Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Günahların Kalp üzerindeki zararları

Değerli kardeşlerim … ! şurası bilinen bir gerçektir ki ; günahların ve sevapların ( yani taatlerin ve isyanların ) derece derece işleyeni üzerinde, ailesi üzerinde, toplumu üzerinde, hatta hayvanlar ve diğer canlılar üzerinde birçok etkileri vardır … Günahların, zararlı etkileri, sevapların ise faydalı etkileri vardır …

Biz bu günkü sohbetimizde, kişinin işlediği günahlar yüzünden öncelikle kendisine verdiği zararlardan bahsetmeye çalışacağız …

Sohbetimize başlarken zihnimize yazmamız gereken ilk şey şu olmalıdır ; Taatin ve isyanın ilk etkilediği uzuv kalptir … Diğer bir ifadeyle ; itaatten ve isyandan ilk etkilenen uzuv kalptir …

Değerli kardeşlerim … ! bilindiği gibi kalp, insanın özüdür… Eğer kalp diri olursa insanın hayatı mutlu olur… Şayet kalp ölü olursa, hayatın tadı tuzu kalmaz ve hiçbir zaman da mutlu olunmaz …

Günahların kalbe etkisi, zehirin vücuda etkisi gibidir… Günahların işlenmesi kalbin fesada uğramasına, sapmasına, zulmette kalıp kararmasına, azgınlaşmasına, katılaşmasına, zillete düşmesine ve değersizleşmesine sebeb olur …

Ama kul, Allah’a ve Rasulüne itaat eder, emirlere imtisal, nehiylerden de ictinab ederse o kalp için hidayet, Nur, istikamet, izzet ve kuvvet meydana gelir …

Unutmayınız ki kalp organların sultanı, efendisi ve eşrafıdır … Diğer organlar ise onun tabileridirler … Bunun içindir ki Allah Rasulü s.a.v bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır :

“ …. Bilinizki vücutta küçücük bir et parçası vardır. Bu et parçası sağlıklı olduğu sürece, bütün vücut sağlıklıdır. Bu et parçası ifsadolduğunda ise, vücut fasada uğrar. Dikkat edin o et parçası Kalp’tir. “

Müslim : 5.c.1599.n

“… Enes b. Malik r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Kulun kalbi düzgün olmadıkça imanı düzgün olmaz, dili düzgün olmadıkça da kalbi düzgün olmaz, kişi güvenilir birisi olmadıkça cennete girmez. “ 

Ahmed : 3/198 – S.Sahiha : 6/822 – 2841

Kulun kalbini ( günahlardan uzak tutarak ) temiz tutması bütün faziletlerin temeli ve dindarlığın aslıdır… Zira kalbin iman ve Salih amelde istikamet üzere olması, diğer organlarında istikamet üzere olması demektir…

Şayet şeytanın fısıltılarına kulak verip, heva ve arzularının peşinden koşup Allah’a ve Rasulüne ters düşerse, ters düşülen cürüm nisbetinde kulun kalbinde lekeler oluşmaya başlar …

“ … Allah Rasulü s.a.v bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur : “ Mü’min günah işlediği zaman kalbinde siyah bir leke oluşur. Sonra o kişi tevbe edip – nefsini o günahtan – çekip çıkarır ve Allah’tan da mağfiret dilerse kalbi o lakeden cilalanıp temizlenir. Eğer bu mü’min günahı fazlalaştırır – veya onda ısrar ederse – kalbindeki o leke büyümeye başlar. İşte Allah’u Azze ce Celle’nin Kitabında ;

كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا يَكْسِبُون

“ Hayır … ! onların kazandıkları günahlar, kalplerini paslandırıp karartmıştır. “  Mutaffifin : 14 “  bahsettiği – kir, pas – işte budur. “

İbni Mace : 10 / 4244 – Tirmizi : 5 / 3552 

         Ayeti celile ve Hadisi şerifte anlatıldığı gibi, inanan bir kimsenin işlediği her günah, kalbinde bir lekenin oluşmasına sebeb olacaktır… Eğer bu günahından pişman olup, tevbe eder ve ondan geri adım atarsa ne ala, değilse bu leke, kendisinden daha büyük ve daha koyu bir lekenin oluşmasına vesile olacaktır…

        Bu aynen tedavisine önem verilmeyen küçük hastalıklar gibidir… Eğer küçük bir hastalığın tedavisi için çaba sarfedilmez, şifası için bir uğraş yapılmaz ise bu küçük hastalık, kendisinden daha büyük hastalıklara yol açacaktır… Hatta ve hatta bu hastalık, insanın ölümüne yol açacak dereceye gelen çok ciddi bir hastalık haline gelebilir …  

“ … Allah Rasulü s.a.v yine bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur : “ … Fitneler kalplere, hasırın iplik iplik örüldüğü gibi tesir eder. Hangi kalp fitneyi kabul ederse bu, o kalpte siyah bir nokta oluşturur. Hangi kalp bunu kabul etmezse bu kalpte de beyaz bir nokta oluşur. Böylece iki kalbe yerleşirler. Bu kalplerden birisi cilalı mermer gibi bembeyazdır. Gökler ve yer durdukça ona hiçbir fitne zarar veremez. Ötekine gelince, o alaca siyahtır ; tepesi aşağı duran testi gibidir. Ne bir ma’ruf ( iyilik ) tanır, ne de münkeri ( kötü bir şeyi ) inkar eder. Sadece içine işleyen heva ve hevesini bilir . “

Müslim : 1.c.144.n

“ … Allah Rasulü s.a.v diğer bir hadisi şeriflerinde ise şöyle buyurur : “ Kalplerden hiçbir kalp yoktur ki, ayı’n bulutu olduğu gibi onun da bulutu olmasın. Ay ışık verirken, önüne bulut geldiğinde nasıl kararırsa, ( günahlar da kalbi öylece karartır ) O bulut açıldığı zaman nasıl aydınlanırsa, ( kalbin günahlardan arındırılmasında da o kalp aydınlanıp parıldar ) . “

Taberani : 5558.n

Allah Rasulü s.a.v’in zikri geçen bu hadisi şeriflerinde görüldüyü gibi fitnelerle, günahlarla karşı karşıya kalan kalpler ikiye ayrılıyor …

Bunlardan birisi ;  nefsani arzularına, heva ve hevesine tabi olup onlara boyun eğen, fitneyi ve günahı kabul edip onunla mütmain olan, süngerin suyu emdiği gibi fitneleri emen bir kalptir … Bu kalp, fitneleri ve günahları emdikçe lekesi büyüyen ve sonunda karararak simsiyah olan bir kalptir …

Bu aynen Rabbimizin az önce zikri geçen Ayeti celilesinde haber verdiği gibi, paslanmış kalptir… Rabbimiz buyuruyor ki :

كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا يَكْسِبُونَ

“ Hayır … ! onların kazandıkları günahlar, kalplerini paslandırmıştır. “    Mutaffifin : 14.Ay.

Hulasa böyle bir kalp, işlemiş olduğu günahlar yüzünden haktan meyletmiş, kararmış ve paslanmış bir hale gelmiştir … Artık o, sadece fıskta fucurda rahat eder … Rabbim bu duruma düşmekten bizleri korusun …

İkinci kalp ise ; Allah Rasulü s.a.v’in, herhangi bir kiri, pası ve pürüzü olmayan cilalı mermere benzettiği kalptir … Bu da ; içinde Allah’ın kitabı ve Rasulünün Sünnetinin parıldadığı nurlu bir kalptir … Böyle bir kalp, Allah’a ve Rasulüne itaat ettiği müddetçe pırıl pırıl parlayan bir lanba gibidir …

Değerli kardeşlerim … ! buraya kadar anlatılanlardanartık şunu rahatlıkla anladık ki ; kalplerin fesada uğrayıp bozulması ve kararması, kulun irtikap ettiği günahları yüzündendir …

Bu günah ise, ister haram olan bir şeyi yiyip içme şeklinde olsun, İster yabancı bir kadına kıza bakma şeklinde olsun, ister Müslümanların gıybetini yapma şeklinde olsun, ister teğanni gibi haram olan müzik çeşitlerini dinleme şeklinde olsun, ister fitne ve fesat saçan düşük kaliteli filimler izleme, dergi ve mecmualar okuma şeklinde olsun, bunların hepsi de kalbin bozulmasına, ifsadolmasına, katılaşmasına ve kararmasına sebeb olan şeylerdir …

Daha umum bir ifadeyle ; Allah’a ve Rasulüne isyan içeren her şey, kalbin bozulmasına, ifsadolmasına, katılaşmasına ve kararmasına sebeb olan şeylerdir …

Ne yazık ki Artık böyle bir kalpten olumsuz her şey sudur edebilir … Bunların başında ; … Günah işleme cesareti … gelmektedir …

Kul günahlarda ısrar ettiği sürece Allah’a karşı olan saygısı azalmaya başlar. Dolayısıyla böyle bir kimse istesin veya istemesin kalbinde günah işleme cesareti oluşturmaya başlar … Bu ise onun yaratıcısına aldırmamasından, O’na karşı korkusunun ve saygısının zayıflamasından ; daha da ileri, Allah’ın hakkını, Ayetlerini, emirlerini, yasaklarını hafife almasından, Allah’ın gözetimini sanki yokmuş gibi kabul etmesinden kaynaklanır … Dolayısıyla bu hal o kulu, Allah’a yaklaştıran şeyleri sevmemeye, uzaklaştıran şeyleri ise sevmeye götürür …

Halbuki kul Rabbinden hakkıyla korksa, O’na hakkıyla saygı duysa, Yaratıcısının gazabını çeken haramlarla uğraşmaya cesaret edemez … İşte bundan dolayıdır ki, Rabbimiz Ulema ( yani alimler ) hakkında şöyle buyurmaktadır :

إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاء

“ ….. İnsanlar içerisinde Allah’tan hakkıyla alimler korkar …. ”  Fatır : 28.Ay.

Şayet birileri kalkarda ; “ Kulu günah işlemeye Allah’ın rahmetinin genişliği, Affedici oluşu, mağfiret ediciliği ve O’na karşı beslenen hüsn’ü zannı teşvik etmektedir “ diyecek olursa ( ki bu şekilde batıl sözler söyleyenler de olmuştur ) onlara şöyle cevap verilir ;

“ Bu şekilde bir düşünce kesinlikle hatadır ve batıldır… İbni Kaayum r.h bu şekilde inananlara şu cevabı vermektedir ;

“ … Allah’ın büyüklüğü ve azameti kulun kalbinde yer ederse bu, Allah’ın haram kıldığı şeylere karşı saygılı davranmayı ve onlardan sakınmayı gerektirir… Bu duygu, kul ile günahlar arasına perde koyar… Allah’ın haram kıldığı şeyleri işlemeye cesaret duyanlar, Allah’ın hukukuna hakkıyla riayet etmeyenlerdir… Allah’a ve O’nun haram kıldığı şeylere karşı saygısını kaybeden ve Allah’ın hakkına hukukuna yeterince değer vermeyenlerin bu hali, o insanlara ceza olarak yeter de artar bile … “

el Cevabu’l Kafi li men sele ani’d Devaiş Şafii : 74

      Değerli kardeşlerim … ! günahların kalp üzerindeki etkilerinden bir diğeri de ; kalbin haya duygusunu zayıflatmasıdır…

Günah işleyen öyle bir duruma düşer ki, çirkin söz ve fiillerin söylenip işlenmesinden rahatsızlık duymadığı gibi, kendisi de artık çirkin hareketlerde bulunup, ileri geri konuşmalara başlayacaktır …

“ … Allah Rasulü s.a.v’in bir hadisi şeriflerinde buyurduğu gibi : “ … Utanmazsan dilediğin şeyi yap …“ sözü, Peygamberlerin kelamından, insanların eriştiği eskimez bir düsturdur. “   Buhari : 7.c.3294.s

Bu güzel sözün açılımı ise ; Utanmayan kimse istediği suçu işler… Çünkü insanı suç işlememeye ve günahı terk etmeye ancak korkusu, utanma duygusu ve hayası sevkeder … Ortada onu engelleyecek korku ve utanma duygusu yoksa, o kimse elbetteki günaha rahatlıkla yuvarlanacaktır …

Allah Rasulü s.a.v’in şu sözlerine dikkat … !!!

“ … Birgün ; Allah’tan hakkıyla haya edin, buyurdular. Bunun üzerine ; “ ey Allah’ın Nebisi elhamdulillah haya ediyoruz “ denildi. Allah Rasulü s.a.v tekrar buyurdular ki ; O sizin anladığınız manadaki haya deyil. Bu haya ;

“ Allah’tan hakkıyla haya demek olan ; başı ve onun topladığı uzuvları, karnı ve onun ihtiva ettiği uzuvları korumaklığın, ölümü ve toprak altında çürümeyi hatırından çıkarmamaklığındır. ( unutmayınız ki ) Ahireti isteyen Dünyanın süsünü bırakır. İşte kim bunu yaparsa, gerçekten Allah’tan hakkıyla haya etmiş olur. “

Tirmizi : 4.c.2575.n – Taberani Mu’cemu’s Sağir : 1.c.347.n

İşte bu hadisi şerifte anlatıldığı gibi ; Allah’tan gerçek manada haya eden kimse, başını ve ona bağlı olan diğer uzuvlarını, karnını ve ona bağlı olan diğer uzuvlarını ( bir gün ölüp toprağın altında çürüyeceğini hatırından çıkarmayarak ) günahlardan uzak tutması gerekir … Ve bunun yanı sıra ; zikri geçen bu azalara yüklenen sorumlulukları da yerine getirmesi gerekir …

Ve yine hatırlayacağınız gibi Allah Rasulü s.a.v bir hadislerinde : “ Haya, hayırdan başka bir şey getirmez “ buyurur…

Müslim : 1.c.37.n

Bu hadisi şerifin kısa ve öz açılımı ise ; haya insanı devamlı hayra sevkeder … Hayasızlık ise insanı şerre sevkeder…

“ … ebu Said el Hudri r.a anlatıyor ; Rasulullah s.a.v, tesettürü içerisindeki bakire kızdan daha hayalı idi. Bir şeyden hoşlanmadığı zaman biz bunu, onun yüzünden anlardık. “

Buhari : 13.c.6075.s – Müslim

Bu da gösteriyorki ; insanın yanında çirkin bir fiil işlendiğinde veya çirkin bir söz söylendiğinde, o kimsenin renginin değişmesi, yüzünün kızarması Allah’a karşı hayalı oluşunun alametidir …

Bunun tam tersi oluyorsa ; yani, insanın yanında çirkin bir fiil işlendiğinde veya çirkin bir söz söylendiğinde, o kimsenin rengi değişmiyor, o halden utanmıyor ve yüzü de kızarmıyorsa, bu da o kimsenin Allah’a karşı hayasız oluşunun alametidir …

Hulasa bu noktaya gelen kalbi hasta Kul ; hayasının azlığı ve imanının iyice zayıflaması sebebiyle, bu sefer günahları açıktan işlemeye başlayacaktır …

Bilindiği gibi kul, günah işlemeye başladığında bunu önce gizli yapar … Yani  Günahını başkalarından saklar… Ama az önceki anlattığımız merhalelerden geçen kul, artık günahını gizlemez … Onu rahatlıkla ve alenen yapar … Anlayacağınız, kul günahlarında ısrarlı oldukca küçükten büyüğe doğru hızla ilerler… Çünkü gizliden işlenen bir günah ile, açıktan işlenen günah arasında fark vardır … Açıktan işlenen günah, gizlisinden daha şerli ve daha zararlıdır … Bundan dolayıdır ki İslam, açıktan işlenen günahın cürmünü diğerinden daha tehlikeli görmüştür …

“ … Allah Rasulü s.a.v bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır : Ümmetimin hepsi affolunmuştur, yalnız açıktan günah işleyenler müstesna …. “

Buhari : 13.c.6049.s

Değerli kardeşlerim … ! artık bu noktadan sonra kişide günahları küçük görme hastalığı başlayacaktır …

Bu hastalık, yani günahları küçük görme hastalığı, bu sefer onları arka arkaya işlemeye sebep olacaktır … Buda artık kalbin günaha alışmasını ve onu hoş karşılamasını sağlar …

“ …  Abdullah  İbni Mes’ud r.a’dan. O  şöyle der : Mü’min kişi günahlarını – hayalinde büyütüp – şöyle görür. Güya kendisi bir dağın eteğinde oturuyor ve o dağın üzerine yıkılmasından korkuyor. Facir kişi de günahlarını burnunun ucuna konan bir sinek gibi – küçük – görür. “

Buhari : 13.c.6246.s – Abdullah ibni Mubarek Kitabu’z Zühd : 1.c.28.s.69.n – İbn Ebî Şeybe, el-Musannef : 33848.n

Abdullah ibni Mes’ud r.a’nun da buyurduğu gibi ; Allah’tan hakkıyla korkan hayalı bir mü’min, günahı küçük görmez ve ondan şiddetle korkar… Çünkü bu günahlar yan yana gelerek bir gün büyür ve dağ gibi tepesine çöker … Ve artık onun altından çıkmak mümkün değildir … Bu aynen ;

“ … İbni Abbas r.a’nun ifade ettiği gibi ; “ … günahta ısrarla devam varken, küçük günah diye bir şey kalmaz. “

İbni Hacer Fethu’l Bari : 12/183 – İbnu Nahhas : Tenbihu’l Gafilin

Facir ise günahını burnuna konmuş küçük bir sinek gibi görür ve onu işlemeye devam eder … Ama ne yazık ki o küçük gördüğü günahlar yan yana gelerek bir gün karşısına dağ gibi çıkıverir …

Değerli kardeşlerim … ! unutmayınız ki büyük felaketlerin başlangıcı, her zaman küçümsenen meselelerden dolayı olmuştur … Bunun için Allah Rasulü s.a.v ümmetini bu konuda açıkca uyarmıştır …   

Allah Rasulü s.a.v biricik hanımına ve onun üzerinden ümmetine nasihat ediyor ve buyuruyor ki :

“ … Ey Aişe ! Küçümsenen günahlardan sakın. Çünkü Allah katından onların peşinde olan – yani onları yazıp çizen – bir görevli vardır. “

Darimi : 6 / 2729 – İbni Mace : 10 / 4243 – Ahmed : 6 / 70 – 151 

“ … Rasulullah s.a.v yine buyurdular ki : Küçük günahlardan sakının, muhakkak ki küçük günahların durumu bir vadinin tabanına inmiş bir topluluğa benzer. Bu topluluktan birisi bir odun, diğer birisi bir odun getirir. Bu, ekmeklerini pişirecek kadar odun taşımaya devam ederler. Muhakkakki küçük günahların sahibi eğer tutulursa helak olur. “

Ahmed : 5 / 331 – 22302

“ … Allah Rasulü s.a.v yine şöyle buyurur : Sizden her biriniz küçük günahı sebebiyle dahi cezalandırılacağından korksun. “

Camiu’s Sağir : 3 / 3296

Buraya kadar anlatılanlar da gösteriyor ki ; şuurlu bir Müslümanın bu konuda çok uyanık davranması ve dini ile alakalı isyana dayalı konularda hiçbir zaman ; “ nasıl olsa bu küçük bir isyandır, bundan ne olur ki “  diyerek konuyu hafife almamalıdır…

      Çünkü herkesin bildiği bir hakikat var ki ;   “ Ateşin büyüğü, küçücük kıvılcımdandır “

    Değerli Müslümanlar … ! maalesef bu gün Müslümanların kısmı azamının geldiği çirkin nokta, başlangıçta hafife alınan günahlar yüzündendir…

    İnanın araştırın ve soruşturun, göreceksinizdir ki ; gerek şirk ve küfürde vuku bulanlar ve gerekse bir çok çirkin isyanlar içerisinde yüzenler, basite aldıkları günahlar yüzünden bu hale gelmişlerdir…Başlangıçta küçüktür diye önemsemedikleri her küçük günah, bu gün karşılarında büyük bir problem olarak görülmektedir…

Hulasa değerli kardeşlerim … ! Basiretli bir Müslüman Allah’ın murakabesinde olduğunu asla unutmayan ve küçük olsun büyük olsun her itaate önem veren biri olmalıdır…

        Bununla beraber yine basiretli bir Müslüman, küçükte olsa Allah’a karşı işlenen her günahtan korkmalıdır… Çünkü baştan beri anlattığımız gibi ; her küçük günah, kendisinden sonraki bir büyük günahın alt yapısını oluşturur …

        Aslında  biraz dikkatlice düşünecek olsak, bu kuralın  kendi  hayatımızda  bile nasıl cereyan ettiğini yakından görebiliriz…  Şöyle ki ;

         İster gelmiş olduğunuz hayırlı bir noktada durun, ister geldiğiniz şer noktasında durun ve geriye doğru bir bakın… İnanın kendinizde göreceksinizdir ki o noktaya birden gelinmemiştir… Gelinen o noktadan aşağıya doğru bir çok basamakların olduğunu göreceksinizdir… 

        Hatta ve hatta kendi etrafımızda buna şahit olduğumuz olaylar çoktur… Bir zamanlar ihlaslı ve samimi bir şekilde dinlerini yaşayanlar önce dersleri araladılar, sonra sakallarıyla oynamaya başladılar – yani kısalttılar – Sonra onları tamamen kestiler. Sigara içmeler başladı ve netice de – Allah korusun – Namaz niyaz terk edildi ve kendi ağızlarıyla kendileri için ;  kafir ve müşrik olduk ifadeleri dahi söylenir oldu…

        Bu aynen Allah Rasulü s.a.v’in bir hadisi şeriflerinde haber verdiği gibi ; günahkarlar, artık kendi nefislerinde özrü giderme içerisine girerler …

“ … Allah Rasulü s.a.v buyurdular ki : İnsanların günahı çoğalıncaya veya günahları yüzünden kendi nefislerinden özrü giderir olmadıkça helak olmazlar “

Ebu Davud : 5.c.4347.n 

Bunun anlamı ; İnsanlar o kadar günah işleyecekler ki, artık kendilerini kendileri suçlu sayacaklar, cezaları için mazeret beyan etmeyecekler… Kendi nefisleri tarafından kendilerini suçlayıp “ sen bu cezayı hak ettin “ diyecekler…

Evet kardeşlerim … ! İşte günahlarına aldırış etmeyenlerin geldikleri nokta bu … Ve elbetteki bu çirkin noktaya birden gelinmedi… Bu iş yavaş yavaş oldu… Şairin de dediği gibi :

… Bize bir nazar oldu ,
…. Cumamız Pazar oldu ,
…… Bize ne oldu ise ,
……… Hep azar azar oldu .

        Artık buraya kadar anlatılandan sonra Akıllı ve basiretli bir müslümana düşen tek şey ; hiçbir günaha küçüktür nazariyesi ile bakmaması ve aldırış etmeyip küçümsediği günahlarından dolayı da Rabbinden af ve mağfiret dilemesidir…

        Bu konuda son sözümüz,  değerli selefimizin şu değerli sözleri olsun :

….. Sakın günahının küçüklüğüne bakma.
……. Sen, Kendisine isyan ettiğin zatın büyüklüğüne bak…

                                         Ve’l hamdu lillahi rabbil alemin

                                                                              Tacuddin  el Bayburdi