Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+09 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Hicab Ayetleri ve Müslüman kadının örtüsü

Hicab Ayetleri ve Müslüman kadının örtüsü

İçerisinde hayat sürdüğümüz şu vahşi dünya, hepinizinde şahit olduğu gibi korkunç bir şekilde bayağılaşma sürecine girmiştir.

İnsanlar, İslam dininin getirmiş olduğu o güzel ahlaki değerleri beğenmemişler, yerine temelinde zulüm yatan insan uyduruğu kanunları tercih etmişlerdir. Ve neticede ahlaki bozukluk, bayağılaşma,her türlü rezillik ve utanmazlık, sınır tanımayan oyun ve eğlenceler, danslar ve müstehcen müzikler, meyhaneler ve kadın ticareti başını almış yürümüştür. Ve şu an insanlığın kısmı azamı, şehevi arzu ve isteklerinin esiri olmuş ve Allah’ın kendilerini yarattığı o tertemiz fıtrattan bütünüyle sıyrılmış vaziyete düşmüşlerdir.

Değerli Müslümanlar … ! unutmayın ki bu çirkin oluşumun içerisinde kadının çok büyük ve etkili bir rolü olmuştur ve hala da olmaktadır.

Kadını,” haklarının elinden alındığı “ … ve … “ tarih boyunca geri plana itildiği “  yaklaşımıyla kandırmışlar ve “ kendisini hürriyete kavuşturma ve layık olduğu mevkiye getirme “ sıloganıyla da onu rezil ve rüsvay etmişlerdir. İşte kadına en büyük ihanet bu yolla yapılmıştır.

Maalesef bu gün kadın, bu siloganik aslı astarı olmayan sözlere aldanmış ve kendisine sunulan bir çok değerleri , – bilmeden anlamadan – elinin tersiyle kenara itmiştir. Halbuki tanımadığı ve hakkında bilgisi olmadığı İslam, kendisine çok değer vermiş ve yine kendisine çok güzel haklar tanımıştır.

İslam, kadın erkek arasında adalet anlamında eşitlikle gelmiştir. Kadını saygın bir yere oturtmuş ve onun şanını yüceltmiştir. Onu, hakkı olan herşeye eksiksiz ulaştırmıştır. Gücü, yetenekleri ve yapısına uyan alanlarda ona yetkiler vermiştir.

Kadının İslam dinindeki yeri ve değeri, ancak Kur’an’ın ve Sünnet’in okunmasıyla anlaşılabilir. Kur’ana ve Sünnete hakkıyla vukufiyeti olmayanlar bunları nereden bilebilirler ki.

İşte İslam, kadına verdiği değerden dolayı onu, saklanması gereken çok değerli bir mücevher olarak kabul etmiş ve onun ele geçmemesi için de bir çok tedbirler almıştır. Bu tedbirlerin en önemlisi ve en başta geleni de onun örtünmesidir.

Allah’u Azze ve Celle, Müslüman kadının örtüsünü bir çok Ayet’i kerimesinde konu edinmektedir… Bunlardan birincisinde şöyle buyurur :

HİCAB  AYETLERİNDEN  BİRİNCİSİ

وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ

الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعاً أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

“ Mü‘min kadınlara söyle gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını da korusunlar. Ziynetlerini açmasınlar, kendiliğinden görünen kısımlar müstesna. Baş örtülerini yakalarına indirsinler. Ziynetlerini kocalarından, kendi babalarından, kocalarının babalarından, kendi oğulları, kocalarının oğulları, kendi kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğullarına, yahut müslüman kadınlarla cariyelerinden, yahut kadına ihtiyacı kalmamış erkeklerden, yada henüz kadının avreti hakkında fikri olmayan çocuklardan başkasına açmasınlar. Ziynetlerinden gizlediklerini ilan için ayaklarını vurmasınlar. Ey mü’minler topluluğu, topluca Allah’a tevbe edin ki felaha eresiniz ”   Nur : 31.Ay

Bu Ayet’i kerime, kadına hicabı – yani örtünmeyi – farz kılan en açık ve kesin Ayet’lerden bir tanesidir. Bu Ayet’i kerime bir çok  şeyi içeriyor ki, bunların hepsi de hicabla ilgilidir.

Birincisi : “ gözlerin haramdan korunması “ikincisi :  “ ziynetin açılmaması ”  üçüncüsü : “ kendiliğinden görülenler müstesna diğer ziynetin kapatılması “dördüncüsü : başörtünün yakaya kadar indirilmesi “beşincisi : “ ziynetin kimlere açabileceği “ Altıncısı ise : “ ayakları yere vurarak fitne ve fesada sebeb olunmaması “

İşte bunların tümü de kadının ziynetini saklama ve fitneye sebep olmaması için kendisine uyacağı önemli kurallardır.  

Gözlerin haramdan korunması : demek,onları haram olan bakışlardan sakındırmak demektir. Bununla beraber, bir kadının sadece gözlerini dışarıda bırakarak onlarla fitneye ve fesada sebebiyet vermemesi demektir.

Yeri gelmişken şunu da itiraf etmek gerekir ki ; bir kadının sadece gözlerini dışarıda bırakarak yüzünü kapanması, onun daha cazip ve daha çekici bir hale bürünmesi demektir. Çünkü sık sık dile getirildiği gibi, bir çok çirkin sonuçların başlangıcı bakıştır. Yani gözlerdir. Öyleyse sadece gözlerin dışarıda bırakılması ve bakışlar sakın basite alınmasın.

Ziyneti açığa çıkarma demek : Onları erkeklere göstermek demektir. Ve bu da, Ayet’i kerimenin açık metniyle yasaktır.

Değerli Müslümanlar … ! kadının ziyneti hususunda bilinmesi gereken iki nokta vardır. Birincisi kendiliğinden görülen ziyneti. İkincisi ise açmasının haram olduğu ziynetini. Haram olan ziynete gelince bunlar bazı şeyleri içerir :

Birinci ziynet, elbisedir. Kadın önce giydiği kılık kıyafetiyle güzelleşir ve güzel görünür.

İkinci ziynet, takılarıdır. Yüzük, bilezik, küpe, gerdanlık, kolye, halhal gibi vesaire şeylerdir ki ; bunlar parmak, bilek, kulak ve gerdanda bulunurlar.

Üçüncü ziynet ise ; yanak, dudak, göz ve kaşlarına ait, boyalar, yağlar, krem ve sürme gibi güzellik malzemeleridir.

İşte Allah’u Teala bu üç güzellik unsurunu kadına açmasını yasaklamış ve onların örtülmesini emretmiştir. Dolayısiyle bu süslerin açılma yasağı, onların mahallinin açılmamasını da evleviyetle gerektirir.

Yani kadın vücudundan, kendini güzel gösteren yerlerini de saklaması gerekir. Kasıt olmadan kendiliğinden ortaya çıkanları ise bundan müstesnadır. İşte bu noktanın güzel anlaşılması gerekir. Burada bahsedilen kendiliğinden görülendir. Değilse istek üzere gösterilen değildir. Örneğin rüzgarın savurmasıyla açılan şey, ya da cilbabına bürünmesine rağmen kendi yapısının sezilmesi gibi şeyler bundan müstesnadır. Örneğin ; Aişe validemizin savaşta yaralılara su yetiştirirken koşması esnasında baldırının açılıp görünmesi gibi. 

Bu görüş, sahabeden İbni Mes’ud, tabiinden Hasan Basri, İbni Sirin gibi bir çok alimin görüşüdür. İbrahim en-Neha’i Kurtubi, İbni Atıyye, İbnul-Cevzi, Ebu Hayyan, Şankıti, gibi birçok alim de bu görüşü tercih ederler.

İbni Kesir’de bu Ayetin tefsirinde : “… yani, ziynetinden hiç birini yabancıya gösteremez… Gizlemeye gücü yetmediği hariç, ” diyor. İbni Mes’ud’dan naklen de : Rida ve elbise gibi ; arap kadınının elbisesi üstüne ek olarak koyduğu mukannaa  – yani gözlük vari peçe – cinsinden olan şeyler. Bir de elbisenin altından görünen kısımdır ve birşey lazım gelmez. Çünkü bunları da gizlemek imkansızdır. Kadın kıyafetlerinden olan eteğin görünen kısmıda, gizlenmesi mümkün olmadığından buna benzer.  Yine aynı yerde İbni Mesud’dan şunu da naklediyor : “ Ziynet ikidir : Kocasından başkasının göremeyeceği ziynet. Bunlar kolye, yüzük ve bileziktir. Başkasının görebileceği ziynet ise, dış elbisedir.

İbni Atiyye de tefsirinde : “ Benim bu Ayet’in kesin olan lafzından anladığım ; kadının göstermemekle emrolunduğudur. Öyleyse ziynet türünden ne varsa kadın onları saklamaya gayret edecektir. Gücünü aşan ve zaruret sınıfına girenler ise istisna edilmiştir. Dolayısıyla bu zaruri durumların dışında kadının ziynetini ortaya çıkarmasının mubah olacağı da zaten düşünülemez.

Hasan Han Kannuci ise tefsirinde şöyle der : Ziynetlerini göstermesinler. Yani, süslenerek ayağındaki halhalı, parmağındaki yüzüğü, kulağındaki küpeyi, boyunda gerdanlığı kadının göstermesi caiz değildir. Yabancı erkekler de onlara bakamaz. Üstelik Kur’an’ın zahir nazmında görülüyor ki ; ziyneti ortaya çıkarmak yasaklanıyor. Başörtüsü ve dış elbise gibi şeyler hariç kılınıyor.

Kurtubi ise ; “ Ziynet iki çeşittir diyor : Yaratılıştan gelen ziynet ve sonradan edinilen ziynet. Yaratılıştan gelen ziyneti yüzüdür ki ; güzelliğin, ve ziynetin aslı da işte budur. Sonradan edinilen ziynet ise, kadının yaradılıştan gelen güzelliğini, daha da artırmak için yaptığı şeylerdir. Elbise, sürme , krem ve rumel gibi şeyler bunlardandır…

Muhammed Emin Şenkıti ise tefsirinde diyor ki ; Bence, zikredilen iki kavlin en açığı İbni Mes’ud’un olanıdır. Açıktaki ziynet, bakılması adet olmayandır. Onu yabancı erkek görebilir. Ama bizim işaret etmek istediğimiz şu apaçık görüştür. Çünkü sözlerin en ihtiyatlısı fitnenin en uzak sebebine işarettir. Kadın erkek herkesin kalbinin korunması da buradadır. Yani söz götürmez şey : Kadının yüzünün asıl güzelliği olduğu ve görülmesinin de fitnenin en büyük sebebi olduğudur. Şeri kaideler de buna göredir. Yani yüzün tam korunması, asla açılmamasıdır.

Edvaul Beyan Fi tefsirul Kur’an : 6 -198,199,200

Bu konuda başkalarının görüşleri de vardır… bunlar : “ Ondan kendiliğinden görünenlerden “ maksat, yüz ve ellerdir diyorlar. Bu ise, İslam şeriatının kurallarına uyan türden olmadığı gibi ; Ayet-i kerimenin ifadesinde de bu görülmemektedir. İsterse varsın bunu meşhurlar grubu söylesin. Çünkü kadının yüzü fitnenin öncüsüdür. Hele bir de cilalanıp boyanırsa.

Şankıti r.h şöyle diyor : “ … Ondan kendiliğinden açılanlar hariç, ziynetlerini göstermesinler … ”den, “ el ve yüz ” anlamı çıkaranların sözü ise ; Ayet’teki karineyle iptal edilir : Çünkü ziynet Arapçada kadının süslendiği şeydir. Ve asıl yaratılışına ilavedir. Takı ve elbiseler gibi… “ Ziynet ” kavramını, “ kadının bedeninden bir kısım ” şeklinde yormak da zahire aykırıdır. O anlama götüren bir delil olmadan böyle yormak caiz olmaz.

Bununla şu kavli de öğrenelim ki, “ zahir ziynet, eller ve yüzdür.” İşte bu Ayet lafzının zahiri anlamına terstir. Bu da bu iddianın doğru olmadığının göstergesidir. Böyle yorum için başlı başına bir delil ister.”

  Edvaul-Beyan : 6-196,199,200.

Hulasa ; insaf sahibi olan kimseler bilirler ki, kadının çarşı pazarda yüzünü gözünü açıp yabancı erkeklerin karşısına çıkmasına izin vermek olacak gibi değildir. Yani yüz, güzelliğin toplandığı yerdir. Dolayisiyle genç ve güzel kadının yüzüne bakıldığında beşeri duyguların en çok etkileneceyinden dolayı, ister istemez fitneye düşülecektir.  

Bununla beraber, peki hangi erkek karısına, kızına ve bacısına yönelen bu tür bakışları hoş görür ki ? 

Mevdudi r.h da şöyle der : Ayeti kerimedeki “ kendiliğinden görünen hariç “ibaresi, insanın bu ziynetin açığa çıkmasını istemesinin caiz olmadığını gösterir. Sadece istek dışı görülüverendir. Ya da, gizlenmesi gayri kabil olandır. Yani kadının elbisesini örttüyü rida gibi. Çünkü onu da saklamak imkansızdır. O da ne de olsa, kadın vücudunun üzerinde olduğu için gözü ve dikkati çeker. Ama Allah’u Teala ondan sorumlu tutmuyor. İşte Abdullah İbni Mes’ud’un açıkladığı anlam da budur. Hasani Basri ve öbürleri de bunu ifade ediyorlar. Fakat “ kendiliğinden görünen hariç  ” tabiri için bazı kimseler ; adet olduğu üzere insanın açtığı şey diyor, sonra da yüzü ve elleri, üzerindeki bütün süsleri bu tabirin içine sokuyorlar.

Yani onlara göre kadının ; yüzünü gözünü sürme ve kremle süsleyip, ellerine kına yakması ve yüzük ve bilezikler takınarak ; yüz ve elleri açık  bir şekilde halk içinde gezmesi normaldir.

Ama biz  “ kendiliğinden  görünen  hariç ”  formülünün, hangi  dil  kuralına göre “ insanın kendisinin açığa çıkardığı ” şey tarzında manalandırıldığını bilmek isteriz. Çünkü biz bu mana da olacağını anlayamıyoruz. Neden denilirse ;  çünkü bir şeyin kendiliğinden ortaya çıkması ile insanın isteyerek açığa çıkarması arasındaki fark ortadadır. Hiç bir ferde bu gerçek kapalı değildir.

Kur’an’daki apaçık anlam sa, ziynetin ortaya çıkarılmamasıdır. Kasıtsız ortaya çıkana ise sadece ruhsat verilmiştir. Bu ruhsatı, isteyerek açığa çıkarmaya vardırmaksa, Kur’an’a muhalefettir. Aynı zamanda, Asr-ı Saadette kadınların yüzlerini yabancı erkeklere açık olarak göstermemekte olduklarına dair sabit rivayetlere de ters olur. Ve zaten “ hicab ” emri yüzün kapanması için gelmiştir. Hayret doğrusu, Kadının elini yüzünü açıp yabancılar karşısına çıkmasını mübah görenler, el ve yüzün avret olmadığını  bu konuya delil gösteriyorlar.

  Nur suresi tefsiri

Halbuki İslam, fitne endişesiyle, kadının avretinden herhangi bir şeyini, yabancı yanında açmasını kesinlikle yasaklamıştır. Şimdi azda olsa düşünelim ; mantıki midir , şeriat, kadının saçını, ayağını örtmeyi emretsin de yüz ve elini açmayı hoş görsün. Hangisi fitne hususunda daha öndedir, yüz mü, yoksa ayak mı …?

Hey bu konuda yanlış fetva veren insanlar ! Allah’ın ihsan ettiği aklı güzel kullanın. Halkın bu manada aklını fikrini karıştırmayın. Düşünün İslam, kadının ayağını yere sert basmasıyla, halhalın sesini işitmesinin erkeğin kalbini oynatmasını, ya da ziynetinden herhangi bir şeyi göster-mesini yasak kılarken ; güzelliğin ve çirkinliğin kendisinden anlaşıldığı, gençliğin ve ihtiyarlığın kendisiyle belli olduğu ve fitnenin en büyük sebebi ve tehlikesi konumunda olan  yüzü açmaya yol verir mi hiç … ?

Yüzlerce ilim ehli ittifak etmişlerdir ki, kadının  güzelliği ve cazibesi birçok fitne ve fesadın davetçisi olduğundan dolayı, yüzünü örtmesi ona vacibtir. – yani farz dır –  

Şevkani de “ Neylül’Evtar “ da İbni Raslan’dan şunu naklediyor : “ Kadının, yüzü açık olarak çıkmaması konusunda müslümanların ittifakı vardır. “

Hafiz İbni Hacer r.h da şunlerı söyler ; “ kadının mescide gitmesinin cevazı devamlıdır. Sefere ve çarşıya da çıkabilir ama erkeklerin görmemesi için peçeli olması kaydıyla … “

Fethul Bari : 11/351

HİCAB  AYETİNİN  GETİRDİĞİ  İKİNCİ  MESELE

Hicap Ayet’inin üzerinde durduğu ikinci mesele ise ; “ Başörtülerinin yakalar üstüne kadar inmesi.”hususudur. Ayeti kerimede zikredilen “ Humur ” iki ötreli olarak okunur, “ Hımar ” ın çoğuludur. Hımar ise Bir perde olup, kadının, hem başını hem boynunu örten şeydir. “ Cuyub ” ise, “ Ceyb” in çoğuludur. Bundan da kasıt, dırs ve gömleğin açılan yerine kadar boyun ve göğsün üstüne konmasıdır. Yani, Cenab-ı Hakk, kadına, yakalarının altında bulunan gerdan ve göğüsün örtülmesi için baş örtüsünün yakalara kadar indirilmesini emretmiştir. Çünkü cahiliye kadınlarının adeti, boyun ve göğsüyle birlikte saçın örüklerini de açık bırakmaktı. İşte ilahi emir onların örtünmesi için geldi. Hadislerde de bu açıklanmaktadır.

Mesela Aişe r.anha dan gelen bir rivayet de o der ki : “ İlk  muhacir  hanımlarına Allah rahmet etsin. Allah “ Başörtülerini yakaları üstüne atsınlar ” diye Ayet’ini inzal buyurunca ; onlar eteklerini ikiye ayırıp onlarla başörtüsü yaptılar ”

Başka bir rivayet şeklinde ise : “ İzarlarını alıp eklerinden itibaren ikiye ayırdı ve başlarını örttüler.”Buhari :
Hafiz İbni Hacer bunu tasvir ederken ; “ Örtüyü başına kor, sağdan sarkıtıp sola doğru boynuna dolar. Ve bu aynı zamanda peçe olur. diyor. Fezza da ; cahiliye kadını başörtüsünün uçlarını arkaya sarkıtır, önünü açık bırakırdı. İşte bunun örtülmesi emrolundu,der.

Ümmü Seleme r.anha’nın naklinde ise ; “ Cilbablarını tam olarak bürünsünler ” Ayeti nazil olunca, Ensar kadınları dışarıya, başlarında kara karga varmış gibi bürgülü çıkmaya başladılar,” demiştir.  Ebu Davud :

Müfessirler diyor ki ; “ cahiliye araplarında kadınlar yüzlerini açardı. – Tıpkı cariyeler gibi – Böylece de erkeklerin dikkatini üzerine çekerlerdi. Yine derler ki ; Medine’de bazı ırz düşmanları vardı. Kadınlara – gece karanlığında – saldırırlardı. Bunlar arasında cariyelerle birlikte hürler de saldırıya uğradığı olurdu. Bunun üzerine Allah’u Teala mü’minlerin kadınlarına ve kızlarına cilbablarına bürünmelerini emretti. Böylece de cahiliye kadınlarından ayrılmış oldular. Tabii cariye görüntüsünden de.  

KADININ  ZİYNETİNİ  GÖSTERECEĞİ  ZÜMRE

İzahı yapılması gereken diğer bir hususta ; kadının ziynetini kendilerine göstermesi helal kılınan zümrenin izahı …

Bu aslında Allah’tan kullarına bir kolaylıktır. Yani kadının, gizli ziynetini bazı sınıf insanlara yada kendisinde cinsi meyil kalmamış kimselere açması mübah kılınmıştır… Bu kimseler ise, kadınla herhangi bir yönüyle mahremiyet bağı olanlardır. Kocası, babası, kocasının babası, kocasının oğlu, öz oğlu, kardeşinin oğlu, bacısının oğlu, kardeşi, kan ve nesebde bağı bulunanlarla, kadının kölesi, cariyesi, ev hizmetine bakan kimselerdir…

Bir de ahmak, deli, kadın ve cinsiyet özelliğinden habersiz çocuklardır. Fakat büluğa ermemiş bile olsa, kadın özelliğinin şuuruna ve cinsel bilince eren çocuklara kadının ziynetini göstermesi caiz olmaz. Yine Ayetin zikretmediği ve şer’an böyle olan başka sınıflar var ki bunlar da ; kadının amcası, dayısı, kızının kocası, anasının kocası ve süt emme dolayısıyla akraba olanlardır. Yani süt baba, süt oğul, süt bacı oğlu, süt kızı oğlu, süt kardeşi ve oğlu, süt dayı ve süt amca gibi. İşte bunlar da ; tıpkı neseben ; akraba hükmündedirler… Bunlara da ziynetini açabilir. Sahih hadiste bu açıkca anlatılmaktadır :

{ … Rasulullah s.a.v şöyle buyurmaktadır :  Neseben haram olan şeyler, sütten de haram olur. }

Müslim : 4.c.1444.n

Nevevi’nin dediği gibi : “ Kadının gerçek mahremi ; kendisine bakması, başbaşa kalması ve birlikte yolculuk yapması caiz olan kimsedir. Yani nikahı ebedi haram olan herkes “ hürmetinin mübahlığı ” sebebiyle böyledir. Burada “ ebedi ” sözünü şunun için kullandık. Kadının bacısı, halası ve teyzesi kocasına ebedi haram değildir… Anasıyla münasebet etmedikçe de sadece nikahla kızın haram olmadığı gibi…

Değerli Müslümanlar … ! caiz olmayan hususlardan bir tanesi de ; erkeğin gözünün, kadının gizli ziynetini araştırmasıdır. Çünkü bu iş erkeğin teyakkuz halinde olup, arzularının hareketlenmesine sebeb olur ve meylini artırır. Kur’an’ı Kerim umum ve şümullü ifadelerle bu gibi davranışları  yasaklar.

Allah c.c kadının ayağını yere sert basmasını dahi yasaklıyor. Çünkü halhalının sesini erkek duysun ona baksın istiyor. Vallahi, bu Ayet’i kerimeye derinlemesine dikkat eden ve bu emre az da olsa kafa yoran bir kimse, buradan temel bir kural çıkaracaktır. Bu da, erkeğin isteklerine etki eden her hareket ve olayın haramlığıdır. Çünkü bunlar erkeği kadına iten sebeplerdir. Buna günahlı bakış ta, gülmek de, yürüyüş de, koku da, cafcaflı elbise de girer.

Dolayisiyle, bütün bunlardan çıkan anlam ise ; kadın için en hayırlı ve en güzel olan şeyin,evinde hanım hanımcık oturması ve çoluğunun çocuğunun yetişmesi ve terbiyesiyle uğraşmasıdır.. Erkek için güzel olan şey de ; kadınını evinin çevresinde tutmasıdır. Böylece hanımını, sinsi ve hain bakışlardan uzaklaştırmış ve kendisi de hanımı da rahata kavuşmuş olur…

BALDIR  VE  AYAKLARIN  ÖRTÜLMESİ

Değerli kardeşlerim
 … ! hicabın getirdiği hususlardan bir diğeri de ; kadının baldırının ve ayakların örtülmesidir.

Hicabın tam anlamıyla gerçekleşmesi için, kadının cilbabının renkli olması ve bütün vücudunu örtmesi gerekir. Yani kadın, tepeden tırnağa kadar örtülü olması gerekir. Bu hususu sünneti seniyyenin şu açık ifadelerinde görebilirsiniz.

{ … İbni Ömer r.a dan. Rasulullah s.a.v buyurdular ki : Kimin elbisesi yerleri süpürürse, kıyamette Allah yüzüne bakmaz. Ümmü Seleme dedi ki : peki kadınların etekleri nasılolacak ?  Rasulullah s.a.v de :  bir karış kadar uzatsınlar… buyurdu.  o zaman da, ayakları açılır deyince Resulullah s.a.v bu sefer buyurdular ki : O halde topuktan bir zira kadar indirsinler, daha fazla olmasın. ”

Ahmed : 2/18 – Nesei :

Tirmizi sünenin de diyor ki : “ Kadınlara eteklerinin yere kadar inmesine hadiste ruhsat vardır. Çünkü bununla örtünmeleri tamamlanır ”. 

Beyhaki de : “ Burada ayakların örtülmesinin delili vardır ” der.

İbni Hazm ise şöyle der : “ Ayaklarını vurmasınlar ” ifadesi ; ayak ve baldırların gizlenmesinin gerekli, açılmasının da helal olmadığının delildir.

” … Ümmü Seleme r.anha şunu anlatıyor : ” Nebi s.a.v Fatıma r.anha’ya topuktan aşağı bir karışlık ölçtü. ”  Tirmizi :

{ … 
Abdurrahman İbni Avf’ın hanımı da Ümmü Seleme’den sordu : Ben bir kadınım, eteklerim uzun, kirli yerlerde dolaştığım oluyor. – ne yapayım ? – Ümmü Seleme dedi ki : Rasulullah s.a.v “ sürünen kısmını yıkasın ” buyurdu. }

Ahmed : 6/290 – Malik Muvatta : 44

Bu hadisler, ayakların kapanmasının ve gösterilmemesinin gerekli olduğunu ifade eden en güzel delillerdir. Nevevi de, herkesin bunda birleştiğini söylüyor.

Aslında burada anlatılmak istenen, elbisenin uzatılıp yerlere sürtülmesi değil, ayakların örtülmesi meselesidir. Bu gün zaten herkes ayakkabı giyiyor ve topuklarına kadar inecek dış kıyafetleriyle de çorap ve ayakkabılarını örtüyorlar. Bunun için elbisenin yerlerde süründürülmesi söz konusu değildir. Allah’u alem.

HİCAB AYETLERİNDEN İKİNCİSİ

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً

“ Ey Nebi ! Hanımlarına, kızlarına ve tüm mü’minlerin kadılarına söyle;  cilbablarını üzerlerine bürünsünler. Bu, onların tanınmaları ve eza edilmemeleri bakımından en uygun olanıdır. ”  Ahzab : 59.Ay

Hicabın Farz olduğunu anlatan en açık Ayet-i kerimelerden bir tanesi de budur. Ayeti celileye dikkat edilirse buradaki hicab emri, – bazılarının iddia ettiği gibi – sadece peygamberin hanımlarına veya kızlarına yönelik bir emir değildir. Bu emir, bütün müslümanların kadınlarına ve kızlarına da yönelik bir emirdir. Rasulullah  s.a.v’in hanımları ve kızlarının özellikle anılmasının sebesi ise, üstün mevkilerinden ve aynı zamanda diğer kadınlar için örnek teşkil ettiklerinden dolayıdır.

Ayeti celile de zikredilen “ Celabib ” kavramı  “ Cilbab ” ın çoğulu olup, kadının bütünüyle bürünüp örtünmesine yarayan geniş elbisedir.  “ Melae ” ve “ Melhafe ”  – yani örtü ve bürgü gibi.

Biraz önce de ifade ettiğimiz gibi,cahiliye döneminde kadın evden çıkarken bütün güzelliklerini açar ve teşhir ederdi. Gerdanı, boynu, göğsü, saçı gibi ziynetlerini. Hovardalar da sokaklarda onlara sataşırdı. Bu Ayet’i kerime nazil olunca müslüman kadına, cilbabına bürünmesini ve güzelliğinden hiç bir şeyini başkalarına göstermemesini emretti. Böylece insanlar onun mü’mine, namuslu ve hür bir kadın olduğunu anlıyordular. Edebsiz kimseler de onlara asla laf atamıyor ve sataşamıyorlardı.

Şeyhul islam İbn-i Teymiyye r.h kadınların yabancı erkeklere karşı örtünmesini şöyle değerlendirir :

İşin özü şudur ki Allah’u Teala süsü iç ve dış süs olarak yaratmıştır. Kadın, dış süsünü mahrem kişiler ve kocasının dışındakilere gösterebilir. Hicab Ayet’inin inmesinden evvel kadınlar örtüsüz dışarı çıkarlardı. Erkekler ellerini ve yüzlerini görebiliyorlardı. Bu da o zamanlar caizdi. Yani kadınlara o zamanlar bakılıyordu.

“ Ey peygamber !  Hanımlarına, kızlarına ve mü minlerin kadınlarına – bir ihtiyaç için dışarı çıkacakları zaman – dış örtülerini üstlerine almalarını söyle …”  Ahzab : 59.Ay 

Ayeti indikten sonra kadınlar yabancı erkeklere karşı örtünmeye başladılar… Sonra şöyle devam eder : “ el, yüz ve ayaklar artık dışarıda kalamazlardı. Hepsi örtünecek, görünen ise sadece elbise olacaktı. ”

 Fetava : 2.c. 1101.s

Aynı cildin 117. ve 118. sayfasında ise şöyle der : “ Ellerin, yüz ve ayakların gösterilmesinin haramlığı sadece yabancı erkekler içindir. Kadınlar ve mahrem insanlar için söz konusu değildir.”

Söz konusu cildin 152. sayfasında ise şöyle der : “ Kadın, kanun koyucu olan Allah’ın şu iki amacını çok iyi bilmelidir.

Birincisi      :  Kadın ve erkek arasındaki fark.
İkincisi ise  :  Kadının örtünme zorunluluğu.

CİLBABIN  NASIL  GİYİNİLECEĞİ

Şeriatın bu hükmünün hikmetini ve Kur’an’ın bu manadaki Ayet’lerini  gerçekci  bir yaklaşımla görüp anlamaya çalışacak olanlar şunu idrak ederler ki :

Bu hükümden maksat kadının bütün vücudunu perdelemesidir. Sadece bundan gözler istisna edilebilir, o da görebilmesi içindir. Hatta bu konuda gözlerini dahi gizleyecek ince bir tül ile pece yapması kendisi ve karşıtı olan cinsi için en güzel ve en hayırlı olanıdır.

Bu meselenin daha güzel anlaşılabilmesi için, müfessirlerin konuyla ilgili zikrettiği haberlerin bilinmesinde fayda vardır.

İbni Cerir et-Taberi’nin tefsirinde zikrettiği, İbni Abbas’ın yorumu : “ Cenab-ı Hakk buyurdu ki “ Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve tüm müminlerin kadınlarına söyle ; cilbablarını üzerlerine bürünsünler. ” Yani Allah Teala mü’minlerin kadınlarına ; bir ihtiyaç için evlerinden çıkarken başlarından aşağı sarkıtacakları cilbablarıyla yüzlerini örtsünler. Sadece bir gözünü açık bıraksınlar.

  Taberi. Tefsir : 22 – 46.

İbni Cevzi de şöyle diyor : “ Üzerlerine cilbablarını bürünsünler ” Ayet’inin anlamı, başlarını ve yüzlerini perdelesinler demektir.

Zadül- mesir : 6 – 422

Ebu Hayyan da şöyle açıklıyor : “ Bürünme “, bütün bedeni içine alan bir ifadedir. “ Üzerlerine ” sözü ise, yüzlerine  demektir. Çünkü cahiliye de gösterilen zaten yüz idi.

Tefsir :  7- 250

Fahruddin Razi ise : “ Bu Ayet, genç kadının, yabancı erkeklere karşı yüzünü örtmesinin emredildiğine açık delildir. Evden çıkarken “ örtüsünü üzerine alsın “ ifadesiyle de iffetini ortaya koymaması emrediliyor.”

Zemahşeri : “ Cilbablarıyla üzerlerini örtsünler ” demek ; baştan aşağı bürünsünler ve onunla yüzlerini, cazibelerini perdelesinler, demektir…

Tefsir : 3 – 560

İbnu Cevziyye de şöyle der : “ Arap kadınları, tıpkı cariyeler gibi yüzlerini açarlardı. Bu da erkeklerin kendilerine bakmasını teşvik ederdi. Bu yüzden Allah onlara cilbablarıyla yüzlerini örtmelerini emretti. İbni Abbas’a göre örtme şekli ise, yüzüne aşağı sarkıtıp peçelemekti. Öyle ki, sadece görebilsin diye bir tek gözü açık kalırdı.

Teşhil : 3 – 144.

Şankıtı r.h  da ; “ Kur’an’ın delilleri, kadının tamamen örtünmesini ve yüzünü de örtmesini kurallaştırmıştır.

Çünkü Cenab-ı Hakk : “ Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve bütün mü’minlerin kadınlarına söyle cilbablarını üzerlerine bürüsünler,” buyurmuştur.

Buna göre bir tek muhalifi olmamak kaydıyla ittifakla bütün ehl-i ilim  bu Ayet’i ; görebilecek gözü hariç, bütün yüzünü örtmesi şeklinde yorumlamışlardır. Bunlardan bir kaçı ise şunlardır : İbni Mesud r.a, İbni Abbas r.a, Abidet es Selmani r.a dur …

Sabuni ise, zikri geçen Ayet’le ilgili İbni Abbas r.a nun tefsirini sunarken ; “ İşte konuyla ilgili açık nass budur. İbni Abbas’tan ulaşan bu sarih  nass , yüzün örtülmesinin vucubunu ifade eder “ demektedir. Ve devam ediyor diyor ki :

İbni Kesir’in Muhammed ibni Sirin’den rivayeti ve daha başka bir çok sahih ve açık nakiller kadının yüzünü kapatmak zorunda olduğunu anlatıyor. Peki nerede kalıyor, selef-i salihinin yolu ve şöhretli tefsir alimlerinin görüşü ?.

Saffetüt –Tefasir : 2 – 532

Evet gerçektende bu Ayet’i celile, bu mana da gayet açık ve net ifadeler sergilemektedir : “ Cilbablarıyla üzerlerini örtsünler ” lafzının anlamına, yüzün örtülmesi de girer.  “ Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle…” emri ile de, mü’minlerin kadınları ve kızlarının da aynen, peygamber hanımlarının ve kızlarının  konumunda olduklarını ve   onların da yüzlerini örtmelerinin şart olduğuna delalet eder.

Evet değerli Müslümanlar … ! gerçekten de hani nerede güya kendilerinin yolunu izlediğimiz selefi salihinin o tertemiz yolu… ? Ve nerede daha Kur’an’ı doğru dürüst anlamaktan aciz bir takım müslümanların “ kanaatimce ” “ veya bana göre “diye başlayarak bu konularda verilen fetvalara sarılanların yolu … ?

HİCAB  AYETLERİNDEN  ÜÇÜNCÜSÜ

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ إِلَّا أَن يُؤْذَنَ لَكُمْ إِلَى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ إِنَاهُ وَلَكِنْ إِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَإِذَا طَعِمْتُمْ فَانتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِي مِنكُمْ وَاللَّهُ لَا يَسْتَحْيِي مِنَ الْحَقِّ وَإِذَا سَأَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعاً فَاسْأَلُوهُنَّ مِن وَرَاء حِجَابٍ ذَلِكُمْ أَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ أَن تُؤْذُوا رَسُولَ اللَّهِ وَلَا أَن تَنكِحُوا أَزْوَاجَهُ مِن بَعْدِهِ أَبَداً إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ عِندَ اللَّهِ عَظِيماً

“ Ey inananlar ! Peygamberin evine vakitli vakitsiz yada yemeğe çağrılmadıkça girmeyin. Çağrıldığınızda girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet etmek için de girmeyin. Çünkü bu tutumunuz, peygambere eziyet vermekte, o ise sizden utanmaktadır. Ama Allah gerçeği söylemekten utanmaz. Ayrıca onun hanımlarından bir şey soracağınızda da, perde arkasından sorun. Böyle davranmanız, sizin ve onların gönülleri için daha emindir. Allah Rasulüne eziyet etmeye hakkınız yoktur. Ondan sonra zevcelerini de ebediyyen nikah edemezsiniz. Bunu yapmanız Allah katında çok büyük bir günah olur.” 

Ahzab : 53.Ay

Bilindiği gibi bu Ayet-i kerimenin sebebi nuzulü peygamberin zevceleri ile alakalıdır. Ançak bu hüküm, bütün kadınları kuşatan genel bir hükümdür. Alimlerin konuyla ilgili nakillerinden de zaten bu gerçek ortaya çıkmaktadır.

İbni Kesi r.h bu Ayet’in tefsirinde şöyle diyor : “ Bu Ayet hicab Ayet’idir. Ve burada şeriatın hem ahkamı ve hem de adabı vardır. Ayrıca Ömer r.a nun reyine muvafık nazil Ayet’lerindendir. Sahihayn da – yani Buhari ve Müslim de – bu hususlar rivayet edilmiştir

Ömer r.a diyor ki ; Rabb’im bana üç yerde muvafakat etti,  Ben ; “ Ya Rasulallah, makam-ı İbrahim’i namazgah edinseydin “ , dedim ; Allah c.c şu Ayeti indirdi :

“… İbrahim makamını musalla edin…” Bakara : Yine ben, “ Ya Rasulallah, senin hanımlarının yanına iyi kötü herkes girebiliyor. Onları perde arkasına alsan ya “, dedim. Allah c.c “ Hicab Ayet’ini ” indirdi.  Ahzab : 53.Ay

Ben yine Rasulullah’ın hanımlarına ; niçin ona yükleniyorsunuz, Rabb’i dilerse o sizi boşar dedim ve bu konuda da yine Ayet indi.. “

Buhari : Müslim : Ahmed : 1-23-24. 36-37

Buhari ve Müslim’de Ayet’in sebebi nuzulü şöyle rivayet edilmiştir : Bu olay Zeyneb binti Cahş r.anha’nın Rasulullah’la nikahı sırasındaydı. Rasulullah s.a.v düğün yemeği vermişti. Sahabelerden bazılarını da davet etmişti. Derken yediler, içtiler. Sonra oturup konuşmaya tutuldular. Bu, Rasulullah’a ağır geldi. “ Çıkın gidin “ de diyemedi. Derken Rasulullah s.a.v evine girip çıkmaya başladı. Bunu anladılar ve sahabeler çıkıp gittiler. Rasulullah s.a.v de geldi ve evine girdi. Enes r.a dedi ki : Ben de onun yanına geldim ve içeri girmek isteyince araya perde gerildiğini gördüm. İşte o an

“  Ey inanan kimseler, Nebi’nin evine girmeyin ….” ayeti nazil olmuştu.

Değerli Müslümanlar … ! bu Ayet-i kerime her ne kadar doğrudan Peygamber hanımlarının, – örtülü olmalarına rağmen – hicab kullanmalarını emretmek için nazil oldu ise de, bu hüküm diğer kadınlar için de umumidir. Yani peygamberin hanımlarına doğrudan hitabeden bu emir, diğer müslüman hanımları da  içine alır. Başka bir ifadeyle ;  diğer kadınlar da aynen perde arkasından sorma ve cevap verme bakımından aynı hükme tabidirler.

İbni Kesir r.h bu Ayet’in tefsirinde diyor ki : “ Allah Teala kadınlara örtüyü, yabancı kimselere karşı kullanmalarını emrettiğinde, bu perdelenmenin akrabaya karşı kullanılmasının gerekmediğini de açıklamıştır. Tıpkı Nur Suresinde “… ziynetlerini göstermesinler, kocaları, babaları, müstesna ….. ” buyruğunda olduğu gibi. Böylelikle de bu hükmü bütün kadınlara yaymış oldu….“

Tefsir : 5 – 494.

Cessas ise şunu söylüyor : “ Bu hüküm – velev Rasulullah’ın zevcelerine has inmiş olsa bile – mana onları da, diğer kadınları da kapsar. Çünkü memur olanların hepsi de Rasulullah s.a.v’e tabi olup ona uymak zorundadırlar. Fakat ümmetin haricinde sırf  Peygambere has olan özel emirler bunun haricindedir.

Kurtubi ise : “ Ayet’teki bu hükme, bütün kadınlar dahildir. Bu zahiri manası itibariyle böyledir. Ayrıca tazammuni – yani dolaylı – olarak da şeriatteki – kadının sesi hariç – bütünüyle avret olması hükmüne dahil olur. Bunun içinde bir ihtiyaç olmaksızın açması caiz olmaz.

Tefsir : 14 – 227

Şankıti r.h’ın Ayet’i celile ile alakalı açıklaması da şöyle : Bu mübarek Ayet’in   beyanından biri de ; “  … onlara bir şey soracak olursanız, perde arkasından sorun… ”  “ Onlar “ ifadesi, peygamber hanımlarına hastır. Buna rağmen, hicabı farz kılan bu hükme Cenab-ı Hakk, kadın ve erkeğin kalplerini şüpheden korumak için en emin yol olarak belirtmiştir. Bu ifadeler Hükmün umumileşmesinin irade edildiğine açık delildir. Çünkü müslümanlardan bir tanesi bile, peygamber hanımlarının dışındakilerinin kalplerinin temizliğine ya da erkeklerin onlar hakkında şüpheden korunmasına ihtiyaç yoktur, dememiştir. Zaten, oturmuş bir kural vardır : “ İllet malulunu kuşatır.” Ve anlattığımız gibi ; bu Ayet-i kerimenin de “ Hicabın ” bütün kadınlar hakkında umumi bir hüküm olduğuna ve sadece Resulullah’ın hanımlarına hass bir hüküm olmadığına açık delildir.

Ayet’in lafzı onlara has olsa bile ; illetinin umumi oluşu ondaki hükmün de umumi olmasına delildir. Yine İlletin geliş tarzı, “ … bu sizin de, onların da kalpleri için en temiz yoldur… ” ilahi kelamının, “ … perde arkasından onlara sorun…” emrine illet olduğuna delildir. Ve bu tarz usul de ; “ İman ve tenbih ” metodu olarak maruftur. Bu metodla, hükmün cüzlerine de intibak edici olmasının kuralı ise ; bir Şer’i hükümle birlikte, bir vasfın bulunmasıdır. Şu bakımdan ki ; eğer orada bu vasıf o şer’i hükme illet olarak bulunmazsa ; ehli nezdinde o kelam ayıplı sayılır.

0 halde ; “… bu sizin ve onların kalpleri için daha güvenli ve temizdir ”kelamı “ … onlardan isteyeceğinizi perde arkasından isteyin … ”kavlinin illeti olmasaydı, bu kelam zeka ve anlayış bakımından ayıplı ve intizamsız sayılırdı. İşte böylece ; illetinin umumi olması nedeniyle hicab Ayet’inin hükmünün de umumi olduğunu öğren.

Tefsir : 6 – 584 – 585

Evet değerli kardeşlerim … !  naklettiğimiz bu büyük tefsir ülemasının nakillere dayalı görüşlerinden de anlaşıldığı gibi, Ayet’in sadece peygamber hanımlarına mahsus olduğunu söylemek yanlıştır. Madem ki Ayet “ hükmün ” illetine nass teşkil ediyor, artık mevzu tamamlanmış oluyor, dolayısıyla başka söze gerek yoktur.

Ama biz yine de soruşturalım. Bu Ayet özel olsaydı ne olurdu dersiniz …?  Kadın erkek arasında birbirlerine bir şey sorma veya birbirlerinden bir şey isteme halinde onlar yüzyüze gelmeyeceklermiydi … ? Çoğu kere de kadın evinde tek başına bulunmayacakmıydı … ? Peki sonuç ne olurdu … ?

HİCAB  AYETLERİNDEN  DÖRDÜNCÜSÜ 

وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَاء اللَّاتِي لَا يَرْجُونَ نِكَاحاً فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ أَن يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِزِينَةٍ وَأَن يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَّهُنَّ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

“ Evlenme arzusu kalmamış oturan – ihtiyar – kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartıyla, dış esvaplarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur. Ama sakınmaları kendileri için daha iyi olur. Allah işitendir, bilendir. “  Nur : 60.Ay

Bu Ayeti celilede de görüldüğü gibi Allah’u Teala, yaşlılıklarından ötürü erkeklere ilgi ve ihtiyaç duymayan ihtiyar kadınların, süslerini açığa vurmama şartıyla dış giysilerini çıkarmalarının günah olmadığını belirtmektedir.

Bu Ayet’i celileden anlaşıldığı gibi, bu kadınların esvaplarını çıkarmaları demek, herhalde çıplak kalmaları demek değildir. Sözü edilen bu esvaplar, günlük elbiselerin üzerine giyilen göz ve elleri örten aba ve çarşaf gibi giysilerdir. Dolayısıyla bu elbiselerin ihtiyar kadınlar tarafından çıkarılmasına müsaade edilmesi demek, genç kadınların ve büluğa ermiş kızların bu tip elbiselerini çıkaramıyacakları anlamına gelir.

{ … Asım oğlu Ahvel anlatıyor : ” Biz Sirin’in kızı Hafsa’nın yanına vardığımızda abasını hep şu şekilde yapardı : ” Yüzünü ve gözünü örterdi. Biz ona derdik ki, ” Ey Allah’ın rahmeti üzerine olasıca kadın. Allah’u Azze ve Celle Kur’an’ı keriminde buyurmuyor mu ki : “ Evlenme arzusu kalmamış oturan – ihtiyar – kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartıyla, dış esvaplarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur… “  Nur : 60.Ay

Hafsa ise bunda ne var diyordu. Biz Ayetin devamını okuyup ” Şayet iffetlerini takınırlarsa kendileri için daha hayırlıdır “dediğimiz zaman. Ve o : ” İşte hicabın şart olduğunu beliren hüküm budur.”diyordu. }

Beyhaki : 7 / 83 – Albani Hicab : 48.s

HİCAB  AYETLERİNDEN  BEŞİNCİSİ 

يَا نِسَاء النَّبِيَِّسْتُنَّ كَأَحَدٍ مِّنَ النِّسَاء إِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذِي فِي قَلْبِهِ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلاً مَّعْرُوفاً وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَى وَأَقِمْنَ الصَّلَاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيراً

“ Ey peygamber hanımları ! Sizler herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Eğer takva sahibi iseniz sözünüzü edalı söylemeyin. Aksi halde kalblerinde marazı olanlar bir şeyler ummaya başlar. Normal şekilde konuşun ve evinizde oturun. Cahiliye dönemindeki gibi açılıp saçılmayn. Namazınızı kılın, zekatınızı verin. Allah‘a ve Rasulüne itaat edin. “  Ahzab : 32 – 33.Ay

Bu Ayet’i celilede de görüldüğü gibi Allah c.c doğrudan Rasulullah s.a.v’in hanımlarına sesleniyor. Ama ulemanın ittifakıyla, bütün kadınlar da Ayet’i celilenin hükmüne dahildirler. Ayet’i celiledeki hükümlere eğer dikkat edilirse, bu hususta bütün kadınların ortak oldukları ahlaki değerlerden bahsedilmektedir. Bunlar ise :

1 –  Sesi alçaltma.
2 –  Ma’ruf söz söyleme

3 –  Evde bulunma.

4 –  Cahiliye tavrından uzak durm
5 –  Namazı eda etme.

6 –  Zekatı verme.

7 –  Allah ve Rasulüne itaat etme .


Ayet’i celilede geçen “ Hudu bil kavl ” sesi güzelleştirme sözü süsleme, inceltip cazip yapma, manasınadır. Allah’u Teala ise, onlara sözü sert ve net söylemelerini emrediyor. Yani etkileyici sözlerden, cahiliye kadınlarında olduğu gibi ahlaksız ifadelerden, cilveli ve işveli sözlerden uzak durmalarını onlara emretmektedir. Ve tabiki bu konuda diğer kadınlardan da aynı şeyler istenmektedir.

Ayet’i celilede geçen “ Kavl-i Ma’ruf “ ise iffetli konuşmadır. Yani,güzel ve beğenilen sözler söylemektir. Kırılıp dökülme, ya da kısaltmalarla, acabalara sebep olmamaktır.

{ … Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : Güzel konuşacağım diye, inekler gibi dilini ağzında dolaştıran bir kimseye Allah buğz eder.  }

Ebu Davud : 5.c.5005.n – Tirmizi : 4.c.3010.n 

Öyleyse ahlaklı, basiretli ve iffetli bir Müslüman kadının dikkat edeceği hususlardan birisi de, diline sahip olmasıdır. Başkaları ile konuşurken çirkin sözlerden, yapmacık söz ve tavırlardan, işveli ve cilveli söz ve tavırlardan uzak durması gerekir.

Ayet’i celiledeki “ Evde karar ” ise ; evinde bulunma, oralara yasak olan kimseleri sokmama ve oradan kocasından izinsiz ayrılmama, demektir.

Ayet’te geçen “ Teberrüc ” den kasıt ise ; kadının,güzelliğini, cazibesini ve süslerini erkeklere göstermesi demektir. İşte Allah’u Azze ve celle bu gibi çirkin şeylerden de peygamberin hanımlarını – ve tabi ki diğer kadınları da –  yasaklamaktadır.

“ Cahiliyetül Ula ” İse İslam öncesi demektir. Yani İslam öncesi cahiliye kadınları gibi olmayın.

Evet değerli Müslümanlar … ! Şimdi biraz düşünelim. Acaba Ayet’i celiledeki zikredilen bu hükümler sadece mü’minlerin anneleriyle nasıl sınırlandırılabilir ? Bu hususlar nasıl sadece onlara hass olabilir ki ? Aksine bunlar, bütün kadınlar için umumi ve önemli sorumluluklar ve ahlaki değerler değil midir ? Aynen Ayet’i celilede zikredilen namaz, zekat ve Allah ve Resulüne itaat etme hususunda olduğu gibi.  

Bu yüzden İbni Kesir r.h bu Ayet’i celileyi tefsir ederken şunları söylüyor : “ İşte bu, Allah Teala’nın peygamber hanımlarına ve hemde ümmetin kadınlarına emrettiği bir edeb tarzıdır.

İbni Kesir : 12.c.6518.s

HİCAB  AYETLERİ  YÜZÜN  ÖRTÜLMESİ  İÇİN  GELMİŞTİR

Değerli Müslümanlar … ! ne yazık ki bu kadar açık ve net deliller karşısında hala meseleyi sağa sola çekerek günümüzde bazı meşayih ve hocaların kadının yüz kısmının avret mahalli olmadığını dolayısiyle yüzün açılmasının caiz olacağını ileri sürmektedirler.

Ey Müslüman … ! şurası iyi bilinmelidir ki hicab Ayet’leri kadının yüzünü örtmek için gelmiştir. Çünkü hicab Ayet’lerinden önce zaten Müslüman kadınlar örtülü idiler. Yani onlar çıplak olarak dolaşmıyorlardı. Hatırlarsınız Allah Resulü s.a.v Mekke de işkence edilirken kızı Zeyneb’in yanına geliş şeklini ve Resulullah’ın da ona söylediği  ifadeleri. 

{ … Gamid kabilesinden Haris ‘in oğlu Haris’den, diyor ki :  Biz Mina’da iken babama “ bu cemaat nedir “ diye sordum, babam dedi ki, onlar bir müneccim için toplanmışlardır. Haris diyor ki : Biz indik ” başka bir rivayette de geldik ” baktık ki, Rasulullah  s.a.v insanları tevhide ve imana davet ediyordu. Oradaki kalabalık ise Rasulullah’ın sözünü reddedip ona eziyet ediyorlardı. Gün yarıya varıp yanındaki kalabalık çekilince gerdanlığı görünen bir kadın ağlıyarak Rasulullah’ın yanına geldi. Kadının elindeki kadehte su bulunuyordu, bir elinde de mendil vardı. Onu Rasulullah’a sundu, Rasulullah sudan içti, abdest aldı. Sonra başını kadına doğru kaldırarak buyurdu ki : ” Ey kızım gerdanın ört. Babanın mağlup ve zelil olacağından korkma “ “ Kimdir bu kadın ? ” dediğinde, “ O kızı Zeyneb’tir ”dediler. }

Tabarani  Mu’cemül kebir : 1.c. 245.s – İbni Asakir Şam tarihi : 4.c.46.n 

İşte bu ve emsali deliller, Müslüman kadınların Mekke de iken yüzlerinin açık ama örtülü olduklarını isbat etmektedir. Hicab Ayet’i ise Medeni’dir ve yüzün örtülmesi için gelmiştir.

Bunun en açık ve en güzel delillerinden birisi, Aişe annemizin ıfk hadisesinde kullanmış olduğu şu ifadelerdir :

“  … Ben Zekvan’ın “ inna lillahi ve inna ileyhi raciun “ sözlerini işitince, hemen fereceme bürünüp yüzümü örttüm, halbu ki bu zat beni hicabtan önce tanırdı. “

Buhari : 10.c.4598.s – Müslim : 8.c.2770.n

İşte bu açık ve net ifadeler, hicaptan önce kadının yüzünün açık olduğunu ve hicap emrinin ise kadının yüzünü örtmesi hususunda indiğini bildirmektedir.

{ … Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurdular : ” İhramlı olan kadın yüzüne peçe takmasın eline de eldiven giymesin “

Buhari : 4.c.1730.s – Ebu Davud : 5.c.1826.n

Şeyhül islam İbni Teymiye r.h ” Nur suresinin tefsiri ” adlı eserinin 56. sayfasında şöyle diyor :

” Bu da gösteriyor ki peçe ve eldiven o gün ihramlı olmayan kadınların giyimleri arasındaydı. Ve herkesçe maruftur. Böylece kadınların yüzlerini ve ellerini örtmeleri gerekir. “

Değerli Müslümanlar … ! gerek Peygamberimizin kadınlarının ve gerekse diğer Müslümanların kadınlarının hicaba bürünerek yüzlerine değin örttüklerini belirten hadisler pek çoktur.

{ … Enes r.a Hayber gazası ile ilgili kıssayı rivayet ederken Peygamberimizin esirler arasında kendi nefsi için Safiye’yi ayırt edişini şöyle anlatır : ” Rasulullah s.a.v  Hayber’den çıkınca onu henüz kendisi için almamıştı. Deve yaklaşınca Rasulullah ayağın dik tutarak Safiye’nin deveye binmesi için ayağını baldırına koymasına yardım etti. Safiye kaçındı ayağını koymadı sadece dizini Peygamberin baldırının üstüne koydu. Rasulullah onun üstünü örttü. Terkisine bindirdi şalını Safiye’nin yüzüne ve beline sardı. Sonra ayağının altından bağlayıverdi. Ve beraberinde eve götürerek hanımları arasına onu da girdirdi.”  }

  İbn-i Sa’d Tabakat : 8.c.87.s

{ … Aişe r.anha’dan : Sevde hicabını çıkardıkdan  sonra bir ihtiyaç için dışarı çıktı. Sevde cüsse bakımından iri yapılı bir kadındı. Onu tanıyanlar hemen farkına varırlardı. Hattab oğlu Ömer onu görünce dedi ki : ” Ey Sevde Allah’dan korkmaz mısın ki, bizim yanımıza örtünmeden geliyorsun ? Baksana nasıl çıkmışsın. Bunun üzerine Sevde gerisin geriye eve döndü. Rasululullah s.a.v de o an benim evimde akşam yemeğini yiyordu. Elinde de bir et parçası vardı. Sevde hemen Rasulullah’ın yanına gedi. Ve şöyle dedi : ” Ey Allah’ın Rasulu, ben bazı ihtiyaçlarım için dışarı çıktım. Ömer ise böyle böyle dedi.” Bunun üzerine gelen vahyi ilahide belirtilen ayetin hükmüne muvafık olarak Efendimiz buyurdu : ” Öyleyse siz ihiyacınızı gidermek için dışarı çıktığınızda hicaba bürünmelisiniz.” Vahiy geldiği anda etin dikesi hala Rasulullah’ın elinde bulunuyordu. }

Buhari : Müslim : Ahmed : 6/56 – İbni Sa’d Tabakat : 125

{ … Aişe r.anha dan. Buyurdular ki : “ Biz Rasulullah’la birlikte ihramlı olduğumuz zaman süvariler yanımızdan gelip geçiyorlardı. Tam hizamıza geldikleri vakit her birimiz abalarımızı başımıza ve yüzümüze örterek yan tarafa sarkıtıyorduk. Bizi geçtikleri vakit tekrar açıyorduk.” }

  Ahmed : 6/30 – Ebu Davud ve Beyhaki Hac mevzuunda zikretmişlerdir.

{ … Ebu Bekir kızı Esma’dan : Diyor ki : ” Biz erkeklerden yüzümüzü örter, ihramlı iken örtmeden önce de taranırdık.” }

Hakim 1/454 de zikreder ve sahih olduğunu söyler. Zehebi de bu konuda ona muvafakat etmiştir.

{ … Şeybe kızı Safiye’den diyor ki : Ayşe’yi, Kabeyi tavaf ederken peçeli olarak görmüştüm. }

Burada şunu izah etmekte fayda vardır inşaallah : Bilindiği gibi Annelerimizin tavaf esnasında yüzlerini açmaları, Rasulullah s.a.v’in şu umumi emrinden dolayıdır : ” İhramlı olan kadın yüzüne peçe takmasın eline de eldiven giymesin “

Dolayısıyla bu ifadeler bize ; diğer kadınların da ihram hariç yüzlerinin kapalı olacağını anlatmaktadır.

Büyük ilim adamı İbnu’l-Kayyım, şunları söylemektedir : “ Kadının ihram esnasında – peçeyi çıkarması hariç – yüzünü açmasının gerektiği hakkında bir tek harf dahi nakledilmiş değildir…” Daha sonra şunları söyler : “ Esmâ’dan sabit olduğuna göre o ihramlı olduğu halde yüzünü örterdi. Âişe de şöyle demiştir : “ Binek sırtında olan erkekler yanlarımızdan geçer ve biz o sırada Peygamber s.a.v ile birlikte ihramlı halde bulunuyor idik. Binekliler bizimle aynı hizaya geldiklerinde bizden herhangi bir hanım cilbabını yüzünün üzerine örterdi. Bu kişi geçip gidince biz de yüzümüzü açardık ”

Tehzibu’s Sünen : 2 . 350

{ … Ömer oğlu Abdullah şöyle diyor : Peygamber s.a.v Safiye’yi yanına alınca Aişe’yi halkın ortasında örtülü olarak görmüş ve tanımıştı. }

el Albani der ki : İbn-i Sa’d 8. cildinin 97. safyasında bu hadisi zikrettikten sonra ravilarinin sıka olup isnadın yerinde  olduğunu bildirmiştir. Rivayet zinciri şu şekilde gitmektedir. Esed kabilesinde Abdullah oğlu Muhammed Süfyan bin Cüreyc’den o da Hasen bin Müslim’den o da Safiyye’den bize anlattı.

{ … Abdurrahman İbni Avf’ın oğlu İbrahim’den dedi ki : ” Hattab oğlu Ömer son haccında Peygamberin hanımlarının da birlikte hacca gitmelerine izin vermiştir. Onlarla beraber Affan oğlu Osman’ı ve Avf oğlu Abdurrahman’ı da gönderdi. İbrahim diyor ki, Osman r.a Kabe’de şöyle bağırmıştı : “ Onların yanına kimse yaklaşmasın, kimse onlara bakmasın ” dedi. Onlar indikleri zaman Osman ve Abdurrahman topluluğun gerisinde idiler ve yanlarına kimse yaklaşmamıştı. }

el Albani der ki  : Bu hadisi İbni Sad Tabakatı’nın 8. cildinin 152. sayfasında, şu rivayet zinciriyle zikretmişir. Bize Ata oğlu Velid Sad oğlu İbrahim’den, o da babasından, o da dedesi Ömer İbnül Hattab’dan rivayet etti. Bu isnad hasen olup ravileri sika dır. Zehebi mizan adlı eserinde, Hafız lisan adlı eserinde irad etmişlerdir.

Bütün bu hadislerden açıkça anlaşıldığı gibi Peygamber s.a.v’in devrinde  gerek peygamber hanımlarının ve gerekse diğer mü’min kadınların yüzleri peçeli idi. 

Ve tabiki daha sonra gelen fazilet sahibi kişiler de onların yolunu takip ederek peçe kullanmış ve yüzlerini örtmüşlerdir.

{ … Asım oğlu Ahvel anlatıyor : ” Biz Sirin’in kızı Hafsa’nın yanına vardığımızda abasını hep şu şekilde yapardı : ” Yüzünü ve gözünü örterdi. Biz ona derdik ki, ” Ey Allah’ın rahmeti üzerine olasıca kadın. Allah’u Azze ve Celle Kur’an’ı keriminde buyurmuyor mu ki : “ Evlenme arzusu kalmamış oturan – ihtiyar – kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartıyla, dış esvaplarını  çıkarmaktan  ötürü sorumluluk yoktur. “ Nur : 60.Ay

Hafsa ise bunda ne var diyordu. Biz Ayetin devamını okuyup ” Şayet iffetlerini  takınırlarsa kendileri için daha hayırlıdır ” dediğimiz zaman. Ve o : ” İşte hicabın şart olduğunu beliren hüküm budur.”diyordu. }

Beyhaki : 7 / 83 – Albani Hicab : 48.s

Hulasa değerli müslümanlar … ! yukarıda Kur’an ve Sünnet’ten derleyerek sunduğumuz bu delillerden açıkça anlaşıldığı gibi, kadının yüzünü peçe veya benzeri bir şeyle örtmesi onun üzerine vacip olan bir görevdir.

BU  KONUDAKİ  ZAYIF  RİVAYETLER  VE  YANLIŞ  İSTİDLALLER

Biraz önce de ifade ettiğimiz gibi bu kadar sahih delillerin karşısında meseleyi hala sağa sola çekerek kadının yüzünün kapanmasının illa da gerekli olmadığını savunanlar vardır. Ve tabi ileri sürdükleri bir takım da gerekçeler vardır. Bunlardan bir tanesi :

1 =Abdullah İbn Abbas r.a nun Ayeti celilede geçen “ … kendiliğinden görünenlerden … “kasdın yüz, el ve yüzük olduğunu söylemesidir.

İbni Kesir Tefsir : 11.c.5861.S

Bu rivayetle alakalı anlaşılması gereken birinci husus :Bilindiği gibi kaynak Kur’an ve Sünnet, delil ise bu iki kaynağın ortaya koyduğu şeylerdir. Allah kendilerinden razı olsun, sahabenin söz ve davranışları Kur’ân’a ve Sünnet’e muhalif olduğu müddetçe delil olarak kabul edilmez. Aynen İbni Abbas’ın muta nikahı hususunda vermiş olduğu fetvasının kabul edilmediği gibi.

İkinci husus ise : İbni Abbas’ın da aynen kendilerinin iddia ettiği görüşte olduğunu kabul etsek bile, aynı konuda başka bir sahabenin farklı bir görüşü söz konusudur. Dolayısiyle onu kabul etmek zorunda değiliz.

Çünkü İbni Mes’ud r.a Bu Ayet’te bahsi edilen “ … kendiliğinden görünenlerden … “  kasdın, dış elbiseler ve görünmesi zorunlu olanlar, olduğunu tefsir etmiştir.

İbni Kesir Tefsir : 11.c.5861.S

2 = { … Aişe r.anha dan şöyle nakleder : Esma binti Ebu Bekr – Aişe nin kız kardeşidir – üzerinde ince bir elbise olduğu halde Muhammed s.a.v’in yanına gelmişti. Muhammed s.a.v’de  yüzünü  başka  bir tarafa çevirerek şöyle dedi : “ Ya Esma ! Buluğ çağına ermiş bir kadının şu ve şundan  – elini ve yüzünü işaret ederek – başkasını göstermesi uygun değildir.” }

Ebu Davud : 4.c.4104.N

Aişe r.anha’nın rivayet etiği bu hadise gelince… Bu hadis iki nedenden ötürü zayıf kabul edilmiştir :

Birinci husus :  Hadisin senedinde Aişe  ile Halid b. Dureyk arasında kopukluk vardır. Hadisi tahriç eden Ebu Davud der ki : Bu hadis mürseldir. Çünkü Halid İbni Dureyk , Aişe’ye yetişmemiştir. – yani ondan bir şey duymamıştır. –

Ebu Davud : 4.c.4104.N

Ebu Hatim Er Razi de bu hadisin zayıf olduğunu belirtmiştir.

İkinci husus : Hadis’in senedinde Şam’da oturan Said b. Beşir En Nasri vardır. İbn Mehdi bu adı hiç anmamış ; Ahmed b. Muin, İbn El Medeni ve Nesai bu şahsın zayıf olduğunu belirtmişlerdir.

Bundan dolayıdır ki bu hadis zayıf olduğu gibi, örtünmenin vacib olduğunu ifade eden sahih hadislere de karşı koyamaz. Kaldı ki Muhammed s.a.v hicret ettiği vakit Esma binti Ebu bekir 27 yaşındaydı. Bu yaştaki birinin yüz ve elleri dışındaki hatlarını ortaya koyabilecek nitelikteki ince bir elbise giyip Muhammed s.a.v’in yanına gelmesi düşünülemez.

M.Salih el-Useymin : Risaletu’l fi’l hicab 32.s

3 = { … Abdullah b. Abbas’tan rivayet edilğine göre kardeşi Fadl, veda haccında Muhammed s.a.v‘in terkisinde idi. Fadl ile Has’am kabilesinden bir kadın bakışmaya başladılar. Muhammed s.a.v de Fadl’ın yüzünü öbür yöne çevirdi. }

Buhari : 3.c.1443.n

Bu hadisi şerifi de öne sürerek derler ki : İşte bu olaydan anlaşılıyor ki o kadının yüzü açıktı… Ama ne yazık ki İbni Abbas r.a dan nakledilen bu hadis de de yüzü açmanın caiz olabileceğine dair bir işaret yoktur. Çünkü ;

Birinci husus : Peygamberimiz s.a.v’in örtünme konusundaki emirlerinin karşısında bir takım kadınlar nefislerine uyarak emre uymayabilirler.

İkinci husus :  Rasulullah s.a.v bu olay karşısında susmayıp Fadl’ın yüzünü başka bir yöne çevirtmiştir.

Üçüncü husus : ise ; Nevevi nin hadisin faydalarından bahsederken şöylediği şu sözlerdir : “ Bu hadiste yabancı kadınlara bakmayı yasaklama vardır. Muhammed s.a.v’in yüzünü örtmesi için bu kadına neden emretmediği sorusuna ise, “ ihramda olduğu için kendisine kimse bakmadıkça yüzünü örtmeyebilir ” cevabı uygun düşer.

Dolayısıyla Allah Rasulü s.a.v’in : ” İhramlı olan kadın yüzüne peçe takmasın eline de eldiven giymesin “ sözünden dolayı bu kadın yüzünü açmış olabilir.

Dördüncü husus ise : Allah Rasulü s.a.v bu kadına yüzünü örtmesi için emretmiş de olabilir. Bu durumun bize nakledilmemiş olması, bu durumun kesinlikle olmadığı anlamına da gelmez.

4 = { … 
Cabir b. Abdullah’tan rivayet ettiğine göre bayram namazlarından birinde namazdan sonra Muhammed s.a.v bizlere vaaz verdi ve öğütlerde bulundu. Daha sonra kadınların yanına geldi. Onlara vaaz verip öğütlerde bulundu ve dedi ki : “ Ey kadınlar topluluğu ! İnanırmısınız, kadınların çoğu cehennem odunudurlar. Bu esnada kadınların arasından bir tanesi kalktı. Ve bu kadının iki yanağı çilliydi….. }

Buhari :

Cabir r.a dan gelen bu rivayeti ileri sürerek derler ki : burada görüldüğü gibi kadının yüzü açık.Çünkü onun yanağındaki çillerden bahsediliyor.

Burada birinci husus : Bu olayın zamanı belirtilmemiştir. Yani bu olay, hicap Ayet’i inmeden önce olabilir. Çünkü bilindiği üzere Ahzab suresindeki bu Ayet’i celile hicri 5. veya 6.senesinde inmiştir. Bayram namazı ise hicri 2. yılında dinimizdeki yerini almıştır.

İkinci husus : Söz konusu kadın “ evlenme ümidi kalmayan ihtiyar ” kadınlardan birisi olabilir. Çünkü bu yaştaki kadınların yüzünü açması caizdir.

Üçüncü husus ise : Kadının yüzündeki çilleri gören kişinin çocuk mu yoksa büyük erkek mi olduğu da zikredilmiyor. Yani o kadının yüzünü gören bir çocuk da olabilir.

Hulasa bu ve bunun gibi ihtimalli manalar taşıyan rivayetlerden istinbat yapmak caiz değildir. Hele hele ortada konuyla ilgili açık ve net ifadeler varken bunu yapmak asla caiz değildir.

Hatta bu hususta islamın özlü bir kuralı vardır. Oda : “ İza cael ihtimal batalel istidlal “Yani :  “ İhtimal vuku buldu mu istidlal batıl olur “
Allah’u Azze ve Celle bizlere ; hakkı hak bilen ve onlara ittiba eden kullarından olmamızı nasip eylesin … Ve yine bizlere ; batılı batıl bilip onlardan uzak durmamızı da nasip eylesin … Bununla beraber Rabbim bu küçük çalışmamı da hayırlara vesile kılsın.

                                                     Vel hamdu lillahi rabbil Alemin                                                                                  

                                                         Tacuddin el Bayburdi