Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Kainatın Yaratılış Sebebi

Ebu Said 

Yazan : Ankaralı Mehmet Şahin

3 Nis 2021

Muhterem kardeşlerim!

Gördüğünüz gibi bu günkü sohbetimizin başlığı kainatın yaratılış sebebi. Bazılarınız bu dersi birkaç kere dinleme fırsatı bulmuştur. Ya canlı olarak veyahut kayıtlardan dinlemiştir.

Tabi ki bu dersleri tümden işleme mümkün değildir. Parça parça bölüm bölüm işleyerek bazen müteselsel peş peşe yaptığımız da var. Bazen münasebetine göre biraz önce biraz sonra devamını yaptığımız derslerden ibarettir.

Devamlı size tavsiyem bu gibi dersleri dinlerken bunlar müstakillen tek başlıklı dersler değil. Burada başlık o anki sayfaların başlığıdır. Bazen devam eder ikinci üçüncü derse kadar. Bazen tek başlık altında bitmiş olabilir.

Önemli olan bu dersleri bizzat dinlediğini anlama, daha önce veyahut sonra yapılan dersler ile alaka kurarak irtibat sağlamaktır.

Tabi ki daha önce insanoğlunun yaratılış gayesi diye çok sohbet yaptık. Ve bu yaratılışın, gayenin, varoluş sebebimizin kulluk olduğunu anlattık.

Sonra yine fıtrat derslerinin birisinde kâinatın merkezinde insanoğlu vardır dedik. İnsanı insanoğlu kainatın merkezine oturttuk çünkü ne varsa bu dünyada her şey insana dönük, insan ile alakalı, insanın hizmetine amade kılınmış. Bir yerde de insanın varoluş sebebine malzeme olan şeylerdir.

Misal insanoğlu topraktan yaratılmıştır. Kâinat da müstakillen (Bağımsız olarak) yaratılmış bir mahluktur. Burada ekseriyetle sohbetimizin hepsinin müşterek noktası şudur, yaratıcıyı tanımak.

Yine başka bir dersin başlığında şöyle bir söz söyleriz, biz Allah azze ve celle’yi zatı ile tanıyamayız. Onu ancak isim ve sıfatları ile tanırız. Ve Allah azze ve celle’yi tanımak için de önce Rab ‘lığını kabul, hakkı ile bilme. Sonra onun yaratıcı olduğunu bilmek.

Devamlı bu denli başlıklar taşıyan sohbetlerimiz devamlı surette yaratıcı ile yaratılanlar arasında ilişki kuran mevzulardır.

Çünkü Allah azze ve celle fıtri boyutta bunu ele aldığı kadar tevhidi boyutta da dikkat ederseniz Allah tan gayrı ilah edinenlere, bakın yalvarıp yakardıklarınız neyi yaratabiliyorlar ki? Onlar yaratılmışlar mıdır, yaratıcılar mıdır?

Arkasından da peki sizi yaratanın o olduğunu bildiğiniz halde bu Mekkelilere dönük bir hitaptır, انى يؤفكون nasıl saptırılıyorsunuz? Veyahut nasıl ona ortak koşuyorsunuz diyor.

Ve bu ayetlerin ikinci müşterek noktası ise devamlı düşünme, akıl etme, bakma, görme işitme üzerine yoğunlaşmıştır.

Onun için biz burada kainatın merkezinde insan var diyoruz. Ve insanın etrafında var olan her şey. Aşağıda, yukarıda, ikisinin arasında ne varsa. Bunun hepsi insan ile alakalıdır. İnsanı düşünmeye, akıl etmeye sevk eder.

Zihinleri yani gelebilecek teşvişli, şüpheli, tereddütlü sorular gelmeden evvel biz aklın görevini iki kısımda taksim ederek anlatırız. Birisi idraktir. Bu fıtri bazda aklın görevi idraktir. Devamlı düşünebilme, akıl edebilme, görebilmek, bakmak değil görebilmek. Kulak vermek ve işitmek, duymak. O sözü dikkate almadır.

Kâinatta hiçbir yaratılmış yoktur ki başı boş, rastgele yaratılmamıştır. Bunu başka bir derste şöyle bir başlık ile kullanırız. Başlıkları tekrar ediyorum bu dersleri tekrar dinleyerek alaka kurarak okumanız gerektiğini anlatmak istiyoruz.

Kainatta tesadüfen yaratılmış hiçbir şey yoktur.

Tesadüf yoktur. Ayrıca yaratılışta tesadüf olmayınca yaşamda da başıboşluluk yoktur.

Bu başlıkları zihninizde tutmaya çalışın. Çünkü geçmişten bize kadar gelmiş, ulaşmış ve bundan sonra da zuhur edebilecek sorunların hepsinin cevabını bu başlıkların altındaki izahlarda bulacaksınız. Önce başlıklar ile bir ilişki kuracaksınız.

Yaratılışta tesadüf yoktur. Yaşayışta da tesadüf yoktur. Çünkü;

ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْمَوْتَ وَٱلْحَيَوٰةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا ۚ [1] çünkü hayatı ölümü o yaratmıştır. Ne yaşamımızda tesadüf vardır ne ölümümüzde tesadüf vardır.

Varoluşumuzda da tesadüf yok. Yaşamımızda da başıboşluluk yoktur. Yani bu başlığı yakalayabildiyseniz, mevcut, yeni gündeme gelen sorunlardan birisine cevap verebilirsiniz.

İnsanlar bir yaratıcıyı kabul ediyorlar. Yaratılışta bir tesadüf olmadığına inanıyorlar. Ama yaşamda başıboşluluğu istiyorlar. Çünkü itaat edilmiyen, emretmeyen, yasaklamayan, uyulması gereken bir düzen vaz eden yaratıcı istemiyorlar.

Başıboş bir hayat sürmek istiyorlar. Nasıl ki yaratılışımız tesadüf değilse kâinat da böyledir. Yaşamımızda tesadüf değil. başıboşluluk yoktur bunda. Bizden bir şeyler isteniyor. Çünkü bu hayat bize sınanmak için, denenmek için, Allah’a hangimiz daha iyi ibadet edecek diye bir imtihan sürecinden geçeriz.

Yani buna insanoğlu mükellef olduktan sonra ölümüne kadar nasıl ki iman ettim sözünü pekiştirerek ikrar ediyor yani zaten şuana kadar yaptığımız derslerde insanoğlunun dünyaya fıtrat üzere gelmesi mevzusunda hassaten bu aleme gelirken ruhlar aleminde bir Rabbin varlığını tasdik ederek gelmiştir. Her insan da dünyaya bu tasdik üzere gelmiştir. Ebu Hureyre den nakledilen hadiste söylendiği gibi.

Bu dersleri her ne kadar ben söylesem de geçmiş dersler ile ilişkilendirebilmeniz için, alaka kurabilmeniz için cidden iyi dinlemeniz gerekir ki Kuran defaatle, yüzlerce kere düşünmemizi istiyor, akıl etmemizi istiyor, bakıp ibret almamızı, görmemizi istiyor. Buna sebep bu mevzuda biz kulluğu tarif ederken;

İnsandan sudur eden düşünce, söz, kasıt, fiil olarak ne varsa bunların hepsi birer kulluk eylemidir.

Biz dünya hayatı dünya işleri, ahiret hayatı ahiret işleri diyerek bir ayrıma gitmiyoruz. Evet dünya hayatı vardır ahiret hayatı vardır. Ama dünya işi ile ahiret işi dünyadaki her anımız saliselerimiz dahi bizim ahiret sermayemizdir. Yani ahirette kazanacağımız, elde edeceğimiz Rabbimizin bize vereceği ne varsa hepsi bu amellerimize dönüktür. Buna binaendir.

Onun için kâinatın yaratılış gayesi ile insanın yaratılış gayesini çok defa derslerde kısaca da olsa ilişkilendiriyoruz.

Kâinatta var olan her şeyin yaratılış gayesi kulluktur. Dünyanın da öyledir. Bunu biz ağaçların, nebatatın kulluğunda taşların kulluğunda kısa başlıklar ile verdik.

Kâinatın yaratılış gayesi, kâinatta hiçbir yaratılmış yoktur ki boş ve gayesiz yaratılmış olsun. Bu söz ayette de zikredildiği gibi ancak küfredenlerin zannıdır, kuruntusudur, düşüncesidir. Buna sebep Allah diyor ki;

وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَٰطِلًا [2] göğü yeri ve ikisi arasındakileri hem göğü hem yeri bir de bu ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık. Bu söz, bu zan inkar edenlerin zannıdır.


[1] Mülk 2

[2] Sad 27

ذَٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ vay o inkar edenler, küfredenlerin ateşteki halinde diyor. Şimdi bu gösteriyor ki başı boş yaratılmamışlar. Tesadüfen var olmamış. Demek ki bu ifadeyi biraz daha hususileştirelim, yaratılmış hiçbir şey yoktur ki var olan her şey yaratılmıştır. Onun için, ٱللَّهُ خَٰلِقُ كُلِّ شَىْءٍ ۖ [1] Allah her şeyin yaratıcısıdır deriz.

Sizi de, sizin yaptıklarınızı da yaratan odur diyor. Ama fıtri bazda nasıl bir yaratıcıya inandığımızı tanıyamayanlar öyle geliyor ki kötülükleri Allah yaratmamıştır diyor. aksine kötülüğü, şer görünen ne varsa yaratıcısı Allah tır. İyiliği de karşılık olarak veren Allah tır. Ama kötülüğe gelince bu elleriniz ile kazandıklarınızdır.

Bunu şöyle ayırt ediyoruz insanoğlu şerrin failidir yaratıcısı değil. yaratan Allah tır. Yani haşarat dediğimiz yılanı, akrebi, balığı yaratan odur. Bizim zihnimizdeki oluşan sorun tabi bizde tezgah olarak zihnimizdeki kurulu olan aklın muhakemesi dar çerçeve içerisinde ele alınıyor.

Yani Kuranda akıl edilmesi gereken yeri düşünmüyorlar, bunca ayeti ikinci misaktaki vahye dönük olarak bunu kullanmaya kalkıyorlar. Akıl etmeyi düşünmeyi teslimiyet göstermemiz gereken noktada kullanıyorlar. Biraz daha izahına gidersek bu cümlenin aklın fıtrattaki görevi idraktir. Aklın vahiydeki, ikinci misaktaki görevi ise teslimiyettir. Yani orada akıl ile yoruma gidemezsin. Emredileni yaparsın. Akıllı kişi emredileni yapandır, onu yorumlayan, aklına göre hüküm veren değildir. İnsana yorum kapısı hayır ve şer olarak açık bırakılmıştır.

İblise bakarsanız iblisin dalalet sebebi yorumdur. Hem de söylediği sözler hakikate delalet ettiği halde o yorumdan farklı bir anlam çıkarıyor. Bütün Meleklere Adem’e secde etmeleri emir olundu. Bu vahiydir, ikinci misaktır. Bir vahyin Resulün gelmesi ile alakalıdır. Burada biz vahye teslimiyet gösteririz. Meleklere secde edin denildiğinde hepsi secde etti Meleklerin. Ama İblis hariç. O secde etmekten imtina etti. Buna biz “kufru’l ibaha” diyoruz. Yani inkar sebebi ile isyan etmiş değil. neden secde etmediği sorulduğunda ona;

مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَىَّ ۖ[2] iki elim ile yarattığıma secde etmeni emretmiş olmama rağmen buna ne mani oldu diyor.

Cevaben diyor ki beni ateşten onu topraktan yarattın. Adem’in topraktan, Cinlerin ateşten yaratıldığı doğru. Bu söz doğru ama yorum kimden geliyor? İblisin kendisinden. Ben ondan daha efdalim diyor. Kendisinin ateşten yaratılması doğru ama bunun yorumu yanlış. Adem’in topraktan yaratılması doğru ama yorum yanlış.

İbn Abbas’ın da basit bir cümle ile ifade ettiği gibi, burada Allah’a itaat mevzu bahisti yani teslimiyet. Neden, ne için bizim buna secde etmemizi emretti diye sorgulamak değildir.

Onun için aklın görevini biz taksim ederken fıtratta idraktir hatta bu denli ayetlere baktığınız zaman yani kâinat kitabına bizi irşad eden, klavuzluk eden ayetlere baktığımızda Kuranın üçte biri bu ayetler ile alakalıdır. bunların Resul tarafından hiç böyle tefsiri yapılmamıştır. Açıklaması yapılmamıştır. Neden? Bunlar bizim düşünme sahamıza, idrak sahamıza bırakmış. Onlar üzerinde düşünebildiğimiz kadar düşünelim diye.

Düşünün şimdi ilk okuduğum ayette;

مَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَٰطِلًا biz sema, yeryüzü ve ikisinin arasındakileri batıl olarak yaratmadık, gayesiz yaratmadık. Tesadüfen hiç oluşmadı bunlar. Bu inkar edenlerin sözü diyor. yani küfür ehline nispet ediyor bu sözü. Başka bir ayette ise;

إِنَّ فِى خَلْقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ [3]  göklerin ve yerin yaratılışında,

وَٱخْتِلَٰفِ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde,

لَءَايَٰتٍ لِّأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ aklı selim sahibi kimseler için gerçekten açık ayetler, deliller vardır.

bu ilk giriş olduğu için küçük bir başlık koyalım, mesela şöyle bir dersimiz var, insanoğlunu kâinatın merkezine koyduğumuzda etrafını şöyle bir temaşa ederse ne varsa görüp görmediği her şey bir yaratıcının varlığına davet eden davetçi gibi görünümü ile tasavvuru ile bizi hakka davet ediyor, bir yaratıcıya inanmaya. O kadar delil, hüccet, davetçi var ki etrafımızda zerreden yani pireden manzumeyi şemsiye ye kadar her şey bizi hakka davet ediyor. Bir yaratıcıya davet ediyor. Bir yaratıcıyı kabule davet ediyor.

Yani tanımaya. Çünkü zaten bir Rabbi kabul ediyoruz. Bir yaratıcıyı kabul ediyoruz. Ondan sonra hayat veren, yaşatan ve öldüreni ve rızık vereni kabul ediyoruz peş peşe geliyor. Çünkü bu bir döngü içerisinde hareket ediyor. Dünyaya gelir gelmez gıdası hazırlanmış. Bir yaşam süreci başlamıştır. Eğitilme, öğrenme, var olan aslı ile beraber yaratılan insan mücehhez olarak gelen insan bunların üzerine değerleri aslı korunarak ziyade bir eğitim verilerek alınıyor.

Çok açık ibretler vardır diyor. arkasından devam ederek diyor ki;

ٱلَّذِينَ يَذْكُرُونَ ٱللَّهَ قِيَٰمًا وَقُعُودًا وَعَلَىٰ جُنُوبِهِمْ onlar ayakta dururken, otururken, yanları üzere yatmış bir halde, وَيَتَفَكَّرُونَ tefekkür ederler, düşünürler.

فِى خَلْقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ Semanın yaratılışını yerin yaratılışını arkasından da hemen bir sapmaya düşmemesi için evhama kapılmaması için,

رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَٰذَا بَٰطِلًا ey Rabbimiz sen bunları batıl, gayesiz yaratmadın.

سُبْحَٰنَكَ seni bütün nakaisten, noksanlıktan tenzih ederiz.

فَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ ve bizi azabından koru.

Neden? Birçok insan bunları idrak edemediği için yaratıcıyı hakkı ile tanıyamadığı için adam tutuyor yaratıcıyı ilim sahibi olması gereken bir yaratıcıyı ilmini noksan kabul ediyor, yaratıcılığını noksan kabul ediyor, yaşamda şifa vermesini kabul edemiyor. Arkasından ölümü tesadüflere bağlıyor. Fıtri bazda eğer aklın idraki hakkı ile idrak edilmezse katiyetle ikinci misak dediğimiz imana vahyin gelişinde teslimiyet mümkün değildir. Bunun için imanı gerçekleştiremiyorlar. Ve buna sebep de yine geçmişteki derslerimizin birisinde şöyle bir başlığımız var bizi;

Eğer selim bir fıtrat, yaratıldığımız, sahip olduğumuz değerler korunarak ikinci misaka ulaşmazsa onun üzerine sahih bir imanı bina edemeyiz. Sahih bir imanı gerçekleştiremezsek tevhidi bazda Allah’ı birleyemeyiz.

Gördüğünüz gibi en çok sorun olan nokta bütün topluluklar bir yaratıcının varlığına inanmış olmasına rağmen Allah’ı birleyemiyorlar. Biz buna başka bir başlıkta şöyle bir sohbet diyoruz, sorun Allah’ı bilmede değil, birlemededir.


[1] Zümer 62

[2] Sad 75

[3] Ali imran 190

Sorun Allah’ı bilmede değil, birlemededir. Şimdi düşünün Mekkelilere soruyor, sizi veyahut yeri, مَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ [1] yeri göğü yaratan kimdir diye sorulduğunda veyahut arkasından,

قُلْ مَن يَرْزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ أَمَّن يَمْلِكُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ [2] sizi yerden ve gökten rızıklandıran kim? Göz ve kulak nimetini veren kim? Ve sizi yaşatan öldüren kim? وَمَن يُدَبِّرُ ٱلْأَمْرَ kâinattaki bütün işleri gören tedbir eden kimdir? Arkasından Allah diyorlar.

Gördüğünüz gibi Allah’ı biliyorlar.

أَفَلَا تَتَّقُونَ Buna rağmen, bu bilginize rağmen ona ortak koşmaktan korkmuyor musunuz? Diyor. onun için öyle zannediyorum bazı kardeşlerimiz bu derslerin ifade şekillerine garip kaldıkları için, bu derslere gerekmez der gibi bir tavırla hiç dersleri takip edip alaka kurma ihtiyacı duymuyorlar.

Düşünün nihayetinde bizim fıtratta olan sorunlarımız, imandaki olan sorunlarımız, tevhit deki olan sorunlarımız katmerleşince akabinde düştüğümüz noktaya nasıl geldiğimizi dahi fark edemiyoruz bizler. Ve orada kurtulmaya çalışmamız bilinçli değil. Aynen bataklığa düşen birisinin her hareketi daha çok batmasına sebep olur. Çünkü bataklıkla katiyetle çırpınmayı tavsiye etmezler ama bu şekilde şaşkın sorunları yaşayarak yaşama sürecinde hiç batmamış, dikkat etmemiş, üzerinde durmamış, umursamamış bakın Kuranın üçte biri Allah’ın yaratıcılığından bahseder. Bizi devamlı yaratılanlara yönlendirir ve onların sesine kulak vermemizi ister.

Ve biz buna sebep de şöyle diyoruz, kâinatın yaratılış gayesini keşfetme, anlama. Mesela bizim ihtiyacımızı gördüğü gibi bizi Allah’a davet eden birer davetçi. Kâinatın yaratılış gayesini keşfetmek kâinat Kitabının ayetlerini okumak ile ancak mümkündür. Ama biz bunların okunması gerektiğini de anlamamışız. Bazen işte biz size ayetlerimiz böyle açıklıyoruz dendiğinde biz bunu zannediyoruz ki Kuranın ayetlerinden bahsediyor tabi ki onları da içerir. Bakın size nasıl anlatmış. İnsanoğlunun fıtratı kainat kitabının ayetlerini okuyabilecek istidat ve kabiliyet ve anlayış üzere yaratılmıştır.


[1] Ankebut 61

[2] Yunus 31

Kâinat kitabının kullandığı dil insanlığın müşterek fıtri dilidir. Her insan anlar. İşaret ile bile bir ağacı gösterin bir İngiliz olsun Çinli olsun Arap olsun kim olursa olsun onu görür görmez ağaç olduğunu anlar ama kendi dilinde onun adını  telaffuz eder. Buna hiç ihtiyaç yok, adına. Onun ağaç olduğunu anlıyor. Biraz daha mahareti varsa bu mevzuda hangi ağaç tipinden olduğunu da biliyor. Meyve ağaçlarını da ayırt edebiliyor yapraklarından gövdesinden veyahut meyveden sonra. Anlaşılmayan bir dil değil kâinat kitabının yazıldığı dil. Bu ise bize biz hadi vakit geçmiş diyoruz, fıtratımız bozulacağı kadar bozulmuş. Ama çocuklarımızı da bu felakete atıyoruz toptan. Çocuklarımızın eğitimi düşünün bin sekiz yüz senelerinde bir İngiliz kadın, inanan birisi kendince çocuklarınızı tabiat ile tanıştırın diyor. çocuklarınız etrafındakiler ile tanışsın. Onların konuştuğunu öğrensin. Onların sizi anladığını anlasınlar. Etrafınız ile ilişki kurun çünkü onlar bizi hakka davet eden birer davetçidir.

Hem insan olarak fıtri hayatımızı idame ettirmek için ihtiyaçlarımızı gideriyoruz az sonra diyeceği gibi. Yine bu ibret alma da ;

وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَٰتٌ لِّلْمُوقِنِينَ [1] yakinen inanmak isteyenler yakinen inanmak yakin nedir? Biz kelime tevhidin telaffuzunda sahibine faydalı olması için zikrettiğimiz şartlardan birisi yakindir.

Yakin burada yakın olmak değildir mesafe olarak. Mesafe için kullanılan bir şey değildir. Yakin şeksiz şüphesiz tereddütsüz ilmi bir imandır. Hatta Allah İbrahim aleyhisselam için bile diyor ki, biz İbrahime melekutumuzun ihtişamını gösteriyoruz yakinen inanlardan olsun diye diyor. gördüğünüz gibi yakini bir iman tasavvuf ehlinin veyahut gerçekleri anlayamayanların söylediği gibi nafile ibadetler ile elde edilen bir şey değil. kâinat kitabının ayetlerini okuyarak.

Düşünün düşünme, tefekkür kulluğun en mükemmel halidir. Bu denli bir düşünme tefekkür ile namaz kılmayı düşünün siz. Namazı hareketlerine dönük sadece bir jimnastik anlayışı ile yaklaşan var. İslam’ın yüceliğini kutsallığını böyle anlatıyorlarmış. Halbuki bu denli ibadetleri tefekkür edebilme ki ileride de gelecek burada;

وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَٰتٌ لِّلْمُوقِنِينَ [2] yakinen inanmak isteyenler için yeryüzünde yeterince ayet, delil var. Yani hakkı ile inanmak isteyenler, yakinen inanmak isteyenler için yeryüzünde yeterince ayet, nas, delil, hüccet var.

وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ kendi özünüzde nefislerinizde de öyle görmüyor musunuz? Yani hem etrafınız hem sizin varlığınız özünüzde de ibret alınması gereken çok şey var. Anlamadım dedirtmeyecek kadar size izah edilmiştir. Çünkü bu din

Kâinat Kitabının Dili İnsanların Fıtri Dilidir

Herkesin anladığı dildir. Tereddütsüz anladığıdır. Ve bizi onun üzerinde düşünmeye sevk ediyor. Düşünün bir zeytinden başlıyor yemin vavı ile. Bir incirden, zeytinden bahsediyor yemin vavı ile başlıyor. Zeytinin mübarek bir ağaç olduğunu söylüyor. İncirde bize neyi göstermek istiyor? Bunu bir Aydınlıya sorsan aynen Araplara diyor ya Allah,  أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى ٱلْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ [3] devenin yanında doğmuş, devenin yanında büyümüş, devenin yanında ölmüş kimselere onlar deveye bakmıyorlar mı nasıl yaratılmış? Haydi Aydınlı birisine bakmıyorlar mı incire Allah buna yemin ediyor.

Umumen tefsir alimlerinin de dediği gibi bu denli vavu kasem ile zikredilen ayetler o şeyin azametini önemini gösterir. Daha çok üzerinde durmamız gerekir. Kim bilir neler vardır. Eğer görebilseydik bir yerde göz ile görmeden ötede düşünerek gördüklerimiz vardır. Mesela rüya görürüz bir gözlerimiz kapalı uyuyoruz. İncire baktığında küçücük bir meyve içinde binlerce çekirdek var. O çekirdeğin her birini ektiğinde birkaç sene zarfında meyve veren bir ağaç olur. O bir çekirdeğin içinden büyüyen yüzlerce incir verir. Her incir çekirdeğinin içinde de yine yüzlerce binlerce ağaç bulursun, odun. Bu kâinatı dolduracak kereste vardır bir incir çekirdeğinin içinde. Bu kısma da biz düşünme ile görme. Bu yönlü tefsir etmeyi bize bırakmış. Herkes yavaş yavaş eğer bir hazımsızlık sorunu varsa incir yemeyi tavsiye ediyorlar. Aynı anda tabi glikoz da elde ediyorsun bundan. Kim bilir daha neler.

Onun için Allah tekrar dikkat çekerek diyor ki;

ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ ۚ بَنَىٰهَا [4] sizi yaratmak mı daha güç, zor. Yoksa gökyüzünü yaratmak mı? Hangisi daha zor? Allah onu bina etti. Onu yükseltip düzene koydu.  وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا  gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı. Ondan sonra da, وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ yeryüzünü döşek gibi döşedi. أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا oradan su çıkardı وَمَرْعَىٰهَا yeşillik, ot, nebatı çıkardı. وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا dağları da öyle bir sağlam çaktı ki

مَتَٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ hem sizin için yiyecek gıda hem de hayvanlarınız için diyor. hepsi bunun düşünmeye değer. Hayvanlarını derken inek koyun bunları. Bakın şimdi bu hayvanlara içtikleri suyun rengi belli, yedikleri yeşilliğin rengi veyahut kurumuş ot yiyorlar ama o pisliğin fışkının içinden bembeyaz bir süt çıkıyor. Düşünmeye değmez mi? Eğer insanoğlu fıtratını bozmadan bunlar düşündürülürse, çocuk bizim onu düşündürmemiz bakıp, baktığı şeyi görmesini sağlamamız, düzgün konuşma, ne demek istediğini nasıl ifade edeceğini öğrenmemiz, dikkatli dinleme. Allah Kuranda onların kulakları vardır işitmezler diyor. Sağır yani. Ama bizim anladığımız anlamda biyolojik bir sağırlık değil. Hakkı duymayan kulaklar. Kalbi var akıl etmiyor. İleride göreceksiniz şimdi bunları anlatırken bu annenin babanın çocuğu eğitme safhasındaki vazifesidir. Bakan çocuğun görüntü karesine güzel şeyler koymalı. Sakın çocuğa anlamaz şeklinde yaklaşmayın. Anlar mı, anlamaz mı öğrenmek isterseniz dört aylık, beş aylık bir çocuğun yüzüne somurtarak bakın, ekşitin suratınızı saniyeler içinde ağlamaya başladığını görürsünüz. Çocuk o suratın ne demek olduğunu iyi biliyor.

Onun için çocuğun görüntü karesine gösterdiğiniz şeylere dikkat edin. O kulağına işitmesi gereken şeyleri işittirin. Konuşma da bir ibadet eylemidir. Çünkü bize konuşmayı öğreten o. Her şeyi konuşturan da o. Taşı ağacı her şeyi konuşturacak da odur. Bizim nazarımızda canlı cansız diye bir ayrım yok. Belki ruh taşıyanlar taşımayanlar. Her şey canlıdır. Ama ne yazık bunları gavurlar bizden evvel hantal deneyimleri ile ispat etmeye çalışıyorlar. Düşünün ezan okurken telbiye de sesin yükseltilmesi isteniyor. Sizi duyan bütün varlıklar yarın sizin lehinizde şahitlik edecek diyor. nebatların taşın, kayaların Allah korkusundan kâinattaki yaratılmışların ibadeti diye ayrıyeten başlıklı bir dersimiz var. O kainatın kulluğu adı altında yazdığımız risalenin bir bölümüdür. Her şeyin secde ettiği, zikrettiği ileride gelecek.

فَٱنظُرْ إِلَىٰٓ ءَاثَٰرِ رَحْمَتِ ٱللَّهِ [5] Allah’ın rahmetinin eserlerine bir bak.

كَيْفَ يُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَآ ۚ koskocaman yeryüzünü öldürdükten sonra nasıl tekrar ona hayat verdi? Hayat veriyor. Şimdi tam zamanı. Eğer insanoğlu bir mevsimin başında doğup o mevsimin sonunda ölseydi bir sonraki mevsimi ona kabul ettirmen zor olurdu.


[1] Zariyat 20

[2] Zariyat 20

[3] Gasiye 17

[4] Naziyat 27

[5] Rum 50

Evet şuan ölü olan bütün ağaçlar canlanıyor.

كَيْفَ يُحْىِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَآ koskocaman yeryüzünü öldürdükten sonra tekrar ona nasıl hayat veriyor. إِنَّ ذَٰلِكَ لَمُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ ۖ şüphesiz ölüleri de böyle diriltecek.

İnsanların öncelikli anlamaları gereken şeyi anlamadan, sonunu düşünürse onu bir yokluk, meçhule gidiş olarak düşünür.

Halbuki yaratılış bir tesadüf değil ki ölüm de bir tesadüf olsun. Haaa sen yaratılışı kabul edip yaşamı başıboşluk olarak anlarsan o zaman göreceksin sana bunca ayet geldikten sonra Kuran ayeti olmasa bile biz ağaçların kışın öldüğünü görüyoruz nebatatın baharın tekrar hayat bulduğunu görüyoruz. Bütün bunları yaratan tekrar seni mi hayata döndüremeyecek. Halbuki daha önce Yasin deki ayeti kerimeyi anlatırken yani

مَن يُحْىِ ٱلْعِظَٰمَ وَهِىَ رَمِيمٌ [1] bu kemikler toz toprak olduktan sonra ona tekrar kim hayat verecek, kim verebilir. Allah cevabı istikamet olarak ben diyebilirdir. Öyle demiyor. Onu ilk defa yaratan kimse

قُلْ يُحْيِيهَا ٱلَّذِىٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةٍ ۖ onu ilk yaratan kimse o tekrar hayat verecek diyor ve insanların haktan inhiraflarının en büyük sebepleri mesela Mekkelilerde Allah ile aracı edinmenin dışında ölüme inanıp ölümden sonra hayat bulmaya inanmayanlar da vardır. Bizde de var bu. Yaratılışı düşün anlayıp anlamadıklarını size başka farklı başlıklar ile yaptığım derslerde bunu vermişizdir. Mesela takdir sözünü gündeme getiriyoruz. Takdir her insanın fıtratında olan bir algılama değeridir. Bakıyorsunuz yağlı boya, elinde bir fırça otuza elli bir tuval var bir yağlı boya resim çiziyor oda bir laleyi vazonun içerisinde. Ağzı bir kaşık açık aptal aptal ressamın maharetinden konuşuyor. Sende bu duygu varsa senin bu aleyhine işliyor. Sen Allah’ın yarattığını, hiç yoktan yarattığını bu denli düşünüp takdir edemiyorsun, ona sebep;

وَمَا قَدَرُوا۟ ٱللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ [2] onlar Allah’ı hakkı ile takdir edemediler diyor. edemezler. Fıtrat bu denli bozulduysa yağlı boyadan yapılan toprak bir kavonoz içerisindeki laleyi çizen adamı takdir eder. Ağzı bir karış açık aval aval bakar. Ama Allah’ın yarattıklarını göremez. Bu insanları Allah’ı yaratıcı olarak tanımada sorunları var. O zaman bizim eğitime nereden, nasıl başlayacağımızı iyi bilmemiz gerekiyor. وهو على كل شيء قدير bu binlerce yaratılmışa öldükten sonra tekrar hayat veriyorsa işte ölüleri de böylece diriltir. Sizi de diriltir.

وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦ يُرِيكُمُ ٱلْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا [3] yine onun, Allah’ın ayetlerinden nedir? Sizi korku ve ümit vermek üzere size şimşeği gösteriyor çakışı ile sesini duyuruyor. Gösteriyor. Şimdi Allah bize bunları neden gösteriyormuş? Bizim üzerimize hüccet ikame ediyor anladığımız dilde. Buradaki korku ve ümit ile diyor neden? Şimşek yağmurun müjdecisi de olabilir bir felaketin habercisi de olabilir değil mi? Ama o gürültü, bizi korkutan o ses Allah’ı zikrediyor.

يُنَزِّلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً  onunla suyu indiriyor. فَيُحْىِۦ بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَآ yeryüzünü de öldükten sonra tekrar bununla ona hayat veriyor.

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ akıl eden topluluklar için bunda da birçok ibret yani ayet, hüccet, örnek alacak gerçekler vardır yani hakikatler vardır. Aklını kullanan. Bizimkiler bunlara kullanmıyor aklı, İblis gibi Allah’ın ayetlerini kendi yorumlarıyla bak ayeti söylüyorum diyor. onun için biz diyoruz ki yorumu şeytan da yapmıştır. Her yorum yapan haklı değildir.  Eğer bunu biraz daha iyi anlamak isterseniz Arapça bilenlere ayrıyeten hüccetu iblis diye bir risale vardır bunu okuyun. Şeyh elbaninin talebelerinden birisi tahkik etmiştir. Her delil getiren yorum diyoruz biz haklılığını göstermez. Ve yine enam da İbrahim’in sözü aleyhisselatu vesselam;

إِنِّى وَجَّهْتُ وَجْهِىَ لِلَّذِى فَطَرَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ حَنِيفًا ۖ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ [4] ben hanif, hakka meyilli olarak yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratana çevirdim. Ve ben Rabbime ortak koşanlardan değilim. Burada ortak koşma, ben Rabbime başka bir yaratıcı düşünerek ortak edinmem onu tek Rab kabul ederim. Firavun bile buna inanıyordu.

Ne kadar alaka duyacaksınız tahmin edemiyorum. Bu dersleri, başlıkları zikrettim o dersleri bulup dinleyebilirsiniz. Ve bu çocuk eğitiminde kullandığımız bizim ilk yöntemdir. Çocuk eğitimi onun fıtratına, tabii yaratılışına uyum sağlamalıdır. Bocalıyorlar, bataklığa düşenin çırpındığı gibi çırpınıyorlar herkes eğitime fazla para yatırarak başaracağını zannediyorlar. Yine isyankar, hükümete baş kaldıran, hükümetin malını mülkünü yıkıp döken insanlara zarar veren bir nesil yetiştirmekten başka bir şey yapamazlar bu sistem ile. Onun için insanların sistemi değil, Rahmani bir sistem olmalı. Fıtrata uygun bir sistem. Çocuğun fıtratına, insanın fıtratına uygun bir eğitim sistemi gerekiyor. Daha Allah’ın yaratıcılığını anlayamayan yaratıcısını, Rabbini tanımayan Rabbini tanımazsa, yaratılmışların hepsine ilah der. Mekkelilerde geçmiş ümmetlerde de olmayan bir pislikti bu.

Buraya kadar yeter inşallah bu günkü dersimiz.


[1] Yasin 78

[2] Zümer 67

[3] Rum 24

[4] Enam 79