Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Sorumluluk Tebliğin ulaşmasından sonradır

Değerli kardeşlerim … ! unutmayınız ki Kulun Allah indindeki sorumluluğu, tebliğin kendisine ulaşmasından sonradır… Yani Mükellefin her hangi bir meseleden dolayı sorumlu tutulabilmesi için, kendisine o mesele ile alakalı bilginin ulaşması gerekir.

         Rabbimiz bu konu da kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :

وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ

“… Bu Kur’an bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu “

                                                                                                                                                  En’am : 19.Ay.

Yani, kime Allah’u Teala’nın kitabı ulaşmış veya ulaştırılmış ise, bu kimse uyarılmış demektir…

“ … Abdurrezzak’ın Mamer’den, onun da Katade’den rivayetine göre : “ …. Bu Kur’an bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu …” Ayeti hakkında Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurmuşlardır : Allah’ın emirlerini tebliğ edin, kime Allah’ın kitabından bir Ayet ulaşmış ise, muhakkakki ona Allah’ın emri ulaşmış demektir.  “

 Abdurrezzak  : İbni Kesir : 6.c.2581.s

Yalnız burada anlaşılması gereken hassas bir noktaya işaret etmek gerekir ki o da ; Kulun uyarılması için Allah’ın kitabının anlaşılır bir şekilde o kimseye ulaşması gerekir… 

Yani, dilini bilmediği ve anlayamadığı bir kitabı birilerinin eline tutuşturmak, ona kitap ulaşmıştır veya ona tebliğ edilmiştir manasına gelmez… O kimsenin sorumluluğu ancak, Allah’u Azze ve Celle’nin o Ayet’i kerime ile neyi kastedmiş, onunla mükelleften neyi taleb ediyor, bunları anlayıp kavramasıyla başlar… Veya başka bir ifadeyle ;  Kur’an’ı Peygamber s.a.v’in anladığı ve yaşadığı bir şekilde o insana ulaştırmakla o insanın sorumluluğu başlar…

Şeyhül islam İbn Teymiyye bu konuda şöyle der :  Kur’an’ın yanlızca bir kısmı ulaşan kimse kendisine ulaştığı kadarı ile hüccet ikame edilmiş sayılır. 

el-Cevabu’s-Sahih limen beddele dine’l Mesih : 1/309

Şeyhül islam’ın bahsettiği bu görüş, Ehli Sünnet’in görüşüdür. Onlar bu konuda ihtilaf etmemişlerdir. İnsanlar üzerine hüccet, Peygamberlerin gönderilmesi ve hakkı işitmeleri yoluyla ikame edilir.

Mecmuu’l-Fetava : 12/493 el-Lalikai, Şerhu itikadi ehli’s-Sunne : 1/196 Muhammed İbrahim el-Vezir, İsaru’l-Hak ela’l-Halk : 220; eş-Şankıti, Tefsiru Edvai’l-Beyan : 2/211-336 ve 3/471- 484

Şeyhu’l İslam İbni Teymiye yine şöyle demiştir : Kişi için mükellefiyet, tebliğin kendisine ulaşmasıyla sabitleşir. Bunun sebebi ise Allah’u Teala’nın şu Ayet’i kerimeleridir : 

“ … Onunla sizi ve onun ulaştığı herkesi uyarayım diye bu Kur’an bana vahyolundu ….. ”   En’am : 19.Ay. 

“ … Biz  Rasul göndermedikçe hiç bir kavme azab edici değiliz … ”   İsra : 15.Ay. 

“ … Bu peygamberleri gönderdik ki, Rasuller geldikten sonra insanların Allah’a karşı hiç bir mazeretleri kalmasın …. “  Nisa : 165.Ay.   

Kur’an’da bunun benzeri bir çok Ayet’ler mevcuttur… Bu deliller, Rasulullah s.a.v’in getirdiği İslamı – şeriatı – tebliğ edinceye kadar Allah’ın hiç kimseyi cezalandırmayacağını ve ulaşılmayan şer’i meselelerden dolayı da hiç kimseye bu yüzden azab edilmeyeceğini beyan etmektedir…

Allah’u Teala bir kişiye tebliğ ulaşmadan önce imanı terk ettiği için eğer azab etmezse, imanın bazı şartlarını – bilmeden – terk eden kişiye asla azab etmez… Ancak tebliğ ona ulaşırsa bu müstesnadır… Zaten bilinen bir kaidedir ki, Hüccetin kıyamından sonra onu kabul etmek imanın usüllerindendir.

Şeyhülislâm İbni Teymiyye muayyen olarak kabirlerden medet uman, yaptıkları şirk ve küfürler Usuluddine ve Zaruratı Diniyye aykırı olan Ğulatı Sufîyeyi bile tekfirin şartları oluşup manileri ortadan kalkmadan tekfîr etmiyordu. Bunun en büyük misali Ğulatı Sufiyeden bir Şeyh olan ve insanları kabirlerden istiğaseye davet eden Ebu Hasen el-Bekri’yi cehaleti ve te’villerinden dolayı tekfîr etmemesiydi… Bununla birlikte Bekri, Şeyhul islâm’ı kabirlerden medet dilemenin şirk olduğunu belirtmesi sebebiyle tekfîr etmişti… Şeyhul islâm ona mukabil yazdığı er’Reddu ele’l Bekri kitabında onun hakkında şöyle der : ” Bu sebeble Bekri’nin bizi cehaleti ve iftirasıyla tekfîr edişine aynı şekilde karşılık vermedik. Tıpkı bir adamın diğer bir adam aleyhine fuhuş iftirası atmasıyla o iftira atılanında iftiracıya aynı şekilde karşılık vermesinin olamayacağı gibi. “

Eğer İbni Teymiyye zaruratı diniyeden olarak bilinen bu şirki meselede cehaleti ve te’vili özür olarak kabul etmeseydi muhakkak Bekri’yi tekfîr ederdi… Ve yine o, eğer “ Kur’an’ın ulaştığı herkese hüccet ulaşmıştır “ deseydi, muhakkak ki yine Bekri’yi tekfîr ederdi. Çünkü Bekri, İmam Subki’nin Tabakâtu’l Şâfiiyye’de zikrettiği gibi, Kur’an ve Sünneti bilen mutasavvufi bir şeyh idi.

Zehebi Zuyulu’l İbar : 4/69 – Suyuti,Husnu’l Muhâdara : 1/423

İmanın da Küfrün de bilinçli olması gerekir …


Değerli kardeşlerim … ! Bu hususta bilinmesi gereken kurallardan birisi de ; Ceza ve mukafat için imanın da küfrün de bilinçli bir şekilde olması  kuralıdır…

Rabbimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır :

لِّيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَن بَيِّنَةٍ وَيَحْيَى مَنْ حَيَّ عَن بَيِّنَةٍ  ……… ” 

“ … – Bunu böyle yaptık ki – Helak olan da apaçık deliller neticesinde helak olsun, yaşayan da apaçık deliller neticesinde yaşasın …… ”  Enfal : 42.Ay.

Yani, iman edenin de küfredenin de, imanı ve küfrü açık delillere dayalı olması gerekir.Başka bir ifadeyle : Bir insanın kafir olabilmesi için, kendisinden sudur eden küfrün, – bu ister sözlü olsun ister ameli olsun –  bilinçli olması gerekir.

Yine aynı şekilde, iman edenin de inancı, sözü ve ameli bilinçli ve basiretli olması gerekir.

Zaten Kur’an’a ve Sünnet’e baktığınızda da şunu açıkça göreceksinizdir ki ; Allah’u Azze ve Celle’nin tehdit edip cezalandıracağını zikrettiği kimseler, kendilerine tebliğ edildiği halde ondan yüz çeviren kimseler olduğu gibi, yine aynı şekilde, kurtulacak olan kimselerin de, kendilerine hakkın anlatıldığı ve onların da bu anlatılanlara bilinçli bir şekilde tabi olduğu kimselerdir.

Allah’u Azze ve Celle, kendilerini tehdit edip cezalandıracağını zikrettiği kimselerden şöyle bahsetmektedir :

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِآيَاتِ رَبِّهِ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَا ……… ” 

“ Kendilerine Rablerinin Ayet’leri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir ? …… ”   Secde : 22.Ay.

“  Kendilerine  hidayet  apaçık  belli  olduktan  sonra  inkar  edenler  var  ya ..… Allah onların bütün işlerini boşa çıkaracaktır  “   Muhammed : 32.Ay.

“  Ey Adem oğulları ! kendi içinizden elçiler gelip de size Ayet’lerimi anlattıkları zaman …… Ayetlerimizi yalanlayıp onları kabule tenezzül etmeyenlere gelince, işte onlar ateş halkıdır ve onlar orada ebedi kalacaklardır  “   A’raf : 35.36.Ay.

وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَى حَتَّى يَبْعَثَ فِي أُمِّهَا رَسُولاً يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِنَا وَمَا كُنَّا مُهْلِكِي الْقُرَى إِلَّا وَأَهْلُهَا ظَالِمُونَ

“ Senin Rabbin, ana yerleşim merkezlerine “ onlara Ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve yine biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da helak etmeyiz “  Kasas : 59.Ay.

وَمَا أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ

“ Bizim helak ettiğimiz her ülkenin mutlaka uyarıcıları vardı  “   Şuara : 208.Ay.

Bu Ayeti kerimelerde görüldüğü gibi, azabı hak eden veya edecek olan kimselerin, bilinçli bir şekilde davetten yan çizen, hakkı kabule yanaşmayan ve onu inkar eden kimseler olduğu anlatılmaktadır…

Değerli kardeşlerim … ! bu hususta şunu da asla unutmamak gerekir ki ; Allah’u Teala her hususta adil olduğu gibi, ceza konusunda da adildir…

Dolayısıyla, karşılığı dehşetli ve ebedi ateş olarak zikredilen bir suçlunun şirki ve küfrü, – cahilce işlenen bir şirk ve küfür değil –  bilinçli bir şekilde işlenen şirk ve küfür olmasını gerektirir…

Yani, Allah indinde cahilliği ve te’vilinden dolayı hataya düşen biri ile , inadından ve facirliğinden dolayı küfreden biri asla bir değildir… Çünkü cehalet ayrı bir şeydir, küfür ayrı bir şeydir…

Rabbimizin Fravn kavmi ve ehli kitap hakkındaki zikrettiği şu Ayet’i kerimeler, bir kavmin veya bir kimsenin kafir olması için, kendilerinden sudur eden küfrün şuurunda ve bilincinde olmaları gerektiğini anlatmaktadır.

         Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :

“  Gönülleri kesin olarak kanaat getirip kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler….. “  Neml : 14.Ay.

“  Kendilerine kitap verdiklerimiz, o peygamberi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ama yine de onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizlerler  “ Bakara : 146.Ay. 

         Bu kural imanda da aynıdır… Yani, ilim ayrı bir şeydir, iman da ayrı bir şeydir. Allah’u Azze ve Celle’nin kurtulacaklarını zikrettiği iman ehli kimseler de yine aynen, kendilerine hakkın anlatıldığı ve onlarında bu anlatılanlara bilinçli bir şekilde tabi olduğu kimselerdir…

         Rabbimiz bu hususta da şöyle buyurmaktadır : 

يَا بَنِي آدَمَ إِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي فَمَنِ اتَّقَى وَأَصْلَحَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

“ Ey Adem oğulları ! kendi içinizden elçiler gelip de size Ayet’lerimi anlattıkları zaman kim korunup halini düzeltirse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de  “  A’raf : 35.Ay.

“ … Allah’a ve Rasulüne çağrıldıkları zaman iman edenlerin sözü : “ işittik ve itaat ettik “ sözüdür. İşte umduklarına erenler bunlardır. “   Nur : 51.Ay.

Hulasa, insanlardan sudur eden imanın da küfrün de bilinçli olması gerekir ki cezayı da  mukafatı da hak etsinler…


Tacuddin el Bayburdi