Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Tevhidin mana ve mahiyeti … 3

9 – ULUHİYET  TEVHİDİ …

Tevhidin üçüncü bölümü ise, Tevhid’i Uluhiye… Yani Uluhiyet Tevhididir. Uluhiyet tevhidi, ibadetlerle alakalı bir tevhid bölümüdür.

Değerli kardeşlerim … !
 Tevhidin bu bölümü, inananların en fazla müşkilata düştüğü bir bölümdür… Dolayısıyla dersimizin bundan sonraki sayfalarında zihinlerimizi ne kadar zinde tutup konuyu iyi anlamaya çalışır isek, gerek kendi problemlerimizi ve gerekse bu yönlü problemleri olan kimselerin arızalarını tedavi etmeye yardımcı olmuş oluruz inşallah…

Bu husustaki takip edilmesi gereken yol ise ; “ …Yapılan bütün ibadetlerin hiçbir ortak tanımadan ve hiçbir şeye bir pay, bir nasip ayırmadan o ibadetin yalnız ve yalnız Allah için yapılmasıdır … ”

Unutmayalım ki bu temel kural, Allah’u Azze ve Celle’nin ne öncekiler ve ne de sonrakiler için kendisinden başkasını din olarak kabul etmediği islam’ın temelidir…

 Allah’u Teala Kerim kitabında şöyle buyurmaktadır  :

وَاسْأَلْ مَنْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رُّسُلِنَا أَجَعَلْنَا مِن دُونِ الرَّحْمَنِ آلِهَةً يُعْبَدُونَ

 “ – Ey Muhammed – Senden önce gönderdiğimiz Rasullere sor bakalım, Rahman  olan – Allah’tan – başka  kendisine ibadet edilecek ilahlar meşru kılmışmıyız ? ”  Zuhruf : 45.Ay.

Allah’u Teala tekrar Ayetin cevabını kendisi vererek buyuruyor ki :

وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ

 “ Senden önce hiçbir Peygamber göndermedik ki ona “ benden başka ilah yoktur ; bu itibarla bana ibadet edin ” diye vahyetmiş olmayalım ”  ENBİYA : 25.AY. 

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ “……

 “ Biz her ümmete, yalnız Allah’a ibadet edin, tağut’tan da sakının diye bir Peygamber  göndermişizdir ……. ”   NAHL : 36.AY.

“ … 
Allah Rasulü s.a.v ise bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır : Kıyamete yakın kılıçla gönderildim. Ta ki , ortağı olmayan tek Allah’a ibadet edilsin. Rızkım, mızrağımın gölgesinde kılındı. Emrine karşı gelenler için ise zillet ve aşağılık vardır. Her kim bir kavme benzerse, o onlardandır ”   AHMED : 2.50.92

Bu ve emsali delillerde görüldüğü gibi bütün Peygamberlerin daveti ;  Tevhid’in diğer bir ifade şekli olan ; “ Sadece ve sadece Allah’a ibadet edilmesi ve O’na hiçbir şeyin ortak koşulmaması ” içindi…

Değerli kardeşlerim … !
 Farkında iseniz bu ifadelerde de – az önce anlatmaya çalıştığımız – tevhidin olmazsa olmaz kuralı olan isbat ve nefy kaidesi göze çarpmaktadır… Yani, ibadetin Allah’a yapılması meselenin isbat yönü, O’ndan başkasına ibadet edilmemesi de, olayın nefy yönüdür.

Diğer bir ifadeyle ; İbadeti Allah’a takdim etmek, kuralın isbat yönü, yapılan o ibadet de hiçbir şeye bir pay, bir nasip ayırmamak da, kuralın nefy yönüdür…

Değerli kardeşlerim … ! hazır yeri gelmişken bu hususta şu noktayı da asla unutmamak gerekir ki,  İbadet tek başına ele alındığı zaman bu ifade, tevhid’ten daha genel manada değerlendirilir… Her eylem bir ibadettir, ama her ibadet tevhid içerikli değildir… Bununla beraber her ibadet eden abid’tir, ama her abid muvahhid – yani tevhid ehli – değildir…

10 – MÜŞRİKLER  ALLAH’A  İBADET  EDEN  KİMSELERDİ

Öyleyse hazır yeri gelmişken bu konuyu da güzel anlamamız gerekir.   Hangi konuyu derseniz … ?  el Cevap : Abid ile muvahhid konusunu. Yani rastgele ibadet eden kimselerle, ibadetlerinde Allah’ı birleyen kimselerin konusunu.

Bu mevzuyu daha güzel anlayabilmek için asrı saadete yönelip o anki, Allah’a ibadet etmelerine rağmen O’na ortak koşan kimselerle, ibadetlerinde tevhidi gerçekleştirenleri çok iyi tanımamız gerekir.

Çünkü tevhidin mana ve mahiyetini hakkıyla anlayamayan bir çok kimsenin  hayret ettiği gibi, Peygamberimiz s.a.v Allah’ın varlığını birliğini tanıyan, O’nun isim ve sıfatlarını kabul eden ve ayrıyeten Allah’a bir takım ibadetlerle itaat etmeye çalışan bir topluluğa peygamber olarak gönderilmiştir…  

Çünkü – Rabbimizin Ayeti celilesinde ifade ettiği gibi – :

“ Onların  çoğu Allah’a ortak koşarak ibadet ediyorlardı ”   
YUSUF : 106.Ay.

Bu Ayeti celilede anlatıldığı gibi Mekkeliler Allah’a ibadet ediyordular ama ortak koşarak ediyordular. Halbu ki Allah’u Teala’nın istediği ise, sadece ve sadece kendisine ibadet edilmesi ve hiçbir şeyin O’na ortak koşulmamasıdır.

Rabbimiz yine Mekkelli müşriklerden bahsederek onların namaz kıldıklarını anlatıyor. O c.c buyuruyor ki : 

وَمَا كَانَ صَلاَتُهُمْ عِندَ الْبَيْتِ إِلاَّ مُكَاء وَتَصْدِيَةً “ ……………..

 “ Onların beytullah yanındaki namazları da, ıslık çalmadan ve el çırpmadan ibarettir …….. ”   ENFAL : 35.Ay.

“… Ebu Zerr r.a, ravisi olan ben Abdullah ibn Samit’e :  Ey kardeşimin oğlu ! ben Rasulullah’a kavuşmadan ( Yani Müslüman olmadan ) üç sene önce namaz kılmışımdır, dedi. Ben ona :  – Kimin için namaz kıldın ? diye sordum. Ebu Zerr : – Allah için dedi …….. ”    MÜSLİM : 7.C.2473.

Bu ve emsali deliler, Mekkelilerin Peygamber s.a.v’e tabi olmadan önce namaz kıldıklarını göstermektedir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلاَ يَقْرَبُواْ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَـذَا

 Allah’u Teala yine Mekkelilerin Hacc’larından bahseder ve buyurur ki :

“ Ey iman edenler ! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıldan sonra artık mescidi Harama yaklaşmasınlar …. ”   
TEVBE : 28.AY.

“ … 
Ebu Hureyre r.a şöyle demiştir :  Ebu Bekr şu – ma’lum olan – Hacc’da nahr gününde birçok münadilerle birlikte Mina’da “ Bu yıldan sonra hiçbir müşrik hacc, hiçbir çıplak Beyt’i tavaf etmesin” diye İ’lana beni de gönderdi.

Ravi Humeyd ibnu Abdurrahman dedi ki :  sonra Rasulullah s.a.v Ebu Bekr’in ardından Ali’yi gönderip : Berae – yani Tevbe – suresini ilan etmesini emretti. Ebu Hureyre r.a dedi ki : Ali’de bizimle beraber nahr gününde Mina’daki halk arasında : “ Bu yıldan sonra hiçbir müşrik hacc etmesin, hiçbir çıplak ta beyti tavaf etmesin “ diye ilan etti ”   BUHARİ : 1.C.464.Say.

İşte bu ve emsali deliller Mekkeli müşriklerin Risaletten önce Hacc yaptıklarını göstermektedir.

“ … 
Abdullah İbn Ömer r.a şöyle haber vermiştir :  Cahiliyet devri insanları aşure günü oruç tutarlardı …… ”  MÜSLİM : 3.C.1126.N

Bu delil de cahiliye dönemi insanlarının oruç tuttuklarını isbat etmektedir. 

Ve yine Rabbimiz ;

“ Müşriklerin kendi küfürlerine kendileri şahit iken ; Allah’ın mescidlerini tamir etme hakları yoktur. İşte onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedi kalıcıdırlar. ”  
TEVBE : 17.AY.

“ Allah’ın yarattığı ekinden ve hayvanlardan Allah”a pay ayırdılar. Zanlarınca  bu Allah’a bu da ortaklarımıza dediler. Ortakları için ayrılan Allah’a ulaşmıyor. Fakat Allah için ayrılan, ortaklarına ulaşıyor. Ne kötü hüküm veriyolar ”   
EN’AM : 136.AY.

“ … 
Ubeydullah r.a şöyle dedi : Buna Nafi, İbn Ömer’den haber verdi ki, Ömer r.a Rasulallah’a:
-Ya Rasulallah ! Ben cahiliyet devrinde Mescidi Haramın içinde bir gece itikaf etmeyi adamıştım , dedi. Rasululllah s.a.v :
– Adağını yerine getir. buyurdu ”   MÜSLİM : 5.C.1656.N

“ … 
Hakim İbn Hizam r.a şöyle demiştir ; Ben Rasulullah’a :
– Ya Rasulallah ! Cahiliyet devrinde kendileriyle ibadet edegelmekte olduğum sadaka vermek, köle azadetmek, sılayı rahim yapmak nevinden bir takım işler hakkında ne düşünürsün ? bu işler de benim için bir ecir var mıdır ? Dedim. Peygamber s.a.v :
– Sen, geçmiş olan hayırların üzerine İslam’a girdin, buyurdu ”  BUHARİ : 3.1361.Say.

Hulasa kardeşlerim, görüldüğü gibi zikri geçen bu deliller Mekke’lilerin, Namaz kıldıklarını…. Oruç tuttuklarını … Hacc yaptıklarını … Kurban kestiklerini … Mescidler imar ettiklerini … itikafa girdiklerini… sadaka verdiklerini … Köle azad ettiklerini … ve … sılayı rahim  yaptıklarını … açıkça ifade etmektedir.

Düşünebiliyor musunuz … ? Allah’ın kendilerine Peygamber gönderdiği o topluluk Allah’ın Rububiyetini kabul eden – ki, bunun delillerini Rububiyet bahsinde zikretmiştik – O’nun isim ve sıfatlarını kabul ve ikrar eden ve ayrıca O’na bir takım ibadetlerle kulluk etmeye çalışan kimselerdi…

Ama ne yazık ki, ibadetlerinde Allah’ı birleyemiyorlardı. Yani, Tevhidi gerçekleştiremiyorlardı… İşte bundan dolayı Allah’u Teala onları müşriklikle tavsif etmiştir.

Öyleyse konunun bu bölümü ile alakalı anlaşılması gereken en önemli nokta, inananların abid olmaları – yani ibadet etmeleri – değil. Önemli olan, ibadetlerinde Allah’ı birlemeleridir. Yani muvahhid olmalarıdır … işte kendilerinden istenen budur.

11 – MEKKELİ  MÜŞRİKLERİN  ARIZALARI :

Değerli kardeşlerim … ! Buraya kadar anlatılanlar eğer düzgün anlaşıldı ise,şimdi geriye kalan ve anlaşılması gereken en önemli husus ;

“ Acaba Mekkelileri müşrik yapan kusurları nelerdi ki, Allah’u Teala onları müşrik ediyordu ”


Başka bir ifadeyle ; “… Bu insanların Allah’ı kabul edip bu kadar inanç ve amellerine rağmen, neden Allah’u taala onların bu ibadetlerini kabul etmiyor ve neden onları kendisine ortak koşanlar olarak kabul ediyordu…”

Şimdi bu soruların cevabını Kur’an’ın ve Sünnet’in temiz sayfalarından öğrenmeye çalışalım.

Ey Müslüman … ! 
unutmaki bu kimselerin arızalarının temeli ; Allah’la kendi aralarına vesile ve vasıta koymalarıydı… Yani ; Allah’a daha fazla yaklaşabilme amacı ile, bir takım Salih kabul edilen kimseleri Allah’la kendi aralarına vasıta edinmeleriydi.

Rabbimiz bu hususu kerim kitabında şöyle zikreder :

أَلَا لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ  اتَّخَذُوا مِن  دُونِهِ  أَوْلِيَاء مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ  زُلْفَى  إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ  بَيْنَهُمْ  فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ  إِنَّ اللَّهَ  لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ

 “ İyi bilin ki, hadis din Allah’ındır. O’ndan başka veliler edinerek : ” biz bunlara, sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz ” Diyenlere gelince : Şüphesiz Ki Allah, onlar arasında, ayrılığa düştükleri şeyde hükmünü verecektir. Allah, yalancı, kafir kimseyi doğru yola iletmez. ”   ZÜMER : 3.Ay

Yine bir Ayet’i celilesinde şöyle buyurur rabbimiz :  

………. فَلَوْلَا نَصَرَهُمُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ قُرْبَاناً آلِهَةً

 “ Halbuki Allah yanında O’na yakınlaştırıcı diye edindikleri ilahlar kendilerine yardım etselerdi Ya ! ……. ”  AHKAF : 28.AY.

Bu delillerde görüldüğü gibi Mekkelilerin bozuk inançlarının temelinde, Allah’la kendi aralarına vasıta koymak olduğunu anlatılıyor…

Bununla beraber Kur’an ve Sünnet yine bizlere Mekkelilerin araya vasıta olarak koydukları bu kimselerin, geçmişte yaşamış Salih kabul edilen insanlar olduğunu ve bunların adlarının da LAT, MENAT, UZZA  ve HUBEL olduğunu zikreder.

Rabbimiz onlarla alakalı şöyle buyurur :

أَفَرَأَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزَّى   وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الْأُخْرَ

                         “  Gördünüz mü o Lat’ı, Menat’ı ve üçüncüleri olan Uzza’yı
NECM : 19.20.A  

 Buhari İbni Abbas tan şu rivayeti zikreder : Lat, hacılara su ile sevik bulamacı yapıp onlara ikram eden bir adam idi . ”   BUHARİ : 10.C.4805.S

“ Menat’a 
gelince ; O, Mekke ile Medine arasında Kudeyd dağının yanında Müşellel mıntıkasında idi. Huzaa, Evs ve Hazreç kabileleri cahiliye döneminde ona tazimde bulunurlar ve Kabe’ye haccetmek üzere gideceklerinde orada ihrama girip telbiye getirirlerdi ”   BUHARİ : 10.C.4807.S

“….
 İbn İshak ise siretinde der ki: Araplar Kabe ile beraber puthaneler edin-mişlerdi. Bu yerler, Kabe’ye tazimde bulundukları gibi tazim ettikleri türbelerdi. Oraların perdedarları  ve kayyumları vardı. Kabe’ye kurbanlıklar götürdükleri gibi, onlara da kurbanlar götürürler ve Kabe’yi tavaf ettikleri gibi oraları da tavaf ederek oralara kurban keserlerdi ……. ”   İBNİ İSHAK . SİYRE

Bu delillerde anlatıldığı gibi Mekkelilerin problemlerinin temeli, Salih kabul edilen bu kimseleri Allah’a yaklaşma amacı ile araya vesile kılmalarıydı…

Bu temel problemden dallanıp budaklanan arızalara gelince :

BİRİNCİ OLARAK
 :   Onlardan yardım beklemeleri …

Rabbimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır :

وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ {74} لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌ مُّحْضَرُونَ {75}

 “ Belki yardım olunurlar diye, Allah’tan başka ilahlar edindiler. Onlar kendilerine yardım edemezler. Tersine kendileri onlar için hazırlanmış askerlerdir. ”   YASİN : 74 . 75 . AY.

وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّن يَدْعُو مِن دُونِ اللَّهِ مَن لَّا يَسْتَجِيبُ لَهُ إِلَى يَومِ الْقِيَامَةِ وَهُمْ عَن دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ

 “ Allah’ı bırakıp ta kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kim olabilir. Oysa onlar ölüdürler, bunların yalvardıklarından habersizdirler. ”   AHKAF : 5.AY.

Halbu ki biraz önce – Rububiyetle alakalı – Ayet’lerde zikredildiği gibi bu kimseler denizde sıkıntıya uğradıklarında Allah’tan yardım istiyorlardı.

İşte burası yolların ayrıldığı noktadır. Yani, bir kimse hem Allah’tan hem de bir başka şeyden – ki, bu kim olursa olsun – yardım beklerse veya isterse Allah’a ortak koştuğundan dolayı, Allah bu kimsenin yolunu muvahhid’in yolundan ayırmıştır…

Binaenaleyh, her kim bu konuda muvahhid olmak istiyorsa, sadece ve sadece Allah’tan yardım istemeli ve sadece ve sadece Allah’tan yardım beklemelidir, O’ndan başka şeylerden değil.

Çünkü Rabbimiz bizden şöyle söylememizi ve ona uygun hareket etmemizi emrediyor :

   إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ  “ Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım bekleriz ”  FATİHA : 4.Ay 

İKİNCİ OLARAK :  Onları şefaatçi kabul etmeleri  … 

Mekkelilerin ikinci çirkin arızaları ise, kabir ve türbelerde yatan Salih kabul ettikleri kimselerin kendilerine Allah katında şefaat edeceklerine inanmalarıydı.

Rabbimiz bu hususta da şöyle buyurmaktadır :

وَيَعْبُدُونَ  مِن  دُونِ اللّهِ  مَا  لاَ  يَضُرُّهُمْ  وَ لاَ  يَنفَعُهُمْ  وَيَقُولُونَ هَـؤُلاء شُفَعَاؤُنَا عِندَ اللّهِ قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللّهَ بِمَا لاَ يَعْلَمُ فِي السَّمَاوَاتِ وَلاَ فِي الأَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ

 “ Onlar, Allah’ı bırakıp kendilerine ne fayda ve ne de zarar veremeyen şeylere ibadet ediyorlar ve : ” bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.” diyorlar. Onlara deki : ” Allah’ın göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi  Allah’a haber veriyorsunuz ? ” O, anların koştukları ortaklardan uzak ve yüce’dir ”   Yunus : 18

” Yoksa Allah’tan başak şefaatçiler mi edindiler ? De ki : onlar hiçbir şeye güçleri yetmeyen ve düşünemeyen şeyler olsalarda mı ? ”  Zümer : 43.Ay.

İşte Mekkelilerin ikinci problemleri de buydu…  Oysaki bu şekildeki bir şefaat anlayışı, Kur’an’ın ve Sünnetin batıl gördüğü bir şefaat anlayışıdır. Çünkü ; Allah’ın kimden hoşnut olup, ona şefaat etme izni vereceğini kimse bilemez. Bununla beraber, kime şefaat edilmesi için izin verileceğini de kimse bilemez.

Dolayısıyla bu konudaki takip edilmesi gereken en sağlıklı yol ; Rabbimizin kerim kitabında buyurduğu gibi :

1 –  “   Bütün şefaat  – yetkisi  –  Allah’ın elindedir…. ”   ZÜMER : 43.Ay. 
2 –  “  O’nun izni olmadan hiç kimse şefaat edemez …. ”  YUNUS : 3.AY.
3 – “ O’nun, şefaat için izin vereceği kimseler, sözünden hoşlandığı kimseler olacaktır …. ”  TAHA : 109.AY.
4 – “ Kendilerine şefaat etme yetkisi verilen kimseler, Allah’ın izin verip tarif ettiği kimselere şefaat edeceklerdir…. ”   ENBİYA : 28.AY – BUHARİ  : 14.C.6465. S – MÜSLİM  :  1.C. 193.N

İşte bu şartlara uygun bir şefaat anlayışı, Mekke’li müşriklerin şefaat inancının tam tersi olan, ehli tevhidin şefaat inancıdır…

Ama Mekkelilerin ve onlarla aynı zihniyete sahip olan kimselerin bu husustaki batıl inançları ise :

1 –  Allah’la kendi aralarına vesile edindikleri kimseleri, – kendi kafalarına göre  –  Allah’ın velileri saymaları…

2 –  Onların şefaat yetkisine sahip olduklarına inanmaları… ve ;
3 – Veli veya Evliya dedikleri bu kimselerin, kendilerine şefaat edeceğine inanmalarıdır.

Halbuki bu şekildeki bir inanç, batı²耀ve sapık bir inançtır. Hakkında hiçbir delilin bulunmadığı – heva ve arzulara dayalı –   bir inançtır.

ÜÇÜNCÜ OLARAK   :
  Onları aşırı bir şekilde sevmeleri … 

Mekkelilerin üçüncü çirkin arızaları ise, araya vasıta koydukları o kimseleri ; Allah’ı sever gibi sevmeleridir.

Allah’u  Azze ve Celle bu konuda şöyle buyurmaktadır :

وَمِنَ النَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ اللّهِ أَندَاداً يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّهِ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَشَدُّ حُبّاً لِّلّهِ  وَلَوْ يَرَى الَّذِينَ  ظَلَمُواْ  إِذْ  يَرَوْنَ الْعَذَابَ  أَنَّ الْقُوَّةَ لِلّهِ  جَمِيعاً وَأَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعَذَابِ

 “ İnsanlardan kimi, Allah’tan başka eşler tutar ve Allah’ı sever gibi onları severler. Hakkıyla iman eden kimseler ise, en çok Allah’ı severler O şirk koşanlar azabı gördükleri zaman bütün güç ve kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok çetin olduğunu anlayacaklarını keşke bilselerdi. ”  BAKARA : 165.AY

Rabbimizinde bildirdiği gibi Mekkeliler, Allah’ı sever gibi araya vasıta koydukları kimseleri seviyorlar … onlara ta’zim de bulunup aşırı bir şekilde itaat ediyorlardı…  

Halbuki Allah’a hakkıyla iman eden Tevhid ehli kimseler en çok Allah’ı sever, O’na gönülden bağlanır ve O’nun emirlerine itaat ederler… Çünkü Rabbimiz, kendisini sevmenin isbatını itaate bağlamıştır. O şöyle buyurur :

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

 “ De ki : Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olun ki Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın ……… ”  ALİ İMRAN : 31.AY.

DÖRDÜNCÜ OLARAK :
   Onlar için kurban kesmeleri …

Değerli kardeşlerim … ! Mekkelilerin şirklerine vesile olan arızalarından birisi de, kabir ve türbelerde yatan o kimseler için kurban kesmeleridir.

Rabbimiz bu konu da şöyle buyurmaktadır:

 وَ جَعَلُواْ لِلّهِ  مِمِّا  ذَرَأَ مِنَ الْحَر ْثِ  وَا لأَنْعَامِ  نَصِيباً فَقَا لُواْ هَـذَا  لِلّهِ بِزَعْمِهِمْ وَهَـذَا لِشُرَكَآئِنَا  فَمَا كَانَ  لِشُر َكَآئِهِمْ  فَلاَ يَصِلُ  إِلَى اللّهِ  وَمَا  كَانَ  لِلّهِ  فَهُوَ يَصِلُ إِلَى شُرَكَآئِهِمْ سَاء مَا يَحْكُمُونَ

 “ Allah’ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan Allah’a pay ayırdılar. Zanlarınca : “ Bu Allah’a bu da ortaklarımıza” dediler. Ortakları için ayrılan Allah’a ulaşmıyor, fakat Allah için ayrılan ortaklarına ulaşıyor. Ne kötü hüküm veriyorlar ”  EN’AM : 136.AY.

İbn Kesir
 r.h’ın haber verdiğine göre, Abdurrahman İbn Zeyd İbn Elsem tefsirinde şöyle der : Allah için ayırmış olduklarından her kestiklerini, Allah’ın ismi ile birlikte diğer ilahlarının ismini de anmadıkça kat’iyyen onu yemezlerdi. İlahlar için ayırdıklarına ise, o ilahın ismiyle birlite Allah’ın ismini anmazlardı ….. ”   İBNİ KESİR : 6.C.2839.S

“ … 
Enes r.a’dan ; Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : İslam’da kabir yanında hayvan kesmek yoktur.”

“ … 
Abdurrezzak şöyle dedi : – Cahiliye döneminde – kabirlerin yanında sığır veya koyun kurban ederlerdi“   EBU DAVUD : 4.C.3222.N – ABDURREZZAK : 6690.N

Görüldüğü gibi bu hususta da Mekkeliler haddi aşmış, kabir ve türbelere adaklar adamış ve oralarda kurbanlar kesmişlerdir…

Halbu ki Allah’ın Rasulü s.a.v şöyle buyurmuşlardır :

“ Allah’tan başkası için kurban kesen kimseye Allah lanet etmiştir
 ” MÜSLİM : 6.C.1978.N

BEŞİNCİ OLARAK
   :   Onlar adına yemin etmeleri …. 

Mekkelilerin çirkin arızalarından birisi de,  Allah’tan başka ilahlaştırdıkları o kimseler adına yemin etmeleriydi.

“ … 
Rasulullah s.a.v şöyle buyurmaktadır : Kim yemin eder ve yemininde  Lat ve Uzza hakkı için derse hemen, La İlahe İllallah  desin ”    BUHARİ : 10.4806.S

“ Yinebir hadislerinde : Rasulullah s.a.v şöyle buyurur : “ Aziz ve Celil olan Allah sizleri babalarınızla yemin etmenizden nehyeder. ”  MÜSLİM : 5.C.1646.N

Bu ve emsali deliller, Mekkelilerin Lat ve Uzza adına yemin ettiklerinin açık kanıtlarıdır… Halbu ki İslam, Allah’tan başkası adına yapılan yemini Şirk ve küfür kabul etmiştir…

“ … 
Allah Rasülü s.a.v yine şöyle buyurur : Her kim Allah’tan başkası adına yemin ederse, kafir veya müşrik olur. “    TİRMİZİ : 3.C.1574.N – AHMED  :  2 . 125

“  
Yine bir Hadisi Şeriflerinde : “ Allah’tan başkası adına yemin eden şirke düşer. ” buyrulmuştur. ”   Ahmed : 1/47

Bu hususta Tevhid ehli kimselere düşen ise, yeminlerinde Allah’ın adını zikretmesi ve Allah’tan başkası adına yemin etmemesidir.  Yemin şekli ise :

“… VALLAHİ …”  “ …  BİLLAHİ … ”  “ … TALLAHİ … ” dir … 
 NEML : 49 – YUSUF : 91 – EN’AM : 23

Hulasa, Mekkelileri müşrik yapmaya yeterli olan bu arızaların yanında, daha birçok itikadi ve ameli arızaları vardı ki, artık bunları zikretmeye gerek yoktur.

Çünkü amacımız, tevhidin anlaşılması ve bunu ihlal edenlerin içerisinde bulundukları birkaç çirkin problemi dile getirmekti…

Allah’ın izniyle bunu da az da olsa başardık sayılır. Artık konuyla ilgili söylenmesi gereken son sözümüz şudur :

Ey inananlar … ! unutmayınız ki, teknolojinin göz boyadığı ve kafa bulandırdığı içerisinde bulunduğumuz şu hayal çağında, inananların en ciddi sorunları Tevhid sorunudur.

Dolayısıyla tevhid akidesi istenildiği mana ve mahiyette öğrenilip ona uygun bir hayat nizamı yaşanmadığı sürece, içinde bulunduğumuz bu kargaşa, bu fitne ve bu zilletten kurtulmamız asla mümkün değildir…

Rabbimden niyazım ; bizlere Tevhid akidesini istenildiği manada öğrenmemizi ve ona uygun bir hayat yaşamamızı nasip eylesin ….  Amin

                                 Vel hamdu lillahi rabbil alemin

 

                                                                             Tacuddin el Bayburdi