Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Bid’atı haseneye delil getirilen iki mesele

Ne zaman bid’at konusu açılsa ve bizlerde karşı tarafa delillerle itiraz etsek, bu sefer karşı taraf sürekli ;

“ tamam kardeşim bid’at haramdır ama bu deliller haram olan bid’at için söylenmiş şeylerdir. Halbuki bid’at iki kısımdır Bid’atı seyyie bidatı hasene. Yani kötü bid’at ve iyi bid’at. “

Ve tabi kendilerince delil sandığı bir takım şeyleri de ileri sürerler. Bunlardan bir tanesi de Ömer r.a nun  teravih namazını cemaatle kıldırması ve orda kullanmış olduğu “ bu ne güzel bid’attir “ sözüdür. Bu ifadenin kullanıldığı rivayet şudur :

{ … Abdurrahman şöyle anlatıyor : Ömer r.a dedi ki : Ben zannediyorum ki,bu dağınık olarak namaz kılan insanları bir tek okuyucu imamın arkasında toplarsam daha faziletli olacak.Sonra bu işe kat’i olarak karar verdi. Ve akabinde o insanları Ubey İbn Ka’bın arkasında topladı. – böylece teravih namazı cemaatle kılınmaya başlandı – Sonra diğer bir gece Ömer’in beraberinde mescide çıktım.İnsanlar okuyucu imamın arkasında ona uymuş namaz kılıyorlardı. Ömer bu manzarayı görünce : “ Ni’mel bid’atu hazihi “ Yani ; şu teravih namazının yeniden cemaatle kılınması ne güzel adet oldu,diye sevincini dile getirdi …… }

Buhari : 4.c.1864.s

Değerli kardeşlerim … ! bu rivayeti öne sürerek din adına ortaya atılan bazı yeniliklerin bid’atı hasene olacağını savunanlara bir çok yönden reddiyeler vardır.

Birincisi ; Bu söz Allah Rasulü s.a.v’in sözü değil, Ömer r.a nun sözüdür. Dolayısıyla, hiç kimsenin sözü Peygamber s.a.v’in sözüne tercih edilmez. Bu söz ister Ömer’in sözü olsun, ister bu ümmetin en faziletlisi  olan Ebu Bekir’in sözü olsun,durum değişmez. Hatırlarsınız Abdullah ibn Abbas r.a dan gelen şu rivayeti :

Abdullah İbn Abbas kendisine sorulan bir soruya Rasulullah s.a.v’i örnek göstererek verdiği bir cevaba karşı ; ama “ Ebu Bekir ve Ömer şöyle derdi “ diyenlere şu ifadeleri kullanmıştır : 

“ Başınıza gökten taş yağmasından korkuyorum !  Ben size Allah’ın Rasûlü böyle söylüyor diyorum, siz ise bana, Ebu Bekir ve Ömer şöyle söyledi diyorsunuz. “

Ahmed : 1/337-3111.n – Camiu’l Beyani’l İlm : 2/196

İkincisi ; Ömer r.a’nun bu uygulaması bid’at değil, Rasulullah s.a.v’in bizatihi sünnetidir. Yani, Allah resulü s.a.v hayatta iken Teravih namazı bir çok defa cemaatle kılınmıştır. Aişe r.anha şöyle anlatıyor :

“ Peygamber s.a.v bir gece mescitte – teravih – namazı kılarken, ashab da onunla birlikte namaz kıldı. Ertesi günün gecesi de böyle yaptı ve cemaat arttı… Üçüncü veya dördüncü günler de böyle oldu. Peygamber s.a.v ashabının yanına çıkmadı. Sabah olunca Peygamber s.a.v ashabına : “ … yaptığınızı gördüm, teravih namazının size farz olmasından korktuğum için yanınıza gelmedim,dedi . Bu, ramazan ayında idi. “

Buhari : 4.c.1865.s

Bununla beraber Peygamber s.a.v, teravih namazını cemaatle kılmayı terk etmesinin sebebinin ne olduğunu da belirtmiştir. Yani, üzerlerine farz olur korkusundan dolayı bunu terk etmiştir. Dolayısıyle,bu illet de ortadan kalktığına göre,Ömer r.a’nun teravih namazının cemaatle kılınmasına tekrar müsade etmesi, sünnete ters bir durum arzetmesinden ziyade, bilakiz Peygamber s.a.v’in uygulamasına dayanmaktadır. Öyleyse bunun neresi bid’attir.

Bu konuda önemli olan hususlardan birisi de, bid’at kelimesinin nasıl anlaşılacağı hususudur. Çünkü kelimelerin bir luğavi yönü bir de ıstılahi yönü vardır. Ve burada üzerinde durulup anlaşılması gereken kısım da bu kelimenin  luğavi manasıdır.

Çünkü Ömer r.a’nun kullandığı bu ifade  kelimenin şer’i anlamı değil, lugavî anlamıdır.

Lüğavi olarak bid’at’ın tarifi : Geçmişte bir örneği olmaksızın yapılan şey demekdir. Teravih ise böyle değil, bilakiz önceden yapılan bir şeydi.

Dolayısıyle, lugavî tanımına uygun olarak bu bir yenilik sayılabilir, ama buna şer’i manada bir bid’at denmesi kesinlikle yanlıştır. 

KUR’ANIN İKİ KAPAK ARASINDA  TOPLANIP  MUSHAF  OLACAĞINI  ALLAH RASULÜ  S.A.V  HABER  VERMEKTE …

Bu konuda delil getirmeye çalıştıkları meselelerden birisi de, Kur’anın cem edilmesi ve Mushaf haline getirilme konusudur… Yani derler ki, Kur’anın sonradan cem edilmesi de bid’atı hasenedir, çünkü Allah Rasulü s.a.v  zamanında bu yoktu.

Bu konuda da belliki cahil kalınmış… Halbuki Allah Rasulü s.a.v daha hayatta iken Kur’anın iki kapak arasında toplanacağını haber vermiştir.

“ … Bize ebu Cuma’l ensari geldiğinde şunu anlattı : Biz Allah Rasulü s.a.v ile beraberdik, aşerenin onuncusu olan Muaz bin Cebel de bizimle beraberdi. Dedik ki ey Allah’ın Rasulü ! , bizler sana iman edip uymuş iken ecir bakımından bizden daha ileri kimseler var mıdır ? Allah Rasulü s.a.v buyurdular ki :

– Allah’ın Rasulü aranızda ve sizlere gökten de vahy gelmekte – ve siz de buna şahit olmaktasınız – dolayısıyla sizi menedecek nedir ki ?. Ama öyle bir kavim var ki, sizden sonra gelecekler, iki kapak arasındaki kitap kendilerine sunulacak ve onlar buna iman edip onunla amel edecekler. Bunlar ecir olarak sizden daha ileridirler. “

Ahmed : 4/106 – Darimi Sünen : 2/308 – Taberani M.Kebir : 3538 – Buhari Halku efali’l İbad : 390.n

Allah’u Teala bizlere sünnete uygun hareket etmeyi ve bütün bid’atlerden de uzak durmayı nasibeylesin .

Amin

                                                                             Vel hamdu rabbil alemin

Tacuddin el Bayburdi