İbadet kelimesi bizim çok kullandığımız bir kelime, Arapça bir kelime. Bizim bunu Arap lügatinden öğrenip onu Türkçe ’ye çevirmemiz lazım. Çünkü toplumumuz bu Arapça kelimeye Türkçe bir ifade yüklemiş olabilir. Bunu unutmayalım, yani bizim Türk halkı Arapça bir kelimeyi alır, ona kendi yüklemiş olduğu; inancını vs. ona yükleyebilir. O yüzden bunu Arapçasıyla, Türkçesiyle kıyaslamamız gerekmektedir.
İbadet Deyince Aklınıza Ne Geliyor?
İbadet eşittir kulluk. Peki kulluk ne demek ibadet. Bu tanım doğru oluyor mu şimdi? Siz, bilinmeyen bir şeyi tarif ederken müteradifini alıyorsunuz o kelimenin ve o bilinmeyeni bir kelime ile ifadelendirmeye çalışıyorsunuz ama o kelimede açıklanmaya muhtaç. Yani kulluk ne demek ibadet ne demek? Dolayısıyla kulluk ve ibadet kelimeleri aynı olmasına rağmen, siz kulluğa eşittir ibadet dediğiniz zaman başarılı olmuş olmuyorsunuz. Veya ibadet nedir dediğim zaman, kulluk ne dediğim zaman yine başarılı olmuş olmuyorsunuz.
Biz şimdi Arapça olan bu kelimeye iki şekilde yaklaşacağız. Bir tanesi, ihtiyari kulluk, bir tanesi de icbari kulluk. İbadet kelimesini biz algılayacağız ve kolay yöntem olarak bu iki kavramı kullanacağız. Buraya atıf yaptık, birazdan geleceğiz.
İbadetin tanımında iki tane icmali (anlaşılması kolay), meseleyi dinleyiciye kolayca anlatabileceğimiz bir ifade var. Bir tanesi, kulluk şudur: insandan sadır olan, düşünce, söz, kasıt ve fiillerdir. Şimdi ben bir kulluk tanımı yaptım ama bu icbari kulluğun tanımına mı girer, yoksa ihtiyari kulluğun tanımına mı girer? Bu soruya erken cevap vermeyelim.
Şimdi ikinci tanımı yapalım. İbadetin ikinci tanımı: Allah’ın sevip razı olduğu, açık ve gizli yapılan tüm amellere ibadet denir. Bu ikinci yaptığım tanım acaba icbari kulluğa mı girer, yoksa ihtiyari kulluğa mı girer?
Neden Bu Kadar Tevhid Dersinden Sonra Neden İbadet Kavramına Girdik Sizce?
Biz şimdiye kadar şunu öğrenmedik mi, eğer Allah’tan başka bir varlığa ibadet edersek, ona ortak koşmuş olacağız. İbadetin tüm cüzlerinde Allah’ı birlememiz lazım. Yani, ibadeti Allah’a has kılmamız gerekiyor. Dolayısıyla ibadeti de bilmemiz gerekiyor ki parçaları birleştirmiş olalım.
Şimdi ben size Arapça kelimeler söyledim, bunları bir seferde hemen öğrenemezsiniz, bunlar gerçekten tekrarıyla nakış nakış işlenen kelimeler, yani ihtiyari kulluk ve icbari kulluk.
İhtiyar ne demek normalde, muhtar kelimesine de benziyor, muhtar seçilmiş kişi demek. İhtiyar dediğimizde ise, seçilerek, isteyerek, arzulanarak yapılan ibadeti kastetmiş oluyoruz.
İcbari kullukta da cebren/zorla yapılan kulluğu kastetmiş oluyoruz. O zaman kulluk dediğimiz zaman, ibadet kelimesi aklımıza gelir, ibadet dediğimiz zaman kulluk kelimesi aklımıza gelir. Biz ibadet kelimesini doğru düzgün algılayabilmemiz içinde bunu iki şekilde izah etmemiz gerekiyor, bir tanesi ihtiyari kulluk, bir tanesi de icbari kulluk olarak size tarifini yaptık. Kişiden düşünce, söz, kasıt ve fiil olarak ne sudûr ederse buna bir kulluk dedik ve bununda icbari kulluk olduğunu söyleyebiliriz. Az önce söylediğim Allah’ın sevip razı olduğu gizli ve aşikâr tüm ibadetlere de ihtiyari kulluk dedik.
İkisi arasında ciddi bir fark oluştu şu anda. Orada bir nüans farkı var bunu yakalayabildiniz mi?
Bu tanımlarda bir farklılık var. Ne olabilir, bir tanesinde Allah lafzı kullandık, bir diğerinde kullanmadık, mesela bu birinci farktı. Peki bizim bundan en çok yakalamamız gereken şey nedir. Mesela akşam evimize gittiğimiz zaman ne yapacağız, uyuyacağız. Az önce ne yedik, yemek yedik. Yediğimiz yemekler ve içtiğimiz içeceklerden sonra lavabo ihtiyacımızı görüyoruz. Mecbur, evet. Allah’ın bizi yaratırken bizden sudûr edecek bazı düşünceler, sözler, kasıtlar ve fiilleri rabbimiz bize mecburen, icbari olarak vermiş. Bizim bunlarda seçme hakkımız yok. Biz mecburen tuvalete gideceğiz, mecburen uyuyacağız, biz mecburen ihtilam olacağız, biz mecburen nefes alacağız. Peki bunlar kulluk mudur? Evet, bunları Allah istemiştir ve bizden de sudûr ediyor. Bunları Allah bu şekilde olmasını istemiştir ve bu şekilde de oluyor. Buna hayır diyebilecek var mı? Hayır. Çünkü bu icbari bir kulluktur, bu olmak zorundadır. Burada sizin ihtiyarınız yoktur. Ben uyumam diyemiyorsunuz, içmem diyemiyorsunuz. Sizden bunlar mecburen sudûr ediyor. Muhakkak bir düşünme eylemi yapacağız, muhakkak bir niyet taşıyacağız. Kaçarı yok, işte bunların hepsi icbari kulluktur, zorunlu kulluktur. Yapmak zorundayız, bunları Müslümanım diyende yapar, gayrı Müslim’de yapar, ateistte yapar. Binevi bu noktada bütün insanlar Allah’ın kullarıdırlar ve evren canlısıyla, cansızıyla, inananı ile inanmayanı ile bu kulluğu yerine getirir. Mesela güneş bir kuldur. Kulluğuda ışık ve ısıdır şu ana kadar bildiğimiz, manyetik etkiler de var mesela bunlarda konuşuluyor. Ona göre namaz vakitlerini tayin ediyoruz, birçok kulluğu var mesela güneşin en son işte tekrardan batıdan doğacak kendisi. Peki bu kulluğu ihtiyari mi icbari mi? İcbari bir kulluk bu.
Peki, siz eve gittiğinizde, uyuduğunuzda, eğer bu bir kulluk eylemiyse, bununla birlikte sevap alıyor musunuz? Burada bir sevap varsa Müslüman olmayanında bu sevabı alması gerekir, ama sevap Müslümandadır, hayvanlarda uyur. Normalde bir insan uyuduğunda icbari olduğundan dolayı bu adama bir ecir olmaz, çünkü zaten bu adama ne oldu mecburdu. Mecbur olunan bir şeyde ihtiyari kulluk söz konusu olmaz. İcbari kullukta bu böyledir. Ama ihtiyari kulluk neydi, Allah’ın sevip razı olduğu gizli ve açık ibadetlerin hepsi dedik. İkisi arasındaki fark büyük.
Peki burada hangi kul övülür, icbari kul mu, ihtiyari kul mu?
Firavun icbari kulluğunu yerine getirmiyor muydu? Evet bizimle ortak paydada icbari kulluğu yerine getiriyordu, ama ona bir fayda sağlamıyordu. Çünkü zaten Allah bunu böyle takdir ettiği için daha insanı yaratmadan önce, bu şekilde bir kul belirlemiş. Böyle yapmasını istemiş, yorulduktan sonra uyumasını istemiş. O kulda bunu yerine getiriyor. Ama icbari, cebren. Dolayısıyla buda bir kulluktur ama icbari bir kulluktur.
Evrendeki bütün varlıkların Allah’ın karşı konulamaz yasalarına boyun eğmiş bir halde işlevlerini sürdürmeleri zorunlu ibadet olup bazı ayetlerde bu ibadet söz konusu varlıkların “Allah’a secde etmesi” şeklinde ifade edilmiştir (meselâ bk. el-Hac 22/18; er-Rahmân 55/6). İradeye bağlı ibadet ise akıl sahibi varlığın hür iradesiyle yapması istenen, bu sebeple de sorumluluğa, mükâfat veya cezaya konu olan kulluk şeklidir.
Şimdi mesela iki tanesini örnek vereceğim, çok var aslında.
Meryem 93. “Göklerde ve yerde onların tümü, Rahman (olan Allah’a) yalnızca abd (kul) olarak gelecektir.”
Ra’d 15. Göklerde ve yerde bulunanlarda, onların gölgeleri de sabah akşam, ister istemez, sadece Allah’a secde ederler.
Ağaçların secdeleri gölgesidir, o gölde güneş ona arkadan vurduğunda ağaç secde eder. Farklı bir yerden vurduğunda secdesinin yeri değişir ama yere kapaklanır orada ağaç. Bunun gibi, Kuran-ı kerim’de birçok ayeti kerimde, fen bilgisinde bize cansız varlıklar olarak öğretilen ama kendi iç dünyalarında canlı olan güneş, ay hatta bir taş parçası dahi, evren sema, arş keza ve diğerleri aslında Kurani bakış açısında Allah’ın bir kulu. Güneş bir kul, ay bir kul, sema bir kul, arş veya kürside keza böyle. Zamanda bir kul, zaten zamana sövmeyin diyor.
Dolayısıyla, Allah’ın dışındaki her şey bir kuldur. Yani, geriye hiçbir şey kalmıyor Allah’tan başka. Her varlık Allah’ın bir kuludur.
Peki, güneşin, ayın, ağacın, insan ve cinden farkı nedir? Sorumlu olmamaları. Çünkü sorumlu olacak irade onlara verilmemiş. Yani, insan ve cin dışında ki varlıklarda ihtiyari sorumluluk, icbari sorumluluk, ikisi de cem olmasına rağmen insan ve cin dışındaki varlıklarda sadece icbari kulluk söz konusu olmuş olur. İster isteyerek ister istemeyerek gelin de zaten isteyerek gelmeleri söz konusu. Yani, güneşin kulluğunda iradesi olmadığı için, ben bugün doğamıyorum, doğmak istemiyorum, yorgunum gibi bir cümle duyamazsınız veya Ay’da da böyle bir şey olmaz. Harley kuyruklu yıldızı 75 yılda bir geçecekse, ekinoks 21 aralıkta olacaksa bunlar illaki icbari olarak gerçekleşecektir. Ama velakin bize gelince ve kuldaşlarımız olan cinlere gelince bizlerdeki olan bu ihtiyar bizim kulluk serüvenimizi oluşturan ana temadır. Yani bize verilen bu ihtiyar, seçme hakkı, irade, bizim ya başımızın belası olacak yahut ta bizi, meleklerden üstün dediğimiz, meleklerle eşdeğer dediğimiz, veyahut diğer cümlelerle ifadelendirilmeye çalışılan meleklerin dahi gıpta ettiği üstün bir makama bizi ulaştıracaktır.
Dolayısıyla bizim ibadetteki yaptığımız bu tanım, bizim ne yapmamız gerektiğini ve neler yapmamız gerektiğini bize öğretmede fayda sağlayacaktır.
İbadet kelimesinin eş anlamlısı ne demiştik, kulluk. Biz bunu bununla tarif ettiğimiz zaman başarılı olmuyoruz, o zaman ibadeti tanımlamamız gerekiyor. Peki tanımlarken kaç şekilde tanımlarız dedik, iki şekilde tanımlarız dedik. Önce bir başlık attık, icbari ve ihtiyari kulluklar ve sonra tanımlar yaptık. Bu tanımlara bunların altından hangilerini koyabileceğimizi sorduk ve dedik ki: insandan sudûr eden söz, kasıt, düşünce, fiil ne varsa hepsi icbari kulluğun altındadır. Ama, Allah’ın sevip razı olduğu, gizli ve aşikâr bizden sudûr eden ne varsa, bunlar Allah’a ibadettir dedik.
Peki, ihtiyari kulluk olarak uyguya yaklaşabilir miyiz? Yani icbari olarak Allah’ın sevip razı olduğu bir pozisyona getirebilir miyiz? Evet. Nasıl yaparız biz bunu? Şimdi bir kere bizim vücudumuzun üzerimizde hakkı var deriz. Bu hakkı ödemek içinde onun uykuya ihtiyacı var deriz, yatsıdan sonra çok önemli bir işimiz yoksa mümkün olduğunca erken yatmaya çalışırız, çünkü gecenin son üçte birinde kalkma hedefimiz vardır. Böyle bir hedefimiz yoksa sabah namazında cemaate gitme hedefimiz vardır. Bütün bu uykusuzluk ve yorgunluk bizi bunlardan alıkoyabilir. Öyleyse ben bu bilinçle yattığım zaman yatarken de yatmadan önce de ellerimle avucumu açıp felak, nas ve ihlas surelerini okuyup vücudumla üç kere sıvazlarsam, yattıktan sonrada uyku pozisyonundayken ayetel kürsü okursam, yattığım zamanda sağ tarafıma yatarsam, abdestli yatmaya da gayret edersem, övülen bir ibadet olduğu için yatarken. Bütün bunları da yerine getirirsem, bu ibadet artık ihtiyari olur. Hiçbirini yapmayabilirdim dimi, özgürdüm, ama isteyerek yaptım. Bu sefer icbari olan, fıtratımda var olan o uyuma duygusu Allah’ın bana vermiş olduğu bu uyku eylemi, benim bu ihtiyarımla birlikte Allah’ın sevip razı olduğu gizli ve aşikâr bir ibadet haline dönüşmüş oluyor.
Ama velakin benim az önceki söylediklerimin hepsinin delili olması lazım. Bunların hiçbirinin delili olmasaydı, ben bunların hiçbirinin sevabını alamazdım.
Şöyle bir örnek vereyim, yatsı ezanı okunduğunda icbari olarak mı namaza gidiyoruz, ihtiyari olarak mı? İhtiyari olarak. Bundan ecir alıyor muyuz? evet. Peki yatsı namazı kılmadan önce, dört rekâtlı sünneti kılınıyor doğru mu? Normalde bu icbari mi ihtiyari mi? İhtiyari. İstesem kılmam. Peki ben bu namazı kıldım, sonra farzı kılacağım. İkisinden de ecir alıyor muyum ihtiyari olduğu için? Hayır. Çünkü delili yok. Farzdan önceki dört rekâtın delili olmadığından dolayı, burada her ne kadar eylem ihtiyari olmuş olsa da buradan ecir alamayız.
Mesele yatsı namazı meselesi değil şu anda, ne meselesi? Delil olup olmaması meselesi. Dolayısıyla senin ihtiyari olarak Allah için senden sudur edecek, düşünce, söz, kasıt ve fiiller, Allah’ın sevip razı olduğu ne varsa, bunlarında islam şeriatında karşılığı olması lazım, delili olması lazım. Eğer bunun bir delili yoksa sen burada Allah rızasını gözetiyor olsan dahi, Allah’ın delil indirmediği bir düşünceyi, sözü, kastı veya fiili sudur ettirdiğin için kendinden sen ondan bir ecir alamayacaksın. Buda Allah’ın sevdiği, senin de isteyerek severek yaptığın bir eylem değil bak. Delilini bulduğun eylem. Çünkü insanlar bidatleri, delili olmayan şeyleri severek yapıyorlar. Benim severek yapmam veya bir milyon kişinin yapıyor olması, bunu geçerli kılmıyor, Allah’ın sevip razı olduğu bir amel haline dönüştürmüyor. Her ne kadar ihtiyari olmuş olsa da nasıl icbaride o fayda sağlamıyordu, burada ihtiyaride de delil yoksa ona bir fayda sağlamıyor. Burada Allah’ın sevip razı olduğu şey nedir? İndirdiğidir. İndirmediği sevip razı olduğu şey olabilir mi? Mesela ruhbanlığı kim çıkardı? Allah mı indirdi onlara? Onlar çıkardı. Dinde yoktu böyle bir şey, yerine de getiremediler, halada getiremiyorlar. Kiliseler arasında tüneller var, cinsi ilişkileri tamamlamak için veya pedofili var veya diğerleri var.
Yani insanların kendilerinden çıkardığı, hoş gördüğü veya bir alimin çıkardığı, fark etmez. Delili yoksa onu da reddederiz, bunu bir alim çıkardı diye hemen kabul etmeyiz. İnsanların çoğu yapıyor diye de yapmayız. Bununda bir delili olması lazım ki sende o anda ondan bir sevap alabilesin.
Şimdi burayı da aldıktan sonra soru varsa başka bir anlatıma devam edeceğiz.
Bakınız o zaman ibadet deyince, namaz mesela bir ibadettir doğru. Ama tek doğru mu? Değil. En önemli ibadet mi evet. O zaman ibadet dediğimiz zaman insanın tamamen hayatını düşünmemiz gerekiyor. İbadet eşittir 24 saat aslında. Bakın şu bilgiyi aldıktan sonra hayat size mutlu gelmeye başlayacak. Çünkü kalabalıklara sıkıştırılmış olan bir ibadette, siz sadece umreye gittiğinizde veya hacca gittiğinizde veya ramazan geldiğinde veya o ibadeti yerine getirdiğinizde ibadet ettiğinizi hissediyorsunuz dimi. Oysaki şu tanımları yakaladıktan sonra, bu işi bu şekilde öğrendikten sonra 24 saatiniz ibadet haline geliyor. 24 saatinizi sevap haline dönüştürecek bir imkân sunuyor size. İnsan 24 saatin kaçta kaçını uyuyarak geçirir? 8 saat, 6 saat.
Şimdi 8 saat uyuduğumuzda ibadet etmiş olacak mıyız? Evet. O uyku eylemini, onun için icbari kılınan o eylemi Allah’ın istediği bir şekilde başladığı, kalktığında da “Elhamdülillâhillezî ahyânâ ba‘de mâ emâtenâ ve ileyhi’n-nüşûr” diye kalktığında. Yani “öldükten sonra beni dirilten Allah’a hamdolsun” zikriyle o yataktan kalktığında, 8 saatte uyusa, 6 saatte uyusa o ibadet etti. Namazın ibadeti ile uykunun ibadeti arasında normalde bir fark yok, sadece aralarında derece farkı var. O eylem, namaz kadar kıymetli bir eylem değil, ama Allah’ın razı geldiği ve kendisine sevap yazacağı bir ibadettir uyku eylemi.
Bu tuvalet içinde geçerli, hanımı ile cinsi münasebet yaparken de geçerli. Hadiste kişinin eşiyle cinsi münasebet etmesi sevaptır diyor, sahabe şaşırıyor, nasıl olur diyor. Hem biz cinsi ihtiyacımızı gidereceğiz hem de sevap kazanacağız. Allah resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ona” siz bu eylemi haram yoldan giderseydiniz size günah yazmayacak mıydı” diyor. Siz bunu helal yoldan giderdiğiniz için bu eylem size sevap olarak yazar.
Kardeşim, o kadar bonkör bir din ki, senin 24 saatini Allah’ın sevdiği bir ibadet haline getirip, yani icbaren sende var olan fıtraten sende var olan duyguları ortaya dökerken, hareket ettirirken, belirli şartları sen yerine getirdiğin zaman, istediği şekilde Allah’ın, onları ibadet haline dönüştürüyorsun. Gerçekten bu şekilde zevkli bir din haline geliyor. Bakışında böyle, tefekküründe böyle. Mesela tefekkür, insan en çok trene böyle yaslandığı zaman, dışarı baktığı zaman düşünür böyle, genelde bu örnekler verilir. İnsan tefekkür ederken bile ibadet eder, sevap yazar, ama neyi düşünürken? Burası önemli. İşte bu, senin orada ihtiyarın, seçiminde bulunduğun yer senin orasıdır.
Dolayısıyla bunlar bize zaten fıtraten verişmiş, kaçarımız yok. Bunları heba etmememiz gerekiyor. Bunları heba ediyoruz biz. Mesela bunları ilk defa duyan birisinin ne düşünmesi gerekiyor normalde. Ya ben 40 yıldır tuvalete gidiyorum yani buradan sevap elde edecekmişim ama edememişim.
Şöyle bir örnek verelim, bir kimse birisinin cenaze namazını kıldığında, bir kırat kadar sevap kazanır. Cenaze namazını kıldıktan sonra, defin işlemlerine de giderse iki kırat sevabı vardır. Sahabe soruyor bir kırat nedir ey Allah’ın resulü, Uhud dağı kadardır diyor. Şimdi bu rivayeti yaptığı zaman sahabenin bir tanesi şaşırıyor, bunu duymamış daha önceden. Daha sonradan bunun gerçekten böyle olduğunu öğrendiğinde, çok sevaplar kaçırmışız diyor, üzülüyor. Dolayısıyla 24 saatlik kulluk bilincini yakaladığımız zaman gerçekten çok güzel sevap elde etmeye başlayacağız, hayattan daha çok zevk almaya bakacağız, daha bilinçli olacağız, Allah’a daha yakın olmaya çalışacağız, bizden sürekli bir şekilde kulluğumuzu geliştirebilecek alanlar oluşturmaya çalışacağız, çalışacağız, çalışacağız.
Dolayısıyla, ibadet sadece namaz, oruç, zekât yani İslam’ın şartları dediğimiz bilinen şeyler değildir, kuldan sudur eden ne varsa bunlar bir ibadettir, kulluk eylemidir. Ama bunların bir kısmı icbaridir/zorunludur. Bizimde öğrendiğimiz şeriattan, nasdan, indirilenden, kitap ve sünnetten öğrenebildiğimiz o bilgilerle bu icbari kulluğumuzu öğrendiğimiz, fıtratımıza yerleştirilen bu eylemlerin hepsini sevap haline dönüştürecek bir potansiyele sahibiz. Hayatımızın tamamını kuşatan bir eylem olduğu bilincinde olabiliriz. Dolayısıyla insan ister istemez bir kuldur, yani şu an aslında, Yahudiler de Hristiyanlar da Deistler de Teistler de hepsi de aslında ister istemez bir kuldur ve konulan yasalar üzerine hareket etmektedir. Aslında bundan kurtuluş yoktur. Aslında bundan kurtuluş yoktur. Mesela ölüm emrini yerine getirmek zorundalar, kaçarları yoktur. Aynı onun gibi kulluk eylemlerinde de kaçarları yoktur kardeşler.
Siz bunu öğrendikten sonra gidip kendi çevrenizde test edin mesela, ibadet deyince genelde insanlar İslam’ın şartlarını sayacaklardır ve bunlara birkaç tane ilave edeceklerdir. Bu kısır bir ibadet duygusu, ibadet tanımı eksikliğidir. Bu eksiklik, o kişiye ne kaybettirir? İbadet tanımındaki eksiklik sana Allah’a olan kulluktaki eksikliğini de beraberinde getirecek. Sen belirli zamanlara kalıplaştırarak sokuşturulmuş, sıkıştırılmış, belirli alanlara sadece ve belirli figürlerle, ritüellerle Allah’ı razı edeceğini düşünüyorsun. Ama şu bakış açısında çok geniş bir ibadet kavramını yakalamış oluyorsun ve Allah’a da çok geniş bir şekilde birçok alanda ibadet edebilecek bir alanı hissedebiliyorsun. O yüzden aslında insan ister istemez bir kuldur. Bizde öyleyiz, ama velakin bizim burada sair insanlardan elde edeceğimiz bir bilgi vardır oda bu yapmış olduğumuz tariftir.
Şu cümle ne demek istiyor: Her ibadet eden abiddir, her abid ise muvahhid değildir. Mabed, ibadet edilen yer demektir, mabud ibadet edilen, abid ise ibadet edendir. İbadet, abid, mabed, mabud. Hepsi Arapça kelimeler, hepsinin birbiriyle bağıntısı var. Yani bu mecburen ibadet edenler abiddir, ama her abid muvahhid yani tevhid ehli değildir. Ateistlerde, Mekkeli müşriklerde abiddir, ama muvahhid değillerdir. İnsanoğlu abiddir, ibadet eder mutlaka, ama şu âna kadar yapmış olduğumuz derslerde gördüğümüz tevhid eylemin gerçekleştirmedi zaman, bu sefer Allah’ın sevip razı olduğu, şeriatta var olan ibadetleri yerine getiriyor dahi olsa yine bundan bir fayda sağlayamaz.
Tevhid bütün ibadetleri geçerli kılan bir eylemdir, imanı geçerli kılan tevhid dir. İbadetin sadece ve sadece Allah’a yapılmasıdır. O yüzden burada abidlik aslında övülen bir mesele değildir. Allah’ın istediği bir şekilde abidlik övülen bir şeydir, yani muvahhidlik.
Bir adam yatsı namazının farzını kıldığın zaman, ihtiyari bir eylem gerçekleştirir, ama başka bir ibadette mesela korku, kurban ibadeti, Allah’a ortak koşan birisi bu eylemden fayda görmez o zaman. İşte tevhid’in buradaki tüm ibadet çeşitlerine etkisi var. Şunlardan fayda sağlamak istiyorsa, yani 8 saatlik uyku eyleminden sevap hanene bir şeyler eklemek istiyorsan tevhidin olması gerekir. Tevhid yoksa sağdaki defter kapanmış, tekrardan la ilahe illallah bilerek isteyerek söylenmediği zaman defter açılmıyor. Ama bu adam namaz kılıyor, oruç tutuyor, yine de açmıyor, tevhid yoksa.
Dolayısıyla bizden sudur edecek istediğimizle ortaya koyduğumuz eylemlerinde beri taraftan da tevhid ile desteklenmesi lazım. Şimdi bu puzzle’ın bir tanesini daha yerine oturttuk.
Mekkeli müşriklerde ibadet konusunda bir problem var mıydı, adamlar cayır cayır ibadet ediyorlardı. Mesela, Mekkeli müşrikler Allah’tan gayrısına ibadet ederek ortak koştular. Hangi ibadette ortak koştular? İbadetlerde gidip te Lat’a veya Uzza’ya secde etmediler, bu yüzden müşrik olmadılar, ibadet ettiler ki müşrik oldular, bu belli çünkü Allah’ın şirk dediği bir eylemi gerçekleştirmişler. Ama acaba hangi eylemi sunmuşlarda bu durum gerçekleşmiş. Din bunu saklamamış ki onlara kafirde demiş, müşrikte demiş, onlarla savaşın demiş, peki onun vartalarını anlatmamış mı kitabında? Elçisi bunu ismi geçmiş? Müslümanın kendisini koruması için bunu da anlatması gerekmez mi? Mekkeli müşriklerin düşmüş olduğu bu hataya senin de düşmemen için bunları da anlatması gerekmez mi? İbadetin hangi cüzünde ortak koşmuşlar? Secde mi ettiler, rükû mu ettiler. Bunların en büyük belası Allah’tan gayrısını şefaatçi edinmeleri oldu, vesile edinmeleri oldu. Yani Allah’tan gayrı vesile edinmekte bir ibadettir, şefaatte bir ibadettir, vesile, dua ibadettir. İşte Mekkeli müşriklerde bunlar en çarpıcı olan Allah’tan gayrısına sundukları ibadetlerdir. Öyleyse bunlarda abiddi ama muvahid olan abidler değillerdi. Mabudları Allah mıydı? Evet. Sadece o muydu? Değil. Ama en çok ibadet ettikleri mabudları O’ydu.
İbadetlerin tüm cüzlerinde ortak koşmuyorlardı ki Allah’a. Dolayısıyla mabud olarak Allah’ı kabul ediyorlardı. Ama velakin, Allah’ın şirk dediği eylemlerde, nitelediği eylemlerde, başkasına ibadet ettikleri için ki biz o başkalarını da biliyoruz. O yüzdende ortak koştuklarını söyleyebiliyoruz. O yüzden ibadet kavramlarını iyi bilmemiz lazım.
وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللّهِ مَا لاَ يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنفَعُهُمْ
Ve onlara fayda ve zarar vermeyen Allah’tan başka şeylere kulluk (ibadet) ediyorlar. (Yunus 18)
Adamların hayatlarında ibadet var, bu ibadetlerinde bir kısmını Allah’tan gayrısına yaptıkları için Allah o eylemleri şirk olarak nitelendirmiştir.
