İlme Davet Derneği

İnsan Kulluktan Hiç Bir Zaman Müstağni Değildir

İnsan Kulluktan Hiç Bir Zaman Müstağni Değildir

İnsan Kulluktan Hiç Bir Zaman Müstağni Değildir

Bu başlığı size verildiği gibi alın kafada tutun, hiç değiştirmeyin çünkü böyle bunun üzerinde daha farklı başlıklar üretme, cümle kurma imkanın tanır size çünkü başı belli, nihayeti belli değil istediğini içine alabilirsin.

Şimdi mesela buraya alacağımız ister istemez kulluk, onun ile daha çok alakalı olan bir başlık var şimdi buraya koyacağımız, neden fıtrat dediğimizde neden fıtrat eşit, bunun uçtaki açılımı neden kulluk ?

Şimdi bu cümleyi ilk defa duyacaksınız,

Neden Kulluk ?

Çünkü fıtratta bahsettiğimiz her şey, her biri zaten kulluk eylemidir. İlk yaptığımız kulluk tarifinde herhalde onu size Gazi yaptı en son.

İnsandan düşünce, söz, kasıt ve fiil olarak sudur eden her şeydir diyoruz. Arada şey kelimesini size kısa bir izahını yaptım. Normal Türkçede bizim dilimizde şey, bulamadığımız bir kelimenin yerine kullanılan bir kelime. Yani anlamsız. O an konuşmadaki boşluğu yani cümledeki boşluğu doldurmak için konmuş. Normal resim de olsa ona aksesuar deriz bir mana ifade etmiyor.

Biz şey derken içini doldura doldura ister bunun müfredini kullanalım şey diyelim ister eşya diyelim ne olursa olsun. Ha eşya kelimesi bizde meta anlamında kullanılmış. Böyle de değildir. Tabi bu yanlış aktarımlar, yanlış anlam yüklemeler esas anlattığımız meselede kullanılmaktan uzaklaşmış gitmiş, anlamını yitirmiş diyebiliriz.

Neden kulluk ? çünkü yaratılış gayemiz o. Her zaman, her yerde mesela memleket sathını bir mektep haline getirmek gerekir derken neyi murad ediyoruz biz? Her halükarda eğitimin yaygınlaştırılmasını istiyoruz.

Eğitim sadece Milli Eğitim Bakanlığının uhtesinde olan bir iş değildir. Her ana baba çocuğunun eğitiminden sorumludur. Çünkü Allah azze ve celle, Kur’an da veyahut Resulüne kullandırttığı kelimelere baktığınız zaman diyelim ki,

كُلُّ مَوْلُودٍ يُولَدُ عَلَى الفِطْرَةِ، فَأَبَوَاهُ يُهَوِّدَانِهِ، أَوْ يُنَصِّرَانِهِ devam ederken her doğan insan fıtrat üzere doğar anası babası onu hep kullandığımız kelimeyi kullanmayacaksınız, şimdi burada buna münasip anlık bir kelime. Anası babası onu eğiterek, ya hidayet üzere kalmasını sağlıyor ya da dalalete düşmesini sağlıyor. Ana baba eğitiyor demektir. Ve ifsat niteliğinde kullanılıyor. Yani menfi olarak, Yahudileştiriyor, Hristiyanlaştırıyor derken Müslim’deki hadisi şerifte ne diyor? Müslüman ise Müslümanlaştırıyor. Yani eğiten kim imiş? Anne baba.

Neden fıtrattan konuşuyoruz? Neden kulluktan konuşuyoruz? Çünkü yaratılış gayemiz o. Ondan konuşmayalım da neyden konuşalım? Kulluktan konuşacağız. Alakayı yakaladınız mı? Neden kulluktan ?

Neden kulluktan kelimesini kullandığımda açılımı yani buradan bir pencere açtık, bir de buradan bakacağız şimdi.

Aynı şeyleri göreceğiz, ama farklı bir menfezden. Yani şöyle diyelim, gözlük camı değiştirdiğinizi düşünün, hangi renk cam korsanız her şeyi o renkte görürsünüz, ama kırmızı koyarsanız her şeyi kırmızı görürsünüz, bu şekilde değil oradaki onun aldığı tavır, bulunduğu konum ve bir de bizim bu kelimeleri kullanırken nerede nasıl, bunu nerede diyordum size? Öyle olmalı ki biz iman dediğimizde, İslam dediğimizde veyahut tevhid dediğimizde o kelimeyi orada cümlenin içinde hangi anlamda kullandığımızı önce biz bilmeliyiz. Ben bunu bilmezsem hitap ettiğim kimselere hangi anlamda kullandığımı nasıl hissettiririm ben? Hissetmediğin şeyi hissettiremezsin. Buna sebep işte yani ;

ان في البيان لسحرا derken hadisi şerifte sözün müessirliği bu yönlüdür yani o an insanın bunu şöyle düşünün, bir meseleyi anlatırken hitap ettiğimiz topluma seçtiğimiz kelime, üslup, ses tonu, vurgulama aynen bir insanı bir çalgı aletindeki tele vurduğu gibidir. Rast gele vurursan karşıdakinde hiçbir yansıma olmaz ama doğru yere dokunduysan yani nota uygunsa ses tonun da, Kuran’ın en büyük mucizesi bu. Anlamayanın bile yani Arapça bilmeyenin bile iyi bir kari cidden Kuranı bilinçli bir şekilde okusun bir zaman İspanya’da marketi olan bir Mağrip’li Müslüman her gün ikindi vakti dükkanının önüne gelip şöyle sekiye oturan bir İspanyol dikkatini çekiyor o da o Mağrip’li kardeş de o saatlerde kuran dinliyor sesli. Adam iyice öğrenmiş, o saatte içeriden bu ses geliyor. Dikkatini çekiyor birkaç gün takip ediyor, aynı saatte geliyor, oraya oturuyor bu da Kuran açık bu da ufka bakarak bunu dinliyor. Çünkü böyle dönüşünden kulak hareketinden daha iyi duymak istediği bu yaşlılarda belli olur gençlerde pek belli olmaz. Yani nereyi dinlediğine dair oraya hafif bir meğil eğilme hissedersin. Ondan sonra adamın yanına gidiyor bunu görünce neden yaptığını her gün diyor sen aynı şeyi çalıyorsun diyor Kuranı. Anlamıyorum ne dediğini bilmiyorum ama diyor sanki içime böyle bir kemanın sazın falan onun bunun tellerine dokunur gibi dokunduğunu hissediyorum diyor yani ister istemez cazibesini alıyor. Çünkü sözdeki yani beyandaki sihir karşıdakini nüfusa alma bu Kuran’ın mucizesidir.

Veyahut Allah’ın dininin anlatan insanların Allah azze ve celle’nin onun diline koyduğu cazibe, güzelliktir. Çünkü Mekkelilerin bile ebu Bekir’in Kuran okuyuşuna, Müslümanların Kuran okuyuşuna karşı gelişlerindeki öncelikli sesli okumasınlar. Çünkü onu sesli dinledikleri zaman ister istemez cazibesine kapılıyorlar. Hitabı bir üstünlük sağlıyor orada.

Eğitimde biz Milli Eğitimin uhtesinde değil. Eğer Milli Eğitimin uhtesine verirsek adına milli denir. Ha başlığı ne koyarsa koysun dini, milli falan hiç önemli değil o o zaman kendi düşüncesinde, kendi mezkuresinde şeyleri oraya yansıtır. Mesele Türkiye deki eğitimin bakmayın başında milli olmasına katiyetle milli değildir tamamen yabancıdır. İlk okuldan alın üniversiteye kadar okuttukları her şey Avrupa’daki eğitimde kullandıkları malzemenin bire bir tercümesidir.

Biz, her şeyimiz ile orta doğu insanıyız. Ve inanan kimseleriz. Veyahut inananların çocuklarıyız. Neden inananların çocukları dedi? Biz İslam’ı doğru dürüst yaşamasak bile babalarımız Müslümandı. Onların da geçmişe göre iyi yaşamadıklarını düşünün ama Allah azze ve celle, subhanehu ve teala’nın bu ümmete büyük bir ihsanıdır, inancımızı dinimizi yenileyecek kaynaklarımız bizde sabit gelmiş. Bir hoca yanlış söylese gidip Kurana bakıyoruz, birisi yanlış söz etse gidip hadise bakıyoruz değil mi? Bu sefer bunu bilen kimseleri azaltmışlar. Zaten ilim toptan ortadan kaldırılmıyor, Allah azze ve celle ilim ehlinin ruhunu kabzediyor ortada cahiller kalıyor. O zaman biz bu dengeyi kurmamız için ilim ehlinin yetişmesi gerekiyor. Devamlı geriye dönüp yanlışlarımızı düzeltebilecek kaynağı döndüğümüzde sağımızda solumuzda önümüzde bulabilelim. Hatta biz yaptığımız yanlışın farkına bile varmasak, bu toplum öyle bir toplum. Şuan ki yaşadığı İslam’ı doğru İslam olarak düşünüyor. Yaptığı yanlışın farkında değil. Bizim kendimizin anlayıp gidip düzeltmeye çalışmamızın yerine biz farkına varmadan bile yaptığımız yanlışları görüp gelip bize ikaz eden, bize tebliğ eden, bize İslam’ı anlatan yani marufu emreden münkerden alıkoyan bir zümrenin olması gerekiyor.

Onun için eğitimi biz belli bir müesseseye, Milli Eğitime veyahut belli kişilerin inhisarına tekeline bırakmayız. Herkesin münferiten teker teker ananın, babanın yakındakilerin hepsinin bunda bir sorumluluğu vardır. Hatta size anası babası onu Yahudileştirir, Hristiyanlaştırır kısmını anlatırken ne diyoruz biz? Toplumu oluşturan unsur üçtür, ana baba çocuk başka var mı ? o zaman biz anası babası Hristiyanlaştırır derken nasıl anlamalıyız? Evde komşuda etrafta bulunduğun ortam bu topluluktur eğiten. Yani senin Yahudileşmene, Hristiyanlaşmana sebep olan ana baba olduğu gibi bu toplum şuan mesela evdeki çocuğu Hristiyanlaştırmayı, Yahudileştirmeyi fitnenin fesadın yüzdelik bir payı ile tasnif etsen yüzde beştir evde, okulda yüzde kırktır. Akrabalarda yüzde kırktır. Sağda solda yüzde kırktır. Televizyonu medyayı bunu da bunun içine kattığın zaman ananın babanın çocuğu İslam’dan uzaklaştırması Hristiyanlaştırması veyahut sapık bir akide üzere eğitmesi yüzde beşte kalır. Hatta hiç yoktur. Tutuyor daha çocuğu nerdeyse doğar doğmaz kreşe götürüyor, ana okuluna götürüyor ilk okula götürüyor. Çocuk ana elinde eğitilmiyor. Ha ana elinde eğitilmeyince, baba elinde eğitilmeyince bırakın kültür yönünü insan olarak bile eğitilmiyor. Çünkü burada eğitimde bu çocukları eline verdiği elif diye bir kadın çıkmıştı hatırladınız mı? Kocası askerde iken üç yüz elli kere kocasını aldattığı söylüyor medyada, medyada onu ön sayfadan paylaşıyor. Bu ilk okul öğretmeniydi. Düşünün insan olarak bile eğitemiyor. Bir köpek bile yani cins köpekler hakkında daha çok bunu mevzu bahis ederler çünkü eğitilmiş bir köpek elde edebilmek için katiyetle dört beş aydan önce anasından ayrılmaz o. E çocuğa da mı böyle düşünüyorsun dört beş aylık. Çocuk baliğ olana kadar anasından babasından ayrılmamalıdır.

Evet neden kulluk dediğimizden bu kısmına girişte eğitim ile bir alaka kurduk biz. Eğitim. Neden kulluk, çünkü eğitimde kulluğu öne koyacağız yaratılış gayemiz bu. Nereye gidersek gidelim, hangi sohbeti yaparsak yapalım yemek yerken bile kulluktan anlatmalıyız. Çünkü yaratılış gayemiz bu. O kadar hırslı bir şekilde gündemimize bunu oturtmamız gerekiyor ki, sorun bu olmalı, konuşman bu olmalı, ilk gündeme gelmesi gereken bu olmalı yani kulluk nasıl kulluk yaparım, kulluk nedir? Benden istenilen nedir kulluk adı altında biz de bütün hayatımızın her safhasını içine alan bir tarif koyduk.

O da

İnsandan Düşünce, Söz, Kasıt Ve Fiil Olarak Sudur Eden Her Şeydir.

Dedik. Bunu senelerce sohbetlerimizde tekrarlaya tekrarlaya geldik. Bir ağ örer gibi, yani arının peteğini örer gibi, öre öre geldik etrafında ve burada da bizim koyduğumuz başlık,

İnsan oğlunun hayatının her safhası eğitildiğimiz, eğittiğimiz değil mi? Bir eğitilmemiz var bir de eğitmemiz var. Annemiz babamız bizi eğittiği gibi biz çoluk çocuğumuzu eğiteceğiz. Ondan sonra insanları eğiteceğiz.

İnsan oğlunun hayatının hiçbir safhası yaratılmış olduğu gaye olan kulluk eylemi ile kuşatılmıştır. Bu az önceki yaptığımız tarifin başka bir açılımı. Çünkü insanda eylem olarak gündeme taşınan ne varsa değil mi? Tebessümden tut, düşünmekten tut, ağzından çıkan bir kelimeyi tut, kasıt niyetin, el hareketin ayak hareketin ne olursa olsun bunları biz cümleten kulluk eylemi tarifinde ama her birinin anlık eyleminin adı bir anlık sevgi olur değil mi? Bunun etrafında dönen merhamet olur, affetme olabilir değil mi? İnsanlara acıma. Allah Resulüne baktığınız zaman, siz ateşin kenarındasınız düşmek üzeresiniz ben ise sizin eteğinizden tutuyorum düşmeyesiniz diye siz ise benim elime vuruyorsunuz diyor.

Kaldı ki Allah azze ve celle’nin merhamet ölçülmeyecek şekilde, onun için biz eylemleri imanda anlattığımız zaman, ne diyoruz biz imanın tarifinde kalbi gündeme koyuyoruz, dili gündeme koyuyoruz, azaları bir yetimin ensesini okşamayı, tebessüm, attığımız adımlar hayra dönük ne yaparsak yapalım ameller farklıdır.

Mesela ilk elde biz devamlı amelleri cevarihin amelleri olarak gündeme getiririz. Kalbi bir tasdik veyahut itikat boyutunda ele alırız. Ama kalbin amellerine geçtiğimiz zaman bu kadar eylemi olması gerekir değil mi? Tevekkül kalbi bir ameldir. El ile yapılan bir şey değildir. Söz ile de bize yeter değildir. Tevekkül kalbi bir ameldir. Allah’a itimat kalbi bir ameldir.

İnsanlara söz ile güven verdiğinde eğer bu senin eylemin ile amelin ile örtüşmüyorsa sen nesin? Yalancılık yerine üç kağıtçı, hain sıfatını alırsın. Sözünde durmayan insana eylemi ile durmamıştır orada. Ama söz gelimi sözünü tutmadı deriz. Yani söz tutmanın eylemini yapmamıştır, vefa göstermemiştir onun için insanoğlunun hayatının her safhası yaratılmış olduğu gaye olan kulluk eylemi ile donatılmıştır. Bu az önceki tarifin farklı bir açılımıdır bu. Bunu şimdi kısa bir paragraf ile yani bir giriş ile açmak istediğimiz zaman başlık ile paragrafa girişi aynıdır yani başlığın tekrarı sayılır o. Hem başlık yani mevzuya giriş kapısıdır bu.

İnsan hayatının hiçbir safhası yoktur ki yaratılış gayesi olan kulluktan müstağni kalsın. Yukarıdaki kuşatılmış yerine insan hayatının hiçbir safhası yoktur ki yaratılış gayesi olan kulluktan müstağni kalsın. Benim şu eylemim, elden kalpten nereden sudur ederse etsin bu kulluk değildir. Kulluk anlamının dışında kalması mümkün değildir. Kendini ondan geri tutman mümkün değildir. İstesen de istemesen de. İlk başta attığımız başlık bu. Sen bu üzere yaratıldın. Tek bir kapı açık bulduk, kullukta muhayyerliğin yok ama ilah seçmede var.

İlahını kendin seçiyorsun. Kendin ilah ediniyorsun. Biz sana ilahlık dayatan ile ilahlık dayatan ile yani tağut niteliği taşıyan, sana ilahlığını dayatan ile senin ilah seçimin arasındaki tehlikeye işaret ettiğimizde hangisi tehlikelidir? Senin kendi isteğin ile ilah edinmendir. Gördüğünüz gibi biz tehlikeyi tasnif edersek kendi iraden ile edindiğin ilah yöntemi daha tehlikeli. Tasavvuf ehlinin pisliğini biz bunun ile ifade ediyoruz. Çünkü dayatanda bir zorlama vardır. Mazeretin geçerli olabilir. Ama kendi isteğin ile seçtiğin, edindiğin ilahta bu daha tehlikeli boyuttadır. O zaman biz burada insan hayatının hiçbir safhası yoktur ki yaratılış gayesi olan kulluktan müstağni kalsın. Neden yukarıdaki ile burada müstağni kalsını biz böyle tercih ettik? Farklı bir şey mi anlatıyor diyebilir dinleyen. Değil. Zaten seni kuşatmış o zaman ondan müstağni kalamazsın. Onu anlatan ek bir kelime, ona ters düşen bir kelime değil.

Bir hatip konuşurken önce kendisi kullandığı kelimelerin anlamını bilmeli. Sonra hitap ettiği kimselere bunu anlatabilmeli, zemini hazırlamalı. Ondan sonra anlatacağını anlatmaya geçmeli. Yani ağzından rast gele kelimeler çıkıp, ondan sonra da onu düzeltmeye çalışmamalıdır. Konuşmadan evvel bizzat kullanılacak kelimeler seçilmeli ve de yanlış anlamaya sebep olup sonra da telafi etme gibi bir zorluğa düşmemesi için. Yani önceden düzgün cümle kuracak sonra düzeltmeye çalışmayacak.

Bütün şimdi tekrar açılımı ta önceki tarife de giriyor, bütün harekat ve sekenatı düşünce ve sözleri, kasıt ve fiilleri ne varsa her halükarda ister istemez yaratıcısına kulluktur. Şimdi ilk ders ile  birleşen bir yer oldu değil mi? Onu anladıysa çocuk o derste tabi iyi dinlemişse, bu sefer bunun ile puzzle nin parçalarını oturtacak, ikisini beraber düşünecek.

Hayatımızda hiçbir safha yoktur ki kulluk ile çevrilmemiş olsun. Bundan müstağni kalmak mümkün değil.

Hani son zamanlarda medyada da çıktı, mahalle baskısı diye bir şey kullanıyorlar ya bak bu baskı ama tatlı bir baskı. Gönle nahoş gelen bir baskı değil, fıtrata uygun bir baskı. Seni senin sahibin ile tanıştırıyor.

Mesela Muhammed ibn Abdulvahhab’ın da Keşfu Şubuhat’ın başında dediği gibi, ilk şey marifetullah diyor ya Allah’ı bilmeden öte tanımak. Çünkü burada bilme, tanıma ile iç içe.

Allah’ın rablığını yaratıcılığını yarattıkları ile tanıyorsun. Sen o müşahede ettiğin binlerce yaratılanın içinden bir tanesin. Sen bir tanesin. O kadar yaratılmışın yaratılış ihtişamını gördükten sonra kendinin de kadrini biliyorsun.

Ben olsam mesela tasavvufun batıla ilhata kullandığı sözü farklı bir anlam ile yani, من عرف نفسه فقد عرف ربه  diyorlar ya bunu Allah göstermesin yani kendi rablığını anlama şeklinde konuşuyorlar ama cidden kendini tanıyan yaratıcısını tanır. Yaratılmışları tanıyan yaratıcıyı tanır. Çünkü yaratılmışlardaki ihtişam seni ona yönlendiriyor, Allah’ın şanını farklı bir şekilde sana göstermek isterken ;

ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ ۚ بَنَىٰهَا [1] sizin mi yaratılışınız daha muhteşem, ihtişamlı yoksa sen yerin göğün semanın mı yaratılışı diyor. Onun için biz kendimizi tanıdığımızda bizi yaratan gücün ne olduğunu biliyoruz.

O zaman bu cümleleri düşünmeye başladığınızda, insan hayatının hiçbir safhası yoktur ki yaratılış gayesi olan kulluktan müstağni kalsın. Bütün harekat ve sekenatınız yani düşünce ve söz kasıt ve fiiller ne varsa her halükarda ister istemez yaratıcısına kulluktur. Şimdi ister istemez sözünü tevhid dersinin yine fıtrat derslerinde bir bölümde anlattık. Mesela ben size namazdan örnek  verdim. Namaza baktığınız zaman, kainattaki mevcut bütün varlığın mevcudatın her birinin yaratıcısına kulluk eylemi bizim namaz ibadetimizde toplanmış, bize kulluk eylemi olarak sunulmuş bu bile kadrimizi değerimizi anlamaya yeter. Şimdi bu bile kadrimizi anlamaya yeter yani melekler ile bile bunu kıyaslasak her melek bir taife vardır ki meleklerden yaratıldıkları günden kıyamete kadar Allah’a kıyamda ibadet ediyorlar. Yaptıkları iş sadece kıyamda durmak. Bir kısmı da yaratıldıkları günden kıyamete kadar ruku halinde Allah’a ibadet ediyorlar. Bir kısmı da yaratıldıkları günden kıyamete kadar secde halinde Allah’a kulluk ediyorlar. Bu ise bizim namazımızda var mı? Üçünü birden toplamış namazımızda bir kıyam var, bir rüku var, bir secde var. Ha namazın dışında bir ibadet ;

ألا تَصُفُّونَ كما تَصُفُّ الملائِكةُ عندَ ربِّها safa bile geliyor, safları meleklerin rableri huzurunda saf tuttukları gibi saf tutmayacak mısınız diyor. Kuşların bile namazından bahsederken saf saf diyor. Tesbih etmeleri, Allah’ı  noksanlıktan tenzih etmeleri, secde etmeleri, hamd etmeleri bütün mahlukatın ibadetini bizim namaz ibadetimizde tekbir ve selam arası, hatta saflar ve temizlik bile.

Temizlik ibadetteki temizlik, hasseten ibadetteki temizlik ona,

الطهور شطر الإيمان temizlik imanın yarısı.

Ha biz istemediğimizde bu ibadetleri yapmıyoruz. Namazı terk ettiğimizde ama bakın namazdaki bütün fiilleri teker teker Allah’tan gayrılarına takdim ediyoruz.

Şimdi askere gidiyorsun subay senden kıyam istiyor, hafif bir yan dön tokadı yersin, tekmeyi yersin. Selam vermeni istiyor. Her hareketimizdeki eğilip kalkarken, doğrulurken getirdiğimiz tekmili düşünün sadece onu büyükleme, ululama eylemi. Bunu teker teker başkasına yapıyorsun bak. Rükuyu başkasına yaparsın, secdeyi başkasına, kıyamı başkasına, teşekkürü bile yaratıcıya takdiri unutuyorsun, çok basit şeyleri takdir eden akıllı bir görünüm vermeye çalışıyorsun. Bunların hepsi birileri takdim edilir.

Onun için bir tek Allah’a yani namaz kılmaktan, namazı sunmaktan imtina edersen namaz gibi bir ibadeti bile onlarca ilaha takdim eder konuma düşersin.

Onun için ta başta bir tek ilaha kulluktan yüksünen bir çok ilaha kul olmaya kendisini mahkum eder. Şimdi siz istediğiniz kadar Allah’a kulluktan kaçın, Allah’a kulluktan kaçıyorsunuz, kulluktan kaçamıyorsunuz. Allah’a kulluktan imtina ediyorsunuz ama kulluktan kaçamıyorsunuz. O hareketiniz var. O fiili bir başkasına takdim ediyorsunuz. O zaman aptallık değil mi bu? Madem ki o işten kaçamıyorsak bunu neden Allah için yapar olmayalım.

Allah’a kulluktan imtina etmemek için yaptığımız her şeyin yani bizden sudur eden harekatımız sekenatımız ne varsa onun bir kulluk eylemi olduğunu bilirsek onu Allah’tan başkasına takdimden kaçarız. Onu kulluk cümlesinden görmediğimiz için biz Allah’tan gayrına kulluğu takdimimiz çok basit oluyor. Basit bir harekette satıveriyorsun.

Şimdi düşünün bunu farklı bir boyutta gündeme getirdiğimiz için her halde anlatmaya çalışıyoruz, yakalayamıyorsunuz kadın kadar aptal bir tüccar yoktur derken şöyle bir düşünün şimdi anlattıklarım ile kadının evindeki hizmeti, eşine olan hizmeti bir kulluk eylemi mantığında yapsa ki öyle zaten eşine bir tebessümü bile sadaka. Ondan illa bir teşekkür karşılığı değil, teşekkür bunun sorunu erkeğin. Bir teşekkür ediyor, o günkü yorgunluk her şey bitiyor ama ben bunu rabbim için yaptım dese o evde huzur dolar huzur. Yani iblis’in Adem’e secdesi yanlış düşündüğü için tekebbüre sebep oldu. Halbuki Adem’e secdesi Allah’a itaat duygusu ile olsaydı aynen Abdullah ibn Abbas’ın dediği gibi, iblisin Adem’e secdesi Allah’a itaatti. Ama o kendinden daha düşük kalitede birisine bu secdeyi yaptığı için gurur sebebi yaptı. Kadın şimdi bunu çok basit bir teşekküre satıyor. Ama ben bunu Allah için yaptım dese o işin kadri büyüyor mu? Bereket ve huzur getiriyor o eve. Kadının akşamleyin eşi işten geldiğinde onu huzur ile karşılaması nedir? Kadının bir ibadet eylemidir ama Allah’a takdim ettiği bir ibadet o.

Nasıl ki bizim birbirimize yardımımız Allah içindir değil mi? O bizim minnetimiz altında kalsın bize teşekkür etsin diye değil. Gördüğünüz gibi biz ibadetlerimizi Allah’a kulluğumuzu iddia ede ede Allah’tan başkasına takdim edebiliyoruz. Veya riya bir nevi bundan birisidir. Ama gördüğü nedir riyada küçük şirk olaraktır.

Evet, binaenaleyh cümlenin devamı yani insan hayatının hiçbir safhası yoktur ki yaratılış gayesi olan kulluktan müstağni kalsın. Bütün harekat ve sekenatı düşünce ve sözleri kasıt ve fiilleri ne varsa her halükarda ister istemez yaratıcısına kulluktur. Binaenaleyh hiçbir şekilde insan kulluktan müstağni olmayacağı gibi hayatında da hiçbir şey yoktur ki kulluktan bir cüz olmasın. Çünkü seni kündelemiş. Kündelemeyi anladınız mı? Güreşte kullanılır, bir güreşçi rakibini kündeledi mi işi bitmiştir onun. Yani zaten kulluk bizi kündelemiş ama bunu iyi bir şekilde burada neden Allah’a kulluktan kaçarsanız şeklinde kullanayım ama kulluk bize bir unvan.

Mesela burada bu çocuklara teçhiz edebileceğiniz şey nedir? Bak, çünkü kulluk bir unvan bize, bir rütbe. Kündelemiş derken dikkatli olman için. Seni devamlı yere çalar. Kulluk diye yapıyorsun ama Allahtan gayrısına zerre kadar ondan nasip ayırıverdin mi işin bitmiştir. Ha bunu anlamazsan tevhidi de anlayamıyorsun. Eğer sevgiyi fıtri bazda anlayamazsan, imani bazda anlayamadıysan sevgiyi tevhidi bazda da mümkün değil gerçekleştirebilirsin.

Bunun için de senelerce tekrarladığımız cümlelerden birisi ne?

Selim bir fıtrat olmadan sahih bir imanı gerçekleştirmemiz mümkün değil. Sahih bir iman olmadan da halis bir tevhide sahip olmamız mümkün değildir. Bu birbiri ile iç içedir. Binaenaleyh diyoruz önceki cümleye atıf yaparak hiçbir şekilde insan kulluktan müstağni olamayacağı gibi hayatında hiçbir şey yoktu ki kulluktan bir cüz olmasın. Zerre kadar bir amelden dahi hesap vereceğiz. Yani zerre miskal de olsa. Hiçbir şekilde kendimizi bir lahza da olsa yani göz açıp kapama kadar bir zaman içinde dahi istesek de istemesek de kendi irademiz ile de olsa irademiz dışında da olsa mutlak kulluk eylemi üzerindeyiz. O anki bulunduğumuz hal bir kulluk eylemi üzeredir. Düşünce ile yönlenir, söz ile yönlenir, bakışlar ile yönlenir, işitme ile yönlenir yürüyerek gideriz değil mi? O an bir kulluk hali üzereyizdir. O zaman işte biz insanı biz sadece bize kulluk yapsın diye yarattık derken her lahzası kulluğa dönüşen bir hayat oluyor. Bu kulluk, Allah’a takdim edilen bir kulluk oluyor.


[1] Naziat 27

Ebu Said – El Yarbuzi

Yazan : Ankaralı Mehmet Şahin 

İster İstemez Kulluk

Bizleri Takip Edin