Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+09 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Gadiri Hum olayı ve Sakaleyn Hadisi

Gadiri Hum olayı ve Sakaleyn Hadisi

Değerli Müslümanlar … ! bilindiği gibi Allah Rasulü s.a.v’den Gadiri Hum mevkiinde anlatılan Sakaleyn – yani iki ağırlık anlamına gelen – bir hadisi şerif vardır…

Müslim’in rivayet ettigi Sekaleyn hadisinin metninde geçen ; – gadir – hum lafzından dolayı bu Hadis “ Gadir hadisi “ şeklinde de anılmıştır…

Sekaleyn hadisinin ifade ettiği hükmü anlamak için, gerek bu hadisin ve gerekse konu ile alakalı sair hadisi şeriflerin hep birlikte okunması ve üzerinde ciddi anlamda durulması gerekir…

Hadisin vurud sebebi, yer ve zamanı hakkında farklı rivayetlerin oluşu, hadisten farklı sonuçlar çıkarılmasına neden olduğu gibi, Ehli sünnet ile şia arasındaki ihtilafın temelini de bu hadisten çıkarılan farklı hükümler oluşturmaktadır… Zira, ileride daha geniş olarak ele alınacağı gibi ehli sünnet bahsi edilen bu hadisten Ali r.a ve ehli beytin faziletini anlarken, Şia, Kur’an nasıl ki hatadan masum ise, ehli beyt’inde aynı şekilde hatadan masum olduğunu ve hilafetin de yalnızca ehli beyt’e ait kılındığı hükmünü çıkarmıştır…

Bu nedenle biz, gerek zikri geçen Gadiri Hum hadisi şerifini ve gerekse bu konudaki diğer hadisi şerifleri hep birlikte ele alıp, konunun nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde duracağız…   

“ …  Zeyd dedi ki : Ey kardeşim oğlu ! Vallahi yaşım geçti ; vaktim ilerledi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den öğrendiklerimin bazısını unuttum. Binâena­leyh size ne rivayet etmişsem kabul edin, neyi rivayet etmemişsem onu bana teklif etmeyin ! dedi. Sonra şunu söyledi : Bir gün Rasululllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke ile Medine arasında Hum denilen bir su­yun başında aramızda hutbe okumak üzere ayağa kalktı ve Allah’a hamdü-sena etti. Orada bizlere va’z etti ve bazı hatırlatmalar yaptı. Sonra şöyle buyurdu :
— Bundan sonra, dikkat edin ey cemaat ! Ben ancak bir insanım. Rabb’imin elçisi gelip de ona icabet etmem yakındır. Ben size iki ağırlık bıra­kıyorum. Bunların birincisi Allah’ın kitabıdır. Onun içinde doğru yol ve nur vardır. Onu alın ve ona sıkı sıkı sarılın ! .  Ve bu şekilde Allah’ın kitabına teşvik ederek gönüllleri ona rağbet ettirdi. Sonra :
— Bir de ehl-i beytimi ( bırakıyorum )… Ehl-i beytim hakkında size Allah’ı hatırlatırım !.. Ehl-i beytim hakkında size Allah’ı hatırlatırım !.. Ehl-i beytim hakkında size Allah’ı  hatırlatırım !, buyurdu. Husayn ona :
—  Onun ehl-i beyti kimlerdir ya Zeyd ? Kadınları ehl-i beytinden de­ğil midir ? diye sordu. Zeyd :
—  Kadınları ehl-i beytindendir. Lakin onun ehl-i beyti ondan sonra sadakadan mahrum olanlardır, cevâbını verdi. Husayn :
—  Kimdir onlar ? diye sordu.
— Onlar, Ali oğulları, Akil oğulları, Cafer oğulları ve Abbas oğullarıdır, dedi.  Husayn :
—  Bunların hepsi sadakadan mahrum mudurlar ? dedi. Zeyd :
—  Evet ! cevâbını verdi. 

Müslim : 7.c.2408.n

       Aynı hadisin devamında, Müslim farklı iki senedle şu ziyadelikleri nakleder ;

“ …..Birincisi Allah’ın kitabıdır. Onda hidayet ve nur vardır. Kim ona sım sıkı sarılır ve tutunursa hadiyet üzere olur ; kim de onu ihmal ederse sapıtır. “

Müslim : 7.c.2408.n

“ … O ikisinden birincisi Aziz ve Celîl olan Allah’ın kitabıdır. O Allah’ın ipidir. Kim ona tabi olursu hidayet üzere olur. Kim de onu terk ederse delalet üzere olur….. “ Zeyd’e ; “ Ehli beyti kimdir ? “ dedik. Zeyd ; ‘ Allah’a yemin olsun ki, hayır ! şüphesiz kadın bir asır süresince kocasıyla olur ; sonra kocası onu boşar, o da babasına ve kavmine döner. Rasulullah’ın ehli beyti, onun aslıdır ve kendinden sonra sadaka almaları haram kılınmış olan, baba tarafından akrabalarıdır,’ dedi. “

Müslim : 7.c.2408/37.n – İbn Kesîr el-Bidâye : 5/183

Değerli  Müslümanlar … ! Şüphesizki bu ve emsali hadisi şerifler ehl’i beytin değerini anlatan hadislerdir… Dolayısıyla ehl’i beyt, iman eden her Müslüman tarafından sevilmesi gereken değerli kimselerdir… Ki zaten Ehl’i sünnetin bu konudaki yolu da budur…  Onlar, Şia’nın yaptığı gibi ehl’i beyt hakkında haddi aşmazlar… Onlar hakkında asılsız şeyler uydurmazlar.

Şia’nın bu konudaki en büyük ve en ciddi sapıklığı, ehl’i beyti sanki Kur’an gibi edilleyi şer’iyyeden saymalarıdır. Yani Allah Rasulü s.a.v’in : “ Ben size iki ağırlık bıra­kıyorum. Bunların birincisi Allah’ın kitabıdır. Bir diğeri de ehl-i beytimdir “ sözünü alarak, hadiste anlatılan diğer ifadeleri anlamadan, kavramadan hissi ve nefsi davranmalarıdır…

Halbuki hadise dikkat edildiği zaman Allah Rasulü s.a.v bırakılan bu iki emanet hakkında önce Kur’an için ;   “ ……. Birincisi Allah’ın kitabıdır. Onda hidayet ve nur vardır. Kim ona sım sıkı sarılır ve tutunursa hadiyet üzere olur ; kim de onu ihmal ederse sapıtır. “ ifadeleriyle, onun şer’i bir kaynak olduğunu ve ona sıkı sıkıya sarılmamız gerektiği anlatılmaktadır.

Ehl’i beyt hakkında ise ; “ …. Ehl-i beytim hakkında size Al­lah’ı hatırlatırım !.. Ehl-i beytim hakkında size Allah’ı hatırlatırım !.. Ehl-i beytim hakkında size Allah’ı  hatırlatırım ! … “  buyurarak, benden sonra bu kimseler hakkında Allah’tan korkun, onlara iyi davranın, kıymetlerini bilin ve onlar hakkında haddi aşmayın şeklinde nasihat etmektedir.

Dolayısiyla burada şia’nın zannettiği gibi, ehl’i beytin şer’i delil olduğu değil, kıymetlerinin bilinip ve onlar hakkında haddin aşılmaması anlatılmaktadır.

Bu konuda şunu asla unutmamamız gerekir ki ; Peygamber de dahi olmak üzere İslam dininde herkes Vahye – yani Kur’ana ve Sünnete – uymak zorundadır. Allah’u Teala bu konuda peygamberi için şöyle buyurur :

“ Rabbinden sana vahyedilene uy …..  “    En’am : 106.Ay.

“ … Biz sana vahyetmezden önce sen İman nedir kitap nedir bilmezdin … “   Şura : 52.Ay.

… ٍ.. وَأَنزَلَ اللّهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكَ عَظِيماً

“ … Allah sana kitabı ve Hikmeti indirdi. Ve bununla sana bilmediğin şeyleri öğretti. Allah’ın senin üzerindeki fazlu keremi çok büyüktür.  ”  Nisa : 113.Ay.

Allah’u Azze ve Celle bütün kulları için de şöyle buyurur :

اتَّبِعُواْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلاَ تَتَّبِعُواْ مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء قَلِيلاً مَّا تَذَكَّرُونَ

“ – Ey insanlar ! – Rabbinizden size indirilene uyun. Ondan başka dostlar edinip de onlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz. “   A’raf : 3.Ay. 

…. وَلاَ تَتَّخِذُوَاْ آيَاتِ اللّهِ هُزُواً وَاذْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَمَاأَنزَلَ عَلَيْكُمْ مِّنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ  يَعِظُكُم  بِهِ وَاتَّقُواْ  اللّهَ  وَاعْلَمُواْ  أَنَّ اللّهَ  بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

” …….. Allah’ın Ayetlerini eğlence edinmeyin. Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve size öğüt vermek için indirdiği Hitabı ve Hikmeti hatırlayın. Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah herşeyi hakkıyla bilendir.. ”   Bakara : 231.Ay.  

Zikredilen bu Ayeti kerimelerde açıkça ifade ediliyor ki ; Allah’u Azze ve Celle, insanların öğüt almaları için kendilerine tabi olacakları iki şey indirmiştir. Bunlardan birinin adı, Kitap diğerinin adı ise, Hikmet tir. – yani Sünnettir –  Şüphesiz ki bu ifadelerin muhatabı olan ilk kimseler de, Allah Rasulü s.a.v’in ashabı olduğu gibi onun ehl’i beytidir…  

Bununla beraber zikredeceğimiz şu Ayeti Celileye ve Hadisi şerife eğer dikkat ederseniz, ehl’i beyte dahi hususi olarak Kitap ve Hikmet  hatırlatılmış ve bu iki kaynağa uymaları emredilmiştir …  

 ………”وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيراً {33} وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلَى فِي بُيُوتِكُنَّ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ وَالْحِكْمَةِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ لَطِيفاً خَبِيراً

“ …….. Allah’a ve elçisine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri ( günah ve çirkinliği ) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister. “

“ Evlerinizde okunmakta olan Allah’ın Ayetlerini ve Hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, latiftir, haberdar olandır. “  Ahzab : 33-34 

“ … Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurdu : “ … Ey Muhammedin kızı fatıma !  – babam pergamberdir diye umutlanma – senden de Allah’ın azabından hiçbir şeyi savamam. Ama malımdan iste ondan vereyim. “

Buhari : 10.c.4634.s – Müslim : 1.c.206.n 

Bu ve emsali delillerin mesajından açıkça anlaşılıyor ki ; Peygamber s.a.v’in en yakın karısı, kızı veya oğlu dahi olsa, hepsi Vahye – yani Kur’ana ve Sünnete – tabi olmak zorundadır… Ve ehl’i Sünnetin inancına göre de ehl’i beyt Kur’ana ve Sünnete tabi olan ve Allah Rasulünün diliyle Cennetle müjdelenen kimselerdi…

Hulasa kim olursa olsun Din adına uyması gereken ölçü Vahydir … Yani Allah’ın indirdiği Kur’an ve Sünnettir …

  ….. عن أبي هريرة رضى الله تعالى عنه قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم إني قد تركت فيكم شيئين لن تضلوا بعدهما كتاب الله وسنتي ولن يتفرقا حتى يردا علي الحوض

{ … Ebu Hureyre r.a’dan gelen bir hadisi şeriflerinde Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurdular : Size, sarıldığınız müddetçe asla sapıtmayacağınız iki şey bıraktım. Biri, Allah’ın Kitabı, diğeri ise benim Sünnetim. Bunlar havz’ın başında yanıma gelinceye kadar birbirlerinden asla ayrılmayacaklardır. }

Hakim Müstedrek : 1.c.193.s – Dare Kutni : 3.c.4525.n –  el Albani Silsiletü’s  Sahiha :  4.c.1761.n

        İşte bu hadisi şerif, şer’i ölçü olarak kendisine tutunulacak iki kaynağın varlığını ve bunların da Kur’an ve Sünnet olduğunu bizlere anlatmaktadır. Dolayısiyla sohbetin başındaki zikri geçen hadisi şerifin mesajı ile bu hadisi şerifin mesajı birbirinden çok farklıdır…

İlk hadisi şerifte Kur’anın şer’i delil olduğu açıklanmış ve ona sıkı sıkıya tutunulmasından bahsedilmiştir… Ayrıca emanet olarak bırakılan ehl’i Beytten bahsedilip, onların da değeri anlatılmıştır… Ama bu son Hadisi şerifte ise, şer’i delil olarak iki kaynaktan bahsedilmiş ve onların da Kur’an ve Sünnet olduğu anlatılmıştır…

Değerli kardeşlerim … ! Şia’nın aşırılıklarından birisi de ; Ahzab suresindeki 33. Ayeti Celileyi delil getirerek, Ehl’i beytin masumiyetine inanmalarıdır … Güya bu Ayet, Allah’u Teala’nın ehl’i beyti özel olarak temizlediğini ve onları masum kıldığını anlatıyormuş …

Rabbimiz şöyle buyuruyor :

………” إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيراً “

“ …… Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri ( günah ve çirkinliği ) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister. “   Ahzab : 33.Ay.

        Ayeti Celile’de geçen “ Tathir “ kelimesinden hareketle, ehl’i beytin temizlenip masum olduklarından bahsederler… Halbu ki bu ifade bütün iman edenler için geçerlidir… Çünkü Rabbimiz Maide suresi altıncı Ayeti Celilesinde iman eden bütün mü’minler için aynı  li yutahhare “ ifadesini kullanmıştır :

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ  …..……… مَا يُرِيدُ اللّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ وَلَـكِن يُرِيدُ لِيُطَهَّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

“ Ey iman edenler … Allah size güçlük çıkarmak istemiyor. Fakat sizi temizlemek ve şükredesiniz diye üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor. “

Maide : 6.Ay. 

        Yani ; eğer “ Tahir “ kelimesi masumiyete delalet ediyorsa, o zaman bütün iman edenler de masumdur…

        Hulasa Şia, birçok konuda olduğu gibi bu konudada heva ve arzusuna uyarak Kur’an Ayetleri üzerinde işlerine gelen yorumları yapmaktadırlarlar …

ALİ R’A YU ÖVEN SÖZLERİ NASIL ANLAMALIYIZ … ?

“ … Âmir b. Sa’d b. Ebî Vakkâs’dan, o da babasından naklen rivayet etti. Rasûlul­lah s.a.v   Ali’ye :
– Sen bana Musa’ya nisbetle Harun menzilesindesin. Şu kadar var ki, ben­den sonra Peygamber yoktur, buyurdular.

Müslim : 7.c.2404/30

“ … el-Berâ b.Azib anlatıyor ; Bir yolculukta Rasulullah’la beraberdik. Gadir hum mevkiinde konakladık, “ namaz için toplanın “ diye seslenildi. Rasulullah için iki ağacın altı süpürüldü. Rasulullah s.a.v öğle namazını kıldı ve Ali’nin elinden tutarak ; Bilmiyor musunuz ? ! Ben, mü’minler için kendi canlarından daha üstün değil miyim ? buyurdu. Oradakiler ; Evet dediler. Rasulullah s.a.v tekrar ; Bilmiyor musunuz ? ! Ben, her mü’min için kendi canından daha evla değil miyim ? ! buyurdu. Oradakiler ; Evet’ dediler. Ravi dedi ki ; Bunun üzerine Rasulullah s.a.v tekrar Ali’nin elini tuttu ve ; Ben kimin mevlası isem, Ali’de onun mevlasıdır. Allah’ım ona dost olana dost, düşman olana düşman ol, buyurdu. Ravi dedi ki ; Daha sonra Ömer onunla görüştü ve ; Tebrik ederim, ey Ebu Tâlib’in oğlu ! bütün iman eden erkek ve iman eden kadınların mevlası oldun, dedi. “

 Ahmed b. Hanbel, IV, 367. 21  

Arabca metin olarak hadiste geçen, “ …. ona dost olana dost ol …… “ ( vâli men vâlâh) ifadesindeki velî-velayet lafzından gelen vali kelimesini dost anlamında değilde, şia’nin iddia ettiği gibi halife veya imam anlamında kabul edersek eğer, bu sefer mana ; “ Allah’ım ona düşman olana düşman ol, onu halife edineni, halife edin “ şeklinde olur ki, Allah Teala’nın halife edinmesi sözkonusu olur ki bu anlam asla doğru değildir. Ve hadiste anlatılmak istenen de zaten bu değildir.

“ … Zeyd b. Erkam r.a anlatıyor ; Rasulullah s.a.v veda haccından dönerken, Gadir hum’da konakladı ve büyük ağaçlık yerde toplanılmasını emretti… Orada bir hutbe irad ederek ;  Size iki ağırlık bıraktım. O ikisinden birincisi diğerinden daha büyüktür. Allah Teâla’nın kitabı ve neslim ( itraüm ). O ikisi hakkında bana nasıl bir halef olacağınıza dikkat ediniz. Şüphesiz o ikisi, havzın başında benimle buluşuncaya kadar birbirinden ayrılmayacaktır, buyurdu. Sonra ; şüphesiz Azîz ve Celîl olan Allah benim mevlâm’dır, ben de bütün mü’minlerin mevlâsıyım, buyurdu ve Ali’nin elinden tutarak ; Ben kimin mevlâsı isem, bu da onun mevlâsıdır. Allah’ım ona dost olana dost ol, ona düşman olana da düşman ol, dedi. 

Hâkim, hadisi uzun olarak zikrederek ; Buhârî ve Müslim’in şartına göre sahih’tir, ancak hadisi bütün olarak nakletmemişlerdir, der. 28/4.

İbn Hacer el-Askalani’nin rivayeti ; Ali b. Ebû Tâlib, Ebû Hureyre, Câbir, Berâ b.Azib ve Zeyd b. Erkam anlatıyor ;

“ Gadir Hum günü Peygamber s.a.v ; Ben kimin mevlâsı isem, Ali’de onun mevlâsıdır, buyurdu.                 

es-Suyûtî’nin rivayeti ; “ Ben kimin mevlâsı isem, Ali’de onun mevlâsıdır. Allah’ım ona dost olana dost ol, ona düşman olana düşman ol.”

Ebû Nuaym’ın, Hilyetü’l-evliyâ’daki rivayeti ; Bureyde anlatıyor ; Peygamber s.a.v buyurdu ki ; Ben kimin dostu isem, Ali’de onun dostudur. “

     Bu rivayetlerde açıkça görüldügü gibi, Peygamber’den sonra Ali’nin veya on iki imamın vâsî ya da halife tayin edildiğini bildiren bir ifade yer almamaktadır.

Bu konudaki zayıf rivayetler :

“ … Ebû Saîd el-Hudri den naklediyor ; Rasulullah s.a.v Gadir hum günü Ali’yi çağırdı ve onun velayetini ilan etti. Bunun üzerine Cibril ; “ Bu gün sizin dininizi tamamladım….. “  Ayetini indirdi.

İbn Merduyeh ve İbn Asâkir, zayıf bir senedle…

“ … Ebû Hureyre r.a’dan. Dedi ki ; Zi’l-hicce’nin 18’nci günü olan ‘Gadir hum günü Peygamber s.a.v buyurdular ki : Ben kimin mevlâsı isem, Ali’de onun mevlasıdır. “ Bunun üzerine Allah ; “ Bu gün dininizi tamamladım … “ Ayetini indirdi.

İbn Merdûye ve İbn Asâkir, zayıf bir senedle …

Bu rivayetler zayıftır. Ayrıca Peygamber’den sonra Ali’nin veya on iki imamın vâsî ya da halife tayin edildiğini bildiren bir ifade yer almamaktadır.
“ Ey Peygamber Rabbinden sana indirileni tebliğ et …… “  
 Maide : 67.Ay

Bu Ayet, Ali b. ebi Tâlib’in fazileti hakkında nazil olmustur. Ayet indiğinde Peygamber s.a.v Ali’nin elini tutarak ; Ben kimin mevlâsı isem Ali’de onun mevlasıdır. Allah’ım ona dost olana dost ol, ona düşman olana da düşman ol, dedi. Ömer r.a onunla görüştü ve ; Ey Ebî Tâlib oğlu !  Tebrik ederim ; benim ve bütün mü’min erkek ve mü’min kadınların mevlâsı oldun, dedi.

Ahmed : 4/ 370 – Hâkim : 3/109 – İbn Hacer el-Askalânî, Tehzîbü’t-tehzîb : 7/ 337 – Suyûtî, Târîhü’l-hülefa : 114, 169 – Ebû Naîm, Hilyetü’l-evliyâ : 4/ 23 – Suyûtî, ed-Durru’l-mensûr : 2/259. 

Tefsîril Menâr ; Şia, imam Muhammed el-Bâkir’dan şunu rivayet etmektedir ;

“ Ey Peygamber Rabbinden sana indirileni tebliğ et …… “  Maide : 67.Ay

Peygamber’e inen bu Ayet, Peygamber’den sonra Ali’nin hilafetini bildirmektedir. Peygamber s.a.v bunun bazı sahabilere zor geleceğinden korkuyordu. Yüce Allah, bu Ayet ile onu cesaretlendirmiştir.

“ … İbn Abbas’tan nakledilen bir başka rivayette de şöyle denilmektedir ; Allah, Peygamber’e Ali’nin velayetini insanlara haber vermesini emretti. Peygamber, insanların ; Amcasının oğlunu kayırdı, diyerek kendisini kınamalarından korktu. Bunun üzerine, Gadir hum’da bu Ayet nazil oldu ve Peygamber, Ali’nin elinden tutarak ; Ben kimin mevlâsı isem Ali’de onun mevlasıdır. Allah’ım ona dost olana dost ol, ona düşman olana düşman ol, dedi.

Bu rivayeti değerlendiren Reşit Riza der ki ; Şia’ların bu konuda birçok rivayetleri ve muhtelif tefsirlerde de birçok açıklamaları bulunmaktadır. Bunlar zayıf ve uydurma rivayetlerdir.

“ … Bureyde el-Eslemi Yemen gazvesinde Ali ile birlikteydi. Ondan kat’i davranışlar görmüştü. Bu nedenle Ali’yi Peygamber’e şikayet etti. Peygamber bazı mü’minlerin Ali’yi haksızca şikayet ettiklerini, onun sa hakkın rızası dışında bir davranışının olmadığını görünce – Gadir hum’da – bir hutbe irâd ederek, Ali’den hoşnut olduğunu ve onun velayetini açıkladı, onun velayetinin mü’minler için gerekliliğini belirtti. “

Bu rivayetleri kaydeden Reşid Riza daha sonra şöyle der ; Ehli sünnet bu hadisin, imamet veya hilafet makamı olan idarî velayeti belirtmediğini, Kur’anda velayet lafzının bu anlamda kullanılmadığını, bu lafızdan kasdedilenin yardım, sevgi ve dostluk olduğunu ; Kur’ânı Kerîm’de, “….. onlar birbirlerinin dostudurlar … “ buyruğunda, “ velayet “ lafzını Yüce Allah’ın bütün mü’minler ve kafirler hakkında – dost ve yardımcı – anlamında kullandığını ; buna göre hadisin manasının ; Ben kimin yardımcısı ve dostu isem, Ali’de onun yardımcısı ve dostudur veya kim beni dost edinir ve bana yardım ederse, Ali’yi de dost edinsin ve ona yardım etsin, manasında olduğunu söylemişlerdir…

Netice olarak bu anlamdaki hadisler, Peygamber’in izinin takipçileri olmayı, ona yardım edene yardım etmeyi, onu dost edineni dost edinmeyi belirtmektedir. Dolayısiyla Ali’de, ebû Bekr, Ömer ve Osman’a yardım etmiş ve onları dost edinmiştir…

Hadisler, onları dost edinenlerin aleyhine bir delil değil, bilakis onlara buğzedenlerin ve onlardan berî olduklarını söyleyenlerin aleyhine bir delildir.

Bu Hadisler, hilafete veya imamete delalet etmemekte, bilakis imam olarakta, me’mûm olarakta Ali’ye yardımcı olmaya delalet etmektedir.

Dolayısiyla bu konuda basiretli Müslümanların anlamaları gereken hassas noktalar şunlar olmalıdır.

1 – Şayet bu hadis hitab anında imamete delalet etseydi, Peygamber’le birlikte bir imam daha olurdu ki bu, şer’an normal bir durum değildir.
2 – Şayet hilafet hakkında Kur’ân’da veya Hadis’te yoruma mahal bırakmayacak şekilde bir nass olsa idi, bu tevatür derecesinde olur ve hiç ihtilafa mahal karmayacak şekilde yayılır ve günümüze kadar da gelirdi.
3 – Eğer Ali r.a halife olduğunu bilseydi, hiç bir kınayıcının kınamasından korkmadan bunu, Peygamber’in vefat ettigi gün hemen açıklardı.
4 – Bununla beraber Ebû Bekr ve ona biat edenlere karşı mücadele ederdi. Zira, ilahi emirle tayin edilmiş bir halife var iken, ikinci bir halifenin seçimi söz konusu olamazdı.
5 – Böyle bir durum, sonradan seçilenin kanını helal kılar ve ona karşı savaşı gerektirirdi. Fakat Ali r.a, Ebû Bekr’e karşı hiçbir mücadele içerisine girmediği gibi ona biat etmiş ve Ebû Bekr’in istişarelerinde de yer almıştır.
6 – Eğer yukarıda zikredilen hadisler, Şia’nin iddia ettigi gibi Ali’nin hilafetini belirtmiş olsaydı, Allah’ın emrine rağmen Ali’nin bu şekildeki korkakca davranışı asla  caiz olamazdı ki, onların da bizim de kabul ettiğimiz gibi Ali, cesur birisi idi.
7 – Şayet Ali r.a, Ebû Bekr’e karşı mücadeleye güç yetiremeyeceği kanaatini taşıyordu, bu nedenle ona karşı gelmedi, denilirse, o takdirde denilir ki ; kendi hakkını korumaya dahi gücü yetmiyen bir kişinin, ümmeti idare etmesi ve ümmetin hakkını koruması nasıl düşünülebilir ki … ?
8 – Bununla beraber hakkı gasbedilen Ali’nin Ebû Bekr’e biat etmemesi, buna gücü yetmiyorsa, istişarelerinde yer olmaması, buna da gücü yetmiyor ve tamamen çaresiz kalmış idiyse, en azından hakkını savunabilecek bir yere hicret etmesi gerekmez miydi ? .. Yoksa Ali r.a, yüce Allah’ın şu buyruğundan habersiz birimiydi … ? 

“ Kendilerine yazık eden kimselere Melekler, canlarını alırken ; “ ne işde idiniz ? “ dediler. Bunlar ; “ Biz yer yüzünde çaresizdik “ diye cevab verdiler. Melekler de ; “ Allah’ın yeryüzü geniş değil miydi ? Hicret etseydiniz ya “ dediler… “

9 – Allah ve Rasülü tarafından tayin edilmiş bir halife dururken, Hakk’ın bu hükmünü çiğneyerek hilafet makamına gelen birisine, Ali’nin itaati nasıl düşünülebilir ? … Yoksa Ali r.a islam’ın, “ Yaratıcıya isyan olan bir hususta, yaratılana itaat edilmez “ kuralını bilmiyor muydu … ? …
10 – Hicrete de gücü yetmiyor idiyse en azından Allah ve Rasülü’ne isyan eden bir topluluğun içinden ayrılıp bir köşeye çekilerek ibadetle uğraşması gerekmez miydi … ?
11 – Kaldi ki, ne ehli sünnet, ne de şia kaynaklarında, Ali’nin, Ebû Bekr’e biate zorlandığı, veya halifenin istişarelerine katılmaya zorlandığı, yada hilafet yurdunda ikamete zorlandığı şeklinde bir ifadeye de rastlamış değiliz.

Bütün bu itham ve batıl düşüncelerden Ali’yi ve diğer sahabileri tenzih ederiz. Onlar, Allah’ın razı olduğu kimselerdir… Dolayısiyla Yüce Allah’ın övdüğü bir topluluğu yermekten, onlara kin beslemekten ve onların aleyhinde sözler sarfetmekten Allah’a sığınırız… Çünkü Rabbimiz bu konuda onlardan sonra gelenlere şunu nasihat eder ;

” Onlardan sonra gelenler şöyle derler ; Rabbimiz Bizi ve bizden önce iman eden din kardeşlerimizi bağışla, kalblerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma ! Rabbimiz ! Süphesiz ki sen çok sefkatli, çok merhametlisin ! ”  Haşr : 10.Ay 

                       Vel hamdu lillahi rabbil alemin

                                 Tacuddin el Bayburdi