Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Nimetlere şükretmek Nankörlük etmemek

Değerli kardeşlerim … ! unutmayınız ki kulların, Yaratıcıları olan Rablerine karşı birçok görevleri vardır… Bunlardan bir tanesi de, O’nun kullarına ihsan ettiği nimetlere karşı şükretmeleri ve sayısız nimetleri karşısında nankör davranmamalarıdır.

        Hepinizin de bildiğiniz gibi Allah’u Teala’nın kullarına ihsan ettiği nimetleri o kadar çok ki, bunları saymaya kalkışsanız saymakla bitiremezsiniz… Rabbimizin bir Ayeti celilesinde buyurduğu gibi :

“ Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışırsanız, onları asla sayamazsınız. Allah gerçekten çok bağışlayıcı çok merhametlidir. “    Nahl : 18.Ay

        Azıcık aklı olan ve onu kullanmasını bilen basiret sahibi birisi, O’nun bizlere ihsan ettiği nimetlerini çok açık bir şekilde görür ve bunları gerçekten de saymaya kalkışsa saymakla bitiremez.

        Değerli kardeşlerim … ! ne yazıkki İnsanoğlu o kadar nankör ve o kadar da gafildir ki, bu nimetlerin değerini ancak elinden alındığı zaman hatırlar ve onların ne kadar kıymetli olduğunu işte o zaman anlar…  Ama ne yazıkki o zaman da bu hatırlama ve bu kıymet bilme hiçbir işe yaramaz.

        Öyleyse değerli kardeşlerim … ! gelin elimizde olan nimetlerin kadrini kıymetini bilelim, onlara sahip çıkalım ve elimizden alınmaması için de Rabbimize bol bol dua edelim… Çünkü insanın elinden değerli şeyler kaybolup gidince kul değersizleşir, basitleşir ve bir hiç olur.

        İsterseniz gelin hep beraber Rabbimizin bizlere ihsan ettiği – belki de bir çoğumuzun gaflet içerisinde olduğu – o eşsiz nimetleri içerisinden sadece bazılarını dile getirelim, onları hatırlayalım ve O’na bu nimetler konusunda bol bol şükredelim.

1 – Her şeyden önce Bizi insan olarak yaratması harika bir nimettir

        Unutmayınız ki bizleri yerde sürünen bir sürüngen yaratabilirdi … Hergün sırtına binilen veya acımasızca çalıştırılan bir hayvan yaratabilirdi… Ama bizi insan olarak yarattı, işte buna şükredin, hamdedin.

2 – Milyonlarca insanın içerisinden seçerek bizlere hidayet vermesi

       Ey Müslüman … ! Unutmaki – bir insan olarak – senin her şeyden önce kıymetini bilmen gereken şey, Rabbinin eşsiz nimeti olan hidayete ermendir.. Bu nimete mazhar olduğun için O’na bol bol hamdetmelisin, şükretmelisin.

      Her fırsatta dile getirdiğimiz gibi unutmaki  sana, binlerce, hatta milyonlarca insanın içerisinden seçilip hidayet verilmiştir… Bunu asla unutma ve bunun değerini bil.

        Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurur :

“ Topluca Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Ayrılmayın, parçalanmayın. Ve Allah’ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz bir zamanlar birbirinize düşmanlar idiniz. O, kalplerinizi birleştirdi de bu nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Keza siz, tam ateş çukurunun kenarındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size Ayetlerini böyle açıklar. “

Ali İmran : 103

        Rabbimizin buyurduğu gibi, hepimiz bir zamanlar farklı farklı bozuk akide ve ameller içerisindeydik … Ahlaklarımız da farklı farklı idi … Kalplerimiz birbirine muhalif haldeydi. Ama Allah’u azze ve Celle bizleri o eşsiz nimeti olan hidayetiyle şereflendirdi. Bize değer verdi ve bizi ateş çukurunun kenarından kurtardı.

“ … Ömer r.a’nun buyurduğu gibi : Biz çok zelil bir kavim idik. Allah’u Azze ve Celle bizi islam’la aziz kıldı – şereflendirdi – Eğer biz izzeti islam’dan başka bir yerde ararsak, Allah bizi yine zelil kılar. “

Hakim İman : 1 / 62

Öyleyse basiretli bir Müslüman geçmişini unutmamalı, ondan ibret almalı ve kendisine ihsan edilen bu hidayet nimeti karşısında da nankör olmamalıdır.

Bu gerçekten çok önemli bir nimettir kardeşler. Nasıl olmasın ki … ? Çünkü bir çok cahil insanın ve inananın inandığı gibi batıl bir inancımız yok … Onların körü körüne amel ettiği gibi de amel etmiyoruz…

Biz, inancımızda, amelimizde, metodumuzda, menhecimizde ve bütün ahlaki değerlerimizde Kur’an’a ve Sünnete göre hareket etmeye gayret gösteren insanlarız… İşte en büyük değer ve en büyük nimet budur…

İnanın bundan mahrum kalanlar, islamı yaşantılarında perişanlık içerisindedirler… Çünkü, körü körüne hareket ettiklerinden dolayı akidelerinde olsun, amellerinde olsun ve hatta ahlaki yaşantılarında olsun bir çok problemler yaşamaktadırlar…

Öyleyse bu konuda gerçekten Allah’a bol bol hamdetmemiz ve şükretmemiz gerekir. Ki, bize hidayet nimetini bahşetmiştir… Eğer nankör davranırsak bu nimet elimizden alınır ve perişan oluruz.

( … Enes r.a dan gelen bir rivayette Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurmaktadır : “ üç haslet vardır ki bunlar kimde bulunursa o kimse imanın tadını almış olur : Allah ve Rasulünün o kimseye her şeyden daha sevimli olması. Sevdiğini sadece ve sadece Allah için sevmesi ve ateşe atılmaktan nasıl korkuyor ise Allah kendisini kurtardıktan sonra takrar küfre dönmekten de öylece korkması.” )

Buhari : 1.c.171.s – Müslim : 1.c.43.n – Tirmizi : 4.c.2759.n – Nesai : 8.c.4956.n

        Bu hadisi şerife dikkat ettiyseniz eğer, imanın tadını almış bir kimse, ateşe atılmaktan nasıl korkuyor ise, iman ve hidayetten sonra tekrar küfre düşmekten de öylece korkması gerekir… Bu ne demektir … ? Bu ; kul eğer hidayetin kıymetini bilmez, hakkını vermez, şükrünü eda etmez ise, hidayet elinden alınır ve yeniden küfre düşer demektir … İşte imanın tadını alan bir kimse, bu korku içerisinde olması gereken bir kimsedir…

        Ve yine nimetlerin en güzellerinden biri de ;

3 – Bizlere azaları tam, Sağlıklı – sihhatli bir bünye vermesidir

Unutmayınız kiRabbimizin bizleri sağlıklı-sıhhatli bir şekilde yaratması da mükemmel bir nimettir… Çünkü sağlığı yerinde olmayanın hiçbir şeyi yerli yerinde değildir… Hatta sağlıklı biri ile sağlığı yerinde olmayan birinin ibadeti bile farklıdır… 

“ … İmran bin Husayn anlatıyor : Rasulullah s.a.v’e oturarak namaz kılanın durumunu sordum. Buyurdular ki : Ayakta kılanın namazı en efdaldır. Oturarak kılan, ayakta kılanın aldığı ecrin yarısını alır. Yatarak kılan da, oturarak kılanın aldığı ecrin yarısını alır. “

Nesai : 4.c.1660.n

“ … İbni Abbas r.a’dan. Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurdu : Sağlık ve boş vakit, insanlardan bir çoğunun aldandığı iki önemli nimettir. “

Buhari : 14.c.6354.s 

Unutmayınız ki sağlığın olmadığı yerde malın, mülkün, servetin çokluğu dahi hiçbir fayda sağlamaz… Onun içindir ki bir bakıyorsunuz, adam kasayı keseyi doldurmak için ha bire çalışıp çabalıyor… Kendini heder ediyor ve birgün hastalanıyor… Ve bu sefer de tam tersi, o kaybettiği sağlığını yeniden elde etmek için doldurduğu kasayı keseyi boşaltıyor… Tabi neticede hamballığı yanına kar kalıyor…

Yani anlayacağınız ;  sağlık harika bir nimettir… Elinizde iken onun değerini bilin ve bu nimet için Rabbinize bol bol şükredin.  

“ … Ubeydullah bin Mihsan el-Ensari r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : Sizden vücutça sağlıklı olan, emniyet ve güven içinde bulunan ve o günkü yiyeceğine de sahip olan kimse, sanki dünya kendisine verilmiş gibidir. “

İbni Mace : 10.c.4141.n

“ … İbni Abbas r.a’dan gelen bir başka hadisi şerifte Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurmaktadır : Şu beş şey gelmezden önce, beş şeyi ganimet bilin :

A – İhtiyarlıktan önce gençliği ganimet bilin.
B – Hastalıktan önce sağlığı ganimet bilin .
C – Fakirlikten önce zenginliği ganimet bilin.
D – Meşkuliyetten önce boş vakti ganimet bilin .
E – Ve ölmeden önce hayatı ganimet bilin . “

Camiu’s Sağir : 1.c.698.n – Kitabu’z Zühd : 1.c. 17.s

Bu ve emsali hadisi şeriflerde anlatıldığı gibi sağlık gerçekten de çok önemli  bir nimettir.

Dolayısıyla insan sağlığına çok dikkat etmeli ve hastalanmadan önce onun kıymeti bilmelidir… Bununla beraber, Allah’ın kendisine ihsan ettiği bu nimetden dolayı da Rabbine bol bol hamdedip şükretmelidir. 

Değerli kardeşlerim … ! belkide şükrünü hakkıyla eda edemediğimiz güzel nimetlerden bir tanesi de ;

4 – Yanımızda kendimiz gibi inanan ve amel eden kardeşler yaratması ve onlarla yan yana gelmeyi bizlere ihsan etmesidir 

 Allah’u Teala’nın kuluna ihsan ettiği en güzel nimetlerden birisi de işte budur… Yani ona, kendisi gibi inanan ve amel eden dost ve arkadaşlar nasibetmesidir…

Müslümanın iyi bir çevre sahibi olması, onlarla oturup kalkması, onun için gerçekten de çok güzel bir nimettir… Zira iyi arkadaş insana sürekli nasihatçi olur, onun elinden tutar ve ona yardımcı  olur…

Doğruyu unuttuğu zaman ona hatırlatır… Aciz kaldığı konularda ona yardımcı olur ve hayırlı olan her yolu ona göstermeye çalışır…

Hayırlı bir dost, arkadaşına her zaman hakkı, sabrı ve iyilik yapmasını tavsiye ettiği gibi, kötülük yapmasından da arkadaşını alıkoyar…

İşte bundan dolayıdırki Allah Rasulü s.a.v bir çok hadisi şeriflerinde, insanın edineceği arkadaşlarının – veya çevresinin – bu anlamda kendisine çok büyük faydası veya zararının olacağını anlatmaktadır…

“ … Rasulullah s.a.v şöyle buyurur : Unutmayın ki kişi arkadaşının dini üzeredir. Öyleyse kim kiminle arkadaşlık ettiğine iyi baksın. “

Ebu Davud : 5.c.4833.n – Tirmizi : 4.c.2484.n

“ … Yine bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır : “ ……… İyi arkadaşın misali, güzel koku satan kokucunun misali gibidir. Eğer o sana bir şey vermese bile, en azından sattığı o şeylerin kokusu sana sirayet eder. Kötü arkadaşın misali de, demirci körükcüsünün misali gibidir. Onun karasından, hisinden, pasından bir şey bulaşmasa bile, en azından kokusu sana sirayet eder. “

Müslim : 8.c.2628.n – Ebu Davud : 5.c.4829.n

Görüldüğü gibi iyi arkadaşın misali misk taşıyan bir kimse gibidir. Böyle bir arkadaş ya sana karşılıksız olarak miskten ikram edecektir, ya ondan misk satın alacaksın, ya da onunla yan yana olduğun için güzel kokusu sana sirayet edecektir.

Yani hayırlı bir arkadaşla oturup kalkan kimse, daima ondan hayır görecek ve vaktini de faydalı ve hoş şeylerle geçirmiş olacaktır.

İşte bu şekilde hayırlı dostu ve arkadaşları olan bir kimse, her zaman mutlu ve huzurludur. Onun içindir ki Rabbinizin bu nimetinide asla unutmayın ve bu konuda da O’na bol bol hamdedin, şükredin… Ki, yanınızda sizin gibi inanan ve sizin gibi amel eden kardeşleriniz var.

Değerli kardeşlerim … ! Rabbimizin bizlere ihsan ettiği nimetlerden bir tanesi de – belkide bir çoğumuzun aklının ucundan bile geçmeyen – hürriyetimizdir…

5 – Yani bizlere esaret altında olmayan, istediği gibi hareket eden hürriyet gibi bir nimet ihsan etmesidir 

        Unutmayınız ki insanın hür olması, başkalarının esareti altında olmaması çok değerli bir nimettir… Bunu ancak hürriyeti elinden alınan ve Tağutların esareti altında olanlar bilirler… Onun içindir ki bu halimizinde değeri bilmeli ve ona uygun hareket etmeliyiz… Yani bol bol şükretmeli, Allah yoluna davet için zamanımızı kullanmalı ve esaret altında olanlara da bu konuda dua etmeliyiz…

        Rabbimizin güzel nimetlerinden birisi de ;

6 – Her günahtan dolayı hemen bizleri cezalandırmaması 

Değerli kardeşlerim … ! bildiğiniz gibi hemen hemen hepimiz – irili ufaklı – günah işleyen kullarız… Bundan hiç birimiz istisna değiliz … Ve bu günahlarımız da, şüphesizki Allah’u Teala’yı kızdıran bir durumdur… Rabbimizin bu konudaki bizlere ihsan ettiği en güzel nimeti ise, her günahımızdan dolayı bizleri hemen cezalandırmamasıdır…

Rabbimiz kerim kitabında bu konuda şöyle buyuruyor :

“ Eğer Allah, insanları işledikleri zulümleri – veya günahları – yüzünden cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı …… “

Nahl : 61 

Unutmayınızki işte bu mükemmel bir nimettir… Bununla yakından alakası olan diğer bir nimet ise ;

7 – Günahlarımızdan dolayı bizlere tevbe gibi tedavi kapısı ihsan etmesidir 

Değerli kardeşlerim … ! Unutmayın ki, beşer olmamız hasebi ile hata yapmaya – diğer bir ifadeyle günah işlemeye – müsait varlıklarız. Yani bu noksanlık insanoğlu için varolan bir şeydir… İşte bundan dolayıdır ki Allah Rasulü s.a.v bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır :

{ … Ebu Eyyub r.a dan …… Rasulullah s.a.v in şöyle buyurduğunu işittim :

— Eğer siz günah işlemeyen kimseler olsaydınız, mutlaka Allah, günah işleyecek – ardından da Allah’a yönelerek tevbe edecek ve Allah’ın da – kendilerini bağışlayacağı kimseler yaratırdı. }

Müslim : 8.c.2748.2749.n – Tirmizi : 6.c.3768.n

         Tabi ki burada anlatılan şey ; günah işleyin demek değildir. Buradaki anlatılan şey ; sizler hata yapmaya müsait varlıklarsınız, dolayısıyla bu acizliğinizden ve bu kusurlu halinizden dolayı ister istemez hataya düşeceksiniz ve günah işleyeceksiniz. Dolayısıyla bu halinizden sonra sizi yaratana yönelin ve O’ndan af ve mağfiret dileyin, demektir.

Unutmayalım ki, insanoğlunun işlediği her günah, her isyan birer yara gibidir. Tedavisi olmazsa  belki de o yara, insanın ölümüne bile sebep olabilir… Ve bu ölümde, manevi bir ölüm olur…

{ … Ebu Hureyre r.a’dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurmuştur : Mü’min günah işlediği zaman kalbinde siyah bir leke oluşur. Sonra o kişi tevbe edip -nefsini o günahtan – çekip çıkarır ve Allah’tan mağfiret dilerse, kalbi o lekeden temizlenip cilalanır. Eğer mü’min günahı fazlalaştırırsa kalbindeki siyah leke fazlalaşır. İşte Allah’u Teala’nın kitabında  :                                                          

   كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا يَكْسِبُونَ 

“ Hayır ! onların kazandıkları günahlar, kalplerini paslandırıp karartmıştır “ Ayet’inde buyurduğu ran – yani kir pas – işte budur. }

                                                                                               İbni Mace : 10.c.4244.n 

         Ve en önemlisi değerli kardeşlerim … ! Yiğin için, yatın kalkın ve Rabbinize hamdedin, şükredin ki  O size, maddi ve manevi tedavi imkanları sağlamış ve şifa bulmanız için de kendisine yönelmenizi istemiştir.

İşte bu da mükemmel bir nimettir … Nasıl olmasın ki … ? işlemekten kaçınamadığımız hatalarımız ve günahlarımız için bizlere tevbe kapısı açmıştır.

{ … Safvan bin Assal r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Şüphesiz, güneşin battığı yer tarafında yetmiş yıllık mesafe genişliğinde açılmış bir kapı vardır. Güneş o kapı tarafından – geri – doğuncaya kadar o kapı tevbe için daima açık olacaktır. Güneş o kapı tarafından doğunca, daha önce iman etmiş olmayan veya imanında bir hayır kazanmış olmayan hiçbir kimseye o gün imanı fayda vermeyecektir. }

                                                                                           İbni Mace : 10.c.4070.n

{ … Ebu Musa r.a’dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Aziz ve Celil olan Allah, gündüz kötü harekette bulunanların tevbelerini kabul etmek için geceleyin elini uzatır. Gece günah işleyenlerin tevbelerini kabul etmek için de gündüzün elini uzatır. Ve bu iş, taa güneşin batıdan doğacağı zamana kadar devam eder. }

Müslim : 8.c.2759.n

{ … İbni Ömer r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Allah kulun tevbesini, ğarğara haline – yani can boğaza – varmadıkça kabul eder. }

Tirmizi : 6.c.3765.n – İbni Mace : 10.c.4253.n

Hulasa işte bu da, Allah’ın kullarına ihsan ettiği mükemmel bir nimet ve mükemmel bir tedavi imkanıdır… Onun içindir ki bu nimetinde kadrini kiymeti bilmeli ve günahkar kullar olarak bol bol Allah’a yönelme ve O’ndan mağfiret dilemeliyiz…

TEVBENİN  ANLAMI 

        Değerli kardeşlerim … ! hazır yeri gelmişken Tevbenin ne anlama geldiğinden de biraz bahsedecek olursak, inşaAllah faideli olacaktır.

Şüphesiz ki tevbenin bir anlamı vardır. Bu, bir çok cahilin sandığı gibi sadece dil ile ; ben tevbe ettim diyerek yapılacak bir şey değildir.

Tevbenin anlamı ; bilindiği gibi Allah’a yönelmek, günahı terk etmek, ondan hoşlanmamak, yaptığı o çirkin işten pişman olmak ve bir daha ona dönmemek için gayret göstermektir. Tövbenin anlamı budur.

{ …  Abdullah İbni Mes’ud r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu demiştir : Pişmanlık tevbedir. }

Ahmed : 1/423 – Hakim : 4/243 – İbni Mace : 10.c.4252.n

Nevevi r.h şöyle der : ” Her türlü günahtan tevbe vaciptir. Günah ; kul ile Allah Teâlâ arasında ise, bu tevbenin üç şartı vardır :

Birincisi, günahı hemen terk etmesi.

İkincisi, yaptığına işman olması.

Üçüncüsü ise, o günaha bir daha asla dönmemeye kesin karar vermesidir. Bu üçünden biri bulunmazsa, kişinin tevbesi sahih olmaz.

Günah, eğer kul hakkı ile alakalı ise, tevbenin şartı dörttür : Bu zikri geçek üç şartla beraber, kişinin kul hakkından da kurtulması gerekir. Mal ve benzeri ise, onu sahibine geri verir. İftira cezası ve benzeri ise, bunun uygulanmasına olanak verir veya affetmesini talep eder. Gıybet ise ; ondan, hakkını helal etmesini ister.

8 – Bizlere ihtiyacımızı giderdiğimiz, binbir tad’da ve renkte yiyecek, içecek ve giyecekler  ihsan etmesi

        Değerli kardeşlerim … ! Rabbimizin bizlere ihsan ettiği en güzel nimetlerden bir diğeri de, zaruri ihtiyaçlarımızı giderdiğimiz, binbir türlü tad’da ve renkte yiyeceğimiz, içeceğimiz  ve giyeceğimiz nimetlerdir.

        Bunlar olmasa bizler mahfoluruz, hastalanırız, ölürüz, üşürüz, donarız. Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurur :

“ Eğer O, rızkınızı tutsa ( vermese ), size rızkınızı verecek olan kimmiş ?  …….. “   Mülk : 21.Ay

“ De ki : ” Haber verir misiniz ? eğer suyunuz yerin dibine çekilecek olsa, bu durumda kim size bir akar su kaynağı getirebilir ?  “   Mülk : 30.Ay

Rabbimiz bu konuda yine bir hadisi kutside şöyle buyurur ;

{ … Ey kullarım … ! benim hidayet verdiklerim müstesna, sizlerin hepsi dalalette olanlarsınız. Öyleyse benden hidayet isteyin ki size hidayet edeyim.

Ey kullarım … ! Sizler hep açsınız, ancak benim doyurduklarım müstesna. Öyleyse benden yiyecek isteyin ki size yiyecek vereyim.

Ey kullarım … ! Benim giydirdiklerim müstesna, sizlerin hepsi çıplaksının. Öyleyse benden giyecek isteyin ki sizi giydireyim.

Ey kullarım … ! Sizler gece gündüz günah işleyenlersiniz. Ben ise bütün günahları mağfiret edenim. Öyleyse benden mağfiret dileyin ki sizin günahlarınızı bağışlayayım…

Ey kullarım … ! Sizler asla bana zarar verecek dereceye ulaşamaz ve bana zarar veremezsiniz. Keza sizler asla bana fayda verecek dereceye ulaşamaz ve bana asla fayda veremezsiniz…

Ey kullarım … ! Sizin öncekileriniz, sonrakileriniz, insiniz, cinniniz, içinizden en temiz kalpli bir adam gidişinde olsa, o benim mülkümde bir şey artırmaz.

Ey kullarım … ! Sizin öncekileriniz, sonrakileriniz, insiniz, cinniniz, içinizden en kötü kalpli bir adam gidişinde olsa, o benim mülkümde bir şey eksiltmez…

Ey kullarım … ! Sizin öncekileriniz, sonrakileriniz, insiniz, cinniniz,  hepiniz bir yere toplanıp benden isteseler ve bende onların istediklerini versem, bu benim mülkümde hiçbir şeyi eksiltmez. Bunların hepsi benim mülkümden ancak, bir dikiş iğnesinin denize bir kere batırılıpta çıkarıldığında o denizden eksilttiği  su kadardır…

Ey kullarım … ! Sadece sizin güzel amellerinizdir ki ben onları sizin için sayar ve saklayıp muhafaza ederim. Sonra da onları size tastamam veririm. Onun içindir ki, her kim hayır bulursa o kimse Allah’a hamdetsin. Bundan başkasını bulan da, kendi nefsini kınasın. }

                                                                                                      Müslim : 8.c.2577.n 

Öyleyse bu konuda sözü daha fazla uzatmaya gerek yoktur… Dolayısıyla   aciz kullar olarak Allah’u Teala’nın bizlere ihsan ettiği nimetler karşısında şükrünü eda eden kimseler olmak zorundayız… Değilse ya nimetlerini elimizden alır bizi perişan eder, ya da onları fazlalaştırarak bizim sapıtmamıza vesile kılar…

Rabbim cümlemizi nimetlerine karşı hakkıyla şükreden kullarından olmamızı nasibetsin.

                                                                Amin

Vel hamdu lillahi rabbil alemin

                                                    Tacuddin   el Bayburdi