<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Diğer Makaleler -</title>
	<atom:link href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ebu-said/diger-makaleler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ebu-said/diger-makaleler/</link>
	<description>İyilik Ve Takva Üzere Yardımlaşın (Maide 2)</description>
	<lastBuildDate>Wed, 24 Aug 2022 10:05:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://i0.wp.com/www.ilmedavetdernegi.org/wp-content/uploads/2015/02/cropped-51672204_2230637893625247_7710222773204811776_n-e1624197862879.jpg?fit=32%2C25&#038;ssl=1</url>
	<title>Diğer Makaleler -</title>
	<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ebu-said/diger-makaleler/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">117739964</site>	<item>
		<title>Menhecimiz</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ebu-said/menhecimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2022 10:03:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebu Said]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=8148</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menhecimiz Muhterem kardeşlerim! Bu günkü sohbetimiz, dersimiz veya mevzumuz menhecimiz üzere çünkü biz selefin menheci üzere olduğunu söyleyen, ve bunu ispat etmeye çalışan kimseleriz. Mücerret isme nispetin hiçbir şey ifade etmediğini biliyoruz. Ta ki sözlerimiz fiillerimiz bu menhece uymadığı müddetçe bir nispetten öte gitmiyor. Selefi menhec başka&#160; bir ifade şekli ile öncekilerin yolundan gitmek. Tabi...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ebu-said/menhecimiz/">Menhecimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="8148" class="elementor elementor-8148">
						<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-d45dd19 elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="d45dd19" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-5586d0c" data-id="5586d0c" data-element_type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-768c59f elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="768c59f" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p style="text-align: center;">Menhecimiz</p>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-6f9cfa8 elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="6f9cfa8" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-eca21be" data-id="eca21be" data-element_type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-41166ec elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="41166ec" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p>Muhterem kardeşlerim!</p><p>Bu günkü sohbetimiz, dersimiz veya mevzumuz <strong>menhecimiz üzere çünkü biz selefin menheci üzere olduğunu söyleyen, ve bunu ispat etmeye çalışan kimseleriz.</strong></p><p>Mücerret isme nispetin hiçbir şey ifade etmediğini biliyoruz. Ta ki sözlerimiz fiillerimiz bu menhece uymadığı müddetçe bir nispetten öte gitmiyor.</p><p><strong>Selefi menhec başka  bir ifade şekli ile öncekilerin yolundan gitmek.</strong> Tabi ki bu her nebi ve resul yollanıldığı topluluğa hakkı anlatırken toplumun onlara itirazı, cevapları;</p><p><strong>Biz babalarımızı bulduğumuz yol üzere gideriz.</strong></p><p><strong>Bizden öncekilerin yolu derken biz bunu kastetmiyoruz.</strong> Bizden öncekilerin yolu denildiğinde kastımız, muradımız çok açık.</p><p>Çünkü biz inandığımız hak davada gizlenecek hiçbir şeyin varlığına inanmıyoruz.</p><p>Toplumu yanıltma gibi bir üslubumuz da yoktur. Hem selefin menheci üzere olduğunu söyleyip ama buna ters düşme de olamamalıdır. Yani sözümüz amelimiz birbiri ile örtüşmelidir.</p><p>Bu ifadeleri teker teker sıralamamın sebebi şu;</p><p>Selefilik bulunduğumuz toplumda olanca gayretleri ile yanlış tanıtılmaya çalışılıyor. Tabi ki biz bu menheci haşa İslam üstü bir ifade şeklinde kullanmıyoruz. Biz kendimizi İslam’a nispet etmiyoruz, Müslüman olduğumuzu ispat ediyoruz. Ama <strong>Kuranı ve Sünneti anlamada öncekilerin yolunu takip ederek.</strong></p><p><strong>Bunu yanlış tanıtmaya çalışan genelde İslami cemaatler, Tasavvuf ehli, diyanet camiası, ilahiyatçı kesim, hadis inkarcıları en sonunda da bizden olduğunu düşündüğümüz kimseler.</strong></p><p>Bizi tanımayanların hakkımızdaki söyledikleri pek önemsediğimiz şeyler değil. Onlara itiraz gibi bir gayret içerisine de düşmüyoruz. Sadece toplumun yanlış yönlendirmesini önlemek için biz inandığımız dini, bu dini uygularken takip ettiğimiz menhecin ne olduğunu bütün açıklığı ile sergilememiz gerekir. Bunu bazen şöyle bir ifade ile özleştiriyoruz,</p><p> <strong>Biz İslam&#8217;ın ne olduğunu anlatmadığımız için, anlatamadığımız için İslam&#8217;ın ne olmadığını konuşur olduk.</strong> Yani <strong>İslamı bütün değerleri ile konuşup yaşayan bir topluluk olamadık.</strong></p><p>Sonra İslam&#8217;ın itham edildiği noktada bunlar değildir diye, İslam şiddet değildir, İslam terör değildir gibi, İslam müsamaha dinidir diye olabildiğince tavize düşmek gibi sorunlar yaşıyoruz.</p><p>Aslında biz belki sesimizi fazlaca duyuramadık. Selefilik bir menhec mi yoksa cemaat mi?</p><p>Önce bunu bizim kendimizin anlamış olması gerekir. Selefilik hasseten sahabe, onlardan sonra gelen tabiin dediğimiz zümreye güzel bir şekilde itikatta, ahkamda, muamelatta, terbiye ve nefis tezkiyesinde onlara tabii olmaktır.</p><p><strong>Selefilik bir menhectir yani dini anlayıp yaşama üslubudur. Bazılarının dediği gibi, mezhep cemaat veya tanzim değildir.</strong> Biz bazen bunu biraz daha hülasalandırarak biz itikaden ve amelen selefi menhec üzereyiz. İtikad ile ameli, iman ile ameli ayırt edenler gibi bir sorunumuz yok. <strong>Yani biz itikaden selefiyiz, önemli olan budur, amel önemsizdir dersek, amel imandan değildir diyenler gibi bir söz etmiş oluruz.</strong></p><p><strong>İtikaden selefe tabii olunduğu gibi ameli olarak da selefe tabii olma, onların menhecini olması gereken şey de budur.</strong> Bazılarının dediği gibi önemli olan itikaden selef olmak, ameli Selefilik önemli değil veya bir taifenin de dediği gibi bu Arap beldelerinde yaygın bir sözdür, itikad İslam&#8217;ın lübbü (özüdür) amel ise huşudur (kabuğudur) şeklinde bir ifade kullanmıyoruz.</p><p><strong>Bizim için itikad amel, itikad ağaç ise amel bunun meyvesidir.</strong> Neden biz selefin menheci üzereyiz? Bütün itirazlara cevap verir nitelikte, çünkü bu zinciri dini nakleden rivayet zincirinin ilk halkası o zümre, o taife farklı derslerde bunun izahını yaptık, Allah’ın Kuranda tezkiye ettiği topluluk, övdüğü topluluk, umumen hususen tezkiye ettiği topluluk, her şeye rağmen tezkiye ettiği topluluktur.</p><p style="text-align: right;"><span style="color: #008000;">وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلْأَوَّلُونَ مِنَ ٱلْمُهَٰجِرِينَ وَٱلْأَنصَارِ وَٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُم بِإِحْسَٰنٍ رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ </span><a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><span style="color: #008000;">[1]</span></a></p><p><strong>Sabikun öncekiler, muhacirlerden ve ensardan ve bunlara güzel bir şekilde uyanlardan yani sahabe ve tabiin kastedilir. Allah onlardan, onlar da Allah dan razı olmuşlardır diyor.</strong></p><p>Neden bunu dedik?</p><p>Anlayışa yaklaştırabilmek için mesela akideyi bu topluluktan öğrenmiş birisi çıkıp bizim hakkımızda, “bunlar sahabeyi hiç sayıyorlar, itibar etmiyorlar, onlar bizim için delil hüccet değildir” diyen kimseler var.</p><p>Bunlar Facebook ta yazan, konuşan kimseler hatta bizden bildiğimiz bazıları da mesela o kişi şöyle diyor, “Ebu Said’in anlattığı gibi bir selefilik yok, onun önüne geçmemiz gerekir” diyor.</p><p>Şimdi bu sözün Türkçesi şu, Ebu Said’in akideyi, bu akideyi yaymasının önüne geçmek gerekir. Çünkü biz senelerdir hepiniz şahitsiniz ki hiçbir zaman fıkhi meseleleri lüzumundan fazla gündeme taşımız kimseler değiliz. Fıkhi derslere pek fazla zaman ayırmadık. Bunun şahidi sizler ve şuana kadar kayıtlı olan derslerimizdir.</p><p>Çünkü biz yani ben senelerdir Avrupa dan bu yana bütün dersleri kaydediyoruz hepsi kayıtlıdır. İnkar edemeyeceğimiz bir şekilde. Bu iftiradır. Bizden olduğunu düşündüğümüz bir kimsenin bize böyle  bir söz etmesi bizi üzen bu. Değilse tanımayanlar istediğini söylesinler. Hem bu insanlara, bu topluluğa;</p><p style="text-align: right;"><span style="color: #008000;">فَإِنْ ءَامَنُوا۟ بِمِثْلِ مَآ ءَامَنتُم بِهِۦ فَقَدِ ٱهْتَدَوا۟ ۖ وَّإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا هُمْ فِى شِقَاقٍ ۖ </span><a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><span style="color: #008000;">[2]</span></a></p><p><strong>Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa hitap sahabeye, eğer müşrikler, Yahudiler, Hristiyanlar sizin inandığınız gibi inanırsa işte o zaman hidayet üzeredirler.</strong></p><p>İşte biz bunların yani bunlar gibi inanmamız isteniyor bizden. <strong>Biz bu insanları bu topluluğu Allah’ın tezkiye ettiği bu zümreyi nasıl yok kabul edebiliriz?</strong></p><p> Başka bir ayeti kerimede;</p><p style="text-align: right;"><span style="color: #008000;">وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلْهُدَىٰ وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ ٱلْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِۦ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصْلِهِۦ جَهَنَّمَ ۖ وَسَآءَتْ مَصِيرًا</span><a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><span style="color: #008000;">[3]</span></a></p><p>Her kim doğru yol Resul tarafından açıklanıldıktan sonra, beyan edildikten sonra buna ister doğru yol deyin, ister hidayet yolu deyin, ister Kuran deyin ne derseniz deyin çünkü bizim yolumuz;</p><p><span style="color: #008000;">وَاَنَّ هٰذَا صِرَاطي مُسْتَقيماً<a style="color: #008000;" href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> </span> <strong>Kuranda dediği gibi işte bu benim dosdoğru yolum.</strong></p><p>Müminlerin yolunu bırakarak yani uyulması istenilen taife, ilk Müslümanlar, muhacir ve ensarın yolundan ayrılarak Resule ters düşerse onları döndükleri yerde bırakır ve onları alır ateşe atarız ki orası ne kötü gidilecek bir yerdir diyor.</p><p> <strong>Burada görüldüğü gibi bizim Kuranı Sünneti anlamadaki menhecimiz sahabenin yoluna tabii olmak.</strong> İtikaden ve amelen Resulden neyi öğrenip aktarmışlarsa biz bu yolu takip ederiz.</p><p>Bu yolun nihayetine kadar giden bir tabii olma sürecidir. O silsileyi takip ederek. Buna biz selef diyoruz. Tasavvuf ehlinin dediği gibi selef-i salih kelimesini biz kullanmıyoruz. Çünkü her topluluğun selefi kendilerinden öncekiler, takip ettikleri kimselerdir.</p><p><strong>Mesela Tasavvuf ehli selefimiz dediği zaman bu insanlar kastedilmez. Saadat efendileri kastedilir.</strong> Bir mezhep müntesibi sadece kendi mezhebinin fetvası ile hareket eder, sairlerine de saygı duyduğunu gösterir ama böyle değildir.</p><p><strong>Biz ise istisnasız selef dediğimizde, hadis ehli hadise tabii olan, Kuran ve Sünnet menheci üzere gidenlerdir.</strong> Onlar bu İslam&#8217;ı Resulden nasıl telakki edip, öğrendilerse bunun aktarılmasını sağlayan kimseler dahil selef kastettiğimizde kimi kastettiğimiz bellidir.</p><hr /><p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Tevbe 100</p><p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bakara 137</p><p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Nisa 115</p><p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Enam 153</p>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-ec7b830 elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="ec7b830" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-927c615" data-id="927c615" data-element_type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-77ad18b elementor-widget elementor-widget-spacer" data-id="77ad18b" data-element_type="widget" data-widget_type="spacer.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<div class="elementor-spacer">
			<div class="elementor-spacer-inner"></div>
		</div>
						</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-1738f81 elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="1738f81" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-3afbb4b" data-id="3afbb4b" data-element_type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-6f5b55d elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="6f5b55d" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p>Bunun dışında bu mevzuda bizim söyleyebileceğimiz çok şeyler vardır. Bu silsileyi takip etme.<strong> Bunun akabinde biz neden bu menhec üzere yol alıyoruz?</strong> <strong>Bu çizgiden gidiyoruz? Çünkü biz Allah’a ve Resulüne itaati mutlak itaat olarak kabul ederiz.</strong> Aynen ayete de dediği gibi;</p><p><span style="color: #008000;">يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ وَأُو۟لِى ٱلْأَمْرِ مِنكُمْ<a style="color: #008000;" href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> ۖ</span></p><h2 style="text-align: center;"><span style="color: #000000; font-size: 19px;"><strong>Ey iman edenler Allah’a itaat edin, resule itaat edin, sizden olan emir sahiplerine de.</strong></span></h2><p>Şimdi burada Allah’a itaat, Resule itaat Kuranı kerimin başından sonuna kadar okuyun,<strong> Allah Resulüne itaati kendine itaate karin kılmıştır. </strong>Ve Resule itaati mutlak emir sigası ile zikretmiştir. Ve arkasından gelen,</p><p><span style="color: #008000;">وَأُو۟لِى ٱلْأَمْرِ مِنكُمْ</span> sizden olan ulul emre, ulul emr, İbn Abbas’tan gelen nakilde Mücahidin naklettiğine göre, umera ve fukaha yani idareciler ve ilim ehlini kasteder.</p><p>Şimdi biz bunun ile şu yolu kapatıyoruz, Allah’a itaatten konuşmak varken, Resule itaatten konuşmak varken ondan sonra mukayyed olan itaate tabii olanlar sizden olan emirlere de derken buradan “de” takısı ile neyi anlatıyoruz? Onlara da itaat edin anlamı çıkar. Ama müstakil ile sizden olan emir sahiplerine itaat edin demiyor. Onlara da itaat edin. Biz bu itaate mukayyed diyoruz. Yani bu şunu gösterir, <strong>hiçbir kimsenin itaati Allah’ın ve Resulünün itaatinin önüne geçemez.</strong></p><p>Hatta meşru olan bir sözü kullanarak. Mesela biz bu ilmi kimden öğreniyoruz? İlim ehlinden. İlim ehli Kurandan Sünnetten öğrendiğini tabi ilim ehli bizden daha iyi biliyor.</p><p>Bunlar hak söz. Bu hakkı kamuflaj gibi kullanıp Kurandan ayet gelmiş olmasına rağmen, Resulden söz gelmiş olmasına rağmen ilim ehlinin dediği bizi bağlar dersek bu tertibi alt üst etme demektir. Allah’a ve Resulüne.</p><p>Bizden olan emir sahiplerine de, biz şunu da ekleyebiliriz anneye babaya itaat de istenilen ama mukayyed bir itaattir, şartlı bir itaat. Kadının kocasına, eşine itaati bu da şartlı bir itaattir. İlim ehline itaat şartlıdır. İlim ehli Kuran ve Sünnete uyduğu müddetçe onların sözünü alırız. Bu onlara tabii olma, onlara itaat değil.</p><p>Onlara itaat, mukayyed Allah’ın Resulün sözüne uyduğu müddetçe biz onları sözünü alırız. Değilse hiçbir değer ifade etmez. Bu söz ilim ehlini tahkir, techif, küçümseme anlamı taşımaz.</p><p>Bunu böyle anlayan diyelim bu sözleri size bu ölçüleri size öğreten benim. Burada size yanlış bir şeyler öğretirsem sorumlusu da benim. Eğer bizde böyle bir yanlış görülürse, görüldüğü söylenirse herhalde bu sözün ilk muhatabının ben olmam gerekir doğrudan doğruya bir başkasının değil.</p><p>Siz değil çünkü size yanlışı öğreten ben sayılırım. Burada ilim ehli kullanılarak haktan inhiraf etme eylemini yürütmeye çalışma eğer bir Müslüman buna sebep oluyorsa biz bilerek olduğunu düşünmüyoruz. Şeytanın oyununa geliyor demektir.</p><p>Bizim bu aktardığımız bilgiler, hadisler, ayeti kerimeler sahabenin ilim ehlinin bize aktardığı sözlerdir. Alimler derken bu söz yani haktan olan bazı sözler kamuflaj olarak kullanılıyor.</p><p>Mesela biz Ebu Bekir, Ömer, hulefai raşidin dediğimiz zatlar radıyallahu anhum Allah Resulünün yanında herkese verilen bir makam vardır. O makamın üstüne çıkamayız. Mesela bazen örnek verdiğimiz gibi <strong>Allah Resulü eşit İslam dediğimizde bu söz doğru bir sözdür. Çünkü biz her şeyi Resulden öğreniyoruz.</strong></p><p>Ama Ebu Bekir eşit İslam diyemeyiz. Ömer eşit İslam diyemeyiz. Osman, Ali veyahut sahabeden herhangi birisi için bunu diyemeyiz. Tek Resul için denilir. Ama umum sahabe eşit İslam dersek bu söz denir. Bunun anlamı nedir?</p><p>Ben sadece Ebu Bekir den gelenler ile İslam&#8217;ı yaşarım dese birisi radıyallahu anhu, Ebu Bekir’den gelen nakil ne kadardır? Büyük yanlış yaparız. Ebu bekir&#8217;in kızı Ayşe Ebu Bekir den daha çok rivayet nakletmiştir radıyallahu anha. Ömer’in oğlu Abdullah, Ömer’in kızı Hafza peygamberin eşi Ömer radıyallahu anhu dan daha fazla rivayet nakletmiştir.</p><p><strong>Biz umumen sahabe eşit İslam diyebiliriz.</strong> Sahabe için diyemediğimiz bir söz, onlardan sonraki gelen tabiin veyahut İslam alimleri diyelim hiçbirisini öne çıkarıp, mesela imam malik eşit İslam diyemeyiz. Ebu Hanife eşit İslam diyemeyiz. İmam Şafii eşit İslam diyemeyiz. Ahmet&#8217;e de diyemeyiz.</p><p><strong>Ama İslam alimlerini umumen kastederek, İslam alimleri eşit İslam diyebiliriz.</strong> Görüldüğü gibi aslında alimleri tahkir eden, bir kişiye tabii olmayı o da onun aktardıkların değil, ona nispet edilen sözler.</p><p>Bunun ile neyi kastederim?</p><p>Mesela şuan bu toplumda Hanefi mezhebi üzere amel ederler. Doğrudan doğruya Ebu Hanife rahimehullah’a nispet edilir, değil! Ondan sonraki bütün Hanefi alimlerinin verdiği bütün fetvalar bu mezhepten Ebu Hanifeye nispet edilir şekilde aktarılıyor.</p><p>Ebu Hanife İslam alimlerinden birisidir. Şafiler de bunu yapıyor. Biz Ebu Hanife ile Hanefileri, imam Şafii ile şafileri, imam Malik ile Malikileri, Ahmed ibni hanbel ile hanbelileri ayırt ederiz. Çünkü dört imam dediğimiz alimler bu ümmetin alimlerindendir, bilginlerindendir. Onların hadise yani Resule muvafık aktardıkları her şeyi alırız. Ama Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali dahi olsa radıyallahu anhum hiçbir kimsenin sözü resulün sözünün önüne geçirilemez.</p><p>Hele hele şimdi siz deyin, biz menhecimiz budur. Dinde delil kabul ettiğimiz dinimizin kaynağı Kuran ve Sünnettir. 2,01 diyecek şekilde bir eki yok bunun. Çünkü bu din, tamamlanmış olarak gelmiştir. Ayeti kerimede şimdi Allah azze ve celle diyor ki,</p><p style="text-align: right;"><span style="color: #008000;">اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ د۪ينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَت۪ي وَرَض۪يتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ د۪ينًاۜ </span><a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><span style="color: #008000;">[2]</span></a></p><p>Bu gün sizin dininizi tamamladım diyor. Bu gün sizin dininizi tamamladım. Nimetimi ikmal ettim. Sizden de din olarak İslam dan razı oldum diyor. Allah resulünden sahabenin aktardığı bazı sözler vardır, bazı hadis kitaplarının iman bahsinde alakalı olduğu bölümlere baktığınız zaman mesela, Selman el farisi den şöyle bir nakil geliyor Müslim&#8217;deki hadiste;</p><p><span style="color: #008000;">قالَ لنا المُشْرِكُونَ إنِّي أرَى صاحِبَكُمْ يُعَلِّمُكُمْ حتَّى يُعَلِّمَكُمُ الخِراءَةَ</span> ben sizin arkadışınızın, Muhammed’in size tuvalete gitme şeklini öğrettiğini görüyorum. Ama bunu başka rivayetlerde alay ederek söylüyorlar.</p><p>Selam diyor ki, <span style="color: #008000;">أجَلْ</span> doğru.</p><p style="text-align: right;"><span style="color: #008000;">أَمَرَنَا أَنْ لاَ نَسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةَ ، وَلاَ نَسْتَنْجِيَ بِأَيْمَانِنَا ، وَلاَ نَكْتَفِيَ بِدُونِ ثَلاَثَةِ أَحْجَارٍ لَيْسَ فِيهَا رَجِيعٌ ، وَلاَ عَظْمٌ</span></p><p>Evet, kıbleye dönmememizi öğretti, sağ elimiz ile istinca yapmamamızı söyledi hatta üç taştan aşağısı ile yetinemememizi söyledi. Bunların içerisinde tezeği ve kemiği kullanmamamızı söyledi diyor.</p><p>Şimdi bu bir tane gelen başka sahabeden gelen bazı nakillere baktığımız zaman mesela Ebu Zer diyor ki radıyallahu anhu;</p><p style="text-align: right;"><span style="color: #008000;">تَرَكْنَا رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَمَا طَائِرٌ يُقَلِّبُ جَنَاحَيْهِ فِي الْهَوَاءِ، إِلَّا وَهُوَ يُذَكِّرُنَا مِنْهُ عِلْمًا</span></p><p>Diyor ki Ebu Zer, Allah Resulü havada kanat çırpan kuştan dahi bize bilgi verdi diyor. Şimdi arkasından tekrar devam ediyor,</p><p style="text-align: right;"><span style="color: #008000;">مَا بَقِيَ شَيْءٌ يُقَرِّبُ مِنَ الْجَنَّةِ، ويُبَاعِدُ مِنَ النَّارِ، إِلَّا وَقَدْ بُيِّنَ لَكُمْ</span></p><p>Diyor ki, Allah Resulü şöyle buyurdu, cennete yaklaştıran her şeyi, cehennemden uzaklaştıran ne varsa hepsini size beyan ettim diyor, açıkladım diyor. Şimdi biz bu ayeti, bu din tamamlanmıştır.</p><p>Bu din noksandır iması ile hiçbir mümin doğrudan doğruya kuran noksandır der mi?</p><p>Diyemez. Şeytan öyle demesini de istemez çünkü Müslüman uyanır bu ne biçim söz der. Peki bu din tamamlanmışsa ne noksan ki başka bir şeye ihtiyaç duyulsun? Kuranı öğrenmeyi bırakıcaksın, Resul sözünde de diyor ki, sahabe aktarıyor, semadaki uçan kuştan bile bize bilgi verdi diyor.</p><hr /><p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Nisa 59</p><p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Maide 3</p>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-2bdacb4 elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="2bdacb4" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-b42c4c3" data-id="b42c4c3" data-element_type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-b3d5705 elementor-widget elementor-widget-spacer" data-id="b3d5705" data-element_type="widget" data-widget_type="spacer.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<div class="elementor-spacer">
			<div class="elementor-spacer-inner"></div>
		</div>
						</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-249fc3c elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="249fc3c" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-8f95ee3" data-id="8f95ee3" data-element_type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-d04305e elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="d04305e" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									Sizi cennete yakınlaştıran, cehennemden uzaklaştıran her şeyi açıkladım diyor. Bu anlamda sekiz, on tane nakil var sahabeden.

Şimdi şöyle diyelim Kuranda bitmiş, Sünnette de bitmiş, Allah’a itaat bitmiş Resule de itaat bitmiş ondan sonra itaati mukayyet olan kimseler öne çıkarılmaya çalışılıyor.

En basiti bunda bir tertipsizlik vardır. Dini bilememe vardır. Veyahut bunun arkasında bir kasıt vardır.

Hem şunu düşünün, Kuranı okurken biz yanlış anlayabilir miyiz? Mümkün. Sünneti okurken de yanlış anlayabilir miyiz? Bu da mümkün. Peki bu Kuranı anlamadaki yanlışı önlemek için, Sünneti anlamadaki yanlışı önlemek için, siz Kuran okumayın anlayamazsınız, veyahut hüküm çıkaramazsınız. Siz Buhari&#8217;yi okumayın anlayamazsınız demek ne anlama gelir?

Kuranı yanlış anlamanın önüne geçmek için biz deriz ki sakın ha, hadissiz Resulsüz çünkü buradaki nakledeceğim metinler içinde var,

<span style="color: #008000;"> السُنَّةُ تُفَسِّرُ القران, فَسْتَنْتِقُ القُرْانَ بِسُنَّتي</span> diyor
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #000000; font-size: 19px;"> <strong>Allah Resulü. Sünnet, Kuranı tefsir eder. Sünnetim ile Kuranı konuşturun </strong></span></h2>
<strong>diyor</strong>. Kuranı yanlış anlamanın önüne nasıl geçilirmiş? Tasavvuf ehlinin bazılarının dediği gibi, hadis inkarcılarının da kullanması bundan, onların sözlerini hadis inkarcıları kullanıyor. Kuranı okuma değil! Hadis okurken yanlış anlaşılması mümkün ama bu yanlışın önüne geçmek için hadis okumayın denilmez.

<strong>Hem de şu ifade sadece bir cahilin söyleyebileceği bir sözdür. Siz Buhari&#8217;yi okuyup hüküm çıkaramazsınız.</strong> <strong>Ben ne okuttuğum talebelere, ne de dersime gelen insanlara hadisleri okuyun kafanıza göre hüküm çıkarın demiyorum. Hüküm değil o, hadisi okuyup amel ediyoruz.</strong>

<strong>Açın şimdi Buhari&#8217;yi iman bahsini, veyahut taharet bahsini hadiste görüyorsunuz defi hacete giderken sağ ayağınızla değil sol ayağınızla girin diyor. Sakın önünüzü ve arkanızı kıbleye dönmeyin diyor. Ve sol eliniz ile istinca, istibra yapın sağınızı kullanmayın.</strong>

O ortamda üç taştan aşağı ile temizlenmeyin en az üç taş olsun. Ha Kuba ehlinin yaptığı gibi su ile temizlenene de ayeti kerime iniyor, su ile istinca.

Ha buna rağmen arkasından defi hacetten çıktıktan sonra elini sert bir şeye sürterek yıkardı diyor. Nereyi anlamadınız burada?<strong> Burada hüküm mü çıkarıyoruz? Söylenilen hükmü mü anlamaya çalışıyoruz?</strong>

Şimdi bunu birisi size dese, siz alimler değilsiniz sen de alim değilsin. Şimdi biz alimlere nerede nasıl ihtiyaç duyulduğunu, alimlerin sözlerinin ne zaman kabul ve reddedildiğini mesela imam Malik diyor ki;

Herkesin sözü alınır ve reddedilir. Ne kadar Kurana ve Sünnete uyuyorsa o alınır, uymayan atılır. Bunu imamların kendileri söylüyor.<strong> Ebu Hanife, imam Malik, Şafii, Ahmed bizim sözümüzü Kurana Sünnete arz edin, eğer ters düşüyorsa alın sözümüzü duvara vurun diyor .</strong>

Şimdi sen, şöyle diyeceksin, bir hadisi alıp hüküm çıkarmaktansa bu yanlış bir söz, bir mezhebe uymak daha iyidir sözü sadece cahil birisinin söyleyebileceği bir sözdür.

Baştan
<h3 style="text-align: center;"><span style="color: #000000;font-size:18px;"><strong>Biz Hüküm Çıkarmıyoruz. Olan Hükmü Anlamaya Çalışıyoruz.</strong> </span></h3>
Ayrıyeten mesela ne benim, ne de benim okuttuğum talebelerin mesela her şeye rağmen öyle diyelim biz hata yapamaz mıyız? Yaparız. Ama o hatayı düzeltmenin yolu var. Az önce dediğim gibi kuranı yanlış anlarsan, yanlış anlamayı düzeltme için sünnete müracaat. Sünnet yanlış anlaşılır mı? İlk Buhari Müslim&#8217;in dışındaki hadisleri okuduğumuzda biz kafamıza göre mi o hadislerin hükmünü veriyoruz? Hayır. Bu ilimde çok çok mertebe mesafe katetmiş hadis alimlerinin o hadis hakkındaki sözlerine bakıyoruz. Mesela sen şurada kafana göre hareket ettin bu yanlış diye  biz ithamın müşahhas olmasını istiyoruz, somut. Bunu anladınız mı? Yuvarlak kelimeler ile böyle itham edeceğine sen şu meselede şöyle hareket ettin bu yanlıştır. Velev ki bu sözü yanlış da olsa dikkate alırız değil mi? Önemseriz, tekrar gözden geçiririz.

Hem de bu mevzuda Allah böyle takdir etmiş, bu akideyi bu menheci bu toplumda ilk seslendiren kimseler olmuştur. Bizi az önceki saydığım üzen taifeler değil, onların sözüne hiç itibar etmeyiz. Veririz bir cevap aynen cübbeliye verdiğimiz cevap gibi, selametle der, çeker gideriz. Ama bizi tanıyan, bizden olan birisinin bunu bu şekilde seslendirmesi masumane değildir. Bu iftiradır. Ve bu şekilde bir sorun varsa bunun sorumlusu benim. Ben bütün derslerimi kayda aldırıyorum. Gelip yüzüme söyler, ben söylediğim sözün arkasında durmak için şöyle olsaydı belki biz kendimizi yüzde yüz haklı kabul eden dürüst insan olabileceğim ihtimalini zayıf görüyoruz, ben kayda aldırdıysam o sözümü mesela az önceki arkadaş Ebu Said bizi bağlamaz sözünü yayarken, buradan arkadaşlardan birisi de hazırdı, sen bunu ya kayıttan getireceksin ya da yanında bir şahit getir. Ne kayıt var ne şahit hala kulaklarımda çınlıyor. Arkadaş, benim kırk beş senedir yaptığım bütün dersler seni yalanlıyor. Siz az önceki okuduğum ayetleri ilk defa duymadınız benden. Eğer dersleri biraz dikkatli izanlı dinliyorsanız bizim sahabeye, ilim ehline tavrımız belli. Ha ilim ehlini biz kullanmıyoruz. İlim ehlinin işimize gelen bir fetvasını alıp Sünnete ters düşeni bu topluma bu topluma ters düşmemek için bizim şöyle bir kaygımız yok, müsamaha, taviz ödün değil bizde müsamaha iyi davranıp, iyi muamele ile karşındaki kişiye hakkı söylemektir. O kabul etsin etmesin bizi ilgilendirmiyor. Onun anlayacağı bir üslup ile bizim konuşmamız gerekir. Buna sebep biz öğretiyoruz, defaatle tekrardan sakınmıyoruz da.

Ama topluma ters düşmeme diye bir kaygımız yok bizim. Eğer müsamaha, hoş görü hakkı söylemeye mani ise o müsamaha değildir. Hem hoş görecek hem de hakkı söyleyeceksin. Katiyetle karşıdakini zorlama gibi bir endişemiz de yoktur.

Ha öyle oluyor ki böyle tebliğ yapamazsınız şunu yapamazsınız bunu yapamazsınız müşahhas örnekler ile dolu, bizim arkadaşlarımızın içinde, bizim gibi hareket etmeyen bazı hareketleri tavırları bize benzemeyen arkadaşlar var, kimi zorlamışız önceden? Çünkü sizden biriniz hamasati diniye yi duyguları ile karıştırarak kullanan, acele eden bazı arkadaşlar olabilir ama bunun benden südur etmesi hatadır. O arkadaş bunu yapabilir. Başkasının suçu ile bir başkası itham edilemez, töhmet altında bırakılamaz. Şimdi yaşadığımız toplumda biz bütün bunlara bu akideyi İslam’ı anlatmaya çalışıyoruz. Ne garip ki bakıyorsunuz, akideyi bu topluluktan öğrenen birisi ferdi yani fıkhi meseleler ile bir bardak suda okyanus fırtınası estiriyor. İslam&#8217;a ters düşme en tehlikeli noktası neredir? İtikaden ters düşmedir.

Dikkat ederseniz ilim ehlinin dediği gibi sözlerini devamlı aktarıyoruz,

<span style="color: #008000;">العقيدة أولا يا دعاة</span> <strong>ey davetçiler önce akide. Önce akide. Veyahut önce tevhid.</strong> <strong>Biz, önemsemediğimizden değil tevhidin önüne hiçbir şey geçirmek istemediğimizden dolayı fıkıh dersleri yapmayız genele dönük.</strong>

Dikkat ederseniz şeytan hep fıkhi meseleler ile insanların arasını açıyor. Üslubumuza gelince, menhecimize gelince devamlı akideyi önde tutan üslubumuz ile biz insanlar ile hiç sorun yaşamadık, yaşamıyoruz.

Kabul etmiyorlar, kendileri bilir. Ama bu akide bu sahih akide birisi gelip bunca gayrete değmez diyecek bir yiğit varsa buyursun. Önce fıkıh diyen varsa oda buyursun. Burada bizim sadece yapmamız gereken, bilmemiz gereken nedir? Geçen internette de yaptım <span style="text-decoration: underline;"><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ebu-said/ihtilafin-adabi/"><strong>edebul hilaf diye ihtilaf etmenin adabı diye bir ders yaptım.</strong></a></span> Geçmişte bir çok alimin bu mevzuda küçük hacimli risaleleri vardır.

İhtilafın vukuu mümkün. Sorun ihtilaf edildiğinde ne yapmamız gerekir? Öyle zannediyorum ki soracağınız sorular içindedir bu yani dersten sonra, siz sormadan önce ben açayım,

Biz senelerce Avrupa da orada benim ile beraber yaşayanlar bilir, hilal mevzusunda çok sorunlar yaşadık. Ama öncelikli bizim ihtiyatımız vardı. Mesela Türkiye de saat 12 olmadan önce hilal mevzusunda biz tek kelime etmiyoruz. Hepiniz şahitsiniz. Arıyorlar, bekleyin saat 12 olsun, bir yerden haber gelir gelmez başka bir yerden gelebilir. Önemli olan İslam aleminde bu haberin önce duyulmasıdır. Şimdi asıl olarak bir sorunumuz yok. Asıl olarak sorunumuz yok derken şöyle diyelim,

Hilali gördüğünüzde başlayın gördüğünüzde bayram edin diyor. Herkes bunun ile amel ediyor. Şeyh Elbani&#8217;nin dediği gibi rahimehullah şimdi biraz geriye gidin, bin sene önceye gidin, bin üç yüz elli sene önceye gidin bir köyden bir köye aynı günde bu haberi ulaştırmak mümkün müydü? Değildi.

İstanbul&#8217;dan İzmit&#8217;e ulaştıramazdın. İstanbul&#8217;dan Ankara&#8217;ya ulaştıramazdır. Şeyh Elbani&#8217;nin dediği gibi o zaman bu hadis ile amel etmek ancak böyle idi. Ve bu sefer oradaki insanlar herkes kendi beldesine göre oruç tutar. Kimine başkadır yani bayram Müslümanların bayram yaptığı gündür der. Zamanımıza geldik şeyh Elbani&#8217;ye mesela şu dijital telefonlar yokken ev telefonları sabit telefonlar vardı ya, bazıları şöyle bir soru soruyor şeyh Elbani&#8217;ye bak bu da İslam alimi. Şeyh Elbani İslam alimi değil diyen varsa buyursun, şeyh Useymine de soruyor o da İslam alimi, şeyh Binbaza da soruyorlar o da İslam alimi.

Önce şeyh Elbaninin sözü;

Allah Resulü zamanında, daha sonraki devirlerde bu hadisi yaşayıp yani haberi duyurmamız çok zordu, soru şöyle yalnız;

Asyalı Müslümanlar Afrika da görülen hilal ile oruç tutabilirler mi?

Şeyh Elbani tutabilirler asıl budur diyor. Önceden bu haber ulaştırılamazdı, şimdi ulaştırılıyor beş altı saat içinde. O zaman Avusturalya ile Türkiye arasındaki saat farkı 5-6 saattir yani gün içinde ulaşır. Gün içinde haber ulaştığında Allah resulü ne yapardı? İkindi namazında bir grup geliyor biz hilali gördük diyor Resule Ebu Davut ta. Orucu bozun yarın sabah da namaz kılın diyor. Şimdi Belçika da Avrupa gibi bir yerde siz bizim gibi bir sorun yaşamadınız. Mesela Fas&#8217;ta Väjde diye Cezayir ile Fas arasında bir şehir vardır. Bir kısmı Cezayir&#8217;indir yarısı yarısı da Fas&#8217;ındır. Siyaseten Fas kralı başka gün oruç açtırıyor bayram yapıyor Cezayirliler başka günde. Bir şehirde Müslümanlar iki ayrı günde.

Pakistanlılar başka günde, Türkler diyanete uyuyor diyanetin başında da umumen Müslümanlara iftira eden birisi var tayyar Altıkulaç, Suud da diyor hilal gözetlemeye çıkan birisi âmâ diyor. Ya insaf be!

Âmâ birisinin hilal gözetlemeye çıkması ne demek? Ha ondan sonra Suud da bu siyasete karıştı. Bir zaman Suud taki alimler yirmi sekiz gün oruç tutturdular yirmi dokuz tutulacağına yirmi sekiz gün. Biraz insaflı davrandılar sonradan itiraf ettiler halka bir gün kaza ettirdiler.

Şimdi biz bu ihtilaftan tek kurtulamıyoruz, şimdi aslı alıyoruz evet, Asyalı Müslümanlar Afrikalı Müslümanların gördüğü hilal ile oruç tutabilir. Bir Müslümanın haberi yeterli.

Ya Hristiyanlar aynı gün noel yaparlar, aynı gün yıl başı kutlarlar. Bütün bayramları aynı. Sen yiğitsen neden hacda Suud&#8217;lulara uyuyorsun. Senin hilal gözetlemene sen otuz sene önceden otuz sene sonra ne zaman bayram olacağını biliyorsun. Bunu neden yapmıyorsun? Aynen şeyh Useymine soruyorlar o da diyor ki asıl olan budur, tutabilirsiniz. Şeyh Binbaza Amerikadan Müslüman talebeler soru soruyor, biz Suud taki görülen hilal ile, haber ile Amerikada oruç tutabilir miyiz?

Evet tutabilirsiniz diyor. Asıl olan bu ama biz burada diyor heyet ile karar verdiğimiz için topluca hareket ediyoruz. Şeyh Binbazın bu sözü ne demek?

Kendisi yanlış da yapsa, hakkı söyleyen bir alimin sözüdür bu. Ha farz edelim ki bu meselede ihtilaf ettik, edebul hilaf dediğim mesele, ihtilaf etmenin adabı bu hüsümete dönüştürülmemelidir.

Bu şekilde hareket eden birisi alimler böyle diyor bakmak lazım, şeyh binbaz da alim, şeyh Elbani de alim, şeyh Useymin de alim. Şimdi burada hiçbir kimsenin sözü Allah Resulünün sözünün önüne geçirilemez.

Tirmizi diye bir hadis kitabı var mı evinizde? Açın, Abdullah ibn Ömer den şöyle bir kıssa gelir, gelip Abdullah İbn Ömer&#8217;e temettü haccı hakkında yani hac ile umrenin aynı ihramda yapıldığı hacdan soruyorlar, o da diyor ki yapılır.  Peki baban bunu yasaklasa? Ömer radıyallahu anh bunu yasaklıyor.

Suphanallah diyor, Allah resulü bir şey yapsa babam bir şey yapsa hangisi ile hareket ederiz biz? Allah Resulü ile. O zaman Allah Resulü yapmıştır. Aynı olay ali ile Osman arasında geçiyor Buhari&#8217;de. Osman o da yasaklamış radıyallahu anhu, Ali, hacca ve umreye diyor temettü haccına niyet ediyor. Sen bana muhalefet mi ediyorsun diyor. Ali diyor ki;

Ben Allah Resulünden gelen bir sözü bırakıp da bir başkasının sözü ile hareket etmem diyor.

Ebu Bekir İslam alimi değil mi, Ömer İslam alimi değil mi? Osman, Ali İslam alimi değil mi? Evet.

Abdullah İbn Ömer&#8217;e sorunca cevap veriyor, Abdullah ibn Abbas da cevap veriyor, sizin üzerinize taş yağmasından korkulur. Ben Allah Resulü dedi diyorum siz ise Ebu Bekir ve Ömer dedi diyorsunuz. Ebu Bekir, Ömer Allah Resulünden sonra Müslümanların, ehli sünnetin en çok faziletli gördüğü insanlardır.								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-dacd182 elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="dacd182" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-70aae8e" data-id="70aae8e" data-element_type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-c5fca1d elementor-widget elementor-widget-spacer" data-id="c5fca1d" data-element_type="widget" data-widget_type="spacer.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<div class="elementor-spacer">
			<div class="elementor-spacer-inner"></div>
		</div>
						</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-2d7ff75 elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="2d7ff75" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-f940742" data-id="f940742" data-element_type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-f0d3c9b elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="f0d3c9b" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p>Biz burada selefin menheci derken Ömer de böyle yapmış deyip Ömer’in sözüne gidilmez. Hangisi kurana uyuyorsa odur. Burada ali, Abdullah İbn Abbas, Abdullah İbn Ömer Allah Resulünün yaptığını ve hiçbir kimsenin sözünün bunların önüne geçirilemeyeceğini söyler. Buna biz selefin menheci diyoruz.</p><p>Aynen böyledir şimdi Müslümanların bir günde bayram yapmaları mümkün mü? Mümkün. Tahmin ile hilalin nerede görüleceği duyulursa, bilinirse ilmen Müslümanlardan oluşan bir heyet, bir Arap olur bir faslı olur Pakistanlı olur, Türk olur bir heyet gider hilali gördü mü tüm Müslümanlara haber verir aynı gün oruç tutarız veyahut bayram ederiz.</p><p>Hangi amel birliğe çağırıyor? Türkiye&#8217;dekiler biz diyanete uyarız, tamam. Suud takiler biz buraya uyarız, Fas&#8217;takiler biz buraya uyarız, birisi de ben hadis ile böyle amel ediyorum asıl budur dediğinde bunu neden kabul edemiyorsun? Veyahut dürüstçe söyleyemiyorsun? Ha her şeye rağmen yanılma payı vardır.</p><p>Ama yanılma payı, yani yüzde onluk yanılmayı ele alıp sana akideyi öğreten kişiye aynen bir sofi şeyhi gibi, tarikat şeyhi gibi, bu benim katiyetle affetmeyeceğim bir sözdür.</p><p>Biz size Allah tan gayrına kulluktan sakının diye öğretirken nasıl bunu kendimize biz isteyebiliriz? Aha bunun canlı şahitleri benim okuttuğum kimselerdir. Benim yanımda okuyup bizimle kalan herkes kitap sever. Ve herkesin küçümsenmeyecek kadar da bir kütüphanesi vardır. Alimleri bırakıp da siz kafanıza göre hareket edemezsiniz, bu söz doğru söz ama ispat ister.</p><p>Hangi hadis ile biz amel ettik de alimlere ters düştük? Bu ispat edilmeden bir Müslüman bu gibi bir sözü söylememeli.</p><p>Ha şöyle diyeyim, birisi öne çıkmak istiyorsa öne atılarak öne çıkılmaz. Bir mertebe kazanmak istiyorsa tırmanarak bunu yapamaz, birilerini itham ederek katiyetle bunu yapamaz, yapmaması da gerekir.</p><p>Ha bizim de yapmamız gereken şey, insan harcamak çok kolaydır, nasıl ki birimizi, içimizden birini ilk kazanmak isterken efendi davranıyoruz, ahlaklı davranıyoruz değil mi? Belki İslam&#8217;ı anlatırız, anlamasına sebep oluruz, amel eder diyoruz, yarı yolda hata yapan birisini sıfırlarsak bu insaf değil, onun şuan bize daha çok ihtiyacı vardır.</p><p>Biz itham edilmekten korkan insanlar değiliz ama bize müşahhas yaklaşsınlar. Şu meselede siz şu ayete, şu hadise ters düşüyorsunuz. Veyahut şu alime ters düşüyorsunuz. Düşünün, bir mecliste üç talağın yani üçten dokuza boş ol sözünün hükmünü biliyor musunuz? Hanefi mezhebinde Maliki mezhebinde Şafii mezhebinde Hanbeli mezhebinde de icmaa vardır, bir mecliste üç talak boşar. Geri alamazsın, hülle gerekir. Türkçe buna teke kiralama derler. Fıkıh kitaplarında böyle geçer. İbn Teymiyye bunun dördüne de ters düşmüş. Dört mezhebin icması de buna, arkadaş icmanın delili Kuranın ve Sünnetin dışında hangi icmadan bahsederseniz? Hanefi mezhebinde abdestin farzı kaçtır?</p><p>Dört. Maliki mezhebinde? Beş. Şafii mezhebinde? Altı. Hanbeli mezhebinde yedidir. Ya arkadaş farziyetinde bile abdeste dair icma yok. Ama icma abdestte nedir biliyor musun? Başından sonuna kadar abdesti biz hadisler ile anlatabiliriz.</p><p>Allah Resulü o mevzuda ne dediyse biz onu alırız. Mesela besmele hanbeli mezhebinde farzdır, Hanefi mezhebinde Sünnettir. Hanbelilerde besmele çekmezsen abdest yok, Hanefilerde sünnettir önemli değil.</p><p>İkisi de delil getirir, bunlar sizin şuan duyup, öğreneceğiniz meşgul olmanız gereken şeyler değil aslında. Alıyor delili Hanefiler diyor ki;</p><p><span style="color: #008000;"> وَلا وُضُوءَ لِمَنْ لَمْ يَذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ  عليه </span>besmele çekilmeyen abdest yoktur diyor. Hanefi uleması buna diyor ki burada sıhhatin nefyi yoktur. Kemalin nefyi vardır, kemali nefyediyor yani abdesti tam değildir şeklinde. Lam’ı burada nefy edatını kemalin nefyine anlarsak hadisin başı var, hadisin başında diyor ki, <span style="color: #008000;">لَا صَلاةَ لِمَنْ لَا وُضُوءَ لَهُ</span> abdesti olmayanın namazı yok diyor.</p><p>O zaman buradaki nefi lamını da namazın kemali mi yok diyeceğiz. Yani abdestsiz namaz olur ama kemali yok dersek.</p><p>İlim ehli uğraşanlar bunun ile uğraşıyor. Onun için biz şu farz şu vacibi de demeyiz. Hanefi mezhebinde namazın farzı 12 Şafii mezhebinde 18 dir. Hangi icmadan bahsediyorsun? Kuran ve Sünnete dayanmayan icma yoktur.</p><p><strong>Size akide öğretmek varken, şirkten sakındırmak varken, Kuran bitti, öğrendiniz Sünnet de bitti hepsini öğrendik, kurandan Sünnetten delil olmayan ameller ile kaldık baş başa, kim hangi amel ile baş başa kalmışsa getirsin bize.</strong></p><p>Ben şunu Kuranda Sünnette bulamadım desin. Biz bir amele sünnet dediğimiz zaman bizimkilerin doğru sözler ile yanlış hükümler çıkarttıklarını mesela birisi geliyor bize diyor ki;</p><p>Hocam ben namazda el kaldırmasam o namazım sahih olur mu? Diyor. Sen evet sahih olur diyorsun. Bu fetva Türkiye de nasıl anlaşılır? Sünneti terk edebilirsin. Ama Allah Resulü şöyle namaz kılan birini görüyor, sağını alıp soluna koyuyor, biz nebiler ellerimizi namazda böyle koymak ile emir olunduk diyor. Farzmış, vacipmiş, müstehapmış, sünnetmiş demiyor. İbn Abbasın dediği gibi her kim Allah Resulünün namazı gibi namaz kılmak isterse öylece kılsın diyor.</p><p>Sen hadis anlayamazsın şu usulü okumadan, Allah aşkına o saydıkları usulü hangi sahabe biliyordu? Bakın şankitinin tefsirine, edvaul beyanda, şu dediğiniz şahısları diyor bir mezhep mutaassıbına cevap veriyor, sahabe bile bilmiyordu.</p><p><strong>Resulden gelen Sünnet ile herkes amel ediyordu. O nasıl yaptıysa aynısını yapıyor. Korkmayın, hadis okuyup hüküm çıkaramazsınız derken, hüküm çıkaran kim? Ben çıkaramazsam sen de çıkaramazsın</strong>. <strong>Amel etmek mi? Hepimiz amel etmek zorundayız. Yanlışımız mı olur? Evet. O zaman yanlışın önüne geçmek onu okutmamak ile değil, daha çok okuyup yanlışın önüne geçmenin çarelerinin öğretilmesi gerekir.</strong></p><p><strong>Bu ortamda biz insanlara akideyi öğretmeliyiz.</strong> Feri meseleler ile husumet oluşturup, arkadan konuşarak, gıybet ederek, maslahat icabı topluma ters düşmeyeceksin, resule ters düşeceksin öyle mi? Bu akıllı bir Müslümanın söyleyeceği söz değildir. Baban dahi olsa hakkı söyle ama bir baba olarak ona nasıl davranman gerekiyorsa öyle davran.</p><p>Bizi itham edebilirler. Bu bizi rahatsız etmiyor. Ama genel yuvarlak sözler ile değil. Ya tarikat şeyhi gibi davranıyorlar, istişare veyahut o gün o hilalde ben gece kalktığımda üç buçukta haber ancak ulaştı. Mali de, Nijerya&#8217;da, Fil dişi sahilinde, daha sonra Senegal&#8217;de de duyuldu resmi evraklar ile hilalin görüldüğü açıklandı.</p><p>Bunu şimdi ben bu haberi yaydıysam bu insanlar ben böyle dediğim için mi bayram ettiler? Hayır. Bize haber böyle ulaştığı için biz böyle hareket ettik. Senelerdir de yaptığımız bu. Hiçbir alime de ters düşmedik. Ters düştüğümüz denilen alim mesela şeyh Binbaz Allah rahmet etsin, biz burada topluca hareket ettiğimiz için yani Suud’ta kral ne dediyse öyle yapıyorsun bazen buna sebep yirmi sekiz gün oruç tutturuyorlar.</p><p>Tarikat şeyhi gibi istişareyi böyle düşünme, telakki etme katiyetle insaf değildir. Ve benim de şahsen birisi bana bu şekilde iftira atıyorsa ben hakkımı katiyetle helal etmem.</p><p>Bir hesap günü var. Çünkü ben insanları bundan sakındırıyorum. Ha bunu yapan insan kitap almaya teşvik etmez, okuyun demez, benden öğrendiklerininiz sağlamsını yapın demez. Ha kabul edilir, edilmez biz zorlayamayız. Bu bizim işimiz değildir. Biz hakkı anlatılırız, sorarlarsa anlatırız ama hiçbir kimsenin hatırı içinde biz bir Sünneti terk etmeyiz. Biz amel ederiz insanları zorlamayız.</p><p><strong>Neden amel ettiğimizi sorarlarsa biz ispat ederiz.</strong></p><p>Aslında bu sizin dersleri dinlerken anlatmak istediğimiz şeyi yakalamada zorlandığınızı gösterir. Amel ettiğiniz her şeyi ispat edebilecek malumata bilgiye sahip olma zorundasınız. Biz de ilim ehline sorarak hareket ediyoruz. Bu hadis sahihtir diye biz kendi kafamıza göre bir şey söyleyebiliyor muyuz? Buhari sahih demiştir. Şeyh Elbani buna sahih demiştir, falan alim sahih demiştir diyoruz. Alimleri saf dışı eden kim o zaman?</p><p>Bu ortamda akidenin Türkiye de bu akidenin, sahih akidenin yayılmasını istemeyen bir düşünce var. Herkes buna karşı geliyor. <strong>Daeş yeni çıktı, Selefilik 1400 senedir var hemen Daeş ile ilişki kuruluyor. Ondan evvel başka bir taife ile ilişki kuruldu. <span style="text-decoration: underline;">Adam tutuyor Selefilerin iki bin tane derneği var</span>, s<span style="text-decoration: underline;">ilahlı diyor, harekete kalkışmaya hazır diyor</span>. <span style="text-decoration: underline;">Ertesi gün yüz elliye</span> <span style="text-decoration: underline;">iniyor</span>,<span style="text-decoration: underline;"> karakola gidince ben bunu birisinden duydum diyor.</span></strong></p><p><strong>Ben mit olacaktım, onun ensesine binerim, benim bilmediğim, bulamadığım bir şeyi sen nasıl buldun diye onu sorgularım.</strong> Ama bunun acısını yine biz çekiyoruz. Bazı yerde dernekler kapatıldı, hemen hemen tüm derneklerimiz para cezası verdi. Bunun doğru olmadığını söyleye söyleye bunu yaptılar. Neden? Cübbelinin büyük bir oy potansiyeli var, bizim oy potansiyelimiz yok.</p><p>Bu meyanda, bizi üzen bizden olduğunu düşündüğümüz insanların, doğrudan Selefiliğe çatamıyor, Selefiliği öğreten kimselerin yanlış yaptığını söylüyor. Faraza öyle olduğunu düşün, gel katkıda bulun. Böyle bir katkıda bulunmak için önce arkadan konuşmayı bırakmak gerekir, gelip yüze söylemek gerekir veyahut buradaki yetiştirdiğim çocuklardan birisinin kusurunu söylesinler.</p><p>Evet, aslında bu mesele bir günde, bir derste bir lahzada anlatılacak meseleler değildir büyük bir ders sürecinin içinde anlatılır bunlar. Biz müşahhas olmasını istiyoruz. Bizim bu akidemizin, bunca gayrete değmediğini söyleyen varsa buyursun, bir yanlışımız varsa bunu desin. Düzeltmeye kalksın, itham edeceklerse beni etsinler ama bunu benim yüzüme etsinler. Zihinleri bulandıracak şekilde mesela bu hilal meselesinde olduğunda gibi.</p><p>Velhasıl tanıdığımız yine rast gele uyarak bayram eden arkadaşlar oldu, hiçbir şey demedik biz buna biz doğruyu anlatmak ile mükellefiz, doğruyu kabul ettirmek ile mükkelef değiliz biz. Tutup karşı tarafı da acımasızca tenkit etmiş değiliz. O üç alimin yazılarını da ben bulmadım ha, yarın biz oruç tutuyoruz sözü yayıldıktan sonra onur buldu. Ben katiyetle sen yayınlama bunu dedim, sen yapma bunu. Ben aldım, yayınladım. Ama hiç okunmamış, hiç anlaşılmamış. Bayram Müslümanların bayram yaptığı gün derken, Türkiye&#8217;deki Müslümanlar mı kastediliyor yoksa Nijeryadaki Müslümanlar mı, Suud’taki Müslümanlar mı yoksa Amerika&#8217;daki Müslümanlar mı?</p><p>Bunda icmayı sağlamak mümkün, ama bunlar iddia ettiği safsata icmasının yanında bunları ispat edemezler. Biz Kuranı Sünneti bitiremedik ki onun dışındaki kıyasa icmaya kalalım ama böyle bir sorun olan gelir sorar bize. Biz ona anlatırız ne yapacağını.</p>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-f21f33b elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="f21f33b" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-a45b2b2" data-id="a45b2b2" data-element_type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-9f351a9 elementor-widget elementor-widget-spacer" data-id="9f351a9" data-element_type="widget" data-widget_type="spacer.default">
				<div class="elementor-widget-container">
							<div class="elementor-spacer">
			<div class="elementor-spacer-inner"></div>
		</div>
						</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-c73ef2f elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="c73ef2f" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-7871824" data-id="7871824" data-element_type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-8da8ac5 elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="8da8ac5" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
									<p style="text-align: center;">Ebu Said &#8211; El Yarbuzi </p><p style="text-align: center;">Yazan: Mehmet Şahin </p><p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ebu-said/la-ilahe-illallahin-lazimlarindan-olan-sidk/">La İlahe İllallah&#8217;ın Lazımlarından Olan Sıdk</a></span></span></p><p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #0000ff;"><a style="color: #0000ff; text-decoration: underline;" href="https://twitter.com/ilmedavetist">Bizleri Takip Edin</a></span></span></p>								</div>
				</div>
					</div>
		</div>
					</div>
		</section>
				</div>
		<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ebu-said/menhecimiz/">Menhecimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8148</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Allah Resulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem&#8217;e İndirilen İki Şey</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/allah-rasulu-sallallahu-aleyhi-ve-selleme-indirilen-iki-sey/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Apr 2022 15:09:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebu Said]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[İndirilen iki şey]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=5516</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sünnet Nedir ? Sünnet : Peygamber’in söz, fiil ve onaylarının ortak adı, şer‘î delillerin ikincisi. Sözlükte &#8220;izlenen yol, yöntem, örnek alınan uygulama, örf ve gelenek&#8221; Kaynak: TDV Bu haftaki başlık Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem’e indirilen iki şey . Vahyedilen ile indirilen yani biz sana vahyettik, sana indirdik ifadeleri aynı manaya delalet eden iki...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/allah-rasulu-sallallahu-aleyhi-ve-selleme-indirilen-iki-sey/">Allah Resulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem&#8217;e İndirilen İki Şey</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="5516" class="elementor elementor-5516">
						<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-a64f665 elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="a64f665" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-5c0dbcf" data-id="5c0dbcf" data-element_type="column">
			<div class="elementor-widget-wrap elementor-element-populated">
						<div class="elementor-element elementor-element-04ec769 elementor-widget elementor-widget-read-more" data-id="04ec769" data-element_type="widget" data-widget_type="read-more.default">
				<div class="elementor-widget-container">
					</div></div></div></div></div></section></div> <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/allah-rasulu-sallallahu-aleyhi-ve-selleme-indirilen-iki-sey/#more-5516" class="more-link elementor-more-link"><span aria-label="Okumaya devam et Allah Resulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem&#8217;e İndirilen İki Şey">Okumaya Devam Et</span></a><p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/allah-rasulu-sallallahu-aleyhi-ve-selleme-indirilen-iki-sey/">Allah Resulü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem&#8217;e İndirilen İki Şey</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5516</post-id>	</item>
		<item>
		<title>MÜSLÜMANLAR NEDEN DEVAMLI ZULÜM GÖRÜYOR?-  EBU SAİD-MEHMET BALCIOĞLU</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/muslumanlar-neden-devamli-zulum-goruyor-ebu-said-mehmet-balcioglu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 May 2021 18:44:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebu Said]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<category><![CDATA[kim rabbine kavuşmayı umuyorsa artık salih bir amel işlesin]]></category>
		<category><![CDATA[rabine ibadette hiç kimseyi ortak etmesin]]></category>
		<category><![CDATA[allahtan gayrı ilahlar edinen müşrikler]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanların zulüm görmesi]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilmedavetdernegi.org/?p=3489</guid>

					<description><![CDATA[<p>O zaman verilen mücadelenin, sarf edilen emeğin akıbeti devamlı hüsranla bitiyorsa, istediğimiz neticeyi elde edemiyorsak-ki bedir ehlinin bile belli bir yerde ‘’Allah’ın vaadi nerede’’ diye harbin şiddetinden dolayı bir ifadeleri mevcuttur.- İcabında biz ‘’bazen isyan edenler var.’’ diyebiliriz. İmanı oturmamış, tevhidi tahakkuk ettirememiş kimseler ‘’Neden devamlı Müslümanlar zulüm görüyor, işkence görüyor?’’ gibi isyan içeren sözler...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/muslumanlar-neden-devamli-zulum-goruyor-ebu-said-mehmet-balcioglu/">MÜSLÜMANLAR NEDEN DEVAMLI ZULÜM GÖRÜYOR?-  EBU SAİD-MEHMET BALCIOĞLU</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<span id="more-3489"></span>



<p>O zaman verilen mücadelenin, sarf edilen emeğin akıbeti devamlı hüsranla bitiyorsa, istediğimiz neticeyi elde edemiyorsak-ki bedir ehlinin bile belli bir yerde ‘’Allah’ın vaadi nerede’’ diye harbin şiddetinden dolayı bir ifadeleri mevcuttur.- İcabında biz ‘’bazen isyan edenler var.’’ diyebiliriz. İmanı oturmamış, tevhidi tahakkuk ettirememiş kimseler ‘’Neden devamlı Müslümanlar zulüm görüyor, işkence görüyor?’’ gibi isyan içeren sözler söylüyor. Ama hiçbir zaman biz kendimizi, bize konulan şartı yerine getirdik mi getirmedik mi, diye sorgulamıyoruz, Allah’ı vaadinde sorguluyoruz. Bu ayeti bildikten sonra ‘’Neden Allah vaadini yerine getirmedi?’’ diye düşünsek, haşa, Allah vaadinde hulf etmez.</p>



<p></p>



<p>O zaman onun bağladığı şart gerçekleşmemiştir. Yani biz iman edip salih ameller işlememişizdir. İman etmişizdir ama imanımızda sorunlar vardır, mutlaka imanımıza bulaşan zulüm, şirk vardır. Demek ki Allah Azze ve Celle’nin&nbsp; bize koşmuş olduğu şart yerine getirilmemiştir. Tabi ki bu da yeryüzünde bulunan Müslümanları tenkit etmemiz gerektiğini anladıysak şöyle bir töhmet ortaya çıkar: Demek ki henüz bu vaadi hak edecek müstahak bir topluluk oluşmamıştır. Veyahut bu Allah için olduğu düşünülen mücadelelerin Allah için olmadığının emaresi yani alametidir. Eğer Allah için verilen bir mücadele olsaydı mutlak Allah vaadini yerine getirirdi. Çünkü bunu ‘’sizden’’ derken en azından bir gruba delalet ediyor. Onların en azından imanlarını rahat ve huzurlu bir şekilde yaşayabilecekleri bir ortamın oluşması, hak edenlere bu vaadin tahakkuk etmesi gerekirdi. Eğer aksi ise yeryüzündeki Müslümanları itham etmedir bu. Bu da bu denli fertlerin olmadığını değil, bu fertlerin yani imanına şirk bulaştırmamış fertlerin olduğunu gösterir. Çünkü kıyamete kadar bunun zail olması mümkün değildir. Bu Müslümanları ön plana çıkaracak, onları söz sahibi edecek bir topluluğun oluşmadığına delalet eder. Onun için biz yeryüzünün sahibi ve hâkimi değiliz. Bunun akabinde de Allah’ın vaadi gerçekleştiği zaman yani yeryüzünün sahibi ve hâkimi kılındıktan sonra korku gidecek, emniyet ve güven oluşacak çünkü biz hidayet üzere olduğumuzu ispat edeceğiz. Salih amellerin anlaşılmamış kalmaması için tekrarlıyor: ’Onlar hiçbir şeyi ortak koşmadan sadece bana ibadet ederler.’’ Bundan sonra her kim bu ihsan edilen nimeti, böyle bir ortam oluştuktan sonra, şirke küfre bulaşmaya başlarsa işte onlar fasıkların ta kendileridir, diyor.</p>



<p></p>



<p>O zaman bizim Allah’ı vaadinde tenkit etmemiz iman eden, tevhit ehli olduğunu söyleyen bir kul için imanına da tevhidine de zıttır. Allah vaat etmişse o vaat gerçekleşecektir. Vaat gerçekleşmemişse hak etme ortamı oluşmamıştır, bunu hak eden insanlar oluşmamıştır. Bunu hak edenler iman edip imanlarına zulüm bulaştırmadan salih amel işleyenlerdir.</p>



<p></p>



<p>Burada ibn-i Abbas’tan gelen bir nakilde فَمَنْ&nbsp;كَانَ&nbsp;يَرْجُوا&nbsp;لِقَٓاءَ&nbsp;رَبِّه۪ ayeti için diyor ki: <strong>Bunlar Allah’tan gayrı ilahlar edinen müşrikler için inmiştir, müminler için değil</strong>.’’ diyor. Bundan kasıt nedir? Bu imanlarına şirk bulaştıranlar içindir. Demek ki müşriklerde de olsa onların imanının geçersiz kılınışının sebebi Allah’a iman ettikleri halde onu birleyememelerindendir. Biz aynen Mekkeli müşrikler gibi iman etsek ama bu imana şirk bulaştırsak aynı konuma biz de düşmüş oluruz. Tavus’tan gelen maktu bir nakilde diyor ki: ‘’Birisi Allah resulüne gelerek şöyle dedi:’ Ben Allah yolunda cihat etmeyi seviyorum. Ama makamımın ve mevkimin görülmesini istiyorum.’ Allah buna sebep şu ayeti indirdi<strong>: فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا‘Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amel işlesin ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak etmesin.’.’’</strong></p>



<p></p>



<p>Yani her kim rabbine ulaşmak istiyorsa salih ameller işleyip imanına şirk bulaştırmaması gerekir. Bu ayet bize rivayette aldığımız gibi makamımızı gösteriyor. Yani biz yeryüzünün hâkimi miyiz? Hayır. Biz yani İslam yeryüzünün hâkimi görünümünde mi mahkûmu görünümünde mi yoksa zulmedilen görünümünde mi? Çünkü hâkimi olsa mutlaka mahkûmu</p>



<p></p>



<p>ve zulmedilen olmayacaktır. Bu bizim yerimizi gösteriyorsa yerimizi tayin etmeden, bilmeden bizim iman ve salih amel dışında hiçbir amele tenezzül etmememiz gerekiyor. Bunlar gerçekleştikten sonra zaten Allah resulü ve sahabelerinin hayatlarında gördüğümüz gibi bir süreç gerçekleşecektir. Mekke’de zulmedilmeleri, eziyet görmeleri, hor görülmeleri, yakınları tarafından dışlanan hatta memleketinden çıkarılan insanlar var. Bu imanın akabindeki duçar olacağımız şeydir. Buna her ne kadar kafirlerin inananlara karşı takındığı tavır, işkence desek bile bu oradaki inanan insanların ‘’işledikleri hatalara nispeten ceza şeklindeki horlanma ve eziyet’’ değildir. Yani Allah resulünün etrafındaki insanların Allah’a karşı isyan etmelerinden dolayı, asi olmalarından dolayı gördükleri bir işkence veya horlanma değildir bu. Bu Allah’a iman ederken yaşanması gereken bir süreçtir.</p>



<p></p>



<p>Hatice validemiz Allah resulünün amcası varaka ’ya götürdüğünde olayı anlatıyor ve o namustu, Allah’ın insanlar arasından seçerek yolladığı elçisidir diyor. Kavmin seni memleketinden çıkaracağı zaman genç olsaydım sana yardım etmeyi isterdim diyor. ‘’Kavmim beni çıkaracak mı?’’ diyor. ‘’Evet, her nebinin başına gelen olay budur diyor. Bu bir eziyettir ama isyana bina ’en değildir. Aynı şekil eziyet gören Bilal gibi sahabelerin eziyet ve işkencesi katiyetle bir isyan akabinde yani imanlarına bulaştırdıkları bir şirke sebeple değildir.</p>



<p></p>



<p>Burada bir süreç yaşanacaktır ve bu süreç yaşanmalıdır. Ondan sonra ise sahabenin ve Allah resulünün herkes için tamamen oluşmamış güven ortamını Medine’de temin ettiği için etrafındaki insanları oraya hicrete davet etmiştir. Tabi ki bu hicretle de karşılaşacakları bir işkence vardır ve güvenle imanlarını yaşayabilecekleri bir yere gitmişlerdir. Hatta Ebu Zer iman ettikten sonra Resulullah (sav)&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ona git imanını gizle diyor. Ebu Zer ‘’Biz hakta değil miyiz ey Allah’ın resulü, haktayız. O zaman ben gidip Kabe’nin içinde, Kureyşlilerin içinde iman ettiğimi söylemeden gitmeyeceğim.’’ diyor. O kendisi gidip söylemeyi tercih edince oradaki söylediği kişilerden bir hayli dayak yiyor. Ondan sonra Ebu Zer Medine’ye dönüyor.</p>



<p>Bu gösteriyor ki bizim şimdiki makamımızı ve mevkimizi bilmemiz gerekiyor. Şimdiki ortam bizim imanımıza şirk bulaştırmamız, Müslümanların yan çizmesi, isyan etmemiz, idarecilerimizin asiliği… Bunlar Allah’ın vaadini bizim hak etmediğimizi gösteriyor. Hak etsek şüphesiz Allah vaadini yerine getirirdi.</p>



<p>Yazı ile alaklı derse ulaşabilmek için<strong> <a href="https://youtu.be/NiTXAhFC8DY">Tıklayın</a></strong></p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Yazıya döken Bilal Orhan </strong></p>



<p></p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/muslumanlar-neden-devamli-zulum-goruyor-ebu-said-mehmet-balcioglu/">MÜSLÜMANLAR NEDEN DEVAMLI ZULÜM GÖRÜYOR?-  EBU SAİD-MEHMET BALCIOĞLU</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3489</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“Tefekkür” , bir kulluk eylemi &#8211; Ebu Said Yarbuzi</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/tefekkur-bir-kulluk-eylemi-ebu-said-yarbuzi-2016-yaziya-doken-kadir-doner/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Feb 2016 07:04:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebu Said]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<category><![CDATA[kulluk eylemi tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür kulluk eylemi]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilmedavetdernegi.org/?p=1441</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Tefekkür” , bir kulluk eylemi &#8211; Ebu Said Yarbuzi 2016 dersi Yaptığımız her sohbet bir öncekinin üstüne bina edilmeli. Ayrıyeten genel anlamdaki sohbetlerinde bina edildiği mustakil bir mesele olarak ta öne çıkabilir. İki yönden öne çıkar; 1-Müstakil kendisi öne çıkar. 2- Bütün yapacağımız derslerin toptan alt yapısı olan bir mesele olarak ortaya çıkar. Kurana baktığımızda...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/tefekkur-bir-kulluk-eylemi-ebu-said-yarbuzi-2016-yaziya-doken-kadir-doner/">“Tefekkür” , bir kulluk eylemi &#8211; Ebu Said Yarbuzi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-1441"></span></p>
<p><strong>“Tefekkür” , bir kulluk eylemi &#8211; Ebu Said Yarbuzi 2016 dersi</strong></p>
<p>Yaptığımız her sohbet bir öncekinin üstüne bina edilmeli. Ayrıyeten genel anlamdaki sohbetlerinde bina edildiği mustakil bir mesele olarak ta öne çıkabilir. İki yönden öne çıkar;</p>
<p>1-Müstakil kendisi öne çıkar. 2- Bütün yapacağımız derslerin toptan alt yapısı olan bir mesele olarak ortaya çıkar.</p>
<p>Kurana baktığımızda bunun tertibini görebilirsiniz. Şu ana kadar size usulden o kadar şey anlatıyorum ki içinizden biriniz bunun delili nerede diye (sormadınız.) Bize sorsalar ”bunu nereden okudunuz hangi kitaptan okudunuz “ ( Ne deriz demediniz.) Sorma ihtiyacı da duymuyorsunuz. Bu bizim için&nbsp; güvenin alameti değildir. Delil sormamak , kişinin söylediğinin doğru olduğunu düşünmek güvenin emaresi değildir. Ne kendisi için ne de sohbeti yapan için</p>
<p>Sizin sorgulamanız, hem kendinizi delille hareket etmeye hem de konuşan kişinin rastgele söylediği bir sözün ortaya çıkartılıp düzeltilmesi sağlanmış olur. O insan ne kendine dost ne de dersi aldığı insana dosttur. Bilinmesi gereken budur. Çünkü benim size aktardıklarımı bir kitap okuyarak vermiyorum. Sadece bir kitap olsaydı kitabı açardım önüme , genel başlıklara genel izahlar yapardım.</p>
<p>Ancak genel başlığı alıp altına tali başlıklar koyduysanız o tali başlıklar&nbsp; mustakilen en başı açıklayandır. Genel&nbsp; başlığın altında genel bir izah yaptıysanız. O izah diyelim ki 20 satırlık veya 1 sayfalık bir izah sonra tali başlıkların altına koydunuz, izahlarda yine onların izahları şeklinde dağılır gider. Bu te’lif te usuldur. Okuyan bir adam, okuduktan sonra bunu anlatabilen birisi, okuduğu konuştuğu gibi yazabilen bir merhaleye kendiliğinden terakki eder. Meseleyi anlatmak için normal sohbet seyrinde devam ediyoruz biz kendini ifade edebilmek&nbsp; için doğru kelimelerle doğru&nbsp; cümleleri kurmaktır. Bu aynı anda dünkü yaptığımız sohbetin devamı resulden işittiğini aynen aktarma. Bu ilmi bir usulde arapça olarak düşünürüz. Arapça kelimeleri birebir aktarma gibi anlarız bu kolay resulun soylediği kelimeleri aynen söylersin biter. Ama biz bunun bir başka dile aktarma konumundayız. Bizde bu yönde arıza daha çok olur. Tam ifade edemeyebilirsin. Kelime kelime tercüme edersin bazen bunlar deyim şeklinde geliyor. Deyim şeklinde ki ifadeler katiyen kelimesi kelimesine tercüme edilemez. O deyim, &nbsp;toptan tercüme edilir. Bazen avrupa dillerinde bile bir meseleyi aktarırken ona tekabül eden aynı anlamı ifade eden bir deyim araştırılır. Ona göre o ifade oturtulur. Bizim burada sorunumuz cidden büyük, çünkü türkçeye aktarıyoruz. Hatta ufak tefek başlıklarla size “ iyyakena’budu ve iyya kenaestain” gibi şeyleri anlatırken bazen ayetin içinde mesela geçen gün bursa daki olana sohbette ayette diyor ya “vaadeallahu ellezine amenu minkum ve amelusalihatu “&nbsp; ve amilussalihatu&nbsp;&nbsp; -iman edip salih amel işleyenler: imanı tamamlayan kelimelere baktığımız zaman buna iyi işler deniliyor.</p>
<p>İş kelimesi o ameli basitleştiriyor. Salih kelimesi &nbsp;iyi anlamında değil orada. Bunu başka yerden aldığımız zaman “fe men kane yercu ke rabbi fel ye’amel amelen salihan “ –her kim rabine kavuşmayı istiyorsa salih ameller işlesin—“vela yuşrik ve ibadeti rabbi ehade”&nbsp; &#8212; ona ortak koşmadığı&nbsp; salih amellerle yaklaşsın &#8212;-ortak koşulan bir amel salih değildir. Bunun için aynen “ iyyakena’budu ve iyya kenaestain” aynen iman 70 küsür şubedir zikrediyor .&nbsp; Arkasından haya imandan bir şubedir. Hayayı zikretmese ne anlardık biz hayada onun içinde ama mustakilen zikretme ihtiyacı duyulmuşsa öyle zikredilmişse bununla bize verilmek istenen farklı bir boyutu var bunun. Aynen&nbsp; “ iyyakena’budu ve iyya kenaestain” istaane yardım isteme ibadetten bir cüzdür. Hemde geçmiş ümmetlerin zamanında zamanımızda da böyle Allah a en çok ortak koşulan sebeplerden birisidir. Muhabbet gibi. Burada &#8212;sadece sana ibadet ederiz ,sadece senden yardım isteriz&#8212; kelime kelime tercüme edilmiş. Ama manası basitleştirilmiş ,dağıtılmış. Çünkü istaane ibadetin cüzlerinden birisi. Mustakilen zikredildiyse vurgulanmak istenilen bir şey var. Buna ne diyoruz biz –sadece senden yardım isteyerek&nbsp; sana ibadet ederiz&#8212;. Çünkü istaane bir ibadet eylemidir. Bunu aktarırken topluma yani ayeti fatihayı bir metin olduğunu düşünelim kurandan bir metin aynen okuyup aktarırız. Ama bu tercüme &#8212;sadece sana ibadet ederiz ,sadece senden yardım isteriz&#8212;sözü vurgulamıyor. Ama &#8212;sadece senden yardım isteyerek sana ibadet ederiz&#8212;derseniz ibadetten bir cüz olan istianeyi&nbsp; ve insanların bu yüzden düştüğü şirkleri vurgulama yardım isterken dikkat etmem gerekiyor sadece Allahtan. Çünkü bu ona takdim edilen bir ibadettir. Heleki insanların esbaba tevessül niteliği taşımayan fiilerden se bu ;esbaba tevessül niteliği nasıl? ben şu masayı kaldıramıyorum bana yardım edermisin diyorum. Yalnız başıma kaldırsam , omurgaların oynaya bilir bel fıtığı gibi bir sürü sorun olur. Burada esbaba tevessül meşrudur. Ama kulun aciz kaldığı sadece Allah’ın yaptığı bir şeye gelince bu ona sadece has kılınan ibadet eylemlerinden birisi olur. Onun için bunu anladığınız kadarıyla bu gibi ifadeleri doğru aktarmaları önce ne kadar önemliyse tevhid iman kulluk o derece de onları doğru aktarmak önemlidir. Çünkü biz bunu aynen aktarma derken o toplum bizim&nbsp; söylediğimiz sözden neyi anlayacak. Mesela bunun denenmesi dediğim mekkelilere “kuulu lailahe illallah “denildiğinde bütün bu efendileri bir tek efendimi yapacak dediler. Şimdi onlar Allah’a yaratıcı , rezzak, malikil mülk olarak inanan ibadet eden kimselerdir. Şimdi orada&nbsp; bir çok Allah’ı tek bir Allah mı yapacak anlamında demiyorlar değil mi o sözü. Bir çok efendilerimizi bir efendimi yapacak. Bu olmayacak bir şey . En azından mekkeliler bunu anlıyor, bu insanlar şunda “la ilahe illallah “deyin deyince bunlara &nbsp;–biz demiyormuyuz ki— diyorlar. Bu neyi gösteriyor demek ki biz onlara istenildiği gibi anlamaları gerektiği gibi Allahın muradı şeklinde aktarmada sorun yaşıyoruz. Bir yere kadar belki mazuruz. Bu bir beceri ister. Önce senin algılaman kendi algılaman bu derslerin devamlı tekrarı bize anlatıyor bunu bir yere kadar. Ama&nbsp; öyle bir ifade biçimi oturmalı ki bu toplumda bizim bir kaç derste anladığımızı doğru aktarma olduğu gibi kestirmeden kendimiz anlarken çektiğimiz zorluğu onlara anlatırken onlar anlamada çekmemeliler. Bunu karşıdakini denerkende anlarız. Ben bakıyorum şimdi geçmişte anladığımı düşündüğüm yaşadığım şeyleri mesela Belçikadan buraya kadar ben itikadı boyutta değişen hiç bir yönüm yok ama bu meseleleri orada anlatırken devamlı bir tepki vardı. Şimdi bu tepki yok. Fark ne? Uslup diyebilirsin. Anlatma biçimi diyebilirsin veyahut insanların kısmen de olsa anlayıp düşünmelerini sağlayacak bir uslup geliştiğinden olabilir. Bir çok sebebi olabilir. Onun için buna itikadı boyuttaki olan meseleleri anlatırken daha çok dikkat etmek gerektiğini yakalamalıyız. Bununla beraber bu babı risaleyi hepsinden öne aldım Kurana baktığımda hangi meselenin işlenilmesi isteniyorsa mutlak önünde bu başlık var. Herkes için ama. Çünkü bunun adının tefekkür risalesi ve yahut korkuya dediğim gibi kulluk eyleminden olan korku olur ve kulluk eyleminden olan tefekkür düşünme, inansın inanmasın herkeste tefekkür dediğimiz bir haslet varmı? Bizi hayvanlardan ayıran en bariz özelliklerden birisi budur. Yani düşünme tefekkür etme. İster inansın ister inanmasın hiç önemli değil, bu neye delalet edecek aynen sair hasletler gibi düşünmede insana has fıtri hasletlerden bir tanesidir. Daha önce yaptığım sohbetlerde başlık olarak hatırlarsanız. İnsan bu kainatın merkezinde dediğimiz&nbsp; bir ders vardı hatırladınız mı? Bu ne demek insan&nbsp; hangi yönüyle kainatın merkezinde halife olarak yaratmış. İnsandan gayri düşünebilen mahluk olarak kendisinden gayrı hepsi yaratılmış. Buna sebep diyoruz ki insanın etrafındaki mevcudad var oluş şekliyle insanın var oluş sebebini anlatan bir izah biçimi oluyor. Yani bir kitap oluyor. Seni düşündürüyor. Genel olarak baktığınızda yine ne yapıyor bizi devamlı bizden gayri yaratılmışlara bakmamıza teşvik ediyor düşünmek için. Yani insanın düşünebilmesi için bu etrafındakilerin varlığını kabul etmesi demeyeceğiz. Neden ? zaten var, kabulu hissetmesi ve değerlendirmesi her varoluşun bir sebebi mesela az sonra gelecek, şu ayeti kelimeyi tahlil ettiğinizde, tahlil derken ; bu belki çok ehlince olan bir ifade tarzıdır ama basit bir yoğunlaşma ile “ellezine yezkuruneallahekıyamen va kuuduen ve ala cunubihim” şimdi&nbsp; yan gelmiş oturmuş ayakta tefekkür edenler, düşünenler&nbsp; demek ki düşünme her halukarda insanın rahatlıkla eyleminde bulunduğu bir hal değilmi? Yan gelmiş yatıyor, oturmuş ,ayakta , belli bir hal keyfiyet belirtmiyor burada. Her şekli ile düşünebilir tefekkür edebilir. Burada tefekkürü zikretme, şimdi yatarak ,oturarak ,ayakta ,zikretme deyince bir tasavvuf ehli bunu ayaktada “lailaheillalah,oturarak “lailaheillallah”,yan yatmışken “lailaheillallah” subhanallah “bunu düşünür. Ayetin devamına gitmezsen. Şimdi diyor ki tekrar “ve yetefekkeruna” varlığını hissedip onu kendi kendine zihinsel olarak&nbsp; müzakere etmeye başlıyor. O varlığı düşünüyor. Ondan sonra “veye tefekkeruna” burada tefekkür edecek malzemeyi sunuyor. Bu gözünü kapayarak yapılacak bir tefekkür değildir. Gözünü açarak , bakarak düşünmeye ve “ve yetefekkeruna fi halkıssemavati vel ard” &#8211;yerin ve göğün—bu ifade geniş; şimdi gök deyince göktekilerin hepsi bunun içinde başka ayetlerde teferruat olarak alınıyor. Yer deyince de yerde bulunanların hepsi bu ifadenin içinde bunları nasıl düşünüyor şimdi” rabbena ma halakta haza batila” ne diyor? —ey rabbim bunları batıl yaratmadın—bir gaye üzere yarattın hepsinin bir gayesi var. Biz yaratılış gayesini gaye&nbsp; ile ifade ettiğimiz de her varlıkta bu gaye farklı tezahur ediyor. Farklı bir boyutta ibadet ettiği gibi armut ağacını yaratılış amacı&nbsp; armut vermek içindir, insanların istifadesi için ayrıyeten kendi; Allah’ı tesbih etme gibi bir ibadet etme eylemi var. Aynı anda da bunların başkaları için –bizim için- tevbe ve istiğfarlarıda mevzu bahis değilmi? Burada düşünürken neyi düşünmen gerekiyor. Allah bunun hiçbirini boşuna yaratmadı. Hepsini teker teker zikretmiyor. Düşünenlerin ne anladığını da söylemiyor burada ama yaratılış gayesini anla.&nbsp; Önce bunların boşuna yaratılmadığını anlaman önemli. Yani boşuna yaratılmadı. Sen idrak edemeyebilirsin düşünürsen tefekkür edersen. Mesela ben bunları okuduğumda nasıl olduysa geldi herhalde çok düşünmekten geldi. Yılan- akrep zararlı hayvanlardan, &nbsp;yılan ve akrebin zararından korkarız değil mi ölüme sebep olacağından en basiti felç yapar. Eğer bir akrep yılan normal bir sinire denk gelirse zehiri felç eder . Yani&nbsp; o siniri öldürür. Şimdi düşünüyorsun düşünüyorsun öldürür diyorsun, bu sefer suda boğulanla öleni, Akrep ve yılan sokmasıyla ölenle birleştiriyorsun ölümde . Sebepler farklı ama sudan korkmuyoruz. Fakat suda boğularak ölen akrebin sokarak öldürdüğünden daha fazla neden sudan korkmuyoruz . Birçok ihtiyacımızı giderdiğinden bu ayetten önce siz bu başlığa tefekkür risalesi diyebilirsiniz kulluk eylemlerinden bir eylem olan tefekkür, yani biz kulluğu genel anlamda tarif ederken insandan düşünce söz kasıt fiil olarak tezahür eden herşey dedik ya, işte&nbsp; bu düşünme bir kulluk eylemidir. Bunun ispatını yaparken bu risalenin içeriği tamamı değildir aktarılması gerekenin. Biz sadece bir örnek olarak bunu sunduk. Belki sizin okuyanların bu dersi duyanların daha ekleyeceği çok şeyler olabilir bunlara . Ama bu kulluğu tarif ederken birisi sana sen düşüncenin kulluktan olduğunu böyle bir tarifini senden evvvel kim dedi diye derler mi? Demiyorlar. Derseniz herhalde korkunuzdan bunu çok yerde dillendirmediğiniz içindir. Dillendirseniz size bunu nereden duyduğunuz daha önce kim söylemiş diye mutlaka diyen olacaktır. Müdafaa edemeyeceğinizden anlatamayacağınızdan korktuğunuz için bunu gündeme getiremiyorsunuzdur. Ama kulluk eyleminde tefekkür bir kulluk eylemidir. Burada şu başlığı ben hulasalığı gördüm. &nbsp;Allah’a takdim ettiğimiz kulluk eylemlerinden biri olan ve en önemlisi&nbsp; olan bu tefekkür dediğimiz şey bütün ibadetlerin ruhu tipinde ama birçok insan buna mudrik değil. Kuran , sünnet ve selefin davet ettiği yani tefekküre davet edildiğimizi kastediyorum. Allah azze ve cellenin kevni ayetlerini tefekkür ibadeti ve bu ibadetin terki ile kulluğun hakikatini anlamaya mani olmuştur. Yaptığımız hangi ibadet olursa olsun tefekkürsüz ise o ibadetin hakikatini yakalayamıyoruz. İbadetten zevk alma o ibadetin hakikatidir değil mi? Eğer biz Allah’ı takdim ettiğimiz&nbsp; bir ibadetten lezzet almıyorsak onu eda etmek için ihmalkar davranırız eda ederken acele ederiz Allah‘ı az zikrederiz ve ondan haz almadığımız için o bize yük olur. O ibadetin hakikati sebepte, mesela namazın hakikati nedir? ”İnnesalate tanhail fahşai ve anil münker”—namaz insanı fuhuş ve bütün kötülüklerden alıkoyar&#8212;- diyor o ibadeti eda ettiğimiz halde onun bizde bıraktığı bir haz yoksa ; demekki o ibadette tefekkür merhalesi hiç dikkate alınmıyor demektir. Buna sebep bu ibadetin terki ile ,bazen terki demeyiz varlığına bile mudrik değiller. Önemine bile mudrik değiller. Bunun varlığını hissetseler önemini anlasalar terki mümkün değil, ihmal varlığının anlamış ama önemini anlamamış. Önemini yakalamış keyfiyetini bulamıyor bir türlü . Bazen bu çok baştan olur . Mesela namaz kitabında niyet bahsini okuduysanız niyet insanın zihnini, gönlünü&nbsp; yapacağı ibadete bütün azalarını hazır etmesidir. Düşünceyle olur bu. Bu olmadımı insanda –niyet ettim ikindi namazına uydum imama &#8230;&#8230;..&#8212;falan hızlıca yapar. Hatta ikindi kılarken akşam desen önemli değil kalbindeki neydi derler. En basiti hanefi mezhebinde bile itimat kalptekinedir. Onun için niyet tefekkür ile gündeme gelen bir ibadettir. Yani varlığını hissetme, önemini yakalama, ondan sonra bunu uygulamanın &nbsp;biçimi , sonra bu ibadetin, kulluğun hakikatini anlamaya mani olmuştur. Tefekkürsüz bir ruhla sair ibadetleri eda eder olduk. Yani düşüncesizce ibadet ediyoruz. Tefekkür etmeden hazzını lezzetini almadan. Şimdi düşün ömründe bir kere yapmakla mükellef olduğun ,şartlarına sahip olduğunda eda ettiğin bir ibadet olan haccı, hakikatine vakıf olmadan eda edip sanki;” haccı kabul olunmuş birisi anasından yeni doğmuş gibidir bunun mükafatıda sadece cennettir.” Lafzına bakalım. Ama hadise baktığınızda Muslim’de Hacta çok uzak yoldan gelmiş üstü başı toz toprak içerisinde doğru dürüst elbisesi imkanı yok ellerini kaldırmış yalvarıyor diyor ,Allah ben bunu nasıl kabul edeyim yediği haram içtiği haram giydiği haram diyor “Ömründe bir kere geliyor, bir sürü dar imkanlarla geliyor, ama orada hiç bir şey yapmamış gibidir diyor. Alacağı lakabın hazzı ,o ibadeti edadan hoş geliyor onlara ‘hacı’ denecek ya! Daha giderken başlıyorlar karı koca birbirlerine, adları Ayşe-Ahmet bir gidiyor ‘hacı’ demeye başlıyorlar. Dikkat edin yaşlılara karı koca bile birbirlerine böyle hitap eder. Alacağı lakab, o ibadeti takdim ederken ki alacağı hazdan bin kat daha fazla bu daha önemli(!) Hatta hacı demezsen kızıyorlar . Biri bana böyle bir şey dedi o zaman dedim sana esas başka lakab takalım ne dedi? &nbsp;‘namaz emmi’ diyelim dedim. Hacı emmi diyeceğime namaz emmi diyeyim namaz daha önemli dedim.&#8212;ya olurmu diyor kimse namaz emmi dememiştir ama hacı diyor—diyor. İşte o kadar önemli. &nbsp;Zahmetle meşakkatle eda edilen ömründe belki de bir eda ettiğin bir ibadet yine telef ediliyor şeytan tarafından onun üzerinde bir iki hazza bağlı kalıyor ve tefekkür insanoğlunun fıtraten sahip olduğu bir değerdir. Bununla kastımız ne? teferruattaki emir sigası ile gelen ifade değil toptan Sebe suresinde Allah diyor ki ”&nbsp; &#8211;“resulum onlara deki size bir öğüt vereceğim ;Allah için ikişer ikişer teker teker kalkın. Sonrada düşünün.—“ yani bundan kastı ne ? fert fertte düşünün, toplucada düşünün. Birbirinize düşünmeye yardım edin. Yani tefekkür bu şekilde bir ibadet eylemidir ve fıtraten zaten o vardır. Aynen nasıl imandaki mecbur kılındığımız, emredildiğimiz ne kadar ibadet varsa hepsinin alt yapısı fıtraten bizde var. Burada tefekkürle emrediliyorsak zaten düşünme insanın yapısında var. Bir çok&nbsp; yapılan yanlışlarda ‘sen düşünmüyormusun’ diye itham ediliyoruz değilmi? Ne kadar düşüncesizsin ya derler. Ne kadar kıt düşüncelisin derler. Hatta insanlar bunu bütün hakikatlerinde soyutlanmış bir şekliyle bu toplumun kalbur üstü sayılan insanlarına ne diyorlar? düşünür, mutefekkir. Eskiden munevver kimseler derlerdi. Aydın kişi derlerdi. Burada taa baştan dediğimizi hatırlarsanız ne diyoruz şimdiki düşünürlere ? Avrupa düşünürlerinin çöplüğünde eşinenler bizimkiler. Halbuki düşünür fikir üretendir. Fikirleriyle toplumu yönlendiren hayra yönlendiren insanlardır. Gündem oluşturan insanlardır. Bizimkiler Avrupanın çöplüğünde eşinen Anadolu tabiriyle on kilo tezeği karıştırır, bir buğday tanesi bulmak için. Şimdiki düşünürler böyle yani, bununla şunu demek istiyorum; toplumda itibar etttikleri kimselere de bu lakabları verip onları yüce gösteriyorlar. Tefekkür insanoğlunun fıtraten sahip olduğu bir değerdir. Eğer imanda biz düşünmekle tefekkür etmekle emrediliyorsak düşünmemiz için böyle yapın şöyle yapın deniliyorsa &#8212; düşünmüyormusunuz—gibi tenkitvari ifadeler geliyorsa biz bu ibadetle&nbsp; memuruz. Biz bu ibadetle emrolunmuşuz. Hem de herhalukalda takdim edilecek mesela ayakta mesela yürürken ve yahut otururken ve yahut yan yatarken herhalukalde eda edilmesi mümkün olan bir ibadettir. Bir kulluk eylemi olan tefekkür az önceki okuduğum ayeti kastediyorum. İnsandan düşünce söz kasıt fiil olarak sudur eden her şey kulluk eylemidir. İbadeti genel anlamda ifade ederken attığımız başlık budur. Bunu teker teker alıp, az önce okuduğum nisa suresindeki “ellezine yezkurenallahu&#8230;..mafissemavati vel ard.”Şimdi onlarda olanlara göktekilerin yerdekilerin onlarda olanlara her şeyi düşünüyor. Aciz kaldığı yerde anlayamadığı yer diyelim ona;</p>
<p>&#8212;-rabbim sen bunları boşa yaratmadın.&#8212;ben bilmesem de bunların bir yaratılış gayesi var. Bir hedefe binaen yaratıldı. Bakın insanların ise bunlara dönük bulduğu ne varsa yoktan buldukları birşey değil var olan bir şeyi keşfetmeleridir. O şeyin yaratılışının hikmeti ona açılmasıdır, sadece budur yoktan bir şey bulmuyorlar. Mutlak bir hareket noktası buluyorlar oradan devam ederek bunları birleştiriyorlar yoğunlaştırıyorlar ve bununla da zikredilmiş bazı hadisi şerifleri anlamak kolaylaşır ,mesela sahih nakilerden bir tanesi&nbsp; var. ”Öyle bir zaman gelecekci ellerinde parlak parlak siraclarla gelecekler.” &#8212;“ ayakkabılarının bağcıklarıyla konuşacaklar “&#8212;diyor. Ayakkabılarının bağcıklarıyla bunu anlıyamıyor insanlar. Ne olabilirdi diye düşünüyor buna bakınca ayakkabı bağcığına benziyor.(kulaklıktan bahsediyor galiba)Talebelerden biri –hocam tevil olmazmı ?—diyor.</p>
<p>Tefekkür dediğimiz şey naslara ziyadelik noksanlık yapmadan bunu düşünme .İlk cep telefonu yapıldığında ne kadar ağır olduğunun biliyomusunuz. Çok ağırdı. Şimdi mininmize oldu. Tefekkür subhanallah! Oyle diyor ya “-subhaneke ma halakta haza batıla –“&#8211; Yani sen batıl olarak yaratmadın.—Düşünüyo düşünüyo idrak edemiyor. Edemezsen bile önemli değil Allahım sen bunu batıl olarak yaratmadın diyorsun ve sukut ediyorsun. Yine devam ediyor yukarıdaki okuduklarımızla ,şu Ali imran suresindeki okuduğumuz ayeti ; kendi kendilerine Allahın gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunanlara ancak hak olarak ve muayyen bir süre için yarattığını düşünmüyorlarmı? Gördüğünüz gibi bu nedir tenkit mahiyetinde neden düşünmüyorlar demektir. Namazı düşünemezsin dimi namazın keyfiyeti her şeyi bellidir. Ama etrafındaki var olanlar insan kainatın merkezindedir derken etrafındakilerin varlığını hissetmeli önce. Kendi varlığını da hissedecek. Etrafındakini düşünürken kendi varlığınıda düşünmeye başlıyacak. Etrafındaki varlık gayesi tespit ederken kendi varlık gayesi. Yani etrafımızdaki bu kadar yaratılmış ne varsa batıl yaratılmadıysa, biz hiç batıl yaratılmadık. Bunlar her tip insana karşılaştığımız her tip diyorum, muhatap edindiğiniz her tip insana dönüp onun kendi varlığını ona hissettirecek , düşünmeye sevk edecek bir hareket noktası olarak tespit edin. Muhatapımız kim olursa olsun hangi keyfiyetle iman olursa olsun . bu şekilde başlamak ona bununla başlamasını söylemek ,sonradan anlatacağın bir çok şeyi idrakine yardımcı olacaktır. Düşünerek bunu idrak edebilir. İdrak etttikten sonra Düşünme idrak sebeplerinden birisidir. Anlama ve ayeti kerime de bu sefer yukardakilerle birleştirdiğimiz zaman “tehasibtum&#8230;.”sizi boş yere yaarattığımızı mı zannediyorsunuz. Öylemi düşünüyorsunuz. İnsana varlığını hissettirme varoluş sebebini&nbsp; anlatmadan önce varlığını hissettirme. Bir çok insan varlığını abes görüyor bunun en uç noktası da nedir zamanımızda biliyormusunuz. Allah ne kadar düşünmeye bizi sevk ediyorsa insanlar düşünmemek için ;mesela içki içen birsine sorun muptela olmuş birisi başından bazı şeyler geçmiş bunları unutmak için içiyor. Etrafımızdaki oluşan herşey bizi düşünmekten alıkoymaktadır veyahut farklı şeyleri düşünmeye sevk ediyor. En uç noktasıda; panikatak ,depresyon ,kafayı üşütmektir düşünmemenin nihayeti budur. Dikkat ederseniz tedavi şekillerine bakın psikologlar müspet düşünmeyi menfi düşünmekten alıkorlar. Bu o noktaya gelmiş paranoya dediğimiz hastalığın başlangıcı şizofreni dediğimiz hastalığın, panik atak ,depresyon hep bunlar aynı cümledendir bakın. Tefeeül dediğimiz , iyimserlik dediğimiz kötümserlikten uzak durma, kötü düşünmeme , iyi düşünme. İyi düşünürsen iyi yorumlayacaksın. Din ile alakası olamayan kimseler buna ne diyorlar; iyi düşünürsen pozitif enerji. Onlar onu öyle yorumlar ama biz ise yaratıcıya hüsnü zannımızdır bu. Şerri bile yaratırken hikmetsiz yaratmadı. Ama genel bazı şeyleri ben güzel ifadeye oturttuklarını düşünüyorum geçmişlerin herhangi bir şerle karşılaştıklarında “bundada bir hayır vardır” derler. Bu insanı iyi düşünmeye sevk etmedir. Yani Allah hakkında hüsnü zanna sevk eder. O zaman insanda hemen hayatına son verme değil ölümü kabullendiği halde seve seve öleceği halde daha çok yaşama arzusuna kapılır neden? Daha ibadet etme arzusuna kapılır. Birden bire ölmek isteyenin sorunu bu yaşamdan tat alamadığı içindir. Ama Allah’a kul olan birisi ne kadar yaşarsa o kadar hayırlı işlerle meşgul olacaktır, ibadet edecektir. Gördünüz gibi tefekkür düşünme Allahu azze ve cellenin &#8230;&#8230;—bizim sizi başı boş rastgele yarattığımızı mı düşünüyorsunuz.?” Yani bize geri dönmeyeceğinizi mi ?&#8230;bak şimdi intihar eden geri dönüşü&nbsp; düşünüyormu? düşünmez. Katiyetle düşünmez. Zaten yaşama arzusu olmayanda geri dönme düşüncesi de olmaz. İnsanoğlunda yaratılışta var olan fıtri iman ile yani bir rabbın ve yaratıcının varlığına ,kendisinin varoluş gayesinin ne olduğunu etrafındaki var olanlarla anlayabilecek bir fıtrat ve kabiliyet üzere yaratılmıştır. Mesela kendisini hissettirme Habille Kabilin bir öldürme olayı varya; kardeşini öldürüyor Kuranda geçtiği gibi ne yapacağını bilmiyor. Karga bir başka kargayı öldürüyor. Yeri eşip onu gömüyor. bir karga kadarda olamadım diyor. İnsanoğlunun etrafındaki var olan her şey varlık sebeplerini gördüğün kadarıyla da olsa sana varlık sebebini anlatan vesiledir. Onun için devamlı etrafa bakmamıza ve ibret almamıza ..ve sonra düşünme düşünce tefekkür dediğimiz şey gündeme düştüğünde burada algıladığımız ne oluyor. Algıladığımız şey düşüncenin sınırları neyi ne kadar düşünebileceğimiz düşünme denilen haslet meleke rastgele olursa fıtrattaki gibi, eğersiz gemi olmayan vahşi bir ata binmek gibidir, yani yularsız vahşi bir ata binmek gibidir. Bunun için küfredenlerin Allah’ı inkar edenlerin çoğunu düşünür dediğimiz insanları buluruz. Bunun için düşünmeye teşvik ediyor ondan sonra sınırları çiziyor. Mesela var olan bir şeyi düşünürken ister istemez var edende kendiliğinden aklına geliyor. Bu kendiliğinden gelir akla. 60 x 80 tuvale yapılmış bir resmi gören ve işten anlayanlar; manzaraya, renklere, renklerin oraya yerleştirilmesine yani her ayrıntıya bakar ve “-bu iyi bir fırçadan çıkmış derler.” Yani ressam akla gelir. Tanınmışsa bu falanın resim tekniğine benzer derler. Bir tuvale çizilmiş resim, ona ressamı hatırlattığı kadar, etrafındaki milyonlarca yaratılmışı görüp &#8220;bunlarıda bir yaratan vardır&#8221; diye düşünmeyenin aklına ne demeli?</p>
<p>Araf 179 &#8220;Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.&#8221;</p>
<p>Gözleri var görmüyor 60 a 80 bir tabloyu görüyor etrafındaki milyonlarcayı görmüyor. Onların gözleri var görmezler kulakları var işitmezler kalpleri var akletmezler. Allahuazze ve celle bunuda başlık olarak ilk koyduğumuzda bu belki saatlerce anlatılması gereken meseleler tefekkür Allah azze ve celle nin isim ve sıfatlarındadır, zatında değil. Alakayı&nbsp; isim ve sıfatlarıyla açarsın zatıyla değil. Zatını hatırlatır ama zatını düşünmemek isim ve sıfatlarını düşünmeye &#8230;Yani tefekkür Allah u azze ve celle nin isim ve sıfatlarını idrak ettirir , kadrini anlatır ama zatını düşündürmez her şey yaratılmışsa bir yaratıcıyı düşünürsün her şey rengarenk boyanmışsa bir musavviri tasvir edeni düşününrsün. Hepsinde hayat varsa hayat vereni düşünürsün hepsinin bir hikmeti varsa bir sebebi varsa&nbsp; o zaman hakimi düşünürsün, hikmet sahibi olanı düşünürsün. Eğer o senin yediğin içtiğin bir şeyse onlardan bir çoğunun bize hayvanlarımıza yem olduğunu söylüyor. Oz aman rezzakı düşünüyorsun. Aynı şeylerin tekrar&nbsp; tekrar ölüp dirildiğini görüyorsun –denildiği gibi—Allah ın rahmet eserlerine bak. Bak derken neyi diyor ? Düşün!Düşünmek için bakmayı kulllanmalısın, işitmeyi kullanmalısın, akletmeyi kullanmalısın. Ama burada sınır neyi çiziyor. Allahın isim ve sıfatlarını zatını değil ismini anlamada idrak etmede aciz kaldığın yerde aynen ayakta oturarak yan gelmiş yatarak Allahı düşünmeli diyor ya&nbsp; ne diyorlar sonunda –subhaneke-yani seni bütün noksanlıklardan tenzih ederiz seni hakkıyla idrak etmemizde mümkün değil. Öyle diyor ya ayette de “onu kadriyle idrak edemediler” evet burada dursun.</p>
<h2><span style="color: #ff9900;">Soru?</span></h2>
<h3><span style="color: #ff9900;">TALEBE:</span></h3>
<p>-Hocam ; tefekkür dediğimiz şey naslarda noksanlık ziyadelik yapmadan onu düşünmek .önceki sohbetlerinizde demiştiniz ki ayetleri birlikte kabul edicez.biz ayetleri okurken ilk önce düşünmek yoluna gitmeyeceğiz onları kabul edeceğiz kabul ettikten sonra &#8230;</p>
<h3><span style="color: #ff9900;">HOCA:</span></h3>
<p>Bu ahkama döndüğü zaman iman mertebesinde nerde düşüneceğimizi anlattık. Nasları kabulde düşünme hakkımız yok. Gönül sıkıntısı hissetmeden teslimiyet var burada . Aklın idrak yöntemi ne ? teslimiyet . İkinci merhaledeki olay o, nasıl emretmişse&nbsp; öyle kabul edeceğiz. Bazı şeyleri biz açılarak mesela Ebu Zer’in güneş batarken ; “-biliyor musun o nereye gidecek diyor” . Allah’ın arşının altında secde edecek derler. Ayetlerde de çok var güneş ayeti. &nbsp;Müsade edilirse geri döner edilmezse battığı yerden doğar buda kıyamet alametlerinden sayılır. Burada idrak var, noksanlık ve ziyadelik yapmadan nas geliyor. Şimdi nasıl düşünelim taş ağaç konuşuyor ağaçların konuşması bize facir olan insanın ölümünden taş ağaç rahatsız olur diyor. Bir ölü geçiyor . Allah rasulu buna diyor ki musterih o. Yani bu istirahata gidiyor. Birisi daha geçiyor musterahna ,bu&nbsp; gidecek ama herkes rahatlıyacak. Bundan ne demek istedin deyince öndeki salih birisiydi dünya meşakkatinden hengamesinden kurtuldu, istirahata gidiyor. Sonraki ölen birisi ise facir taş ağaç facir birisinden yorulur öyleki insanların yaptıklarından onlarda taki.. aynen Yahudiler ve muslumanlar arasında harp olacağı zaman taş ağaç ne varsa hepsi ey Allah’ın kulu gel arkadam da yahudi var.gel bunu öldür diyecek. Şimdi biz bunu bazı şeyleri gördükçe anlamak daha kolay oluyor. Herşey Allah’ı tesbih eder ama siz onların dilinden anlamazsınız diyor. Yani onların dili yabancı dil . Bir papağana nasıl Türkçeyi öğretiyorsa ona yabancı dil öğretirsin ama Türklerde bir papağan kadar bile yabancı dil öğrenme kabiliyeti yok bizim insanımızda</p>
<p>İdrak ve teslimiyet. Teslim olmakla emrolunduğun şeyi yorumlayamazsın. Hoşuna gitse de gitmese de hevana uysa da uymasa da öyle kabul etmek zorundasın.</p>
</p>
<p><strong>2016 &#8211; Yazıya Döken: Kadir Döner</strong></p></p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/tefekkur-bir-kulluk-eylemi-ebu-said-yarbuzi-2016-yaziya-doken-kadir-doner/">“Tefekkür” , bir kulluk eylemi &#8211; Ebu Said Yarbuzi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1441</post-id>	</item>
		<item>
		<title>BİR RABBİN VARLIĞINI KABUL FITRİDİR. (Ebu Said Hoca&#8217;nın sesli sohbetinden)</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ebu-said/bir-rabbin-varligini-kabul-fitridir-ebu-said-hocanin-sesli-sohbetinden/</link>
					<comments>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ebu-said/bir-rabbin-varligini-kabul-fitridir-ebu-said-hocanin-sesli-sohbetinden/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2015 09:55:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebu Said]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<category><![CDATA[Bir rabbin varlığını kabul]]></category>
		<category><![CDATA[bir rabbin varlığını kabul fıtridir]]></category>
		<category><![CDATA[insan ve etrafındakiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilmedavetdernegi.org/?p=483</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir Rabbın ve yaratıcının varlığını kabul ve itiraf her insanoğlunda fıtri bir eğilimdir. Bu fıtri bir eğilimi biz Arapça, “ غَرِيظَةُ الفِطْرِيَّ “ diyoruz. Bir Rabb’ın ve Yaratıcının… Önce Rabb’ı zikretmemiz sonra Yaratıcıyı zikretmemiz… Yani الرَبُّ kelimesi &#160;الخَالِقُkelimesi ikisi de Allah Azze ve Celle’ nin isimlerindendir. Rab kelimesini zikretmemiz “Ben sizin Rabb’ınız değil miyim?” diye...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ebu-said/bir-rabbin-varligini-kabul-fitridir-ebu-said-hocanin-sesli-sohbetinden/">BİR RABBİN VARLIĞINI KABUL FITRİDİR. (Ebu Said Hoca&#8217;nın sesli sohbetinden)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-483"></span></p>
<p>Bir Rabbın ve yaratıcının varlığını kabul ve itiraf her insanoğlunda fıtri bir eğilimdir.</p>
<p>Bu fıtri bir eğilimi biz Arapça, “ غَرِيظَةُ الفِطْرِيَّ “ diyoruz.</p>
<p>Bir Rabb’ın ve Yaratıcının… Önce Rabb’ı zikretmemiz sonra Yaratıcıyı zikretmemiz… Yani الرَبُّ kelimesi &nbsp;الخَالِقُkelimesi ikisi de Allah Azze ve Celle’ nin isimlerindendir.</p>
<p>Rab kelimesini zikretmemiz “Ben sizin Rabb’ınız değil miyim?” diye Allah azze ve celle, ruhlar âleminde kıyamete kadar yaratılacak her insana hitap ettiği şekliyle “ Ben sizin Rabbı’nız değil miyim?”</p>
<p>“Evet sen bizim Rabb’ ımızsın” diyorlar.</p>
<p>Rab, mecazi olarak da kullanılan bir kelimedir. Mecazi olarak kullanılan bir kelime derken neyi kastediyoruz?</p>
<p>İnsanlar için de bu kelime kullanılır. Rabbu’l-beyt gibi rabb’ul-mihne (bu işin uzmanı) denildiği gibi Rab kelimesi mecaz anlamında kullanılır. Veya &nbsp;رَبّfiilinin failine de &nbsp;مُرَبِّيderiz. Terbiye eden, eğiten, öğreten anlamında kullanılır.</p>
<p>Türkçede, rabbın mecazi şekli sadece cemi olarak kullanılır. o da “bu işin erbabı” dedikleri gibi. Çünkü rab Türkçe’ de dendiği zaman sanki pek hoş olmuyor şeklinde düşünürler. Tabi Rab Arapça bir kelime olduğu için bir Türkçe kullanırken bunu bazen yanlış anlaşılabilecek bir halde kullanabiliyoruz.</p>
<p>Bir Rabbın ve yaratıcının varlığını kabul ve itiraf…</p>
<p>Kabul tabiaten vardır. İtiraf ikinci merhaledeki konumudur. İtiraf etmeden kabul edebilirsin ama bu kabul geçerli olmayabilir çoğu zaman. Bunun içindir ki Kuran’ı Kerim’de قُولُوا آمَنَّا بالله &nbsp;“iman ettik deyiniz” diyor. Yani insanlardan iman ettik demelerini istiyor. Firavundan da isteniliyor, Ebu Talipten de isteniliyor.</p>
<p>Mesela Firavun kabul ediyordu. İtiraf etmiyordu. Biliyordu da zaten. Ona sebep İsra Suresinde Musa(as) diyor ki:</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">لَقَدْ عَلِمْتَ مَا أَنْزَلَ هَؤُلَاءِ إِلَّا رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ</span></p>
<p>İsra Suresi 102</p>
<p>“(Musa Firavun&#8217;a:) &#8220;Pek âlâ biliyorsun ki, dedi, bunları, birer ibret olmak üzere, ancak, göklerin ve yerin Rabbi indirdi.” diyor. Bu kabul ettiğini gösterir.</p>
<p>Ebu Talip Allah Resulü’ nün hakta olduğunu kabul ediyordu. Şiirlerinde bunu itiraf etmişti. Ama kendisinden kelime-i tevhid telaffuz edilmesi istenilince “Kureyş’in yaşlı kadınları, ölüm korkusundan Ebu Talip bunu dedi demeyeceklerini bilseydim bunu derdim.” diyor Müslim’de ki hadisi şerifte.</p>
<p>Görüldüğü gibi burada kabul ve itiraf farklı şeylermiş. “Kabul”, onun için farklı kullandık bu kelimeyi. Kabul ve itiraf farklı şeylerdir.</p>
<p>Ve her insanoğlunda bu fıtri bir eğilimdir. Yani fıtraten, yaratılışında zaten bir Rabbı kabul etme eğilimi var. Bir yaratıcıyı kabul etme eğilimi var. İstisnasız insan olarak yaratılan herkeste bu vardır. Müstesna yoktur.</p>
<p>Bazen ad değiştirir. Buna tabiat ana der, modern ifade ile enerji diyorlar, daha modern kristal diyorlar bu güce. Bir güç var. Bunu isimlendirmekten korkuyorlar bazen. “Allah” dediğin zaman bu, onları ürkütüyor. Çünkü her şeyi ile birisine teslim olduklarını, teslim olmaları gerektiğini düşünüyorlar. Bu ise onları isyan ettiriyor.</p>
<p>Mesela biz Belçikalı Abdulkadir ile Belçika’da Türklerin gittikleri bir doktor vardı. Bir münasebetle ona tebliğe gitmeye başladık. Haftada bir gün ikimiz ona uğruyorduk bir şeyler anlatıp gidiyorduk. Bir gün gittiğimizde bize dedi ki: “ İnsanlığı, kâinatı, bu evreni yaratan bir gücün olduğuna inanıyorum” dedi. “ ve bunu da en güzel anlatanın( O’nu, Yaratıcıyı) sizin dininiz olduğunu anladım” dedi. “Ama kabul etmek çok zor geliyor. Beni korkutan; şu yasak bu haram bu helal demeniz” dedi.</p>
<p>Onunla sanki kendisinin esir olduğunu düşünüyor. Onu kabul edersen onun düzenine uyma zorunda kalacaksın. Çünkü bir düzeni kabul ettiğin zaman bir gücü otoriteyi onun düzenine uymayı da kendiliğinden kabul ediyorsun. Aksini yapman mümkün değil. “Bu haram bu yasak demeniz korkutuyor dedi.” Dedim ki:</p>
<p>“Bakın. Biz 1400 senedir buna inanıyoruz dedim -Kuran’ı Kerim-. Size bir şey soracağım, geçen La Science dergisinde şöyle bir yazı çıktı. Orada kadın hastalıklarından bahsediyor. Kadının en çok hastalığına sebep olan, en tehlikeli hastalığa sebep olan rahim kanserinden bahsediyor. Rahim kanserinin de en çok hayız anında eşiyle münasabet-i cinsiyeden bulaştığını yazıyor. Bunu şimdi hükümet yasaklamayı düşündü ve yasakladı. Bir erkek, eşine hayızlıyken yaklaşmak istediği zaman eşi reddedip mahkemeye verebiliyor. Buna ne dersin dedim”</p>
<p>“Bilimsel dedi.”</p>
<p>“İlmen bu sabit ama bak biz 1400 senedir bu yasağı uyguluyoruz dedim. İlla bu kadar teferruatını bilmemiz gerekmiyor bizim. Rabbimiz yasakladıysa mutlak bunda bizim için bir hayır var. İşte imanla senin bilimin arasındaki fark bu dedim. Sen bunun zararından korkarak kaçıyorsun. Biz ise Rabb’imiz yasakladığı için ona itaat ediyoruz. Farkımız bu. Neden korkuyorsunuz ki dedim? Bir şey size şu yasak dendiğinde illa onun bir zararını bahsederek mi size kabul ettirmesi gerekiyor.”</p>
<p>Onun için kabul ve itiraf… Kabul vardır ama itiraf etme büyük bir cüretkârlıktır. Bu imandır çünkü Ebu Talip kalben yeğeninin hakta olduğunu kabul etmiş olmasına rağmen şiirlerinde bunu itiraf etmesine rağmen ama sözlü bunu söyleyemiyor. Demek ki kalpte ki yetmiyor burada.</p>
<p>Firavun ne zaman itiraf etti? Boğulurken etti dimi? Boğulmadan önce de bir Rabbı biliyordu. Yeri, göğü yaratanın O olduğunu biliyordu. Bütün hakkı indirenin Musa’ya indirdiği kitabı da indirenin o olduğunu biliyordu ama itiraf etmiyordu. Ne zaman itiraf etti? Kızıldeniz’ de boğulma anında</p>
<p>“ Ben şimdi Musa’nın Rabbine, Beni İsrail’in Rabbine inandım dedi” Allah da ne diyor?</p>
<p>“ Şimdi mi?”</p>
<p>Bu olayı anlatırken de hatırladığım kadarıyla İbn Abbas naklediyor. Taberani de sahih bir rivayet Cibril diyor ki:</p>
<p>“Muhammed, O an beni görseydin&#8221; diyor. Firavun beni İsrail’in ve Musa’nın Rabbine inandım derken denizden kum alıp ağızına tıkıyordum. Allah’ın rahmeti ona ulaşmasın diye” diyor.</p>
<p>Yani insanda Bir Rabbın ve Yaratıcı’nın varlığını kabul ve itiraf her insanoğlunda fıtri bir eğilimdir. Bu her insan da vardır. O zaman bununla neyi görüyorsunuz.</p>
<p>Eğer insanoğlu bu gibi sahip olduğu değerlerde ortak yani müşterek ise o zaman, o insanın inanmasında bunu kullanabiliriz, ona tebliğde bunu kullanabiliriz. Hatta bazen hakkın kabulünde daha önce de dediğim gibi ilk başta yaptığımız derslerde, bir bedevi gelip, Allah Resulü’ne Müslim’de Buhari’de iman bahsindeki hadisi şerifte “ Muhammed! Yeri göğü hiç yoktan yaratan mı senin Nebi olarak yolladı diyor.” bak şimdi Allah’a inanmak imanın şartlarından, Resullere inanmak da ama Resule imanı ne ile pekiştiriyor ne ile sağlamasını yapıyor? “Yeri ve göğü hiç yoktan yaratan mı seni nebi olarak yolladı” diyor. Çünkü ona inananın onun adına yalan söylemesi mümkün değil. Ve buna sebep Allah Resulünün yalan söyleyemeyeceğinden, söylemeyeceğinden çok emin olarak bunu soruyor.</p>
<p>Onun için İnsan ve Kendi varlığı</p>
<p>İnsan ve kendi varlığı. Bununla ne demek isteriz?</p>
<p>Var olan insanın, varlığını inkârı mümkün mü? Hayır.</p>
<p>Peki kendi varlığını inkar edemeyen başka var olanların varlığını inkar eder mi? Edemez, etmemesi gerekir.</p>
<p>Hatta ben Allah diye bir şey kabul etmiyorum diyene diyor ki:</p>
<p>“ Neyi kabul etmiyorsun?”</p>
<p>“Allah’ın varlığını.”</p>
<p>“Zaten olmasa inkâr edemezdin ki diyor. Demek ki var ki inkâr ediyorsun.”</p>
<p>Çünkü insanın, yaratıcısını inkârı dahi onun varlığını ispata yeterli bir delildir. Çünkü katiyetle fiili inkâr edemeyenin faili inkâr etmesi mümkün değildir. Mef’ûlü inkâr etmeyen katiyetle faili inkâr edemez. Etmesi mümkün değildir.</p>
<p>İnsan ve kendi varlığı</p>
<p>Allah azze ve celle insana hatırlatma niteliğinde</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ</span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">[المؤمنون: 115]</span></p>
<p>“Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirmeyeceğimizi mi sandınız?”</p>
<p>Bu gösteriyor ki insan abesten maksat hedefi olmadan gaye olmadan bir sebebi olmadan başıboş ve kendi kendine mi oluştuğunuzu zannediyorsunuz yani sizi bir yaratan var bir gaye ile yaratıldınız.</p>
<p>Şimdi insan ve kendi varlığı dedik.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #ff9900;">İnsan ve etrafındakiler – 2.başlık</span></h2>
<p>İnsanın etrafında ne varsa onlar da bir gaye için yaratılma</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذَا بَاطِلًا</span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">سورة آل عمران 190</span></p>
<p>“Onlar ayakta, oturarak, yan gelmiş yatmış bir şekilde Allah’ı zikredenler, ananlar, &nbsp;yere göğe yaratılanlara bakıp; ‘Rabbim sen bunları batıl bir şekilde, gayesiz yaratmadın’ ”</p>
<p>Çünkü insan bunu kendisinde düşünmeye başladı mı ister istemez etrafındakilerde de bunu düşünecektir. Yani kendisini abes başıboş gayesiz olarak gelmediğini düşündüğü andan itibaren etrafındakilerin de böyle olduğunu düşünecektir. Onun için insanın zannı, kuruntusu ben böyle düşünüyorum böyle zannediyorum diye beklentisi;</p>
<p>أَيَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى</p>
<p>Kıyamet 36</p>
<p>“İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?”</p>
<p>Yani abes olarak ta yaratılmadınız başıboş ta bırakılmayacaksınız. Yani gayesiz hedefsiz yaratılmadınız. Öyle mi yaratıldığınızı düşünüyorsunuz. Hem bir de bana dönmeyeceğinizi mi…? Geri döndürüleceksiniz. Bunların bir hesabı var. Sonra insan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır diyor?</p>
<p>أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِيٍّ يُمْنَى</p>
<p>Kıyamet 37</p>
<p>“O, döl yatağına akıtılan meninin içinden bir nutfe değilmiydi?”</p>
<p>Menideki nutfeyi anladınız mı? Milyonlarca nutfe var o birkaç damlalık meninin içinde, &nbsp;onun bir tanesi insan oluyor (dölleniyor)</p>
<p>Yani rahimlere bırakılan bir meniden sadece bir nutfe değil miydin? Buydun.</p>
<p>ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّى</p>
<p>Kıyamet 38</p>
<p>“Sonra bu alaka aşılanmış yumurta olmuş derken Allah, onu insan biçiminde yaratıp şekillendirmiştir” diyor. Ondan bir çift yani erkek ve dişiler yarattı diyor.</p>
<p>Burada izaha gitmeden evvel sen başıboş yaratılmadın. Hedefsiz yaratılmadın. Etrafındaki hiçbir varlık zaten böyle yaratılmamıştır. Ve insan kendisinin bir de böyle başıboş bırakılacağını mı sanır.</p>
<p>O zaman bunu genellediğimizde etrafında ne görürsen dimi? Neyi görebildiysen mutlak onun varlığı abes gayesiz hedefsiz değildir. Başıboş yaratılmamıştır velev ki bunları kendi hareket ve sekanatı içerisinde de görseniz kendi yapısı içerisinde de görseniz.</p>
<p>Mesela hassaten din karşıtları bunu kullanıyor, Müslümanlar da güya bunu olumlu kullanırmış gibi evrendeki eko denge dedikleri bir şey var.</p>
<p>Yani âlemde tabi yapıda her ne kadar çok farklılık da olsa zıt şeklinde de olsa bu dengedir. Bu tabii dengedir. Bu denge tabiatından soyutlanır çıkarılır uzaklaştırılırsa, o dengeye biz bozulmuş denge diyoruz. Hiçbir kimse de bu dengeyi kolay kolay sağlaması mümkün değildir. Hatta öyle bir denge ki buna biz bazen tezatların ahengi diyoruz.</p>
<p>Tezatı anladınız mı ne? Ters. Ama ahengi var. Mesela insanda şekerin çıkması da zarar, inmesi de. Bak bu tezatın ahengi, ortası. Tansiyon çıksa da zarar inse de zarar. Hepsi böyledir insanda. Yani öyle bir denge kuruyor ki yani toptan vücudun dengesini düşünün Türkçe kristal diyorlar, orta kulakta kayo dedikleri şeyler var. Onlar yerinden oynadı mı insan düşer. Buna kayo diyorlar. Türkçe kristal diye şey yapıyorlar. O oynadı mı yerinden insan dengeyi kaybeder ayakta duramaz. Ve onun içinde baya dinlendirirler insanı o kayolar oynadığı zaman, kristaller. Yani tezatların ahengi var.</p>
<p>Bu her ne kadar en uç noktada birbiriyle çekişir görünse bile. Mesela bir akrep düşünün hemen korkarsınız neden? Soktuğunda öldürebileceğinden. Ama bak yeryüzünde akrep sokmasından ölen bir milyonda bir değildir.</p>
<p>Sudan korkar mı? Korkmaz. Ama suda boğularak ölen daha fazladır. Ama akrepte bu tabiatta bir denge unsuru. Ne için yaratıldığını biz bilsek de bilmesek de hiç önemli değil. Bu onun keyfiyet, mahiyeti hakkında hiçbir değişiklik yapmaz. Bunu şöyle de ifade edebiliriz:</p>
<p>Kâinattaki yaratılan her şey, mutlak bir şey için yaratılmıştır.</p>
<p>Mesela yine bunu şöyle açalım: Her otun, yaratılışında faydalı olduğu bir şey vardır. İlla bilmemiz gerekmiyor, insanlar keşfederek bunu buluyorlar çoğu zaman. İlla onu bilmiyoruz diye, gayesiz hiçbir işe yaramıyor olduğunu düşünemeyiz. Ama olduğu yerde o, onun dengesidir onu bilmemiz gerekir.</p>
<p>Mesela aynen ki insanlar burada sebzenin, meyvenin genetik yapısını bozarak başladılar. Bu dengeyi bozmadır. Senenin her günü domates yemeye kalkarsan organik domates yiyemezsin. Ama Allah’ın yarattığı başlangıç sonuç biçiminde buna razı olursan yani senede 3 ay domates yemeye razı olursan o zaman organik yersin. Ama bundan istifade edebilir misin yine? Bizim yaptığımız gibi poşetleyip kışa konserve yapıyorsun veyahut salçasını yapıyorsun bunu böyle yapıyorsun. İktisaden bu bir sorun Türkiye’de bütün dünyada. Ama iktisaden bu sorunu kaldırman için bunu yapman gerekiyor.</p>
<p>Şimdi Erbakan’ın bir tezi vardı: Devlet teşvikleri üreticiye olmalı tüketiciye değil. Neden?</p>
<p>Bütün insanları yüzde 95 i tüketici, yüzde5 üretici konumunda. Halbuki her insan kendi yapısında üretici olmalı. Tabiatı mahvettikten sonra Avrupalı anlıyor; evine balkon çıkmış, 4-5 tane teneke koymuş(saksı), toprak getirmiş ona tutmuş iki tane domates fidesi iki tane biber koymuş yazın yiyeceği domatesi oradan elde ediyor bu adam üretici. Zaten şu domatesin birini kökleriyle çıkarsak bir saksı toprak bulursunuz besleneceği toprak bu zaten başka bir şey değil.</p>
<p>Herkes üretici, aynı anda tüketici, ama insan önce en azından yüzde 30 kendisi üretici olmalıdır. İnsanlar bundan evvel üretici konumundaydı hatta bizim küçüklüğümüzü hatırlıyoruz biz oyuncaklarımızın üreticisi idik. Düşünün ağaç getirirlerdi bana kütük ben onları babamın takımlarıyla keserdim şöyle teker gibi bir yumurtaya iki yumurtaya teker keserdim ben. Tel teker yapmak istediğimizde Zomana’dan geçen telgraf telleri vardı onu keserdik. Jandarma da evlere yoklamaya gelirdi kim kesmiş diye onu dağda bir yere gömerdik bir iki ay almazdık onu getirmezdik.</p>
<p>İnsan yapısında üreticilik olmalı. Yani insanların ekserisinde üreticilik olmalı. Birisinde değilse birisinde olmalı. Bu toplumda denge unsurudur bakın. Bu tezatların ahengidir. Bu olması gerekir bu dengeyi kurmuş.</p>
<p>Erkeği yaratmış, bir de dişiyi yaratmıştır. Bu birbirini tamamlayan unsur olarak geliyor. Ondan sonra burada Allah’ın gücünü görüyorsunuz yaratılan bir şeyin devamlı gayesi etrafında döndüğünü. Yani bir ziraat için toprak önemli mi? Güneş önemli mi, su önemli mi? Ama bir saksıya hangi çekirdeği ekerseniz ekin o çıkar. Patlıcan koyarsan patlıcan, biber koyarsan biber, kelek çekirdeği koyarsan kelek çıkar. Maharet nerede?</p>
<p>Ama o çekirdekte asıl, o bir çekirdeği elinize aldığınızda</p>
<p>“sizi rahime bırakılan bir menide sadece içinden bir tanesi idiniz milyonlarda biri”</p>
<p>Bir çekirdek te aynı külli içinde barındırır. Yani bir incir çekirdeğini düşünün dedim. Ektiğinizi, incir çıktığını düşünün orada birkaç sene sonra binlerce incir her çekirdeğin içinde binlerce çekirdek her çekirdeğin öyle olduğunu düşünün.</p>
<p>Aslında kâinatta ki zerrede bile bir âlem var. Yani hatta normal anlatırken bizim dünyamız bile bu âlemde bir toplu iğnenin başı kadar bile değil. Ama onun içine bak neler var.</p>
<p>Onun için hiçbirşey gayesiz değil. Şimdi bu kısmına, şu izahı yaptıktan sonra geçeyim.</p>
<p>İnsanoğlunun sadece kendi varlığı dahi kendisini var eden bir kudretin varlığına delil olarak yeter. Onun insan ve kendi varlığı dedik ayrıca insan ve etrafındakiler.</p>
<p>İnsan ve etrafındakiler</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا فِي أَنْفُسِهِمْ مَا خَلَقَ اللَّهُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَأَجَلٍ مُسَمًّى وَإِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ</span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">سورة الروم 8</span></p>
<p>“Kendi kendilerine, Allah&#8217;ın, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak hak olarak ve muayyen bir süre için yarattığını hiç düşünmediler mi? İnsanların birçoğu, Rablerine kavuşmayı gerçekten inkâr etmektedirler.”</p>
<p>Onlar düşünmüyorlar mı kendilerindeki olanları yani kendine bak diyor sonra etrafındakiler</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">مَا خَلَقَ اللَّهُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ</span></p>
<p>Allah’ın yaratığı yedi kat gök yedi kat yer ve ikisi arasında إِلَّا بِالْحَقِّ bunları bir hak bir gaye ile yaratmış&nbsp; &nbsp;وَأَجَلٍ مُسَمًّى belli bir vakte kadar.</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">وَإِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ لَكَافِرُون</span></p>
<p>“buna rağmen insanları bir çoğu, Rablerine kavuşmayı gerçekten inkâr etmektedir.” Bununla onlar düşünmüyorlar mı diyor. Yani kendi kendilerine Allah’ın gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak hak olarak ve muayyen bir sure için yaratığını hiç düşünmediler mi? Burada insanı neye sevkediyor?</p>
<p>Varlığında ve etrafındakileri insanı düşünmeye sevkediyor.</p>
<p>Bunun için de biz tefekkürü, düşünmeyi, kulluğu genel anlamda tarif ederken insandan düşünce söz kasıt ve fiil olarak sudur eden her şeydir. &nbsp;Demin okuduğum Ali İmran’da ki ayette de</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذَا بَاطِلًا</span></p>
<p>Az önce bir incir çekirdeği örnek verirken “düşünme” dedik. Bu düşünmenin de merhalelerini yani şöyle diyelim: düşünme, insanda fıtri bir haslet ise -ki öyle- o zaman düşünme de konuşma gibi görme gibi terakki ettirilmesi gereken beslenilmesi gereken bir haslet. Nasıl insanda konuşma kabiliyeti var. Ama insanı al doğar doğmaz bir çöle bırak veya çok basit bir dil kullanan bir toplumun içine bırak ona göre konuşur aynen tefekkür de böyledir.</p>
<p>İnsanlar bile bunu kendiliğinden kabul ediyor her insan aslında mütefekkir olması gerekirken “mütefekkir, aydın kişi, düşünür” belli başlı insanlara verilen unvan olmuş. Halbuki Kuran’a baktığınızda Allah, herkesin düşünmesi gerektiği söylüyor. Düşünen birisi olması gerektiğini söylüyor. Ama bizim düşünürlere(!) bakın. Onlar, garbın, batının, Avrupa’nın, Amerika’nın mütefekkirlerinin çöplüğünde eşinen mütefekkirler, bizimkiler sözde mütefekkirler. Yani onlar Avrupalı batılı mütefekkirlerin çöplüğünde eşinen…</p>
<p>Halbuki mütefekkir demek düşünür demek fikir üreten insandır. Bu da eğer eğitime tabi ise ki öyle olması gerekiyor düşünen insan. Allah düşünmek için bize -ileride gelecek- birçok emirler veriyor.</p>
<p>Mesela onlar deveye bakmıyorlar mı? Nasıl yaratılmış.</p>
<p>Bu cümlenin içinde neler var şimdi eylem olarak? Bakmanı görmeni istiyor. Sonra nasıl yaratılmış? Ve bu tefekkür işte tefekkür bunun için bir ibadet eylemi bir kulluk eylemidir. Onun için tefekkür düşünme, bir ibadet yani kulluk eylemidir. Ve bunun birçok yerde zikredildiğini “yere göğe bakmıyor musunuz? Veya gökyüzüne bakmıyor musunuz direksiz bir tavan olarak yani çatlaksız?</p>
<p>Kuran’ın 3 te birinin insanı düşünmeye sevk eden sözler kullandığını görürsünüz. Ve bu düşünceyi isterken bize bunu bazen bakmayı görmeyi diyelim ki:</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">أَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِ (8) وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ (9) وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ (10)</span></p>
<p>Beled suresi</p>
<p>“biz ona iki göz vermedik mi? İki dudak, bir dil vermedik mi? Ve ona doğru yolu hatalı yolu göstermedik mi? “ diyor. Düşünmeyi istiyor burada.</p>
<p>İnsan ve düşünme devamlı beraber düşünülmesi gereken şeylerdir. Bakın şimdi eğer düşünme bir kulluk eylemi ise ki öyle, o zaman bu kulluğun önüne devamlı geçilmeye çalışılacağını da anlamamız gerekir. Şimdi bu, bir kulluk eylemi ise bizi yaratıcı tarafından bizden istenilen bir kulluk eylemi ise mutlak şeytan bu kulluğun önüne geçecek sebepler üretir.</p>
<p>Bak şimdi! İnsanlar, rahatlamak için düşünmek istemiyor. Hatta düşünmemek için içki içenlerin çoğuna bak “bazı şeyleri unutmak istiyorum düşünmek istemiyorum” diyor. Mutlak bunun karşı tarafını da göreceksiniz düşündürmeme.</p>
<p>Hatta bakın ekonomik kapital sistem bile insanların düşünmemesini sağlamak için gündeme getirilen bir sistem. Dikkat etseniz bunun farkına varacaksınız. Bir fiyat görürsünüz kapital sistemin düzeninde ona 99 lira der 100 lira demez 101 lira da demez. Psikolojiktir bu. Ve bunun içindir ki bizim toplumumuz düşünce asalağı diyebileceğimiz bir toplumdur. Düşünce asalağıdır.</p>
<p>Asalak çalışmadan insanların üzerinden geçinenlere derler. Ve düşünce asalağıdır. Ve herşey de insanın düşünmemesi için kurgulanmış, herşey . Halbuki düşünme ne olursa olsun insanı hayra götüren bir şeydir, kulluk eylemi yani ibadet eylemidir. O zaman insanları hakka davet ederken bence o insanların düşünmelerini düşüncelerini anlatabildim mi düşünme mekanizmalarını hareketlendirmek için muhatab edinmeliyiz. Çünkü Allah bize bakın! düşünün! diyorsa bunda büyük bir hikmet var.</p>
<p>Bu şekilde ölçüsüz düşünen diyelim. Ölçüsüz düşünen insan ölçülü düşünen insan arasındaki fark nedir?</p>
<p>Şimdi birçok insanın düşünür olduğunu görüyorsun. Filozof olduğunu da görürsün dimi. Allah’ı inkâr edenlerin ilk başında fizikçilerdir. Neye benzer biliyor musun?</p>
<p>Okyanusa pusulasız çıkman gibidir. Ömrün yetmez belki karşı sahile Amerika’ya ulaşman için eğer yıldızı takip etmezsen, bir pusulan olmazsa gidemezsin.</p>
<p>Ama pusulalı düşünme farklı bir ortamdır. Çünkü Allah neleri düşüneceğini sana söylüyor. Az sonra gelecek.</p>
<p>Düşünmeye sevk edecek amilleri de zikrediyor. Bakın yerde gökte ve ikisi arasında ne varsa bunları boşuna yaratmadı. Boş olmadığını düşünün. Önce iman etmen gerekiyor “her yaratılan şeyin bir gayesi var.” Biz bunu illa bilemeyebiliriz.</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِنْهُ</span></p>
<p>“O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendi katından bir lütuf olmak üzere size boyun eğdirmiştir. Yani sizin hizmetinize amade kılmıştır.”</p>
<p>Yerde gökte ne varsa hepsi sizin hizmetinize amadedir. Yani sizin emrinize, sizin onları kullanmanıza itaat etmeleri için inkiyad verilmiştir.</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ</span></p>
<p>Ve bütün bunlarda, yani neler yaratmış neler… Gök tek adı, yedi kat gök tek adı, yer tek adı, ikisi arasındakiler tek ad, milyarca varlık var. Hepsi sizin hizmetiniz için…</p>
<p>“Elbette bunda düşünen topluluk için bunlar birer ayettir.”</p>
<p>O zaman insanoğlu önce, Kuran’ı öğrenmeden önce, Kuran ayetlerini okumadan önce insanlığın müşterek diliyle yazılmış olan Kâinat Kitabının Ayetlerini okumalı. Bunun için hepsine ayet diyor. Ayetin birçok anlamı var. Kelime anlamında olduğu gibi, Kuran’daki bir noktadan ikinci noktaya kadar olan ayettir. Ayrıyeten bu, hüccet anlamındadır ibretlik anlamındadır. Bunlar ayettir kâinat kitabının ayetleridir.</p>
<p>İleride o sözü anlayacaksınız sahabe: &#8211; imanda- “ Biz Kuran’ı öğrenmeden evvel iman etmeyi öğrendik. Kitabı okudukça imanımız arttı.” Biz diyoruz ki Allah subhanehu ve teala Şuara suresinde de” Sana vahyetmeden evvel sen iman nedir, kitap nedir bilmiyordun” diyor.</p>
<p>Bunların hepsi birer ayettir hem de kâinat dili insanlığın müşterek dilidir. Kâinat kitabındaki ayetler insanlığın müşterek anladığı tek dilde yazılmıştır.</p>
<p>Yani bir Çinliyi, bir Türkü, bir Arap’ı bir İngiliz’i yan yana koyup şu ağacı göstersen adını da bilir çeşidini de bilir bu müşterek dildir. Her ne kadar birisi buna ladin ağacı dese birisi sapen de dese birisi… Bazı ağaçlar da o mıntıka da yoksa insanların o mevzuda bildikleri kelime de yoktur. Asıl budur.</p>
<p>Biz buna kâinat kitabının ayetlerine insanlığın müşterek dili diyoruz.</p>
<p>İşte bunlar</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ</span></p>
<p>Casiye 13</p>
<p>“ İşte O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendi katından bir lütuf olmak üzere size boyun eğdirmiştir. Elbette bunda DÜŞÜNEN bir topluluk için….” Demek ki tefekkür eden bir topluluk için…</p></p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ebu-said/bir-rabbin-varligini-kabul-fitridir-ebu-said-hocanin-sesli-sohbetinden/">BİR RABBİN VARLIĞINI KABUL FITRİDİR. (Ebu Said Hoca&#8217;nın sesli sohbetinden)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ebu-said/bir-rabbin-varligini-kabul-fitridir-ebu-said-hocanin-sesli-sohbetinden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">483</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HAKKIN TAHRİFİ (Yazıya döken M.Furan)</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/hakkin-tahrifi-yaziya-doken-m-furan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2015 09:51:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebu Said]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<category><![CDATA[hakkın tahrifi]]></category>
		<category><![CDATA[hakkı bozma]]></category>
		<category><![CDATA[Şeytan ve Avaneleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilmedavetdernegi.org/?p=479</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hakkın tahrifi, illa batılla gelinerek değil; hak ile batılı karıştırarak da yapılır. Hak olan kısmı seslendirip insanlara sunduğunuzda insanlar, onunla beraber sokulan batılın farkına varmayacaktır. Veya kendine, muhatabına, topluma uyan ve mantıklı bir yorum getirilirse (Kuran’a sünnete muvafık değil, mantığına göre yöntem ve yorum getirirse yani akla uygun yorum getirirse) ifsad o denli tesirli, o...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/hakkin-tahrifi-yaziya-doken-m-furan/">HAKKIN TAHRİFİ (Yazıya döken M.Furan)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-479"></span></p>
<p>Hakkın tahrifi, illa batılla gelinerek değil; hak ile batılı karıştırarak da yapılır.</p>
<p>Hak olan kısmı seslendirip insanlara sunduğunuzda insanlar, onunla beraber sokulan batılın farkına varmayacaktır.</p>
<p>Veya kendine, muhatabına, topluma uyan ve mantıklı bir yorum getirilirse (Kuran’a sünnete muvafık değil, mantığına göre yöntem ve yorum getirirse yani akla uygun yorum getirirse) ifsad o denli tesirli, o denli şümullü olur.</p>
<p>Hakkın tahrifinin en şümullü yöntemi; batılla gelerek değil, batılla hakkı karıştırıp(harman edip) ona, bir de Kitap ve Sünnet’ e değil de akla ve mantığa muvafık bir yorum getirilerek yapılandır. Bu şekilde hakkın ifsadı daha seri ve daha şümullü olacaktır.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #ff9900;">Şeytan ve avanaleri</span></h2>
<p>Şeytan, daha mahir olmasından dolayı ve avanelerini iyi yetiştirdiğinden, onları daha kolayca ifsad edebildiğinden, ekseriyetle bu yöntem başarılı oluyor. Bu ifsadın karşısında, tesirlenmeden, yara almadan kurtulabilecek tek taifeye işaret ediliyor. Şeytan, genel anlamda ifsadını gündeme getirirken:&nbsp; “Madem ben Adem yüzünden rahmetten kovulan birisi oldum. Bana kıyamete kadar mühlet ver Ey Rabbim. Onların önünden, arkasından, sağından, solundan, üstünden, altından gireyim onları ifsad edeyim diyor .</p>
<p>Allah azze ve celle diyor ki:</p>
<p>“ Evet sana mühlet verdim. İstediğini yapabilirsin. Ama iyi bilki benim halis kullarıma hiçbir şey yapamazsın.” Demek ki şeytanın bu denli desisesinden kurtulabilmenin tek yolu budur.</p>
<p>Nasıl ihlaslı olunur? Bunu da müstakille anlatan ayet, hadis ve dersler var. Bunun için tamamen hak olan, kısmen hak olarak kullanılan veyahut hakkın bazı bulaşıkları olan sözlere dikkat edilmeli.</p>
<p>Muhakkak ki şeytan, kişiyi ifsad ederken, hakkın bazı malzemelerini kullanarak gelir. Mesela İblis, Havva ile Adem’ in yanına geldiğinde:</p>
<p>“Bildiniz mi Allah size bu ağacı niye yasakladı.” Bunu(yasaklanma sebebini) takmayın demiyor. O ağacın yasaklanmasını bir yoruma dayandırarak:” Bu ağaçtan yerseniz ya iki melek olursunuz veya ebedi hayat sahibi olursunuz.” diyor. “İnanın yani size yemin ederek söylüyorum ben size sadece nasihat ediyorum.” diyor.</p>
<p>ŞEYTAN, MANTIKLI YORUM GETİREREK YAKLAŞIYOR. Hatta kendisinin bir melek olma sıfatıyla, emredilen bir şeye kayıtsız şartsız itaat etmesi gerekirken, neden yapmadığı sorulunca sebep; tekebbür, kibirlenme, ben ondan daha hayırlıyım, ben ateşten yaratıldım o ise topraktan…</p>
<p>İblisin ateşten yaratıldığı yaratıldığı doğru mu? Doğru.</p>
<p>Adem’ in topraktan yaratıldığı doğru mu? Doğru. Ben ondan daha güçlüyüm daha efdalim diyor. Yorumlayarak isyan ediyor. Onun, güya orada yakalamadığı, yakalayamadığı hikmeti İbn Abbas:</p>
<p>“ Halbuki orada kime secde ettiğini değil, kimin secde et emrini verdiğini düşünmesi gerekirdi.” SECDE ET DİYEN ALLAH. NİYE SECDE ET DERSE DESİN! Hatta şöyle de diyebiliriz; O emir, doğrudan doğruya Allah’ tan duyduğu değil de bir aracı ile duyduğu bir emir olsaydı; Hadi Allah böyle mi emretti diyebilir insan. Emredenin emredişi önemliydi. Neye secde ettiği değil. Bunun için İbn Abbas:</p>
<p>“ İblisin Ademe secdesi Allah’ a itaatti. Orada itaatini düşünmesi gerekirdi. Kime secde ettiğini değil.”</p>
<p>Allah, nehirden geçerken de nasıl imtihan ediyor Beni İsrail’ i. Neden yasakladığı önemli değil. Neden emrettiği önemli değil. Size bir emir verdiyse, bir yasak bir nehiy emrettiyse; o an, ona icabet etmek gerekir. Asıl budur. Neden emrettiği, neyi emrettiği, neden yasakladığı önemli değildir. Çünkü; orada, itaat ve isyan mevzu bahis.</p>
<p>Onun için insanların, yazılarında, konuşmalarında, sohbetlerinde bazı hak sözleri kullanarak, bunu batıla hizmet ettirebilirler. Hakkın ifsadına kullanabilirler. Hatta bazen o sözlerde, bu sözü söyleyenleri bile ikna ettiklerini görürsün. Yani o sözün batıl bir ifsad edici nitelik taşıdığını kendisi bile farketmiyor, ettirtmiyor,&nbsp; gizli dürtülerini besliyor ve kendisini dahi ikna etmiş görünüyor. İkna da ediyor.</p>
<p>Mesela İslam’ ın birçok değerlerini kullanırken ;&nbsp; diyelim ki İslam’ da cemaatçilik emrediliyor. Cemaat hakkında hak olan birçok sözler gelmiş. Mesela:</p>
<p>Herkim cemaatten ayrılırsa diyor. Cemaatçiliğin fazileti, bir arada bulunmaktan bahsediliyor. <strong><span style="text-decoration: underline;">Bunu, herkes kendi ifsadında malzeme olarak kullanıyor. </span></strong>&nbsp;Türkiye’ yi düşün Nurcular, Süleymancılar,&nbsp; her grup siyasiler… Her grup, bu ayetleri kendi çıkarına kullanıyor. Cemaatin faziletini, burada bir emire itaatin faziletini, cemaat halinde hareket etmeyi,&nbsp; hatta istişare etmeyi de&nbsp; bunun lehinde kullanıyor. &#8212;&#8211; 12:08 &#8212;</p>
<p>Halbuki ayet,&nbsp; muhatab olarak tek topluluk ediniyor. Ve onun muhalifleri… Herkes, bunu kendisine hammadde olarak&nbsp; kullanıyor. Herkes, kendisine hak veriyor cemaatçilik&nbsp; hakkında. Ötekileri kendisinin dışında&nbsp; gördüğü için cemaatin dışında diye muhakeme ediyor. O zaman cemaat, cemaatçilik, emredilen cemaatçilik, anlaşılmamış, kastettiği şey anlaşmamış, kastetmediği şeyler insanlar tarafından,&nbsp; ona yorum olarak getirilmiş. Bu ayeti anlasaydık. Bu nasları anlasaydık. Bunun İslam cemaati için, kafirlerin karşındaki İslam toplumu için,&nbsp; din düşmanlarının karşısındaki İslam topluluğu için kullanmamız gerekirdi.</p>
<p>Cemaat deyince inanan herkes; muhalifleri deyince karşı tarafta ki kimselerin anlaşılması gerekirdi. Ama bu hep aksi olmuş. Şimdi biz eğer cemaatten konuşursak hiçbir şekilde şu tenkit ettiğimiz konumda olmamamız gerekirdi.</p>
<p>Biz onlardan değiliz demek, onlardan olmadığımızın ispatına yeter mi? Bunu nasıl zerdetmeliyiz?</p>
<p>Yaptığımız ve söylediğimiz söz katiyetle birbirine ters düşmemeli, muhalif olmamalıdır. O zaman biz, cemaati, cemaatçiliği itikadi birlikte aramalıyız. Diyelim Allah Azze ve Celleye zatında, rububiyetinde, isim ve sıfatlarında, uluhiyetinde inanma. Zatının varlığında, aynı inanca sahip olma… Bu, akidedeki bir birliktir. Ona, rububiyetinde yani isim ve sıfatlarında onun yaratıcı olduğuna her şeyi yaratanın o olduğuna, ondan gayri hiçbir kimsenin yaratmaya gücü olmadığına, tek yaratıcının o olduğuna aynı şekilde inandık mı bu, cemaattir.</p>
<p>Çünkü aynı şeye, aynı şekilde inanıyorsun. Ve o inandığına davet ediyorsun. Hep ona kulluk etmeye çalışıyorsun. Herhangi bir şeyi;</p>
<p>-Diyelim ki Allah’ın Alim sıfatında ekseriyetle İslami cemaatlerle aynı noktada oluruz. Birisi çıkar Allah şunu şunu bilir ama bunu bilemez derse; onun ilminin her şeyi kuşatmasına ters düşmüştür. O bu düşüncede cemaatte dışarıda kalır.</p>
<p>-Allah gaybı bilir. Ama falan şeyh de bilir derse o, burada yan çizmiştir. Bu cemaatçilikten yan çizmedir.</p>
<p>Cemaatçiliği(aynı şeye inanmayı) ta üstten alıp böyle gitmezsen; haa bu bizimle hakaret etmiyor diye sen onun cemaatten çıkarırsın. Halbuki yukarıdan aşağıya doğur gelmek gerekiyor. Allah’ın (bir yaratıcının) varlığına kim inanıyorsa genel anlamda bu, bir birlikteliktir.</p>
<p>Sorunsuz olan yerlerde yürüye&nbsp; yürüye, sorunlu olduğu yerlerde bir işaret koymamız gerekiyor. Diyelim ki Hristiyanlar, bir yaratıcıyı kabul ediyorlar. Yahudilerde kabul ediyor semavi din müntesibi olarak. Ama bakıyorsun Hristiyanlar, onu üçten bir olarak… Neredeyse ta baştan yan çizmeye başlıyorlar. Orada ittifak edilmeden cemaat halindelik biter. Yahudiler tek yaratıcı kabul ediyor. Ondan sonra bakıyorsun Üzeyir’ e Allah’ ın oğlu diyorlar. Bazı nitelikler nispet ediyorlar.</p>
<p>Cemaat düşüncesine, bizim, böyle bakmamız gerekiyor. Yukarıdan aşağıya doğru… &nbsp;Bu sefer yukarında aşağıya doğru en önemlilerinden başlayarak gelme… Yani düşünün Allah azze ve celle’ nin zatı hakkında; rububiyette sorunu olana, imanda sorunu olana Allah ı bilemekten bahsedilmez ki. Hatta bırak, bunlarda birkaç cüzde sorunu olan bile, tevhidi doğru dürüst gerçekleştiremeyecektir, gerçekleştiremez de. Mümkün değil.</p>
<p>Biz, her meseleye bakarken bir hareket noktası koyuyoruz. Tabii ki o, oradan başlıyorsa… Mesela bazen en uçtaki, doğruya en yakın, toplulukları diyelim:</p>
<p>Biz adil olmalıyız. Mesela bizden bazıları bunu diyebiliyor: “Biz bütün hocalara eşit davranıyoruz.” Adil olmak, &nbsp;güzel bir şey… Ama yaptığı iş cidden adalet mi? Kendisine mi zarar veriyor. Başkasına da mı? Diyelim ki herkesten istifade etmeyi kuran sünnet emrediyor zaten. Bu sözde, doğru ama cidden herkesten istifade mi ediyor. Yoksa herkesten, kullanılacak malzeme mi elde ediyor? Kendi duyguları istikametinde&#8230; Bu tip kişilerde şöyle bir yapı görürsün; anlamıştır ki ilmi ilim ehlinden alacak. Mesela şöyle diyor: Ondan gidin ilim alın, Arapça okuyun, Kuran da okuyun. Birilerinin dediği gibi: “Bizim Ebu Said’ de Kuran okuyun, Arapça okuyun, ilim alın ama Ebu Said davetten anlamaz.”</p>
<p>Şimdi, onlardan aldığını cidden doğru istikamette kullansa bu çok güzel… Zaten doğru istikamette kullanacak bir yapı olsa onu yapmaz, onu demez. Ve mutlak iyi bilen, daveti iyi yapar. Veyahut hatasından en çabuk dönen kimdir? Yine iyi bilendir.</p>
<p>O zaman senin, müstakil bir davet hareketi değil beraber bir davet hareketinin içinde olman gerekir. Bu tipte olan ne yapıyor? Herkesten bir şey alıyor. Kendi işine geldiği gibi kendi havasında kullanıyor. Bu herkesten istifade değildir.</p>
<p>Herkesten istifade nasıl? Bunların birbirleri ile yanlışlarını, doğrularını tespit etme. Devamlı birlikte, kafasına göre değil yine istişare ile hareket etme… Çünkü malzemeyi birilerinden al. Yani sen gidip şimdi bir tıp kongresine katılacaksın. Ve diyelim ki o kongrede bir ameliyat türünden bahsediliyor. Malzemeleri de sergileniyor. Bir buçuk saat dinliyorsun. Malzemelerini alıp gidiyorsun sen de aynı şeyi uygulayabilir misin? Bu mümkün değildir. En basit şeyde dahi bu asıl böyledir.</p>
<p>Biz cemaat değiliz. Cemaat te olmaya çalışmıyoruz. O zaman bizde cemaatçilik, 5-10 kişinin bir araya gelip başlarına bir idareci seçmeleri değil. İnsanların otoritesinden önce ilmin otoritesini koymak gerekiyor buraya. Öyle değil mi?</p>
<p>Çünkü şuan kişilerde katiyetle bir otorite hakim değil, normalde olmazda. Her ne kadar birisinin idaresiyle hareket te etsek bir kişiye güvenme de büyük yanlışlar oluyor. O zaman ilmin otoritesi öne çıkmalı. İlimle alakalı olan o mesele, onu ispat eden delil kimden nasıl gelmişse gelsin onu almak. İlmin otoritesi bu… Zaten</p>
<p>İlmin otoritesini kurmak demek; Kuran ve Sünnet’ in otoritesini kurmak demek. Burada geri kalan, o ilmin tatbiki. İlim ehlinden bizim göreceğimiz alacağımız, onun tatbikidir.</p>
<p>Kendi yapısından kaynaklanan, kafasına göre hareket etme duygularını besliyor. Hem islami bir şekilde hareket ettiğini düşünüyor. Herkesten istifade ediyorum, adil davranıyorum, kimseye bir bağlılığım yok. Bu, kişinin kendi yapısındaki kafasına göre hareket etme duygusunu besler.</p>
<p>Kendi fıtri sorunlarını tatmin etme… Mesela kişinin birisinin yapısında uysallık varsa ki bu güzel bir şey ama uysallığın tehlikesi şeriata ters düşen uysallıktır. Aynen, insanda sevginin olması güzel bir şey ama Allah’ı sevmede, tek onu sevmede, onun için sevmede aşırılığa gitmesi sorundur. Bu uysallık insanda daha çok tavize ödüne dönük sorun çıkarır. Biraz şiddet, ğayz varsa buda, buğuz etmede aşırılığa götürür.</p>
<p>Bazen insanlara bakıyorsunuz ki naslardan duygularını beslediğini düşündüğü: En uç nokta da örnek verilirse; “Firavun’ a gidin o halde ona yumuşak davranın.” Ölçüler var burada. Firavun gibi birisine bile yumuşak davranılıyor. Ki onun iman etmeyeceğini bilmesine rağmen Allah, anlat olur ki aklı başına gelir diyor. Ve burada bu sefer, aşırılık ister istemez tehlikeli bir konum. Çünkü şeytan seni bu yumuşaklıktan alıp şiddete taşımaz bunun çok zor olacağını bilir. Seni, oradaki doğruda şaşırtır. Tutup da Allah için buğuz etmede, kötü yapısında(haşinlik var yapısında)… Bazı insanların yapısında aşırı hüsnü zan vardır. Bazı insanlarda, çok aşırı sui zan vardır. Şeytan onu aksine götürerek sapıttırmaz. Onu onda sapıttırır.</p>
<p>Hepsinde böyledir. Şimdi, tavizden kurtulmak için hiddete şiddete gitmemek gerekir dimi. Şiddetten de kurtulman için tavize gitmek gerekmiyor. Bununla daha önceki derslerde de dediğim gibi tezatların ahengini yakalamamız gerekir.</p>
<p>“Ey kitap ehli sakın aşırılığa düşmeyin” şimdi bunun kelime manası üzerinde duracağımıza, bakın Yahudi ve Hristiyanlar nasıl aşırılığa düşmüş. Onların, bunu tatbiki(bunu yaşamaları) bizde bir şeyler uyandırıyor. Bazen onları(Yahudi ve Hristiyanları), aynı şeyde, aksi istikamette aşırılığa düştüğünü görürüz. Yahudiler, alimlerini, nebilerini öldürerek sapıttılar.</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/hakkin-tahrifi-yaziya-doken-m-furan/">HAKKIN TAHRİFİ (Yazıya döken M.Furan)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">479</post-id>	</item>
		<item>
		<title>SAHABENİN TEZKİYESİ (Yazıya döken M.Furan)</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/sahabenin-tezkiyesi-yaziya-doken-m-furan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2015 09:49:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebu Said]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<category><![CDATA[sahabenin tezkiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe 40]]></category>
		<category><![CDATA[nur 11 12]]></category>
		<category><![CDATA[fetih 10]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe 100]]></category>
		<category><![CDATA[fetih 29]]></category>
		<category><![CDATA[sahbenin tezkiye edildiği ayetler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilmedavetdernegi.org/?p=477</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ehli Sünnet’ in itikadında sahabe umumen adildir. Sahabe’ nin adaletini umumen kullanırız ama onlar masum değillerdir. Sahabe’ nin tümü için eşittir İslam diyebiliriz. Ama fert fert bunu diyemeyiz. Sahabe, Allah ve Rasul’ü tarafından tezkiye edilmiştir. Allah ve Rasulu’ nün tezkiye ettiğini cerh etmek aslında Allah ve Rasulü’ ne ithamdır. Sahabe cerh ve tadile tabii değildir....</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/sahabenin-tezkiyesi-yaziya-doken-m-furan/">SAHABENİN TEZKİYESİ (Yazıya döken M.Furan)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-477"></span></p>
<ul>
<li>Ehli Sünnet’ in itikadında sahabe umumen adildir.</li>
<li>Sahabe’ nin adaletini umumen kullanırız ama onlar masum değillerdir.</li>
<li>Sahabe’ nin tümü için eşittir İslam diyebiliriz. Ama fert fert bunu diyemeyiz.</li>
<li>Sahabe, Allah ve Rasul’ü tarafından tezkiye edilmiştir.</li>
<li>Allah ve Rasulu’ nün tezkiye ettiğini cerh etmek aslında Allah ve Rasulü’ ne ithamdır.</li>
<li>Sahabe cerh ve tadile tabii değildir.</li>
</ul>
<h2>Allah’ ın sahabeyi tezkiye ettiği ayetlerden</h2>
<p>Umumen&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Muhacir-Ensar &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Bedir-Uhud &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Beyatı Rıdvan&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Aişe(r.a) Ve Ebu Bekir(r.a)</p>
<p>1.Fetih-29&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Tevbe 100&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;Ali İmran 123&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fetih Suresi 10&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tevbe Suresi</p>
<p>2.Bakara-143&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Nur Suresi 11-12</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">FETİH 29=</span></strong> Muhammed Allah&#8217;ın elçisidir. <span style="text-decoration: underline;">Beraberinde bulunanlar</span> da kafirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onlarırükûya&nbsp;varırken, secde ederken görürsün. Allah&#8217;tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat&#8217;taki vasıflarıdır. İncil&#8217;deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kafirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat&nbsp;vadetmiştir.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <span style="text-decoration: underline;">NOT:</span></p>
<ul>
<li>Beraberinde bulunanlar derken, bunlar sahabedir. Allah, onları övmüştür.</li>
<li>Tevrat ve İncilde de övmüştü.</li>
</ul>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">TEVBE 100=</span></strong>&nbsp; (İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah&#8217;tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedi kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">NOT:</span> Allah bu ayette Sahabeyi biraz daha hususileştirerek ismen Muhacir ve Ensar olarak tezkiye etmiştir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Ali İmran 123=</span></strong> Şüphesiz siz güçsüz olduğunuz halde Allah size Bedir’ de yardım etmişti. Öyle ise Allah’ tan sakının ki şükretmiş olasınız.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">&nbsp;&nbsp; NOT:</span> Allah Bedir ehline direk yardım ettiğini söylüyor.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">FETİH 10=</span></strong> Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah&#8217;a biat etmektedirler. Allah&#8217;ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">AÇIKLAMA</span>: İşte bu ayet biat-ı Rıdvanı yani ağacın altında peygambere biat edenleri anlatan ve onları öven ayettir.</p>
<ol>
<li>Bu biatta ortalama 1600 kişi olduğu söylenir.</li>
<li>Ayetin nüzul sebebi ise: Peygamber Kureyşliler ile anlamşma yaptı.(10 yıl süre ile Hudeybiye Ant.)</li>
<li>Peygamber hicrein 6.uılında 1400 Müslamnala Mekke’ ye yola çıkmıştı.</li>
<li>Kureyşliler Müslümanları Mekke’ ye sokmak istemedi.</li>
<li>Peygamberde vadilerden sapıp Hudeybiye’ ye geldi. Savaşma niyeti yoktu. Sonra Osman(r.a) gecikinde ölmüş olmasından şüphelendi. Bunun üzerine Müslümanları toplayıp onlardan biat aldı. İşte bu biat budur.</li>
</ol>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">NUR 11-12=</span></strong> “<strong>[11]</strong>&nbsp;(Peygamber&#8217;in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir guruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. Onlardan (elebaşlık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.</p>
<p><strong>[12]</strong>&nbsp;Bu iftirayı işittiğinizde erkek ve kadın müminlerin, kendi vicdanları ile&nbsp;hüsnüzanda&nbsp;bulunup da: &#8220;Bu, apaçık bir iftiradır&#8221; demeleri gerekmez miydi?”</p>
</p>
<p>Bu ayetler Aişe(r.a) ‘ın tezkiyesidir.</p>
</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">TEVBE 40=</span></strong> Eğer siz ona (Resûlullah&#8217;a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani, kafirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke&#8217;den) çıkarmışlardı hani onlar mağaradaydı o, arkadaşına: Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kafir olanların sözünü alçalttı. Allah&#8217;ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir.</p>
</p>
<p>Bu ayetler de Ebu Bekir(r.a)’ ın tezkiyesidir.</p></p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/sahabenin-tezkiyesi-yaziya-doken-m-furan/">SAHABENİN TEZKİYESİ (Yazıya döken M.Furan)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">477</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyoruz.</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/dunya-hayatini-ahirete-tercih-mi-ediyoruz-yaziya-doken-m-furan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2015 09:46:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebu Said]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<category><![CDATA[dünya bedava değil]]></category>
		<category><![CDATA[ali imran 110]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe 38]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya hayatını Ahirete tercihmi ediyorsunuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilmedavetdernegi.org/?p=475</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu denli ithamlar, tenkitler, uyarılar Kuran’ı Kerim’de çokça gelmektedir. Ama hiç kimse bu uyarıları, bu tenkitleri, acaba ben miyim diyerek, kendi üzerine alınarak kendisini muhasebeye tabii tutmuyor. Mademki Kuran’da bu denli ikazlar sıkça tekrarlanıyor; o toplumda ve daha sonraki gelecek topluluklarda mutlak bu sorunlar da tekrarlanacaktır. Sorunlar tekrarlandıkça o mevzu hakkında Kuran ve Sünnetteki nasihatler...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/dunya-hayatini-ahirete-tercih-mi-ediyoruz-yaziya-doken-m-furan/">Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyoruz.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-475"></span></p>
<p>Bu denli ithamlar, tenkitler, uyarılar Kuran’ı Kerim’de çokça gelmektedir. Ama hiç kimse bu uyarıları, bu tenkitleri, acaba ben miyim diyerek, kendi üzerine alınarak kendisini muhasebeye tabii tutmuyor.</p>
<p>Mademki Kuran’da bu denli ikazlar sıkça tekrarlanıyor; o toplumda ve daha sonraki gelecek topluluklarda mutlak bu sorunlar da tekrarlanacaktır. Sorunlar tekrarlandıkça o mevzu hakkında Kuran ve Sünnetteki nasihatler de tabii ki kendiliğinden tekrarlanacaktır. <span style="text-decoration: underline;">Aslında bu denli bir tekrar, uyarı, uyarının sık sık olması bizim, kendimizi Allah’a imanda, kullukta istikametli tutabilmemizin en güzel vesilelerindendir.</span> Çünkü insanoğlu her halükarda uyarılmaya muhtaç bir varlıktır. Böyledir ki Allah azze ve celle, kulları içerisinden seçmiş olduğu seçkin kişileri Nebi ve Resul olarak yollayarak insanlığı devamlı uyarmıştır.</p>
<p>En basit bir uyarıyı, ikazı düşünün. Biraz daha tehditvari nitelikte” bunu yaparsanız bununla karşılık göreceksiniz” diyerek ahireti göstererek, “Eğer kendinize dikkat etmezseniz eninde sonunda dönüşünüz bize.” diyor.</p>
<p>Bu uyarıyı Kuran’ı Kerim’de Tevbe suresindeki şu ayetten alarak bu başlığı koyduk.</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ &#8230;</span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">سورة التوب 38</span></p>
<p><strong>&nbsp;</strong><strong>“Dünya hayatını, ahirete tercih mi ediyorsunuz?” </strong></p>
<p>Hitap Allah azze ve celle’den, Resulünün lisanı ile o anki topluluğa dönük. Bunu, kendimize dönük bir soru şeklinde ele alsak. Biz de DÜNYA HAYATINI AHİRETE TERCİH Mİ EDİYORUZ? Zihinlerde şöyle bir soru oluşabilir:</p>
<p>Geçim sıkıntısı ile mücadele ettiğimiz bir ortamda, ne kadar biz dünya hayatını ahirete tercih edebiliriz ki?</p>
<p>Halimizle mukayese ederek, böyle bir neticeye varabiliriz<span style="text-decoration: underline;">. Halbuki şu ayetlerin doğrudan doğruya muhatabı olarak indiği kimseleri düşünürseniz (onların o anki geçim sıkıntılarını) onlar, bizden kat kat daha aşağı bir ekonomik, iksitadi sıkıntı içindeydiler</span>. Buna rağmen bu gibi ayetlere muhatab olmuşlardır.</p>
<p>Ne gibi şeyler yaptılar ki de, bu denli ayetler sık sık iniyordu. Tabii ki bazı amellerin terkine sebep inen ayetlerdir bunlar. Bazı emirlere imtisalden sakınan yani emirleri yerine getirmek istemeyen, yasaklanan şeyleri irtikab eden, emredilen şeyleri yapmayanlara dönük gelen hitaplardır bunlar.</p>
<p>Ama iktisaden onlarla kendi iktisadi halimizi karşılaştırmamız mümkün değil. Onlara göre biz bolluk içerisinde yaşayan bir topluluğuz. Çok rahat ve huzur içerisinde yaşayan kimseleriz. Ve birçok imkâna sahip kimseleriz.</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌ</span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">سورة التوب 38</span></p>
<p><strong>“Dünya hayatını, ahirete tercih mi ediyorsunuz? Halbuki dünya hayatının faydası (size sağladığı fayda), ahiretin yanında (ahiretin size sağladığı faydanın yanında) pek azdır. Bu rağmen nasıl bunu tercih ediyorsunuz.”</strong> Diye bir ikaz geliyor.</p>
<p>Zaruri ihtiyaçlar şeklinde tasnif edip, bunlarla hiç mukaseye de yeltenmiyoruz biz. Halbuki Ahmed bin Hanbel’ in Müsned’inde ki gelen bir nakilde:</p>
<p>İstanbul kuşatmasında Halib b. Zeyd, Ebu Eyyub el Ensari’nin de bulunduğu orduda, Müslüman tarafından birisi elinde kılıç, kalabalık bir düşman topluluğu içerisine saldırır tek başına. Bunu görenler “ Yazık. Kendi eliyle kendisini tehlikeye atıyor.” Bakara’daki ayetin anlamını yani “Kendi ellerinizle kendinizi ateşe atmayın.” Halid bin Ziyad bunu duyunca Ebu Eyyub el Ensari &nbsp;“Durun! Bu ayet, böyle, sizin kullandığınız gibi değil. Bu ayet bize indi. Sebebi nuzulünü bu ayetin anlamını biz sizden daha iyi biliriz. Biz Allah’a Resülüne, onun dinine yardım ediyorduk. Bu gazadan o gazaya koşuşturuyorduk. Bir ara bağ ve bahçelerimiz artık bakımsızlıktan verimsiz bir hale gelmişti. Evlerimizin damları delinmiş, yağmur yağdığında su evin içine akıyordu. Birazda bunlar heder olmasın diye bunlarla meşgul olmak istedik. Arkasından bu ayeti kerime indi diyor: ‘Kendi ellerinizle kendinizi ateşe atmayın’ diye.</p>
<p>Çoluk çocuğunun geçimi olan bağ ve bahçesinin artık bakımsızlıktan kıraç bir araziye dönüşmesi, evlerinin bakımsızlıktan çatılarının akması herhalde zaruri ihtiyaçlar sınıfının en önde gelen maddelerinden olur. Buna rağmen sadece bazı sorunları telafi etmek için bunu düşünüyorlar. Tabii ki bu ikaz bunları yapmayın demek değildi. Ama bunlara dalarak kendinizi kaybetmeyiniz. Bunlara dalarak kendinizi buna vererek sakın kendinizi kaybetmeyin anlamı taşır.</p>
<p>Bu mevzuda bize tabii süreci ile örnek verilen, kendiliğinden örnek olmuş iki topluluk zikredilir. Bunlardan birisi muhacirlerdir, ikincisi ise ensardır.</p>
<p>Her yönüyle örnek olabilecek kimseler… Tabii ki bunlar, kendilerinden sonra gelen nesillere örnek olalım şekliyle böyle bir iman gösterisinde bulunmadılar öyle olması gerektiği için bunu yaptılar. Diyor ki Ayeti Kerime’de :</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">لِلْفُقَرَاءِ الْمُهَاجِرِينَ الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا وَيَنْصُرُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُولَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ</span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">سورة الحشر 8</span></p>
<p>“Muhacirlerin fakirleri, yurtlarından kovulmuş, malları ellerinden alınmış, bırakmışlar. Sadece Allah’ın rızasını isteyerek onun kendilerinden razı olmasını talep ederek, bunu yapmışlardı. “</p>
</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">وَيَنْصُرُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ</span></p>
<p>“Allah’a ve Resul’üne yardım ediyorlardı” diyor.</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">أُولَئِكَ هُمُ الصَّادِقُون</span></p>
<p>“İşte imanlarında, iman ettik dedikten sonra sıdkı, sadakati gerektiği gibi öne çıkaran insanlar işte bunlardır.” Diyor.</p>
<p style="text-align: right;">
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">وَالَّذِينَ تَبَوَّءُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ</span></p>
<p>Haşr 9</p>
<p>“Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş (Ensarı kastediyor), gönüllerine imanın yerleştirilmiş olduğu kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler (Muhacirleri kastediyor). Daha önceden gönüllerine imanın yerleştirildiği kimseler, kendilerine göç edip gelenleri, sığınanları, yurtlarını mallarını mülklerini bağlarını bahçelerini terk ederek, kendilerine göç eden kimseleri severler. Ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler.”</p>
<p>Yani bunlar da kim ki? Nereden geldiler, bizim yiyeceğimizi içeceğimizi sahiplenirler (paylaşacaklar çünkü). Onlar da sıkıntı içerisindeler. Ama yerleşik olmalarından dolayı, aslî memleketlerinde bulunmalarından dolayı en azından kendilerine yetecek bir şeyler kaldırabiliyorlar bağlarından bahçelerinden.</p>
<p>Mekke ehli ise sadece ticaretle geçinen ekseriyetle, ticaret yaptıkları müddetçe kendilerine yetecek bir şeyler bulan kimseler. Ama Medinelilerin bağ ve bahçeyle uğraşmalarından dolayı onların da böylelikle sadece kendilerine yetecek bir şeyler elde edebiliyorlardı. Tabii ki az olan, sadece kendisine yetecek imkânı olan birilerinin bir topluluğun dışarıdan gelen birileri ile kendilerine zor yeten şeyi paylaşmaları da başka bir sorundur.</p>
<p>“Ama kendilerine göç edip gelenleri severler. Ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde hiçbir rahatsızlık hissetmezler.” Kendileri zaruret ihtiyaç içinde bulunsalar dahi onları kendilerine tercih ediyorlar. Yani bir somun ekmeği varsa bunu paylaşıyor. Buna paylaşma deriz. Onları kendilerine tercih nasıl olur?</p>
<p>Yarım bir somun var. Bende varmış havasıyla bu da senin deyip, kardeşini kendisine tercih edebiliyorlar.</p>
</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">&#8230; وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ (سورة الخشر 9)</span></p>
<p>“Kim nefsinin cimriliğinden korunursa” kendisi bile zor bir geçim içindeyken bir de paylaşanların çıkmasının akabinde kim nefsinin akabinde “Kim nefsinin cimriliğinden korunursa” cidden bu gibi ortamda kendisine yetmiyor ki nerede israf olsun bunun neresinde cimrilik?</p>
<p>Yani çok zaruri olan bir şeyi insan kendisi yese kime cimrilik etmiş olur ki?</p>
<p>“Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Diyor.”</p>
<p>Bu iki taife bizim için ama her şeyde, hayatımızın her safhasında, onların örnekliğini görmemiz mümkündür. Şimdi burada fakirliklerinden ve paylaşmalarından bahsediyor. Diyor ki başka bir ayette:</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ ءَاوَوْا وَنَصَرُوا أُولَئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ</span></p>
<p>Enfal 74</p>
<p>“İman edip de Allah yolunda hicret ve cihat edenler (muhacirleri kastediyor), muhacirleri barındıran, yardım edenler var ya (ensarı kastediyor yine)…”</p>
<p>Bunlar bu sıkıntı içerisinde bu geçim sıkıntısı içerisinde bu paylaşma ortamında dahi Allah’a iman etmişler, hicret etmişler ve Allah yolunda cihad etmişler.</p>
<p>Sahabenin birçok gazadaki, seferlerine yolculuklarına baktığımız zaman normal yerleşik oldukları ortamda bile geçim sıkıntısı varken yanlarına alıp gittikleri azık olarak aldıkları ne olur ki?</p>
<p>Öyle nakilleri geliyor ki bize, bir hurmayla akşama kadar kılıç sallayan kalkan tutan birisi o hurmayı emmekle yetiniyordu. O hurmayı emmekle yetiniyordu. Öyle oluyordu ki ağızımızda çekirdekleri bile kurutuyorduk. Hatta öyle oldu ki birçoğumuzun yiyeceği bitiyordu bulduğumuz ağaç yapraklarını yiyorduk. Nakilde dışkılarımız tavşan dışkısına dönmüştü. O sıkıntı, o muhtaçlık dahi bunları Allah yolunda hicretten ve cihattan alıkoymamış.</p>
<p>Biz böyle bir sıkıntıyla, böyle bir sıkıntı içerisinde olduğumuz halde bunlarla memur olsaydık &nbsp;&nbsp;&nbsp;-kaldı ki bunlarla biz de memuruz biz de emrolunduk-, “bunlar bize vacip değil bu sıkıntıda” der çıkardık. Bunlar bize vacip değil der çıkardık. Hatta derdimizi meşrulaştıracak sıkıntımızı meşrulaştıracak dokuz dereden su getirebilirdik örneklerle misallerle getirirdik te becerirdik bunu. Halbuki hiçbir şekilde o insanlarla bizim kendimizi kıyaslamamız mümkün değil. Tabii ki bunun geleceğine dönük hitabının şümulünün içinde kendimizi görebiliriz. İlla o asra gitmemiz gerekmiyor. O asırda, o konumdaki insanlara hitab eden ayetleri alıp, önümüze koyduğumuzda bu elbisenin tıpatıp bize uyduğunu görürsünüz. Ha hoşumuza gitmez başka.</p>
</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌ</span></p>
<p>Tevbe 38</p>
<p>“Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz? Halbuki dünya hayatının faydası ahiretin faydasının yanında pek azdır, hiçbir şey değildir.</p>
<p>İbn ömer den gelen bir hadisi şerifte Ebu Davud’da Allah resulü bu dünya hayatına razı olma mevzuunda dünya hayatının metaından biri ile razı olma bütün dünya ile değil.</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">3462 &#8211; حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي حَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ، ح وحَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ مُسَافِرٍ التِّنِّيسِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَحْيَى الْبُرُلُّسِيُّ، حَدَّثَنَا حَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ، عَنْ إِسْحَاقَ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ سُلَيْمَانُ: عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْخُرَاسَانِيِّ، أَنَّ عَطَاءً الْخُرَاسَانِيَّ، حَدَّثَهُ أَنَّ نَافِعًا حَدَّثَهُ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «إِذَا تَبَايَعْتُمْ بِالْعِينَةِ [ص:275]، وَأَخَذْتُمْ أَذْنَابَ الْبَقَرِ، وَرَضِيتُمْ بِالزَّرْعِ، وَتَرَكْتُمُ الْجِهَادَ، سَلَّطَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ ذُلًّا لَا يَنْزِعُهُ حَتَّى تَرْجِعُوا إِلَى دِينِكُمْ»، قَالَ أَبُو دَاوُدَ: «الْإِخْبَارُ لِجَعْفَرٍ وَهَذَا لَفْظُهُ»</span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">سنن أبي دارد 3462</span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="text-decoration: underline; color: #ff9900;">[حكم الألباني] : صحيح</span></p>
<p>Diyor ki İbn ömer, Allah resulü sav i şöyle derken işittim diyor:</p>
<p>Iğne<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> dediğimiz alışverişi yaptığınızda, sığırların kuyruğuna yapıştınız(sığırların kuyruğuna yapışma bi deyim şeklinde), ziraat ile bağ ile bahçe ile uğraşmaktan hoşlandınız,<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> ve cihadı terk ettiniz… “</p>
<p>Bu alışverişe tamah ettiniz, ineklerin kuyruğuna sığırların kuyruğuna yapıştınız, ziraatla uğraşmaktan hoşlandınız.</p>
<p>Bunlar normal o ortamda illa ticarî olan şeyler değildi, veyahut hepsinin değildi, evlerinin geçimini sağladığı evlerine ailelerine yetecek hasattı bunlar. Ama buna sebep وَتَرَكْتُمُ الْجِهَادَ “cihadı terk ettiniz” diyor. Bununla Ebu Eyyub el Ensari’nin sözünü anlıyoruz. Bağ ve bahçeleriyle azıcık da olsa meşgul olmak damlarının su akıtır vaziyete gelmesi ile meşgul olmaları ne kadar dünyalık olur? Veyahut ne kadar dünyalığa bağlılıkla ifade edilir bu söz? Bunlar cihadı terk etmeye sebep…</p>
<p>İşte buna sebep سَلَّطَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ ذُلًّا “Allah da size zilleti musallat etti diyor.”</p>
<p>Zilletin geliş sebebi bunlarmış. Zilletin bize musallat olması bunlarmış. Zillet nedir? Aşağılanmak, horlanmak, inancından dolayı dışlanmak, hakir görülmek, küçümsenmek, herkesin itip kaktığı, sözünün hiçbir değeri olmayan… Ömer diyor ra :</p>
<p>“Biz İslam’dan evvel zelil bir topluluktuk diyor. Her yönüyle zelil bir topluluktuk. İtibarı olmayan, herkesin bizi dışladığı küçümsediği bir topluluktuk. أَعَزَّنَ اللهُ بِالْإسْلَامِ “Allah, bizi İslam’la aziz kıldı” diyor.</p>
<p>Hallerinden bahsettiğimiz bu insanlar, kısa bir zaman sonra daha çok bolluğa muhatap oldular. Daha huzurlu, rahat bir hayatı buldular. Ama bu sıkıntıların akabinden sonra. Hatta öyle oldu ki bazıları bu bolluktan, bu rahatlıktan rahatsız da oldular, korktular. Mesela Ömer ra, İran’ın bazı şehirlerinin fethinin akabinde Medine’ye yollanılan ganimetlere bakarak: “Allah’ım bunlar senin Resulün hayatta iken de var olan şeylerdi. Ama bunları o hayattayken değil, onun vefatından sonra bize vermen korkarım bu bize büyük bir imtihan olur.” Yani bu bize gaflet getirir, bu bize hantallık getirir. Buna sebep ne kadar dışarıdan, bu denli, oradaki Müslümanları rahata kavuşturacak imkânlar gelse de Ömer (ra) hayatı boyu fetihlerden geri durmamıştır. Onun zamanında İran’a, Azerbaycan’a kadar gidilmiş, Hindistan’a kadar gidilmiş, batı Afrika’ya gidilmiş, Atlas Okyanusu’na kadar varılmış. Seferler, gazalar Allah yolunda cihad katiyetle durmamış. Bizim de bu zilletimize baktığınızda bu zilletin bizden def olması için tek bir yolu var</p>
<p>لَا يَنْزِعُهُ “Allah da o zilleti sizden gidermez.” &nbsp;حَتَّى تَرْجِعُوا إِلَى دِينِكُمْ “ta ki dininize dönene kadar Allah o zilleti sizden kaldırmaz” diyor. Gördüğünüz gibi burada Müslüman olduğumuzu, bir dinin mensubu olduğumuzu söylediğimiz halde yukarıdaki zikredilen şeylere sebep dinden uzaklaşma ve zillete müstehak olma, bu zilletin bizden katiyetle kaldırılmayacağı ta ki biz dinimize dönene kadar. Yani;</p>
<p>Bu hitap onlara olduğu gibi kendisini Müslüman hisseden, onlara İman, İslam olarak ne gibi şart ve kurallar konulmuş ise ne kadar uyguluyorlar o kadar nitelendirilmişler ise biz de aynı emirlere muhatab, aynı nehiylere muhatab, aynı niteliklere sahip olarak İslam’ı yaşamak zorundayız. O gibi insanlara, bu denli bir zillet musallat kılınmışsa biz daha çok bu tehdidin muhatabıyız.</p>
<p>Hem de öyle ki bakıyorsunuz. Ne denli Müslümanlar dinleriyle içli dışlı olmuşlar 24 saatlik hayatları içerisinde İslam’a, Allah’a kulluğa ait olan şeyleri yaşama gayreti içerisinde olmuşlar. Yani ne kadar kendilerini hayırla meşgul etmişler ise o denli de şerden uzak durmayı becermişlerdir. Ve ne zaman dinlerini yaşamaktan ihmalkâr davranmışlar uzak durmaya başlamışlar ve bu sefer zilletin en alası gelmiş.</p>
</p>
<h2><span style="color: #ff9900;">Zilletin bir çeşidini şöyle örneklendireyim:</span></h2>
<p>“O gün siz çok kalabalık olursunuz.” Allah Resulü diyor. Yani bu zillet azlığımızdan mı diyor. “O gün siz çok kalabalık olursunuz ama sel sularının kıyılara attığı saman çöpleri gibi olursunuz, hiçbir değerinin olmaz.” diyor. Ve en büyük zillet de Müslümanların şu bulunmuş olduğu parçalanmış manzaralarıdır. Hem de bu ihtilafın her bir sebebini Kuran’a, Sünnet’ e dayandırarak… Yani herkes kendi sorununu Kuran ve Sünnet’ e dayandırıp, onunla müdafaa edip bunu yapıyorlar. O halin batıllığını kabul etme yerine onun meşrulaştırma, ona meşru bir biçim verme şeklinde kendi makamını müdafaa eder konuma gelmiştir.</p>
<p>Şöyle ifade edeyim insan, her halükarda hata edebilir. Hatasını müdafaa onu, kendisini dine karşı koyma gibi bir şeye sebep oluyorsa cidden o hata olmasa bile onu hata olarak kabullenmesi daha evladır. Cidden hata da etmiş olsa o hatayı müdafaası dine, Müslümanların birliğine zarar verebilecek bir konum arz ediyorsa hata olmasa bile gerçekte onu hata olarak kabullenmesi daha evladır. Kaldı ki İslam hukukundaki bilinen kaide gibi أخَفُّتْ ضَرَرَيْنِ i tercih etme. Küçüğü, büyük bir zararının yanında küçük bir zararı irtikab etme sorun değildir. Yani küçük bir zararla büyük bir bela def edilebilir. Bu ortamda bile biz böyle tercih kullanabiliriz. Bu bir zillettir.</p>
<p>Ömer(ra)’ in de dediği gibi “Biz zelil kimselerdik. Allah, bizi İslam ile aziz kıldı.”</p>
<p>Tekrar izzetin bize dönmesini istiyorsak, aziz olmak istiyorsak, o zaman dinimize dönmeliyiz. Dinimize dönmek için bu insanların övüldüğü sahabenin övüldüğü örnek olan kimseler olarak <span style="text-decoration: underline;">onlar hakkındaki zikredilen öncelikli bütün niteliklere baktığınız zaman hayatımız boyunca bize örnek olabilecek şeylerdir</span>. Çünkü bunlar cihadın burada rastgele anlaşılmaması için ilk merhalesi atlanarak en uç noktada ele alınmada ihtiyatlı olunması için Allah azze ve celle o insanlar için diyor ki:</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَوْ ءَامَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ</span></p>
<p>Ali imran 110</p>
<p>“Siz insanlar içerisinden çıkartılmış (insanların hayrı için çıkartılmış), en hayırlı bir topluluksunuz diyor.” bunun sebebi ne?</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ</span></p>
<p>“Ma’rufu emredip, münker alıkoyduğunuz için.” Bu nedir? Dinin taraflarından en yaşanması, tarafımızdan yaşanması ve başkalarının da yaşamaları için sarf ettiğimiz gayrettir. Çünkü cihadı terk etme <span style="text-decoration: underline;">cihad genel anlamda İbni Teymiyye nin’de kulluk da anlattığı gibi</span> hemen ilk anlamı ile akla gelen hele bu ortamda kıtal değildir. <span style="text-decoration: underline;">Allah’ın razı olduklarının husulü, razı olmadıklarının defi için sarf edilen gayretin adıdır.</span> Tabii ki bu yolda kıtal de vardır. Ama bilindiği gibi İslam hukukundaki uygulanan birçok şey yine Kuran ve Sünnet tarafından tesbit edilen değerlerle ele alınır. İnsanların istediği gibi kullandığı, istediği gibi öne çıkarıp geriye aldığı birşey değildir.</p>
<p>Bakıyorsunuz Muhacir verilen ilk örnekte Allah yolunda, mallarını imanları için mallarını terk edebiliyorlar. Mallarını Allah yolunda harcıyorlar. Allah yolunda bütün eziyete ve meşakkate katlanıyorlar. Bu onun rızasını tahsil içindir.</p>
<p>Ensara bakıyorsunuz. Ensar kendilerine hicret etmiş kimseleri, kendilerine göç etmiş kimseleri büyük bir samimiyetle, kendilerine yetecek şeyleri onlarla paylaşmayı göze alıyorlar. Eğer onlara benzemek, genel anlamda anlaşılması gereken birşeyse, doğru yolda olmanın alameti, Allah Resulü müstakille olarak kendini zikrederek hadisi şerifte “benim ümmetin 73 fırkaya ayrılacak. Hepsi ateşte birisi kurtulan” derken o kurtulan taifenin niteliği sorulurken kimlerdir nasıldır? مَا أَنَا عليه و أصحابي “benim ve ashabım üzere bulunanlar” diyor. Yani ashabım derken benim ve ashabın yolu üzere bulunanlardır diyor.</p>
<p>Sahabe yaşamlarıyla örnek olmuşlar, tatbikleriyle örnek olmuşlar. Belki biz bu nasları doğrudan doğruya Kuran ve Resul’ den alsaydık; düzeltilme gibi bir ortama sahip olmadığımız için birçok şeyi yanlış algılayabilirdik. Doğru şeyler bize ulaşmış olmasına rağmen, yanlış algılamakla onları yanlış uygulayabilirdik. Daha sahabe hayatteyken Ebu Eyyub el ensarinin ayeti kerime hakkında getirdiği izah gibi sahabenin bu fakirliği bu ihtiyacı bu muhtaçlığı olmasına rağmen, sadece kendisine yetebilecek şeyleri paylaşan kimseler tatbikle örnek olmasaydı. Biz bunları çok yanlış algılayabilirdik.</p>
<p>Yanlış algılama mutlak yanlış da tatbiki getirir. Ve onun için benim ve ashabımın yolu üzere bulunanlardır diyor. Muhacirin, Ensarın, Sahabenin bu gibi halleri insanların duygularını harekete geçirmek için veyahut kişinin kendisine ne güzel hatip dedirtmesi için bire beş katarak esas olduğunun dışına çıkararak kahramanlık destanları anlatan bir destancı olmamak gerekir. Bunlar bizim aynı şeyleri yaşamamız için verilen örneklerdir. Aynı şeyleri hayatımızda uygulamak için bize verilen örneklerdir<span style="text-decoration: underline;">. Malımızı Allah’a iman için terk etmekten imtina etmemeliyiz</span>. Ama bütün bunlarla da şunun anlaşılmaması gerekir:</p>
<p>Dünya hayatı bütünüyle bizim için ahiretin sermayesidir. Herşeyi ile ahiretin sermayesidir. Dünya bizi kendisine bağlayarak ahiret için çalışmaktan alıkoyduğu an sıkıntıdır. <span style="text-decoration: underline;">Dünya bizi kendisine bağlayarak raam ederek bizi Allah yolunda çalışmaktan Allah yolunda cihad etmekten onun uğrunda mücadele etmekten alıkoyarsa o&nbsp; zaman zararlıdır</span>. Değilse sahip olacağımız mal mülk ne olursa olsun eğer bunlar Allah için verilecekse Allah yolunda harcanacaksa… Bakın! faziletleri anlatırken birbirine ters düşen şeyler değil. Geliyor sahabe birşeyden dolayı “ Ey Allah’ın Resulü diyorlar. Ashabtan bazıların göstererek bunlar ibadette herşeyi bizim gibi yapıyorlar. Ama onların malları mülkleri var. Övülüyor “gece ve gündüz Allah’ın verdiğini fakirlikten korkmadan infak edenlerden”, bahsediliyor. Onlar infak ediyorlar bizi sevapta geçiyorlar. Bize öyle şeyler öğret ki biz de o yaptıklarımızla öne geçelim. Allah Resulü yatmadan önceki tesbihatı, namazın akabindeki tesbihatı öğretiyor. Birkaç zaman sonra gelip diyorlar ki: “ Ey Allah’ın Resulü zengin kardeşlerimiz bunu öğrendiler onlar da yapmaya başladı. Bu Allah’ın bir fadlıdır. İhsanıdır. İstediğine verir.”</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Bu anlattıklarımızla mal mülk sahibi olma zemmedilen bir şey değil. Eğer bunlar bizi Allah yolunda hizmet etmekten dini yaşamaktan alıkoyacak sebepler olduğu an o an zararlıdır işte. Değilse dünya hayatı bütünüyle ahiret hayatının sermayesidir. Saniyeler ahiret hayatının sermayesidir. Sahip olduğumuz kuruş metelikler ahiret hayatının sermayesidir. Sahip olduğumuz çocuk kadın ne varsa ahiret hayatımızın sermayesidir.</span> Değilse bununla şu anlaşılmamalı:</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Müslümanlar dünyaya tamamen sırt çevirmiş kimseler değil. Aksine bu hayatın içinde olan dolu dolu bu hayatı yaşaması gereken ama meşru çerçeve dahilinde. Onları da Allah yolunda harcamasını bilerek. </span></p>
<p>Ensar elinde ne varsa infak etmekten korkmamıştır. Ve buna rağmen öbürkiler de Allah yolunda hiçbirşeyi terk etmekten sakınmamışlardır. Öyle ki bunlar yüzlerine baktığınız zaman ihtiyaç sahibi olduğunu anlıyordunuz diyor ayette.</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">ولا يَسْأَلُونَ النَّاسَ إلْحَافَا</span></p>
<p>“Hayâlarından isteyemeyen kimselerdir” idi. Ve ensar da istenilmeden veren kimselerdi. Şairin birisi diyor:</p>
<p>“O istenilmeden verenler nereye gitti?” Diyor.</p>
<p>“Verilmeden istemeyenlerle beraber gittiler.” Yani onların infak edenleri de güzeldi. Muhtaç olanları da güzeldi. Çünkü ihtiyaç o ihtiyacı giderecek kişinin kalbine verilen Allah’ın teşvikiyle güzeldir. Ama zorla istenilen, zorla verilen bir şey haline dönüştürülürse o insanların isteyenlere kızdığını onlardan nefret ettiğini hatta hak etmediklerini konuşur hale geldiklerini görürsünüz. Muhtaç olmak da güzeldir. İhtiyacı gidermek de güzeldir. İhtiyacı serdetmemek çok çok güzeldir. Ve insanlara göstermeden infak etmek te güzeldir. <span style="text-decoration: underline;">Sahabede (muhacir ensar o toplulukta) herşeyin en güzel örneğini bulabiliriz.</span> Madem ki Allah Resulü bize hadisi şerifte:</p>
<p>“ <span style="text-decoration: underline;">O doğru yolda olan kurtulan taifenin kim olduğu sorulduğunda benim ve ashabımın yolu üzere olandır diyor. Ashabımın yoludur derken. Onlar benden İslam’ı nasıl telakki edip yaşamışlarsa; size aktardıkları gibidir</span>.”</p>
<p>DÜNYA HAYATINI TERCİH Mİ EDİYORUZ?</p>
<p>Bundan kendimize pay çıkarmalıyız. Hangi hareketimiz dünya hayatını tercih sayılıyor. Çünkü ayeti kerimede de en son söylediği sözde:</p>
<h2><span style="color: #ff9900;">“Dünya bedava değil. “</span></h2>
<p style="text-align: right;"><span style="text-decoration: underline; color: #ff9900;">أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا بِالْآخِرَةِ</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">“İşte onlar ahirete karşılık dünya hayatını satın alan kimselerdir.” </span></p>
<p>Dünya bedava gelmiyor. Karşılığında ahireti veriyorsun, ahiretten birşeyi. Yani dünya hayatının dakiklarını sahip olduğun şeylere bak ahiretten birşeyi isteyerek bunu sana veriyor. Birisi şöyle diyor:</p>
<p>Bizim maddeyi sevmememiz(maddeden korkmamız diyelim), onu istemediğimizden dolayı değil. <span style="text-decoration: underline;">Madde gelsin ama bizden din, iman, ırz olarak karşılığında ahirete dönük bir şey istemesin. O bize Allah’ın lütfu olarak gelsin. Aynen zengin sahabelerin öğrendiği gibi o Allah’ın bir lütfudur. İstediğine verir</span>. Karşılığında ahirete dönük birşeyler vererek alıyorsak işte o, ahiret karşılığı dünyayı satın almaktır.</p>
<p>Bir bütün olarak ahireti verip, dünyayı almıyorsun. Dünyadan istediğin birşeye karşılık ahirette senden bir şey isteniyor. Ve böylelikle ahiret, dünyada sahip olduğun malın, metâın karşılığı yani ücreti oluyor.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> ığne şudur şu anki uygulaması olarak verilen örnek: bir yere gidiyorsunuz 100.000 tl ye arabayı satın alıyorsunuz -bu bizim memleketimizde yok, bunun bir tipi- 4 sene taksitle aynı şirket onu senden gerisin geriye peşin 80.000 tl ye satın alıyor. Yani banka tipi sen alıp o parayı kullanıyorsun. Araba onda kalıyor arabayı almış gibi ona ay ay ödüyorsun. Bu alışverişe ığne diyorlar. Yani faizli bir alışveriş&#8230; Her ne kadar Suud’da buna fetva veren de olsa faizli bir alışveriştir.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bağ bahçe basit bir olay değil. Tebuk harbine gidemeyenlerin gitmek istemeyenlerin gitmemek için özür beyan edenlerin ilk mazeret özürleri buydu. “Bağlarımız bahçelerimiz meyveye durdu, bakıma ihtiyacı var. Eğer ihmal eder seninle Tebuk’ a gelirsek; helak olacak. Heder olacak. Bütün seneyi açlıkla geçirebiliriz.” Tabi bunun yanında illa bu değil dünya metaı bazıları da dediler ki “Rum kadınları sarışın çok güzelmiş biz ifsad edileceğimizden korkuyoruz.” [Ne kadar takva ehli(!)]. Yani bir emirden kaçmak için yapılması gereken bir şeyden yani kaçarken güya başka bir itaati öne sunarak ifsad edilmekten korkarak bunu sunuyorlar.</p>
<p><strong>(Yazıya döken M.Furan)</strong></p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/dunya-hayatini-ahirete-tercih-mi-ediyoruz-yaziya-doken-m-furan/">Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyoruz.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">475</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kuranı Beyan Hakkı</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/kurani-beyan-hakki-yaziya-doken-m-furan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2015 09:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebu Said]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<category><![CDATA[rahman ve rahim olan allahtan indirilen]]></category>
		<category><![CDATA[kuran beyan hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[onu açıklamak ta bize aittir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilmedavetdernegi.org/?p=471</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugünkü dersimiz yine aynı ders silsilesi içerisinde devamı içerisinde girilmesi gereken mevzulardan birisidir. Eğer dikkat edilirsi yapmış olduğumuz sohbet yani işlediğimiz mevzular bir önceki bir sonrakinin altyapısı niteliğindedir. Yani bir sonrakini anlamaya hazılıktır. Onda sonraki gelen de bunun anlaşılmasını sağlayan bir mevzudur. Bu tertip o meseleyi her ne kadar yüzde yüzlük bir doluluktan anlamaktan öte...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/kurani-beyan-hakki-yaziya-doken-m-furan/">Kuranı Beyan Hakkı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<span id="more-471"></span>


<p>Bugünkü dersimiz yine aynı ders silsilesi içerisinde devamı içerisinde girilmesi gereken mevzulardan birisidir. Eğer dikkat edilirsi yapmış olduğumuz sohbet yani işlediğimiz mevzular bir önceki bir sonrakinin altyapısı niteliğindedir. Yani bir sonrakini anlamaya hazılıktır. Onda sonraki gelen de bunun anlaşılmasını sağlayan bir mevzudur. Bu tertip o meseleyi her ne kadar yüzde yüzlük bir doluluktan anlamaktan öte en azından kafamıza takılan bazı esasları olur.</p>
<p>Yine her mevzuda olduğu gibi bir kişiden illa mevzunun yüzde yüzlük olarak anlaşılmasını istememiz mümkün değildir. Ama en azından işimize yarayacak kullanmamızı gerektiren kısımların bilinmesi gerekir.</p>
<p>Kuranı beyan etme hakkı yani kuranı açıklama hakkı sadece Allah Resulü sav ye aittir. Bu hakkı bu imtiyazı bu yetkiyi Allah Resulü sav e ait kılma ondan başkasını bu mevzuda salahiyetsiz kılma mutlak herkesin teslim olacağı bir ferman makamından gelmiş olmalıdır. Daha önceki sohbetlere dikkat ettiyseniz Resule vahyedilen Resule indirilen Kuranın lafızları niteliği .. onu açıklayan hadislerin yani sünnetin niteliği ile devamlı vahiy bağlantılı vahiy bağlantılı lafız Kuranın lafızları onu anlatan sünnet bu ilişki içerisinde getirilmiştir. Bunda hem bir bilgi yükleme eylemi var. Hem de buna ters düşenlerin kasıtlı bazı ifadeler ile de olsa. Şöyle diyelim:</p>
<p>Birisi sünneti inkar sadedei ile yapmış olduğu bütün faaliyetler tek başına Kuranı kendisinin istediği gibi kullanabileceği bir hale getirmekle vardığı netice güya sünneti inkar etmede Kuranın izahında Resulden gelen sözlerden çok kendi sözlerini kullanarak büyük abi hoca dedikleri kimselerin sözlerini kullanarak vardıkları netice de aynıdır. Birisi mabul ettiği halde sünneti atıl kılmıştır birisi inkar ederek onu atıl kılmıştır.ha kökten şöyle bir farklılık olabilir.</p>
<p>Birisinde sünneti inkar etmeme gibi bir sorun yoksa bak Allah Resulü böyle diyor sen ona karşı kimin sözünü denk getiriyorsun dediğimizde heralde biraz bunu anlayabilir. Ama zaten toptan inkar etme gibi bir sorunu olan birisinde bu daha farklı bir boyuttadır önce. O değerin varlığnda müşterek bir inanca sahip olmamız gerekir. Ona aynı değeri vermiyorsak aramızda anlaşımada bir denge unsuru olması mümkün değildir.</p>
<p>Kuranın lafızları nasıl vahiy ise onun beyanı vasfı taşıyan yani sünneti kastediyoruz onu beyan eden ona anlam yükleyen mefhum yükleyen şeyin de o sözlerinde aynen o yolla gelen vahiy olması gerekir ki öyle şu ana kadar anlattıklarımızda.</p>
<p>Geçen derslerde de söyledik Kuranın ve Sünnetin vahiy olarak aslı kökeni geldiği yol aynıdır. Ama Kuranın lafızlarının ve manasının her yönüyle Allaha ait olması sünnetin manaen Allahtan lafız yönüyle Resulden gelmesi gibi bir faklılığı vardır. Aynı değerle yaklaşmamak için bunu diyoruz. Yani sünnetin vahiy oluşunu da Kuranın vahiy gibi kabul edilip Kuran üzerinden kıyasla sünneti yargılamamak tenkit etmemek gerekir. Bunu da kasten bunun için söylüyorum. Kuranın lafızları vahiyse ki öyle. Onu açıklayan sözler de vahiy olmalıdır. Eğer böyle olmazsa ne olacak canım gibi herkesin kuranı istediği anlama istediği gibi beyan etme gibi bir sözü olacaktır. Bunu yakalayamadıysak eğer Kuranın lafızları vahiy olduğu gibi onu açıklayan sünnet de sözlerde vahiy olmazsa bu sefer herkesin aklına bilgi birikimine göre kendine göre elde ettiği malumatlarda hele bir de bunların içerisinde heva arzu kendi isteklerine dönük yani ona muvafık düşen şeyler varsa bunların içinden hassaten onu seçerek alacaktır. Benim aklıma yatan bu.</p>
<p>Tabi şu bir çarpıtma olacak benim hevama uyan bu demeyecektir. Benim isteklerime cevap veren bu demeyecek. Doğrudan aklıma &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; yatan bu ben bu görüşteyim diyor. Halbuki daha farklı derslerde şöyle bir ifade kullanıyorduk biz. Aklın fıtrattaki göreviyle imandaki görevini anlatırken imanda aklın görevi teslimiyettir. Hiçbir gönül sıkıntısı hissetmeden hoşuna gitse de gitmese de Kuranda ve sünnette gelen şeyi aynen kabul etme zorundasın buna teslimiyet denir. Bu vahye teslimiyettir. Bir kişinin görüşüne değil. Bundan önceki sohbetlerde de söyledik. Allah Resulü dahi kendisine indirilene teslim olmakla kendisine indirilene ittiba etmekle kendisine indirilenle hükmetmekle emredilmişti. Resul bile bununla emredilmiş ise hele bizler haydi haydi indirilene tabi olma ona teslim olma gibi bir şeyi daha öncelikle öne almamız gerekiyor. İkisinin dışında bir cevap yoksa sukut emredilmiştir. Yani ya kurandan söylücez ya sünnetten söylücez değilse susucaz yani bilmiyoruz dicez. Bu kapı tamamen kapatılmıştır. Onu açıklayan sözler beşeri olsaydı ne vahyin aslı kalır ne de vahiy olan asılların bir anlamı olurdu. Herkesin istediği gibi anladığı bir şeyin bağlayıcılığı otomatikman kalkar ben bir ayeti istediğim gibi anlayırsam o istediği gibi anlıyorsa herkes istediği gibi anlayabilirse bunu bağlayıcılığı varmıdır? Yok</p>
<p>Kişilere göre bir bağlayıcılığı o da nefsine hevasına uygun.</p>
<p>&#8212;&#8212;10:34&#8212;-</p>
<p>O zaman da herkes kendine göre bir din peydah etmiş olur. Eğer ağzı laf yapan birisi ise düşünmekten muhakeme etmekten aciz olan kimseler de heva ve nefislerine uyan açıklamaları kimde bulduysa ona tabi olacaktır. O sözleri söyleyen onu aktaran kimselere tabi olacaktır. Herkese göre bir din ve herkese göre de bir imam ortaya çıkacaktır ister istemez. Böylelikle artık herkes kendisini Allah’a kulluk ettiğini düşünerek hareket edecektir. Kulluk eda ediyor hazzı içerisinde nefisler mütmain huzurlu hiçbir sorun yokmuş gibi ahirete hazırlanma gibi bir sorunları da olmayacaktır. Yani hesap gününü kimse düşünmeyecektir. Herşeye rağmen içinde bulunduğumuz ihtilafların büyük bir çoğunluğu bundan kaynaklanmıyor mu? Yani vahiy olan Kuranın lafızlarına getirilen yorumlar anlamlar kişisel, ferdi kanaat ve görüşler olması hasebiyle ihtilafların çoğunluğu bunlara dayanıyor zaten. Allah’ın resulüne dediği gibi</p>
<p>….</p>
<h2><span style="color: #ff9900;">Onların arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmet.</span></h2>
<p>Vahyin aslına sadık kalarak ona vefa bağlılık teslimiyet ister istemez ondan haz almayı zevk almayı o bağlılığın vermiş olduğu manevi zevkle tatbikin zorluğun insanın üzerinden kalkacaktır. O dini yaşamaktan haz alacaktır zevk alacaktır. Ruhu normal gıdalarla beslendiği için hiçbir rahatsızlık hissetmeyecektir. Şöyle düşünün kişilerin Kuranın lafızların alarak hammadde olarak alıp. Ona yükledikleri anlam aynen genetik yapısı tabi yapısı bozulmuş yiyecekler içecekler gibidir. Bazen öyle olur ki bir domatesin bile genetik yapısı bozulmuşsa sanki resim yiyor gibi oluyorsunuz hele bir de tabi bir şekilde yetişmiş domatesin tadını bilmiyorsanız esas tadı ile bunu kıyaslayamayacaksınız. Bunu yapamayacaksınız aynen Kuranın lafızlarının vahiy olduğu gibi ona yüklenilen anlam da vahiy olmalıdır resulden olmalıdır ki o zaman o sözler bizde etkisini göstersin. Yani yaptırıcılığını göstersin yani bu Allah kelamı dendiğinde kişilerin yorumlarının onun önünde perde olmasını önlemen gerekiyor. Çünkü vahyin nuru insanların söyledği sözlerle onun önünde perde görevini yapıyor. O nurdan haz alamıyorsun istifade edemiyorsun feyizine ulaşamıyorsun. Bunun için Allah subhanehu ve teala Kuranı kerimde resulüne diyor ki:</p>
<p>……..</p>
<p>Biz sana zikri indirdik insanlara kendilerine yani daha önceden indirileni açıklayasın yani beyan edesin diye diyor.</p>
<p>Biz sana zikri indirdik insanlara indirileni daha önce indirileni bu zikirden önce indirileni açıklayasın beyan edesin diye diyor.</p>
<p>Burda biz sana indirdik. Zikri indirdik derken indirdim vahyettim lafızların eş anlamda anlaşıldığını daha önceki derslerde demiştik bu sefer Allah şunu indirdik sana bunu indirdik derken Kurandaki bütün bu lafızları toplacaksınız bu zikri açıklayan bu zikir kelimesinden maksadın ne olduğunu yoksa bu bir iki müsemmanın adı mı? Tek bir isim tek bir müsemma mı? Daha önceki derslerde de Resule vahyedilen Kuranı vahyedilen hikmeti sonra indirilen kitabı indirilen hikmeti ve o sadette devam ettik. Burada da zikri indirdik deyince demek ki zikir kitapla hikmetin tek adı. Biz sana zikri indirdik daha önceki indirileni açıklayasın diye. Başka bir ayette de diyor ki Allah azze ve celle:</p>
<p>….</p>
<p>O zikri biz indirdik. Onu koruyacak olan da biziz. O zikri biz indirdik onu koruyacak olan da biziz.</p>
<p>Biz sana kitabı hikmeti Kuranı ve kitabı hikmeti indirdik Kuranı hikmeti vahyettik derken hadisi şeriflerle bunu anladıktan sonra bu indirilen şeyin iki korunan da bu ikinin olduğudur. Bunu tek kelimeyle şöyle diyebiliriz.</p>
<p>Bu dini biz indirdik onu koruyacak olan da biziz. Çünkü tek tek baktığında zikre kurana zikir diyor tek başına sünnetle beraber zikir diyor namaza da zikir diyor. Zikir adının verildiği birçok şey görüyoruz Kuranda ama biz indirilenle bu sadette biz daha önceki derslerde de gördük.</p>
<p>Bu indirilenin önceki indirilen sonraki indirilen böyle bir taksimatı Resule indirilen iki şeyi kısmında ele almıştık. Orada Allah azze ve celle cibrille kuranı Allah REsuline yollarken Cibril her geldiğinde Allah Resulü Cibrilin okuduğunu unutmadan ezberleyebilmek için acele acele tekrarlıyordu dedik. Allah da diyor ki:</p>
<p>…</p>
<p>Senin böyle acele ezberlemeye çalışman gerekmez.</p>
<p>…</p>
<p>Onu okunan bir kitap haline getirmek göğsünde ezberinde toplamak bizim işimiz yani onu sana biz lütfedeceğiz.</p>
<p>…..</p>
<p>Biz Cibrilin lisanıyla onu okuduğumuzda sen sadece onun okuyuşunu takip et ona uy.</p>
<p>,,,</p>
<h2><span style="color: #ff9900;">Sonra onu açıklamak da bize ait diyor.</span></h2>
<p>Lafızlar indiriliyor önce böyle böyle yap diyor ezberlemen için acele etmiyor sen sadece Cibrilin okuyuşunu takip et. …. Toplamak okumak kitap haline getirmek bize aittir. Sonra onu açıklamak da bize ait diyor.</p>
<p>Kıyame suresinde buna baktığınızda bir araya getirdiğinizde biz sana zikri indirdik daha önceki indirileni açıklayasın diye. Daha önce ne indirilmişti. Kuranın lafızları.</p>
<p>Daha sonraki indireceği ne beyan açıklamasıdır. Biz sana zikri indirdik daha önceki indirileni açıklayasın diye netleşiyor. Bir de şuna dikkat çekin burada iki şeyden bahsediliyor. Önceki inen ve sonraki inen zikir.</p>
<p>Eğer bir isim birçok cüzün adı ise bazen kitabı değil kitap kuranın adıdır. Ondan biz cüz ayeti zikrettiğimizde kasıt kitaptır kurandır. Cüzle de bir küllü ifade etme mümkündür. Çünkü ahzab suresinde de:</p>
<p>…</p>
<p>Ey peygamber hanımları evlerinizde Allahın ayetlerinden hikmetten okunanlara kulak verin deyince oradaki ayetler deyince neyi kastetti? Kitabı kastetti kuranı. Burada eğer biz sana zikri indirdik</p>
<p>Aşağdaki ayette zikri biz indirdik biz koruyacağız derken ikisini kastettiğini anlıyoruz. Ama burada zikri bırakmış isim olarak daha önceki indirileni açıklamak içinse sonra gelen işte sünnet zikir burada sünnetin adı olarak kalıyor. Çünkü kuranı ayırmış çünkü Kuran daha önceki indirilen açıklanması gereken kitap olarak beyan edilmiştir. İşte biz sana zikri doldurabiliriz beynel kavsey biz sana sünneti indirdik insanlara daha önceki indirilen ayetleri hani şu ezberlemede zorlandığın sana nasıl yapacağınız öğrettiğimiz kısım var ya şimdi zikri indirdik onları açıklayasın diye. Bazen an an olur. Bazen biraz gecikerek olurdu. Yani bazen aynı anda o ayet inince hükmünü açıklıyorsun bazen toptan açıklama ihtiyacı duyuluyor. Ve bir açıklamayla birçok açıklama geliyor.</p>
<p>Bunu Kuranda sünnette görmen mümkündür. Mesela şey hadisinde bile hani birisi geliyor Ey Allah’ın Resulü ben yolda gelirken bostanımdan geliyordur bir kadına rastladım. Onu tuttum öptüm diyor beni temizle. Allah Resulü sükut ediyor Cibril biraz sonra vahiyle geliyor. Adamı çağırıp diyor ki:</p>
<p>Abdest al namaz kıl hasenat sevaplar seyyiatı giderir diyor. Bu böyle net bir şey onun işlediği günaha dönük bunun kefareti bu. Yani bir kötülük yaptığında&nbsp; illa her işlenilen suçun yapılan kötülüğün müeyyide tipinde bir cezası yok. Ama bu denli günahları işlediğin sevaplarla def edebilirsin. Hemen oradaki birisi sahabe bu hüküm sadece ona mı has ey Allahır Resulü diyor.</p>
<p>Allah resulü de hayır bütün ümmetimi içine alan bir hükümdür. Buna sebepte şöyle denilmiş usulde:</p>
<p>İtibar lafzın umumiliğinedir sebebin hususiliğine değil. Her ne kadar bu nas onun için de indirilmiş olsa yani sebebi nüzulü has ama hükmünün uygulanması has değil aamdır. Gördüğünüz gibi o hemen açıklanmıştır orada. Eğer o şekilde kalsaydı birisi diyebilirdi ki sadece ona aittir bu hüküm.</p>
<p>O zaman Kuranın cihanşümüllülüğü biterdi. Bunun için de ayrıyeten kaideler vardır tefsir ilminde. Sonra dönüyoruz burada biz sana zikri indirdik insanlara açıklayasın beyan edesin diye. Şunu da kendiliğinden anladık dimi. Kuran demek ki açıklanmaya muhtaç.</p>
<p>Açıklanması gerekiyor. Mutlak açıklanmalı çünkü önce ayetler iniyor açıklanmayı sonra söylüyor. Bu da gösteriyor ki biz sana zikri indirdik daha sonra onları açıklayasın diye. Şimdi ama bu açıklamalar kuranın içinde mi dışında mı? Kuranın içinde olsaydı zaten onlar da ayette deme zorunda kalırdık. Veyahut dışında mı?</p>
<p>Çünkü kuran için has yani orada geçen bir lafızla kurana tahsis ederek Kuranın açıklanmış değil de açık bir kitapmış mubin bir kitapmış gibi mübeyyen yani açıklanmış değil de kendi kendine zaten açık bir kitapmış gibi sunulduğunda yanlış kullanmalar başlıyor. Diyor ki:</p>
<p>….</p>
<h2><span style="color: #ff9900;">Rahman ve rahim olan Allahtan indirilen</span></h2>
<p>…</p>
<p>Ayetleri açıklanmış mufassal tafsil edilmiş bir arapça kitap arap dili üzere bir kitap diyor.</p>
<p>Bunu anlamak isteyenler için anlamak isteyen bilmek isteyenler için böyle yaptık diyor. Bu sefer bu söz alınıyor Kuran açık bir kitap diyor. Açık bir kitap denildiğinde bi zatihi mi açık bi ğayrihi mi deme zorunda kalıyorsun. Ha sorunun ölçüsü biçimi yoktur bazen soran kimse tarafından. Akla gelen bir soruyu sorunu daha iyi açabilmek için geri dönen bir soruyla başlar işe.</p>
<p>Biz desek ki bu Kuran bi zatihi mi mufassal bi gayrihi mi?</p>
<p>Eğer bi zatihi mufassal açıklanılmış ise o zaman Kuran bize yeter sözünüzü ele alarak siz dahi dışarıdan hiçbirşey sokuşturmamanız gerekir. Yani Kuran açıklanmış bir kitapsa hani böyle diyenler Kuran bize yeter başka birşeye ihtiyaç yoktur diyenler. Onun etrafında onlarca kitap yazmışlar. Kuran cidden dediğiniz gibi bi zatihi mufassalsa o zaman sizin açıkmalanıza da ihtiyaç yok. Kuran yeter o zaman kurandan herhangi bir emri alıp ki sahabelerin yaptığı gibi az sonra gelecek peki Kuranda iman eden kullarıma de ki namaz kılsınlar diyor.</p>
<p>Kaç vakit ne zaman nasıl kılıcam?</p>
<p>Bu Kuranda var mı yok? Onlarca soruyu böyle koyabilirsiniz. O zaman şu çıkıyor. Kuran mübeyyen yani açıklanılmış bir kitaptır bi zatihi değildir. Bi ğayrihi açıklanılmış bir kitaptır ki bunun hepsini sünnete buluruz.</p>
<p>Eğer sözlerinde inat olursa bi zatihi açıktır dersek o zaman ben sana soru sorucam hiç Kuranın dışına çıkmadan onu bana açıklayacaksız dememiz gerekiyor. Bunu yapmadığın müddetçe sen sözünü önce doğru … üzere oturtman gerekir. Sonra nakillerde şimdi. Kendimize destek arıcaz önce:</p>
<p>&#8212;-29:12&#8212;-</p>
<p>Ayetleri aldık onlara reddiye kasdıyla biz de diyoruz Kuran bize yeter diyoruz ama bizim içini doldurduğumuz gibi onlar doldurmuyor. Biz onların doldurduğu gibi doldurmuyoruz bunun içini. Şimdi onların zaten inkar ettikleri inkar etmeye çalıştıkları şeyleri aynı paralellikte mesela Cabir ra dan şöyle bir söz geliyor:</p>
<p>…..</p>
<p>Allah Resulüne Kuran iniyordu. Öyle diyor. O da bize Allah’ın emrettiği gibi bize o da açıklıyordu.</p>
<p>Kuran iniyor ve o bize açıklıyordu diyor.</p>
<p>Şimdi kuranın lafızlarını söyleyip geçmiyordu. Allah böyle dedi diyerek bırakıp gitmiyordu. Zira buna açıklama denmez. Yukarıdaki ayetleri zikrediyor şimdi Cabir: Allah diyor ki:</p>
<p>…</p>
<p>Biz onu Cibrilin lisanıyla okuduğumuzda sen onun okuyuşuna uy. Sonra onu açıklamak da bize aittir. Diye bu ayeti okuyor. Ve sonra diyor ki Allah yine dedi ki:</p>
<p>…..</p>
<p>Biz sana zikri indirdik insanlara daha önceki indirilen Kuranı açıklayasın diye diyor.</p>
<p>Bunu Abdullah ibnul ensari zemmul kelamda naklediyor. Sonra katade diyor ki:</p>
<p>Bu peygamberin hanımlarına hitab eden ayeti alarak:</p>
<p>…..</p>
<p>Ahzab suresinde : ey peygamber hanımları evlerinizde Allah’ın ayetlerinden ve hikmetten okunanlara kulak verin diyor.</p>
<p>Diyor ki Katade: …</p>
<p>Kitap tan hikmetten kasıt Kuran ve Sünnet tir.</p>
<p>Hasan bin atiye diyor ki:</p>
<p>…</p>
<p>Cibril Allah Resulüne sünneti de getiyordu aynen Kuranı getirdiği gibi. Onu da öğretiyordu Kuranı öğrettiği gibi aynen sünneti de öğretiyordu. Diyor.</p>
<p>Bunu hasen bin atiyye naklediyor. Yine tabi bu doğrudan doğruya bizzat bu şekliyle alakalı olduğu için zikrediyoruz. İmam şafiden alıyoruz. Diyor ki imam şafi</p>
<p>….</p>
<p>Allah ın kitab diye zikrettiği Kurandır. Hikmetten bahsediyor. Ve birçok kendisinden razı olunmuş ilim ehlinden yani ilim ehli oldukları kabul edilmiş kimselerden birçoğundan duydum ki buradaki hikmet Allah Resulünün sünnetidir dedikleri diyor. Sonra ebu said el hudri den nakledilen bir sözde hadiste: diyor ki:</p>
<p>Allah Resulünün ölümüne sebep olan hastalığında yanımıza çıktı. Bizse sabah namazını kılıyorduk Ebubekirin imametinde. Ebubekir de Allah resulünün çıktığını görünce hissedince namazda geri geri çekiliyor. Yani Allah Resulü gelsin imamlık yapsın diye.</p>
<p>Yani Ebubekire yerinde kal diye işaret etti. O da insanlarla beraber namaza durdu. Namazı bitirdikten sonra Allah a hamd etti senada bulundu dedi ki:</p>
<p>..</p>
<p>ey insanlar ben size iki ağırlık bırakıyorum. Allah’ın kitabı ve benim sünnetim diyor. Kuranı benim sünnetimle konuşturun. Ben size iki ağırlık bırakıyorum ki bu vefatına sebep olan hastalığıydı kısa bir zaman sonra hemen vefat etti. Size iki ağırlık bırakıyorum. Allahın kitabı ve benim sünnetim. Kuarın benim sünnetimle konuşturun.</p>
<p>Bu ne anlama geliyor. Kurandan bir ayet okuduğumuz zaman. O ayeti sünnetle konuşturmamız açıklamamız, anlamamız, beyan etmemiz gerekiyor. Gördüğünüz gibi hadisler nakiller de yukarıdaki ayetin paralelliğinde devam ediyor. Yani o inkarcıların dediği gibi biz ha Kurana arz ettim bu ters düştü bu hadisi Kurana arz ettiğinizde tıpkı başka bir şey demiyor. Tıpkısını söylüyor. Ha inkarcı kasti inkar etmekse aynı kurdun kuzuyu yemeye niyet ettiği gibi yemek için bahane bulur. Ve sonra diyor ki:</p>
<p>…</p>
<p>Eğer bu iki şeye yapışırsanız onunla hareket ederseniz katiyetle eliniz boş kalmaz gözleriniz basiretini kaybetmez ve ayaklarınız kaymaz. Bunun ikisine sımsıkı yapıştığınız müddetçe. Allah Resulüne indirilen iki şeyde de zikrettiğimiz gibi Allah Resulü diyor ki:</p>
<p>Ben size iki şey bıraktım. Onun ikisine yapıştığınız müddetçe katiyetle sapıtmazsınız. Allah’ın kitabı ve benim sünnetimdir diyor.</p>
<p>Bu ikisinin dışında bir şekilde kalabilirsin bilmiyorumla. Bu ikinin dışına çıktığın zaman dalalete ilk adımını o zaman atmış oluyorsun. Biraz daha açıkladığımızda imran bin huseyn ra dan geliyor.</p>
<p>…..</p>
<p>İmran bin huseyne birisi geliyor ona bir fetva soruyor. O, ona Allah Resulünün hadislerinden bahsetmeye başladı. Adam dedi ki bize Allah’ın kitabından bahsedin onun dışında hiçbirşeyden bahsetmeyin sen ahmak bir adamsın diyor. Yani aptal ve budala birisisin. Sen ahmak birisisin diyor. Sen diyor öğle namazının dört rekat olduğunu mesela cehri olmayacağını Kuranda buluyormusun diyor?</p>
<p>Bütün namazları böyle teker teker zikretti. Zekatı da aynen sordu. Onun gibi daha birçok şey zikretti. Bunları sen kuranda açıklanılmış şekliyle buluyor musun?</p>
<p>Allah’ın kitabı hükmü koydu ve sünnet de bunu açıklıyor diyor.</p>
<p>O babları sonradan topladığım için derslerde geçmedi mesela.</p>
<p>Allah Resulü sav ilk zamanlarda Mekke de cibrilin ilk gelişinde Cibril bana abdesti öğretti diyor baştan sona kadar abdest alıyor. Ve namazı öğretti diyor. Hatta vakitleri böyle böyle şunları emretti diyor.</p>
<p>Beni nasıl namaz kılar gördüyseniz öylece kılın diyor. Ondan sonra tutuyor. Allah Resulü:</p>
<p>Hac menseklerinizi benden alın bu seneden sonra hac yapıp yapmayacığımı bilmiyorum diyor.</p>
<p>Cibril geldi diyor. Muhammed ashabına söyle arkadaşlarına telbiye de seslerini yükseltsinler. Şurada şunu yapsınlar burada bunu yapsınlar teker teker anlatılıyor hatta Kuran’ı yedi harf üzere dahi gelen beyan sünnettedir. Bunları Resul açıklıyor bu beyan açıklama Kuran’ın dışında Kuran bi zatihi mufassal değil bi ğayrihi mufassal ama açıklanılmış bir kitaptır Kuran binaenaleyh bunlar bize neyi gösteriyor. Kuran açıklanılmaya amade bir kitaptır böyle indirilmiştir kim tarafından yine Allah açıklamış ve Resulü açıklamış Allah Resulüne açıklatmış. Bu sadetde zikredilen çok nakil var mesela birisi Abdullah bin ömere diyor.</p>
<p>Kuranda biz diyor. Mukimin namazını veyahut korku namazını buluyoruz. Ama seferi namazı kuranda görmüyoruz hiç.</p>
<p>Ey kardeşimin oğlu Allah bize Muhammedi yollamıştır. Biz başka bir şey bilmiyoruz. Biz Muhammed ne yapıyorsa onu yapıyoruz. Görüldüğü gibi Kuran Resul tarafından her yönüyle beyan edilen bir kitaptır. Hatta bu mevzuda ibn hazm naklediyor. Diyor ki:</p>
<p>Geçen derslerde söyledik</p>
<p>O Resul ne konuşuyorsa kendiliğinden hevasından değil bizim ona vahyettiğimizdir diyor. Hatta ona ben sadece bana vahyedilene tabi oluyorum diyor.</p>
<p>Eğer o bizim hakkımızda rastgele bir söz etse biz onu yakalarız diyor ümüğünden.</p>
<p>Bize gelen naslarla sahih olmuştur ki diyor: Allah Resulünün her söylediği Resul ne söylemiş neyi açıklamış neyi beyan etmişse bunların hepsi Allah’tan gelen açıklamalardır diyor.</p>
<p>Burada tafsilatına ihtiyaç duymadan çünkü kıyame suresini daha yukarılarda da açıklamıştık. Allah Resulünden gelen anlamamız gereken yakalamamız gereken diyelim.</p>
<p>Allah azze ve celle dininde hiçbirşeyi noksan bırakmadan tamamlamıştır. Bu şimdi Allah Resulünden gayrısının beyanına hiç mi hiç ihtiyaç yok.</p>
<p>Kuranı açıklama beyan etme hakkının selahiyeti onda olduğu gibi katiyetle başkasına ihtiyaç yoktur. Hiçbir şekilde ihtiyaç yok çünkü Allah azze ve celle indirdiği dini noksan bırakmadan tamamlamıştır. Çünkü din derken bu lafızlar Kuranda geçen daha önceki derslerde geçen lafızlarla yanyana koymalıyız.</p>
<p>…</p>
<p>Ben size dininizi tamamladım diyor. Neyi kastediyor? Dini tamamlamış din neyin adı burada dini tamamladık diyorsa Kuranla sünnetle tamamlandı ve burada ayrıyeten dininizi ikmal ettim üzerinize olan nimetimi de tamamladın diyor. Ve sizden de din olarak islamdan razı oldum. Yani din olarak&nbsp; benim sizden kabul edeceğim islamdan derken Muhammede verilen dini mi kastediyor?</p>
<p>İbrahime verilen dinin adı da islamdı. Benim sizden din olarak kabul edeceğim uyguladığınız şey. Yanı islam teslim olmak diyor. Onları yaparsanız ancak ben sizden din olarak bundan razı oldum diyor.</p>
<p>Din tamamlanmıştır. Ayrıca başka bir ayette diyor ki:</p>
<p>Biz dinde yani bu kitapta hiçbirşeyi noksan bırakmadık yani zikrettik anlamında söylüyor. Bunu şimdi genel anlamı içerisende eritmeden anlamak gerekiyor. Zannediyor ki insanlar biz bu kitapta herşeyi zikrettik hiçbirşeyi bırakmadık derken zannediyorlar ki ne varsa orada var tipinde halbuki din olarak tamamlandı bu. Allah Resulünden gelen hadisi şeriflerde de diyor ki:</p>
<p>Ben sizi cennete götürecek herşeyi açıkladım. Ateşe girmekten de sakındıracak herşeyi açıkladım diyor. Demek ki Kuran din olarak kamildir. Emredilen şeyler Kurandan ve sünnetten bizden istenilen din de budur zaten. Benim sizden razı olacağım din bu indirilenlere tamamladığıma tabi olmak kendiliğinizden uydurduğunuza değil. Geçmiş Hristiyan ve Yahudileri kastediyor.</p>
<p>Mesela Hristiyanlık Allah’a kulluk adına ruhbanlığı icad etmiştir. Yahudiler kabbala da Allah’ın indirmediği birçok şeyi din olarak kabul etmişlerdir. Bu aynen bizde de vardır. Onlar 72 71 fırkaya ayrıldığı gibi bu ümmet de ayrılacaktır. Allah dinini tamamlamıştır. Hatta ömer ra nun hilafeti zamanında Tarık bin şihab anlatıyor ömer bin. Hattab dan</p>
<p>Yahudilerden birisi gelerek ömere dediki ey müminlerin emiri şu sizin kitabınızdaki okuduğunuz bir ayet var eğer o ayet biz Yahudi topluluğuna indirilmiş olsaydı diyor. Biz o günü bayram ilan ederdik diyor. Ömer diyor ki hangi ayeti kastediyorsun?</p>
<p>Az önceki okuduğumuz ayeti</p>
<p>Biz bu ayetin hangi gün nerede hangi mekanda indiğini çok iyi biliyoruz. O arafattayken yani hacda ve Cuma günü indi diyor. Ki zaten bunlar bayram bizim için. Zaten bayram,</p>
<p>Burada hiç ihtiyaç yok. Yani birilerinin bu ayet üzerinde birşeyler söylemesine hiç ihtiyaç kalmamıştır aslında.</p>
<p>&#8212;&#8212;50:00&#8212;&#8211;</p>
<p><strong>(Yazıya döken M.Furan)</strong></p>


<p></p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/kurani-beyan-hakki-yaziya-doken-m-furan/">Kuranı Beyan Hakkı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">471</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Allah Sevgisi-Muhabbet</title>
		<link>https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ebu-said/allah-sevgisi-muhabbet-yaziya-doken-m-furan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2015 09:25:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ebu Said]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALELER]]></category>
		<category><![CDATA[Allah sevgisi]]></category>
		<category><![CDATA[muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[deki allahı seviyorsanız bana tabi olun]]></category>
		<category><![CDATA[ali imran 31]]></category>
		<category><![CDATA[allahı sevenin kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[allaha kavuşmayı isteme]]></category>
		<category><![CDATA[allahım bize sana kavuşmayı sevdir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ilmedavetdernegi.org/?p=468</guid>

					<description><![CDATA[<p>بسم الله الرحمن الرحيم إنَّ الحمد للَّه نَحْمَدُه ونستعينُهُ ونستغفرُهُ ، ونعوذُ باللَّه من شُرور أنفسنا ، ومن سيئات أعمالنا ، من يهده اللَّه فلا مُضلَّ لَهُ ، ومن يُضلل فلا هادي لَهُ ، وأشهدُ أنّ لا إله إلا اللَّه وحده لا شريك لَهُ وأشهد أنَّ محمدًا عبده ورسولُه Hamd, ancak Allah’a mahsustur. O’na hamdeder,...</p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ebu-said/allah-sevgisi-muhabbet-yaziya-doken-m-furan/">Allah Sevgisi-Muhabbet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<span id="more-468"></span>


<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff9900;">بسم الله الرحمن الرحيم</span></p>
<p></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">إنَّ الحمد للَّه نَحْمَدُه ونستعينُهُ ونستغفرُهُ ، ونعوذُ باللَّه من شُرور أنفسنا ، ومن سيئات أعمالنا ، من يهده اللَّه فلا مُضلَّ لَهُ ، ومن يُضلل فلا هادي لَهُ ، وأشهدُ أنّ لا إله إلا اللَّه وحده لا شريك لَهُ وأشهد أنَّ محمدًا عبده ورسولُه</span></p>
<p>Hamd, ancak Allah’a mahsustur. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden, kötü amellerimizden O’na sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur, kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur.</p>
<p>Allah’tan baika ilah olmadığına şehadet ederim. O, tektir ve ortağı yoktur ve şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve Resulü’dür.</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ</span></p>
<p>“Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” (Âl-i İmran, 3/102)</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا</span></p>
<p>“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve ikisinden de bir çok erkekler ve kadınlar türetip yayan Rabbinizden korkun. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (Nisa, 4/1)</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا (70) يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا (71)</span></p>
<p>“ Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.(Böyle davranırsanız) Allah işlerinizi düzeltir vve günahlarınızı bağışlar. Kim Allah ve Resulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzab 33/70-71)</p>
<p></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">أما بعد،</span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">فإنَّ خير الحديث كتاب الله، وخير الهديِ هديُ محمدٍ صلى عليه و سلم، وشرَ الأمور محدثاتها، وكل محدثة بدعة، وكل بدعة ضلالة وكل ضلاة في النار</span></p>
<p>Kelime-i tevhid dediğimiz لا إله الا الله &nbsp;&#8216;ın delalet ettiği mana, mütelazımları yani gerekleri ve içeriği bilinmeden sadece bu cümleyi tekrarlama, harflerini telaffuz etme hiçbir anlam ifade etmiyor. Biz bu cümleyi telaffuz ederken, bu kelimenin anlamını, lazımlarını ve icaplarını bilmemiz gerekir.</p>
<p>Eğer yaratılış gayemiz ve ebedi saadetimizin teminatı olan kulluk yani burada Allah&#8217;ı birlemeyi kastediyoruz, sadece bu kelimenin telaffuzundan ibaret değildir. Ayeti kerimede dediği gibi:</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ</span></p>
<p>“Ben insanları ve cinleri sadece bana kulluk etmeleri için yarattım.’’ (Zariyat 51/56)</p>
<p>Buradaki kulluk tevhidi bazda ele alınıyorsa Allah’ı birlemek, imani bazda ele alınıyorsa imanın şubeleri, fıtri bazda ele alınıyorsa bir Rabbın varlığını kabul ve itiraftır.</p>
<p>Çünkü herkim bu kelimeyi söyleyerek son nefesini verirse hadisi şerifte de zikredildiği gibi, Allah Rasulü (sallahu aleyhi vesellem) bir&nbsp; hadisi şerifte:</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">من كان آخر كلامه لا إله الا الله دخل الجنة</span></p>
<p>‘<strong><em>’Her kimin en son sözü </em></strong><strong><em>لا إله الا الله</em></strong><strong><em> olursa, o, cennete girer</em></strong>” diyor.</p>
<p>Bu da ne demektir? Yaratılış gayemiz de bu kelimenin icabı, ebedi saadetimiz de buna bağlıdır.</p>
<p>Adem(as)’ dan zamanımıza kadar gelen ve kıyamete kadar da devam edecek olan iman ve küfür mücadelesinin sebebi olarak, yaratalış gayemiz olan ve ebedi saadetimizin teminatı olan&nbsp; bu kelimenin telaffuz edilmemesini göstermek İslam dinini hafife almak olurdu.</p>
<p><em>Yani bu kelimeyi söyleyip İslam’a girip bu kelimenin gerekleri olan şeyleri yapmayıp, ölürken de sadece bunu söylemek bizim için yaratılış gayemiz olan kulluğu eda etmede yeterli ve ebedi saadetimizin kurtarıcısı olarak da yeterli demek;</em></p>
<p><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Adem(as)’dan günümüze kadar gelen ve devam edecek olan iman ve küfür mücadelesini bu sözü söylemek ve söylememek üzerine bina etmek İslam’ı hafife almak olurdu.</em></p>
<p>Tevhid ehli ile şirk ehli arasındaki ebedi mücadele, müsemmasız bir isim, gayesiz bir vesile, mücerred bir intisabdan dolayı değildir.</p>
<p>Yani sadece “ben Müslümanım” diyerek, Müslüman olmanın gereği olan amelleri yapmadan kendisini İslam’a nispet etme değildir. İslam isimse Müslüman olmak bunun müsemmasıdır.</p>
<p>Gayesiz bir vesile uğruna değildir. Vesileler bizi gayeye ulaştırmak için vardır, eğer vesileler bizi gayeye ulaştırmıyor ise bu anlamsızdır. Yani gayesiz bir vesile uğruna değildir. Mücerred bir intisabdan dolayı da değildir. Yani İslamın hiçbir emrini yapmayan nehyinden sakınmayan birisi, ismen kendini İslam’a nisbet etse bile onun mücadelesi bu uğurda değildir.</p>
<p>Yani Müminim deyip bunun gerekli ne ise onları yapmak gerekir. Müslümanım deyip bunun gerekleri olan, emre itaat edip nehiylerden sakınmayı yerine getirmeliyiz. Çünkü iman varsa mümin olmalı, İslam varsa Müslüman da olmalı, tevhid varsa muvahhid olmalıdır. Tekrarlarsak;</p>
<p><em>İman ehli ile küfür ehli, tevhid ehli ile şirk ehli arasındaki ebedi mücadele, müsemmasız bir isim, gayesiz bir vesile, mücerred bir intisabdan dolayı değildir. </em></p>
<p>Kelime-i tevhid<strong>&nbsp; </strong>لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ&nbsp; kelime ve cümle anlamıyla, lazımlarıyla ve gereği olan şeyleri yapmak ile hayatımızın her anını ihata eden, kapsayan, kulluk, Allah’ı birleme eylemidir. Her kim bu kelime-i tevhidi( لا إله الا الله ), kalben itikad, dil ile ikrar, azalarla amel ederek<strong>, </strong>isbat ve nefyin lazımlarını yerine getirerek bunun içeriği olan emirlere teslim olma ve nehiylerden uzaklaşarak, bunlara kayıtsız şartsız bir şekilde teslim olarak telaffuz ederse… Yani<strong>&nbsp; </strong>لا إله الا الله derken, Allah ‘tan başka korkulacak ilah yok, Allah ‘tan başka yaratan bir ilah yok, Allah‘tan başka güvenilen bir ilah yok, Allah ‘tan başka rızık veren bir ilah yok.</p>
<p>Bu şekilde telaffuz ederse, لا إله الا الله derse, dünya ve ahiret hayatının saadetinin teminatı olur, İslam’a girer ve bunun akabinde de hayatının her safhasında az önce saydığımız bu kelimenin gerekleri olan şeyleri yerine getirir ve hayatının son nefesini bu kelimeyle mühürlerse, o kişi, Rabbından cennete girmeyi taahhüt eder. Yaratıcısının üzerinde zayi edilmesi mümkün olmayan azap edilmeme hakkını kazanmıştır. Bir hadisi şerifte</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">من قال لا إله الا الله دخل الجنة</span></p>
<p>“<em>Her kim </em><em>لا إله الا الله</em><em> derse cennete girer</em>.” diyor &nbsp;Başka bir hadisi şerifte</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">من كان آخر كلامه لا إله الا الله دخل الجنة</span></p>
<p>“<em>Her kimin en son sözü </em><em>لا إله الا الله</em><em> olursa cennete girer.</em>” Diyor. Ebu davud 3116 sahih</p>
<p>“Her kim لا إله الا الله derse cennete girer.” hadisiyle, ‘“Her kimin en son sözü لا إله الا الله olursa cennete girer.”</p>
<p>Bu iki sözü birleştirin şimdi, demek sadece bu sözü söylemek değil, en son sözümüz de bu olmalıdır. Ve yaşadığımız müddette de bu sözün gerekleri üzere olmalıyız. Ayette de:</p>
<p></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ</span></p>
<p>“Ve Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et” (Hicr 15/99)</p>
<p>Buraya kadar anlattığımız لا إله الا الله ın kabulü için bazı şartlar vardır yani o şartları yerine getirerek bu kelimeyi telaffuz etmeliyiz.</p>
<p>Muhabbet yani Allah sevgisi de kelime-i tevhidi telaffuz edenlere, bu kelimenin faydalı olması için gerekli şartlardan birisi olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>Muhabbet, Allah sevgisi fıtraten insanda var olan bir değerdir. Tabii ki bunun fıtri boyuttaki eyleme dönüşen kısmı fıtrat dairesi içerisindeki olan kısmıdır. Birçok fıtri değer, imanda, imanın şubeleri kabul ettiğimiz esasların muhatabı olan yani emrin ve nehyin muhatabı olan değerlerdir. Eğer imanda sevmeye dönük bir emir varsa bu emri yerine getirecek bir duygunun varlığı mevzu bahistir.</p>
<p>Çünkü insanda sevme denilen şey olmasaydı, sevmenin imanın şubelerinden olan bir eylem olması mümkün değildi. Bu, görme duygusu olmayan, okuma yazma bilmeyen birisine şu yazıyı oku demek kadar abes olurdu.</p>
<p>Bizde, sevmeyi, tek Allah’ı sevmeyi, onun için sevmeyi gündeme getirecek duygu olmasaydı bize böyle bir emir gelmezdi veyahut O’ndan gayrını sevmekten alıkonulmazdık.</p>
<p>Muhabbet, tevhidin esası olan bir değerdir yani tevhidin esas rüknüdür.(rükün=temel, esas,asıl,dayanak)</p>
<p>Allah sevgisinin kemal bulması ile tevhid tamam olur. Yani Allah sevgisi gönlümüzü ne denli işgal etmiş, onun eyleminde isek o denli de tevhid kemale ermiştir. Daha önce duymuşsunuzdur. İlahın anlamını, manasını verirken İbni Teymiye’nin şu ifadesi sıkça tekrarlanır:</p>
<h2><span style="color: #ff9900;">“İlah kalbin sevgi ve muhabbetle meylettiği şeydir” </span></h2>
<p>denilir.</p>
<p>Çünkü Allah’tan gayrı ilah edinme, hak olan ilaha ibadet, kulluk bu sevginin üzerinde döner. Aynı şeklide muhabbetin(Allah sevgisinin) kemalinin noksanlığı ile tevhid noksan olur. Yani Allah sevgisi ne denli kemale ermiş ise tevhid o denli kemale ermiştir. Allah sevgisinin noksanlığı da o denli tevhidi noksan göstermiştir.</p>
<p>Bir müslümanı sevdiğini söyleyen sahabeye Allah Rasulü, sevdiği kimseye bunu söylemesini söylüyor. Çünkü kalpteki sevgiyi o insan, biz ona bunu söylemedikçe ve o bizim amellerimizde bu sevgini tezahürünü görmedikçe onu sevdiğimizi anlayamaz.</p>
<p>Amellerle sevginin tezahürü ise, biz birine elle vurarak, lisanende onu sevdiğimizi söylesek, bu çok anlamsızdır. Çünkü kalbi bir sevginin elle vurarak ifade edilmesi mümkün değildir. Yani bir müslümana onu sevdiğimizi söylememiz ve buna uygun işler yapmamız bu sevginin ispatıdır.</p>
<p>Baktığımızda Allah sevgisinin hiç de bizim anladığımız anlamda eyleme dönüşen bir şey olduğunu görmüyoruz. Bu, sadece bizim iddialarımızla sınırlı kalıyor.</p>
<p>Sadece dil ile Allah’ı sevdiğinin söylenmesi de sadece bir iddiadan ibarettir. Allah da Ali imran suresinde Resulüne hitaben diyor ki:</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ</span></p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #ff9900;">“De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun. Allah da sizi sevsin’ ”(Ali İmran 3/31)</span></h2>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">Demek ki burada Allah’ı sevme sadece dil ile telaffuz ediliyorsa iddia ama Resule ittiba ile gündeme getiriliyorsa istenilen budur</span></em><span style="text-decoration: underline;">.</span></p>
<p>Çünkü Allah’ı sevme, O’nu seviyorum demek değil. Güya onun sevgisi ile onu zikrederken kendisinden geçip, kendisini kaybetme değil tasavvufun anladığı anlamda.</p>
<p>Muhammed(sav)’e ittiba Allah’ı sevmenin alameti ve bu iddianın ispatıdır. Bir insan Allah Resulü(sav) ters düşüyorsa, ona ittibada savsaklamışsa, Allah’ı seviyorum demesi hiçbirşey ifade etmez. Onun için biz sadece sözlü olarak “Allah’ı seviyorum” denmesine iddia diyoruz.</p>
<p>Bu sözün ispatı ancak Resule itaattir onun dışında kimselerin ise bu noktada ancak Resulün sözlerini ve fillerini aktarma şeklinde bir vesileliği olabilir değilse Resulün dışındaki birisine ittiba ile bu iddia ispat edilmiş olmaz.</p>
<p>Neden? Çünkü Allah sevgisi ayette de görüldüğü üzere Muhammed(sav)’e ittiba ile ele alınabilir, ancak bununla düşünülür.</p>
<p>“<em>Muhabbet ağacı kalbe ekilip, ittiba ve ihlas ile, sevilene tabi olmak sulanırsa</em>…” Bu ne anlama geliyor?</p>
<p>Eğer Allah’ı seviyorum diyorsak bu ağacı, fidanı kalbimize ekmişizdir. Ama bunu önce ittiba ve beraberinde ihlasla sulamanız gerekiyor. Ne kadar peygambere ittiba varsa bu ağaç besleniyor. Ne kadar ihlasla bu ittiba gündeme geliyorsa bu ağaç besleniyor demektir.</p>
<p>İbni teymiye kulluğu, Allah’ı birlemeyi anlatırken şöyle bir ifade kullanır:</p>
<h3><span style="color: #ff9900;">“<em>Allah’ı birleme yani ona kul olma Muhammed’in tarif ettiği şekliyle ona kulluk eyleminde bulunmaktır</em>”</span> diyor.</h3>
<p>Allah’ı birleme, O’nu sevme ancak bu anlamda gündeme gelir.</p>
<p>Eğer muhabbet ağacı kalbe ekilip ittiba ve ihlas ile sulanmazsa ne olur? Bakılmayan, beslenilmeyen, sulanmayan bir ağaç orada kurumaya mahkumdur.</p>
<p>Yani Allah’ı seviyorum sözü sadece ağacı ekmek anlamındadır. Ama bunu beslemiyorsak bu ekilişin hiçbir anlamı yok çünkü beslenmiyor, sulanmıyor ve böyle bir ağaç da kurumaya mahkumdur.</p>
<p>Bu ağaç ihlas ve ittiba ile sulanmalı. Çünkü ne kadar ittiba, bu ağacın o kadar beslenmesidir. Bu ittibanın da ihlasla gündeme gelmesi gerekiyor.</p>
<p>Fıtratı selimi, imanı anlatırken sahih bir imanın akabinde ancak halis bir tevhid gündeme gelir diyoruz.</p>
<p>Peygambere ittiba, peygamberin yaptığını zannettiğin şeyleri yaparak gerçekleşmiyor. Peygamberin sözüne, fiiline, hareketlerine mutlak uyduğunu söylüyorsan, o uymaklığın sahihliği de mevzu bahistir. Yani sahih bir iman gerekir. Bundan sonra halis bir tevhid gündeme gelebilir.</p>
<p>Öyle insanlar vardır ki eften püften meselelerle peygamberin sünnetini ihya ettiklerini gündeme getirirler. Halbuki peygambere ittiba asıldır. <em><span style="text-decoration: underline;">Çünkü peygambere ittiba sahih olan sünnetle mümkündür. Sünnet zannedilen şeylerle değil.</span></em></p>
<p>Onun içindir ki biz genel anlamıyla sünnetin inkarını küfür görürüz.</p>
<p>Peygambere ittiba bizim düşündüğümüz şekliyle değil, babalarımızın bize aktardığı şekliyle değildir.</p>
<p>Bir amelin kabulü için iki şart gerekir diyoruz: Önce sahih olması sonra halis olacak. Sahih ne anlama geliyor?</p>
<p>Kurana ve sünnete uymalıdır. Ondan kaynağı olmalıdır. İhlas nedir? Sadece onun için yapılmalıdır bu.</p>
<p>Eğer kalbe ekilen muhabbet ağacı ittiba ve ihlasla beslenirse o zaman bu ne olur? Kökü kalpte karar kılan yani artık onu ekmişiz, beslemişiz, kökü kalpte karar kılmış sonra dalları sidretil müntehaya uzanan muhtelif tatlarda muhtelif meyveler veren bir ağaç olur.</p>
<p>Bunu tek bir kelimeyle ifade etmek istersek; kulluğu eyleme dönüştüğü şekliyle anlattığımızda insandan düşünce söz, kasıt ve fiil olarak sudur eden herşey;</p>
<p>Kocaman bir ağaç düşünün yeri ve göğü doldurmuş her dalı farklı meyve veren müstakil bir ağaç. Kulluğu bu denli anlayanın kendisinden uzanan, sağa sola dağılan dalları, budakları her parça muhtelif tatlarda muhtelif meyve veren bir ağaç olur. Kulluğu tarif ettiğimiz şekliyle anlama bunu gösterir.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #ff9900;">Allah’ı sevenin kalbi;</span></h2>
<h3><span style="color: #ff9900;"><em>1-Allah’ın zikrine bağlı</em></span>:</h3>
<p>Allah’ın zikrine bağlı, ne anlamda bu?</p>
<p>Kurana ve sünnete bağlı demektir.</p>
<h3><span style="color: #ff9900;"><em>2-Allah’ın hukukunu koruyan</em></span></h3>
<p>Allah’ın öncelikli hukuku Muaz bin Cebel(ra) ya dediği gibi O’na hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet etmek.</p>
<h3><span style="color: #ff9900;"><em>3-Her sözü Allah’tan</em>:</span>&nbsp;</h3>
<p>Kitap ve sünnetten.</p>
<h3><span style="color: #ff9900;"><em>4-Konuştuğunda Allah için konuşan</em></span></h3>
<h3><span style="color: #ff9900;"><em>5-Hareket ettiğinde Allah’ın emriyle hareket eden</em></span></h3>
<h3><span style="color: #ff9900;"><em>6-Sükun bulduğunda Allah ile sükun bulan </em></span></h3>
<h3><span style="color: #ff9900;"><em>7-Allah için, Allah adına, Allah ile iş görendir.</em></span></h3>
<p>Allah’ı sevenin kalbi Allah’ın zikrine bağlı, Allah’ın hukukunu koruyan her sözü Allah’tan, yani Kitap ve sünnetten konuştuğunda Allah için konuşan, hareket ettiğinde Allah’ın emriyle hareket eden, sükun bulduğunda Allah ile sükun bulan, Allah için, Allah adına, Allah ile iş görendir.</p>
<p>Bu, bizim fıtri boyuttaki kulluğumuzun, imani boyuttaki kulluğumuzun, tevhidi boyuttaki kulluğumuzun muhteşem bir başlığıdır.</p>
<p>Muhabbet yani Allah sevgisi, istisnasız her amelin ruhudur.</p>
<p>Bütün amellerin yani kulluk eylemi içinde gündeme getirdiğimiz herşey, bunların hepsinin ruhu nedir? Allah sevgisidir.</p>
<p>Muhabbetten uzak her amel ruhsuz bir ceset gibidir.</p>
<p>Allah sevgisi ile beraber harekete geçmeyen bir düşünce, Allah sevgisiyle harekete geçmeyen bir telaffuz değil. Allah sevgisi ile kastetmeyen bir niyet, Allah sevgisi için atılmayan bir adım ruhsuz bir ceset gibidir.</p>
<p>Siz onu yapar görürsünüz. Onu o eylem üzerine görürsünüz ama o bir cesettir.</p>
<p>Cesedin, ruhsuz bir cesedin yaşam kelimesiyle alakası ne kadarsa o amelin de gerçekle alakası o kadardır. Onun için amellerimizi sadece yapar görünmeyeceğiz. Onları ruh sahibi birer cisim yapma zorundayız. Bu da ancak Allah sevgisi ile gündeme gelir.</p>
<p>Muhabbetin amellere nisbeti, ihlasın muhabbete nispeti gibidir. Amellerin muhabbetle irtibatı ve sonra muhabbetin ihlas ile irtibatı olmalıdır.</p>
<p>Çünkü amel, amelsizliğin yanında değerdir. Amel muhabbetle beraberse değer taşır. Başlı başına bir hiçtir. Eğer muhabbetle amel ihlassızsa onun da hiçbir anlamı yoktur.</p>
<p>Amel gündeme gelmiyor bu bir hiçtir. Amel gündeme geldi mi bu muhabbetle olmalı. Muhabbetle amel gündeme geldi mi bu ihlasla beraber olmalıdır. Yani bunların birbirine nispeti eş değerdedir. Çünkü İslam, teslim olma ne anlamda?</p>
<p>Emirlere ittiba, nehiylerden sakınmadır.</p>
<p>Muhabbet, taat Allah içindir. Her kimin muhabbeti yoksa elbette İslam’ı da yoktur.</p>
<p>Neden? Çünkü muhabbetsiz bir İslam, ihlassız muhabbetli bir amel, yapar görünülendir. İşte muhabbetsiz bir amel, ihlassız bir amel ruhsuz bir cesettir.</p>
<p>Muhabbet taat Allah içindir. Her kimin muhabbeti yoksa islamı da yoktur. Daha da öte muhabbet Allahtan başka ilah yoktur şehadetinin ta hakikatidir.</p>
<p>İbn teymiyenin; ”İlah kalbin sevgi ve muhabbetle meylettiği şeydir.“ tarifini zikretmiştik.</p>
<p>İnanın devamlı tekrarladığımız bu ifadeyi din karşıtları iyi yakalamış.</p>
<p>Duymuşsunuzdur şu sözü “Tarkan bu gençliğin ilahıdır.” Diyorlar. Neden?</p>
<p>Öyle seviyorlarmış ki o, şarkı söylerken kendinden geçip ağlayan, yırtınan kızlar varmış. Kalp bütün meyliyle ona dönmüş. Öyle olur ki o sevgi, kalbin muhabbetle yöneldiği şey, sana çok korkunç, delice, şaşkınca, cesurca işler yaptırabilir. Bakın bu bir ilaha takdim edilen sevgidir işte. Tasavvuf ehlinin çoğu da bu şekilde yırtınır kendinden geçer. Bu sevgi yanlış noktada kullandığında haşa mecazi aşkın Allah’a kavuşturan hakiki aşka dönüşmesi sadece bir safsatadır. Yani leylanın aşkı seni hakkın aşkına kavuşturacak? Bu kocaman bşr safsatadır.</p>
<p>Ama bizde bunlar yok. Bizdeki muhabbet, bizdeki sevgi Muhammed sav e ittiba ile ancak gündeme geliyor. Onda bir yırtınma, zorlanma yok.</p>
<p>Muhammed’e ittiba bizi hakkın sevgisine kavuşturabilir ancak. Ve onun sevgisini ispat etme imkanını buluruz bu ittiba ile. Yine ibni teymiyenin tarifi ile;</p>
<p>İlah kamil bir muhabbet ve tazimle, iclal ve ikramla, korku ve ümitle ve benzeri ihtiramlarla hüküm ve arzularına tabi olup kalbin yöneldiği şeydir. Burada sevgiyi sevginin teferruatı olan, lazımları olan değerlerle beraber zikrediyor neden? Muhabbet, Allah sevgisi sevgi, tazimi, büyüklemeyi gerektirir.</p>
<p>İclal onun celalini(büyüklüğünü) gündeme getirir ve ikramla(hürmet-saygı gösterme) ona yöneliyoruz. Korku ve ümitle… Korkumuzda da ondan ümit de ondan. O’nun azabından onun rahmetine iltica ediyoruz. Yani haşa bir ilahın gazabından başka bir ilahın sevgisine yönelme yok. Birisinin korkusundan bir başka ilahın güvenine, emniyetine sığınma yok. Aynı ilahtan korkuyoruz ve ona güveniyorsun. Onun azabından, onun rahmetine iltica edip sığınıyorsun.</p>
<p>Korkun da ihlas da sadece O’na yöneltilir. Sevgi de sadece ona yöneltilir. Yani Allah’tan korkup bir başkasından da korkmakla değil. Allah’ı sevip bir başkasını da onunla denk sevme değil.</p>
<p>Allah’tan korkmak değil ondan başkasından korkmama da. O’nu sevmek değil O’ndan başkasını da sevmeme de gündeme gelmelidir.</p>
<p>Hiçbir şekilde Allah’ın korkusuna ve onun sevgisine denk, bir nebze, bir parça da olsa başkasına bir pay ayırmamalıyız. Biraz izaha girersek;</p>
<p>Mesela muhabbet, sevgi veya korku tabiaten insanda var olan değerlerdir. Korku tabidir insanda. İnsan tabiatında tabi değer olarak var olan birşeyi yok sayamayız. Bunu toptan yok etmek gücüne de sahip değiliz.</p>
<p>Korku tabiaten olmalı ki bize “Allah’tan kork” denildiğinde bunu anlayabilelim. Aynen bizde sevgi duygusu olmalı ki “Allah’ı sev denildiğinde” de ne denmek istenildiğini anlayabilelim.</p>
<p>Mesela burada, tabi korkuda Musa(as)’ın korkusunu dile getiririz. Musa(as) Mısır’dan birisini öldürmesine sebep korkarak kaçtı oradan. Musa(as)’ın bu korkusu tabi mi? tabi.</p>
<p>Ne zaman bu korku kötü olurdu?</p>
<p>Allah, geriye dönmesini emrettiğinde eğer bu korku Allah’a itaate mani olsaydı, Allah’a isyana sebep olsaydı o korku zararlı olan korkudur işte. Ama bu korku Musa(as)’ın geri dönmesine mani olmadı. Allah’a dua etti.</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي (25) وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي (26)</span></p>
<p>Taha 25-26</p>
<p>“Allah’ım gönlümü genişlet, işimi kolaylaştır?”</p>
<p>Oradan korkarak kaçmıştı Musa(as) ama bu sıkıntısı Rabbine isyana götürmüyor. Ona itaati yeğeliyor. Eğer o korku olmadan dönseydi tabiatına ters düşerdi, imtihanın anlamı kalmazdı dimi? O korku olmasaydı itaati sergilemek için imtihan mevzu bahis olmazdı.</p>
<p>Musa(as): “Rabbim gönlümü genişlet ve işimi kolaylaştır.” Diyor.</p>
<p>Ve Musa’nın bu korkusu, Allah’a itaate mani olsaydı tehlikeli korku olurdu.</p>
<p>Sevgi de tabiatıyla karımıza, annemiza, babamıza, eşimize, çocuğumuza olabilir. Bu tabidir. Bu ne zaman zararlı olur? Ona itaatten alıkoyarsa. Tevbe Suresi’nde:</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">قُلْ إِنْ كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللَّهُ بِأَمْرِهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ</span></p>
<p>De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez. (Tevbe 9/24)</p>
<p>Bunların hiçbirisinin sevgisi O’nun sevgisinin önüne geçmemelidir. Bakın Allah azze ve celle bizi sınayacağını söylüyor:</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ</span></p>
<p>Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele! (bakara 2/155)</p>
<p>Ve deneneceğiz. Acıkacağız, onun Rezzak olduğunu hatırlayacağız. Ve ondan başka da kimse bizi rızıkladıramaz diyeceğiz.</p>
<p>Birisinin eliyle bize sunulan sofrada o sofrayı bize uzatanı değil, ona uzattıran müsebbibi düşünmeniz gerekiyor.</p>
<p>Onu bize getiren el değil( bu sebeptir), onu sebep kılan müsebbib takdir edilip ve kendisine teşekkür edilmelidir.</p>
<p><strong><em>Kelimei tevhid dediğimiz </em></strong><strong><em>لا إله الا الله ın içindeki ilah kelimesinin anlamı bilmeliyiz. Çünkü ilahı anlamadan Allah’ı anlamamız mümkün değil. </em></strong></p>
<p>İlah kelimesin aslı أله dir. أله ise aynen عبد yani ibadet etme anlamındadır.</p>
<p>İlahun ise bu fiilden türemiş ve ma’budun yani ibadet edilen şey anlamındadır.</p>
<p>Biz, bizden düşünce söz kasıt fiil olarak sudur eden hiçbirşeyi Allah’tan başkasına takdim edeyiz. O’ndan başka da bunu hak eden bir ilah yoktur. Bırak tümünü bunun bir tek cüzünü dahi onun bir tek parçasını dahi Allah’tan gayrına biz ayıramayız. Eğer biz kulluğu anlayamazsak ilahı anlayamazsak hak olan ilaha kulluğu gündeme getiremeyiz.</p>
<p>Şimdi biz Allah’ın kulu muyuz? Evet.</p>
<p>Ben doktorum desem ne kadar inandırıcı olur?</p>
<p>Eğer ben doktorluğu eyleme dönüştüremiyorsam bunu yapan birisi değilsem ben istediğim kadar doktorum diyeyim dönüp de kimse bakmaz?</p>
<p><em>Eğer birisi kul değilse nasıl Allah benim mabudum nasıl diyebilir. O’na kulluk eylemini sunduysan o senin mabudun.</em> Neden?</p>
<p>Dinara (altın paraya) kul olanın burnu yerde sürtülsün! Dirheme(gümüş paraya) kul olanın burnu yerde sürtülsün! Giysilerin kulu olanın burnu yerde sürtülsün! Kadifenin kulu olanın burnu yerde sürtülsün!</p>
<p>Dinara secde mi ediyor? Rüku mu ediyor? O benim razıkım mı diyor? O benden kötülüğü gideren mi diyor? Nasıl bir kulluk oluyor bu?</p>
<p>Onun sevgisi ile Allah’ın sevgisine tecavüz ediyorsan, onun istekleri Allah’ın isteğinin önüne geçiyorsa, Allah’a ait olan bir şeyi ona veriyorsan… Biraz balyoz etkisi olacak ama birisinin eşine bu topraklarda küfretseler ne yapar? Onu öldürmeye kadar gidebilir.</p>
<p>Peki Allah’a küfredildiğinde? Ne kadar gayrete geliniyor?</p>
<p>Hiçbir kimse Allah’a ve Resulüne tek kelime etmeye cesaret edememelidir. Eğer biz bunu başaramazsak insanlara saygı kanun çıkartırlar onlara tek kelime edemeyiz. Ama Allah’a istedikleri gibi laf ederler. Ha biz tutup onlara küfredelim demiyoruz? Hiçbir kimseye bizim küfretme hakkımız yoktur. <em><span style="text-decoration: underline;">Ama bizim ilahımıza da kimse tek kelime edemez.</span></em></p>
<p>Ve herkes haddini bilme zorundadır. Neden? Ben onu seviyorsam, benim O’nu sevmem bunu gerektirir. Nasıl sevdiğimiz birisi için deli oluyorsak… Senin için ölürüm bile diyorlar dimi?</p>
<p>Bu anlaşılmalı.</p>
<p>İşte Muhabbet, kulluğun hakikatidir. Muhabbet, rıza, hamd, şükür, korku, ümit olmadan inabe mümkün değildir. İnabe ne anlamda? (Samimi bir şekilde Allah&#8217;a teslim olmak, O’na yönelmek ve tövbe etmektir.)</p>
<p>Hepiniz günahlarınızdan tevbe ederek O’na dönün. Ama bu inabe, muhabbet yoksa, rıza yoksa hamd yoksa, şükür yoksa, korku yoksa, ümit yoksa mümkün değil.</p>
<p>Bizimkiler bunu nerede kullanır. Ben falan şeyhten inabe aldım, el aldım derler.</p>
<p>Arkadaş O, senin korktuğun mu? &nbsp;O, senin sevdiğin mi? O, senin ümit ettiğin mi? O, senin büyüklediğin mi?</p>
<p>Bu inabe sadece Allah’a yapılır. Çünkü inabe, muhabbet beslediğine, umduğuna, ümit ettiğine, sevdiğine, sığındığına, senden razı olduğunda kurtuluşa ereceğine olur. Allah’ın dışında peygambere bile inabe yoktur. Çünkü O da Allah’a iltica ediyordu.</p>
<p>Kızı Fatıma’ya dahi kıyamet günü için güvence verememişti, kendisinin onu kurtaramayacağını söylemişti Allah Resulü. Ne anlama geliyor bu?</p>
<p>Kurtuluş vesilesi, bizi ateşten kurtarabilecek Allah Resulü bile değil sadece Allah’tır.</p>
<p>İnabe ettiğimiz, tevbe ettiğimiz ancak Allah olmalıdır.</p>
<p>Sevenlerin sabrı gibi sabır yoktur. Neden?</p>
<p>Sevdiğimizin herşeyine sabrederiz dimi? Bela musibet, bize neyi takdir etmişse…</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">Rabbim tahammül edemeyeceğimiz şeyle imtihan etmesin bizi</span></em></p>
<p>Onun takdir ettiğine sabretme, O’nun bizim için güzel gördüğünü güzel görme vardır. O böyle istediyse mutlak güzeldir. Onun herşeyine sabretmeliyiz.</p>
<p>O’nun rızasını ve sevgisini tahsil için, O’nun sevgisini kazanmak için sadece O’na tevekkül vardır.</p>
<p>Dua ettiğimizde illa vericen değil. Ne anlamda? O zaten vereceğine söylüyor. Vermeyecek olsaydı bize isteme duygusunu vermezdi. Sen O’nu deneme illa ver deme. Benim istediğim şekliyle ver deme sadece tevekkül et. O’na güvenmemiz, tevekkülümüzü gündeme getirmeli.</p>
<p>İsterken haşa O’nu dener gibi verecek mi vermeyecek mi. O bizi dener, O bizi sınar, biz O’nu sınayamayız. Biz O’na güveniriz. O’nun hakkında zannımızı güzel tutarız. O’nun hakkında nasıl zannediyorsak O’nu öylece bulacağız. Eli açıp “Allah’ım ver” dediğimizde vereceğinden ne denli O’na güveniyor, O’na tevekkül ediyorsak öyle bulacağız.</p>
<p>Kişinin güveni O’na tevekkülü ne ise O’nu öyle bulacak.</p>
<p>“İstiyorum, istiyorum vermiyor.” öyle bulacaksın.</p>
<p>Ben kulumun beni zannı üzereyim. Benim hakkımda istediği zan etsin.</p>
<p>Allah kendisine el açıp isteyen kulunun elini boş döndürmekten haya eder. Ama bu illa bizim istediğimiz gibi değil. O bize neyi güzel gördüyse…</p>
<p>Derler ya “sevdiğim bana bunu reva gördüyse” veya “ben onun elinden zehir içerim.”</p>
<p>Sana bütün hayatını verenin yaptıklarına sen razı değilsin.</p>
<p>Hayanın hakikati de budur. Çünkü haya sevenlerin hayasıdır.&nbsp; Zira haya sevenlerin tazim ve muhabbetinden doğar. Çünkü sevmese,&nbsp; onu büyüklemezse, onu sevmezse haya da mevzu bahis olmaz. Haya bunların meyvesidir.</p>
<p>İman 70 küsür şubedir hadisinin akabinde haya da imandan bir şubedir diyor neden?</p>
<p>Her amelin elbisesi hayadır, edebidir. İsteme edebi, O’nu sevme edebi, O’na güvenme edebi, bu edep her şeyi ile hakimdir.</p>
<p>En güzel fakirlik kalbin sevdiğine olan fakirliğidir yani onun karşısındaki zillettir, ona karşı hissettiği ihtiyaçtır. Allah ne kadar zenginse biz o kadar fakiriz. En zengin olana fakirlik kadar güzeli var mıdır zaten?</p>
<p>Muhabbetullaha yani Allah sevgisine kavuşmak yani Allah sevgisi de böyledir. O’na kavuşmayı arzulama da muhabbetin özü ve sırrıdır.</p>
<p>Allah Rasulü bir hadisi şerifte diyor ki:</p>
<p>‘’Her kim Allah ‘a kavuşmaktan uzak durur yani onu kerih görürse Allah da ona kavuşmayı istemez.’’</p>
<p>Bunun için Allah Rasulü (sallahu aleyhi vesellem) bir duasında:</p>
<p>‘’Allah ‘ım bize, sana kavuşmayı sevdir.’’ Buradaki kavuşmadan maksat ölümdür.</p>
<p>Çünkü ölüm tevhit ehli için bir vuslattır, Allah ’a kavuşmadır. Allah sevgisine zıt düşerek, Allah‘la kendi O’nun izin vermediği şekilde vesileler edinerek yani bizde dedikleri gibi Mecnunun Leyla ’yı vasıta edinerek Allah ‘a kavuşması bir safsatadır.</p>
<h2 style="text-align: center;"><span style="color: #ff9900;"><strong>Allah ‘a kavuşmayı isteme</strong></span></h2>
<p><strong>=</strong> Ölüm ve ölüme hazırlık, Allah ‘a itaat, O’nun emirlerini yapıp yasaklarından sakınmaktır. Ne denli Rasule ittiba ediyorsak az önceki zikrettiğimiz ayettee olduğu gibi yani ‘’ De ki: Eğer Allah ‘ı seviyorsanız bana tabi olun.’’ Ne kadar Muhammed (aleyhisselatu vesselam)’a tabi oluyorsak olmuşsak, onu örnek edinmişsek, onu kendimize rehber ve kılavuz edinmişsek Allah’ı da o kadar seviyoruz demektir.</p>
<p>Onun için insan istediği kadar lisanen Allah ‘I sevdiğini söylesin eğer peygambere ittibasızsa o sevgi bir iddiadır.</p>
<p>Ama bir insan her şeyinde kendisine Muhammed(aleyhisselam)’ı örnek edinmişse, onu rehber ediniyorsa Allah ‘ı seviyorum demesine de ihtiyaç yoktur. Zaten onun Allah Resulü’ ne tabi olması, ona uyması, onu kılavuz, rehber ve önder edinmesi Allah sevgisinden ötürüdür.</p>
<p>Zenginlik te kalbin zenginliğidir. Kalbe onun sevgisinin dolması, O’na olan ihtiyaç, O’ndan başka hiçbirşeye muhtaç etmiyor bizi. Ve insanın bu mevzudaki en güzel duası</p>
<p>“Allah’ım beni senden başkasına muhtaç etme” Neden?</p>
<p>O biz istediğimizde vereceğini söylüyor. İnsanlar ise istenildiğinde kızarlar dimi. Müslimdeki hadisi şerifte</p>
<p>Bütün insanlığın kalbi tek kalp gibi olsa… Ademden kıyamete kadar herkesin en uç noktadaki isteğini isteseler ve onların isteğini kat kat verse bile bu Allah’ın hazinesinden bir iğnenin deryaya batırılıp çıkardığında ne noksanlaştırırsa o kadar bile noksanlaştırmıyor.</p>
<p>Ya bu kadar zengine fakir olmak kadar güzel bir şey var mı? Bunu hiç kimse düşünmez. Sahabe kıyamete kadar insanlığın üstadı mertebesine yükselen o insanlar ki Ömer(ra) diyor ki</p>
<p>Biz İslamdan evvel zelil kimselerdik Allah bizi islamla aziz kıldı. İslamdan başka izzet, şeref, yol arayanı Allah zelil kılar.</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنْتُمْ أَعْدَاءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا</span></p>
<p>Allah&#8217;ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O&#8217;nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. (Ali İmran 3/103)</p>
<p>Bunun kardeşliği kadar güzel bir kardeşlik var mı?</p>
<p>Sen hangi keyfi, hangi hoşuna gitmeyen çehreden, onun hangi hoşuna gitmeyen huyundan dolayı bu kardeşliği yıkarsın ne yaptığının farkında mısın?</p>
<p>Allah bize hak ettiğimiz kadarını vermiyor. Verdikleri yaptığımız amellerin karşılığı değil. o bize hak ettiğimizin onlarca katıyla bizi veriyor. Böyle bir verenden istemezsen yuh olsun derler adama.</p>
<p>Fırsatı kaçıran büyük aptal denilir dimi? Ve her istediğinde veren hiç de yeter diyen değil. İstedikçe vermekten zevk duyan birisidir.</p>
<p>Kendisine küfredene bile zaruri ihtiyacını, rızkını vermekten geri durmamış bu. Hiç kendisine inananı bundan mahrum eder mi?</p>
<p>Ancak bizim günahlarımız onun bize takdir ettiği rızıktan bizi mahrum edebilir. Biz onu seveceğiz, Resulüne ittiba etmekle de bunu göstereceğiz. O bizi mahrum etmez katiyetle. Mümkün değil.</p>
<p>O’na kavuşmayı arzulama da muhabbetin özü ve sırrıdır demiş ve Allah Resulü’nün</p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">اللهم حبب إلينا لقائك</span></p>
<h3><span style="color: #ff9900;">“Allah’ım bize sana kavuşmayı sevdir.” Duasını zikretmiştik.</span></h3>
<p>Böyle birşeyin hakikatine kavuşmuş insan ölümden korkmaz. Sahabenin birbiriyle yarışır şekilde en ön safta düşmanla karşı karşıya gelmeyi arzulaması nasıl bir anlam taşır? Bu O’na kavuşmanın özlemidir. Ölümden korkuya yer yok burada. Çünkü ölüm ona kavuşmanın yoludur. Belki ölümden korkma, hesap veremeyeceği şeylerin endişesini taşır ama kavuşacağı şeyin sevgisi buna yer bırakmaz.</p>
<p></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #ff9900;">فَمَنْ كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ</span> بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا</p>
<p>Her kim Allah’a kavuşmayı istiyorsa umut ediyorsa ona ortak koşmadığı ibadetler yapsın.(Kehf 18/110)</p>
<p>Burada salih amelden maksat şirksiz ibadetlerdir. O’nun tek koştuğu şart az önce de zikrettiğimiz gibi kulum bana dünya dolusu günahla da gelse. Ben onu dünya dolusu mağfiretle karşılarım tek ki bana ortak koşmasın diyor. Tek ki bana ortak koşmasın diyor.</p>
<p>Muhabbet kelimei tevhid لا إله الا الله ın muktezasıdır. Muhabbet, Allah sevgisi kelime-i tevhidin lazımıdır.</p>
<p>Bu toplumdan kime لا إله الا الله &nbsp;ın manası nedir diye sorarsanız söyleyeceği söz nedir?</p>
<p>Allah tan başka ilah yoktur ama anlamadan. Anlamadığını nasıl anlıyoruz. Eyleminde Allah’tan başka Allah yoktur şeklinde.</p>
<p>Ben Allah’tan başka Allah var demediysem diyor şirk te koşmadım diyor. Bunu anlamadan. Geçmiş ümmetlerdeki sorun da zaten Allah’tan başka Allah vardır dedikleri için değil; Allah’a eş, benzer, denkler edinmeleridir. Sorun budur.</p>
<p>Haşa Allah’tan başka yaratıcı var, Allah’tan başka Rezzak var, Allah’tan başka öldüren ve dirilten olduğuna inandıklarından değil; Allah sevgisiyle başkasının sevgisini karıştırdıklarındandır. Allaha daha yakın olmak için evliyaları aracı edindiklerindendir.</p>
<p>Allah Resulü’nün aracılığı ise bize doğruları öğretmesiyledir, ona tabi olmamızladır, bize öğrettiği bu dindedir.</p>
<p>Ona ittiba aracılıktır. Ona ittiba edelim edebildiğimiz kadar. Bizim kurtulma vesilemizdir ama ona uymadan beni sadece sevmeyi telaffuz kurtarır diyorsan zor kurtarır.</p>
<p>İşte kulluğun aslı, muhabbetin en son mertebesi de budur.</p>
<p><strong><em><span style="text-decoration: underline;">Şimdiye kadar hep bizim Allah’ı sevmemiz ve onun ispatından bahsettik. Peki Allah bizi seviyor mu sevmiyor mu bunu nasıl anlarız?</span></em></strong></p>
<p>Eğer bir emir duyduğumuzda Allah’tan, Resulü’ nden gelen, o emre hemen inkiyad duyuyorsak, hiç tereddüt etmeden o emri yapmaya koyuluyorsak, aklımıza yatmış yatmamış, insanlar bizi eleştiriyor, eleştirmiyor bunu umursamadan hemen o emri yerine getirmeye çalışıyor ve nehiylerden uzaklaşmaya çalışıyorsak; ŞÜKRETMELİYİZ.</p>
<p>Çünkü bu Allah’ın b<span style="color: #333333;">izi sevdiğinin emarelerindendir.</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff9900;">سبحانك اللهم وبحمدك أشهد أن لا اله الا أنت أستغفرك و أتوب إليك</span></p>
<p><strong>(Yazıya döken M.Furan)</strong></p>


<p></p>
<p><a href="https://www.ilmedavetdernegi.org/makaleler/ebu-said/allah-sevgisi-muhabbet-yaziya-doken-m-furan/">Allah Sevgisi-Muhabbet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilmedavetdernegi.org"></a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">468</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
