân’ın Rasulullah ile ilgili yaptığı şu itiraf, aslında müşriklerin Allah Resulü’ nün saygınlığını inkâr edemediklerinin açıkça dile getirilmesinden başka bir şey değildi: “Vallahi, yalancılıkla itham edilmekten korkmasaydım, onun (Rasulullah’a (s.a.s.) hakkında yalan ithamlarla ileri geri konuşacaktım.” Aralarında geçen konuşmada Hirakl’ın Rasulüllah ile ilgili olarak, “Hiç anlaşmaya ihanet ettiği oldu mu?” sorusuna “Hayır! O yaptığı anlaşmaya ihanet etmez ancak biz şimdi onunla bir süreliğine ateşkes yaptık. Bu süre içinde ne yapacağını bilmiyoruz.” şeklinde cevap vermişti. Ardından Ebû Süfyân’ın bu cevabıyla ilgili olarak, “Onunla ilgili olumsuz bir söz olarak, konuşmama ancak bu sû-i zannımı sokuşturabildim.” şeklindeki kendi itirafı da oldukça dikkat çekicidir.8
Haram aylara riayet ediyorlardı.
…Abdu’l-Kays heyeti, Rasulullah’ın yanına geldi. Rasulullah s.a.s. onlara “Topluluğa merhaba! Allah sizi utandırmasın, pişman etmesin” buyurdu. Bunun akabinde onlar da:
“Ya Rasulallah! Seninle bizim aramızda Mudar’dan olan müşrikler var. Biz sana ancak haram aylar içinde ulaşabiliyoruz. Sen bize özet olarak bir takım emirler söyle de biz onunla amel ettiğimizde cennete girelim ve geride kalanlarımızı ona çağıralım” dediler…9
Haram aylara bile riayet gösteriyorlardı.
Ölümlerinden sonra çocuklarına, kendilerinden sonra köle azad edilmesini vasiyet ediyorlardı.
أنَّ العاصَ بنَ وائلٍ أوصَى أن يُعتَقَ عنهُ مائةُ رقبةٍ فأعتقَ ابنُهُ هشامٌ خمسينَ رقبةً فأرادَ ابنُهُ عمرٌو أن يعتِقَ عنهُ الخمسينَ الباقيةَ فقالَ حتَّى أسألَ رسولَ اللَّهِ صلَّى اللهُ علَيهِ وسلَّمَ فأتَى النَّبيَّ صلَّى اللهُ علَيهِ وسلَّمَ فقالَ يا رسولَ اللَّهِ إنَّ أبي أوصَى بِعتقِ مائةِ رقبةٍ وإنَّ هشامًا أعتقَ عنهُ خمسينَ وبقيَت علَيهِ خمسونَ رقبةً أفأُعتِقُ عنهُ فقالَ رسولُ اللَّهِ صلَّى اللهُ علَيهِ وسلَّمَ إنَّهُ لَو كانَ مسلِمًا فأعتقتُم عنهُ أو تصدَّقتُم عنهُ أو حجَجتُم عنهُ بلغَهُ ذلِكَ
Amr b. Şuayb, babası kanalıyla dedesinden bildiriyor: Âs b. Vail, ölümünden sonra 100 köle azat edilmesini oğullarına vasiyet etti. Babasının ölümü üzerine Hişam elli köle azat etti. Diğer oğlu Amr ise geri kalan elli köleyi azat etmek istedi. Ancak bunu yapmadan önce Rasûlullah’a (s.a.s) sormayı düşündü. Rasûlullah’ın(s.a.s) yanına gelerek : “Ey Allah’ın Rasulü! Babam, kendi adına, yüz köle azat edilmesini vasiyet etmişti. Hişam onun adına elli köle azat etti! Benim üzerime de elli tanesi kaldı. Onun adına ben azat edebilir miyim?” dedi. Aleyhissalatu vesselam, cevaben: “Eğer o Müslüman olsaydı, köle azat etseniz, onun için sadaka verseniz veya onun için hac yapsaydınız bu ona ulaşırdı.” Buyurdular.10 (Kafirin yaptığı amelin faydasızlığına da delil)
Bakın biz hani, oğlum ben ölürsem bana çeşme yap, şu paramla şöyle yap, okul yap, şöyle şöyle hayırlar yap, cümleleri var ya aynısı işte. Öldükten sonra dahi namı yürüsün diye infakta bulunuyor.
Peki Mekkeli müşrikler Allah’a yaklaşmaya çalışıyorlar mı?
Haberiniz olsun; halis/şirksiz din sadece Allah’ın dinidir. Ondan başka evliyalar edinenler: ” Biz bunlara bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz.” derler.”(Zumer suresi 3)
Allah’ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler. De ki: “Siz, Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir.” (Yunus 18.)
Bu sayılanlara iman eden ve amel edenlere ne diyorlar? Müslüman. Ama Allah ne diyor: Müşrik – O zaman eksiği tamamlayın!
Mehmet sen müşrik misin? Neyinle değilsin?
Umarız, Mekke Müşrik toplumunun, bu zikrettiğimiz inanç ve ibadetlerine rağmen, Allah tarafından neden müşrik olarak isimlendirildiğini, Rasulullah’ın (s.a.s.), Allah’a inanıp O’na yaklaşmaya çalışan bu Mekkeli Müşriklerle neden savaştığını okuyucumuza sordurabildik ve yine, Allah’a inanıyorum demenin, kişiyi ‘müşrik’ sıfatını almaktan alıkoyamadığını fark ettirebildik.
Eğer sen müşrik olmadığını şunlarla doldurursa müşrik olmaya devam edersin. Eğer müşrik olmadığını, ebu Zerin kıldığı namazla, ibni Cudan’ın sadakaları verip köleleri azat etmesiyle, Ebu sufyan’ın yalansız lığıyla, Ömer (r.a.)’ın cahiliyede yapmış olduğu itikafla veya ona benzer şeylerle doldurmaya kalkarsan başarılı olamazsın.
Bakınız sen müşriksin dediğimde eğer değilim diyorsan, o değilim dayandırdığın şeyler şu Mekkeli müşriklerin inanç kısmındaki zikrettiklerimizle, ibadet kısmındaki bina ettiklerimizi değilim demişsen, şu sayılan ve yerilen şu insanlardan kurtulamayacaktın. Onun başka bir ayraca ihtiyacı var, onu şu topluluklardan ve şu amellerden ayıran farklı bir şeyin olması lazım ki kendini bunlardan sıyırabilsin.
“ Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke “
