Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Tevessül ile ilgili uydurma Hadisler

 Değerli kardeşlerim … ! İslam toplumunda gayrimeşru bid’at tevessülün yayılmasına yol açan sebeplerin en önemlisi ve en ciddisi zayıf ve uydurma hadislerle amel etmektir.

Aslı astarı olmayan, hatta dinin temel taşlarına aykırı olan bu haberlerle amel etmeleri, inanın müslümanların çoğunu şirk ve küfür vadilerine yuvarlamıştır.

Unutmayalım ki bu tip asılsız rivayetleri ele alıp onlarla istidlal etmek ve bunlarla amel etmek, ehl-i sünnet ve’l-cemaatten ayrılmanın en önemli ve en ciddi sebeplerinden birisidir.

 Halbu ki Muhammed Mustafa s.a.v ve gelmiş geçmiş bütün peygamberler, tevhide muhalif olan bu tür şeylerle mücadele etmişlerdir. Bununla beraber  sahabe, tabiin ve kıyamete kadar en güzel şekilde onlara uyan müminle de bu tür çirkin şeylerle mücadeleye devam edegelmişlerdir.

Ben de inşaAllah bu mücadele seyrinde zerre kadar da olsa yer almak niyetiyle, siz değerli kardeşlerime bu konudaki zayıf ve uydurma haberleri aktarmak istiyorum.

1 = “ …  Ömer radıyallahu anh’dan. Rasulullah s.a.v buyurdu ki :  “ Adem aleyhisselam hatayı işlediğinde ; “ Ya Rabbi ! Muhammed hakkı için senden beni bağışlamanı istiyorum ” dedi.

     Allah Teala ; “ Ey Adem ! Henüz yaratmadığım halde Muhammed’i sen nasıl tanıdın ? ” diye sordu.

     Adem ; “ Ya Rabb! Sen beni elinle yaratıp bana ruhundan üflediğinde başımı kaldırdım. Arşın sütunları üzerinde “ Lailahe illallah Muhammed rasulullah ” cümlesinin yazılı olduğunu gördüm. Bildim ki sen, ismine ancak mahlukatın en sevimlisini izafe edersin ” dedi.

    Bunun üzerine Allah ; “ Doğru söyledin ey Adem! Hakikaten o bana mahlukatın en sevgili olanıdır. Onun hakkı için bana dua et. Ben de seni bağışladım. Şayet Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım.” Buyurdu.

Hakim : 1/672 Tarihut Taberi 1/160  Taberani Evsat 6/313, no ; 6502 Taberani Sağir 2/182 no ; 684 Beyhaki Delail 5/488 Kastalani Mevahib 1/28 Suyuti Hasais 1/21 İbni Cevzi Vefa no;4 Zürkani Şerhul Mevahib 1/62  Mecmauz Zevaid 8/253 Hafaci Nesimur Rıyaz 3/444  

        Bu rivayetin isnadında cumhurun zayıf kabul ettiği ravi Abdurrahman Bin Zeyd Bin Eslem vardır.

İmam Zehebî ” Mizanu’l-İ’tidal “ isimli eserinde bunun batıl ve uydurma bir haber olduğunu söyledi, İbnu Hacer el-Askalânî de ” Lisanü’l-Mizan “ isimli eserinde ona muvafakat etti.

Şeyhulislam İbn Teymiyye dedi ki :
 “el-Hâkimin bu hadisle ilgili rivayeti, onun reddedilme nedenlerinden biridir. Çünkü bizzat kendisi “el-Medhal ile Ma’rifeti’s-Sahihi mine’s-Sakim “ isimli eserinde – hadisin ravilerinden – Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem’in babasından mevzu – yani uydurma – hadisler rivayet etiğini söyler, bu işin erbabından düşünebilen bir kimse için böyle bir rivayetin kabul edilemez olduğu aşikardır. Ben derim ki, Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem, hadiscilerin ittifakınca zayıf bir adamdır ve söylediği şeyleri çokça karıştırır. Ahmed b. Hanbel, Ebû Zur’a, Ebû Hatim, Nesâî ve Darakutnî ve daha başkaları onun zayıf olduğunu söylediler.

Ebû Hatim İbn Hıbban dedi ki :
 Farkında olmadan haberleri öyle ters yüz ediyordu ki rivayetlerinin çoğunda mürselleri merfu, mevkufları müsned haline getiriyordu. Bu sebeple onun rivayetleri terkedilmeyi hak etmişlerdir.

Kaidetün Celiletün fi,t-Tevessüli ve-l-Vesile.s.168-169

Muhaddis Muhammed Nasıruddin el-Elbânî dedi ki : ” Sözün özü, bu hadisin aslı yoktur. Çünkü iki büyük hadis alimi Zehebî ve Askalânî bunun geçersizliğine kesinlikle hükmetmişlerdir. Nitekim yukarıda onlardan bu husus nakledildi

Silsiletü’l-Ehadisi,z-Zaifeti ve,l-Mevdua no : 25 et-Tevessül envauhu ve ahkamuhu s.115

2 =  “… Ebû Saîd-i Hudrî r.a’dan rivayet edildiğine göre ; Rasûlullah s.a.v şöyle buyurdu, demiştir : Kim namaza gitmek üzere evinden çıktıktan sonra şu duayı okursa, Allah’u Azze ve Celle rahmetiyle ona yönelir ve yetmiş bin melek, onun günahlarının bağışlanmasını diler :

“ Allahım ! Senden istiyenlerin Senin katındaki hakkı için gerçekten Senden istiyorum. Ve şu yürüyüşüm hakkı için Senden istiyorum. Çünkü ben ne kibirlenmek ne de böbürlenmek için ve ne görsünler diye ne de duysunlar diye evden çıkmadım. Ve ben Senin kızmandan sakınmak ve Senin rızânı taleb etmek için çıktım. Bu sebeple Cehennem ateşinden beni korumanı ve günahlarımı örtmeni Senden istiyorum. Şüphesiz Senden başka hiç kimse günahları örtemez. “                                                                                

Ahmed 3/21 Tergib 1/315,2/304 Iraki el Muğni 1/279 no ; 1100 İbni Ebi Şeybe 6/25 Misbahuz Zücace 1/98 Busayri İthaf 1106 Gazali İhya 1/326 Mişkat 3460 Mirkatul Mefatih 7/20 İbni Mace 778 Taberani 8/264 İbni Sünni Amelül Yevm no ; 83 Mecmauz Zevaid 5/236 Alusi Neşrul Mehasinu Galiye 2/103 Müsnedi Ali Bin Ca’d 1/299 Zehebi Mizan 4/127 İbni Ebu Hatem İlel 2/184 Elbani Daife : 24

ÖNEMLİ BİR NOT : Hadis çok zayıf olmakla beraber makamla veya yaratıkların zatıyla tevessül konusunun dışındadır. Burada söz konusu edilen şey sadece isteyenlerin hakkı için istemektir ve namaza doğru gitme hakkı için istemektir. Burada kendisiyle tevessül edilenin zatı yoktur. Söz konusu olan sadece Allah’tan istemenin hakkı için istemektir. Allah’tan samimiyetle isteyen kimsenin hakkı o isteğin kabul edilmesidir. Sonra namaza doğru yürümek salih bir ameldir, salih amelle tevessül ise meşrudur.

Şeyhulislam İbn Teymiyye bu konuda şunları söyedi : ” Bu hadisin Atıyye el-Avfî’nin Ebû Said’den olan rivayeti ilim adamlarının icmaı ile zayıftır. Bu hadis başka bir yolla da rivayet edilmiş olup o da zayıftır. Lafzından delil olmaya elverişli bir durum yoktur. Şüphesiz Allah’tan isteyenlerin hakkı, Allah’ın onların isteğini yerine getirmesidir, ibadet edenlerin hakkı ise Allah’ın onlara sevap vermesidir. İlim adamlarının ittifakına göre Allah Teala verdiği sözle bu hakkı kullarına vereceğini kendi nefsine vacip kılmıştur ve onların her birinin söylediği sözde buna icabet etmiştir. Bu konuda geniş açıklama daha önce geçmiştir. Bu, mağarada kendi amelleriyle Allah’tan istekte bulunan üç kişinin bulunduğu konumdur.

Kaidetün Celiletün fi,t-Tevessüli ve-l-Vesile.s.215-216 

Şeyhulislam İbn Teymiyye başka bir yerde de şunları söyler : ” Yaratıkların da Allah üzerinde hakkı vardır diyen bir kimse bununla Allah’ın gerçekleştirmeyi vaadettiği bir hakkı kastettiği zaman bu doğrudur. Çünkü Allah vaadini mutlaka yerine getirir. Allah Teala hikmeti, lütfu ve rahmetiyle bunu gerçekleştirmeyi kendine vacip kılmıştır. Bu hakka müstehak olan bir kimse Allah’tan bunu istediği zaman Allah’tan vaadini yerine getirmesini istemiş olur veya salih ameller gibi sonuçların kendisine bağlandığı sebeplere sarılarak Allah’tan istediği zaman bu daha uygun olur : Bu hakka müstehak olmayan bir kimseye gelince, bu şahsın hakkı için Allah’tan istediği zaman o bu şahsın makamı için istemiş gibidir. Bu da onun, yabancı birinin yaptığı amelle tevessül edip istemesi demektir. O, bununla duasının kabulüne elverişli bir sebebe sarılarak istememiştir.

Kaidetün Celiletün fi,t-Tevessüli ve-l-Vesile.s.108

İbn Teymiyye yine bu konuyla alakalı bir başka yerde de şunları söyler : ” Demek ki cahiliye döneminde yaşayanlar, bir insanın yaptığı ibadetle ve amelle Allah üzerinde, mahlukun mahluk üzerindeki hakkı cinsinden bir hakka sahip olduğunu tahayyül ediyorlardı. Mesela melikllerine ve hükümdarlarına hizmet eden kimseler – bu hizmetlerinin karşılığında, kendileri için menfaatler temin ederler ve başlarına bir zararın gelmesini engellerler. Ve onlardan her biri yaptığı hizmetin karşılığını padişahtan ister ve bekler bir haldedir. Bir eziyetle karşılaştığı veya kendisinden yüz çevrildiğini gördüğü zaman ona : Ben şöyle şöyle yapmadım mı ? Der ve yaptıklarını başa kakar. Bunu diliyle söylemese bile içinden geçirir. Allah hakkında da böyle bir şeyi tahayyül etmek insanın cehaletinin ve zulmünün bir eseridir.

Kaidetün Celiletün fi,t-Tevessüli ve-l-Vesile.s.103

el-Albânî r.h bu konuda şöyle der : Bu hadisin geldiği her iki yol da zayıftır ve biri diğerinden daha zayıftır. el-Busirî, el-Münziri ve diğer alimler bunu zayıf görmüşlerdir. Bunun hasen olduğunu söyleyenler yanılmışlar veya çok gevşek davranmışlardır.

3 = “ … Abbas radıyallahu anh’dan. Rasulullah s.a.v dedi ki :  “ Davud aleyhis selam dedi ki ; “ Allahım ! Babalarım İbrahim, İshak ve Ya’kub hakkı için istiyorum…”

Bezzar 4/133 no ; 1307 Kurtubi 9/159 Heysemi Mecmauz Zevaid 8/202  Zürkani Şerhul Mevahib 1/97 İbni Asakir Tarihu Dımeşk 6/222 Harisi Muhasibi er-risale : s.451 Elbani Daife 335 İbni Kesir 4/17 İbni Teymiye Mecmuul Fetava tercemesi ; 1 / 424

4 = ” … Rasulullah s.a.v buyurdular ki : Benim makamımla tevesülde bulunun, zira benim Allah katındaki makamım büyüktür. ” Veya : ” Allah’tan istediğiniz zaman, benim makamımla isteyin ; zira benim Allah katındaki makamım büyüktür.”

Şeyhulislam İbn Teymiyye bu hadisin uydurma olduğunu söyledikten sonra şöyle der :  Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Allah katındaki makamı bütün peygamberlerin makamından daha büyük olmasına rağmen hadiscilerin itimat ettikleri müslümanların kitablarından hiçbirinde böyle bir şey yoktur ve hadis ilmini bilen hiç kimse de bunu zikretmemiştir.

Asrımızın büyük muhaddisi Muhammed Nasıruddin el-Elbânî de bu hadisin mevzu olduğunu bildirdikten sonra, konu hakkında şunları söyler :

” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Allah katındaki makamının büyüklüğü konusunda hiçbir şüphe yoktur. Allah Teala Musa’yı anlatırken şöyle demişti : ” O, Allah katında itibarlı – seçkin – bir kişi idi “  Ahzab : 69 … Malumdur ki bizim Peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Musa aleyhisselam’dan daha faziletlidir. Bu sebeple şüphesiz ki Rabbi katında Musa’dan daha itibarlıdır. Fakat bu başka bir şey, onun makamıyla tevessül etmek başka bir şeydir. Bazılarının yaptığı gibi bu ikisini birbirine karıştırmak doğru değildir. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in makamı ile tevessül eden bir kimse bununla duasının kabulü için daha fazla ümitli olmayı kastetmektedir. Bu, akılla anlaşılabilecek bir durum değildir. Çünkü bu, aklın kavrayamayacağı gaybi meselelerden birisidir. Bu konuda delil olarak kullanılmaya elverişli sahih bir naklin bulunması gerekir. Böyle bir delile ulaşılmadığı da kesindir. Zira Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessül konusunda geçen hadisler sahih ve zayıf hadisler diye iki kısma ayrılır.

Sahih olan hadislere gelince, yağmur yağmasını isterken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessül etmeleri ve âmâ kişinin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessül etmesi gibi bunlar kesinlikle onların iddia ettikleri şeyin delili değildir. Çünkü bunlar Peygamber’in zatıyla ve makamıyla değil, onun duasıyla tevessülün örnekleridir. Onun ahirete intikalinden sonra duasıyla tevessül etmek imkansız olunca vefatından sonra onunla tevessül de imkansız hale gelir ve caiz olmaz. Tevessül hadislerinden ikinci kısma gelince bunlar zayıf hadislerdir ve zahiri anlamlarıyla bid’at tevessüle delâlet ederler.

 Silsiletu,l-Ehadisi,z-Zaifeti ve,l-Mevdua,No,22 

5 = ” … Rasulullah s.a.v şöyle dedi :  İşlerinizde çaresiz kaldığınız zaman kabir ehline ( yatırlara ) müracaat ediniz. ” veya : ” Ne yapacağınızı bilemez şaşkın bir duruma düştüğünüz zaman kabir ashabından ( yani ölülerden ) yardım isteyiniz.”

Bu hadis mevzu – yani uydurma –  bir hadistir.

Hadis denilen bu uyduruk sözle alakalı ilim ehlinin izahına geçmeden önce şu noktayı hatırlatmadan da geçemeyeceğim :

Değerli kardeşler … ! bilindiği gibi günümüzde yüzbinlerce cahilin peşlerinden koşmaya çalıştığı bir çok zır cahil kimseler mevcuttur.  Bunlardan  biri  de  Cübbeli  Ahmed diye tanınan – Ahmed Mahmud ünlü – denilen zattır. Ne yazık ki o da bu uyduruk sözü “ Tarikatı aliyye de rabıtayı celiyye s.40 “ da dile getirerek, inananların kabirlere, türbelere kokuşturmalarını sağlamaktadır. Allah kendisine hidayet versin diyor ve hadisle ilgili değerli ilim ehlinin sözlerine geçiyorum.
Şeyhul islam İbn Teymiyye şunları söyledi : “ Hadis ilmine vakıf olan insanların icmaına göre bu hadis Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e iftira yoluyla uydurulmuş yalan bir haberdir. Alimlerden hiç kimse böyle bir şey rivayet etmemiştir, güvenilir hadis kitaplarında da böyle bir şey yoktur.

 Kâidetun celiletun fi’t-tevessuli ve’l-Vesîle, s. 267. Kıtabın tahkikçisi Rabî b. Hâdî el-Medhalî dedi ki :  “ Ben bunu araştırdım ve sadece Acluni’nin Keşfül-Hafa isimli eseri, c.I, s.85’te şu lafızlarla buldum : ” Ne yapacağınızı bilemez şaşkın bir duruma düştüğünüz zaman kabir ashabından (ölülerden) yardım isteyin “ Aclûnî bunu, h. 940 yılında vefat eden İbn Kemal Paşa’ya nisbet etti. İbn Kemal Paşa’nın biyoğrafisi için Mucemü’l-Müellifin, c.I, s.238’e ba İbn Kemal Paşa Osmanlı alimlerindindendir, fakat hadis uzmanı değildir. !                                                             

İbn Teyymiyye r.h bu hadisle alakalı başka bir yerde de şunları söyler : ” Onlar – yani bid’atçılar – hadis ilminin uzmanlarınca yalan kabul edilen bir hadisi rivayet ediyorlar. O da şudur : “ İşleriniz sarpa sardığı zaman kabir ehline müracaat ediniz. “ Bu hadis olsa olsa ancak şirke kapı açmak için uydurulmuş bir haber olabilir.

Mecmüu’l-Fetava c.II.s.293

Allah rahmet eylesin İbnu’l-Kayyim, kabirlere ibadet edenleri bu fitneye düşüren sebepleri sayarken şöyle der : Bu sebeplerden birisi de uydurulmuş yalan hadislerdir. Bu hadisleri Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerinden uyduranlar putperestlere benzeyen kabir perestlerdir. Bunlar Peygamber’in dinine de onun getirdiği şeylere de aykırıdır. Şunlar bunun örneğidirler :

” İşleriniz sarpa sardığı zaman kabir ehline müracaat edin/ ölülere sarılın.”

” Biriniz bir taşa hüsnüzan beslerse o taşın ona faydası dokunur.

Büyük alim es-Sehavi, el-Mekasıdu’l-Hasene isimli eserinde s. 542, no: 883’te dedi ki : “ İbn Teymiye bunun yalan olduğunu söyledi. Benzeri bir sözü bizim hocamız -İbn Hacer- söyledi ve bu hadisin aslı yoktur, dedi. Bak: el-Hindî, Tezkiratü’l-Mevuduat, s. 286, s. 286; el-Kinanî, Tenzihu’ş-Şeria, c: II, s. 316; Molla Aliyyü’l-Kârî, el-Esraru’l-Merfua,  s.282, no: 376.

İslam dinine aykırı olan bunlara benzer hadisleri müşrikler uydurmuşlardır ve onlara benzeyen cahiller ve sapıklar arasında da bu tip şeyler çok yaygındır. Allah Teala, Peygamberini taşlara hüsnüzan besleyenlerle savaşması için gönderdi ve onun ümmetini her türlü yolla kabir fitnesinden de sakındırdı.

İğasetü,l-Lehfan min mesayidi,ş-Şeytan c.1.s.243

6 =    “ … Enes b. Malik’in şöyle dediği rivayet edilir : Ali’nin annesi Fatıma binti Esed vefat ettiği zaman Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onun yanına girdi, başucunda oturdu ve dedi ki :

” Allah sana merhamet etsin ! Şüphesiz sen benim ikinci annemdin, beni doyurduğun halde kendin aç kalırdın, beni giydirdiğin halde kendini giydiremezdin, bana yedirdiğin halde kendin güzel yemeklerden mahrum kalırdın. Bütün bunları Allah rızası ve ahiret gayesiyle yapardın “

Sonra Peygamber onun üçer üçer yıkanmasını emretti. İçinde kafur bulunan suya sıra gelince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu kendi eliyle döktü.

Sonra Rasûlullah kendi gömleğini çıkardı, onu ona giydirdi ve üstüne de kefeni örttü. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Üsame b. Zeyd’i, Ebû Eyyub el-Ensari’yi Ömer b. el-Hattabî ve zenci bir genci kabrini kazmaları için çağırdı. Kabre ulaştıklarında onu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem da kazdı ve toprağını elleriyle çıkardı. Kazma işi bitince Rasûllulah sallallahu aleyhi ve sellem kabre girdi ve yan yatarak şöyle dua etti :

” Allah, dirilten ve öldürendir. O, ölümsüz bir hayata sahiptir. Annem Fatıma binti Esed’in günahlarını bağışla – Münker nekir melekleri karşısında söyleyeceği huccetini aklına getir. Peygamberinin ve benden önceki peygamberlerinin hakkı için kabrini genişlet. Çünkü sen merhametlilerin en merhametlisisin. “

Taberanî, el-Mu’cemu’l-Kebir, C.XXIV, s. 352; el-Mu’cemü’l-Evsat, C.I, s. 152; Ebu Nuaym, Hılyetü’l-Evliya, c.III, s.121. Bu hadisi Ravah b. Salâh, Süfyan es-Sevri’den; O, Asım el-Ahvel’den; o da Enes’ten rivayet etti. Bu seneddeki Ravh b. Salâh zayıftır. Onu cumhur da zayıf görmüştür. Hadisçilerin bildirdiğine göre o münker hadisler rivayet etmiştir.

Hadisin senedinin tahrici ve zayıflığının beyanı konusunda daha geniş bilgi için bakınız : es-Sehsevânî el-Hindî, Siyanütü’l-İnsan, s. 128 ; el-Ensari, Tuhfetü’l-Kârî, hadis no: 1 ; Salih b. Abdülaziz Alu’ş-Şeyh, Hazihi Mefahimüna, s. 58; el-Elbâni, Silsiletü’l-Ehadisü’z-Zaife ve’l-mevdua, no:23.

Abdurrahman ed-Dûsiri hadisle alakalı der ki : ” Bu hadis dirayeten olsun, mantıki yönden olsun sahih değildir. Çünkü metninin biçimi, lafızlarının yetersizliği ve içindeki mübalağa onun sabit olmadığının ve fazlasıyla garip bir rivayet oluşunun açık delilidir. Ayrıca senedinde de zayıflık vardır.

 Bu konuda el-Hindi,nin Sıyanetü,l-İnsan isimli kitabına bakınız .s.129

7 = ” … Rasulullah s.a.v buyurdular ki :  Benim hayatta olmam sizin için hayırlıdır ; siz konuşursunuz ve size konuşulur ( yani öldükten sonra bile sizinle konuşabilirim ). Benim vefatım da sizin için hayırlıdır, çünkü amelleriniz bana arzolunur ; iyi bir şey görürsem Allah’a hamdederim. Kötü bir şey görürsem, sizin için Allah’tan bağışlanma dilerim. “

Bu hadis zayıftır, münkerdir.  Muhaddis el-Elbânî, es-Silsiletü’z-Zaife, no: 9754te  şöyle dedi : Hadis  Nesai’nin Sunen’inde 1. cilt, 1894da geçmektedir. Ayrıca Hafız ( ibn Hacer ) bu hadis süfyan ve Abdullah ibn es-Saib zinciriyle gelen pek çok yolla zikretmiştir. Bu hadis Taberânî’nin el-Mucemü’l-kebir’in’de 3/81/2, Ebu Nuayım’ın Ahbaru Esfehan da 2/205, İbnu Asakir’de 9/19/2 de geçmektedir. Ayrıca hadisin tahrici konusunda bak: Salih Alu’ş-Şeyh, Hazihi Mefahimuna, s.56-88.

Asrımızın muhaddisi Nasıruddin el-Elbânî r.h der ki : ” Özet olarak bu hadis bütün yollarıyla zayıftır. Bunların en iyisi Bekr b. Abdullah el-Müzeni’nin hadisidir, o da mürseldir. Muhaddislere göre mürsel, zayıf hadisin kısımlarındandır. Sonra İbn Mes’ud hadisi gelir, o da hatadır. En kötüsü ise iki yolla gelen bu Enes hadisidir.

el-Elbani es-Silsiletü,z-Zaife no : 975 

Salih b. Abdülaziz Alu’ş-Şeyh şunları söyledi :  ” Hadis sabit olsa bile içinde ” Sahibü’l-Mefâhim’in iddia ettiği Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti için yapacağı genel istiğfar ile tevessülün cevazına dair bir şey bulunmamaktadır. Çünkü Rasûlullah’ın hayatta iken ümmeti için dua etmesi ve Allah’tan onlar için bir şeyler istemesi, onun öldükten sonraki istiğfarından daha derin ve daha kesindir. O hayatta iken mevcut olan bu sebep, ölümünden sonra hükmün bağlandığı sebebin aynısıdır. Yani Rasûlullah s.a.v hayatta iken onun genel istiğfarıyla tevessül hangi sebepten caiz değilse ölümünden sonra da aynı sebeple caiz değildir. En hayırlı ilk üç nesilden hiç kimsenin, bid’at aşıklarının ve sünnet kaçkınlarının uydurduğu böyle bir tevessülü yapmamış olmaları da bunu teyit eder.

 Salih Alu,ş-Şeyh Hazihi Mefahimuna.s.88 

ÖNEMLİ BİR HATIRLATMA :  Ey inananlar ! şunu asla aklınızdan çıkarmayın ki ; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e getirdiğimiz salât ve selamlar hariç bizim amellerimizden hiç birisi ona arz edilmez.

 “ … Peygamber s.a.v şöyle buyurmuştur : ” Allah’ın yeryüzünde seyahat eden melekleri vardır. Onlar ümmetimin selamını bana ulaştırırlar. “

  Nesai : c.I.s.274

“ … Diğer bir rivayet de : ” Bana salavat getirin ; Çünkü nerede olursanız olun sizin salavatınız bana ulaşır. “

   Ebu Davud : c.I.s.383

Sahih hadislerde Peygamber s.a.v’in vefatından sonra ümmetinin amellerinden hiçbir şeyi bilemiyeceğini beyan eden açık ve net deliller mevcuttur. Onlardan bir ikisi şunlardır : 

“ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Kıyamet günü benim yanıma ashabımdan bir zümre kimseler gelecek, onlar benim havuzumdan geri döndürülüp kovulacaklardır. Ben de diyeceğim ki : Ya Rabb, onlar benim ashabımdır. Allah buyurur ki :  Senden sonra onların nasıl bidatler çıkardıklarından senin bilgin yoktur. Kuşkusuz onlar, senden sonra arkaları üzere dönüp gerisin geri dinden çıkmışlardır. “

 Buhari : 6213 – Ter : 14.C.6480.S – Müslim : 7.C.2290 / 27.N

 “ … Sehl b. Sa’d r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Ben sizin havuz başında öncünüzüm. Benim yanıma gelen ondan içer, ondan içen kimse de bir daha susamaz. Şüphesiz yanıma benim kendilerini tanıdığım, onların da beni tanıdığı bir takım kimseler gelecek. Sonra benimle onların arasına bir engel konur. Ben : “ Onlar bendendir “ derim. Bana denir ki : “ Sen onların senden sonra neler ihdas ettiklerini  biliyor musun ? .  Ben  de  derim ki : Benden sonra dinde – bid’at çıkararak – değiştirme yapanlar benden uzak olsunlar, uzak olsunlar. “

  Buhari : 6212 –Ter : 6479 – 6480 – Müslim : 2295 / 29 

Değerli kardeşlerim ! tekrar hatırlatmakta fayda var ki bu haberler, Peygamber s.a.v’in öldükten sonra ümmeti içinde neler olacağını bilmediğine açıkca delâlet eder.  

8 = “ …  Ümeyye b. Abdillah b. Halid el-Esid’in şöyle dediği rivayet edilmiştir : ” Allah’ın Rasûlü fakir muhacirlerle tevessül ederek savaşta başarılı olmayı Allah’tan diliyordu. “  

el-Albânî dedi ki : Taberânî bu hadisi, Mu’cemü’l-Kebîr : 1/81/2 de Muhammed b. İshak b. Rahveyh’ten, O İsa b. Yunustan, o babasından, o da dedesi Ümeyye’den nakletmiştir. Hadisin dönüp dolaşıp bu Ümeyye’ye dayandığını söyleyebilirim. Ümeyye sahabi değildir. O halde hadis mürseldir. İbn Abdilberr, el-İstiab, c.I, s. 384 de dedi ki: Bana göre o sahabi değildir,  hadis mürseldir, el-İsabe, C.I, s.33’te de aynı şey söylenir. Ben derim ki : Böylece hadisin zayıf olduğu ve delil olamayacağı ortaya çıktı. Bak: et-Tevessül, s. 113-114.

Asrımızın muhaddisi Muhammed Nasıruddin el-Elbânî hadis ile alakalı der ki : 
Hadis sahih bile olsa Ömer hadisi ve ama hadisi gibi sadece salih kişilerin duasıyle tevessüle delâlet eder.

el-Münavi, Feydu’l-Kadîr, c.V, s. 219’da : ” Ey kafirler, eğer siz fetih istiyorsanız işte size fetih geldi “ Enfal : 19 Ayetinden dolayı hadiste geçen ” yesteftihu “ kelimesinin, savaşta zafere ulaşmayı istemek anlamına geldiğini söyledi. Bunu Zemahşerî zikretti. Hadiste geçen ” bisaaliki’l-Muhacirin” tabiri, ” Malı mülkü olmayan fakir muhacirlerin duasıyla” demektir.

Ben derim ki : Bu tefsir Nesâî’nin II/15’te tahriç ettiği şu hadise dayanmaktadır.

” Allah Teala bu ümmete sadece zayıfları, onların duaları, namazları ve ihlasları sebebiyle yardım eder. “ bu hadisin senedi zayıftır. Bu hadisin aslı sahihi buhari’dedir.  Hadisi şerif, yardım istemenin salihlerin zatlarıyla ve makamlarıyla değil sadece dualarıyle yapılacağını beyan ediyor. Kays b. er-Rabi’in rivayetinde bu hadisin ” Fetih talep ederdi, yardım talep ederdi…” lafızlarıyla geçmesi de bunu te’kit ediyor. Bununla öğrendik ki salihlerle yardım talep etmek, onların duasıyla, namazlarıyla ve ihlaslarıyla olur. İstiftah – yani fetih – istemek de böyledir.

Eğer sahih ise bu şekliyle hadis meşru tevessül için delil olduğu gibi, bid’at tevessülün reddi için de hüccet olur.

el-Elbani et-Tevessül Envauhu ve ahkamuhu s.114-115

9 = ” … Allah Teala’nın kendisine Kur’an ezberlemeyi ve çeşitli ilimleri öğrenmeyi nasip etmesini isteyen kimse şu duayı temiz bir kaba veya cam bir kabın yüzeylerine bal, zaferan ve yağmur suyu karışımı ile yazsın, sonra onu aç karnına içsin, üçgün oruç tutsun, onunla iftar etsin ve namazlarının arkasından şu duayı okusun:

“ Allah’ım ben senden, istenilen bir kimse olduğun için istiyorum. Kimse senin gibi istemedi ve istenilmedi. Peygamberin Muhammed, Halilin İbrahim, sırdaşın Musa; ruhun, kelimen ve önem verdiğin İsa hakkı için senden istiyorum “

İbnu,l-Cevzi el-Mevzuat c.II.s.174 İbn Arrak Tenzihü,ş-Şer,ia c.II.s.322 es-Suyuti el-Lealiü,l-Mesnua,c.II.s.356

Şeyhulislam İbn Teymiyye dedi ki : ” Musa b. Abdurrahman es-San’ani – ki tefsir sahibidir – bunu İbnu Abbas’tan gelen senediyle merfu olarak rivayet etti. Kendisi yalancı bir adamdır. Ebû Ahmed b. Adiy onun rivayet ettiği şeylerin münker olduğunu söyledi. Ebû Hatim İbn Hıbban onun hakkında şunları söyledi : Hadis uyduran bir deccaldir, İbn Cüreyc, Ata ve İbn Abbas senedini kullanarak tefsir konusunda bir kitap uydurdu ve bunu da Kelbi’nin ve Mukatilin sözlerinden derledi. Bu hadisin bir benzeri – Oruç kısmı hariç – İbn Mes’ud’dan rivayet edilir. Onun senedi şöledir : Musa b. İbrahim el-Mervezî, Veki’den ; O, Şekik’ten O da İbn Mes’ud’dan rivayet etti. Bu Musa b. İbrahim hakkında Yahya b. Maîn çok yalancıdır, dedi. Darekutnî, Metruk oldğunu söyledi. İbn Hıbban ise şöyle dedi : Çok dalgındır, telkine açıktır, bu yüzden terkedilmeyi hak etmiştir.                  

 Kaidetün Celiletün fi’t – Tevessuli ve-l-Vesile s.176-178

Allah’u Azze ve Celle bizlere, Kitap ve Sünnet çizgisinde belirtilen meşru vesilelerle kendisine tevessül etmemizi nasibeylesin.

Amin

                          Vel hamdu lillahi rabbil alemin

                                                             Tacuddin el Bayburdi