Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Tasavvufun Müslümanlar üzerindeki kötü sonuçları

Değerli Müslümanlar ! Şunu rahatlıkla ve bütün samimiyetimle söyleyebilirim ki, tasavvuf ve onun getirdiği inanç ve ameller, geçmişte olduğu gibi bugün de binlerce inananın itikadını, amellerini ve ahlakını tepeden tırnağa bozmuş ve onların üzerinde – geçmiş cahiliye dönemlerinde bile görülmemiş –  çok kötü sonuçlar doğurmuştur.

İşin en acı yönü ise ; Allah resulü s.a.v’in senelerce ortadan kalkması için çaba sarfettiği bir çok çirkin inanç ve ameller, bu gün tasavvuf adı altında Allah’a yakınlaşma maksadı olarak ortaya atılmış ve samimice icra edilmektedir.

Dolayısıyla Tasavvuf dediğimiz bu sistem Müslümanlara asla hayırlı şeyler sağlamamış bilakis, onların akidelerini, amellerini ve ahlakları kötü yönde değiştirmiştir ve bozmuştur.

Öyleyse sözü daha fazla uzatmadan gelin hep beraber tasavvufun inananlar üzerindeki çirkin sonuçlarına şöyle bir nazar edelim… Bakalım tasavvuf Müslümanlara neler getirmiş ve yine bakalım tasavvuf müslümanlardan neleri alıp götürmüştür.

İşin doğrusu ; getirtiği hayırlı ve olumlu bir şey olmadığı için biz götürmüş olduğu çirkin şeylerden ve açtığı derin yaralardan  bahsetmeye çalışacağız.

TASAVVUF  MÜSLÜMANLARIN  ALLAH  İNANCINI  BOZMUŞTUR …

Tasavvuf her şeyden önce, öne sürmüş olduğu birtakım gayri islami inanç sistemiyle Müslümanların kısmı azamının Allah inancını bozmuştur.

İslam akidesinde Allah inancı ; varlığı ezeli ve ebedi olan, eşi ortağı ve benzeri bulunmayan, yoktan vareden, zatı ve sıfatları bakımından bütün noksanlıklardan münezzeh olan, yaratmış olduğu mahlukatından tamamen ayrı Arşının üzerinde olan, kendisinin dışında her şeyin sonradan yaratılmış  olup ve kendisi var iken hiçbir şeyin olmadığı tek varlıktır… İşte islam’ın tarif ettiğ Allah inancı ana hatları ile böyledir.

Ama tasavvufa baktığınız zaman ; bunun temelinde “ vahdeti vücut “ inancını göreceksinizdir. Her  ne kadar bu yolun müntesibi olan cahil  insanların  kısmı  azamı “ vahdeti vücuttan “ kastın ne olduğunu bilmeseler de, istisnasız her kolun ve her gurubun temel inancında bu vardır.

VAHDETİ VÜCUT : Kelime anlamıyla, varlığın birliği demektir. Yani, eşyada yada varlıkların görünen yapısındaki çokluğa rağmen, hepsi mahiyet itibariyle tek bir özelliği sergilerler… İşte bu çokluk içindeki birliği görmek, “ birlikteki çokluk “ demektir.

         Yani – daha açık bir ifadeyle – bunlar her şeyin Allah olduğu inancındadırlar.

Bu inanç ve anlayış, doğu ve batı kültürlerinde olduğu gibi tasavvuf inancını bayraklaştıran ve onun önderliğini yapan başta İbni Arabi, Hallacı Mansur, Ebu Bekr Şibli, Sadreddin konevi, Celaleddini Rumi, Yunus Emre ve Şemseddin Tebrizi gibi şahsiyetlerde de açıkça görülmektedir. Halbuki bu şahıslar Müslümanlar nazarında Allah dostu diye bilinirler.

Ama esefle ifade etmem gerekirki ne bu insanların ve ne de bu kimselerin anlatmaya çalıştığı inancın islamla ne uzaktan ne de yakından asla alakası yoktur. Bu inancı islam’da görmeniz asla mümkün değildir. Bunlar ancak Hinduzim’de, Budizm’de, Şamanizm’de, Zerdüşlük’de ve bütün Paganizm  – yani şirk – dinlerinde görülen şeylerdir.

Delilleriyle de isbat edeceğimiz gibi bu inanca sahip olanlar, geçici ve fani olanla kalıcı ve ebedi olanı birleştirmektedirler… Daha açık bir ifadeyle bunlar, birincisini ikincisine irca etmek suretiyle cüz’ün, ait olduğu bütüne kavuşması inancındadırlar.

Değerli Müslümanlar işin açığı bunlar, – az önce de dediğimiz gibi haşa – her şeyin Allah olduğu inancındadırlar. Haşa..

Gelin hep beraber bu batıl dinin İslam adı altında Müslümanlara Pazarladıkları ve takdim ettikleri çirkin inancı ve onun hareretli savunucularının ilhad ve küfür olan sözlerini beraber okuyalım.

İBNİ ARABİ : Bu zat ; “ vahdet’i vücut “ inancının başta gelen savunucularındandır. Zaten tasavvuf denildiği zaman ilk önce bu isim akla gelir.Bu kimse Din adına öyle şeyler zırvalamıştır ki, inanın kendisinden önce bu şekilde Allah’a karşı küfreden hiç kimseyi göremezsiniz. Gelin hep beraber bu küfür önderinin – ki,aslında kendisine şeyhu’l ekber denilmesine rağmen şeyhu’l ekfer’dir – bunun çirkin ve pislik kokan inancını ve sözlerini okuyalım… Bakın neler zırvalıyor :

“ …. Hak ile halk arasını ayıramazsın.Şu halde her varlık hak’tır,yahut her şey halk’tır dersin. Yahutta,o bir bakımdan hak’tır,bir bakımdan da halk’tır diyebilirsin … ”  FİSUS UL- HİKEM : 99.S – İST- KİTABEVİ  1981

“ Yaratan, yaratılan,halık,mahluk,hep O’dur.O’nun dışında,O’nun varlığı haricinde hiçbir varlık tassavur edilemez. Çünkü Vücut birdir. “

FİSUS UL- HİKEM : 13.S M.E.B YAYINLARI İST-1992

“  Var olan kimdir ? Varlık nedir ? Varlıkta bir belirme vardır. O beliren var olan zatın kendisidir. O’nu umumileştiren hususileştirmiş oldu,O’nu hususi gören de,umumileştirmiş oldu. Tek varlıktan başka varlık yoktur. Şu halde nur ile zulmet aynıdır  “

FİSUS UL – HİKEM : 99.S – İST- KİTABEVİ  1981 – FİSUS UL- HİKEM : 190.S M.E.B YAY. İST-1992

“  Ey nefsinde varlıkları yaratan,sen yarattığın şeylerin hepsisin. Varlığı nihayetsiz olan şeyi sen vücudunda yaratırsın. Şu halde sen hem dar hem de genişsin ”     FİSUS UL-HİKEM : 55.S – İST- KİTABEVİ  1981

“  Bir vakit olurki kul şüphesiz rabb olur. Başka bir vakitte de iftirasız kulluk derecesine iner …. ”  FİSUSU’L- HİKEM : 57.S – İST- KİTABEVİ  1981

“  Allah beni över, ben de Onu. O bana kulluk eder, ben de Ona,Bir halde ben Onu ikrar eder ve eşyadaki çokluk ve değişikliği görünce de inkâr ederim…“

FİSU… HİKEM : 48.S İSTANBUL- KİTABEVİ 1981 – FİSUS UL-HİKEM : 13.S M.E.B YAY. İST-1992 

“   Sen kulsun ve sen Tanrı’sın ; kulluğun kimin kulu olduğunu bildiğin içindir… “

FİSUS UL- HİKEM : 101.S M.E.B YAYINLARI İST-1992

YUNUS EMRE : Bu zat’da aynı “ vahdet’i vücut “  kervanın yolcularından olup, Allah ve insanın aynı şey olduğunu zırvalamıştır. İşte onun zırvalarından bir kaçı :

Ete kemiğe büründüm  Yunus diye göründüm.
Sıyırın eti kemiği, işte onun sesi, işte onun kendisi.
Ol kadiri kün feye kün ,lutfedici sübhan benem.
Kesmeden rızkı veren cümlelere sultan benem.
Nutfeden Adem yaradan, yumurtadan kuş türeten.
Kudret dilini söyleten, zikreyleten sübhan benem.

Hem batinem hem zahirem, hem evvelem hem ahirem.
Bu cümlesini yaratıp tertib eden Yezdan benem.
Yoktur anda tercüman, andaki iş bana ayan..
Bin bir adı vardır bir adı da Yunus,ol sahibi Kur’an benem.

YUNUS EMRE : KÜLTÜR BAKANLIĞI 1275 KÜLTÜR ESERLERİ 161 SAYFA.361

Aynı kitapta yine Yunus’tan şöyle bahsedilir : “ …Şiirlerinde Allah’ı insanlaştıran ve insanı da Allah’laştıran ilk ozan Yunus Emre’dir. Yunus Allah’ı uzun uzun aradıktan sonra O’nu,insanın canevinde bulduğunu şu sözlerinde anlatmaktadır :

Bu tılsımı bağlayan.                                     Çok aradım özledim.
Türlü dilde söyleyen.                                  Yeri göğü aradım.
Yere göğe sığmayan.                                  Çok aradım bulmadım.
Sığmış bu can içinde.                                  Buldum insan içinde.

Görüldüğü gibi Allah’ı insan içinde bulan Yunus,insanı Allah gibi yada Allah’ı insan gibi konuşturmuştur. Yine şu sözlerinde olduğu gibi :

“    Evvel benem ahir benem, canlara can olan benem   “

YUNUS EMRE : KÜLTÜR BAKANLIĞI 1275 KÜLTÜR ESERLERİ 161 SAYFA.365

MEVLANA : Mevlana olarak isimlendirilen Celaleddini Rumi’de  bir çok inanan tarafından hakkıyla tanınamamış ve kendilerine büyük İslam önderi olarak sunulmuştur. Halbuki bu şahsiyet de aynı şekilde “ vahdeti vücud “ inancına sahip olup,onun da islam’la tabab tabana zıd olan bir çok çirkin söz ve davranışları mevcuttur….. İşte onlardan bir kaçı :

“   … Mesnevi’deki sözlerden maksadım senin sırrın,onu şiir halinde söylemekteki muradım ise senin sesindir. Bence sesin, Allah sesidir. Aşık, haşa sevgilisinden ayrılmaz. İnsanların canı ile insanın rabbi arasında keyfiyetsiz,kıyasa sığmaz bir ulaşma, bir birlik vardır. “ …. Attığın zaman aslında sen atmadın Allah attı ….. “  “ Enfal : 17.Ay. “ Ayetini okumuşsun ama cisimden ibaretsin, üz’lerde kalakalmışsın …” MESNEVİ : 4.C.62.63.S. M.E.B1991 İST

Bilindiği gibi bu Ayet’i celile de,Resulullah s.a.v’e yönelik bir hitap vardır. Allah resulü s.a.v Bedir harbinde iken ellerini kaldırarak : “ Ey Rabbim ! eğer şu topluluğu helak edecek olursan bir daha asla yer-yüzünde sana ibadet edilmeyecektir “ diye dua etmişti. Cibril’de ona : “ Bir avuç toprak al ve bunu onların yüzlerine at “ dedi. Peygamber s.a.v de bir avuç toprak alarak onların yüzlerine attı.Bunun üzerine müşriklerden hiç kimse kalmadı ki gözlerine, burun deliklerine ve ağızlarına bu bir avuç topraktan isabet etmiş olmasın. Ve netice de arkalarını dönüp kaçtılar….. İşte bunun üzerine Rabbimiz Allah’u Teala :

“ …. Attığın zaman aslında sen atmadın, Allah attı … “ 
buyurarak, Müslümanlara Bedir harbinde nasıl yardım ettiğini zikretmektedir… Ama ne yazık ki, bu küfür önderlerinin sözlerinden de anlaşıldığı gibi, bu Ayet’i kerime kendi sapık fikirlerine delil getirilmiştir… İslam önderi olarak tanıtılan bu şahsiyetin çirkin sözlerinden bir tanesi de şudur : 

“ … Evvelce sen, varlığını tanrıya verdin … Karşılık olarak da tanrı varlığını sana verdi … “   MESNEVİ : 4.C.1.S. M.E.B – 1991 İST

“ Mesnevi Alemlerin Rabbinden inmedir. Batıl ne önünden ve ne de arkasından ona yaklaşamaz…“   MESNEVİ : 1.C.7.S. M.E.B – 1991 İST

ŞEMSEDDİN TEBRİZİ : Mevlânâ Şems-i Tebrizî’nin Kimya adında bir karısı vardı. Bir gün Şems hazretle­rine kızıp Meram bağları tarafına gitti. Mevlânâ haz­retleri medresenin kadınlarına işaretle : ” Haydi gidin Kimya Hatunu buraya getirin ; Mevlana Şemseddin’in gönlü ona çok bağlıdır ” buyurdu. Bunun üzerine kadın­lardan bir grup onu aramaya hazırlandıkları sırada Mevlânâ, Şems’in yanına girdi. Şems, şahane bir ça­dırda oturmuş, Kimya Hatunla konuşup oynaşıyor ve Kimya Hatun da giydiği elbiselerle orada oturuyordu. Mevlânâ bunu görünce hayrette kaldı. Onu aramağa hazırlanan dostların karıları da henüz gitmemişlerdi. Mevlânâ dışarı çıktı. Bu karı kocanın oynaşmalarına mâni olmamak için medresede aşağı yukarı dolaşmaya başladı. Son­ra Şems : – Mevlana ya – ” içeri gel ” diye bağırdı. Mevlânâ içeri girdiği vakit, Şems’ten başkasını görmedi. Bunun sırrını sor­du ve : ” Kimya nereye gitti ” dedi. Mevlânâ Şems ise : ” Yü­ce Tanrı beni o kadar sever ki istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya şeklinde geldi “ buyurdu, işte Bayezid’in hali de böyle idi. Tanrı ona daha sakalı bit­memiş bir genç şeklinde göründü. 

MENAKİBU ARİFİN  : 2 – 56.57.69.70.S – AHMED EFLAKİ –  M.E.B ŞARK İSLAM KILASİKLERİ . İST.1989

SULTAN VELED : Sultan Veled’den nakledilmiştir ki : Bir gün ileri gelen sofiler babam Hudavendigâr’dan : ” Abu Yezid : Ben Tanrı’mı daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde gördüm, buyuruyor. Bu nasıl olur ? ” diye sordular. Babam : ” Bun­da iki hüküm vardır : Ya Bayezit Tanrı’yı sakalı bitme­miş genç şeklinde görmüş, yahut ta Bayezid’in meylinden ötürü Tanrı onun gözüne bir genç çocuk suretinde gö­zükmüştür ” dedi.

MENAKİBU ARİFİN  : 2 – 56.57.S -AHMED EFLAKİ –  M.E.B ŞARK İSLAM KILASİKLERİ . İST.1989

İMAM RABBANİ : Bu insanın da meşhur Mektubat isimli eserini okuduğunuz zaman, onun da aynı inanca sahip olduğunu ve Allah’ın bütün eşyaya hulul ettiğini zikrettiğini göreceksinizdir… İşte bu kimsenin de çirkin sözlerinden bazıları :

“ ….. Tarikat edeplerine dair işlere devamım sırasında,Yüce Allah’ın zahir ismine bir zuhur yeri olma şerefine erdim. Hem de tam manası ile her şeyden ayrı bir manada. O kadar ki ; bütün eşyada, tek tek bu tecelliyi gördüm.Özellikle kadınların kisvesinde. Hatta ayrı ayrı her uzuvlarında. Bu kadınlar zümresine o kadar ram oldum ki, anlatamam. Bu ram olam işinde çaresiz bir duruma düştüm … 

                                 MEKTUBAT : 1.C.1. MEKTUB 38.39.S – MERVE YAYINLARI İST

BEYAZİD’İ  BESTAMİ : Bilindiği gibi bu şahsiyet de bir çok inanan tara-fından hakkıyla tanınamamış ve kendisi, büyük İslam önderi olarak inananlara yutturulmuştur. Halbuki bu şahsiyet de aynı şekilde “ vahdeti vücud “ inancına sahip olup,onun da islam’la tabab tabana zıd olan bir çok çirkin söz ve davranışları mevcuttur…İşte onlardan bir kaçı :

“ … Allah’tan Allah’a çıktım. Nihayet ben de : “ ey ben sen olan “ diye seslendi … “  

DR. ABDURRAHMAN BEDEVİ – ATAHATU’S SUFİYYE : 28-32.S – FERİDUDDİN ATTAR .  TEZKİRETU’L EVLİYA : 1 /  160

“ … Noksan sıfatlardan münezzehim, şanım ne yücedir … “

DR.ABDURRAHMAN BEDEVİ . ŞATAHATU’S SUFİYYE : 30.S 

“ ….Çadırımı Arş’ın yanına kurdum … Allah’ım senin bana itaatin, benim sana itaatimden daha büyüktür. ”      DR.ABDURRAHMAN BEDEVİ . ŞATAHATU’S SUFİYYE : 29-30.S

“ … Allah’a yemin ederim ki,sancağım Muhammedin sancağından daha büyüktür. Nurdan olan sancağımın altında cinler, insanlar ve Peygamberler bulunmaktadır… ”

“ … Beni bir defa görmen, Rabbini bin defa görmenden hayırlıdır … “

 DR.ABDURRAHMAN BEDEVİ . ŞATAHATU’S SUFİYYE : 29-30.S

Aynı ifadeleri, Din adına kaleme alınmış ve insanlara sık sık tavsiye edilen “  Gazaliye ait İhyau Ulumiddin   “kitabında da görebilirsiniz… !!!

“ … Beyazidi Bestaminin Arşa çıkması … ”   TUĞRA NEŞRİYAT – İHYAU ULUMİ’D DİN : 4.C.610.S

“ … Ebu Yezid’i bir defa görmen, Allah’ı yetmiş defa görmenden daha hayırlıdır … ”      TUĞRA NEŞRİYAT – İHYAU ULUMİ’D DİN : 4.C.610.S

Bu ve bunlar gibi daha nice insan ve din adına zırvalanan sözler var ki, bunları burada zikredecek olsak inanın vaktimiz ve sayfalarımız buna yetmeyecektir… Bunlar elbetteki yaptıklarına kavuştular. Dolayısiyle bunlarla alakalı yapılacak tek şey ; ileri sürdükleri bu saçma sapan inançlarının çirkinliğini insanlara anlatmaktır.

Allah’u Azze ve Celle, henüz hayatta olupta bu çirkin inanca sahip olanlara hidayet nasibeylesin. Ve bunun yanı sıra Allah’u Teala ; tasavvuf denildiği zaman, onu islam’dan zanneden,onu islam’ın özü olarak kabul eden ve özellikle de onu Allah’a yaklaşma vesilesi olarak gören bir çok zavallı ve kandırılmış kimselere de uyanmayı nasibeylesin… Çünkü bir çok samimi Müslüman, bu kurumun temelinde yatan bu çirkin inanç-lardan haberleri yoktur.

Hatta bunların bu çirkin arızalarını dile getirdiğimiz zaman – bir çok tasavvuf ehli –  bunları kesinlikle kabul etmiyor. Buda gösteriyor ki, tasavvufa ilk giren ve bu konuda yeni olan kimselere bu çirkin şeylerden bahsedilmiyor. Zaten şahit olanlarda bilirler ki,bu kurumda kademe kademe ilerleme sözkonusudur. Ve bunlarıda ; fenafi’ş şeyh … fenafi’r resul … fenafi’llah … ve … bekabi’llah diye kodlamışlardır.

TASAVVUF  MÜSLÜMANLARIN  PEYGAMBER  İNANCINI  BOZMUŞTUR  …

Tasavvuf, inananların sadece Allah inancını bozmamıştır. Tasavvuf, öne sürmüş olduğu birtakım gayri islami inanç fikirleriyle Müslümanların  peygamber inancını da bozmuştur. Tasavvuftaki peygamber inancı İsşamın anlatılanların tamamen tersinedir.

Tasavvuf, her şeyden önce biraz evvel ki bahsini ettiğimiz “ vahdeti’l vücut “ inancı gereği – haşa – Peygamberin Allah’tan bir parça olduğuna inanmaktadır. Bunu biraz önce Mevlana olarak isimlendirilen Celaleddini Rumi’nin şu sözlerinde açıkca görmüştük ; 

“ … İnsanların canı ile insanın rabbi arasında keyfiyetsiz, kıyasa sığmaz bir ulaşma, bir birlik vardır. “ Attığın zaman aslında sen atmadın, Allah attı  “  “ ENFAL : 17.Ay. “ Ayet’ini okumuşsun ama cisimden ibaretsin, cüz’lerde kalakalmışsın …. 

İBNİ ARABİ : ise bu inancını şu sözleriyle ortaya koymaktadır : “ Mekke den Medine ye hicret eden Allah’tı ve O’nunla beraber ikinci bir şey yoktu …

     İkinci bir sözünde şunları söylemektedir :

“ … Muhammedin hakikatı bütünüyle alemin başlangıcı ve varlık olarak ilk zahir olandır. Onun varlığı o ilahi nurdan, boşluktan ve külli hakikattandır. Boşlukta kendisi varolmuş ve alemin kendisi onun tecellisinden meydana gelmiştir … “

                                                                                FUTUHATU’L MEKKİYE : 1.152

ABDUL GANİ EN-NABLUSİ  de bu konudaki küfrünü ve ilhadını şu sözleriyle ifade etmektedir : 

“ … Muhammed ancak Muhammed’e salat okumuştur. Çünkü kulların ona salatı isminin suretinden bir emriyle kullardan sadır olmuştur. ( Yani, Kuran’da Allah mü’minlere muhammede salat okumalarını emrederken, gerçekten emreden Muhammed’in kendisiydi ve Allah, salat okuyan kulların suretine bürünmüştür. ) … “

                                                                                     MECMUU’L AHZAB : 557

Bununla beraber tasavvuf ; “ Nebiler avam’a geldi, veliler ise havas’a geldi “ dolayısiyle “ veliler deryaya daldı, nebiler ise sahilde kaldı “ gibi sözlerle, tasavvuf yolunda ilerlemiş velilerin peygamberlerden üstün olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Şems’i Tebrizi Nefahatu’l Üns’te Beyazid’i Bestami’nin Muhammed’den üstün olduğunu açıkça söylemektedir.   NEFAHATU’L ÜNS : 640.S 

Sultan veled buyurdu ki : “ bir gün babam medresede bilgiler saçıyordu. Bu arada dedi ki : halis mürid kendi şeyhinin herkesten üstün olduğuna inanan kimsedir. Mesela,“ Bir adam Beyazid’in müritlerinden birine : senin şeyhin mi büyük Ebu Hanife mi ? diye sordu. Mürid : “ benim şeyhim “ diye cevap verdi. Sonra : “ Ebu Bekir mi büyük,senin şeyhin mi ? diye tekrar sordu. O yine : “ benim şeyhim “ diye cevap verdi. Nihayet o birer birer sahabeyi saydı, fakat mürid yine şeyhinin hepsinden üstün olduğunu söyledi. Sonra : Muhammed mi üstün, senin  şeyhin mi ?  dedi.  O  yine : “ Benim şeyhim büyüktür dedi “ En sonunda : “ Allah mı büyük, senin şeyhin mi ? “ diye sordu. Mürid : “ Ben Allah’ı şeyhimle gördüm, şeyhimden başka bir şey tanımam “ dedi.

                                                                      MENAKİBU ARİFİN : 1.C.324.S

Bunun yanında Tasavvuf ; hatemu’l enbiya’ya rakip olarak uydurdukları hatemu’l evliya nazariyesini ortaya atmışlardır. Yani, peygamberlerin sonuncusu Muhammed s.a.v olduğu gibi hemen hemen her tasavvuf önderi veya meşhuru kendisini hatemu’l evliya ilan etmiştir.

Bu konudaki inançları ise ; Hatemu’l enbiya, Peygamberin adı dışında onun bütün sıfatlarına sahiptir. Zamanın en üstün temsilcisidir. Gayb’tan haber verir, insanların kalplerini okur, kader üzerinde tasarrufu vardır, melekler kendisine vahy getirir, melekleri görürler, kısacası peygamberin bütün özelliklerine sahiptiler. Hatta biraz önce de ifade ettiğimiz gibi ; bazı konularda Peygamberden dahi üstündürler.

Ve yine tasavvuf ; onu insanüstü bir varlık göstererek,bütün alemin kendisi için yaratıldığını, bütün varlıkların ondan meydana geldiğini, herkesten ve her şeyden önce yaratıldığını öne sürerek inananların onun hakkındaki inancını bozmuştur.

el-İbriz kitabının sahibi Abdulaziz ed-Dabbağ şöyle demektedir : “ Arş ve ferşiyle,yer ve gökleriyle,cennet ve perdeleriyle,alt ve üstleriyle ne varsa, hepsi bir araya getirilip bekıldığında Muhammed’in nurundan bir parça olduğu görülür.Muhammedin bütün nuru bir araya getirilip Arşa konulsa, Arş erir. Arşı örten yetmiş kat perdeye yöneltilse, perdeler parçalanırlar. Bütün yaratıklar bir araya getirilip o büyük nura tutulsa, hepsi dökülür ve dağılırlar.   EL- İBRİZ : 2 / 84

Hatta bu gün etrafımızda söylenen ve adına da hadis’i kutsi dedikleri şu ifadeler de bu inancın parçalarından birisidir :

“ Allah’u Teala – güya – buyurmuşlar ki : “ Ey Muhammed ! eğer sen olmasaydın sen, ben bu alemi yaratmazdım “

Haşa, bu ifadeler şirk ve küfürdür. Uydurma sözlerdir. Çünkü biraz önce de ifade ettiğimiz gibi, Allah’u Azze ve Celle her şeyi kendisine ibadet etsinler diye yaratmıştır. Dolayısiyla Muhammed s.a.v’de önce kul daha sonra Resuldür.

Hulasa, daha burada zikretmekte zorluk çekeceyimiz bir çok bu manada sözler mevcuttur. İşte bunlar ; tasavvufun bu konudaki inancıdır.

Biraz önce de zikredildiği gibi ; belki tasavvufla yeni tanışan veya kendisinin bunlardan haberi olmayan birileri,bu ifadeleri kabullenmeyebilir. Ki, zatan tebliğlerimizde bazen buna rastlıyoruz. Fakat unutulmaması gerekir ki, baştan beri anlatmaya çalıştığımız bu inanç tasaffufun temelinde olan şeylerdir.

TASAVVUF  MÜSLÜMANLARIN  VAHY  İNANCINI  BOZMUŞTUR …

Tasavvuf bu anlatılanlarla beraber, öne sürmüş olduğu birtakım gayri İslami ifadelerle Müslümanların kısmı azamının vahy inancını bozmuştur.

Bukonuda da aradaki farkı ve uçurumu görmemiz açısından tasavvufun öne sürdüğü vahy inancına şöyle bir göz gezdirebiliriz.    

Tasavvuftaki vahy anlayışına gelince o da ; gerek biraz önceki bahsini ettiğimiz şahsiyetler ve gerekse bu yol da şeytan ve avanelerinin hilesine aldanmış kimseler, Peygamber s.a.v’e Allah’tan nasıl vahy geliyor ise  kendilerine de aynen vahy veya ilham geldiğini söyleyerek bu konuda Nübüvvet sistemine rakip bir sistem ortaya atmışlardır…

Bu kimseler bu yönlü iddialarıyla islamın getirmiş olduğu vahiy sistemini açıkça ihlal etmişler ve kendilerine yöneltilecek eleştirilerin önüne geçmek için de sözlerinin kendilerine ait olmaktan ziyade gökten inen vahiy veye ilham olduğunu rahatlıkla söylemişlerdir..

         Gelin hep beraber bu yolda kaşarlaşmış kimselerin bazı sözlerine kulak verelim ;

İBN ARABİ : “ Resulullah’ı rüyamda gördüm. Bu kitabi – yani Fususu’l, Hikemi – yazmamı benden istedi. Bende yazdım. Bu kitap, nefis arzularının münezzeh ve içine fesat karışmamış olan en kutsi makamdan indirilmiştir. Ben ancak bana ilham olunan şeyi yazdım. Size söylediklerimiz O’ndan bizedir. Bizim size verdiklerimiz ise,bizden sizedir…”   FİSUSU‘L – HİKEM

MEVLANA : Mevlana’da aynı şekil de Mesnevisinin Kur’an’ın sahip olduğu özelliklere sahip olduğunu şu ifadeleriyle açıkça sergilemektedir.

“ … Şüphe yok ki mesnevi gönüllere şifadır, hüzünleri giderir,Kur’anı apaçık bir hale koyar, rızıkların bolluğuna sebep olur, huyları guzelleştirir, Şanları yüce, özleri hayırlı katiplerin elleriyle yazılmıştır. Temiz kişilerden başkalarının dokunmasına müsade etmezler. Mesnevi Alemlerin Rabbinden inmedir. Batıl ne önünden gelebilir, ne de ardından.Tanrı onu korur ve gözetir…“   MESNEVİ : MUKADDİME : VII  

SAİDİ NURSİ : “… Saidi Nursi’de aynı kervana katılmış, oda risalelerin ilham’la yazıldığını, kendisine gayb’den haberler ve yardım geldiğini açıkça risalelerinde zikretmiştir…. Bir iki misal :

“… Ey Said, sen zamanın Abdulkadiri ol, ihlası tam kazan, fakrinle beraber maişetini düşünme, insanlardan minnet olma, ismin ” SAİD ” olduğu gibi maişette de mes’ud olacaksın. Muhabbetimde sadık oldu-ğundan ve ihlasa çalıştığından,Hulusi gibi muhlis talebeler ve yardımcılar Süleyman,Bekir gibi sadık hizmetkarlar ve Sabrı tam takdir edici ve ciddi müştak talebeler size verilmiş ….”   SİKKEYİ TASDİKİ GAYBİ : 123. S. 

“ … Risaleyi Nur bir mucize durumundadır. Onda öyle parçalar vardır ki, kimisini 6 saatte, kimisini 2 saatte atte,kimisini 1 saatte, hatta kimisini 10 dakikada yazıp meydana getiremiyorum… Ve 6 saatte yazılmış olan otuzuncu sözü ben de, en yeterli dindar fiiozollan da çalışsak 6 günde yazamayız…Ve kimse de yazamaz … 

 BEDİU’Z ZAMAN CEVAP VERİYOR RİSALESİ : 122 

“ … Ama,onda yazılı olanlar Kur’an’ın malıdır, Allah tandır.. ”   S.NURSİ : HİZMET REHBERİ : 92.S. 

“… Risale’i nur, bu çağda, bu tarihde bir urvetu’l uska – yani kopmayan kulptur – Kopmaz bir zincirdir, Bir Allah ipidir. Bu Allah’ın ipine elini atıp tutunan kurtulur…. “   HİZMET REHBERİ : 31.S – MEYVE RİSALESİ : 150 .S

Hulasa, bu ve bunlar gibi daha nice tasavvuf erbabı olan insanlar varki, kendilerine Allah’tan vahy ve ilham geldiğini söylemişler ve kitaplarının Allah  tarafından yazıldığını açıkça ifade etmişlerdir. Bu konuda daha doyurucu deliller arayan ve isteyenler, bu insanların kitaplarına bakabilirler.

TASAVVUF  MÜSLÜMANLARIN  AHLAKINI  BOZMUŞTUR …

Değerli Müslümanlar ! Tasavvuf Müslümanların kısmı azamının ahlakını da bozmuştur. Bu yolun kaşarlaşmış simaları kitaplarında o kadar edeb ve ahlak dışı şeyler anlatmışlardır ki, inanın bir Müslüman bunları ailesi ile beraber okumaktan haya eder.

Örnek olması açısından özür dileyerek birkaç tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum :

1 – MESNEVİDEN EŞEK İLE HALAYIK PORNOSU …

“ … Bir Halayık – yani hizmetçi – şehvetinin çokluğundan, hırsının fazlalığından bir eşeği kendisine alıştırmıştı.

O eşek kendisine yaklaşmayı adet edinmiş ve insana yakın olmayı öğrenmişti. O hilebaz hizmetcinin bir kabağı vardı. Eşek, kendisine ölçülü yaklaşsın diye kabağı, eşeyin aletine takardı. Yakınlaşma zamanında aletin yarısı girsin diye bu işi yapmaktaydı. Çünkü eşeğin aleti tamamen girse rahmi de patlatırdı damarları da. Eşek durmadan zayıflayıp duruyordu. Eşeğin sahibi olan kadın da, neden bu eşek böyle zayıflıyori neden böyle kıl gibi inceliyor deyip dururdu. Fakat işin ne olduğunu anlamaktan acizdi.

Nalbantlara, illeti nedir, neden bu eşek zayıflıyor diye gösterdiyse de, hiç birinden cevap alamadı.

Kadın bu işin aslını adamakıllı araştırmaya başladı. Her an eşeğin haline dikkat etmekte ve acaba neden böyle zayıflamakta diye bunu bulmaya çalışmaktadır… Nihayet bunun sebebin bulur. Bir de ne görsün ? O halayık hizmetçi eşeğin altına yatmıyor mu ?. Bunu kapının aralığından gördü ve bu hale şaşırdı. Eşek, erkekler kadınlara nasıl yaklışıyor ise o da hizmetciye yaklaşmış işini becermekteydi.

Kadın hasede düştü ve dedi ki : bu eşek benim eşeğim, nasıl olur bu iş ? Bu işin bana olması lazım. Ve bu işe ben daha ehilim … “

MESNEVİ … M.E.B ŞARK İSLAM KILASİKLERİ . İST.1991.5.C.SAYFA : 112

2 – MESNEVİDEKİ ÇARŞAF GİYEN ÇUHA PORNOSU …

“ … Sözü kuvvetli cezbesi yerinde bir vazeden vardı. Bir gün minbere çıkmış vaaz ediyordu. Kadın erkek herkes minberin dibinde toplanmıştı. Çuha’da – yani erkek biri de – bir çarşaf giyerek yüzünü örttü ve kadınların arasına karıştı. Kimse onu tanımıyordu. Bir kadın vaaz edene gizlice soru sordu : kasıktaki kıllar, namazın bozulmasına sebeb olur mu ?

Vaaz dedi ki : uzun olursa namaz mekruh olur. Onları ya hamam otuyla ya da ustura ile traş etmen lazım ki namazın tamam olsun ve kabul edilsin. Kadın dedi ki :  ne kadar uzun olursa namaz kabul olmaz ? Vaaz dedi ki : bir arpa boyu uzun olursa onları traş etmek farzdır.

Çarşaf giyen – o erkek – Çuha kadına döndü ve dedi ki : Allah rızası için hele bak bakalım benim kasığımın kılları mekruh olacak kadar olmuş mu ? . Kadın elini çuhanın şalvarına atar atmaz eli erkeğin aletine değdi ve hemen şiddeti bir nara attı, bağırdı.

Vaaz da hemen : sanırım sözüm kadının gönlüne tesir etti, dedi. Çuha da dedi ki : hayır hayır gönlüne değil eline tesir etti, eline. Eğer gönlüne tesir etseydi vay haline vay … “

MESNEVİ … M.E.B ŞARK İSLAM KILASİKLERİ . İST.1991. 5.C.SAYFA : 272

3 – MESNEVİDEKİ OĞLANCI PORNOSU …

“ … Bir oğlancı evine bir oğlan çocuğu götürdü. Onu baş aşağı eğip düzmeye koyuldu. Bu sırada o mel’un çocuğun belinde bir hançer gördü ve dedi ki : Belinde ki ne ? Oğlan dedi ki : Kötü düşünceli biri hakkımda kötü bir şey yaparsa bununla karnını deşeceğim.  Oğlancı ise ona dedi ki : Tanrıya hamdolsun ki ben seninle alakalı kötü bir düşünceye kapılmadım. Sende adamlık olmadıktan sonra hançerinin ne faydası olur ki, veya sen de yürek olmadıktan sonra hançerin ne faydası olur ki … “

MESNEVİ … M.E.B ŞARK İSLAM KILASİKLERİ . İST.1991. 5.C.SAYFA : 205

4 – KARISINI  PAZARLAYAN  ÇUHA  KISSASI …

“ … Cuha , her yıl yoksulluktan dolayı hileye baş vurur, karısına yüz tutar ve ona : ey güzelim ! mademki silahın var, hadi yürü avlanda avından süt sağalım, derdi.

Bak Tanrı sana yay gibi kaşlar, ok gibi bakışlar vermiş. Bunları adam avlamaktan başak niçin verdi ki sanıyon ? … Yürü de bir yüce kuş için bir tuzak kur. Taneyi göster ama sakın sen yem olma haa. Onu muradına erdirecekmişiin gibi görün ve ağzının tadını boz …. “

MESNEVİ … M.E.B ŞARK İSLAM KILASİKLERİ . İST.1991. 6.C.SAYFA : 354

Değerli kardeşlerim … !  inanın Mesnevi de bahsini ettiğim bu türden 300 tane porno hikaye vardır. Artık varın gerisini siz düşünün, gerek bu kitapların ve gerekse bu hikayelerin din ile iman ile ne alakası var… Bunları anlatanların da islamla Allah dostluğu ile ne alakası var…

5 – İMAM RABBANİN MEKTUBATINDAKİ AHLAKSIZ BİR HİKAYE …

Bilindiği gibi bu insanın – yani İmam Rabbani’nin –  meşhur Mektubat isimli bir eseri vardır. Ne yazık ki bu kimse de kitabında, Allah’a karşı ahlaksızca bir şeyler anlattığı gibi Müslümanların da bu konuda inancını ve ahlakını bozmaya çalışmıştır.

Kitabında Allah’ın bütün eşyaya hulul ettiğini ve hatta kadının her tarafına hulul ettiğini zırvalamaktadır.  Diyor ki :

“ …Tarikat edeplerine dair işlere devamım sırasında, Yüce Allah’ın zahir ismine bir zuhur yeri olma şerefine erdim. Hem de tam manası ile her şeyden ayrı bir manada. O kadar ki ; bütün eşyada, tek tek bu tecelliyi gördüm. Özellikle kadınların kisvesinde. Hatta ayrı ayrı her uzuvlarında bu tecelliyi gördüm. Bu kadınlar zümresine o kadar ram oldum ki, anlatamam. Bu ram olma işinde çaresiz bir duruma düştüm … 

                                 MEKTUBAT : 1.C.1. MEKTUB 38.39.S – MERVE YAYINLARI İST

Değerli kardeşlerim ben aslında bunları yazmaktan haya ediyorum… Ama mecburi olarak bu kimselerin tanınmaları gerektiğini düşünüyorum… Çünkü yığınla cahil Müslüman var ki, bu kimselerin birer Allah dostu olduğunu sanmakta ve bu tip sözleri kitaplarında okusa da, vardır bir hikmeti diyerek geçiştirmektedir…

Benim, bu tür saplantı içerisinde olan Müslümanlara nasihatım şudur ; lütfen elinize en hayırlı kitap olan Kur’anı ve Sünneti alın … Örnek ve önder olarakta Muhammed Mustafanın peşinden koşun…  Ki, İslami yaşantınız yoluna girsin ve Rabbinizin cennetini kazanasınız…

Sohbetimi noktalamadan önce Rabbimden son niyazım ; Allah’u Azze ve Celle bizlere, Kur’an ve Sünnet çizgisinde hareket eden kullarından olmamızı nasibeylesin…

Bununla beraber, bu çirkin hastalıklardan bizleri kurtardığı için de kendisine bol bol hamdeden  kullarından olmamızı nasib eylesin…

Ve ayrıyeten öğrenmiş olduğumuz bu hakikatleri de başkalarına anlatan, aktaran kullarından olmamızı nasib eylesin… Rabbim bu konuyla alakalı problemleri olan insanlara da uyanmalarını nasibeylesin.

Amin

Vel hamdu lillahi rabbil alemin

                                                                            Tacuddin el Bayburdi