İlme Davet Derneği

Tevekkül

Tevekkül

Tevekkül önce imandan bir cüz. Hani “iman 70 küsür şubedir derken en üstün lailaheillallah, en ednası yoldan insanlara eziyet veren  şeylerin giderilmesi” dedik. Buda gösterir ki demiştik iman 70 küsür şube Alası veriliyor ednası arada tevekkül imanın cüzlerinden bir cüzdür. Buna da delil;

وَعَلَى ٱللَّهِ فَتَوَكَّلُوا إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

“Eğer inanıyorsanız Allah’a tevekkül edin.”[1]

Buda gösteriyor ki tevekkül imandan bir cüzdür.

Sadece bu kadarıyla değil tevekkül ayrıca lailaheillallah’ın cüzlerinden birisidir. Çünkü lailaheilallah derken açılımında;

قُلْ هُوَ رَبِّى لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ مَتَابِ

“ De ki: O benim rabbimdir. Ondan başka tevekkül edilecek ilah yoktur.”[2]

Binaenaleyh ben ona tevekkül ediyorum. Yani bu Allah’ı birlemenin cüzlerinden de bir cüzdür.

O zaman imandan bir cüzse, tevhid den lailaheilallah’ın açılımında onun bir cüzüyse lailaheilallah diyen kişi bu sözün açılımının birisinin “Allah’tan başka tevekkül edilecek ilah yoktur,  Allah’tan başka tevekkül edilecek yani güvenilecek, itimat edilecek, bütün işlerinde ona iltica edip sığınacak tek ilah Allah azze ve celledir. Ayriyeten de bu onu birlemenin cüzlerinden birisiymiş.

O zaman bunun fıtrattaki yeri neredir diye düşündüğümüzde, ben önce mesela tevekkülü hemen kelime manası ile kökü, türediği kelime, hangi kelimedir müştak olduğu kelime hangisidir demeyi, öğrenmeden evvel fıtraten sahip olduğumuz değerler içerisinde sığınma duygusu, iltica etme duygusu, güvenme, itimat yapamayacağın, beceremeyeceğin işlerini tevdi edeceğin bir vekil çünkü Allah’ı vekil edilirsen tevekkül ancak böyledir. Yani tevekkül gündeme gelirse vekil edinirsin. Aynen bir dava vekili ediniyorsun, dava vekili ne demek? Avukattır. Bu ne demek? Seni mahkemede temsil edecek ve senin  hakkını koruyacak. Onun için Allah azze ve celle نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِير derken o cidden bizim için en güzel vekil. حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

O Bana Vekil Olarak Yeter. 

Onu vekil tayin ettik mi, ona itimat edip güvendiğimizde o bize yeter. O zaman fıtratımızda tevekkül, sığınma, itimat etme dediğimiz duyguların yeri nere? Hangi konumlarda kendisini gösterir yani ihtiyaç duyarız ona?

Tevekkül her insanoğlunun aczinin, aczi ne demek insanın acizliği? Taakatının, gücünün yetmediği, önüne geçemediği tedavisi olmayan bir hastalık gibi. Biçare kaldığında, çaresiz kaldığı yerde aczinin neyidir? Tezahür ettiği yerdir. O zaman mutlak güvenecek bir şeyler arar. Aczinin, çaresizliğinin tezahür ettiği yerde o ihtiyacı giderecek güce güvenmesi, olan fıtri bir ihtiyaçtır. O an sığınacak bir şeye ihtiyaç duyar.

Mesela eğitilmiş, eğitimli toplumlarda mesela Mekkeliler gemiye binip, denize açılıp, fırtınaya yakalandıklarında denizin ortasında sığınma kurtulma diye olayları ne kadar sıfıra inmiştir? SOS vardır şimdi gemiler öyle bir tehlike karşısında SOS verir, yani yardım çağrısı yapar telsizle sinyallerle. En yakın gemi ona gelir. Bunun olmadığı yeri düşünün. Yetişemeyecekleri yeri düşünün, o an çaresizliklerini hissettiklerinde sadece Allah’a güveniyorlar. Mekkeliler bunu beceriyordu. Her ne kadar karaya çıktıklarında aynı şirke devam etmiş olsalar bile. Sıkıntılar bazen iyidir.


[1] Maide 23

[2] Rad 30

Bunun içindir ki İman ve değerlerinden imandan ve imanın değerlerinden cahil olan yani bilgilenmemiş kimseler, herhangi bir sıkıntıya düştüklerinde, hastalık gibi bir derde düçar olduklarında, rızık sıkıntısında, bir şeyden korktuklarında güvenecekleri bir sığınak ararlar. Bu herkesin başına gelir, herkes de bu ihtiyacı hisseder yerine göre.

Mesela öyle bir eğitim uygulanması gerekir ki bir çocuk bile böyle korktuğunda, yani sıkıntıda kaldığında, darda kaldığında, birisi döveceğinde, ağzından ilk çıkacak söz nedir? Anne, baba diye bağırır. Halbuki çocuk yönlendirilirse, küçük yaşta Allah’a sığınması gerektiği öğretilirse çocuk buna alışır ve çocuk bu mevzuda eğitilir. Ama insanoğlu anne baba demez sadece ne der bir yeri acıdığında? Anaaam der. Bunu der bunda da bir sorun yok neden? Kendisini koruyanın, himaye edenin devamlı annesi olduğunu düşündüğü için. Halbuki çocuğa küçük yaşta vermen gereken şey annen de aciz kalır. O kime sığınıyor? Allah’a. Ve sığınması gerekeni anlatmak gerekiyor. İşte bir şeylerden korktuklarında güvenecekleri sığınak ararlar. Cahili toplumlarda taş, ağaç, boncuk, yatır gibi takdis ettikleri şeyler edinirler. Mesela bizim yandaki komşunun kapısında bir zaman kaplumbağa kabuğu vardı, çakır dikeni var, nazar boncuğu var neden? Birisinin kendisine zarar vermesinden korktuğu için. Göz değmesinden, haset etmesinden, bir bela ve musibeti def etmek için onları asıyor. Bu imandan mahrum, imanın değerlerinden mahrum kalmış kişilerin yaptığı işlerdir. Şimdi düşün sen ona örnek göstersen o nazar boncuğunu alıp çekiçle kırsan, o otu yaksan, kaplumbağa kabuğunu kırıp yaksan, kendilerini kurtarabilirler mi? Kur’an da verilen örnek bu;

Sizin şu yalvarıp yakardıklarınız, kendilerini bile koruyamamaktadırlar. Nasıl ki kendisine sığınılanı korusun?

Bu bilgiler yani fıtrata hitap eden bilgiler. Çocuğa şimdi muska asıyor, o muskayı al ayağının altında taşla ez kendisini koruyamadığını çocuğa gösterebilirsin. O zaman bu seni de korumaz. Eğer çocuğuna bir dua, Allah’a yalvarıp yakarmakla kurulabileceğini öğretirsen, en basit bir dua bu kendi dilinde de olsa “Allah’ım yardım et” dese buna yönlendirsen çocuk daha küçükten bu denli müşkülatlı belalara düçar olmaz. Kocaman kocaman adamlar bile ancak kendileri ikaz edildikleri zaman taşın, ağacın kendilerini bile koruyamadıklarını. Yani İbrahim’in o topluma anlatmak istediği kırıp döktüğü putları kırdığı aleti en büyüklerine asınca bunu sen mi yaptın? Denildiğinde neden bunlara sormuyorsunuz? İşitmezler, cevap da vermezler, kendilerini bile koruyamamışlar. Doğru muhakeme böyle olması gerekir. O zaman çocuğa yani selim bir akıl üzere onu terbiye etmek gerekir ki, çocuk büyüdüğünde de istikametli düşünebilsin. Onun için buna sebep burada parantez olarak girmek istediğim bir şey; şunu bilin 20-30-40’a gelmiş bir adamı eğitmektense, hemen üzerinde emeğinizin neticesini görmeseniz bile bir çocuğa vereceğiniz bu bilgiler, hayatının herhangi bir safhasında o çocukta etkisini gösterecektir. Küçükten ona işlediğiniz bu bilgiler aynen kaligrafi dedikleri bir teknik bilim var ne biliyor musunuz? Yazı. Bunu nasıl yaparlardı biliyor musunuz? Klişeler vardır ya harflerin klişeleri yazı şeklinde bir kenara dizersin onu ondan sonra o cihazın bir ucu iğne gibidir burada harflerin içinde gezer aynı anda bunu gezdirirken o da gezer şimdi buradaki uç elmas uçlu kazır metali, gezdiği yerde o taraftan aynı harfleri yazar ondan sonra bu okunur. Çocuğun zihnine küçük yaştaki verdiğiniz bilgiler, hemen neticesini göstermese bile hayatının bir safhasında bu bilgiler etkisini gösterir.

Onun için tevekkülü bu yaşta 30-40-50’ye gelmiş bir insana anlatana kadar, bunu çocuğa çok rahat anlatırız. Kaligrafi yazı tipinde çocuğun zihnine bu yazılıyor. Çocuk bunu okuyacağı çağa gelecek veyahut o okuyuşu seslendirilerek çocuğun kulağına fısıldanacak. Kendi kendine bunu mırıldandığını görürsünüz. O kendi etkisini gösterecektir.

Cahili toplumlar taş, ağaç, boncuk, yatır gibi takdis ettikleri şeyleri kendi kendilerine takdis edip, değerlendirdikleri şeyler. Cidden mukaddes olan şeyler değildir. Öyle biri olsa düşünün Allah göstermesin, Allah Resulünün bile halasını, kızını kurtaramıyorsa o hali ile benim yarın size faydam olmaz diyorsa kim kimi kurtarabilir? Hiç kimse kimseyi katiyetle kurtaramaz.

İnsanoğlunun güvendiği, itimat ettiği, ihtiyaçlarını giderdiği bir gücün varlığını bilerek önce bunu bilmeli değil mi? Bu işleri kimin telafi edip kimin telafi edeceğini bilmesi küçük yaşta. Bir sıkıntıda Allah’a yalvar Allah’a güven Allah dan kork, Allah’a itaat et, Allah’ı sev, gibi tembih niteliğindeki ifadeler tembihi anlıyor musunuz ne demek? Yani ikaz, uyarı mahiyetindeki sözler. Allah dan kork, Allah’ı sev, sadece ona güven, ona itimat etmelisin, ona yalvar, ondan iste gibi sözler bunlar tembih ifade eden sözlerdir. Uyarı sözleridir. Bunula çocuklar telkin altı diyelim rahat anlayın yani İslam karşıtlarının bu son zamanda mahalle baskısı diye kullandıkları bir ifade var ya ne anlama gelir bu? Bizim geçmişimizde de bu var ne diyor? Birisine kırk gün deli de o deli olur.

Buna şuur altı telkin denilir. Hatta bir anne baba bile çocuğuna beceriksizsin, beceriksizsin, beceriksizsin birileri ile kıyaslayarak bunu yaptığı zaman çok yanlış yönlendirmelere sebep olabiliyor. Bu şimdi belli bir yaştan sonra ama küçükken çocuğa Türkçeyi öğretirken bile bu kelimler tembih ifadeleri hatırlatılsa, devamlı söylenseydi, işitmeleri sağlansaydı inan bir gün gelecek hiç anlamadığını düşünün bu ne demek diye sana soracak. Allah dan nasıl korkulur? diye sorma ihtiyacı duyacaktır. Onun için insanoğlunun güvendiği, itimat ettiği, ihtiyaçlarını giderdiği bir gücün varlığını bilerek, ona iman ederek, tevekkülle teslimiyeti, ihlasla tek bir ilah olarak onu birlemesi yakinini vicdanındaki azmi güçlendirecektir. O denli olacak ki çocuk, mesela devamlı çocuğunun istediğini yapan, çocuğunu koruyan, tehlikelere karşı onu müdaafa eden babaya karşı bir güven duygusu gelişmiş midir?  Bu vardır. İşte biz bunun önce Allah’a yönlendirmemiz gerekiyor. Çocuk çünkü bu güveni sığınmayı nerde hissederse ona karşı güveni artar. O zaman devamlı Allah’a bunu yönlendirdiğimizde küçücük çocuğa yakini işlemek kadar kolay bir iş yoktur. Büyük insana bak yakini işlemek on sene alırsa, küçük bir çocuğa daha kolaydır bu. O zaman insanoğlunun güvendiği, itimat ettiği, ihtiyaçlarını giderdiği bir gücün varlığını bilerek, ona iman ederek, tevekkülle teslimiyeti ihlasla tek bir ilah olarak onu birlemesi yakininin yani imanı yakini mertebede olur. Yakin nedir? Şüphe, tereddütleri izale etmiştir bu. Vicdanındaki azmi güçlendirecektir. Yani o bana yeter. Düşünün İbrahim’i ateşe atarlarken ateşin ona…

Tevekkül Tek Başına İmanın Ve Tevhidin Şartıdır. Her İnsanın Fıtri Bir Lazımıdır.

Şimdi tevekkül tek başına imanın ve tevhidin şartıdır her insanın fıtri bir lazımıdır. Şimdi tevekkül tek başına imanın ve tevhidin şartı derken sair ne kadar amelle ilişkisi var mesela harpte tevekkül dedik harp imandan bir cüz müdür? Allah yolunda cihat evet. Harpte tevekkül ne? Lazımı. Tevekkül olmazsa korku hakim olur. Tevekkül korkuyu da giderir. Çünkü güveni temin ederken, korku giderir ve güveni hiçbir şekilde, sahabeyi düşünün huneyn harbinde, iman da en üst mertebeye çıkmış insanlar Allah Resulünün vefatından biraz önce hemen adamları çoğalınca bu çoklukla bizi kimse mağlup edemez dediler Allah’a itimatları ne oldu? Arızalandı. Ama düşünmediler, esbaba tevessül meşru olarak bize vacip kılınan bir şey. Esbaba tevessül Allah’a tevekkülü zedelememeli. Burada tevekkül tek başına imanın ve tevhidin şartı. Hatta istişarede tevekkül, evlilikte de. Şimdi sana esbaba tevessül hakkı veriyor mu? Veriyor. Ondan sonra ne diyor?

مَنْ تَزَوَّجَ فَقَدِ اسْتَكْمَلَ نِصْفَ الْإِيمَانِ، فَلْيَتَّقِ اللَّهَ عما الْبَاقِي»

“Evlenen imanının yarısını tamamlar. Geri kalanından da Allah dan korksun.

Demek ki evlilik iman dan. İmanın yarısı tamamlanıyor. Ne anlama gelir? Evlenmekle, Allah’a isyana düşebileceğin aksiyle Allah’a kulluğunu eda edebileceğin birçok şeyle alakalı yarısıyla Demek ki evlilik seni birçok isyandan kötülükten, münkerden koruyor. Hem de yarısı diyor buna. Geri kalan yarısından da Allah’tan kork. O zaman evlilik ne için gerekli? Ha belki evliliğe teşvik için şehevi bir duygu olmasaydı hiç kimse evlenmek istemez, haram korkusu olmasa yine insanlar evlenmek istemez biliyor musun? Bunu rast gele hayvanlar gibi telafi etseydi haramlılık helallilik diye bir şey olmasaydı yine evlenmezdi değil mi? ne ihtiyacı vardı ki? Yani sebepler bizi dalalete götüren şeyler değil, hakka yaklaşmayı sağlayan veyahut imtihanla aramızda bir perde diyebilirsiniz. O zaman evlilikte bir tevekkül var. ha çocuğun hayırlı bir çocuk olmasında dua, yalvarıp yakarma yapılması gereken hatta besmelesiz peydahlamama bile buna konmuş. Ama buna rağmen Allah’a hidayeti için ne yapman gerekiyor? Tevekkül etmen gerekiyor. Tevekkül tek başına imandan, tevhit den bir cüz olmasına rağmen bir çok amelle iç içedir tevekkül.

Tevekkül tek başına imanın ve tevhidin şartı, her insanın fıtri bir lazımıdır. Her insan tabiatı gereği acizlik ve ihtiyaç anında sığınacağı, hacetini giderecek bir mercii’e (mercii, sığınak demektir yani nasıl ki iltica sığınma, merci sığınılan yer anlamında.) ihtiyaç duyar. Niyazını işiten, istediğini veren, günahlarını bağışlayan, açlığını gideren , hastalığına şifa veren, fakirliğini gideren bir zengin, zelilliğini izale eden bir aziz hülasatu-l kelam kulluğunu takdim edecek bir hak mabud arar.

Ebu Said – El Yarbuzi 

Yazan : Ankaralı Mehmet Şahin 

Sünnetin Vahiy Oluşu

Bizleri Takip Edin