Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Bazı Mühim Sorulara Cevap

Muhterem kardeşlerim!

Bugünkü sohbetimiz bana sorulan ve önemli bulduğum bazı soruları sırası ile cevaplamaya çalışacağım.

Bu soruların tekrar tekrar bize sorulması hem de kısa zaman içerisinde sorulması, ya biz maksadımızı, muradımızı anlatamıyoruz. Çünkü ilk hatayı kendimizde aramamız gerekir. İkincisi veyahut bizim bu mevzudaki sorularımız kayda alınanlar var alınmayanlar yeterince etrafımızdaki sair insanlara ulaştırmada sorun yaşıyoruz. Veyahut biz sorulan soruyu ya teferruatı ile anlatmıyoruz sadece ana başlıkları vererek geçiyoruz, tek cevap yani birkaç kelimelik bir cümle o meseleyi anlatmaya yetmiyor.

Mesela ilk soruyu soran kişi benim senelerdir tanıdığım birisidir. Senelerdir defaatle ben Selefiliğin ne olduğunu o kişiye anlattım. Ya ben anlatamıyorum ya o anlamıyor veyahut anlamamakta ısrar ediyor. Veyahut o mevzudaki kendisine anlatılanı unutuyor çünkü bizim toplumumuzun zihni şerri algılamada şerre uyum sağlamada şerre kulak vermede onun tesirinde kalmada en zayıf bir toplumdur. Senelerdir dostun olan birisi hakkında zihninizi bulandıracak bir iki kelime o dostuluğu soğutmaya yetiyor. Hele bir de etrafımızda ateşe odun ile gidenler varsa. Ben bu denli meseleleri anlamada cidden güçlük çeken kimseleri ekseriyetle fitneye odun taşımak ile iş gördüğünü düşünürüm. Ama belki kendisine sorsanız ya anlamadım anlamak için işte soruyorum ya diyebiliyor. Bu söz olarak güzel bir şey ama anlayamamayı yakalamıyoruz bizler. Daha önce yine burada Selefiliği ana başlıklar ile anlattım. Daha on sene öncesine kadar biz Selefiliğin geçmiş kitaplarda dört imam hakkında yazı yazan veyahut Selefilik hakkında soru sorulduğunda cevap veren kimselerin sözlerini ansiklopedilerde kitaplarında okuyorduk.

Selefilik ehl-i sünnet ve’l-cemâat ’in öncekileri yani öncekilerin yolundan giden. Kuran ve Sünnetten başka delil kabul etmeyen veyahut şöyle diyelim edille-i şeriyye olarak iki asıl kabul edilir, Kitap ve Sünnettir. Bunun dışında bu ikisine uymayan hiçbir sözü bağlayıcı olarak görmüyoruz, bağlayıcılığı yoktur. O söz veyahut fiil Allah’ın kitabına, Resulün Sünnetine uyuyorsa alıyoruz. Geçen haftaki dersimde de söyledim hele hele ilim ehlini katiyetle reddetme diye imaen dahi olsa bir sözümüz yoktur. İlim ehline mutlak ihtiyaç var. Çünkü sahabeden sonra bu dini, dinin iki kaynağını bize anlatan o insanlardır. İlim ehli olarak kabul ettiğimiz, gördüğümüz insanlardır.

Velhasıl muasırların dışında sairlerinin hepsi ahirete irtihal etmiş, bize büyük büyük mecmualar, külliyatlar bırakmışlardır. Yani öğrendiklerini sözlü aktardıkları gibi yazılı kitaplar ile de miras olarak bırakmışlardır. Hem de ihmalin, tembelliğin hiçbir eseri olmadan bu gayreti göstermişlerdir. Ömürleri, yaşadıkları günleri hesap etseniz telif ettikleri eserleri içine sığdıramazsınız. Şimdi o kitabı telif eden kişiyi ben reddedersem kitabından istifade etme çok abes olur. Zira o kişinin kişiliği yani şeri ifade ile sikalığı, güvenilirliği kitabını kabul sebeplerindendir. Daha sonra kitapları nesil nesil okutarak  yazdırarak aktaranların da sikalığı, güvenilirliği bizim için çok önemlidir. Düşünün Buhari bir mecmua telif etmiş, yedi bine yakın tekrarı ile rivayet var. Her birinin senedi var. Sened derken anlaşıldığı için aramızda biz bu ifadeyi kullanıp geçiyoruz. Yani bir birinden aktaran şahitlikleri, adaletleri tespit edilmiş, güvenilir kimselerin birbirinden aktarmaları vardır. Bunun en ince teferruatına kadar ilmi bir şekilde tedvin edilmiştir. Ayrıca o mecmuanın musannıfından sonra o rivayetleri toptan nakleden insanların dahi semaat dediğimiz bölümde birbirinden nakledenlerin silsile olarak orada yazıldığını görürüz. Doğrulukları tespit edilmiş, iyi düşünün şehadet, şahitlik müessesesi İslam hukukunda hasseten ceza hukukunda hadlerde bu hükümlerin hepsini bu müessese ile işletiriz biz. Şahitliğe elverişli olmayan hiç kimsenin sözüne itibar edilmez, onun şahitliğine bakarak hüküm de verilmez. Hadisleri bu şahitliğin tespitinden daha katı kurallar ile tespit edildiğini görürüz. Biz öncelikli olarak Allah ve Resul sonra Resule hakkı ile tabii olan, Sahabenin yani bunu da derslerimizde dedik, Allah’ın tezkiye ettiği insanların ne anlama gelir? Allah’ın sıdklarını, doğruluklarını, güvenilir kimseler oldukları tezkiye ettiği, tespit ettiği kimselerdir. Sonra onların onlardan ilim alan kimseleri tezkiye etmesi. Bu silsile böyle devam eder. Katiyetle bu ortamdaki en dürüst insanı bile ele alsak Hadis hakkındaki uygulanan ölçüleri bunlara uygulasak inan hiçbirimizin şehadeti kabul edilmez. Kendisi himmete muhtaç, yani tezkiye edilmemiş birisi, tutuyor ümmetin tezkiye ettiği, ümmet tarafından kabul gören kimseleri cerh etmeye kalkıyor. Şuan ki şahitlik müessesesinin işlerliğine bakın rastgele bir şahit bulabiliyor, rastgele yemin edebiliyor. Bunun sözüne güvenerek hüküm veriliyor. Kaldı ki o şahitliğin şehadetinin kabule şayan olup olmadığını dahi takdir edebilecek kimse yok. Çünkü ölçüleri ilahi ölçüler değil. en azından bunu görüyorsunuz bazen belediyeye nikah kıydırmaya gittiğinizde  alel acele ordan iki hizmetçi, çalışan bulunuyor size şahitlik ediyorlar. Orada evliliğinize. Boşandığınızda da hiç yanınızda yok onlar. Şimdi biz öncekilerin yoluna uyarken bu ölçüler ile uyuyoruz. Rastgele bir sözü bizim hoşumuza gitse de duygularımızı okşasa da senet ile resulden gelmiyorsa sahih Hadisin kabulünün şartları bizim için ölçüdür. Biz sahih Hadisi kabul etmede o işin ehlinin muvafakatını, O işin sözünü edenlere, o işte söz sahibi olanların sözünü alırız. Kaldı ki şahitlik için zikredilen ravilere gelince asırlarca önce tezkiye edilmiş kimseler tarafından tezkiye edilen kimselerdir. Onun için Hadis ilminde İlmul rical, Rical ilmi ravilerin tercümei hallerini beyan eden haklarında kim tezkiye etmiş, kim cerh etmiş onu o adil kimselerin sözlerine bakarak geçmiştekilerin o kişi hakkındaki verdikleri hükme dayanarak ondan sonra ravilerin birbirlerini görüp görmedikleri çünkü görmeden bu hele عن sigası ile alınıyorsa ondan “dan” lafzıyla bu gibi rivayetlerde sorun dahi görüp alınmıyabiliyor. Selef Ehli Sünnettir hatta geçmiştekiler Ehli Sünneti hassa diye ifade etmişlerdir. Hatta dört imam için bu söz söylenebilir çünkü baktığınızda Hanefi olan güya ebu Hanife rahimehullah’ın mezhebine tabii olanlar akidede Maturidiyiz derler. İmam Şafii’nin mezhebine tabii olanlar, imam Malik’in mezhebine tabii olanlar ekserisi biz Eşariyiz derler. Halbuki imam Eşari veyahut imam Maturidi bu imamlardan çok sonra yaşamış kimselerdir. Şöyle diyelim şimdi Hanefiler Maturidi ise yani akidede imam olarak imam Maturidiyi kabul ediyorlar. Hicretten üç yüz sene sonra üç yüz kırklarda yaşamış birisidir. Ebu Hanife hangi akidedeydi? Veyahut Ebu Hanife’nin akidede ehliyetli birisi değil miydi ki onu biz akidede imam kabul etmiyoruz, amelde kabul ediyoruz. Geçmiştekiler bu cevabı vermiş. Onlar Ehli Sünneti hassa yani Kuran, Sünnet, Sahabe, Tabiin kendilerine ne ulaşmışsa onu alan kimselerdir ama insaf sahibi birisi Ebu Hanife bir Hanefi olarak benim uyduğum yaptığım işlerin ne kadarı Ebu Hanife’ye dayanıyor, ne kadarı dayanmıyor diye bir araştırma yapsa inanın Ebu Hanife’den sonra onun akidesine ters düşen bir çok kaidelerin oluşturulduğunu görürüz. Onun için biz bir ilim ehline tabii olarak onun dışında hiçbir kimsenin sözünü itibara almadan İslamı yaşamıyoruz, böyle yapmıyoruz. Herhalde cümle yanlış kuruldu, biz bir kişinin sözüne tabii olarak İslamı yaşamıyoruz. Ne kadar alime ulaşmışsak, ne kadarının bize eseri gelmişse onların hepsini kaynak kabul ederek hangisi delile dayandırmış, Kuran ve Sünnete dayandırmışsa biz o kişinin sözünü alıyoruz. O kişinin sözü olduğu için değil kuran ve sünnete dayandırdığı içindir. Kaldı ki o imamlardan da nakledilen doğru söz nedir? Bizim Kurana Sünnete ters bir sözümüzü bulduğunuzda bizim o sözümüzü alın duvara çarpın diyor. Yani o sözü almayın. Kuran Sünnete uyanı alın. İmam malikin de dediği gibi herkesin sözü alınır ve reddedilir ama bu kabrin sahibinin sözü sadece kabul edilir. İtiraz edemezseniz. Onun sözünün üstüne söz edemezsiniz. Şimdi bu kadar basit kısa cümleler ile tarifi yapılan Selefilik yani Kurana Sünnete sahabenin aktardığı şekli ile ondan sonraki aktaranların aktardığı şekli ile tabii olmaktır diyor. Bunu diyanet İslam ansiklopedisine almış, bu sözden rahatsız olanlar var. Zannedersem Sivas Üniversitesinden ilahiyattan birisi bu söz kaldırılsın diyor çünkü bu söz Selefiliğe meylettiriyor. Bizim onlar hakkındaki söylediğimiz sözlerini önüne kalkan gibi geriliyor diyor, bundan rahatsız oluyor.

Cumhuriyet dönemi diyanet reislerinden Ahmet Hamdi Akseki de İslam dini isimli kitabında Selefiliği tarif ederken aynen böyle tarif ediyor. Bazıları lehinde iyi bir algı oluşsun diyerek sanki insaflı davranıyorlarmış gibi bence düzenbazlığın dik alasını uyguluyorlar. Keşke şimdiki Selefiler o Selefiler olsalar diyorlar. Sonradan bozuldu şeklinde. Tabi ki bozulma her zaman olur ama bu söz sadece lehlerinde takdir toplamak için kullanılan bir sözdür. Hakkı serdetmek için değildir. Hakkı serdetmek için değildir. Ondan sonra dağılmalar, sapmalar çünkü Allah resulü söylüyor,

مَنْ يَعِشْ مِنْكُمْ فَسَيَرَى اخْتِلَافًا كَثِيرًا[1]

Çünkü bu Sünnetullahtır. Geçmiş ümmetlerin başına gelmiştir bu ayette öyle diyor. defaatle münasebetine binaen derslerimizde bunu işitiyorsunuz.


[1] Hakim müstedrek 329

329 –

حَدَّثَنَا أَبُو الْعَبَّاسِ مُحَمَّدُ بْنُ يَعْقُوبَ، ثنا الْعَبَّاسُ بْنُ مُحَمَّدٍ الدُّورِيُّ، ثنا أَبُو عَاصِمٍ، ثنا ثَوْرُ بْنُ يَزِيدَ، ثنا خَالِدُ بْنُ مَعْدَانَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَمْرٍو السُّلَمِيِّ، عَنِ الْعِرْبَاضِ بْنِ سَارِيَةَ، قَالَ: صَلَّى لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ صَلَاةَ الصُّبْحِ، ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا فَوَعَظَنَا مَوْعِظَةً وَجِلَتْ مِنْهَا الْقُلُوبُ وَذَرَفَتْ مِنْهَا الْعُيُونُ، فَقُلْنَا: يَا رَسُولَ اللَّهِ كَأَنَّهَا مَوْعِظَةُ مُوَدِّعٍ فَأَوْصِنَا، قَالَ: «أُوصِيكُمْ بِتَقْوَى اللَّهِ وَالسَّمْعِ وَالطَّاعَةِ وَإِنْ أُمِّرَ عَلَيْكُمْ عَبْدٌ حَبَشِيٌّ، فَإِنَّهُ مَنْ يَعِشْ مِنْكُمْ فَسَيَرَى اخْتِلَافًا كَثِيرًا، فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ عُضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ، وَإِيَّاكُمْ وَمُحْدَثَاتِ الْأُمُورِ فَإِنَّ كُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ» . «هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ لَيْسَ لَهُ عِلَّةٌ، وَقَدِ احْتَجَّ الْبُخَارِيُّ بِعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَمْرٍو، وَثَوْرِ بْنِ يَزِيدَ، وَرُوِي هَذَا الْحَدِيثُ فِي أَوَّلِ كِتَابِ الِاعْتِصَامِ بِالسُّنَّةِ وَالَّذِي عِنْدِي أَنَّهُمَا رَحِمَهُمَا اللَّهُ تَوَهَّمَا أَنَّهُ لَيْسَ لَهُ رَاوٍ عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ غَيْرِ ثَوْرِ بْنِ يَزِيدَ، وَقَدْ رَوَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْحَارِثِ الْمُخَرَّجُ حَدِيثُهُ فِي الصَّحِيحَيْنِ، عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ»

[التعليق – من تلخيص الذهبي]

329 –

صحيح ليس له علة

 

وَلَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ تَفَرَّقُوا۟ وَٱخْتَلَفُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ ۚ وَأُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ[1]

Sakın sizden öncekiler gibi olmayın yani açık deliller geldikten sonra ihtilaf edip, parçalandıkları gibi olmayın çünkü onlar için büyük azap var. Bu ümmet de parçalanacak çünkü bu Sünettullahdır. Mutlak bu yol ile imtihan olacaklardır, imtihandan geçeceklerdir. İman derslerinde duyduğunuz gibi iman ettik deyip hiç denenmeden, sınanmadan bırakılıverecek değillerdir. Değiliz yani.

Arkasında yine Allah resulü bir Hadisi şerifte;

تَفْتَرِقُ أُمَّتِي عَلَى ثَلَاثٍ وَسَبْعِينَ مِلَّةً، كُلُّهُمْ فِي النَّارِ إِلَّا مِلَّةً وَاحِدَةً[2]

Ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Bu Hadis bu ayetin beyanıdır. Ama kendisine dokunan yeri olduğunu hisseden birisi eften püften bahaneler ile şahitlik müessesesinin hiçbir kaide kuralını uygulamadan aklına yatmadığı için reddediyor. Aklına yatmayanı da Kurana tersmiş gibi gösteriyor. Aklıma ters geliyor demiyor. Halbuki ağa babaları akıl dine tabi olmaz, din akla tabi olur diyor. Bu insanlar kendileri ile dövüşüyorlar, kendiler ile çelişiyorlar. Koydukları kaideler kendilerini dahi reddediyor. Allah başka bir ayette;

وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلْهُدَىٰ وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ ٱلْمُؤْمِنِينَ[3]

Her kim hüda beyan olunduktan sonra hani az önceki ayette diyor ya açık deliller geldikten sonra burada da hüda yani Kuran, doğru yol, Sünnet, Din herkesin anlayabileceği bir şekilde açıklandıktan sonra Resule muhalefet edenler.


[1] Ali imran 105

[2] Tirmizi 2641

2641 –

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلَانَ قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الحَفَرِيُّ، عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ زِيَادٍ الأَفْرِيقِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَيَأْتِيَنَّ عَلَى أُمَّتِي مَا أَتَى عَلَى بني إسرائيل حَذْوَ النَّعْلِ بِالنَّعْلِ، حَتَّى إِنْ كَانَ مِنْهُمْ مَنْ أَتَى أُمَّهُ عَلَانِيَةً لَكَانَ فِي أُمَّتِي مَنْ يَصْنَعُ ذَلِكَ، وَإِنَّ بني إسرائيل تَفَرَّقَتْ عَلَى ثِنْتَيْنِ وَسَبْعِينَ مِلَّةً، وَتَفْتَرِقُ أُمَّتِي عَلَى ثَلَاثٍ وَسَبْعِينَ مِلَّةً، كُلُّهُمْ فِي النَّارِ إِلَّا مِلَّةً وَاحِدَةً»، قَالُوا: وَمَنْ هِيَ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: «مَا أَنَا عَلَيْهِ وَأَصْحَابِي»: «هَذَا حَدِيثٌ مُفَسَّرٌ غَرِيبٌ لَا نَعْرِفُهُ مِثْلَ هَذَا إِلَّا مِنْ هَذَا الْوَجْهِ»

__________

[حكم الألباني] : حسن

[3] Nisa 115

Sünnet, din herkesin anlayabileceği bir şekilde açıklandıktan sonra Resule muhalefet edenler.

وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ ٱلْمُؤْمِنِينَ yani Müminlerin yolunu bırakarak Resulden bu dini doğrudan doğruya telakki etmiş, tezkiye edilen insanların kendilerinden sonraki onların tezkiye edip emaneti tevdi ettiği, bu emanetti Allah resulünün veda hutbesinde de dediği gibi ayette önce bunu okuyalım;

۞ يَٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ بَلِّغْ مَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ ۖ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُۥ ۚ [1]

Ey Resul Rabbinden sana indirileni tebliğ et diyor. Eğer bunu yapmazsan görevini yerine getirmiş sayılmazsın.

 وَٱللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ ٱلنَّاسِ insanlardan çekinme, korkma. Çünkü Allah seni koruyacaktır. Onların şerrinden, onların belasından seni koruyacaktır. Sonra düşünün Allah Resulü bu emaneti tebliğde indirileni tebliğ etmiştir, vahyedileni. Biz indirilen şeyin iki olduğuna inanıyoruz. Çünkü her şey bunu teyit eder nitelikte. Kuran bize yeter, Kuran bunu teyit ediyor. İnanmadığınız Sünnet de bunu teyit ediyor çatlasanız da gayzınızdan geberseniz de. Arkasından veda hutbesinde, ben size risaleti tebliğ ettim mi? Evet diyorlar. Üç kere soruyor, üç kere de اللهم فاشهد diyor. yani Allah’ım şahit ol diyor. O bu emaneti tevdi ettiği kimseler arkasından da,

بَلِّغُوا عَنِّي وَلَوْ آيَةً [2] benden öğrendiğiniz tek bir kelime dahi olsa onu tebliğ edin diyor. Tek bir kelime de olsa. Ne duyduysan Resulden yani benden duyduğunuz ne varsa Kurana dönük, veyahut Kuranın açıklaması.


[1] Maide 67

[2] Sahih buhari 3461

3461 –

حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ الضَّحَّاكُ بْنُ مَخْلَدٍ، أَخْبَرَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا حَسَّانُ بْنُ عَطِيَّةَ، عَنْ أَبِي كَبْشَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: «بَلِّغُوا عَنِّي وَلَوْ آيَةً، وَحَدِّثُوا عَنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلاَ حَرَجَ، وَمَنْ كَذَبَ عَلَيَّ مُتَعَمِّدًا، فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ»

__________ 

[تعليق مصطفى البغا]

3274 (3/1275) –

[  ش (حدثوا عن بني إسرائيل) أي عما وقع لهم من الأمور الغربية. (حرج) إثم أو ضيق. (كذب علي) نسب إلي شيئا لم أقله مما يحدث عن بني إسرائيل أو غيرهم. (فليتبوأ) من التبوؤ وهو اتخاذ المباءة وهي المنزل]

 

Şimdi zamane zibidileri kendilerine dinde biçtikleri görev, Resule biçtikleri görev ile kıyaslansa Resul sadece bir paket getirdi, zarf içinde bir mektup getirdi, çekti gitti. Bütün vazifeyi bunlara bırakmış. Sizin cerh ve tadilde güvenilirliğinize dair tek bir teyit edecek unsur yoktur. Çünkü bu insanlar tezkiye edilmişti, Resulde emaneti onlara bırakıyor. Çünkü Allah Kuranda bu söylediğim sözler neyin açıklaması?

وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَٰكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُوا۟ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ وَيَكُونَ ٱلرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا ۗ [1]

Bunun için biz sizi vasat, adil, orta yolda bir ümmet kıldık. İnsanların üzerinde şahitler olasınız diye. Resul de sizin üzerinize şahit olsun diye. Çünkü o Allah’ı şahit tutarak emaneti tevdi ettiğini gösterdi. Hatta İbn Mesut ’tan gelen rivayette,

Sizi cennete götürecek ne varsa hepsini beyan ettim. Cehenneme götürecek ne varsa da hepsini beyan ettim, açıkladım. Artık iş size tabii olmakta kaldı. Onun için bu ümmet parçalanacak, parçalananlar tabi ki kendilerini müdafaa edecekler. Kötü sözler ile değil. ya düşünün Allah resulü Mekkelilere tebliğ ile geldiğinde onlara Allah’ı birleyin, siz şirktesiniz, ona ortak koşuyorsunuz, halbuki Allah’ı bilen bir topluluktu Mekkeliler. Mekkelilerin sorunu Allah’ı birlemekti. Mekkeliler bu sözü nasıl savuşturuyorlardı? Sadece biz babalarımızı nasıl bulduysak onların izinden gidiyoruz demediler, kendilerini Yahudiler de, Hristiyanlar da, Mekkeli müşrikler de kendilerini İbrahim’in milletinden sayıyorlardı. Buna sebep Allah;

مَا كَانَ إِبْرَٰهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلَٰكِن كَانَ حَنِيفًا مُّسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ[2]

İbrahim ne Yahudi’di, ne Hristiyan’dı, ne de Mekkeli müşriklerdendi. Hakka meyilli Tevhid üzere bir Mümindi.

Düşünün onlar bile kendilerini İbrahim’in milletinden olduklarını iddia ediyorlardı. Sen nereden çıktın? Hatta dinlerini parçalayanların en meşhur sözleri nedir? Babalarımızı nasıl bulduysak öyle devam ediyoruz veyahut;

 كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ[3]

Herkes kendi kanaatinin, kendi görüşünün doğru olduğunu iddia ediyor.

Biz hakta olduğumuzu söylemiyoruz. Hangi sözü söylüyorsak, hangi ameli işliyorsak, o sözün haktan iktibas edildiğini göstermek için delilini zikrederiz. Bu mevzuda delil de Kuran ve Sünnettir. Sahabeden aktarılandır, onların yoludur. Çünkü Allah Resulü az önceki ayette zikrettiğim gibi, müminlerin yolundan ayrılarak, hak beyan edildikten sonra hüda açıklandıktan sonra Resule muhalefet edenler, ters düşenler,

وَنُصْلِهِۦ جَهَنَّمَ ۖ وَسَآءَتْ مَصِيرًا[4]

Her kim müminlerin yolundan ayrılarak Resule muhalefet ederse onları döndüğü yerde bırakır, o gittikleri yer ne kötü gidilecek yerdir.

Hadis de diyor ki;

Ümmetim parçalanacağını geçmiş ümmetlerin parçalandıklarını anlattıktan sonra kendi ümmetinin de parçalanacağını söyleyen arkasından yetmiş ikisi ateşte birisi kurtulandır derken Sahabe, onlar kimler, o kurtulanlar?

ما انا عليه واصحابي benim ve ashabımın yolu üzere giden diyor. şimdi bir zibidi çıkıyor alay ederek, istihza, küçümseyerek bundan seneler önce böyle bir akidesi olduğunu bana yalan söyleyerek gizleyen bir zibidi bu. Senelerce önceki sohbetlerinde özel olarak bazı kimselere bu akidesini açıklıyordu ama birden bire açıklamanın tepki çekeceğini çünkü bu tip insanlar iş yaptıkları toplumu tanırlar önce. Ondan sonra nasıl davranacaklarını tespit ederler hatta bu denli tavırlarından dolayı birisi bundan önceki devre diyanet reisi oldu, arkadaşı olan üç kişiye ben bir münazarada bunu birden bire söyleyemiyorsunuz değil mi dedim tepki çeker. Doğru onların şuan iyi görünen tarafları bizim onlar hakkında kötü düşünmemizi önlemek içindir, kötü düşünmek değil onları tanımamıza engel teşkil etmesi için böyle yapıyorlar. İşte biz katiyetle Selefin yolundan, ilk gidenlerin yolundan gitmeyi kendimize yani Selefin menheci, öncekilerin yaşadığı gibi, aktardığı gibi bundan rahatsız olanlar var. Akıllarını öyle yada böyle öne almış en uç noktada akıllarını İlah edinenler, hevasını İlah edinenler, akıl onlarda İlahtır. Doğrunun yanlışın sağlaması akıldır. Akıl doğru doğrudur, yanlış derse yanlıştır. Vahiy akla tabii oluyor onlarda. Biz vahyi dine tabii kılıyoruz. Ha biz ne aklı yok sayanlar gibiyiz ne de aklı ilah edinenleriz işte Selefin menheci bu. Akla itibar etmiyorlar. Şimdi bu sözü hınçlarını, kinlerini kusabilmek, veyahut kendilerinin haksızlığına perde olarak kullanıp bunlar aklı reddediyor diyor. hayır, ama aklı reddeden bir taife var İslam’da. Tasavvuf bunlardan birisidir. Kendileri de aklı İlah ediniyorlar. Biz akla Allah’ın  verdiği makamı vererek kabul ederiz. Akıl bizi sorumlu kılan bir unsurdur. Aklın bir nimet olarak takdiri gerektiğini biliriz. Aklı kuran ve sünnete ikna etmede biz kullanırız. Kitap ve Sünneti kabulde ikna ederiz. At yuları bizim elimizde bir binektir. Bize kullanılması için verilmiştir. Biz at olup akıl bizim üstümüze binerse havraya değil hergeleye sürer seni. İşte Selefiler geçmiş ile bağ kurmadan geçmişi burayı tanımadan Selefileri tanıyamayız. Fakat şöyle bir ip ucu vereyim, Avrupa seksen senelerinde Afganistan olayları ile Selefileri tanıdı. Baktı ki Afganistana yardıma gelenler, manen maddeden yardım edenler bu insanlar. Gözleri kara, ölümden korkmayan insanlar. Aydın fikirli ileriyi gören kimseler. Yolları aydın çünkü Allah Resulü kendi yolu için,

تركتكم على البيضاء ليلها كنهارها [5] ben sizi öyle bir aydınlıkta bıraktım ki diyor, gecesi de gündüzü gibidir. Önünü görüyor ve feraset sahibi. Çünkü düşünün oradan Avrupalılarının bile bize yardımını hakkı ile yorumlayabilen insanlar vardı. Düşünün birileri bana bu ayeti açıklasın eğer başka bir manası varsa,

وَلَن تَرْضَىٰ عَنكَ ٱلْيَهُودُ وَلَا ٱلنَّصَٰرَىٰ حَتَّىٰ تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ [6] sen onların dinine uymadan ne Yahudiler ne Hristiyanlar da senden razı olmaz.

Ya onlar bir yerde bize yardım ediyorlarsa bir çıkarları vardır. Hatta bunu tespit edenler dikkat edin, sizin ile Ruslara karşı mücadeleyi kazanacaklar, ondan sonra sizi birbirinize kırdırtacaklar. Bunu dile getiren Cemilur Rahman Allah rahmet etsin. Konar velayeti emiri dediğimiz kişi, oradaki Selefi menhecinde olan Müslümanların alimi, önderi, önde giden birisi uyardı onu Mısırlı bir Tekfirciye öldürttüler. Hangi işi kimin ile yapacaklarını da biliyor bu adamlar. Orada tanıdılar. Avrupa da her bir devlet oradan bir mücahide sahip çıktı, sonra o Mücahidler Rusların onlara yapmadığının on katını birbirlerine yaptılar.

Çünkü bizim için asıl olan Tevhiddir. Selefilerin dikkat ederseniz davette menhec olarak öne çıkardıkları katiyetler Selefiler küfür ve şirkten sakındırır. Tekfir etmez. Ama küfür ve şirkten sakındırır. Tekfir etmez. Katiyetle tekfir eden birisi tekfiri öne alan birisi şirkten sakındırmıyor. Zaten tekfir ediyor, küfürlerine hüküm veriyor ama Selefi birisi küfür ve şirkten sakındırır. Cidden ilmen, usulen ayan beyan küfürde olduğu birisi dahi olsa bunu birden bire telaffuzdan sakınıyoruz. Çünkü bu denli bir tebliğ usulü önümüzde büyük duvar örer. Onların hakkı anlamasına mani bir duvar olur bu. Onları şirkten sakındırmalıyız. Yani söylediğiniz bu söz, yaptığınız bu iş şirktir, küfürdür diyebiliriz ama sen kafirsin sözünü cidden ayan beyan kafir olduğuna emin de olsak ilmen ve usulen ona bu sözü demeyiz. İhtiyatlı davranırız, neden? Bunun bizim nazarımda en büyük sakıncası daha ilmi doyuma ulaşmamış menheci bilmeyen birisi her gördüğüne bu ameli gördüğüne kafir demeye başlar. Şuan zaten dikkat ederseniz daha doğru dürüst besmeleyi çekemeyen kimseler karşıdaki insanın hükmünü veriyor kadıymış gibi. Biz davetçi olmak ile yetiniyoruz. Bunda bile kusurlu davetçileriz. Ehliyetli hüküm verecek kadılar değiliz. Birisini bir suç ile itham etsek o bir cezayı hak eder ama bakın katiyetle tekfir ile uğraşan Selefi değildir. İstediği kadar Selefi olduğunu söylesin. Avrupalılar Afgan harbi ile Selefileri tanıdı. Öyle tanıdılar ki kendi davaları için kendi sistemleri için en büyük tehlikenin İslam’ın özüne dönmek isteyen bu kimseler olduğunu iyi anladı Avrupa. Biz tanımaktan öte ateşe odun ile gidiyoruz. Diyanet reisi bunu yapıyor, ateşe odun ile gidiyor. Diyanet mensubunun bir çoğu ateşe odun ile gidiyor. Geçen derste de dediğim gibi Yahudiler ile Hristiyanlar ile hoş görüyü gündeme taşıyanlar Müslümanların büyük bir bölümünü bu denli itham ederek hem de sonradan çıkmış türediler ile. Dikkat edin bu Tekfircileri en rahat kullanan İslam düşmanlarıdır. Halife diye ilan ettikleri kişi kendilerini Goatanama da eğittikleri kimse. Onların işine yarıyor bu. Neden biz bu gençleri kazanmıyoruz kendi çocuklarımızı. Bunlar bizim çocuklarımız. Çok örnek verdim geçmişten. Biz hakikatları anlatacak dilimizden bile neslimizi mahrum ettik. İngiltere bütün dünyanın her köşesine kendi dilini öğretti. Biz ne dilimizi ne de dinimizi öğretiyoruz çocuklarımıza. Ondan sonra da birisinin maşası olduğunda en azılı düşmanmış gibi gidiyoruz. Chp dönemini hatırlayın, o zamanın en büyük düşmanı kimdi? İltica ile itham ettikleri mülteciler, gerici Müslümanlardı hepsi de ayırt etmiyorlardı. Ama Avrupa anladı. Onlardan korkmaması gerektiğini anladı. Korkulacak tek unsurun asla Kurana, Sünnete dönmek isteyenler büyük tehlikeydi onlar için. Bizimkiler tanımak istemiyor. Gazetenin medyanın tarifi ile böyle gidiyorlar. Hasta çocukları tedavi etmeden kendileri öldürüyorlar sanki. Şuan bir numaralı düşman Selefiler sanki. Büyük yanılgı. İlahiyatçılar da böyle. Mensupları da böyle. Sağ kesim yazarlar da böyle cehalet üzerine hakikat bina edilmez. İftiralar ile hak yolu bulamazsınız. Bizim katiyetle gayretimiz sorunları büyütmek değil, sorun çıkarmak değildir. Sorunları gidermek. Daha denkli muhakeme etmek. Mesela şöyle bunu biz Suriye de gündeme getirdik, duygu sömürüsü yaparak Suriyelilere yardım toplayanlara diyorduk ya bunların da derse ihtiyacı var, bunların da akıllarının başlarına gelmesi gerekiyor. Bunlar dört dörtlük insanlardı da Allah bunlara zulüm mü etti? Düşünün Osmanlı dünya tarihini değiştirmiş, zirveye çıkmış o zirveden öyle bir tepe takla inmiş ki, hep suçu karşı taraftaki düşmana buluyoruz. İngilizler yaptı, Fransızlar yaptı hainler yaptı billahi onlar bize bir şey yapamazdı. Bunu araştırın neden? Neden bunca yükselişten sonra hezimet. Hatalarımız düzeltmedik, hatalarımızı katmerleştirdik. Hatalarımızı düzeltme bizde nasıl işliyor biliyor musunuz? Yanlış ile bir yanlışı yanlış ile düzeltmek. Meşhur zibidilerden birisi çıkıyor uydurulan dinle dedelerinin dinidir. Dedelerini uydurduğu dini kendisi indi zannettiği kendi uydurduğu din ile düzeltmeye kalkıyor. Devamlı hüsrana gidiyor, felakete gidiyor. Onun için katiyetle Avrupalılar Selefileri tanıdı hatta Humeyni bile tanıdı. Ya Şialara Selefilere gösterilen husumet Şialara gösterilmedi. Bunlar bizim hem dinimize kast ediyordu hem de topraklarımıza kast ediyorlardı. Hangi düşmanlığı gösterdiniz onlara. Hristiyanların düşmanlık yaptıklarını dil ile itiraf ediyorsunuz ama onların yaptığı düşmanlıkta müsamaha ile davranalım diyorsunuz. Söyleyin şuan anlamadınız çoktan anladınız. Chp gibi bir topluluk bu vatana, bu millete, dine kast etmiş insanların yardakçılarıydı. Bunların yaptığı hataların, işlediği suçun binde birini yapmamıştır Müslümanlar. Ama illa Müslümanlardan bir düşmanı ayakta tutmak istiyorsunuz. Daha önce Chp devrinde umumen Müslümanlar mürteciydi, gericiydi Avrupa bile anladı onlardan zarar gelmez. Kendilerinin korktuğu ana kaynağa dönmeye çalışan kimselerin menhecidir. Çünkü o düşünce o fikir Allah resulünün verdiği müjdeler ile dünyada girmedik bir ev bırakmıyacak


[1] Bakara 143

[2] Ali imran 67

[3] Rum 32

[4] Nisa 115

[5] Müsnedi ahmed bin hanbel 17182

17182 –

حدثنا عبد الله حدثني أبي ثنا عبد الرحمن بن مهدي ثنا معاوية يعني بن صالح عن ضمرة بن حبيب عن عبد الرحمن بن عمرو السلمي انه سمع العرباض بن سارية قال : وعظنا رسول الله صلى الله عليه و سلم موعظة ذرفت منها العيون ووجلت منها القلوب قلنا يا رسول الله ان هذه لموعظة مودع فماذا تعهد إلينا قال قد تركتكم على البيضاء ليلها كنهارها لا يزيغ عنها بعدي الا هالك ومن يعش منكم فسيرى اختلافا كثيرا فعليكم بما عرفتم من سنتي وسنة الخلفاء الراشدين المهديين وعليكم بالطاعة وان عبدا حبشيا عضوا عليها بالنواجذ فإنما المؤمن كالجمل الأنف حيثما انقيد انقاد

تعليق شعيب الأرنؤوط : حديث صحيح بطرقه وشواهده وهذا إسناد حسن

[6] Bakara 120

Ondan sonra birisi tutuyor cidden ne kadar saflık, bunu daha farklı kelimeler ile ifade edebilirim ama hakaret kabul edileceği için böyle demiyorum. Ne kadar saflık, ne kadar vurdum duymazlık, ne kadar bağnazlık anlamıyorum. Hollanda Selefilere yardım ediyormuş Hollanda devleti belki Avrupa da bir numaralı İslam düşmanı Hollanda devletidir. Şöyle dese belki yakışık alır, Işıde yardım ediyormuş dese ya bu haberi getirene bir bakın ne kadar insafsızlık, vicdansızlık. Ateşe odun ile gitmedir bu. Eğer kendiliğinizden aklınızı başınıza almazsanız Allah aklınızı başınıza aldıracak olaylar ile karşılaştırır bizi. Ha Işidin de kullanılmasına sebep olan sizsiniz. Amerika’nın kullandığı insanlar bu tip insanlar. Heyecanlarını kontrol edemeyen insanlar. Dini meseleleri bilmeyen insanlar. Diyanet ne yapıyor? Hristiyanlar ile hoş görü merasimleri tertip edeceklerine hastalanmış gençlerimizi tedavi edelim, bunun çaresini arasınlar. Ama bizim tek çaremiz nedir, onlara bir iğne yap öldür gitsin ancak böyle kurtuluruz. Hapishanelere atmak tedavi etmez. Bazen kininiz onun hak ettiği cezanın da önüne geçiyor bir zamanlar birisi sadece Kudüs gecesine katıldı, o bölgenin belediye reisi ile bir gazeteci muhabir, İran yanlısı bir muhabir on sekiz sene ceza yedi. Ya el kesme yerine baş kesilmez. Ancak öldürenin başı kesilir, affedilmez. Cana kıyanın bunu canı ile ödeyeceğini bilmedir. Ha biz hakikati konuşarak da anlatıyoruz. Hakkı anlatmak için illa kavga etmek gerekmiyor. Demokrasiye tanıdığınız müsamayı uygulayın. Herkes kendi düşüncesini ifade edebilir. Herkes mi? Müslümanlar hariç diye not düşün. O kanunu koyanlar Allah rızası için oraya not düşsünler. Müslümanların dışında herkes düşüncesini ifade edebilir deyin biz de bilelim ama eften püften meseleler ile suç bulamayınca ceza yağmuruna tutmak ne anlama geliyor? Ama biz yılmayız. Bize işlediğimiz suçu söyleyin. Ve buna sebep belki bizden de kaynaklanabilecek ileriye doğru sorunlar olabilir çünkü bir kediyi odaya kapatın onu öldürme kastı ile üzerine gidin, vurun dövün o da artık yüzünüze sıçramaya başlar. Fıttırır. Tahammül edemez. Hasta ettiniz gençlerin nasıl hasta olduğuna bir bakın. Herkes inancını yaşasın. Bir Hristiyana verdiğiniz hakkı onunla aynı dinden olduğunuzu iddia ettiğiniz kimselere de verin. İnançlarını yaşama hakkı verdiğiniz kimselerin kanunlarını alıyorsunuz onlara müsamahalı davranıyorsunuz onların yaptıklarını hoş görü ile karşılayalım ama Müslümana vur vurabildiğiniz kadar. Maalesef ateşe odun ile gitmek bizde asıl olmuş. Onun için Selefiler katiyetle şiddeti tercih edenler değil, tekfir eden birisi katiyetle Selefi değildir istediği kadar kendini nispet etsin, Mekkeliler de İbrahim’e nispet ediyordu, Hristiyanlar da. İranlılar da kendilerini İslam’a nispet ediyorlar ama onların nazarında Şia olmayan herkes kafir. Gidin kitaplarını okuyun. Ya düşünün bahsettiğim zibidi Hadis ehline, Hadisçilere, Ehli Sünnete serdettiği düşmanlığın zerresini bu İranlılara da yapsın çünkü kendisi ora kökenli. Düşünce babaları oradan. Onların sahtekarlığı ile İslam vahdeti düşünüyorlar inanın onların Mollaları bizimkilerden çok zeki. Müslümanlar ile nasıl mücadele edeceklerini de biliyorlar. Bir zamanlar Belçika da bir kitap fuarı tertip edildi devletler arası devrimden sonra İran da katılıyordu oraya. Kuzey Afrikalı bazı gençler benim oraya gelip gelemeyeceğimi sordular çünkü bir Ayetullah geliyor sizi onun ile karşılaştırmak istiyoruz dediler. Gelir misin? Gelirim dedim. Tabi gittik o gün gelmiş yanımda arkadaşlardan birkaç kişi var daha hala hayatta hatırlarlarsa. Ben misafir sayılırım onlar ev sahibi. O molla da geldi, Ayetullah. Bana dedi ki gençler toplandı tabi heyecanla bekliyor herkesin elinde kayıt cihazı var. Şeyh Ebu Said dedi Amerika Rusya gibi düşmanımız varken bizim oturup aramızdaki basit meselelerden dolayı kavga etmemiz doğru mu şimdi dedi. Adama bak şimdi. Hep tribünlere oynuyor. Oradakilerin gözleri açıldı heyecanla bekliyorlar benim cevabımı. Tabi ki doğru değil dedim. Kim bunu tasvip eder ki dedim. Peki siz benim soruma cevap verin. Buyur dedi Amerika Rusya gibi bir düşman dururken şu gençlerin içinde Kuzey Afrikalı gençleri gösterdim. Bunların hepsinin de babaları dedeleri Ehli Sünnet. Ayşe validemizin haşa fahişe olduğunu onlara söylemek olur mu? Hani Rusya düşman Amerika gibi bir düşman dururken aramızda bu fitneyi isterseniz o adamlar da burada gösterebilirim. Birisi mescidi Rahman mescidinin imamı ve gençler de burada dedim. Sohbet burada bitti. Ve oradaki birçok genç bunu anladı. Bazen bu gibi insanlara ilmi cevap değil inan laf cambazı olman dahi yeterlidir. Ama binlerce genci biz Türkiye de kurban verdik bunlara. Adamlar yılmadı. Diyanet ne yaptı? Şuan tenkit ettiğiniz İbn Teymiyye’nin kitaplarını canhıraş bir şekilde tercüme edip onlar ile ancak ehli sünneti müdafaa edebildi diyanet. Ki buna şahidim diyanetten bir tanesi cevap veremezdi onlara.

Evet Selefilik ben sadece geçmiş derslerde yaptığım bir başlığı açıkladım. Selefiler Tekfirci değil, kendi kendinize gocunmanıza gerek yok Selefiler bizi tekfir ediyor. Sizi tekfir eden Tekfirciler. Bugün söylediği sözü mahkemeye gittiğinde inkar edenler. Biz söylediğimiz hiçbir sözden geri dönmeyiz. Biz bir dinin müntesipleriyiz. Ha dinimizde de akideyi tashih etme önceliği vardır. Konuşarak bunu yapmak. Biz kişilerin öne çıkmasın gayret gösteren bir topluluk değiliz. Bizim için ilim çıkmalı. Bu toplum Allah’ı bilen bir toplum ama Allah’ı birlemede sorun olan bir toplum. Allah Resulünün daveti de böyle bir sorun ile karşı karşıya idi. Mekkeliler Allah’ı bilen bir toplum ama Allah’ı birlemede sorunu olan bir toplumdu. Namaz kılan, Allah için diyen. Malikil mülk diyen, Rezzak diyen, müdebbirul emir diyen, namaz kılan, oruç tutan, hacca giden, itikafta kalan, umre yapan bir topluma müşrik denilme sebebi nedir? Hiç mi insaf yok bir okuyun. Kuranı düşünerek bir okuyun. Peygamber nasıl bir davet ile karşı karşıyaydı, nasıl bir topluluk ile karşı karşıyaydı. Biraz insaf edin düşünün.

Soru Cevap

İmam Maturidi Ebu Hanifenin itikadına muhalif şeyler zikretmedi sadece imamın itikadını sistemleştirdi diyorlar. Bu konu hakkındaki görüşleriniz nedir hocam?

O zaman bakıcaksın Kitabu’t Tevhidine imam Maturidinin. Mesela Kitabu Tevhitte ben zikretmeyeceğim kendileri bakıp görsünler. Kendileri diyanetin tercümesi olan kitapların alıp baksınlar ondan sonra Ebu Hanife rahimehullah’ın ki akidede söz sahibi birisi. Fıkhul Ekber diye kendisine nispet edilen bir kitap var Ebu Hanifenin. Bu kitabın takriben Akidetut Tahaviyye diye bir kitap yazıyor imam Tahavi Hanefidir. Üç yüz kırk senesinde o imam Maturidinin akranıdır muasırdırlar. Hatta Akidetu Tahaviyye’nin mukaddimesine bu akide, Ebu Hanifenin ve Ehli Sünnetin akidesidir der. Şimdi onu karşılaştırsın gördüklerini bize söylesin bu arkadaş. Ebu Hanife yüz elli senesinde vefat etmiştir. İmam Maturidi üç yüzlerde yaşamış arada yüz doksan sene var. Hangi akide üzereydi. Hem de yirmi dokuz tane şuan Türkiye de  Akidetut Tahaviyye’nin şerhi yapılmış var hep şerh edenler de Hanefi alimeleri. En başta gelen Aliyul Kari’dir ama onu okutmazlar nesefinin akidesini okuturlar. Neden? Yeni yeni bu kitaplar piyasaya çıkınca insanlar görüp okumaya başladılar. Bunu okutmazlardı. Mantığı okuturlar, Eflatunun Aristonun Sokratın kitabını ama bunu okutmazlardı. Herhalde yunan felsefesi ile de akidelerine yön veriyorlardı. Kaldı ki Ebu Hanifenin akidesini sistemleştirecekler. Tahrif ettiler diyebiliriz. Hem akidede hem de usulde, amelde de böyle. Ebu Hanifenin az önce sözünü zikrettim, “bizim Kurana Sünnete muhalif bir sözümüzü bulursanız o sözümüzü alın duvara çalın” diyor. kerhi ne diyor? “bizim Kurana Sünnete ters bir sözümüzü bulursanız bilin ki o ayet mensuhtur veya tevil edilir. Hadis de zayıftır.” Diyor. evet Ebu Hanifenin sözleri tahrif edilir. Hanefi mezhebinde amel ettikleri fiiller ve söyledikleri sözler Hanefi mezhebine nispet edilen, Hanefi mezhebine nispet edilince hepsi Ebu Hanife’nin anlıyor bu insanlar. Değil.

Selefe muhalif olarak fetva veren yada aklı ön planda tutan veya mezhep taassubu ile fetva veren alime soru sorulur mu, ilim alınır mı?

Şimdi ayrıştırıcılık yapan bir uslüp ile değil, öğreten bir uslüp ile gitmemiz gerekir. Bir zaman ben Almanya da bu diyanette gelen hocaların birisi ile sohbet ediyoruz, oraya gelen hocalar imtihan ile gelen kalbur üstü kimseler. Hocam dedim, Ebu Hanife hangi akide üzereydi, o da Maturidiydi dedi. Durdum Subhanallah dedim hocam Ebu Hanife kaçta yaşadı öldü? Hicri doksanda doğdu yüz ellide öldü. İmam Maturidi ne zaman? Üç yüz kırklarda. Şimdi bu adamın sen tarih bilgisine mi şaşarsın, söylediği bu söze mi? Renk menk geçti durdu. Şimdi ondan ilim alınır mı değil, bunu sen düşünürsün ilmi alacağın kimse mesela hafızlık kursuna gidebilirsin eğer kıraatı düzgün bir hocaysa ondan hafızlık öğrenebilirsin bir sorun yoktur. Arapça öğreneceksen bunu da yapabilirsin. Ama ben akidemi amelllerimi Allah böyle demiş Resulü böyle diyor demeyen kimsenin sözünü almam böyle ayrıştırırım. Allah böyle demiş Resulü böyle demiş diye aktarıyorsa kim olursa olsun önemli değil. ayrıştırmaya gittiğimiz zaman biz marjinal grup haline geliriz. Biz yanlışları şeyh Elbani’nin dediği gibi önce akideyi tashih. Bu insanlar da Allah Resulü de Mekkelilerde tenkit ettiği şeyler ne idi? Arızalardı. Müslüman olduktan sonra da onlar hac yaptılar değil mi. Müslüman olduktan sonra da oruç tuttular. Bizim menhecimiz tashih menhecidir. Asla ters düşen ne olursa olsun bunu da söylemeliyiz. Bu şirktir deriz, bu küfürdür deriz ama buna delilimiz olmalı. Kafadan sözler ile değil. ilim ilim sahibi olandan alınır. Az önce de dediğim gibi ilim Abdullah ibn Ömer’in, Abdullah ibn Mesut’dan gelen rivayette dediği gibi üçtür;

Kitap, Sünnet, bilmiyorumdur. İlim bu.

Ebu Said Hoca

Yazan: Ankaralı Mehmet Şahin

20 Şub 2021