Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Menhecimiz

Menhecimiz

Muhterem kardeşlerim!

Bu günkü sohbetimiz, dersimiz veya mevzumuz menhecimiz üzere çünkü biz selefin menheci üzere olduğunu söyleyen, ve bunu ispat etmeye çalışan kimseleriz.

Mücerret isme nispetin hiçbir şey ifade etmediğini biliyoruz. Ta ki sözlerimiz fiillerimiz bu menhece uymadığı müddetçe bir nispetten öte gitmiyor.

Selefi menhec başka  bir ifade şekli ile öncekilerin yolundan gitmek. Tabi ki bu her nebi ve resul yollanıldığı topluluğa hakkı anlatırken toplumun onlara itirazı, cevapları;

Biz babalarımızı bulduğumuz yol üzere gideriz.

Bizden öncekilerin yolu derken biz bunu kastetmiyoruz. Bizden öncekilerin yolu denildiğinde kastımız, muradımız çok açık.

Çünkü biz inandığımız hak davada gizlenecek hiçbir şeyin varlığına inanmıyoruz.

Toplumu yanıltma gibi bir üslubumuz da yoktur. Hem selefin menheci üzere olduğunu söyleyip ama buna ters düşme de olamamalıdır. Yani sözümüz amelimiz birbiri ile örtüşmelidir.

Bu ifadeleri teker teker sıralamamın sebebi şu;

Selefilik bulunduğumuz toplumda olanca gayretleri ile yanlış tanıtılmaya çalışılıyor. Tabi ki biz bu menheci haşa İslam üstü bir ifade şeklinde kullanmıyoruz. Biz kendimizi İslam’a nispet etmiyoruz, Müslüman olduğumuzu ispat ediyoruz. Ama Kuranı ve Sünneti anlamada öncekilerin yolunu takip ederek.

Bunu yanlış tanıtmaya çalışan genelde İslami cemaatler, Tasavvuf ehli, diyanet camiası, ilahiyatçı kesim, hadis inkarcıları en sonunda da bizden olduğunu düşündüğümüz kimseler.

Bizi tanımayanların hakkımızdaki söyledikleri pek önemsediğimiz şeyler değil. Onlara itiraz gibi bir gayret içerisine de düşmüyoruz. Sadece toplumun yanlış yönlendirmesini önlemek için biz inandığımız dini, bu dini uygularken takip ettiğimiz menhecin ne olduğunu bütün açıklığı ile sergilememiz gerekir. Bunu bazen şöyle bir ifade ile özleştiriyoruz,

 Biz İslam’ın ne olduğunu anlatmadığımız için, anlatamadığımız için İslam’ın ne olmadığını konuşur olduk. Yani İslamı bütün değerleri ile konuşup yaşayan bir topluluk olamadık.

Sonra İslam’ın itham edildiği noktada bunlar değildir diye, İslam şiddet değildir, İslam terör değildir gibi, İslam müsamaha dinidir diye olabildiğince tavize düşmek gibi sorunlar yaşıyoruz.

Aslında biz belki sesimizi fazlaca duyuramadık. Selefilik bir menhec mi yoksa cemaat mi?

Önce bunu bizim kendimizin anlamış olması gerekir. Selefilik hasseten sahabe, onlardan sonra gelen tabiin dediğimiz zümreye güzel bir şekilde itikatta, ahkamda, muamelatta, terbiye ve nefis tezkiyesinde onlara tabii olmaktır.

Selefilik bir menhectir yani dini anlayıp yaşama üslubudur. Bazılarının dediği gibi, mezhep cemaat veya tanzim değildir. Biz bazen bunu biraz daha hülasalandırarak biz itikaden ve amelen selefi menhec üzereyiz. İtikad ile ameli, iman ile ameli ayırt edenler gibi bir sorunumuz yok. Yani biz itikaden selefiyiz, önemli olan budur, amel önemsizdir dersek, amel imandan değildir diyenler gibi bir söz etmiş oluruz.

İtikaden selefe tabii olunduğu gibi ameli olarak da selefe tabii olma, onların menhecini olması gereken şey de budur. Bazılarının dediği gibi önemli olan itikaden selef olmak, ameli Selefilik önemli değil veya bir taifenin de dediği gibi bu Arap beldelerinde yaygın bir sözdür, itikad İslam’ın lübbü (özüdür) amel ise huşudur (kabuğudur) şeklinde bir ifade kullanmıyoruz.

Bizim için itikad amel, itikad ağaç ise amel bunun meyvesidir. Neden biz selefin menheci üzereyiz? Bütün itirazlara cevap verir nitelikte, çünkü bu zinciri dini nakleden rivayet zincirinin ilk halkası o zümre, o taife farklı derslerde bunun izahını yaptık, Allah’ın Kuranda tezkiye ettiği topluluk, övdüğü topluluk, umumen hususen tezkiye ettiği topluluk, her şeye rağmen tezkiye ettiği topluluktur.

وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلْأَوَّلُونَ مِنَ ٱلْمُهَٰجِرِينَ وَٱلْأَنصَارِ وَٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُم بِإِحْسَٰنٍ رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ [1]

Sabikun öncekiler, muhacirlerden ve ensardan ve bunlara güzel bir şekilde uyanlardan yani sahabe ve tabiin kastedilir. Allah onlardan, onlar da Allah dan razı olmuşlardır diyor.

Neden bunu dedik?

Anlayışa yaklaştırabilmek için mesela akideyi bu topluluktan öğrenmiş birisi çıkıp bizim hakkımızda, “bunlar sahabeyi hiç sayıyorlar, itibar etmiyorlar, onlar bizim için delil hüccet değildir” diyen kimseler var.

Bunlar Facebook ta yazan, konuşan kimseler hatta bizden bildiğimiz bazıları da mesela o kişi şöyle diyor, “Ebu Said’in anlattığı gibi bir selefilik yok, onun önüne geçmemiz gerekir” diyor.

Şimdi bu sözün Türkçesi şu, Ebu Said’in akideyi, bu akideyi yaymasının önüne geçmek gerekir. Çünkü biz senelerdir hepiniz şahitsiniz ki hiçbir zaman fıkhi meseleleri lüzumundan fazla gündeme taşımız kimseler değiliz. Fıkhi derslere pek fazla zaman ayırmadık. Bunun şahidi sizler ve şuana kadar kayıtlı olan derslerimizdir.

Çünkü biz yani ben senelerdir Avrupa dan bu yana bütün dersleri kaydediyoruz hepsi kayıtlıdır. İnkar edemeyeceğimiz bir şekilde. Bu iftiradır. Bizden olduğunu düşündüğümüz bir kimsenin bize böyle  bir söz etmesi bizi üzen bu. Değilse tanımayanlar istediğini söylesinler. Hem bu insanlara, bu topluluğa;

فَإِنْ ءَامَنُوا۟ بِمِثْلِ مَآ ءَامَنتُم بِهِۦ فَقَدِ ٱهْتَدَوا۟ ۖ وَّإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا هُمْ فِى شِقَاقٍ ۖ [2]

Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa hitap sahabeye, eğer müşrikler, Yahudiler, Hristiyanlar sizin inandığınız gibi inanırsa işte o zaman hidayet üzeredirler.

İşte biz bunların yani bunlar gibi inanmamız isteniyor bizden. Biz bu insanları bu topluluğu Allah’ın tezkiye ettiği bu zümreyi nasıl yok kabul edebiliriz?

 Başka bir ayeti kerimede;

وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلْهُدَىٰ وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ ٱلْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِۦ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصْلِهِۦ جَهَنَّمَ ۖ وَسَآءَتْ مَصِيرًا[3]

Her kim doğru yol Resul tarafından açıklanıldıktan sonra, beyan edildikten sonra buna ister doğru yol deyin, ister hidayet yolu deyin, ister Kuran deyin ne derseniz deyin çünkü bizim yolumuz;

وَاَنَّ هٰذَا صِرَاطي مُسْتَقيماً[4]  Kuranda dediği gibi işte bu benim dosdoğru yolum.

Müminlerin yolunu bırakarak yani uyulması istenilen taife, ilk Müslümanlar, muhacir ve ensarın yolundan ayrılarak Resule ters düşerse onları döndükleri yerde bırakır ve onları alır ateşe atarız ki orası ne kötü gidilecek bir yerdir diyor.

 Burada görüldüğü gibi bizim Kuranı Sünneti anlamadaki menhecimiz sahabenin yoluna tabii olmak. İtikaden ve amelen Resulden neyi öğrenip aktarmışlarsa biz bu yolu takip ederiz.

Bu yolun nihayetine kadar giden bir tabii olma sürecidir. O silsileyi takip ederek. Buna biz selef diyoruz. Tasavvuf ehlinin dediği gibi selef-i salih kelimesini biz kullanmıyoruz. Çünkü her topluluğun selefi kendilerinden öncekiler, takip ettikleri kimselerdir.

Mesela Tasavvuf ehli selefimiz dediği zaman bu insanlar kastedilmez. Saadat efendileri kastedilir. Bir mezhep müntesibi sadece kendi mezhebinin fetvası ile hareket eder, sairlerine de saygı duyduğunu gösterir ama böyle değildir.

Biz ise istisnasız selef dediğimizde, hadis ehli hadise tabii olan, Kuran ve Sünnet menheci üzere gidenlerdir. Onlar bu İslam’ı Resulden nasıl telakki edip, öğrendilerse bunun aktarılmasını sağlayan kimseler dahil selef kastettiğimizde kimi kastettiğimiz bellidir.


[1] Tevbe 100

[2] Bakara 137

[3] Nisa 115

[4] Enam 153

Bunun dışında bu mevzuda bizim söyleyebileceğimiz çok şeyler vardır. Bu silsileyi takip etme. Bunun akabinde biz neden bu menhec üzere yol alıyoruz? Bu çizgiden gidiyoruz? Çünkü biz Allah’a ve Resulüne itaati mutlak itaat olarak kabul ederiz. Aynen ayete de dediği gibi;

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ وَأُو۟لِى ٱلْأَمْرِ مِنكُمْ[1] ۖ

Ey iman edenler Allah’a itaat edin, resule itaat edin, sizden olan emir sahiplerine de.

Şimdi burada Allah’a itaat, Resule itaat Kuranı kerimin başından sonuna kadar okuyun, Allah Resulüne itaati kendine itaate karin kılmıştır. Ve Resule itaati mutlak emir sigası ile zikretmiştir. Ve arkasından gelen,

وَأُو۟لِى ٱلْأَمْرِ مِنكُمْ sizden olan ulul emre, ulul emr, İbn Abbas’tan gelen nakilde Mücahidin naklettiğine göre, umera ve fukaha yani idareciler ve ilim ehlini kasteder.

Şimdi biz bunun ile şu yolu kapatıyoruz, Allah’a itaatten konuşmak varken, Resule itaatten konuşmak varken ondan sonra mukayyed olan itaate tabii olanlar sizden olan emirlere de derken buradan “de” takısı ile neyi anlatıyoruz? Onlara da itaat edin anlamı çıkar. Ama müstakil ile sizden olan emir sahiplerine itaat edin demiyor. Onlara da itaat edin. Biz bu itaate mukayyed diyoruz. Yani bu şunu gösterir, hiçbir kimsenin itaati Allah’ın ve Resulünün itaatinin önüne geçemez.

Hatta meşru olan bir sözü kullanarak. Mesela biz bu ilmi kimden öğreniyoruz? İlim ehlinden. İlim ehli Kurandan Sünnetten öğrendiğini tabi ilim ehli bizden daha iyi biliyor.

Bunlar hak söz. Bu hakkı kamuflaj gibi kullanıp Kurandan ayet gelmiş olmasına rağmen, Resulden söz gelmiş olmasına rağmen ilim ehlinin dediği bizi bağlar dersek bu tertibi alt üst etme demektir. Allah’a ve Resulüne.

Bizden olan emir sahiplerine de, biz şunu da ekleyebiliriz anneye babaya itaat de istenilen ama mukayyed bir itaattir, şartlı bir itaat. Kadının kocasına, eşine itaati bu da şartlı bir itaattir. İlim ehline itaat şartlıdır. İlim ehli Kuran ve Sünnete uyduğu müddetçe onların sözünü alırız. Bu onlara tabii olma, onlara itaat değil.

Onlara itaat, mukayyed Allah’ın Resulün sözüne uyduğu müddetçe biz onları sözünü alırız. Değilse hiçbir değer ifade etmez. Bu söz ilim ehlini tahkir, techif, küçümseme anlamı taşımaz.

Bunu böyle anlayan diyelim bu sözleri size bu ölçüleri size öğreten benim. Burada size yanlış bir şeyler öğretirsem sorumlusu da benim. Eğer bizde böyle bir yanlış görülürse, görüldüğü söylenirse herhalde bu sözün ilk muhatabının ben olmam gerekir doğrudan doğruya bir başkasının değil.

Siz değil çünkü size yanlışı öğreten ben sayılırım. Burada ilim ehli kullanılarak haktan inhiraf etme eylemini yürütmeye çalışma eğer bir Müslüman buna sebep oluyorsa biz bilerek olduğunu düşünmüyoruz. Şeytanın oyununa geliyor demektir.

Bizim bu aktardığımız bilgiler, hadisler, ayeti kerimeler sahabenin ilim ehlinin bize aktardığı sözlerdir. Alimler derken bu söz yani haktan olan bazı sözler kamuflaj olarak kullanılıyor.

Mesela biz Ebu Bekir, Ömer, hulefai raşidin dediğimiz zatlar radıyallahu anhum Allah Resulünün yanında herkese verilen bir makam vardır. O makamın üstüne çıkamayız. Mesela bazen örnek verdiğimiz gibi Allah Resulü eşit İslam dediğimizde bu söz doğru bir sözdür. Çünkü biz her şeyi Resulden öğreniyoruz.

Ama Ebu Bekir eşit İslam diyemeyiz. Ömer eşit İslam diyemeyiz. Osman, Ali veyahut sahabeden herhangi birisi için bunu diyemeyiz. Tek Resul için denilir. Ama umum sahabe eşit İslam dersek bu söz denir. Bunun anlamı nedir?

Ben sadece Ebu Bekir den gelenler ile İslam’ı yaşarım dese birisi radıyallahu anhu, Ebu Bekir’den gelen nakil ne kadardır? Büyük yanlış yaparız. Ebu bekir’in kızı Ayşe Ebu Bekir den daha çok rivayet nakletmiştir radıyallahu anha. Ömer’in oğlu Abdullah, Ömer’in kızı Hafza peygamberin eşi Ömer radıyallahu anhu dan daha fazla rivayet nakletmiştir.

Biz umumen sahabe eşit İslam diyebiliriz. Sahabe için diyemediğimiz bir söz, onlardan sonraki gelen tabiin veyahut İslam alimleri diyelim hiçbirisini öne çıkarıp, mesela imam malik eşit İslam diyemeyiz. Ebu Hanife eşit İslam diyemeyiz. İmam Şafii eşit İslam diyemeyiz. Ahmet’e de diyemeyiz.

Ama İslam alimlerini umumen kastederek, İslam alimleri eşit İslam diyebiliriz. Görüldüğü gibi aslında alimleri tahkir eden, bir kişiye tabii olmayı o da onun aktardıkların değil, ona nispet edilen sözler.

Bunun ile neyi kastederim?

Mesela şuan bu toplumda Hanefi mezhebi üzere amel ederler. Doğrudan doğruya Ebu Hanife rahimehullah’a nispet edilir, değil! Ondan sonraki bütün Hanefi alimlerinin verdiği bütün fetvalar bu mezhepten Ebu Hanifeye nispet edilir şekilde aktarılıyor.

Ebu Hanife İslam alimlerinden birisidir. Şafiler de bunu yapıyor. Biz Ebu Hanife ile Hanefileri, imam Şafii ile şafileri, imam Malik ile Malikileri, Ahmed ibni hanbel ile hanbelileri ayırt ederiz. Çünkü dört imam dediğimiz alimler bu ümmetin alimlerindendir, bilginlerindendir. Onların hadise yani Resule muvafık aktardıkları her şeyi alırız. Ama Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali dahi olsa radıyallahu anhum hiçbir kimsenin sözü resulün sözünün önüne geçirilemez.

Hele hele şimdi siz deyin, biz menhecimiz budur. Dinde delil kabul ettiğimiz dinimizin kaynağı Kuran ve Sünnettir. 2,01 diyecek şekilde bir eki yok bunun. Çünkü bu din, tamamlanmış olarak gelmiştir. Ayeti kerimede şimdi Allah azze ve celle diyor ki,

اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ د۪ينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَت۪ي وَرَض۪يتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ د۪ينًاۜ [2]

Bu gün sizin dininizi tamamladım diyor. Bu gün sizin dininizi tamamladım. Nimetimi ikmal ettim. Sizden de din olarak İslam dan razı oldum diyor. Allah resulünden sahabenin aktardığı bazı sözler vardır, bazı hadis kitaplarının iman bahsinde alakalı olduğu bölümlere baktığınız zaman mesela, Selman el farisi den şöyle bir nakil geliyor Müslim’deki hadiste;

قالَ لنا المُشْرِكُونَ إنِّي أرَى صاحِبَكُمْ يُعَلِّمُكُمْ حتَّى يُعَلِّمَكُمُ الخِراءَةَ ben sizin arkadışınızın, Muhammed’in size tuvalete gitme şeklini öğrettiğini görüyorum. Ama bunu başka rivayetlerde alay ederek söylüyorlar.

Selam diyor ki, أجَلْ doğru.

أَمَرَنَا أَنْ لاَ نَسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةَ ، وَلاَ نَسْتَنْجِيَ بِأَيْمَانِنَا ، وَلاَ نَكْتَفِيَ بِدُونِ ثَلاَثَةِ أَحْجَارٍ لَيْسَ فِيهَا رَجِيعٌ ، وَلاَ عَظْمٌ

Evet, kıbleye dönmememizi öğretti, sağ elimiz ile istinca yapmamamızı söyledi hatta üç taştan aşağısı ile yetinemememizi söyledi. Bunların içerisinde tezeği ve kemiği kullanmamamızı söyledi diyor.

Şimdi bu bir tane gelen başka sahabeden gelen bazı nakillere baktığımız zaman mesela Ebu Zer diyor ki radıyallahu anhu;

تَرَكْنَا رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَمَا طَائِرٌ يُقَلِّبُ جَنَاحَيْهِ فِي الْهَوَاءِ، إِلَّا وَهُوَ يُذَكِّرُنَا مِنْهُ عِلْمًا

Diyor ki Ebu Zer, Allah Resulü havada kanat çırpan kuştan dahi bize bilgi verdi diyor. Şimdi arkasından tekrar devam ediyor,

مَا بَقِيَ شَيْءٌ يُقَرِّبُ مِنَ الْجَنَّةِ، ويُبَاعِدُ مِنَ النَّارِ، إِلَّا وَقَدْ بُيِّنَ لَكُمْ

Diyor ki, Allah Resulü şöyle buyurdu, cennete yaklaştıran her şeyi, cehennemden uzaklaştıran ne varsa hepsini size beyan ettim diyor, açıkladım diyor. Şimdi biz bu ayeti, bu din tamamlanmıştır.

Bu din noksandır iması ile hiçbir mümin doğrudan doğruya kuran noksandır der mi?

Diyemez. Şeytan öyle demesini de istemez çünkü Müslüman uyanır bu ne biçim söz der. Peki bu din tamamlanmışsa ne noksan ki başka bir şeye ihtiyaç duyulsun? Kuranı öğrenmeyi bırakıcaksın, Resul sözünde de diyor ki, sahabe aktarıyor, semadaki uçan kuştan bile bize bilgi verdi diyor.


[1] Nisa 59

[2] Maide 3

Sizi cennete yakınlaştıran, cehennemden uzaklaştıran her şeyi açıkladım diyor. Bu anlamda sekiz, on tane nakil var sahabeden. Şimdi şöyle diyelim Kuranda bitmiş, Sünnette de bitmiş, Allah’a itaat bitmiş Resule de itaat bitmiş ondan sonra itaati mukayyet olan kimseler öne çıkarılmaya çalışılıyor. En basiti bunda bir tertipsizlik vardır. Dini bilememe vardır. Veyahut bunun arkasında bir kasıt vardır. Hem şunu düşünün, Kuranı okurken biz yanlış anlayabilir miyiz? Mümkün. Sünneti okurken de yanlış anlayabilir miyiz? Bu da mümkün. Peki bu Kuranı anlamadaki yanlışı önlemek için, Sünneti anlamadaki yanlışı önlemek için, siz Kuran okumayın anlayamazsınız, veyahut hüküm çıkaramazsınız. Siz Buhari’yi okumayın anlayamazsınız demek ne anlama gelir? Kuranı yanlış anlamanın önüne geçmek için biz deriz ki sakın ha, hadissiz Resulsüz çünkü buradaki nakledeceğim metinler içinde var,  السُنَّةُ تُفَسِّرُ القران, فَسْتَنْتِقُ القُرْانَ بِسُنَّتي diyor

Allah Resulü. Sünnet, Kuranı tefsir eder. Sünnetim ile Kuranı konuşturun

diyor. Kuranı yanlış anlamanın önüne nasıl geçilirmiş? Tasavvuf ehlinin bazılarının dediği gibi, hadis inkarcılarının da kullanması bundan, onların sözlerini hadis inkarcıları kullanıyor. Kuranı okuma değil! Hadis okurken yanlış anlaşılması mümkün ama bu yanlışın önüne geçmek için hadis okumayın denilmez. Hem de şu ifade sadece bir cahilin söyleyebileceği bir sözdür. Siz Buhari’yi okuyup hüküm çıkaramazsınız. Ben ne okuttuğum talebelere, ne de dersime gelen insanlara hadisleri okuyun kafanıza göre hüküm çıkarın demiyorum. Hüküm değil o, hadisi okuyup amel ediyoruz. Açın şimdi Buhari’yi iman bahsini, veyahut taharet bahsini hadiste görüyorsunuz defi hacete giderken sağ ayağınızla değil sol ayağınızla girin diyor. Sakın önünüzü ve arkanızı kıbleye dönmeyin diyor. Ve sol eliniz ile istinca, istibra yapın sağınızı kullanmayın. O ortamda üç taştan aşağı ile temizlenmeyin en az üç taş olsun. Ha Kuba ehlinin yaptığı gibi su ile temizlenene de ayeti kerime iniyor, su ile istinca. Ha buna rağmen arkasından defi hacetten çıktıktan sonra elini sert bir şeye sürterek yıkardı diyor. Nereyi anlamadınız burada? Burada hüküm mü çıkarıyoruz? Söylenilen hükmü mü anlamaya çalışıyoruz? Şimdi bunu birisi size dese, siz alimler değilsiniz sen de alim değilsin. Şimdi biz alimlere nerede nasıl ihtiyaç duyulduğunu, alimlerin sözlerinin ne zaman kabul ve reddedildiğini mesela imam Malik diyor ki; Herkesin sözü alınır ve reddedilir. Ne kadar Kurana ve Sünnete uyuyorsa o alınır, uymayan atılır. Bunu imamların kendileri söylüyor. Ebu Hanife, imam Malik, Şafii, Ahmed bizim sözümüzü Kurana Sünnete arz edin, eğer ters düşüyorsa alın sözümüzü duvara vurun diyor . Şimdi sen, şöyle diyeceksin, bir hadisi alıp hüküm çıkarmaktansa bu yanlış bir söz, bir mezhebe uymak daha iyidir sözü sadece cahil birisinin söyleyebileceği bir sözdür. Baştan

Biz Hüküm Çıkarmıyoruz. Olan Hükmü Anlamaya Çalışıyoruz.

Ayrıyeten mesela ne benim, ne de benim okuttuğum talebelerin mesela her şeye rağmen öyle diyelim biz hata yapamaz mıyız? Yaparız. Ama o hatayı düzeltmenin yolu var. Az önce dediğim gibi kuranı yanlış anlarsan, yanlış anlamayı düzeltme için sünnete müracaat. Sünnet yanlış anlaşılır mı? İlk Buhari Müslim’in dışındaki hadisleri okuduğumuzda biz kafamıza göre mi o hadislerin hükmünü veriyoruz? Hayır. Bu ilimde çok çok mertebe mesafe katetmiş hadis alimlerinin o hadis hakkındaki sözlerine bakıyoruz. Mesela sen şurada kafana göre hareket ettin bu yanlış diye  biz ithamın müşahhas olmasını istiyoruz, somut. Bunu anladınız mı? Yuvarlak kelimeler ile böyle itham edeceğine sen şu meselede şöyle hareket ettin bu yanlıştır. Velev ki bu sözü yanlış da olsa dikkate alırız değil mi? Önemseriz, tekrar gözden geçiririz. Hem de bu mevzuda Allah böyle takdir etmiş, bu akideyi bu menheci bu toplumda ilk seslendiren kimseler olmuştur. Bizi az önceki saydığım üzen taifeler değil, onların sözüne hiç itibar etmeyiz. Veririz bir cevap aynen cübbeliye verdiğimiz cevap gibi, selametle der, çeker gideriz. Ama bizi tanıyan, bizden olan birisinin bunu bu şekilde seslendirmesi masumane değildir. Bu iftiradır. Ve bu şekilde bir sorun varsa bunun sorumlusu benim. Ben bütün derslerimi kayda aldırıyorum. Gelip yüzüme söyler, ben söylediğim sözün arkasında durmak için şöyle olsaydı belki biz kendimizi yüzde yüz haklı kabul eden dürüst insan olabileceğim ihtimalini zayıf görüyoruz, ben kayda aldırdıysam o sözümü mesela az önceki arkadaş Ebu Said bizi bağlamaz sözünü yayarken, buradan arkadaşlardan birisi de hazırdı, sen bunu ya kayıttan getireceksin ya da yanında bir şahit getir. Ne kayıt var ne şahit hala kulaklarımda çınlıyor. Arkadaş, benim kırk beş senedir yaptığım bütün dersler seni yalanlıyor. Siz az önceki okuduğum ayetleri ilk defa duymadınız benden. Eğer dersleri biraz dikkatli izanlı dinliyorsanız bizim sahabeye, ilim ehline tavrımız belli. Ha ilim ehlini biz kullanmıyoruz. İlim ehlinin işimize gelen bir fetvasını alıp Sünnete ters düşeni bu topluma bu topluma ters düşmemek için bizim şöyle bir kaygımız yok, müsamaha, taviz ödün değil bizde müsamaha iyi davranıp, iyi muamele ile karşındaki kişiye hakkı söylemektir. O kabul etsin etmesin bizi ilgilendirmiyor. Onun anlayacağı bir üslup ile bizim konuşmamız gerekir. Buna sebep biz öğretiyoruz, defaatle tekrardan sakınmıyoruz da. Ama topluma ters düşmeme diye bir kaygımız yok bizim. Eğer müsamaha, hoş görü hakkı söylemeye mani ise o müsamaha değildir. Hem hoş görecek hem de hakkı söyleyeceksin. Katiyetle karşıdakini zorlama gibi bir endişemiz de yoktur. Ha öyle oluyor ki böyle tebliğ yapamazsınız şunu yapamazsınız bunu yapamazsınız müşahhas örnekler ile dolu, bizim arkadaşlarımızın içinde, bizim gibi hareket etmeyen bazı hareketleri tavırları bize benzemeyen arkadaşlar var, kimi zorlamışız önceden? Çünkü sizden biriniz hamasati diniye yi duyguları ile karıştırarak kullanan, acele eden bazı arkadaşlar olabilir ama bunun benden südur etmesi hatadır. O arkadaş bunu yapabilir. Başkasının suçu ile bir başkası itham edilemez, töhmet altında bırakılamaz. Şimdi yaşadığımız toplumda biz bütün bunlara bu akideyi İslam’ı anlatmaya çalışıyoruz. Ne garip ki bakıyorsunuz, akideyi bu topluluktan öğrenen birisi ferdi yani fıkhi meseleler ile bir bardak suda okyanus fırtınası estiriyor. İslam’a ters düşme en tehlikeli noktası neredir? İtikaden ters düşmedir. Dikkat ederseniz ilim ehlinin dediği gibi sözlerini devamlı aktarıyoruz, العقيدة أولا يا دعاة ey davetçiler önce akide. Önce akide. Veyahut önce tevhid. Biz, önemsemediğimizden değil tevhidin önüne hiçbir şey geçirmek istemediğimizden dolayı fıkıh dersleri yapmayız genele dönük. Dikkat ederseniz şeytan hep fıkhi meseleler ile insanların arasını açıyor. Üslubumuza gelince, menhecimize gelince devamlı akideyi önde tutan üslubumuz ile biz insanlar ile hiç sorun yaşamadık, yaşamıyoruz. Kabul etmiyorlar, kendileri bilir. Ama bu akide bu sahih akide birisi gelip bunca gayrete değmez diyecek bir yiğit varsa buyursun. Önce fıkıh diyen varsa oda buyursun. Burada bizim sadece yapmamız gereken, bilmemiz gereken nedir? Geçen internette de yaptım edebul hilaf diye ihtilaf etmenin adabı diye bir ders yaptım. Geçmişte bir çok alimin bu mevzuda küçük hacimli risaleleri vardır. İhtilafın vukuu mümkün. Sorun ihtilaf edildiğinde ne yapmamız gerekir? Öyle zannediyorum ki soracağınız sorular içindedir bu yani dersten sonra, siz sormadan önce ben açayım, Biz senelerce Avrupa da orada benim ile beraber yaşayanlar bilir, hilal mevzusunda çok sorunlar yaşadık. Ama öncelikli bizim ihtiyatımız vardı. Mesela Türkiye de saat 12 olmadan önce hilal mevzusunda biz tek kelime etmiyoruz. Hepiniz şahitsiniz. Arıyorlar, bekleyin saat 12 olsun, bir yerden haber gelir gelmez başka bir yerden gelebilir. Önemli olan İslam aleminde bu haberin önce duyulmasıdır. Şimdi asıl olarak bir sorunumuz yok. Asıl olarak sorunumuz yok derken şöyle diyelim, Hilali gördüğünüzde başlayın gördüğünüzde bayram edin diyor. Herkes bunun ile amel ediyor. Şeyh Elbani’nin dediği gibi rahimehullah şimdi biraz geriye gidin, bin sene önceye gidin, bin üç yüz elli sene önceye gidin bir köyden bir köye aynı günde bu haberi ulaştırmak mümkün müydü? Değildi. İstanbul’dan İzmit’e ulaştıramazdın. İstanbul’dan Ankara’ya ulaştıramazdır. Şeyh Elbani’nin dediği gibi o zaman bu hadis ile amel etmek ancak böyle idi. Ve bu sefer oradaki insanlar herkes kendi beldesine göre oruç tutar. Kimine başkadır yani bayram Müslümanların bayram yaptığı gündür der. Zamanımıza geldik şeyh Elbani’ye mesela şu dijital telefonlar yokken ev telefonları sabit telefonlar vardı ya, bazıları şöyle bir soru soruyor şeyh Elbani’ye bak bu da İslam alimi. Şeyh Elbani İslam alimi değil diyen varsa buyursun, şeyh Useymine de soruyor o da İslam alimi, şeyh Binbaza da soruyorlar o da İslam alimi. Önce şeyh Elbaninin sözü; Allah Resulü zamanında, daha sonraki devirlerde bu hadisi yaşayıp yani haberi duyurmamız çok zordu, soru şöyle yalnız; Asyalı Müslümanlar Afrika da görülen hilal ile oruç tutabilirler mi? Şeyh Elbani tutabilirler asıl budur diyor. Önceden bu haber ulaştırılamazdı, şimdi ulaştırılıyor beş altı saat içinde. O zaman Avusturalya ile Türkiye arasındaki saat farkı 5-6 saattir yani gün içinde ulaşır. Gün içinde haber ulaştığında Allah resulü ne yapardı? İkindi namazında bir grup geliyor biz hilali gördük diyor Resule Ebu Davut ta. Orucu bozun yarın sabah da namaz kılın diyor. Şimdi Belçika da Avrupa gibi bir yerde siz bizim gibi bir sorun yaşamadınız. Mesela Fas’ta Väjde diye Cezayir ile Fas arasında bir şehir vardır. Bir kısmı Cezayir’indir yarısı yarısı da Fas’ındır. Siyaseten Fas kralı başka gün oruç açtırıyor bayram yapıyor Cezayirliler başka günde. Bir şehirde Müslümanlar iki ayrı günde. Pakistanlılar başka günde, Türkler diyanete uyuyor diyanetin başında da umumen Müslümanlara iftira eden birisi var tayyar Altıkulaç, Suud da diyor hilal gözetlemeye çıkan birisi âmâ diyor. Ya insaf be! Âmâ birisinin hilal gözetlemeye çıkması ne demek? Ha ondan sonra Suud da bu siyasete karıştı. Bir zaman Suud taki alimler yirmi sekiz gün oruç tutturdular yirmi dokuz tutulacağına yirmi sekiz gün. Biraz insaflı davrandılar sonradan itiraf ettiler halka bir gün kaza ettirdiler. Şimdi biz bu ihtilaftan tek kurtulamıyoruz, şimdi aslı alıyoruz evet, Asyalı Müslümanlar Afrikalı Müslümanların gördüğü hilal ile oruç tutabilir. Bir Müslümanın haberi yeterli. Ya Hristiyanlar aynı gün noel yaparlar, aynı gün yıl başı kutlarlar. Bütün bayramları aynı. Sen yiğitsen neden hacda Suud’lulara uyuyorsun. Senin hilal gözetlemene sen otuz sene önceden otuz sene sonra ne zaman bayram olacağını biliyorsun. Bunu neden yapmıyorsun? Aynen şeyh Useymine soruyorlar o da diyor ki asıl olan budur, tutabilirsiniz. Şeyh Binbaza Amerikadan Müslüman talebeler soru soruyor, biz Suud taki görülen hilal ile, haber ile Amerikada oruç tutabilir miyiz? Evet tutabilirsiniz diyor. Asıl olan bu ama biz burada diyor heyet ile karar verdiğimiz için topluca hareket ediyoruz. Şeyh Binbazın bu sözü ne demek? Kendisi yanlış da yapsa, hakkı söyleyen bir alimin sözüdür bu. Ha farz edelim ki bu meselede ihtilaf ettik, edebul hilaf dediğim mesele, ihtilaf etmenin adabı bu hüsümete dönüştürülmemelidir. Bu şekilde hareket eden birisi alimler böyle diyor bakmak lazım, şeyh binbaz da alim, şeyh Elbani de alim, şeyh Useymin de alim. Şimdi burada hiçbir kimsenin sözü Allah Resulünün sözünün önüne geçirilemez. Tirmizi diye bir hadis kitabı var mı evinizde? Açın, Abdullah ibn Ömer den şöyle bir kıssa gelir, gelip Abdullah İbn Ömer’e temettü haccı hakkında yani hac ile umrenin aynı ihramda yapıldığı hacdan soruyorlar, o da diyor ki yapılır.  Peki baban bunu yasaklasa? Ömer radıyallahu anh bunu yasaklıyor. Suphanallah diyor, Allah resulü bir şey yapsa babam bir şey yapsa hangisi ile hareket ederiz biz? Allah Resulü ile. O zaman Allah Resulü yapmıştır. Aynı olay ali ile Osman arasında geçiyor Buhari’de. Osman o da yasaklamış radıyallahu anhu, Ali, hacca ve umreye diyor temettü haccına niyet ediyor. Sen bana muhalefet mi ediyorsun diyor. Ali diyor ki; Ben Allah Resulünden gelen bir sözü bırakıp da bir başkasının sözü ile hareket etmem diyor. Ebu Bekir İslam alimi değil mi, Ömer İslam alimi değil mi? Osman, Ali İslam alimi değil mi? Evet. Abdullah İbn Ömer’e sorunca cevap veriyor, Abdullah ibn Abbas da cevap veriyor, sizin üzerinize taş yağmasından korkulur. Ben Allah Resulü dedi diyorum siz ise Ebu Bekir ve Ömer dedi diyorsunuz. Ebu Bekir, Ömer Allah Resulünden sonra Müslümanların, ehli sünnetin en çok faziletli gördüğü insanlardır.

Biz burada selefin menheci derken Ömer de böyle yapmış deyip Ömer’in sözüne gidilmez. Hangisi kurana uyuyorsa odur. Burada ali, Abdullah İbn Abbas, Abdullah İbn Ömer Allah Resulünün yaptığını ve hiçbir kimsenin sözünün bunların önüne geçirilemeyeceğini söyler. Buna biz selefin menheci diyoruz.

Aynen böyledir şimdi Müslümanların bir günde bayram yapmaları mümkün mü? Mümkün. Tahmin ile hilalin nerede görüleceği duyulursa, bilinirse ilmen Müslümanlardan oluşan bir heyet, bir Arap olur bir faslı olur Pakistanlı olur, Türk olur bir heyet gider hilali gördü mü tüm Müslümanlara haber verir aynı gün oruç tutarız veyahut bayram ederiz.

Hangi amel birliğe çağırıyor? Türkiye’dekiler biz diyanete uyarız, tamam. Suud takiler biz buraya uyarız, Fas’takiler biz buraya uyarız, birisi de ben hadis ile böyle amel ediyorum asıl budur dediğinde bunu neden kabul edemiyorsun? Veyahut dürüstçe söyleyemiyorsun? Ha her şeye rağmen yanılma payı vardır.

Ama yanılma payı, yani yüzde onluk yanılmayı ele alıp sana akideyi öğreten kişiye aynen bir sofi şeyhi gibi, tarikat şeyhi gibi, bu benim katiyetle affetmeyeceğim bir sözdür.

Biz size Allah tan gayrına kulluktan sakının diye öğretirken nasıl bunu kendimize biz isteyebiliriz? Aha bunun canlı şahitleri benim okuttuğum kimselerdir. Benim yanımda okuyup bizimle kalan herkes kitap sever. Ve herkesin küçümsenmeyecek kadar da bir kütüphanesi vardır. Alimleri bırakıp da siz kafanıza göre hareket edemezsiniz, bu söz doğru söz ama ispat ister.

Hangi hadis ile biz amel ettik de alimlere ters düştük? Bu ispat edilmeden bir Müslüman bu gibi bir sözü söylememeli.

Ha şöyle diyeyim, birisi öne çıkmak istiyorsa öne atılarak öne çıkılmaz. Bir mertebe kazanmak istiyorsa tırmanarak bunu yapamaz, birilerini itham ederek katiyetle bunu yapamaz, yapmaması da gerekir.

Ha bizim de yapmamız gereken şey, insan harcamak çok kolaydır, nasıl ki birimizi, içimizden birini ilk kazanmak isterken efendi davranıyoruz, ahlaklı davranıyoruz değil mi? Belki İslam’ı anlatırız, anlamasına sebep oluruz, amel eder diyoruz, yarı yolda hata yapan birisini sıfırlarsak bu insaf değil, onun şuan bize daha çok ihtiyacı vardır.

Biz itham edilmekten korkan insanlar değiliz ama bize müşahhas yaklaşsınlar. Şu meselede siz şu ayete, şu hadise ters düşüyorsunuz. Veyahut şu alime ters düşüyorsunuz. Düşünün, bir mecliste üç talağın yani üçten dokuza boş ol sözünün hükmünü biliyor musunuz? Hanefi mezhebinde Maliki mezhebinde Şafii mezhebinde Hanbeli mezhebinde de icmaa vardır, bir mecliste üç talak boşar. Geri alamazsın, hülle gerekir. Türkçe buna teke kiralama derler. Fıkıh kitaplarında böyle geçer. İbn Teymiyye bunun dördüne de ters düşmüş. Dört mezhebin icması de buna, arkadaş icmanın delili Kuranın ve Sünnetin dışında hangi icmadan bahsederseniz? Hanefi mezhebinde abdestin farzı kaçtır?

Dört. Maliki mezhebinde? Beş. Şafii mezhebinde? Altı. Hanbeli mezhebinde yedidir. Ya arkadaş farziyetinde bile abdeste dair icma yok. Ama icma abdestte nedir biliyor musun? Başından sonuna kadar abdesti biz hadisler ile anlatabiliriz.

Allah Resulü o mevzuda ne dediyse biz onu alırız. Mesela besmele hanbeli mezhebinde farzdır, Hanefi mezhebinde Sünnettir. Hanbelilerde besmele çekmezsen abdest yok, Hanefilerde sünnettir önemli değil.

İkisi de delil getirir, bunlar sizin şuan duyup, öğreneceğiniz meşgul olmanız gereken şeyler değil aslında. Alıyor delili Hanefiler diyor ki;

 وَلا وُضُوءَ لِمَنْ لَمْ يَذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ  عليه besmele çekilmeyen abdest yoktur diyor. Hanefi uleması buna diyor ki burada sıhhatin nefyi yoktur. Kemalin nefyi vardır, kemali nefyediyor yani abdesti tam değildir şeklinde. Lam’ı burada nefy edatını kemalin nefyine anlarsak hadisin başı var, hadisin başında diyor ki, لَا صَلاةَ لِمَنْ لَا وُضُوءَ لَهُ abdesti olmayanın namazı yok diyor.

O zaman buradaki nefi lamını da namazın kemali mi yok diyeceğiz. Yani abdestsiz namaz olur ama kemali yok dersek.

İlim ehli uğraşanlar bunun ile uğraşıyor. Onun için biz şu farz şu vacibi de demeyiz. Hanefi mezhebinde namazın farzı 12 Şafii mezhebinde 18 dir. Hangi icmadan bahsediyorsun? Kuran ve Sünnete dayanmayan icma yoktur.

Size akide öğretmek varken, şirkten sakındırmak varken, Kuran bitti, öğrendiniz Sünnet de bitti hepsini öğrendik, kurandan Sünnetten delil olmayan ameller ile kaldık baş başa, kim hangi amel ile baş başa kalmışsa getirsin bize.

Ben şunu Kuranda Sünnette bulamadım desin. Biz bir amele sünnet dediğimiz zaman bizimkilerin doğru sözler ile yanlış hükümler çıkarttıklarını mesela birisi geliyor bize diyor ki;

Hocam ben namazda el kaldırmasam o namazım sahih olur mu? Diyor. Sen evet sahih olur diyorsun. Bu fetva Türkiye de nasıl anlaşılır? Sünneti terk edebilirsin. Ama Allah Resulü şöyle namaz kılan birini görüyor, sağını alıp soluna koyuyor, biz nebiler ellerimizi namazda böyle koymak ile emir olunduk diyor. Farzmış, vacipmiş, müstehapmış, sünnetmiş demiyor. İbn Abbasın dediği gibi her kim Allah Resulünün namazı gibi namaz kılmak isterse öylece kılsın diyor.

Sen hadis anlayamazsın şu usulü okumadan, Allah aşkına o saydıkları usulü hangi sahabe biliyordu? Bakın şankitinin tefsirine, edvaul beyanda, şu dediğiniz şahısları diyor bir mezhep mutaassıbına cevap veriyor, sahabe bile bilmiyordu.

Resulden gelen Sünnet ile herkes amel ediyordu. O nasıl yaptıysa aynısını yapıyor. Korkmayın, hadis okuyup hüküm çıkaramazsınız derken, hüküm çıkaran kim? Ben çıkaramazsam sen de çıkaramazsın. Amel etmek mi? Hepimiz amel etmek zorundayız. Yanlışımız mı olur? Evet. O zaman yanlışın önüne geçmek onu okutmamak ile değil, daha çok okuyup yanlışın önüne geçmenin çarelerinin öğretilmesi gerekir.

Bu ortamda biz insanlara akideyi öğretmeliyiz. Feri meseleler ile husumet oluşturup, arkadan konuşarak, gıybet ederek, maslahat icabı topluma ters düşmeyeceksin, resule ters düşeceksin öyle mi? Bu akıllı bir Müslümanın söyleyeceği söz değildir. Baban dahi olsa hakkı söyle ama bir baba olarak ona nasıl davranman gerekiyorsa öyle davran.

Bizi itham edebilirler. Bu bizi rahatsız etmiyor. Ama genel yuvarlak sözler ile değil. Ya tarikat şeyhi gibi davranıyorlar, istişare veyahut o gün o hilalde ben gece kalktığımda üç buçukta haber ancak ulaştı. Mali de, Nijerya’da, Fil dişi sahilinde, daha sonra Senegal’de de duyuldu resmi evraklar ile hilalin görüldüğü açıklandı.

Bunu şimdi ben bu haberi yaydıysam bu insanlar ben böyle dediğim için mi bayram ettiler? Hayır. Bize haber böyle ulaştığı için biz böyle hareket ettik. Senelerdir de yaptığımız bu. Hiçbir alime de ters düşmedik. Ters düştüğümüz denilen alim mesela şeyh Binbaz Allah rahmet etsin, biz burada topluca hareket ettiğimiz için yani Suud’ta kral ne dediyse öyle yapıyorsun bazen buna sebep yirmi sekiz gün oruç tutturuyorlar.

Tarikat şeyhi gibi istişareyi böyle düşünme, telakki etme katiyetle insaf değildir. Ve benim de şahsen birisi bana bu şekilde iftira atıyorsa ben hakkımı katiyetle helal etmem.

Bir hesap günü var. Çünkü ben insanları bundan sakındırıyorum. Ha bunu yapan insan kitap almaya teşvik etmez, okuyun demez, benden öğrendiklerininiz sağlamsını yapın demez. Ha kabul edilir, edilmez biz zorlayamayız. Bu bizim işimiz değildir. Biz hakkı anlatılırız, sorarlarsa anlatırız ama hiçbir kimsenin hatırı içinde biz bir Sünneti terk etmeyiz. Biz amel ederiz insanları zorlamayız.

Neden amel ettiğimizi sorarlarsa biz ispat ederiz.

Aslında bu sizin dersleri dinlerken anlatmak istediğimiz şeyi yakalamada zorlandığınızı gösterir. Amel ettiğiniz her şeyi ispat edebilecek malumata bilgiye sahip olma zorundasınız. Biz de ilim ehline sorarak hareket ediyoruz. Bu hadis sahihtir diye biz kendi kafamıza göre bir şey söyleyebiliyor muyuz? Buhari sahih demiştir. Şeyh Elbani buna sahih demiştir, falan alim sahih demiştir diyoruz. Alimleri saf dışı eden kim o zaman?

Bu ortamda akidenin Türkiye de bu akidenin, sahih akidenin yayılmasını istemeyen bir düşünce var. Herkes buna karşı geliyor. Daeş yeni çıktı, Selefilik 1400 senedir var hemen Daeş ile ilişki kuruluyor. Ondan evvel başka bir taife ile ilişki kuruldu. Adam tutuyor Selefilerin iki bin tane derneği var, silahlı diyor, harekete kalkışmaya hazır diyor. Ertesi gün yüz elliye iniyor, karakola gidince ben bunu birisinden duydum diyor.

Ben mit olacaktım, onun ensesine binerim, benim bilmediğim, bulamadığım bir şeyi sen nasıl buldun diye onu sorgularım. Ama bunun acısını yine biz çekiyoruz. Bazı yerde dernekler kapatıldı, hemen hemen tüm derneklerimiz para cezası verdi. Bunun doğru olmadığını söyleye söyleye bunu yaptılar. Neden? Cübbelinin büyük bir oy potansiyeli var, bizim oy potansiyelimiz yok.

Bu meyanda, bizi üzen bizden olduğunu düşündüğümüz insanların, doğrudan Selefiliğe çatamıyor, Selefiliği öğreten kimselerin yanlış yaptığını söylüyor. Faraza öyle olduğunu düşün, gel katkıda bulun. Böyle bir katkıda bulunmak için önce arkadan konuşmayı bırakmak gerekir, gelip yüze söylemek gerekir veyahut buradaki yetiştirdiğim çocuklardan birisinin kusurunu söylesinler.

Evet, aslında bu mesele bir günde, bir derste bir lahzada anlatılacak meseleler değildir büyük bir ders sürecinin içinde anlatılır bunlar. Biz müşahhas olmasını istiyoruz. Bizim bu akidemizin, bunca gayrete değmediğini söyleyen varsa buyursun, bir yanlışımız varsa bunu desin. Düzeltmeye kalksın, itham edeceklerse beni etsinler ama bunu benim yüzüme etsinler. Zihinleri bulandıracak şekilde mesela bu hilal meselesinde olduğunda gibi.

Velhasıl tanıdığımız yine rast gele uyarak bayram eden arkadaşlar oldu, hiçbir şey demedik biz buna biz doğruyu anlatmak ile mükellefiz, doğruyu kabul ettirmek ile mükkelef değiliz biz. Tutup karşı tarafı da acımasızca tenkit etmiş değiliz. O üç alimin yazılarını da ben bulmadım ha, yarın biz oruç tutuyoruz sözü yayıldıktan sonra onur buldu. Ben katiyetle sen yayınlama bunu dedim, sen yapma bunu. Ben aldım, yayınladım. Ama hiç okunmamış, hiç anlaşılmamış. Bayram Müslümanların bayram yaptığı gün derken, Türkiye’deki Müslümanlar mı kastediliyor yoksa Nijeryadaki Müslümanlar mı, Suud’taki Müslümanlar mı yoksa Amerika’daki Müslümanlar mı?

Bunda icmayı sağlamak mümkün, ama bunlar iddia ettiği safsata icmasının yanında bunları ispat edemezler. Biz Kuranı Sünneti bitiremedik ki onun dışındaki kıyasa icmaya kalalım ama böyle bir sorun olan gelir sorar bize. Biz ona anlatırız ne yapacağını.

Ebu Said – El Yarbuzi 

Yazan: Mehmet Şahin 

La İlahe İllallah’ın Lazımlarından Olan Sıdk

Bizleri Takip Edin