Muhammed ibn Abdulvehhab (rhm)’a akidesinin sorulması üzerine te’lif ettiği bir kitabı vardır.
Bu kitaba رسالة إلى أهل القصيم لما سألوه عن عقيدته yani “Kendisine Akidesini Sorduklarında Kasim Bölgesi Halkına Yazdığı Risale” ismini vermiştir.
Adından da anlaşıldığı üzere risale bir akide beyanıdır.
Kitabın içerisinde akideye taaluk eden bir çok bahis vardır.
Kitabın son kısımlarında ise M. İbn Abdulvehhab, kendisine yapılan iftiraları gündeme getirmektedir.
Muhammed ibn Abdulvehhab (rhm) derki : “Benim tevessül edenleri tekfir ettiğimi, el-el-Bûsirî’yi, İbnu’l Farıd ve İbn Arabi’yi tekfir ettiğimi iddia ediyorlar. Bu büyük bir yalandır.“
Bu eserin şarihlerinden biri olan Şeyh Fevzan (rhm) ise Şeyh’in sözlerinin altında şunları söylemektedir :
el-Bûsirî’ye gelince ; Bu mesele muayyen tekfir meselesidir. Şeyhe gelince o muayyen tekfiri caiz görmezdi. Busayri’ye gelince kelamı küfürdür.
Yine er-Burde isimli kasidesi küfürdür. Ancak şahsa gelince hüccetin tebliğ edilmemiş olması veya kendisinin tevil sahibi olması ve kendisine hüccet ikamesi yapılmadan tekfir edilmez. Aynı şekilde Şeyh, onun son halini bilmiyordu.”
İbnu’l Farıd ve İbn Arabi’ye gelince Şeyh Fevzan şöyle demektedir:
“İbnu’l Farıd Vahdeti’ Vucut saihibi, Manzumetu’t Taiyye’nin sahibidir. Bu manzumede ilhad ve küfür vardır. Ancak Muhammed İbn Abdulvehhab bu manzumenin sahibini tekfir etmiyordu.
Çünkü Şeyh, İbnu’l Farıd’ın hangi hal üzere öldüğünü bilmiyordu. Yine Şeyh, ona hüccetin tebliğ edilip edilmediğini de bilmiyordu.
Ve şöyle diyordu : O manzumenin içerisinde ilhad ve küfür vardır. Ancak sahibine gelince onda (kafir demiyor) duruyordu.
İşte bu Ehli Sünnet Ve’l Cemaatin Mezhebidir.
Ehli sünnet, Rasulullah (s.a.v)’ın şahitlik ettikleri müstesna hiç kimsenin cennetlik veya cehennemlik olduğuna hükmetmez.”
İbn Arabi ise meşhurdur. Vahdeti Vucud itikadının imamıdır. İbn Farıd, onun takipçisidir. Bununla beraber Şeyh Muhammed İbn Abdulvehhab ikisinin küfründe de kesin konuşmuyordu.
O ikisin de sözleri küfürdü, dalalettir ve ihaddır. Lakin MUAYYEN TEKFİR delile ihtiyaç duyar. Çünkü umulur ki ki tevbe etmiştir yine umulur ki ömrünün sonu tevbe ile bitirmiştir. Allah’u A’lem.”
Görüldüğü üzere el-Bûsirî, İbnu’l Farıd ve İbn Arabi gibi tasavvufun büyüklerini, bırakın şirki ilhad sahibi olmalarına rağmen muayyen olarak tekfir etmemişler.
Kitapları Kur’an’dan ayetlerle dolu olduğu halde acaba bunlara Kur’an ulaşmamış mıydı !?
Hulasa selefin menheci sarihtir.
