Allah’a hamd eder ondan yardım ve mağfiret dileriz, nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah bir kimseyi hidayete erdirdi mi onu saptıracak yoktur. Bir kimseyi de delalete terk etti mi ona hidayet verici yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka hak ilah yoktur, şeriksiz tektir, Muhammed a.s. onun kulu ve elçisidir.
İnşallah Tevhid başlığı altında üçüncü başlığımızı eda eyleyeceğiz.
Öncelikle, bu bizim hayat memat meselemizdir; imanı geçerli kılan şey tevhiddir. Yani “la ilahe illallah” cümlesini bilmeden ve bunu uygulamadan iman ettiğimizi söylememiz kuru bir iddiadan ibaret olacaktır. İmanı koruyan şey tevhid, bozan şey şirktir. Dolayısıyla bunları iyi bilmemiz gerekiyor ki, yarın Allah’ın huzuruna çıktığımızda yaptığımız amellerin boşa çıkmaması için bu konuda mesleğimiz ve yaşımız ne olursa olsun bu işin profesörü olmamız gerekiyor. Bunu da başarabiliriz. Sizin çoban olmanız bu konuda profesör olmanıza engel değildir. Sizin çok yoğun olmanız bu konuda çok iyi olmanıza engel değil. Yeter ki arzulayalım, dersleri dikkatle takip edelim. Yardımcı unsur olan daha önceki kitapları ve dersleri takip edelim ve mümkün olduğunca düşünelim. Çünkü İbrahim a.s düşünerek Rabbini tevhid etti.
Selim Bir Fıtrat Sahih Bir İman Halis Bir Tevhid
Şu cümle hakkında ne dersiniz: “Selim bir fıtrat, sahih bir iman, halis bir tevhid.” Selim bir fıtrat, bozulmamış, selamet üzere bir fıtrat varsa eğer bir kişide, onun üzerine de doğru imanı gerçekleştirir ve bunları gerçekleştirdiği zaman halis bir tevhide ulaşır. Bilinmeyen bir şeyin, birlenmesi mümkün değildir. Yani siz Rabbinizi tanıyamazsanız, onun kendisini vasfettiği şekilde ve elçisine anlattığı şekilde tanıyamadığınız bir Rabbi, bilmediğiniz bir Rabbi birleyemezsiniz. Dolayısıyla, Rabbimizi güzelce birleyebilmemiz için nasıl bir Rabbe iman ediyoruz, bunu iyi bilmemiz gerekir. Bunu da babadan, dededen öğrenemeyiz. Resmi ideolojinin bize anlattığı kısır bilgilerle de öğrenemeyiz. Düşünüp taşınıp yine varamayız. Ancak ve ancak vahiy ile buna ulaşabiliriz. Allah’ın indirdiği kitap ve göndermiş olduğu elçinin tanıtmış olduğu Rabbi sevmemiz gerekir, o Rabbin kuluyuz demeliyiz. Bunun için de, dediğimiz gibi vahiy gerekiyor. “Bil ki Allah’tan başka hak ilah yoktur.” Buradaki bil ki ne işe yarıyordu? Neden bu bil ki üzerinde durmuştuk. Şimdi bakın “la ilahe illallah” ama ayette diyor ki “fealem ennehu la ilahe illallah”. Yani Allah’tan başka hak ilah olmadığını bil diyor. Bilin önce gelmesi, la ilahe illallahın sonra gelmesi, la ilahe illallahın hakkında bilgi sahibi ol demek. Çünkü bu kelimeyi söylediğinde İslam’a giriyorsun, bu kelimeyi bozan şeyi yaptığında bu kelime bozuluyor ve İslam dininden çıkmış oluyorsun, sen kaldığını zannet dahi. O yüzden ayet-i kerime Muhammed 19’da bunu söylüyor:
فَاعْلَمْ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ Muhakkak ki Allah’tan başka hak ilah yoktur.
Peki, Allah Resulünün tevhidi mücadelesi kaç yıl sürmüştür? 23 yıl. Evet, 13’ü Mekke dönemi, 10 yılı da Medine dönemi. Toplamda 23 yıl risalet hayatı oldu ve sonra da vefat etti. Bu dönem zarfının her döneminde tevhidden bahsetti. Elbette başka şeylerden de bahsetti ama tevhid onun gündeminden hiçbir zaman düşmedi. O yüzden 23 yıllık bir dönem var; bu dönemde cennet ile müjdelenecek dahi radıyallahu anhum yetişti. 23 yıllık dönemde Allah Resulü s.a.v. bunu başardı. İşte tevhid de 23 yıllık bir birikimin sonucunda sahabelere tamamen yerleşti.
Şöyle bir soru sormuştuk: Allah’ın seni sevdiğinin alameti nedir? Eğer sen Allah’ı birlemeyi bilmiyorsan, hatta ve hatta Allah’ı birlemen gerektiğini bilmiyorsan ilahlığında, rabliğinde, isim ve sıfatlarında, yani bu bilgi sende söz konusu değilse şu ana kadar, Allah da seni sevmiyordur. Nasıl olur ben onu çok seviyorum diyebilir birisi. Hayır, Allah’ın seni sevdiğinin alameti “La ilahe illallah” konusunda seni bilgi sahibi yapmasıdır. Eğer o sende mevcut değil ise o zaman da Allah seni sevmiyor demektir. Peki, sen Allah’ı sevdiğini söylüyorsun, olabilir. Sende bu konuda bir yeteneği kazanamamışsan veya bunun için bir gayret göstermiyorsan o zaman senin iddian da yine boştur. Çünkü Allah’ın en çok değer verdiği şey nedir? Kelime-i tevhiddir. Aleyhisselatu vesselam’ın meşhur sözü “insanlarla la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum” demektedir. O yüzden kuru bir sevgiden öteye geçebilmemiz için “la ilahe illallah” konusunda bilgi sahibi olmamız gerektiğini söylemiştik.
Allah bir ilah mıdır? Peki, Allah kendisinden başka varlıklar içinde kitapta ve Resulü de sünnette kullanmış mıdır? Kullanmıştır. O zaman ilah dediğimiz zaman Türkçe’ye bir cümle ile nasıl çeviririz? Kendisine ibadet edilen. İlah demek ibadet edilen varlık demektir. Cins isim midir özel isim midir? Cins isimdir. Eğer ilah denildiğinde sadece bir varlığın adı olsaydı özel isim olurdu. Ama hem Allah için kullanılmış hem de Allah’tan gayrı ilah edinilen şeyler için kullanılmış, bu yüzden ilah kelimesi cins isim olmuş olur.
Maide 72’ye göre “Allah’a ortak koşan kimseye cennet haram kılınmıştır.”
نَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَاللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ نَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَاللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّ
Allah kendisine hiçbir şeyi ortak koşulmamasını istiyor. Bu şey kelimesi neyi kapsar, mesela Nisa 36’da;
وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـٔاً
“Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet edin.”
Buradaki şey kelimesi neyi ifade eder? Şey kelimesinin içerisine şu ana kadar kitapta ve sünnette, Allah’tan gayrı ilah edinilmiş tüm varlıkları -ister canlı olsun ister cansız-, -ister mukarreb bir melek ister gönderilmiş bir nebi olsun-, -isterse taş olsun, ağaç olsun firavun olsun- hiç fark etmez Allah’tan gayrı ibadet edilen ne varsa bu kelime kapsamının içerisine girer. Allah ise ne diyor “Hiçbir şeye ibadet etmeyin.” Allah sadece ve sadece kendisinin ilah edinilmesini istiyor. Kendisine ibadet edilirken herhangi bir şeye de ibadet edilmemesini o kulundan istiyor, biz bu kelimeye zaten kısaca ne diyoruz; tevhid diyoruz. Yani Allah’a ibadet edeceksin, Allah’a ibadet ederken de başka bir ilaha ibadet etmeyeceksin, başka bir şeye ibadet etmeyeceksin. O yüzden o ilah ve şey kavramı bir nevi burada cem olmuş oldu.
Şimdi bu sorulara ne kadar doğru cevap verdiniz veya bırakın cevapları, soruları anlayabildiniz mi? Bütün bunlar sizin iç dünyanızda duruyor, yani soruyu anlamak bir başarı, soruya cevap vermek ikinci bir başarı. Eğer bu konularda eksiklikler varsa bunları muhakkak suretle bilen arkadaşlarla giderilmesi gerekir. Onlara sorulması ve yardım alınması gerekir. İnşallah şimdi 3. dersimize başlayacağız.
1- Allah’a İman Ancak Tevhid ile Geçerlidir
Resulümüz a.s. İslam’ın şartlarını da imanın şartlarına dahil etmiştir. Allah’a iman ancak tevhid ile gerçekleşir. Heyetler yılı diye bir yıl var, insanlar koşa koşa heyetler halinde İslam’a giriyorlar. Bu da hicretin 9. yılına tekabül ediyor. Bahreyn bölgesinde yaşayan Rabia kabilesinin Abdulkays koluna mensup bir heyet de uzun ve meşakkatli bir yolculuğun ardından a.s. yanına, Medine’ye geliyorlar. Bu heyetlerin amacı İslam’ı kabullendiklerini söylemek ve İslam’dan bir şeyler öğrenip ülkelerine geri dönmek. İslam’ı öğrenmek için birçok meşakkate katlanan heyet, Allah Resulünün huzuruna çıktığında Resulullah onlara “hoş geldiniz, merhaba” dedi. Kavmin sözcüsü “ey Allah’ın Resulü bizler sana uzak beldelerden meşakkatli yolculuklar yaparak geliyoruz. Ayrıca bizim memleketimiz ve Medine arasında kafir olan ve bize düşmanlık yapan Muda kabilesi yaşadığından bizler sana ancak haram aylarda geliyoruz, yani savaşların yasak olduğu aylarda. Bize özlü bir şeyler tavsiye et ki onları geride bıraktığımız kabilemizin insanlarına anlatalım hem biz hem de onlar cennete girsinler.” Bunun üzerine Resulullah a.s. onlara Allah’a iman etmelerini söyler.
Peşinden de “Yalnızca Allah’a iman etmek nedir bilir misiniz?” diye sorar. Onlar da “Allah ve Resulü daha iyi bilir” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resulullah “Allah’tan başka hak ilah olmadığına ve elçisinin Muhammed olduğuna iman etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek, Ramazan orucunu tutmaktır” buyurdu. Daha sonra da onları “söylediklerimi iyice ezberleyin ve geride bıraktığınız kabil halkına anlatın” diyerek yolcu eder. Şimdi burada birincisi bu dikkatinizi çekmiştir, haccı saymadık, onu bekliyordunuz belki de, ama daha tamamlanmamış bir din var ortada. “İlk kaldırdığım faiz amcam Abbas’ın faizidir” diyor Allah Resulü, onu da en son zamanlarda söylüyor, içki yasağı en sonlarda geliyor. İlk savaşta sarhoş bir şekilde ölen, şehit olan sahabeler var çünkü yasak hala gerçekleşmemiş. Şimdi bizim için burada önemli olan Allah’a iman.
Allah Resulü İslam’ın şartlarını Allah’a imana koydu. Bakınız Allah’a iman ne demek bilirsiniz dedikten sonra kelime-i şehadeti, namazı, orucu, zekatı Allah’a imanın içerisine koyuyor. İmanın şartları ve İslam’ın şartları olarak düşünün, çocukluğumuzdan beri bize öğretilen. Hatta bize öyle bir öğrettiler ki sanki biz bunların isimlerini sayarsak Müslüman oluyoruz. Yani onları yapıp yapmamanın bir önemi yok veya Allah’a iman, resullere iman, meleklere imanın alt katmanlarını bilmemize de gerek yok, bunları sayarsak sanki İslam’ın en öncüleri biziz gibi bize aktarıldı. Şimdi burada önemli olan başlığımız, bu sayılan İslam’ın şartlarını ki bunlar genelde amel olan şeyler, Allah’a imanın içerisine koydu. Öyle Allah’a iman ettik demekle bir insan bırakılıvermez. Bu İslam’ın şartlarını da Allah Resulünün buraya koyması manidardır.
Yani sen Allah’a iman ettim diyorsan önce sende tevhid olacak, bilerek söylenen. Sonra namaz geliyor, sonra da zekat geliyor, oruç geliyor. Bunlar da ameller mi, bakınız Allah’a iman ettim diyorsanız bir kere sizden bu amellerin içerisinde olmanız gerekir. Yani siz Abdulkays heyetinden olsaydınız, bunu Allah Resulünden duysaydınız, Allah’a iman iddiasını ortaya koymuş olsaydınız bunları yapmadan durabilir miydiniz? Duramazdınız. Bugün de durmamanız gerekiyor zaten. Yani biz zaten şaşırıyoruz, nasıl oluyor da Allah’a iman ettiğini söyleyen bir insan beş vakit namazını kılmıyor, Ramazan orucunu tutmuyor, zekatını vermiyor vesaire. Bunun nasıl olduğunu biz gerçekten bilmiyoruz.
Bu toplum nasıl bu hale getirildi, nasıl Allah Resulünün İslam’ın şartlarını alıp Allah’a imanı koymasına rağmen, yaşadığımız toplum nasıl da böyle amelsiz bir hale getirildi? İman ve amelin arası nasıl da doğu ve batı arasında bu toplumda ayrıldı? Nasıl ehli sünnet inancının ana damarı olan, kalp ile tasdik, dil ile tasdik, azalar ile tasdik olan imanın tanımı nasıl oldu da iman ayrı bir şey, amel ayrı bir şey, ben inanıyorum ama yapmıyorum tarzına nasıl geldik de evrildi gerçekten bunu naslara bağlı kaldığımızda çözmekte zorlanıyoruz.
Ama bizim anlatacağımız yer burası değil asıl olarak. Asıl olarak bağlayacağımız yer bizim dersimiz ile alakalı. Allah Resulü a.s.’ın Allah’a imana ilk önce kelime-i tevhidi koyuverdi, monteleyiverdi hemen. Dolayısıyla sen la ilahe illallahı gerçek şekilde yaşamadan, öğrenmeden, hayatına uygulamadan Allah’a imanı da otomatikman yerine getirmemiş oluyorsun. Yani senin Allah’a iman iddian sadece ve sadece kuru bir iddiada kalmış oluyor. Allah Resulünün, dünya ve ahiret saadetini elde edebilmek için bilgi isteyen Abdulkays heyetine tavsiye ettiği Allah’a iman; kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve azalar ile amel etmekten oluşan bir bütündür. Yani Allah’a iman etmek, Tevhid’i bilerek tasdik etmek, bu bilgiyi ikrar etmek ve bu doğrultuda yaşamaktır. Kısacası, iman ameldir. O yüzden nebi s.a.v. İslam’ın şartlarını, imanın şartlarından olan Allah’a imanın şartı kılmıştır.
Bizim size verdiğimiz bu dersler bir puzzle düşünün, ne zaman gerçek resim ortaya çıkıyor? Veya o puzzle parçalarından bir 10 tanesinin eksikliği ana resmin tamamlanmasına engel oluyor mu? Oluyor. Şu an aslında bizim size vermiş olduğumuz bu derslerde, inşallah bu seri devam edecek. O puzzle’ın parçalarını alıyoruz, Allah’ın izni ile belli bir zaman sonra gerçek resim ortaya çıkacak. Ama bunda derslere düzen lazım. Yani bu konuda derslere düzen lazım, az önce derse girişte söylemiş olduğum başka sohbetlerin dinlenmesi, bu konudaki kitapların okunması, geçmiş sohbetlerin dinlenmesi çok fayda sağlayacaktır.
2- Hak İlahların Dışındaki Batıl İlahlara Küfür Etmedikçe İman Etmiş Olunmaz
Bu konu ile ilgili bir hadis aktaracağım;
عَنْ عَبْدِ اللهِ بنِ عُمَر رضي الله عنهما قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم:
«بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَإِقَامِ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ».
[صحيح] – [متفق عليه] – [صحيح مسلم: 16]
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-‘dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
«İslam dini beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah’tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.»
Burada sadece ve sadece Allah’a ibadet edin, onun dışındakilere küfür edin lafzı geçiyor. Küfür edin kısmı burada önemli. Yani bu küfür kelimesi Arapçada var olan bir şey. Sonra namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek ve ramazan orucu tutmak diye devam ediyor.
Küfredilmesi derken burada, bizim dilimize bu kelime yanlış girmiş aslında, sövme olarak anlaşılıyor bizim dilimizde. Şu adam bana küfretti dediği zaman, şu adam benim falanıma veya değerime küfür etti denildiği zaman sövdü kastediliyor Türkçede. Ama Arapçada bu böyle değil: “sebbe, yesubbu”, sövdü, sövüyordur.
Bakın diyor ki İbn Ömer bu hadiste şöyle naklediyor: “Allah’a ibadet edilip, onun dışındakilere küfredilmesi.” Bir şey çağrıştırdı mı? Reddedilmesi. Allah’a ibadet edilip onun dışındaki ilahlara küfredilmesi. Ne demek Allah’ın dışındaki ilahlara küfredilmesi? Yani ibadet edilmemesi ve onların ibadeti hak etmediğini söylemek. İbadetin sadece ve sadece Allah’ın hakkı olduğunu söylemek. Burada zemin La ilahe illallah’tır. La ilahe illallah amellerin geçerlilik şartıdır. Zemin olmazsa diğer katların bir önemi yok. Namazı kurtarabilmen için, orucu kurtarabilmen için, verdiğin zekatı kurtarabilmen için, tüm girdiğin bu zahmetlerin geçerli olabilmesi için o zemindeki La ilahe illallah’tır. Dolayısıyla bunun üzerinde derslerimizde duruyoruz.
O yüzden Allah Resulü s.a.v’in söylemiş olduğu şu ifade: “Sadece ve sadece Allah’a ibadet edilip, onun dışındakilere küfredilmesi.” Bu sahabe tarafından ve Mekkeli müşrikler tarafından şöyle algılanıyordu: Allah’ın dışında o an ibadet edilen Lat, Menat, Uzza, Hubel gibi ilahların, Allah’ın dışında ne kadar ilah varsa hepsinin reddedilmesi, ibadeti hak etmediğini kabul etmeleri, onların sadece ve sadece bir isimlendirme olduğunu, ibadeti hak eden gerçek varlığın, ibadet edilmesi gereken varlığın Allah olduğunu her iki taraf da biliyorlardı.
Yani Allah Resulü a.s.’ın şu cümlesini Ebu Cehil de anlıyor, Ebu Bekir de anlıyor. Yani bir tanesi anladığı için kabul ediyor, ötekilere küfür ediyor, yani reddediyor. Aynı cümleyi Ebu Cehil de anlıyor, Ebu Leheb de anlıyor. Bakıyor ki bu cümle kendisinden sadece ve sadece Allah’ın ilahlığını, daha önce ibadet etmiş olduğu Lat, Menat, Uzza, Hubel gibi ilahların ise reddedilmesi, onların terk edilmesi, onların ilahlığı terk edilmediğini, ibadeti hak etmediğini anlattığı için bu cümle, bunu kabul etmiyor.
Soru: Kabul edene ne diyoruz, reddedene ne diyoruz? Biri müşrik, biri Müslüman. Gördünüz mü bu cümle adamı Müslüman yapar veya bu cümle adamı müşrik yapar, kafir yapar. Ama bunun içinde her iki tarafın da bilmesi lazım. Her iki taraf da bildi. Ben size soruyorum şimdi, beni kınamayın; siz biliyor musunuz? Size daha can alıcı bir soru soruyorum; Ebu Cehil bildiğini kabul ediyorsanız, Ebu Leheb’in bildiğini kabul ediyorsanız, sizin bilmediğinizi fark ettiyseniz, Ebu Cehil’in ve Ebu Leheb’in sizden daha iyi bildiği bir konu sizi rahatsız etmiyor mu? Anlaşılması gereken, sonrasında da ya iman ya da terk edilmesi gereken.
Allah’ın tercihe bıraktığı bir meseleyi, Mekkeli müşrik birisinin senden daha iyi bilmesi seni rahatsız etmiyor mu? Etmesi lazım. Beni etmişti, halen de eder, halen de elimi çekmiş değilim şu cümleyi anlama konusunda. Dolayısıyla Aleyhisselatu vesselam’ın şu anlatmış olduğu hadis bizim için çok önemli. Biz La ilahe illallah derken zaten ne yapıyoruz? La ilahe illallah dedik. Yani biz bu cümleyi ikiye ayırmıştık. La ilahe kısmı ve illallah kısmı.
La ilahe illallah cümlesi; la ilahe nefy, illallah ispat. La ilahe illallah cümlesi Arapça bir cümle, sen buna daha önceden Türklerin yüklediği manayı biliyor olabilirsin ama bu doğru olmayabilir. Bir de bizi dinle; eğer gerçekten kaideler uygun bir şekilde anlatmazsak reddetme hakkın mevcut. Topluma sorduğunda La ilahe illallah’a ne denir? “Allah birdir, Muhammed onun elçisidir” derler. Daha iyisi “Allah’tan başka ilah yoktur” der. Biraz daha sorgularsanız orda durur, daha fazla gidemez. La ilahe illallah, la ilahe kısmı nefy, illallah kısmı ise ispat. Biz la ilahe derken bütün ilahları normalde reddediyoruz, bütün ilahların ibadet edilemez olduğunu söylüyoruz. Ama cümle burada bitmiyor, illallah geliyor.
Cümle şu formata dönüşüyor: “Allah’tan gayrı tüm ilahların ilahlığını reddediyorum.” Nefy ettiğimiz kısım, kabul etmediğimiz kısım; Allah’ın dışındaki o ilahların ilahlığını birinci kısımda reddediyoruz. İlahlığın indimizde sadece ve sadece Allah’ın hakkı olduğunu ispat ediyoruz. İşte buradaki Resulullah’ın İbn Ömer yoluyla gelen rivayetinde bu kısım mevcut. Yani ispat ve nefy orada da mevcut. Nasıl mevcut? Allah’a ibadet edilip, onun dışındakilerin küfredilmesi. Burada nerede mevcut? Allah’a ibadet edilmesi ispat, onun dışındakilerin küfredilmesi nefy kısmı.
Peki şu şekilde olursa nasıl olur? Adam hem Allah’a iman ediyor, hem de Allah’tan gayrı bir varlığa Allah’a yapılması gereken ibadetin aynısını veya benzerini ona da yapıyor, ne olur? Şirk olur. Maide 72’de belirtildiği gibi, adam ebediyen cehenneme gider. Allah’ın affetmediği tek günahtan bahsediyoruz. O yüzden bu ispat ve nefy sen “la ilahe illallah” derken aslında içinde mevcut. Ama bir tane adam gelecek sana bunu anlatana kadar veya şu hadisler onu bağlayana kadar sen onu bilemiyor olabilirsin. Az önce değindim bakın, toplumda bir ilmi seviye var bu konu ile alakalı ve belli bir yere kadar sizi götürebiliyorlar. Bunun başka bir yerden desteklenmesi gerekiyor. Bir senede kaç kere cumaya gidiyorsunuz? 52. Bu gittiğiniz cuma kadar hutbe dinliyorsunuz. Allah için soruyorum, hiç böyle bir anlatım dinlediniz mi? Bu benim anlattığımdan dolayı değer kazanan bir durum değil veya bunu da ben bulmadım. Bu zaten var. Müslim kitabını biz basmadık, İbn Ömer (r.a) benim sülalemden bir kişi değil. Bu zaten var buralarda, ama gündem değil, gündem olmasını da çok istemiyorlar, başta şeytan, çünkü neden? Sizin imanınıza odaklanmış şeytan. Bu sizin imanınızı verecek ve koruyacak olan cümle, oysa sizin imanınızı almak istiyor. Böyle giderse de maalesef ve maalesef bazı insanlar üzerinde başarılı olacak. Ama buna rağmen bizim bunun üzerinde gayret kar olup tekrar ederek durmamız gerekiyor. Bizim Allah’ın yardımıyla derslerdeki istikrarımız, tekrar tekrar dinleme, bilmediğimizi sorma veya oradaki bilenlere sormamız neticede bize bunu öğretiyor. Bir yere gittiğinizde orada ne yiyeceğinizi bile sormadan bilemiyorsunuz, bunun için internette siteler bile var ne yiyeceğini söylüyor. Burada da dostlardan bizim tavsiyemiz, ilk defa dinleyenler de olabilir, sakın ola ki bazı şeyleri anlamadığınızdan dolayı ne sizi çağıranı kınayın, ne beni kınayın, ne kendinizi kınayın. Ama birtakım yıllarınızı sizden almışlar, bu bir gerçek, bizden de zamanında aldıkları gibi. Şimdi toparlanma vakti. Daha hala nefes alıyoruz, bakınız ben size başka şeylerde örnek veriyorum, Allah Resulü uyandığında ne diyor? Öldükten sonra beni dirilten Allah’a hamd olsun diyor. Bakın her sabah bunu söylüyor kalktığında. Şimdi her yeni gün bizim için bir fırsat, öğrenelim, yavaş yavaş üstüne katalım, bu hale gelelim. Bakın çok uzağa gitmeyin ben imam hatip mezunu değilim, ticaret lisesi mezunuyum. Yani bu hepimizin başaracağı bir konu ve benden daha güzel başaranlar da var. Ben burada anlatıyorum ama benden güzel anlatanlar var, daha güzel kitaplar yazanlar var bu konularla alakalı. Ama bizim başaracağımıza inanıyorum. Bazıları biz bunları nasıl ne zaman öğreneceğiz diyorlar, ne kadar zaman geçecek. Sen kaybettiğin yıllara yanmıyorsun, biz buraya gelip ders yapıyoruz, harcanan bir emek var, geçmiş yıllarınıza yanın siz. Bizim istikrarlı olarak bu dersleri yapmamıza kızmayın. Ayda bir de olsa bu sizin ve bizim için de bir başarıdır, daha önce yoktu! O yüzden yeni doğmuş gibi kabul edin kendinizi, her uyandığınızda Allah size bir fırsat veriyor. Sizi tekrardan hayata döndürüyor, bunları fırsat bilmek lazım. Şimdi biraz daha sorular ile devam ettirip burada bırakacağız dersi.
Tevhid ve Toplum Dersi Hakkında Sorular
Küfür kelimesi ne demek?
Cevap: Lugat manasında örten demek. Araplarda çiftçiye kafir derler, tohumu atar üstüne toprağı atar, o yüzden altta kalır, örter. Istılahi manada, Allah Teâlâ’nın istediği bir şekilde iman etmediğinden dolayı veya imanına zulüm bulaştırdığından dolayı o kişiye kâfir hükmü verilir. Bizim dilimizde şöyle geçmiş: küffar, küffara karşı savaşmak gibi. Çoğul formatında gelmiştir bazı şeyler.
Biz şimdi savaş mı yapacağız diğer ilahlara karşı veya onlara inananlara karşı? Ya da onları tekfir mi etmemiz gerekiyor?
Cevap: Birinci aşamada benim burada anlattığım şeyde bir kere ilah kelimesi hem Allah için kullanılıyor, hem de Allah’ın dışında ilah edinilen varlıklar için kullanılıyor, mesela İsa a.s. için ve annesi için kullanılmış. Lat, hacılara hurmadan yemek yapan bir adammış eskiden ama sonradan ilahlaşmış ve sonradan yine ilah kavramı kullanılıyor. Nuh a.s. döneminde Ved, Suva, Veuk ve Nesir var, bunlar da Kur’an’da ilah diye isimlendirilmiş. Yani şunu diyorum ilah kavramı sadece Allah için kullanılmıyor, Allah’ın dışında da ibadet edilen varlıklar için kullanılıyor. Din bizden şunu istiyor; Allah ile beraber başka ilahlar var ama senin hayatında ilah olarak yani ibadet ettiğin tek varlık Allah olsun, ötekilerin ise ilahlığı hak etmediğini söyle ve uygula. Söyle ve uygula, bir tane ibadeti Allah’tan gayrı bir ilaha sunma. Mesela ruku etme onun önünde, kıyama durma, yemin etme, yemin Allah’a yapılır “vallahi, billahi, tallahidir”, başka bir şeye yemin etme. Mesela dua, dua kime yapılır Allah’a yapılır, eğer onu Allah’a yapıyorsan o senin duadaki ilahındır. İbadet ettiğin varlıktır ama başkasına da dua ediyorsan o zaman ne olur, dua eyleminde şirk olur. Yani yetiş ya falan, medet ya falan gibi dediğin cümlelerde dua etmiş oluyorsun, Allah’a yapılması gereken bir ibadeti, başka bir varlığa yapmış oluyorsun. Sen artık istediğin kadar “la ilahe illallah” de. Çünkü onu bozan bir unsur haline gelmiş oluyor, ibadetteki bu ortak koşma. Dua etmek ayrı bir şey, dua edip istemek ayrı bir şey. Mesela a.s.’a nasıl dua ediyoruz; Medet ya Muhammed a.s. dediğin an, bu sefer Allah’ı bırakıp Allah’ın dışındaki bir varlığa yalvardığında, seslendiğin an bu Ömer r.a. veya başka bir varlık da olsa, Allah’ın dışındaki bir varlığa ibadet etmiş olursun. Bunu yapmamak lazım, bu şirke dönüşür. İster Melek olsun, ister nebi olsun, ister taş olsun, ister ağaç olsun, ne olursa olsun o ibadeti hak etmiyordur.
“İnsanlarla la ilahe illallah diyene kadar savaşmakla emrolundum” diyor Allah Resulü s.a.v. Bizler, la ilahe illallah’ı savaşmak veya insanlara öğretmekten ziyade kendi imanımızı korumak için öğreniyoruz. Sonra, en yakınını uyar diyen ayeti kerimeden dolayı, sevdiğimiz hanımımızın, annemizin, babamızın ve çocuklarımızın şirk ehli olmamaları, tevhid ehli olmaları için ve imanlarına zulüm bulaştırmamaları için, ebedi cehennemlik olmamaları için biz bu dokümanları öğrenmeye çalışıyoruz, öncelikli olarak bu. Sonra da bu konuda dilimizin yettiğince, sesimizin ulaştığınca diğer insanlara davette bulunmamız lazım, burada da hemfikiriz.
Dikkat edersek Allah Resulü tamamen bir gücü elde edinceye kadar, hiçbir zaman insanlarla savaşmamıştır, savaşmak isteyenlere de sabrı tavsiye etmiştir. Şu an yaşadığımız coğrafyalar üzerinde veya kitleler üzerinde öyle savaşacak bir potansiyelimiz olmadığından dolayı, bizim o hadiselere geliyor olmamız çok çok sonralarıdır. Tıpkı şuna benziyor; hırsızın cezası nedir İslam’da? El kesmektir. Şimdi bunu gündem yapmanın veya bunlarla uğraşmanın bir anlamı var mı, yok. Doğru hırsızın eli kesilir bunu kabul ediyoruz, ama şu an bununla ilgili bir durum yok çünkü İslam toplumu oluşması lazım. Sonra malın korunması lazım, enflasyonun olmaması, faizin sıfır olması lazım İslam devletinde. Ve bunlar olmayan bir ortamda hırsızlık da olur, yankesicilik de olur, dolandırıcılık da olur, her şey olduğu gibi bunlar da olur. Dolayısıyla burada hırsızın elinin kesilmesinin çok bir manası yok şu an için burada.
Bizim şunu bilmemiz gerekiyor, ben bu dini, bu kadar dokümanı, bu kadar bilgiyi kendimi kurtarmak için öğreniyorum, neden biliyor musunuz? Neden ben bu kadar bencilim, neden ben hep kendim öğrenmek istiyorum, kendimi kurtarmaya çalışıyor gibi duruyorum. Kur’an-ı Kerim diyor ki o gün insan eşini, çocuğunu, ailesini hatta aşiretini versin ki o cehennem ateşinden sadece kendini kurtarsın. Orası öyle bir yer ki Allah korusun oraya düştünüz, oradan çıkmak için karşılığında eşini fidye olarak ver deseler kabul edeceğim diyor. Oğullarını ateşe atalım sen kurtul dediklerinde, varım diyeceğin bir yer. O yüzden birinci aşamada ben kendimi kurtarmaya çalışıyorum. Sonra eşimi, çocuklarımı, anne ve babamı, sonra da sevdiğim insanları. O yüzden diğer üçüncü şahıslardan ziyade kendimizi öğrenmeye çalışalım.
Biz bilerek şirke düşmeyi anladık diyelim, peki bilmeden yaparsak ne olacak?
Cevap: Diyor ki Allah Resulü (s.a.v.)
اَللَّهُمَّ إِنيِّ أَعُوذُ بِكَ أَنْ أُشْرِكَ بِكَ وَأَناَ أَعْلَمُ، وَأَسْتَغْفِرُكَ لِماَ لاَ أَعْلَمُ.
“Allah’ım! Bilerek şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmediğim şirkten ise senin affını dilerim.”
(Ahmed 4/403 Sahih senedle)
Gerçekten Allah’a ortak koşmama konusunda samimi isen, vakit ayırıyorsan, kafa yoruyorsan, bütün bunlara rağmen hata işlemişsen, bütün bunların affedilme imkanı çok yüksek. Ama sen bu konularla ilgilenmiyorsan, maça gelince maç, alışverişe gelince alışveriş, siyasete gelince siyaset, dünyevi meselelere gelince profesör, bu meselelere gelince hademe isen buradaki senin mazeretin kabul edilmez kardeşim. Bir gayretin var, bir çaban var, ama bazı şeyleri de öğrenmeye fırsatın olmamış, ömrün yetmemiş, bilgin yetmemiş veya ileriki yaşlarda hasta olmuşsun, her şey olabilir. Bunlar seni mazeretli kılabilir. Ama sen tevhidin anlatıldığı, şirkin anlatıldığı bir sohbet ortamını terk ediyorsun, kitap okumayı terk ediyorsun sonra diyorsun ki ben mazeretliyim vs., bunlar gitmez işte o zaman. Bunlar kesinlikle kabul edilmez. Emin olun ki biz bu derslerde konunun önemini öğrendiysek, başarılı olduysak elhamdülillah dememiz lazım.
Şirk sadece bir mesele ile bağlanacak bir konu değil, birçok ortak koşma yöntemi var maalesef. Bunları öğrenelim ki o yöntemleri tıkayalım. Yani gemide gidiyoruz mesela şuradan su alıyor, oradan alması başka bir yerden almayacağı manasına gelir mi? Gelmez. Orayı da tıkamamız gerekiyor. Gemiyi yürütebilmek için. Yani Kureyş’in müşriklerinin ilahları Lat, Menat ve Uzza’ya ne yapılıp ilah konumuna yükseltilmiş. Bunları bildiğin gibi Nuh Aleyhisselam’ın dönemindekileri de bilmen lazım, Allah ikisini de haber vermiş kitabında. Yani iki delik var mesela birisi Kureyş müşriklerinin açtığı delik, bu da Nuh kavminin açtığı delik, bunu da bil tıka orayı, bunu da bil tıka orayı. Peki Hristiyanlar nasıl ortak koşmuşlar, yani nasıl Meryem ve oğlu İsa ilah konumuna yükselmiş? Onu da bil tıka, yani hayatında bunlar olmasın, sana şirk bulaşmasın.
Allah’ın ilahlığını kabul edip, ondan gayrısını reddediyor olursak, iş yerinde patronun namaz kılamazsın dediği zaman biz o iş yerini terk ettiğimizde onun ilahlığına küfür etmiş oluyor muyuz?
Tabi, dolaylı yoldan evet. Aslında o tağutluğa soyunuyor. Yani Allah’a ibadetten alıkoymaya çalışıyor, tabi tatlı cümleler kullanıyor. “Çalışmakta ibadettir, sen burada para alıyorsun, evine gidersin kaza edersin” diyor. Ama neticede senin yapmış olduğun bu eylemde bu tanıma girer. Senin o namaz kılamadığın iş yerini terk etmen bugünün hicretidir. Aynı Mekke’den Medine’ye gidenlerin çilesi neyse, başarısı neyse, senin de namaz kılamadığın bir iş yerini terk edip o iş yerine geçmen veya o iş kolunu terk edip, başka bir iş koluna geçmen o da senin Allah’ın senin katındaki ilahlığının bir ispatıdır.
Allah’ın dışındaki herhangi bir şeyi ilah kabul etmemeyi söylediniz? Allah dışında herhangi bir şeye dua etmememiz gerektiğini söylediniz, şefaatte buna dahil midir?
Cevap: Çok güzel bir soru, belki de derste her şeyi anladıysanız bu soruyu sorma hakkınız gerçekten de belirmiştir, normaldir. Şimdi bu dinin bir kaynağı var önce Kur’an, sonra hadisler. Kitapta herhangi bir ayette bize şefaat ya Resulallah dememiz, direkt Resulullah’tan şefaat talebinde bulunmamız bize tavsiye edilmiş midir? Kitapta böyle bir ifade var mı bildiğiniz kadarıyla, hayır yok. Kitapta Allah Resulü’nden şefaat istenilmesiyle alakalı hiçbir tane ayet yok. İkinci kaynağımız sahih hadisler, sahih hadislerin herhangi bir tanesinde Allah Resulü “benden şefaat isteyin”, veya sahabelerden; Ömer’den, İbn Ömer’den, Ömer’in kızı Hafsa’dan, veya diğer sahabelerden, “Şefaat ya Resulullah” dediklerine dair hadis kitaplarında bir cümle var mı? Bildiğiniz kadarıyla. Evet Allah Resulü (s.a.v)’in kıyamet gününde büyük günah işleyenlere başta olmak üzere, ümmetine şefaat edeceği var hadiste, bu hadise bunlar da dahil. Biz Resulullah’tan şefaat istemiyoruz, yani Allah’a değil de Muhammed (s.a.v)’e “şefaat ya Resulullah” tarzında, sahabenin bir seslenişi olmuş mu? Ne Allah Resulü kendisinden böyle bir şekilde seslenilmesini istemiştir, ne de sahabe “şefaat ya Resulullah” demiştir. Hiçbir tane sahabe bizim gibi “şefaat ya Resulullah” dememiştir. Şimdi şu ana kadar biz şefaati reddetmedik, şefaatin olduğunu kabul ediyoruz. Allah Resulü’nün “kıyamet gününde ümmetimin büyük günahları işleyenlerine şefaat edeceğim” hadisini kabul ediyorum. “Cennetteki ilk kapı benim şefaatim ile açılacak, ilk ben o kapının açılmasını söyleyeceğim” bunu da biliyorum. “Ümmetimden bazı kimselerin derecelerinin yükseltilmesi için şefaatte bulunacağım” dediğini biliyorum. Ama bunu sahabeler de biliyordu, neden hiçbirisi “şefaat ya Resulullah” dememiş? Sahabeler “şefaat ya Resulullah” dememişlerdir? Neden dememişlerdir, bizden daha çok Allah’ı seviyorlar, bizden daha çok Allah Resulü’nü seviyorlar, bizden daha çok cennete iştiyaklılar, bizden daha çok cehennemden korkuyorlar. Neden bizim aklımıza gelen onların aklına gelmemiş? “Ey Muhammed kaldır başını senin şefaatin kabul edilecektir” diye geçen hadisten biz bahsetmiyoruz. Bizim söylemimiz şu, biz dua eyleminde ortak koşmamamız gerektiğini söyledik ve soru da oradan zuhur etti, biz şuradayız; sahabe neden Allah’a değil de Muhammed’e (s.a.v) “şefaat ya Resulullah” diye seslenmemiş? Biz bunun derdindeyiz, bunu çözmeye çalışıyoruz. Bakın biz sahabe formatındayız, sahabe neden söylememiş bu sözü? Kitaplarımızda yok, Kur’an’da yok, hiçbir sahabe kalkıp da direkt Allah Resulü’nden bir şey istememiş öldükten sonra, neden? Neden olabilir, böyle bir eylemin şirk olduğunu biliyorlar. Zaten onlar Allah Resulü’nün talebeleri, bunun yanlış olduğunu, bunun Allah’a seslenme değil de Allah’ın dışında seslenilen bir varlığa seslenme olduğunu, bir yardım talebinde bulunma olduğunu bildikleri için böyle bir eylemi yapmamışlardır. Peki, toplum bunu yapıyor. Cami mahyalarına yazıyor. Bunun doğrusu nedir?
Allah’ım beni Resulullah’ın şefaatine nail eyle. Bu dua mı şimdi, evet. Kime yaptım, Allah’a. Şefaati kabul ettim mi, evet. Peki şefaati istedim mi, evet. Tevhidim bozuldu mu, hayır. Buyurun buraya gelin. Şefaat ya Resulullah dediğimizde Allah’ı aradan çıkartmış oluyoruz haşa. Dua eyleminde Allah’ı birlememiz lazım. Bu da nasıl olur? Bütün yalvarmalarımızı ona yapacağız. Sahabe böyle yapmış zaten, şefaat ya Resulullah dememiş.
Şöyle bir örnek verilebilir: Allah Resulü kızı Fatma’ya diyor ya “Kendini ateşten sakın, yarın benim sana bir faydam olmayabilir.” Madem şefaat yetkisi kendisindeyse neden böyle bir cümle kullansın? Mesela Ebu Talib’i sevmiyor muydu, amcasını, Ali radiyallahu anhın babası? Çok seviyor, ama kıyamet gününde ona bir fayda sağlayacak mı cehennemden çıkmayla alakalı? Yani Resulullah’ın sınırsız bir şefaat yetkisi olmayacak kıyamet gününde. Allah’ın izin verdiklerine şefaat edecek.
Ama bizim konumuz bu değil aslında. Bu, şefaat ile ilgili bir konu. Bizim asıl konumuz Allah’ı ibadetlerimizde birlemek. Peki, dua eylemi var ve çok önemli. Bu ibadette de Allah’ı birlememiz lazım. Bunun için Allah’ın dışında bir varlığa seslenmememiz, yalvarmamamız, medet beklemememiz, şefaat ummamamız lazım ki Allah’ı duada birleyelim. Şefaati de, medeti de, yardımı da sırat köprüsünde ve mizanda her şeyi Allah’tan istememiz lazım.
Sübhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke
