Kuranda ve Sünnette ispat edilen sıfatları ispat edip, nefyettiği sıfatları nefyetmek Müslüman için en önemli bir menhectir. Akla gelen şüphelerle hareket edip bunları tahrif etme veyahut mecaz sayma şeytanın adımlarına uyma olur. Selamet selefin yoluna tabi olmadadır, zihnin şüpheler içinde kalması, ruhun daralması ise halefin yolundadır.
Konumuz Allah’ın unutması hakkında bakış açımız nasıl olmalıdır? Selef bunu nasıl anlamıştır?
Bir sıfattan bahsederken öncelikle bunun kuranda ve sünnette sabit olup olmadığına bakılır. Eğer kuranda ve sünnette mezkûr bir sıfat değilse buna itibar edilmez. Şayet kuran ve sünnette sabit ise bunu olduğu gibi tahrifsiz, teşbihsiz, tekyifsiz, ta’tilsiz ispat ederiz.
Unutma sıfatı kuran ve sünnette sabit olan Allah’ın fiili sıfatlarındandır.
Allah’ın unutması hakkında Kurandan deliller
Birinci ayet:
فَالْيَوْمَ نَنْسٰيهُمْ
… Bugün onları unutacağız. (Araf 51)
İkinci ayet:
اِنَّا نَس۪ينَاكُمْ
… biz de sizi unutacağız… (Secde 14)
Üçüncü ayet:
فَنَسِيَهُمْۜ
Allah da unuttu. (Tevbe 67)
Allah’ın unutması hakkında Sünnetten deliller:
Ebu Hureyre (r.a)’dan Nebi (a.s.v)’dan kudsi hadisi şerifte Allah (a.c) şöyle buyurmaktadır:
فَيَقُولُ: فَإِنِّي أَنْسَاكَ كَمَا نَسِيتَنِي
‘’… Senin beni unuttuğun gibi bugün bende seni unutuyorum…’’ (Müslim 2968)
Allah’ın Unutması ile Kastedilen Nedir?
Tüm bu nakillerde Allah’ın unutmasından bahsediliyor. Peki unutma (نسي)’den murat denir? Bunu anlatmadan önce selef tevile karşı değildir delilsiz bir şekilde yapılan tevile karşıdır. Başka sıfatı iptal eden, siyak sibak ilişkisine uygun olmayan, Arap lügatine ters olan tevile karşıdır ki buna da tahrif denilmiştir.
Nesiye, unutma kelimesinin Arapça lügatinde ki karşılığına bakacak olursak:
Unutma kelimesinin iki manası vardır lügatte:
Birincisi manası: Bilinen şeyin unutulmasıdır, ilmin zeval olmasıdır.
Allah (a.c) şu kavlinde olduğu gibi:
رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَأْنَاۚ
‘’ “Rabbimiz! Unutur ya da hata edersek bizleri sorumlu tutma.’’ (Bakara 286)
Allah (a.c)’yi bu manada bir sıfatla zikretmek caiz değildir. Çünkü böyle bir şey hem nakle hem de selim akla zıttır.
Çünkü Rabbimiz şöyle buyurmaktadır unutmanın birinci manası hakkında:
قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪ي ف۪ي كِتَابٍۚ لَا يَضِلُّ رَبّ۪ي وَلَا يَنْسٰىۘ
Demişti ki: “Onların bilgisi, Rabbimin yanında bir Kitap’tadır. Rabbim, şaşırmaz da unutmaz da.” (20/Tâhâ, 52)
Yine başka bir ayeti kerime de:
وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّاۚ
Rabbin unutan değildir. (Meryem 64)
İkinci manası: İlim ve kasıt ile terk etmektir.
İbni Fâris (ö.395): ‘’En-Nisyan: Terk manasındadır. Allah (a.c) şu kavlinde olduğu gibi: ‘’Onlar Allah’ı unuttu, Allah’ta onları unuttu’’. (Mücmelü’l-luġa s.866)
Allah’ın unutma sıfatını zikrederken ki getirdiğimiz delillerin siyak ve sibakına bakacak olursak aslında bunun tevilinin ‘ilim ve irade ile terk etmek’ olduğu da kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Birinci ayet:
اَلَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَاۚ فَالْيَوْمَ نَنْسٰيهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَٓاءَ يَوْمِهِمْ هٰذَاۙ وَمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
Onlar ki; dinlerini eğlence ve oyun edindiler ve dünya hayatı onları aldattı. Onlar bu günlerini unuttukları ve bizim ayetlerimizi inkâr ettikleri gibi biz de bugün onları unutacağız. (Araf 51)
Ayetin sibak ve siyakına bakacak olursak burada ki unutma fiilinin ilimle, bilerek terk manasına geldiği açık bir şekilde ortaya çıkar ki selefimizde bu şekilde tevil etmiştir.
Taberi bu ayeti kerimenin tefsirinden Mucahit’ten şunu nakletmektedir:
‘’ Sizi ateşe terk ediyoruz…’’
Ahmed bin Hanbel şöyle demiştir bu ayeti kerime için:
‘’ Sizi ateşe terk ediyoruz tıpkı bugün için işleyeceğiniz ameli terk etmeniz gibi…’’ (Er-Redu al El-Cehmiyye s.21) Bu ayeti kerimde olduğu gibi Allah (a.c) ilimle, irade ederek onları ateşe terk etmiştir. Yoksa ilminin zevali değildir ki bu rabbimiz bundan münezzehtir.
İkinci ayet:
فَذُوقُوا بِمَا نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۚ اِنَّا نَس۪ينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
(Onlara denilecek ki:) “Bu karşılaşma gününüzü unutmanıza karşılık (azabı) tadın. Hiç şüphesiz biz de sizi unutacak (kendi hâlinize terk edeceğiz). Yaptıklarınıza karşılık, sonsuzluk azabını tadın (bakalım).” (32/Secde, 14)
Bu ayetinde siyak ve sibakına baktığımızda unutma fiilinin terk manasında kullanıldığını görmekteyiz.
Taberi (r.h) bu ayetin tefsirinde İbni Abbas’tan şu tevili nakletmektedir:
‘’ ‘Biz de sizi unutacağız.’ yani sizi terk edeceğiz.’’. Taberi (r.h) şöyle demektedir: ‘’ Allah (a.c) cehenneme giren müşrikler için şöyle demektedir ‘dünyada iken bu karşılaşma gününüzü unutmanıza karşılık azabı tadın. ‘Bizde sizi unutacağız’ yani şöyle demektedir: ‘bizde sizi ateşe terk edeceğiz’.’’
Üçüncü ayet:
اَلْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍۢ يَأْمُرُونَ بِالْمُنْكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ اَيْدِيَهُمْۜ نَسُوا اللّٰهَ فَنَسِيَهُمْۜ اِنَّ الْمُنَافِق۪ينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir. Kötülüğü emreder, iyilikten alıkoyar ve ellerini sıkar (cimrilik ederler). Allah’ı unuttular, Allah da (onları yardımsız ve nefisleriyle başbaşa bırakarak) unuttu. Şüphesiz ki münafıklar, fasıkların ta kendileridir. (9/Tevbe, 67)
Unutma fiilinin kullanıldığı yere baktığımızda yani siyakına ve sibakına baktığımızda burada da Allah’ın dinini terk edenlerin kıyamet gününde de terk edileceğinden haber verilmektedir.
Yine Taberi (r.h) bu ayet hakkında şöyle demektedir:
‘’ Onlar Allah’a itaati, tabi olmayı terk ettikleri için Allah’ta onları tevfikiyetinden, hidayetinden ve rahmetinden terk ettirdi.’’
Son olarak unutma fiilinin geçtiği hadisi şerife bakacak olursak:
Kıyamet günü Allah (a.c) görülmesi hakkında ki hadisi şerifte:
قَالَ: فَيَلْقَى الْعَبْدَ، فَيَقُولُ: أَيْ فُلْ أَلَمْ أُكْرِمْكَ، وَأُسَوِّدْكَ، وَأُزَوِّجْكَ، وَأُسَخِّرْ لَكَ الْخَيْلَ وَالْإِبِلَ، وَأَذَرْكَ تَرْأَسُ وَتَرْبَعُ؟ فَيَقُولُ: بَلَى، قَالَ: فَيَقُولُ: أَفَظَنَنْتَ أَنَّكَ مُلَاقِيَّ؟ فَيَقُولُ: لَا، فَيَقُولُ: فَإِنِّي أَنْسَاكَ كَمَا نَسِيتَنِي
‘’… Rasulullah (a.s.v) şöyle devam etti: ‘’Kul yüce Allah’ın huzuruna çıktığı zaman ona ‘’Ey filan! Ben sana ikramlarda bulunmadım mı? Başkalarına seni efendi kılmadım mı? Seni eş sahibi yapıp, at ve develer vermedim mi? Mal mülk sahibi olmana ve iyi bir hayat yaşamana imkân tanımadım mı?’’ diye sorar. Kul da ‘’evet’’ der. Yüce Allah ona ‘Bir gün benim huzuruma çıkacağını hiç düşünmedin mi?’ diye sorunca kul: ‘Hayır’ der. O zaman yüce Allah’ta: ‘Sen nasıl beni unuttuysan, ben de seni bugün öyle unutacağım’ buyurur.’’
Hadisi şerifin konumuz hakkında ki bölümü bu kadar.
Görüldüğü gibi dünya hayatında Allah’ı unutan, dinini terk edenleri kıyamet gününde Allah (a.c)’de onları unutacak, terk edecektir.
Birileri bu kelimeleri yanlış anlar diye kuran ve sünnette geçen sıfatları inkâr etmek şeytanın başka bir oyunudur. Haşa sanki Allah kendisini ifade etmekte aciz kaldı da birileri bunu tamamlamaya çalışıyor! Bizlere düşen insanların yanlışa düşmesini engellemektir, ayet ve hadisleri tahrif etmek değildir!
Bu noktada önemli bir hususta şudur ki kardeşler, selefiler tevile, tefsire karşı değildir, delilsiz yapılan tevile, tefsire karşıdır ki bundan dolayı selef isim ve sıfatları tahrifsiz -yani delilsiz bir şekilde tevil etmeden- iman edilmesini söylemiştir. Vahyi yine vahiy ile tevil etmemiz gerekir ki aksi durumda Ebu Said hocamızın (r.h) dediği gibi olur: ‘’Tefsir, tahrifin kod adı olmuştur.’’ Birçok fırka tefsir, tevil edeyim derken aslında nassı Yahudiler gibi tahrif etmektedir. Rabbimden bizleri hidayete muvafık kılmasını, kıyamet gününde unuttuğu kullardan değil kendi rüyeti ile lutuflandırdığı kullardan kılmasını niyaz ederim.
