Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Şefaat konusunda orta yol

Değerli Müslümanlar … ! bu paylaşımımda üzerinde durmaya gayret göstereceğim konu şefaat meselesidir… Mevzu  ile alakalı görmüş olduğum bir çok çirkin arızadan dolayı, konuyu geniş bir şekilde ele almayı ve kolay anlaşılması için de onu çeşitli başlıklar altında işlemeyi uygun gördüm.

Konuya girmeden önce şunu özellikle ifade etmek isterim ki ; görülen bu tip arızaların temelinde yatan en etkili vesile, inananların dinleri konusunda cahillikleri ve aşırılıklarıdır… 

Dini meseleleri azda olsa araştırma zahmetine katlananlar şunu açıkça göreceklerdir ki ; gerekgeçmiş cahiliye toplumlarında ve gerekse günümüz cahiliyesinde göze çarpan en çirkin arızalardan bir tanesi de, inananların dinleri hususundaki aşırılıklarıdır… Ve bu aşırılıkları yüzünden de bir çok meselede ya ifrat, yada tefrit noktasına gelmişlerdir.

Allah’u Azze ve Celle kullarını öteden beri dini konusunda uyarmış ve bu hususta aşırılığa sapmamalarını onlara emretmiştir…

            Ehl’i kitap hakkında şöyle buyurur :

يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لاَ تَغْلُواْ فِي دِينِكُمْ وَلاَ تَقُولُواْ عَلَى اللّهِ إِلاَّ الْحَق 

“ Ey kitap ehli ! dininizde aşırılığa gitmeyin. Ve Allah hakında doğru olandan başkasını söylemeyin … ”  Nisa : 171.Ay.

قُلْ  يَا أَهْلَ الْكِتَابِ  لاَ تَغْلُواْ فِي دِينِكُمْ  غَيْرَ الْحَقِّ  وَلاَ  تَتَّبِعُواْ أَهْوَاء قَوْمٍ قَدْ ضَلُّواْ مِن  قَبْلُ وَأَضَلُّواْ كَثِيراً  وَضَلُّواْ عَن  سَوَاء السَّبِيلِ   لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن  بَنِي إِسْرَائِيلَ  عَلَى  لِسَانِ دَاوُودَ  وَعِيسَى  ابْنِ  مَرْيَمَ ذَلِكَ  بِمَا  عَصَوا وَّكَانُواْ يَعْتَدُونَ

“ Deki : Ey kitap ehli ! dininizde haddi aşmayın ve daha önce sapıtan, bir çoklarını da saptıran ve doğru yoldan uzaklaşan kimselerin heva ve heveslerine uymayın. İsrail oğullarından kafir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bunun sebebi ise, isyan etmeleri ve – dinleri hususunda – haddi aşmalarıdır. ”   Maide : 77.78.Ay.

Allah Rasulü s.a.v de bir hadisi şeriflerinde kendi ümmetini uyararak şöyle buyurmaktadır :

  …. عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ؛ قَالَ : قَالَ  رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم :  يَا أَيُّهَا  النَّاسُ !  إِيَّاكُم وَالْغُلُوَّ فِي الدِّينِ ، فَإِنَّهُ أَهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمُ الْغُلُوَّ فِي الدِّينِ                                     

 “ ….. Ey insanlar ! Din de aşırılığa gitmekten sakının. Çünkü o, sizden öncekileri helak etmiştir. ”    İbni Mace : 8.c.3029.n – Ahmed : 1.215.347

Ama ne yazık ki Allah ve Rasulünün bu kadar uyarılarına rağmen yine de bir çok inanan kimse dinlerindeki aşırılıkları sebebiyle bir çok çirkin inanç ve ameller içerisinde yüzmektedirler…

İşte bunlardan bir tanesi de, bu sohbetimizde üzerinde durmaya çalışacağımız şefaat meselesidir… Çünkü şefaat meselesinde de inananlar arasında aşırılığa gidilmiş ve biri diğeriyle zıt olan farklı farklı fikirler ve taifeler ortaya çıkmıştır…

1 – ŞEFAAT  KONUSUNDA   İKİ  BATIL … BİR  HAK  TAİFE …

BİRİNCİ  TAİFE : Sapık Hırıstiyan,Yahudi ve müşrik taifesinden olan kimselerdir ki, bu kimseler Kur’an’ın karşı çıktığı bir şefaatin varlığına inanırlar… Bunlar, haklarında hiç bir delilin ve bilginin olmadığı bir takım insanları kendi kendilerince tezkiye ederek onların Allah katında kendilerine şefaat edeceklerine inanan kimselerdir…

İKİNCİ TAİFE  :  Bunlar da Hariciler ve Mutezile fırkasıdır. Bu kimseler, Peygamber s.a.v’in büyük günah sahiplerine şefaatçi olacağını kabul etmezler. Hatta kıyamet gününde hiç kimsenin bir başkasının şefaatinden ve duasından yarar sağlıyamıyacağını iddia ettikleri gibi, hayatta olanların ölen kimse adına – din’de sabit olmasına rağmen – sadaka vermesinin, borçlarını ödemesinin ona bir fayda sağlamayacağına inanırlar… Bu kimselerin öne sürdüğü deliller ise, Allah’u Azze ve Celle’nin, kendi kafalarına göre birilerini şefaatçi edinenleri kınadığı Ayetlerdir… Yani batıl bir şefaat anlayışını reddeden Ayetleri kendilerine delil göstermektedirler.

ÜÇÜNCÜ  TAİFE  : Bunlar ise, Allah’ın kendilerine hidayet verdiği hak taifedir…  Muvahhid kimselerdir… Bu taife, her konuda olduğu gibi şefaat konusunda da Kur’anı, Sünneti ve Kur’an ve Sünneti hakkıyla anlamış ve yaşamış bu ümmetin öncülerini, önderlerini kendilerine rehber edinen kimselerdir.

Bunlar, Kur’an ve sahih Sünnet’in reddettiği şefaat anlayışını reddeden, kabul ettiği şefaat anlayışını da kabul eden vasat yolun yolcularıdırlar.

Elbetteki bu taife, bu konuda en isabetli olan taraftır. Çünkü onlar Kur’an’ın ve Sünnet’in çizdiği yolda yürüyen kimselerdir…

Öyleyse bu konuda basiretli bir müslümana düşen tek şey, Kur’an ve Sünnet çizgisinde olanların izini takip etmektir… Ben müslümanım diyenlerin  bundan başka seçenekleri de olamaz zaten …

2 – ŞEFAAT  KONUSUNDA YANILGI  İÇERİSİNDE  OLAN  BİRİNCİ  TAİFE 

Biz daha fazla sözü uzatmadan isterseniz bu konuda arızalı olan taifelerin yanılgılarını ve bu yanılgılarına sebeb olan amillerin neler olduğunu anlatmaya geçebiliriz.

Değerli kardeşlerim … ! biraz önce de ifade ettiğimiz gibi, bu konuda yanılgı içerisinde olan taifelerden birisi, sivri ucun bir tarafını teşkil eden aşırı kabulcülerdir. Yani, Allah’a şirk koşan Yahudiler, Hırıstiyanlar ve onlarla bu konuda aynı zihniyete sahip olan bir takım cahil müslümanlardır…

Müslümanım diyenlerin içerisinde bu zihniyete sahip olan kimselerin var olduğunu dile getirişimiz, belki bir çok inananın garibine gidebilir, belki de bu ifadelere çok kızabilirler de … Ama meseleye Kitap ve Sünnet ölçüsünde yaklaşıldığı ve bu çerçeveden bakıldığı zaman, bu ifadelerin ne kadar haklı olduğunu kendileri de açıkça göreceklerdir…

Çünkü Müslümanlar arsındaki tasavvuf kesiminin içerisinde bulunduğu en büyük ve en çirkin problem şefaatle alakalı problemdir…

Ben, – telafisini ümit ederek – ilk önce bu insanların şefaat konusundaki anlayışlarını dile getirmek ve ondan sonra da böyle bir inancın batıl olduğunu Kur’an ve Sünnet çizgisinde anlatmak istiyorum …

Bu kimselerin – yani özellikle tasavvufçuların – şefaat konusundaki anlayışları ve iddiaları şudur :

“ Kul, bütün himmeti ve ruhu ile Allah’a yakınlık kazanmış bir zatın ruhuna yönelmelidir. Çünkü, kendi ruhu ile o veli zatın ruhu arasında bir ittisal – yani bir birleşme – meydana gelir ve o zat, o kulun kendisi ile Allah arasında bir vasıta olur.Dolayısiyle, Allah’tan alacağını o zattan almış olur… Yani – tabiri caiz ise – veli denilen o kimse, Allah ile kul arasında bir trafo görevi üstlenmektedir. Çünkü, direkt olarak Allah’tan gelen feyzi kul kaldıramaz … Bununla beraber, henüz hayatta olanları hakkındaki düşünce ve inançları ise,bu kimselerin kendilerine bu  dünyada  yardım edeceğine inandıkları gibi ahirette de şefaatçi olacaklarını kabul ederler. “

şte bu insanların konuyla ilgili inanç ve iddiaları bu şekildedir… Bu kimseler, şefaatçi olarak kabul ettiği aracıları, Padişahın sarayında bulunan ve onun sevgisini, itimadını ve yakınlığını kazanan kimselere benzetirler…

Yani derler ki : nasıl ki bir padişahın huzuruna paldır küldür çıkılmayıp onun yakınları aracılığı ile kendisine ulaşılır ise, aynen de Allah’a yaklaşmak için de O’nun velilerini araya vesile ve vasıta edinmek gerekir…

Bu zavallılar, kul ile Allah arasında vasıta ve şefaatçi olmayı, bir kimsenin kendisi ile padişah arasındaki şefaatçiliğin aynısı olduğunu zannederler…

Ve yine bu zavallılar, yüce yaratıcının lütuf ve ihsanına nail olmayı, bir mahluk ve fani olan Padişahın yardım ve ilgisine nail olmaya benzetirler.

Halbuki bilmezlerki bütün şirk ve küfür yollarının kapısı böylesine batıl kıyaslamalar yüzünden açılmıştır… Ve yine bilmezler ki, bu yönlü şirk ve küfre yuvarlanmaların sebebi, yaratılmışların hal ve şartlarını yaratanın hal ve şartlarına benzetmekten dolayı olmuştur…

Oysa ki Allah’u Azze ve Celle’nin şefaat etmesi, şefaat için izin vermesi, zavallı bir kul olan ve mahiyetindeki kulların hizmetine ve itimadına muhtaç bulunan bir Kralın şefaat izni vermesine, yardımda bulunması için aracının aracılığını kabul etmesine benzemez ve benzetilemez.

Çünkü bir Kral, bir Padişah, bazen aracının aracılığını veya yakınlarından birinin şefaatini kabul etmek zorunda kalır. Aksi halde o yakın adamının yardımını, samimiyet ve itimat çerçevesi içinde devamına ihtiyaç duyduğu hizmetini kaybedebilir…

Hatta ve hatta, durum iyice tersine gidecek olursa, sarayın bu yardımcıları birleşerek Kralı tahtından bile indirebilirler…

Düşünün şimdi ; böylesine ihtiyaçlar içerisinde bulunan bir faninin yanındaki yardımcı ve hizmetçilerinin şefaatçiliğini, hiç bir yardım ve hizmete ihtiyacı olmayan ve yanında da böyle kimseler bulunmayan, ayrıyeten her konuda bütün yetki ve gücün sadece ve sadece kendisine ait olduğu Allah’ın şefaatine nasıl kıyas edilebilir …? Edersek bu batıl olmaz mı …? Elbette ki bu kıyaslama batıl olur. Hem de batılların en çirkini…

Kur’an’ı ve Sünnet’i  azda olsa araştıranlar şunu  açıkca göreceklerdir ki, Yüce Rabbimiz, Nuh a.s’dan Muhammed s.a.v’e kadar bütün Nebi’lerini bu şekildeki batıl kıyaslamalar yüzünden  şirk ve küfre düşen insanları uyamak için göndermiştir… Hatta bu inançlarından vazgeçmezler ise onlarla savaşmalarını emretmiştir… Çünkü böyle bir inanç ve bu inanç doğrultusunda hareket etmek şirk ve küfürdür… Bu ise Allah indinde en büyük problemdir…  Kendi kafalarına göre birilerini tezkiye etmeleri ve tezkiye ettiği o kimseleri de Allah’la kendi aralarına şefaatçiler koymalarıdır…

         Rabbimiz onların bu çirkin problemlerini kerim kitabında şöyle anlatmaktadır :

وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللّهِ مَا لاَ يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَـؤُلاء شُفَعَاؤُنَا عِندَ اللّهِ قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللّهَ بِمَا لاَ يَعْلَمُ فِي السَّمَاوَاتِ وَلاَ فِي الأَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ

“ Onlar, Allah’ı bırakarak kendilerine ne fayda ve ne de zarar veremeyen şeylere ibadet ediyorlar ve : “ bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir “ diyorlar. Onlara deki : göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şeyi mi O’na haber veriyorsunuz ? Allah onların şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir. ”  Yunus : 18.Ay.

أَمِ اتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ شُفَعَاء قُلْ أَوَلَوْ كَانُوا لَا يَمْلِكُونَ شَيْئاً وَلَا يَعْقِلُونَ

“ Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler ? Deki : onlar hiç bir şeye güçleri yetmeyen ve düşünmeyen şeyler olsalar bile mi ? “    Zümer : 43.Ay

أَلَا لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن  دُونِهِ أَوْلِيَاء  مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ

“ İyi bilin ki halis din Allah’ındır. O’ndan başka veliler edinerek ; ” biz bunlara sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz “ diyenlere gelince,şüphesiz ki Allah onlar arasında, ayrılığa düştükleri şeyde hükmünü verecektir. Allah, yalancı ve kafir olan kimseyi doğru yola iletmez.    Zümer : 3.Ay

İşte Allah’u Azze ve Celle’nin reddettiği şefaat anlayışı budur… Yani, kendi kafalarına göre tezkiye ettikleri ve adına da veli veya evliya dedikleri kimselerin, kendilerine şefaat edeceklerini iddia edenlerin bu inançlarını Allah’u Azze ve Celle reddetmiştir.

Çünkü burada, hakkı batıldan ayırdedebilme basiretinden uzak olan kimselerin yanlışa düştükleri birkaç nokta vardır… Onlardan üç tanesi ve en önemlileri şunlardır :

BİRİNCİSİ  OLARAK : Adına veli veya Salih denilen kimselerin Allah katındaki değerlerini kendilerinin belirlemesidir… Yani :  tezkiye ettikleri bu kimselerin Allah’ın Salih kulları olduklarını kendileri zikretmektedirler.

İKİNCİ OLARAK  : Haklarında Veli veya Salih insanlardır kanaatini taşıdıkları bu kimselerin, yarın Ahiret günü kendilerine şefaat etme izni verileceğini iddia etmeleridir…

ÜÇÜNCÜ  OLARAK : Tezkiye ederek adına veli veya Salih denilen bu kimselerin yarın kıyamet günü kendilerine şefaat edeceklerini iddia etmeleridir … Halbu ki ; 

= Nereden biliyorsunuz bu insanların Allah katındaki makam ve mevkilerini … ? Yani onların veli veya evliya olduklarını …

= Nereden biliyorsunuz bu kimselere şefaat etme izni verileceğini … ?

= Ve yine nereden biliyorsunuz kendilerine şefaat etmeleri için izin verilecek olan kimselerin sizlere şefaat edeceklerini …?

Bunların hepsi de, haşa Allah yerine karar vermelerdir… İşte bu inanç ameller, cehaletleri yüzünden hakkı batıla karıştıran binlerce, hatta yüzbinlerce inanan kimselerin çirkin arızasıdır…

3 – ŞEFAATİ  TOPTAN  İNKAR  EDEN  İKİNCİ  SAPIK  TAİFE 

Bu konuda ikinci sapık taife ise, şefaati toptan inkar eden kimselerdir. Aşırı kabulcülerin tam zıddı olan bu taife  Hariciler,  Mutezile ve ona parelel zihniyette olanlardır…

Bunlar, konunun başında da ifade ettiğimiz gibi ne Peygamberlerin Şefaatini, ne Meleklerin Şefaatini, ne Şehidlerin Şefaatini ve ne de Allah’ın kendilerine izin vereceği diğer kimselerin şefaat edeceğini asla kabul etmezler…

Hatta kıyamet gününde hiç kimsenin bir başkasının şefaatinden ve duasından yarar sağlıyamıyacağını iddia ettikleri gibi, hayatta olanların ölen kimse adına sadaka vermesinin, borçlarını ödemesinin ona asla bir fayda sağlamayacağına inanırlar…

Bu kimselerin öne sürdüğü deliller ise, Allah’u Azze ve Celle’nin, kendi kafalarına göre birilerini şefaatçi edinenleri kınadığı Ayetlerdir… Yani batıl bir şefaat anlayışını reddeden Ayetleri kendilerine delil Kabul ederek Şefaat konusunu toptan reddederler.

Yani derler ki : Allah’u Teala Kur’anı kerim de şöyle buyurmaktadır :

وَاتَّقُواْ  يَوْماً  لاَّ تَجْزِي  نَفْسٌ  عَن نَّفْسٍ  شَيْئاً وَلاَ يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلاَ تَنفَعُهَا شَفَاعَةٌ وَلاَ هُمْ يُنصَرُونَ

“ Ve sakının o günden ki, kimse kimseden yana bir şey ödeyemez. Kimseden fidye kabul edilmez ve hiç kimseye şefaat fayda vermez. Her hangi bir taraftan  yardım da görmezler.”   Bakara : 123.Ay.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ  أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقْنَاكُم  مِّن قَبْلِ أَن  يَأْتِيَ يَوْمٌ لاَّ بَيْعٌ فِيهِ وَلاَ خُلَّةٌ وَلاَ شَفَاعَةٌ  وَالْكَافِرُونَ هُمُ  الظَّالِمُونَ

“ Ey inananlar ! ne alış verişin, ne bir dostluğun ve ne de bir şefaatin olmadığı o gün gelmezden önce, size verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayın. Unutmayın ki nankörler zalimlerin ta kendileridirler. ”  Bakara : 254.Ay.

Dolayısiyle bu delillere göre kıyamet gününde şefaat denilen bir olayın olmadığı anlatılmaktadır…

Halbuki bu deliller – biraz önce de ifade ettiğimiz gibi – batıl bir şefaat anlayışına  sahip olan kimselerin inancını reddeden delillerdir… Çünkü bu kimselerin şefaat anlayışı, hakkında hiçbir delilin olmadığı batıl bir şefaat anlayışıdır.

Onlar, aracı kabul ettikleri bu kimselere sığınarak Allah’tan beklenilmesi ve istenilmesi gereken şefaat ve yakınlığı, rıza ve rahmeti, feyiz ve nuru onların kendilerinden, ruhlarından veya kabirlerinden beklemişlerdir… İşte Allah’u Azze ve Celle bu şekildeki bir şefaat anlayışını reddetmektedir bahsi geçen Ayetlerinde.

Eğer Rabbimizin şu Ayet’i celilelerine dikkat ederseniz, kendilerine şefaat edilmeyecek kimselerin – bu tip arızalı inanca sahip olan – zalimler olduğu anlaşılacaktır.

وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ الْآزِفَةِ إِذِ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كَاظِمِينَ مَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ حَمِيمٍ وَلَا شَفِيعٍ يُطَاعُ

“ … O gün zalimlerin ne bir dostu ve ne de sözü dinlenir bir şefaatçileri vardır. ”   Mü’min : 18.Ay. 

“ …. Ey Rasulüm ! sen onlara hatırlat ki, bir kimse kazandığı günahlar yüzünden helaka düşmeye görsün, artık onun için Allah’tan başka ne bir dost ve ne de bir şefaatçi vardır. ”   En’am : 70.Ay.

Evet o gün, Allah’a şirk koşan ve din adına bir çok zulümler işleyen hiç bir zalimin ne bir dostu ve ne de bir şefaatçisi olmayacaktır…

4 – MEŞRU  ŞEFAATİN  İSBATI  VE  ŞARTLARI 

Ey iman edenler … ! 
unutmayalım ki,her şeye kadir olan ve mutlak şefaatçi yüce Allah, ne zaman ki kuluna merhamet eder, ondan razı olur ve ona  izin de verirse, işte o zaman razı olunan şefaat gerçekleşmiş olur… Öğleyse şefaatin gerçekleşmesi için birinci şart,

1 – Allah’ın, şefaat edecek kuluna izin vermesidir.

         Bakınız Rabbimiz kerim kitabında ne buyuruyor :

مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ …………”

“ O’nun izni olmadan katında kim şefaat edebilir ki ? ”   Bakara : 255.Ay.

 مَا مِن شَفِيعٍ إِلاَّ مِن بَعْدِ إِذْنِهِ ذَلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ أَفَلاَ تَذَكَّرُونَ ……..”

 … O’nun izni olmadan hiç kimse şefaat edemez. İşte rabbiniz Allah budur. O’na kulluk ediniz, siz hiç düşünmüyor musunuz …. ? ”   Yunus : 3.Ay.

Bu delillerde görüldüğü gibi, şefaat edecek kimseyi Allah’u Teala seçecek ve ona bu konuda izin verecektir… Ama reddedilen şefaat konusuna dikkat edilirse, bu kimseleri ne yazık ki kendi kafalarına göre insanlar belirlemektedirler…

         Şefaatin gerçekleşmesi için ikinci şart ise ;

2 – Kendisine şefaat etme yetkisi verilecek olan kimse,  Allah’u Taala’nın kendisinden razı olduğu Tevhid ehli kimse olacaktır…

Rabbimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır : 

يَوْمَئِذٍ لَّا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلاً

“ O gün rahmanın izin verip sözünden hoşlandığı kimseden başkasının şefaati fayda vermez. ”   Ta’ha : 109 – Sebe : 23.Ay.

لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِندَ الرَّحْمَنِ عَهْداً

“ Rahmanın huzurunda O’ndan söz almış olanlardan başkası asla şefaat edemezler. ”    Meryem : 87.Ay.

Şimdi burada – özellikle bu son Ayeti Celileyi okuduktan sonra – Tasaffufcu kesime şunu sormak istiyorum ; sizin şu şefaatci olacağına inandığınız kimselerin Rahmanın huzurunda söz alacaklarına dair bir deliliniz veya bir belgeniz var mı … ? … Çünkü Ayette haber verildiği gibi :

“ Rahmanın huzurunda O’ndan söz almış olanlardan başkası asla şefaat edemezler. “

Şefaatin gerçekleşmesi için üçüncü şart ise ;

3 – Kendilerine şefaat edilecek olan kimseler, şefaat etme yetkisi verilen   kimseler değil,  Allah’ın seçtiği kimseler olacaktır.

Yani ; gerek kendisine şefaat etme yetkisi verilecek kimse olsun ve gerekse kendisine şefaat edilecek bir kimse olsun, bunlar, Allah’u Taala’nın seçtiği kimseler olacaktır…   

         Rabbimiz bu konuda da şöyle buyurmaktadır :

وَكَم مِّن مَّلَكٍ  فِي السَّمَاوَاتِ  لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئاً إِلَّا مِن بَعْدِ أَن يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَن يَشَاءُ وَيَرْضَى

“ Göklerde  nice melek var ki onların şefaati hiç bir işe yaramaz. Meğer ki Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseye  – şefaat edilmesi için – izin verdiği müstesna. ”  Necm : 26.Ay.

“ Allah onların önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. O’nun razı olduğundan başkasına şefaat edemezler. Ve onlar O’nun korkusundan titrerler. ”  Enbiya : 28.Ay.

İşte İslam’ın, onun Peygamberinin ve indirilen Kitap ve Sünnet’in, meşruluğunu kabul ettiği şefaat şekli ve anlayışı budur.

Bu da – şefaati toptan reddedenlerin zannettiği gibi – vasıta adı altında Allah’a ortak koşmak demek değildir. Çünkü İslam, hiçbir şekilde Allah’a ortak tanımaz ve tanıyanları da tanımaz…

İslam’ın bu husustaki kuralları açık ve nettir… Bu şartlar ve kurallar gerçekleşmediği müddetçe şefaat denilen bir şey mümkün değildir.

O halde şuurlu bir müslümanın şunu asla unutmaması gerekir ki, İlahi huzurda şefaatin gerçekleşmesi için, her şeyden önce Allah’u Teala’dan bu hususta izin çıkması gerekir… Çünkü bütün şefaat yetkisi Allah’ın elindedir.

Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :  

“  De ki : Şefaat hakkı bütünüyle Allah’ındır … ”   Zümer : 44.Ay.

Şefaat yetkisi ve hakkı bütünüyle Allah’ın elinde olduğuna göre, öyleyse öğrenilmesi gereken ikinci husus ta ; O’nun, razı olup sevdiği kuluna şefaat etmesi için izin vermesi gerekir… Çünkü Allah’u Teala’nın kendisine şefaat etme yetkisi vereceği kimseler, mutlaka O’nun razı olduğu kimseler olacaktır. Bu konuda bilinmesi gereken üçüncü husus ise ; şefaat edilecek olan kimseleri de yine Allah’u Teala’nın belirleyeceği hususudur…

Değerli kardeşlerim … ! bahsi edilen bu üç şartı bir arada zikreden şu hadisi gelin hep beraber okuyalım …

“ … Enes İbni Malik’ten gelen bir hadislerinde ise Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurmaktadır : Allah kıyamet gününde insanları toplar. Onlar :
— İçinde bulunduğumuz şu sıkıntılı durumdan bizleri kurtarması için Rabbimize karşı şefaat istesek ! derler. Müteakiben Adem a.s gelirler ve :
— Sen, Allah’ın kendi eliyle yarattığı, sana kendi ruhundan hayat verdiği, Meleklere emredip de onların senin için secde ettikleri kimsesin. Sen bizim için Rabb’in huzurunda şefaat et ! derler. Adem de :
— Ben buna ehil değilim, der ve işlemiş olduğu hatasını zikreder. Sonra da, siz Allah’ın gönderdiği ilk Rasul olan Nuh’a gidin, der. Sonra onlar Nuh’a gelirler. Nuh, işlemiş olduğu hatasını zikreder de :
— Ben buna ehil değilim. Siz, Allah’ın kendisini dost edindiği İbrahim’e gidin, der. Akabinde onlar İbrahime gelirler. İbrahim de işlediği günahını zikrederek :
— Ben buna ehil değilim. Siz İsa’ya gidin, der. Akabinde İsa’ya gelirler. O da :
— Ben  buna ehil değilim, siz Muhammede gidin. Allah onun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını mağfiret etmiştir, der.

Bunun üzerine insanlar bana gelirler. Ben Rabbimin huzuruna çıkmak için izin isterim. O’nu görünce hemen secdeye kapanırım. Allah dilediği kadar beni bu vaziyette bırakır. Sonra Allah tarafından bana :
– Başını kaldır ! iste, sana verilecektir ; söyle, sözün dinlenecektir ; şefaat et, şefaatin kabul olunacaktır ! buyrulur. Ben secdeden başımı kaldırır ve Rabbimin bana öğreteceği bir tahmid ile Rabbime hamd ederim. Sonra şefaat ederim. Rabbim benim için bir sınır tayin eder de ben o insanları ateşten çıkararak cennet’e sokarım. Sonra döner yine evvelki gibi secdeye kapanırım. Böylece nihayet üçüncü yahut dördüncü defada :
– Ya Rabb ! Ateş içinde Kur’anın hapsettiklerinden başka kimse kalmadı, derim. ”   Buhari : 14.c.6465.s – Müslim : 1.c.193.n 

5 – KENDİLERİNE ŞEFAAT EDİLECEK OLANLAR, TEVHİD EHLİ GÜNAHKAR KULLARDIR 

Değerli kardeşlerim … !
 şefaat konusunda bilinmesi gereken önemli bir husus  ise ; Hakkında şefaat edilecek kula yüce  Allah’ın  acıması ve – ondaki şirk ve küfür olmayan günahlarından dolayı – kendisine şefaat edilsin diye izin vermesidir… Yani, şefaat edilecek kulun mutlaka Tevhid ehli bir kimse olması gerekir…

Bütün bu şefaatçi kulların örnek ve önderi olan Peygamberimiz’in şefaatine mahzar olacak kimseler dahi, ancak Tevhid ehli olanlardır. Yani, kayıtsız şartsız Allah’ı birleyen ve imanlarına asla zulüm bulaştırmayanlardır.

“ … Avf  İbni Malik  el-Eşcai r.a dan  gelen  bir hadislerin de Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurmaktadır :  “ … Bu  şefaat,  Allah’a ortak koşmadan ölenler içindir. “  

İbni Mace : 10.c.4307.n – Tirmizi : 4.c.2558.n

“ … Enes İbn Malik r.a dan. Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurmaktadır : Benim Şefaatim, ümmetimin büyük günah sahiplerinedir. “

      Tirmizi : 4.c.2552.n – Ebu Davud : 5.c.4739.n – Ahmed : 3/213/12810.n

Şirk ve küfür ehli ise, asla ve asla hiç kimsenin şefaatine nail olamayacaktır… Çünkü yüce Allah, onlardan ve onların şirk ve küfürlerinden asla razı değildir.

Rabbimiz bu kimseler hakkında da şöyle buyurmaktadır :

“ … O gün zalimlerin ne bir dostu ve ne de sözü dinlenir bir şefaatçileri vardır. ”   Mü’min : 18.Ay.

Meseleyi bu meyanda ele aldığımız zaman, bir kulun şefaat edebilmesi veya kendisine şefaat edilebilmesi için  mutlaka Allah’a şirk koşmayan Tevhid ehli kimse olması gerekir…

İşte bu şartlar dahilinde şefaatçi olan bir kul, ehli şirkin anladığı ve ileri sürdüğü gibi, mutlak şefaatçi değildir. O kimse, Rabbine yalvararak şefaat etme isteğinin  kabul edildiği ve kendisine de bu konuda izin verilen kimsedir.

Daha açık bir ifadeyle, kendisine ; haydi kulum, ben senden razıyım, falan kulumun bazı günahlarından dolayı ona şefaat etmen için sana izin verdim, denilen bir buyruk adamıdır. Yoksa bir çok cahil insanın anladığı ve zannettiği gibi, dilediğine şefaat edebilen, dilediğini kurtaran bir kurtarıcı veya yangından adam kurtaran bir itfaiyeci eri değildir.

Unutmayınız ki Allah izin vermediği müddetçe kullar hiçbir şey yapamazlar… Özellikle ahiret gününde, kendi nefislerine ve işlerine bile asla malik olamazlar.

Oradaki bütün işleri ve halleri, tamamen Allah’ın iznine ve emrine bağlı olarak cereyan eder.

Gerçeklerin bu merkezde olduğunu bilmeyenler, veya bilseler bile kabule yanaşmayanlar ise, vesile veya şefaatçi edindikleri kimseleri, adeta Allah’a ortak koşarlar… Sanki mutlak kurtarıcılarmış gibi onlara bağlanır, dua eder ve onlara yalvarır dururlar… Derken, sonuçta bütün nazarlarını, kalbi teveccüh ve himmetlerini bu aracılara çevirirler.

İşte bu, ehli şirkin anladığı manadaki bir şefaat ile, meşru olan şefaat arasındaki farkın birbirlerinden ne kadar ayrı olduğunu göstermektedir… Bu fark aynen Cennet ve Cehennem arasındaki fark gibidir…

Allah’u Teala’nın Kitab’ını ve Rasulullah s.a.v’in Sünnetini okuyanlar açıkça şunu göreceklerdir ki ; İslam, onların anladığı manadaki bir şefaatin reddi ve iptali için göndermiştir… Bu hususta Ayet ve Hadisler pek çoktur.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :

وَيَعْبُدُونَ  مِن دُونِ اللّهِ  مَا لاَ  يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَـؤُلاء شُفَعَاؤُنَا عِندَ اللّهِ  قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللّهَ  بِمَا لاَ يَعْلَمُ فِي السَّمَاوَاتِ وَلاَ فِي الأَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ

“ Onlar, Allah’ı bırakarak kendilerine ne fayda ve ne de zarar veremeyen şeylere ibadet ediyorlar ve “ bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir “ diyorlar. Onlara deki : Göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şeyi mi O’na haber veriyorsunuz ? Allah onların şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir. ”  Yunus : 18.Ay.

 أَمِ اتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ  شُفَعَاء قُلْ  أَوَلَوْ  كَانُوا  لَا يَمْلِكُونَ شَيْئاً وَلَا يَعْقِلُونَ  قُل لِّلَّهِ الشَّفَاعَةُ جَمِيعاً لَّهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

“  Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler ? De ki : Onlar hiçbir şeye güçleri yetmeyen ve düşünemeyen şeyler olsalarda mı ? De ki : Bütün şefaat yetkisi Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Sonra hepiniz O’na döndürüleceksiniz. ”   Zümer : 43.44.Ay.

Hulasa, bu ve emsali deliller bizlere haber veriyor ki, Allah’ın kulları için  yine Allah’tan başka şefaatçileri yoktur.

Ama, gaflet ve cehaletin başlarına bela olduğu bir takım zavallılar, bu gerçeklerin tam tersine, hala bir takım batıl kıyaslamalarla hareket ederek, kabir ve türbelerde yatan kimselerden fayda ve zarar geleceğine inanmakta ve onların yarın kıyamet günü kendilerine şefaat edeceklerini savunmaktadırlar…

Bugünbir çok tasavvufçunun Veli, Evliya, Salih veya Masum kimseler olarak kabul ettikleri insanların kabirlerine vararak … Şefaat ya falan … Medet ey fulan … Yardımını bizden esirgeme ey mubarek … diyerek, oralara tapındıklarına şahid olmaktayız.

Ve yine bir çok beldelerden seferler düzenleyip, zahmetli yollar katederek türbelerine vardıkları zata … Ey fulan efendi sana geldik, işlerimizi düzelt … Bizim çocuğumuz olmuyor, al sana bir göbek ver bize bir bebek … diyerek, oralarda kurban kestiklerine … adaklar adadıklarına ve ağlayıp sızladıklarına şahid olmaktayız…

Ne diyelim … ! Yüceler yücesi Allah’tan bu insanların hidayet ve istikamet bulmalarını dileriz.

Bu zavallılar Allah’ı gereği  gibi tanıyamadılar… O’nun bütün ortak ve yardımcılardan münezzeh oluşunu, bütün mahlukatının O’na muhtaç olduğunu, kendisinin ise hiçbir şeye muhtaç olmadığını hakkıyla kavrayamadılar…

İşte bundan dolayıdır ki zavallı kul, her şeye gücü yeten … her şeyin daima zatına muhtaç olduğu Allah’a sığınacağı yerde … Hidayet ve şefaati sadece ve sadece O’ndan bekleyeceği halde, gidip de kendisi gibi muhtaçlara sığınır, onlardan yardım bekler ve onlara kulluk eder oldu …

Allah’tan ve O’nun yüce sıfatlarından gaflet edip, kendisi gibi zavallıları Rabb ve İlah edinir oldu …

Şanı yüce Rabbimiz, Rububiyet ve Uluhiyet şanını ihlal eden bu kimseleri Kerim kitabında şöyle kınar ve teşhir eder :

أَلَا لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ

“  İyi bilin ki halis din Allah’ın dır. O’ndan başka veliler edinerek ; biz bunlara, sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz, diyenlere gelince, şüphesiz ki Allah, onlar arasında ayrılığa düştükleri şeyde hükmünü verecektir. Allah, yalancı ve kafir olan kimseyi doğru yola iletmez. ”   Zümer : 3.Ay.

وَيَعْبُدُونَ  مِن دُونِ اللّهِ  مَا لاَ يَضُرُّهُمْ وَلاَ  يَنفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَـؤُلاء شُفَعَاؤُنَا عِندَ اللّهِ  قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللّهَ  بِمَا لاَ يَعْلَمُ فِي السَّمَاوَاتِ وَلاَ فِي الأَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ

“ Onlar, Allah’ı bırakarak kendilerine ne fayda ne de zarar veremeyen şeylere tapıyorlar ve bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir diyorlar. Onlara de ki : Göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şeyi mi O’na haber veriyorsunuz ? Allah onların şirk koştuğu şeylerden münezzeh ve yücedir. ”   Yunus : 18.Ay.

Değerli kardeşlerim … ! buraya kadar anlatılanlardan da anlaşıldığı gibi, şefaat konusunda takip edilmesi gereken yol, Kitab’ın ve Sünnet’in tarif ettiği yoldur.

Bu yol, ne Allah’a şirk koşan aşırı kabulcülerin yoludur ve ne de şefaati toptan reddeden  inkarcıların yoludur…  Bu yol, ifrat ve tefrit’ten uzak olan orta bir yoldur… Ve unutmayın ki bu yol ; Cennete giden yoldur…

6 – KIYAMET  GÜNÜ  ŞEFAAT  YETKİSİ  VERİLECEK  OLANLAR 

Allah’u Azze ve Celle’nin kıyamet gününde kendilerine şefaat etme yetkisi vereceği kimselerden de bahsedecek olur isek, birinci olarak ;

A – Allah’ın izniyle Peygamberimiz s.a.v şefaat edecektir …

“ … Cabir bin Abdillah r.a dan. Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurdu : Benim şefaatim, ümmetimin büyük günah sahiplerinedir. “

Tirmizi : 4.c.2553.n – Ebu Davud : 5.c.4739.n – Ahmed : 3-213-12810.n – İbni Mace  : 10.c.4310.n 

“ … Enes İbni Malik r.a dan. Rasulullah s.a.v buyurdular ki : “ … İnsanlar bana gelirler. Ben Rabbimin huzuruna çıkmak için izin isterim. O’nu görünce hemen secdeye kapanırım. Allah dilediği kadar beni bu vaziyette bırakır. Sonra Allah tarafından bana :
— Başını kaldır ! iste, sana verilecektir ; söyle, sözün dinlenecektir ; şefaat et, şefaatin kabul olunacaktır ! buyrulur. Ben secdeden başımı kaldırır ve Rabbimin bana öğreteceği bir tahmid ile Rabbime hamd ederim. Sonra şefaat ederim. Rabbim benim için bir sınır tayin eder de ben o insanları ateşten çıkararak cennet’e sokarım…  “   

                                                   Buhari : 14.c.6465.s – Müslim : 1.c.193.n

“ … İmran İbnu Huseyn r.a dan. Peygamber s.a.v buyurdu ki : Muhammedin şefaati ile bir kavim ateşten çıkar da cennete girerler … “    Buhari : 14.c.6466.s

“ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her peygamberin bir duası vardır. Onunla Allah’a dua edegelmiştir. Fakat ben duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat etmek için saklıyorum. ”   Müslim : 1.c.198.n  

“ … Enes İbni Malik r.a dan. Rasulullah s.a.v buyurdular ki : Ben Cennette şefaat edecek insanların birincisiyim … ”   Müslim : 1.c.196.n

B – Allah’ın dilediği ve izin verdiği Melekler şefaat edecektir …

“ Göklerde  nice melek var ki onların şefaati hiç bir işe yaramaz. Meğer ki Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseye – şefaat etmesi için – izin verdiği müstesna. ”   Necm : 26.Ay.

“ … Ebu Said el-Hudri r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : “ …… Bundan sonra Aziz ve Celil olan Allah’u Teala şöyle der : Melekler  şefaat  ettiler, peygamberler  şefaat  ettiler, mü’minler  de  şefaat ettiler. Şefaat etmedik bir Erhamu’r rahimin kaldı. Bundan sonra Allah’u Azze ve Celle de şefaat eder … “

    Buhari : 16.c.7310.s – Müslim : 1.c.183.n – Ahmed : 3/11-12   

“ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v buyurdu ki : “ … Nihayet Allah’u Teala, kulları arasında kazayı icra edipte sırf rahmetinden dolayı ateş  ehlinden  dilediklerini oradan çıkarmayı irade ettiğinde Meleklere ; İlahi rahmete nail olanlardan Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamış La İlahe İllallah diyenleri cehennemden çıkarsınlar diye ferman buyuracaktır. Melekler de bu kimseleri secde izlerinden tanıyarak ateşten çıkaracaklardır. Çünkü Allah Adem oğlundan secde izlerini yemeği ateşe haram kılmıştır……… ”

                                                          Buhari : 14.c.6472.s – Müslim : 1.c.182.n   

C – Allah’ın izin verdiği Mü’minler şefaat edecektir …

“ … Ebu Said el-Hudri r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : “ …….. Cehennem üzerine bir köprü kurulur ve şefaate izin verilir. Halk : Ya Allah ! selamet ver, selamet ver, diye dua eder durur.

Ya Rasulallah ! köprü nedir ? diye sorulduğunda, Allah Rasulü : O kaypak ve kaygan bir şeydir. Orada kancalar, çengeller ve demirden dikenler vardır. Bunlar, Necd’de meydana gelen Sa’dan dikenlerine benzerler. Mü’minlerden kimi göz kırpacak kadar zaman içinde, kimi şimşek gibi,kimi rüzgar gibi, kimi en iyi cins koşan at ve deve gibi sür’atle geçerler. Mü’minlerden kimi sapasağlam kurtulur, kimi tırmıklanarak perişan bir şekilde salıverilir. Kimi de cehennem ateşine paldır küldür düşerler.

Nihayet mü’minler köprüden geçip kurtuldukları zaman, – ateşe düşen kardeşleri için Allah’a yalvarmaya başlarlar – Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizden hiç kimsenin, hakkı tamamıyla kurtarma hususundaki Allah’a yalvarıp yakarması, kıyamet gününde mü’minlerden ateşte olan kardeşleri için Allah’a yalvarmaları kadar şiddetli değildir.

Onlar derler ki : Ey Rabbimiz ! bu ateşte olanlar bizimle beraber oruc tutarlar, namaz kılarlar ve hacc ederlerdi, – ne olur onları ateşten çıkar – Onlara denilir ki : Tanıdığınız kimseleri dışarı çıkarınız,onların suretleri ateşe haram edildi. Artık bu insanlar kimi inciklerine, kimi de dizlerine kadar ateşe gömülmüş olduğu halde pek çok halkı oradan dışarıya çıkarırlar. Sonra : Ey Rabbimiz ! Cehennem de emrettiklerinden hiç kimse kalmadı, derler. Hak Taala : Geri dönün, kalbinde bir dinar ağırlığında iman ve yakin olan her kimi bulursanız onu da çıkarınız, buyurur. Onlar yine pek çok halkı çıkarırlar. Sonra yine : Ey Rabbimiz ! Cehennem içinde, emrettiklerinden hiç kimseyi bırakmadık, derler.Sonra Hak Taala : Dönünüz ! Kalbinde yarım dinar ağırlığınca hayır olan her kimi bulursanız onu da çıkarınız, buyurur. Yine pek çok halkı oradan çıkarırlar. Sonra tekrar : Ey Rabbimiz ! Bize emrettiklerinden hiç kimseyi cehennemde bırakmadık, derler. Sonra Hak Taala : Dönünüz ! Kalbinde zerre ağırlığınca hayır olan her kimi bulursanız onu da çıkarın, buyurur. Yine pek çok halk oradan çıkarılırlar. Sonra derler ki : Ey Rabbimiz ! orada hayır sahibi olan hiç kimseyi bırakmadık …… “

                         Buhari : 16.c.7310.s – Müslim : 1.c.183.n – Nesai : 8.c.4977.n    

“ … İbni Ebil Ceza r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : Ümmetimden bir adamın şefaatiyle Temim oğullarından daha çok kişi cennete girecektir. Bunun üzerine denildi ki :
– Ya Rasulallah !  sizin şefaatinizden başka kimselerin şefaatiyle mi ? Rasulü Ekrem s.a.v :
– Evet benim şefaatimden başka kimselerin şefaatiyle, buyurdu. “

                                              Tirmizi : 4.c.2555.n – İbni Mace : 10.c.4316.n

Ç – Allah’ın izin verdiği Şehitler şefaat edecektir …

“ … Ebu’d Derda r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : Şehid – kıyamet günü – kendi ailesinden yetmiş kişiye şefaat eder. “

                                           Ebu Davud : 3.c.2522.n – Camiu’s Sağir : 2.c.10040.n 

D – Allah’ın izniyle Kur’an ve Oruç şefaat edecektir …

“ … Abdullah İbn Ömer r.a dan. Rasulullah s.a.v buyurdu ki : Oruç ve Kur’an kıyamet günü kula şefaat ederler. Oruç şöyle der : Ey rabbim ! gündüz bu kulu yemeden içmeden ve şehvetten men ettim. Ona şefaat etmem için izin ver. Kur’an da şöyle der : Bu kulunu gece uykudan men ettim, ona şefaat etmem için izin ver. Böylece her ikisi de şefaat ederler. “

                                                     Ahmed  : 2 / 174 – Camiu’s Sağir : 2.c.2546.n

“ … Ebu Hureyre  r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Kur’andan otuz Ayetten ibaret olan bir sure, bir adama şefaat etti ve neticede o adamın günahları bağışlandı. Bu Sure “ Tebarekellezi biyedihil mülk “ suresidir.”

Tirmizi : 5.c.3052.n – İbni Mace : 9.c.3786.n – Ebu Davud : 2.c.1400.n

Rabbimden niyazım ; kıyamet günü bizlerden razı olsun … Bizlere şefaat etme izni versin … bizleri şefaatcilerin şefaatinden mahrum etmesin …

7 – CEHENNEME  GİRENLER  BİR  DAHA  ORADAN  KURTULAMAZ  İDDİASI

Değerli kardeşlerim … ! bu konuyla yakından alakası olan batıl bir anlayışı da yeri gelmişken zikretmeden geçemeyeceğim.

Mesele, şefaati  kabul  etmeyen kimseler  tarafından  ortaya  atılan  şu  iddiadır ;

“ cehenneme bir kimse girdi mi, artık bir daha oradan kurtulamaz  “ 

Şefaati toptan reddedenler, bu konuda da aynen, şefaat hususundaki Ayet’ler hakkında düştükleri hataya düşmektediler…

Bu kimseler, Allah’u Azze ve Celle’nin kitabındaki şu Ayet’i kerimeleri öne sürerek, cehenneme giren bir kimsenin bir daha oradan çıkması mümkün değildir, diyorlar.

وَأَمَّا الَّذِينَ فَسَقُوا فَمَأْوَاهُمُ النَّارُ كُلَّمَا أَرَادُوا أَن يَخْرُجُوا مِنْهَا أُعِيدُوا فِيهَا وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذِي كُنتُم بِهِ تُكَذِّبُونَ

“ Günah işleyenlerin barınacakları yer de cehennemdir. Ne zaman oradan çıkmak isteseler, yine oraya geri çevrilirler ve onlara : “ yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın “ denir ”   Secde : 20.Ay.                                                                      

                                                “وَمَا هُم بِخَارِجِينَ مِنَ النَّارِ ……” 

“ …… Onlar oradan çıkacak değillerdir. “    Bakara : 167.Ay.

Şefaati toptan reddedenlerin bu çirkin iddialarına vesile olan amillerden birisi de, Ayetlerden kafalarına göre istimbat ettikleri bu batıl anlayıştır… Yani, kim cehenneme girerse artık oradan çıkamaz iddiası…

Halbu ki bu anlayışı akıl da, nakil de açıkça yalanlamaktadır. Aklın yorum ve anlayışını size havale ederek, ben Kur’an ve Sünnet’in bu husustaki delillerini zikretmek istiyorum.

Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :

إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاءُ وَمَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْماً عَظِيماً

“ Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun haricindeki günahları ise, dilerse bağışlar, dilerse bağışlamaz. Allah’a ortak koşan gerçekten büyük bir günah işlemiştir. ”    Nisa : 48.116.Ay.

Eğer bu Ayet’i kerimeye dikkat ederseniz Rabbimiz burada,  kendisine karşı işlenen günahlardan bahsederek, bunlardan en çirkin olan şirki  kesinlikle affetmeyeceğini ve diğer günahları ise dilediğine bağışlayacağını, dilediğine de bağışlamayacağını haber vermektedir… Bu da gösteriyor ki kıyamet günü insanlar,  

Birinci sınıf olarak ; Allah’a Şirk koşmuş, hiç bağışlanmayacak olan ebedi cehennemlikler.

İkinci sınıf ; Şirk olmayan günahlardan dolayı cezasını çekerek cehenneme girip  çıkacak olanlar.

Üçüncü sınıf ise ; Günahları bağışlanıp, cehenneme hiç girmeyecek olanlardır.

         Rabbimiz yine Kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :

وَإِن مِّنكُمْ  إِلَّا  وَارِدُهَا  كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْماً  مَّقْضِيّاً    ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوا وَّنَذَرُ الظَّالِمِينَ  فِيهَا  جِثِيّاً

“  Sizden oraya uğramaycak olan hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesin bir hükümdür. Sonra biz takva ehli kimseleri oradan kurtarıp, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakacağız. “   Meryem : 71.72.Ay.

İşte bu Ayet’i Kerimelere ve önceden zikremiş olduğumuz hadisi şeriflere dikkat eden herkes, şefaati toptan kabul etmeyen bu kimselerin öne sürdüğü “ cehenneme giren bir daha oradan çıkamaz “ anlayışının ne kadar batıl olduğunu  açıkça anlayacaktır.

         Rabbimiz bizleri hakka tabi olan ve batıldan da uzak duran kullarından eylesin.

                 Amin

                                             Ve’l hamdu lillahi rabbil alemin                                                                        

                                                                              Tacuddin el Bayburdi