Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+09 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

İbni Abbas’ın Hariciler ile munazarası

İbni Abbas’ın Hariciler ile munazarası

Değerli Müslümanlar … ! bilindiği gibi bu ümmetin içerisinde bulunduğu bazı fitne ve fesadın kökleri taa ilk asırlara kadar uzanır. Raşid halife Ömer bin Hattab r.a nun bir Mecusi tarafından öldürülmesi ile başlayan, sonra  Osman zinnureyn r.a nun alçakça katledilmesi daha sonra da kaderin nefyi görüşü derken bir çok fitne ve fesat arzı endam etmiştır.

            Müslümanlar arasında fitne ateşi tutuşturulmuş, aralarında korkunç savaşlar olmuş ve  bu sefer de, Hariciler çirkin bir görüşle ortaya çıkmışlardır. Bu yetmemiş gibi Şiilik meydana gelmiş ve taraftarları dinden inhiraf ederek çok çirkin aşırılıklar sergilemişlerdir. Dolayısıyla bu çirkin hastalıklar İslam aleminin çeşitli yerlerine yayıldı. Ama Allah’a hamdolsunki her defasında bu sapıklıkların karşısında ilim ehli insanlar dikildi ve İslam’ın berrak atmosferini bu tür sapmalardan temizlemeye çalıştılar.

            Değerli kardeşlerim … ! hepinizinde bildiği gibi bu çirkin hastalıklar geçmişte arzı endam edip tahribatını sürdürdüğü gibi,   zamanımızda   aynı şekilde sürdürmektedir. İşte bundan dolayı bu günkü sohbetimizde, zikri geçen bu hastalıkların en çirkinlerinden biri olan haricilikten bahsetmeye çalışacağız. Diğer bir ifadeyle ; inananların bir kısmı tarafından henüz doğru düzgün anlaşılamayan, veya anlaşıldığı zannedildiğinden dolayı, bir çok kimsenin yerli yersiz suçlandığı tekfir konusundan bahsetmeye  çalışacağız. Çünkü tekfir denilince akla hemen hariciler gelir.

            Tekfir konusu bu ümmete bulaşan en çirkin hastalıklardan birisidir desek mubalağa etmiş  olmayız.

            Cehaletin meyvesi olan bu çirkin hastalık, – biraz önce de ifade ettiğimiz gibi – dün olduğu gibi bu gün de bir çok inananın birbirlerine sırt çevirmesine, birbirlerini terk etmesine ve birbirlerini hak etmedikleri bir takım çirkin vasıflarla itham etmelerine vesile olmuştur.

            Hatta bu akıntıya kendilerini kaptıranlar, içerisine düştükleri bu çirkin musibet ve bela yüzünden, kendi aralarındaki kısa bir sohbet neticesinde dahi, birbirlerini rahatlıkla tekfir edecek bir aşırılığa sahip olmuşlardır.

            Temeli asırlar öncesine dayanan bu çirkin fitne, – biraz önce de ifade ettiğimiz gibi – cahilliğin, aceleciliğin, insafsızlığın ve hissi, nefsi davranışların ta kendisidir…

            Halbuki Kur’an’ın ve sünnetin tertemiz sayfalarında bu insafsız, kuralsız ve acımasız mantığın tam tersine yığınlarla deliller mevcuttur.

            Bununla beraber ; islamın ilk halkasını oluşturan güzide sahabenin hayatında da bunu reddeden mükemmel örnekler vardır.

            Değerli kardeşlerim … ! ben sözü daha fazla uzatmadan, siz değerli müslümanlara bu gün ümmette ortaya çıkan bu tehlikeli ve çirkin sapmaya Rasulullah s.a.v medresinde yetişen bir zatın – taa bu fitnenin çıkışı zamanında – nasıl  karşı koyduğunu ve onlarla yapmış olduğu mükemmel bir munazarayı anlatmak istiyorum… Bununla beraber, bu munazaradan nasıl istifade edileceği hususunda da bazı hassas noktalara değinmeği ve onlardan faydalanmayı uygun görüyorum.

            Rabbimden niyazım, bu kısa ve özlü çalışmamı inanan kardeşlerime faideli kılsın.

          Değerli kardeşlerim … ! öncelikle üzerinde duracağımız zikri geçen eserin metnini sizlere sunmak istiyorum. Eserin metni şöyle :

“ … İbn-i Abbas r.a’dan, dedi ki : Haruriyye – yani Hariciler – düşmanlık üzere bir yerde toplandılar. Ali b.Ebi Talib ile onunla beraber olan  Peyganber s.a.v’in ashabına karşı çıkmaya karar verdiler. İbni Abbas dedi ki : Bir adam gelip “ ey emirül mü’minin bu topluluk sana karşı gelecek “ demeye başladı. Ali dedi ki : bana karşı çıkana kadar  onları bırak. Onlar bana karşı savaşa girişene kadar ben onlarla savaşmıyacağım. Gerçi öylede yapacaklardır. – yani savaşacaklardır – İbni Abbas devamla dedi ki : Bir gün Ali’ye dedim ki : Ey emirül mü’minin biraz namazı geciktir ki onu kaçırmayayım. Ben bu arada o topluluğun yanına gidip onlarla konuşayım. Çünkü sana bir şey yaparlar diye korkuyorum . Ali dedi ki : Hayır inşallah bir şey yapmazlar. Ben güzel davranıp kimseye eziyet vermeyen biriyim. İbni Abbas dedi ki : Yemaniyye’den güzel bir kumaş giydim ve yanlarına geldim. Öğle istirahatında idiler. İbadette onlardan daha şiddetli gayret gösterenini görmedim. Bundan dolayı ellerinde  deve izleri gibi izler ve yüzlerinde de secde izleri görülüyordu. Üzerlerinde yıkanmış gömlekler vardı. Yüzleri uykusuzluktan zayıflamıştı. Yanlarına gelince bana dediler ki :

 –  Bu üzerindeki elbisede ne ? . İbni Abbas :

 – Beni bununlamı ayıplıyorsunuz ? Ben Rasulullah s.a.v’in üzerinde bundan daha güzelini görmüştüm. Ve bilindiği gibi bu konuda da şu Ayet inmişti.

“ De ki : Allah’ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir ? ………“  … A’raf : 32.Ay.

 – Niye buraya geldin ? dediler. İbni Abbas :

 – Size Rasulullah’ın ashabından, onun yanında olup da vahyin üzerlerine indiği insanlardan bahsetmeye geldim. Ki, aranızda onlardan hiç biri yok ! Onlardan bazılarıda dedi ki :

– Kureyşle münakaşa etmeyin. AllahTeala onlar hakkında buyuruyor ki :

“ …… Onlar şüphesiz kavgacı bir millettir. “  … Zuhruf : 58.Ay.

İçlerinden iki üç kişi dediler ki :

– Keşke onlarla bi konuşsan. İbn-i Abbas dedi ki :

– Söyleyin bana Rasulullahın amca oğlu ve damadı olup, ona ilk iman eden ve ashabının da kendisiyle birlikte olduğu kişiden alıp veremediğiniz nedir ? . Dediler ki :

– Biz ona üç konuda muhalefet ediyoruz. İbni Abbas dedi ki :

– nedir onlar ?… Dediler ki :

– Birincisi, o Allah’ın dininde insanları hakem kıldı. Halbu ki Allah’u Teala buyuruyor ki :   “ Hüküm ancak allah’ındır. “   Yusuf : 40.Ay.

 Dolayısiye Allah’ın bu sözünden sonra insanların hükümde onun ne işi olabilir ? . İbni Abbas :

– başka – yanlış yanlış gördüğünüz şey ne – ? . dediler ki, ikinci olarak :
– Ali insanlarla savaştı ama ne köle aldı ne de ganimet. Eğer savaştıkları insanlar kafir idiyseler, mallarının Ali’ye helal olması gerekirdi. Yok eğer mü’min idiyseler müminlerin kanını dökmek haramdır… İbni Abbas :
– Başka bir itirazınız var mı ? dedi. Dediler ki üçüncü olarak :
– Ali kendisi için emirel mu’minun sıfatından vaz geçti. Eğer emirel mu’minun değilse emirel kafirin demektir. İbni Abbas dedi ki :
– Başka bir itirazınız var mı ? ..  Dediler ki :
– Bu kadarı bize yeter. İbni Abbas dedi ki :
– Eğer size Allah’ın muhkem kitabından ve nebisinin sünnetinden fikirlerinizi çürütecek deliller getirirsem bu davanızdan dönecek misiniz ?
– Evet, dediler. İbni Abbas dedi ki :
– Siz Ali’yi Allah’ın dini konusunda insanların hükmüne başvurdu diye suçluyorsunuz. Halbuki Allah’u Teala buyuruyor ki :  

“ Ey inananlar ihramlı iken av öldürmeyin.İçinizden kim onu kasden öldürürse, yaptığı işin vebalini tadması için, Kabeye ulaşınca öldürdüğü hayvanın dengi olarak ona bir ceza vardır. Ki bunu tesbitte aranızda iki adil kimse karar verir……… “   Maide : 95.Ay

Ve yine Allah’u Azze ve Celle aralarında geçimsizlik bulunan kadın ve kocası ile alakalı şöyle buyuruyor :

“ Eğer karı kocanın arasının açılmasından endişelenirseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden de bir hakem göndererek aralarını ıslah edin. Eğer iki tarafta ıslah olmak isterse Allah onları muvaffak kılar. Şüphesizki Allah, her şeyi hakkıyla bilen ve her şeyden hakkıyla haberdar olandır. “     Nisa : 35.Ay.

Peki Allah’a yemin verdirerek soruyorum size : insanları birbirlerinin kanına girmekten alıkoymak için hüküm vermek veya karı kocanın aralarını bulmak için hüküm vermek mi daha evladır, yoksa değeri çeyrek dirhem olan tavşan veya birkaç kadın hakkında hüküm vermek mi daha evladır ? . Üstelik biliyorsunuz ki Allah dileseydi bu konularda hükmünü verir onu insanlara bırakmazdı. Dediler ki :

– Vallahi doğru söylüyon, inananları birbirlerinin kanına girmekten alıkoymak ve  onların aralarını düzeltmek daha evladır. İbni Abbas :
– Ali savaştı ama köle ve ganimet almadı, diyorsunuz. Bu sözünüzde hatalı oluşunuza gelince o da şöyledir ;

Şimdi söyleyin bana anneniz Aişe’ye sövüyor veya başka kadınlarda helal olanı onda da helal kılıyor musunuz ? . Eğer böyle diyorsanız küfre düştünüz demektir. Veya  onun, müminlerin annesi olmadığını söylüyorsanız yine kafir oldunuz ve İslam’dan çıktınız demektir. Çünkü Allah’u Teala buyuruyor ki :

“ Nebi müminlere kendi canlarından daha evladır ve zevceleri de müminlerin anneleridir…“  Ahzab : 6.Ay.

            Bu duruma göre görülüyor ki siz, – hangisini seçerseniz seçin –  iki sapıklık arasında bocalıyorsunuz. Şimdi bu görüşlerinizden vazgeçtiniz mi ? . Birbirlerine baktılar ve dediler ki :

– Vallahi evet ! . İbni Abbas tekrar :
– Ali’nin kendisi için emirul müminin sıfatından vazgeçtiğini söylüyorsunuz. Bu görüşünüze gelince, size bu konuda da razı olacağınız sözler söyleyeceğim.

Unutmayınki Hudeybiye günü Rasulullah s.a.v kureyşi, aralarında anlaşma yazmak için davet etti. Suheyl bin Amr ve Ebu Süfyan ile yazışacaklardı. Peygamber s.a.v Ali’ye dedi ki : “ ey Ali yaz ; bu, Allah’ın Rasulü Muhammed’in hükmüdür. “ dediler ki : vallahi senin Allah’ın Resulü olduğunu bilseydik seni Kabe’den alıkoymazdık, sana karşı savaşmazdık. Sen onun yerine Muhammed b Abdullah yaz.

Peygamber s.a.v dedi ki : “ vallahi beni yalanlasanız da ben gerçekten Allah’ın Rasulüyüm “ yaz ey Ali : Muhammed b. Abdullah yaz.

Şimdi bu hususu da iyi düşünün !  peygamber s.a.v Ali’den üstün olduğu halde, kendisinin nebi olarak zikredilmemesine razı olduysa bu onu peygamberlikten çıkardı mı ?  elbetteki çıkarmadı. Şimdi bu görüşünüzden de vazgeçtiniz mi ? . Dediler ki :

– Vallahi evet ! . İbni Abbas devamla dedi ki :
– Bunun üzerine onlardan iki bin kişi geri döndü. Dört bin kişi ise sonraki savaşlarda sapık olarak öldürüldüler.

Bu eseri Abdurrezzak … Ebu Nuaym … Beyhaki ve diğerleri tahric ettiler.

            Bu eseri Arapça metinlerden yan yana getiren değerli hocamız – ki onun değerli olan makalesinden faydalanarak bu konuyu hazırladım – Abdulkadir el-Muhacir der ki :

Bu eserin takdiminde tutulan yol, bütün rastladığım rivayetlerin ortaya konması, sonra diğer rivayetlerdeki ziyadelerin asıl ifadeye katılması şeklindedir. Bazı yerlerde asıl metindekinden biraz farklısını veriyorsam, bunun sebebi lafızdaki ziyadede fayda olduğundandır. Asıl rivayetin metni musannef sahibi hadis ehlinin kullandıkları ilk rivayettendir.

BU  ESERDEN  İSTİFADE  EDİLECEK  NOKTALAR  VE  DERSLER … 

            Değerli kardeşlerim … ! Unutmayalımki zikri geçen bu eserde Müslümanların anlamaları gereken bir çok incelikler, bir çok faydalar ve bir çok mükemmel  metodlar vardır. İsterseniz gelin hep beraber bu eserde sunulan o güzellikleri ve istifade edilecek hassas noktaları öğrenelim.

1 =   Değerli kardeşlerim … ! her şeyden önce bu esede ; davetin – veya diğer bir ifadeyle tebliğin – önemine vurgu yapılmış ve inananların bir birlerine karşı merhamet göstererek yardımcı olmaları anlatılmıştır.

Çünkü İbni Abbas r.a, onlara merhamet ederek – her ne kadar davalarının haklı olduğunu da zannetseler – kendilerine hakkı anlatmak için yanlarına gitmiştir. Ayrıyeten bu da gösteriyor ki ; davetçi yeri gelir insanların ayağına kadar gider, kibir yapmaz… Yani, bazılarımızın yaptığı veya dediği gibi ;    “ biz batıl bir yolda değiliz ki veya biz batıl bir şey anlatmıyoruz ki onların ayağına gidelim, onlar bizim yanımıza gelsinler “ , denilmez.

2 = Bu eserde yine ; İbni abbas r.a’nun çok önemli bir metodu uyguladığına delil vardır. Şöyle ki ; Haricileri müslümanların safına döndürmek için onların yanına gittiğinde, onlarla münaşaka etmeden önce doğru yolu ve doğru metodu kendilerine açıklaması vardır.

Hatırlayacağınız gibi onlara dedi ki : Eğer size Allah’ın muhkem kitabından ve nebisinin sünnetinden fikirlerinize karşı delil getirirsem bu görüşlerinizden vaz geçecek misiniz … ?  

Bu da demektir ki ; İslami olan her hangi bir ihtilaf anında insanlara, öncelikle şeriatın iki kaynağı olan Kitaba ve Sünnete davet etmek, hayırlı bir sonuç için en güzel vesiledir. Ve sahabenin yolu da buydu. 

3 = Değerli kardeşlerim … ! bu eserde yine mükemmel bir metoda daha işaret vardır ki o da ; Kur’anı ve sünneti anlamada sahabenin yolu, Müslümanlar için en sağlam ve en kestirme yoldur.

Çünkü İbni Abbas onlara şunu dedi : “ Size Rasulullah’ın ashabından ve onun yanındayken üzerlerine vahyin indiği kimselerin yanından geliyorum … O kimseler ki ; Kur’an’ın tevilini – yani beyanını, tefsirini ve nasıl anlaşılacağını – en iyi bilen kimselerdir. “

Görüldüğü gibi İbni Abbas burada, Kur’anı ve sünneti anlamada sahabenin metodunun büyük bir öneminin olduğunu açıklamıştır. Nasıl öyle olmasın ki ! . Çünkü  Allah’u Teala bunu kerim kitabında bile zikretmiştir :

وَمَن يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِن بَعْدِ  مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى  وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءتْ مَصِيراً

”  Her kim, ” hüda ” kendisine beyan olunduktan sonra, peygambere muhalefet eder ve mü’minlerin yolundan başka bir yola tabi otursa, onu döndüğü o yola bırakır ve onu cehenneme sokarız, orası ne kötü bir gidiş yeridir.  ”    Nisa : 115.Ay.

İşte zikredilen bu Ayet’i kerimede, hidayetin kendilerine açıkça anlatıldığı mü’minlerin yolundan bahsediliyor. Yani müslümanların ilk halkası olan sahabeden ve onların takip ettiği yoldan, metodtan, menhecten bahsediliyor.

Hatta Ayeti celilenin son kısmında ; onların yolundan yan çizenlerin cehennemi boylayacakları anlatılmıştır.

Öyleyse şunu asla unutmamak gerekir ki ; beşer olarak örnek ve önder Allah Rasulü s.a.v olduğu gibi, topluluk olarak örnek ve önder insanlar da sahabedir.

4 = Bu eserde yine ; Müslümanların birlik ve beraberliklerini zedeleyecek gayri İslami oluşumları veya gelişmeleri idarecilere haber vererek tedbir alınmasını sağlamak da vardır.

Çünkü Müslümanlardan bir kimse Ali r.a’ya gelerek, “ ey emirül mü’minin ! bir topluluk sana karşı gelmeye hazırlanıyor “ diye kendisini bu konuda uyarmıştır.

Öyleyse Müslümanlarında bu konuda uyanık olmaları ve aralarında birlik ve beraberliği zedeleyici oluşumları, onları izale edebileceğine inandıkları idareci veya ilim ehli kimselere haber vermeleri gerekir…

5 = Bu eserde yine ; Kur’an Ayet’lerini aceleci ve yüzeysel bir şekilde anlamaya kalkışmanın ne kadar yanlış ve hatalı olduğuna açıkça deliller vardır. Çünkü Hariciler, Kur’an Ayetlerini hastalıklı bir şekilde anlayarak sapıklığa düşmüşlerdir. Bunun en önemli sebepleri ise şunlardır : 

a – Acele ederek, yüzeysel ve basit bir şekilde Ayetlerin maksadlarını dikkate almadan ve derinlemesine onları incelemeden  yorumlamak. 

b – Delillerin yalnızca bir kısmını göz önünde bulundurarak, parçacı bir yaklaşımla tek bir nassı ele alıp diğer nasları düşünmeksizin onunla hüküm vermek…

c – Makadusu’ş şeriayı bilmemek. Yani, bir meselede tek delile dayanarak, bu konudaki diğer açıklayıcı delillerle şeriatin maksadının ne olduğunu anlayamamak.

Halbuki İbni Abbas r.a’nun yaptığı gibi ; aynı konudaki diğer delilleri de göz önünde bulundurmak gerekir.

İmam Şatibi’nin de dediği gibi ; Haricilerin sapıklıklarının sebebi Müslümanlardan bir çok taifenin de sapıklık sebebi olmuştur.Bu sapıklıklarının asıl nedeni ise ; makasıdı şeria’yı bilmemek, manalarda ispatsız bir zanla yanılmak, ya da ilk beliren zanna göre hareket etmektir. İşte böyleleri ilimde derinleşemezler.

 el – İ’tisam : 2/182

Şimdi düşünün değerli kardeşlerim … ! zamanımızda da aynı şeyler yapılmıyor mu ?. Allah’ın kitabından tek bir Ayet alarak inananlar tekfir edilmiyor mu …?

  وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأ ُوْلَـئِكَ هُمُ لْكَافِرُونَ   

“ …Her kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendisidirler. “  Maide : 44.Ay.

                Ayeti okunarak bir çok Müslüman tekfir edilmiyor mu … ? Bununla beraber :

  إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ         

“ ….. Hüküm yalnız Allah’ındır….. “   Yusuf : 40.Ay

Ayeti okunarak, Müslümanların  ufak tefek yanlışlıkları şirk ve küfür kabul edilmiyor mu … ?

Halbuki, biraz önce de ifade edildiği gibi ; bu mevzularda çok acele ediliyor, şeriatın maksadı anlaşılmıyor ve konuyla ilgili diğer deliller göz önünde bulundurulmuyor.

Örneğin ; Allah’ın indirdikleri ile hükmetmeyenler hakkında sadece kafir ifadesi kullanılmıyor Kur’an’da. Konuyla alakalı üç Ayeti celile vardır. Yani, Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler hakkında kafir, zalim ve fasık ifadeleri kullanılmıştır. Dolayısıyla, haricilerin yaptığı gibi tek bir Ayeti ele alarak insanları hemen tekfir etmek cehalettir.       

6 = Değerli kardeşlerim … ! bu eserde anlatılan önemli hususlardan bir tanesi de ; İnsanları değerlendirirken ölçünün nasıl olacağıdır…

Malum Hariciler çokca ve ağır ibedet eden insanlardı.. Hatta Allah Rasulü s.a.v onlarla alakalı bir hadislerinde şöyle buyurmuştu :

“ Siz onların namazlarını görünce kendi namazınızı, oruçlarını görünce kendi oruçunuzu küçümseyeceksiniz. Onlar Kur’an okuyacaklar ama o Kur’an onların köprücük kemiklerinden aşağıya inmeyecektir…….. “    Buhari : 7.c.3381.s

İbni abbas r.a da onları şöyle vasfediyordu : “ …. ibadette onlardan daha şiddetli gayret gösterenini görmedim. Ellerinde  deve izleri gibi izler ve yüzlerinde de secde izleri görülüyordu. Üzerlerinde yıkanmış gömlekler vardı.Yüzleri uykusuzluktan zayıflamıştı…..”

Görüldüğü gibi bu delillerde, onların ibadete nasıl önem verdikleri anlatılmaktadır… Ama bütün bunlara rağmen çok tehlikeli bir bid’atle ortaya çıktılar ve Müslümanların arasına ayrılık tohumları serptiler.

Öyleyse basiretli her Müslümanın şunu asla unutmaması gerekir ki ; itikadi bir sapıklık söz konusu olduğu sürece, inananların samimi olmaları, çokca ibadet etmeleri veya inançlarında çalışıp yorulmaları, diğer tevhid ehli müslümanlarla aynı saffın müntesipleri olduğu anlamına gelmez.

Tarihe bakın. Selim bir akideye sahip olan her Müslüman onları kınamış ve zemmetmiştir. Bununla beraber basiretli ve şuurlu her alim, onların ibadetlerinin çokluğundan etkilenmeksizin, itikadlarının bozukluğunu açıklamış ve inananları onların bid’atlerine karşı uyarmışlardır..

Hulasa, bu konuda İslamın metodu açıktır. Bu metod bize, insanları önce akideleri açısından değerlendirmemizi gösterir.

Bunun diğer bir ifade şekli ise ; İslam’ın bu husustaki ölçüsü tevhit ve Tevhide verilen değerdir… İslam’ın insanlarda aradığı ve arayacağı ilk şey budur… Onları bununla değerlendirir..

Öyleyse, İslam’ın bu kaide ve kurallarını kendisine rehber edinmiş şuurlu bir Müslümanın, fertleri veya cemaatleri değerlendirmedeki tek ölçüsü de  tevhit olmalıdır…

Yani, onların hakka ne kadar yakınlıkları var, veya haktan ne kadar uzaklıkları var, bunları tesbit etmedeki ölçüsü  tevhit  olmalıdır. 

Ne onların, ” samimiyetleri “ ne “ ibadetlerinin çokluğu “ ne “ biz müslümanız “ demeleri ne “ namaz kılmaları “ ne “ oruç tutmaları “ ve nede  “ sair amelleri “ tevhit ehli bir müslümanı asla aldatmamalıdır.

Bütün amellerin geçerliliğini sağlayacak tevhid olmadığı sürece, onların samimiyetleri ve bu tür amellerle meşkul olmaları, kendilerinin hakta olduklarını isbat etmeye yeterli değildir.

Yani önce Tevhid … diğer ameller ve meziyetler sonra gelir. Eğer hariciler samimiyetleri ve ibadetlerindeki çoklukları ile değerlendirilecek olsalardı, sahabe onları sapık görmezdi ve hakka davet etmezdi.

 Hatta Allah Rasulü s.a.v de onlar için : “ Hariciler, cehennemin köpekleridirler  “,  buyurmazdı.

 Ahmed : 4 /355 – el Albani Sahihu’l Cami’ : 3347.n…Sahih der.

Öyleyse bu arada şunu da hatırlatmakta fayda var ki ; birlik olsun diye temel esaslardan vazgeçmeye razı olmak şer’i olmayan bir yoldur. Hatta ondan da öte aklın dahi onaylamadığı bir ameldir…

Bu gün Müslümanlar arasında şüphesizki bir çok ayrılıklar mevcuttur….. Fakat Allah’u Teala’nın buyurduğu gibi :   “ Rabbi’nin merhamet ettikleri bundan müstesnadır… “    Hud : 118.Ay.

Allah Rasulü s.a.v’in şu sözlerini de unutmamak lazım : “ Bu ümmet 73 fırkaya ayrılacaktır. “  ayrıyeten  “ Rabbim’den ümmetimin birbirlerine düşmemelerini istedim, benin bu duamı kabul etmedi. “ Ebu Davud : 5.c.4596.n

Öyleyse ayrılığın tamamen kaldırılması imkansızdır. Bu naslara inanan her Müslüman Allah’ın takdir buyurduğu bu konuda gereksiz bir ümide kapılmamalıdır. Ama burada unutulmaması gereken hassas bir nokta daha varki o da ; basiretli bir Müslüman en azından sorumluluktan kurtulması için, Allah Rasulü s.a.v’in haber verdiği hak taifeyi bulup onlardan olmaya çalışmasıdır… Çünkü Allah Rasulü s.a.v :

” Hak bir taife kıyamete kadar eksik olmayacaktır “ buyurmaktadır.  Müslim : 1.c.156.n

7 = Değerli Müslümanlar … ! bu eserde anlatılan en güzel şeylerden biri de ; Müslümaların birliğine ve cemaat halinde saflarının vahdetine gayret gösterme vardır… Bunu, Ali r.a’nun tavrında gayet açık ve net bir şekilde görmekteyiz.

Haberi getiren insan : “ ey emirul müminin ! insanlardan bir topluluk size karşı gelmeye hazırlanıyor “ dendiğinde, o şöyle demişti :  bana karşı çıkana kadar bırakın onları. Onlar bana karşı savaşa girişene kadar ben onlarla  savaşmayacağım.

Yani ; Müslümanlar arasında ayrılığa sebep olacak, onların güçlerini zayıflatacak bir çatışmaya girmeyi asla arzu etmemiştir Ali r.a.

Aksine ne yapmıştır ? … onlar saldırmadıkça veya bidatlarıyla müslümanlara  eziyet etmedikçe onlara saldırmamıştır. Bununla beraber onların şüphelerini giderip hakka dönmelerini sağlamak için İbni Abbas’a nasihat için izin vermiştir. Böylece müslümanların kuvvetlerini zayıflatmaktan kaçınmış ve safların birliği için gayret  etmiştir.

Öyleyse unutulmamalıdır ki bu kaide çok önemli bir kaidedir. Belki de Müslümanların şu an şiddetle ihtiyaç duydukları kaidelerin en önemlisi ve en büyüğüdür.

Ne yazıkki bu gün müslümanların ağızlarından düşürmediği, her cemaatin dile getirdiği ve davet ettiği şey ; birlik ve beraberliktir. Herkes ona çağırıyor, herkes o yolda çalıştığını iddia ediyor. Peki bu birlik ve beraberliğin yolu nedir ? … Bu iş sadece temennilerle gerçekleşir mi … ?

            Elbetteki hayır … !

Öyleyse ihtilafın olduğu, ayakların kaydığı, anlayışların saptığı ve kalemlerin inhiraf ettiği bu noktada durmalı ve dikkatlice düşünmelidir Müslümanlar… Madem ki Müslümanların birlik ve beraberliği hepsinin arzu ettiği büyük bir amaçtır, öyleyse ona giden yolu Kur’an’dan Sünnet’ten ve bu iki kaynağı hakkıyla anlayan sahabeden öğrenmeleri gerekir.

Unutmayalımki müslümanların birlik ve beraberlikleri de Allah’a takdim edilen bir ibadet çeşididir. İbadet ise ancak şeriatın gösterdiği şekilde yapılmalıdır.. Hangi ibadet şeriata göre değilse, o, Rasulullah s.a.v‘in bildirdiği gibi merduddur.

“ … Aişe r.anha’dan ; Rasulullah s.a.v söyle buyurdular :  Kim bizim şu işimizin – yani dinimizin – içinde ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse, o merdutdur. ”  diğer bir rivayette ise :

“ Her kim bizim emrimize uymayan bir amel işlerse o amel merdutdur. “   Müslim : 5.c.1718.n

Unutmayınız ki Müslümanların birlik ve beraberliği ; Allah’ın kitabını ve Rasulü s.a.v’in sünnetini  doğru  bir anlayışla  anlayan selefi salihinin anlayışından geçer.

Birleşmemiz ancak ve ancak böyle mümkündür. Bu metod, safların birleştirilmesi için tek yoldur. Dolayısıyla bu yol ; zikri geçen eserde de anlatıldığı gibi, Ali r.a nun ve İbni Abbas’ın tuttuğu yoldur.

İbni Abbas burada, basiretli ve şuurlu bir muvahhid olarak şer’i  metodu belirledikten sonra onların delillerini çürütmeye, şüphelerini gidermeye ve yollarının bozukluğunu izah etmeye başladı… Onlardan kim görüş ve inancından vazgeçer ve Müslümanların cemaatinin itikadı üzere olursa yeniden saffa dönmüş olacağını belirtti.  Kim de kaçınır ve kendi sapık itikadında ısrar ederse, müslümanların saffından çıkmış olur ki, artık onunla birlik ve beraberliğin de  mümkün olamayacağını anlatmıştır…

Değerli kardeşlerim … ! Unutmayalımki Müslümanların birlik ve beraberliği, kitap ve sünnette sabit olmuş asıllar üzerinde yan yana gelmekle olur. Şeriatın kabul etmediği diğer bütün metod, menheç ve asıllar hiçbir zaman birlik ve berabirliği gerçekleştirmede ölçü olamazlar.

            Rabbimiz kerim kitabında :

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُواْ

“  Topluca Allah’ in ipine sarılın. Ayrılmayın….. “   Ali İmran : 103.Ay. 

buyurmaktadır. Rabbimizin ipi ise ; katından indirdiği Kitabı ve Rasulünün sünnetidir, bunların içerisinde zikredilen asıllardır, metod ve menheçtir.

Şunu aklınızdan asla çıkarmayınız ki ; Müslümanın bid’at ve dalalet ehli ile olan her türlü ortak özelliği, esas bir ölçü olamaz. Yani tevhidi asılda yan yana gelinmediği sürece, diğer hiçbir güzellik ve özellik inananları kardeş yapmaz. Onların aynı safta olduklarını da göstermez.

Ne yazıkki bu gün, bahsini ettiğimiz bu temel kuraldan haberi olmayanlar, çoğu İslamcıları aşırı bir şekilde övmekte, savunmakta ve hatta şehittir, cennetliktir şeklinde onları – haşa Allah adına – tezkiye etmektedir.

Kendilerince onların takdire şayan yönleri ; Kendilerince anladıkları İslam’ı yayma, savunma, mevcut idarelere kafa tutmaları olmuştur… Ama ne yazıkki asıl ölçü ihmal edilmiştir.

Hatta inananların gözlerinde büyütüp kutsallaştırdıkları bunlardan daha başka şeylerde var… Davet yolunda kıdem, elinden İslam’a girenlerin çokluğu veya Tağutlardan gördüğü işkencenin şiddeti, yada zindanlarda kalma süresinin uzunluğu gibi şeyler, adeta temel asasmış gibi gösterilmiş, değerlendirilmiş, ama o kimselerin bu tip amellerini dahi geçerli kılacak Akideleri nasıldır diye araştırılmamıştır … Yani anlayacağınız bu tip şeyler sanki asılmış gibi kabul edilmiş, diğer esas geçerli asıl-ölçü ihmal edilmiştir.

Elbetteki bu sözlerimizle, bu tür amellerin hiçbir kıymetinin olmadığını kesinlikle kastetmiyoruz… Eğer temel kaideye uygunluk varsa bu amellerin fazileti çok büyüktür. Fakat bizim burada anlatmaya çalıştığımız ve mahzurlu gördüğümüz şey, sadece hissi nefsi hareketler yüzünden sempati duyulan bazı kimseleri aşırı büyütmemiz, kahramanlaştırmamız ve doğruluklarına, adilliklerine ve pürüsüzlüklerine kayıtsız şartsız şahadet etmemizdir… Mahzurlu olan budur …

8 = Değerli kardeşlerim … ! bu eseden istifade edeceğimiz hususlardan bir diğeri de ; meseleleri derinlemesine incelemeden, araştırmadan, hemen bir fikre sarılanların sık sık fikir değiştirecekleri gerçeğidir.

Diğer bir ifadeyle ; muayyen ve arızı sebepler üzerine hızla fikir inşa edenler, yine başka sebeplerden dolayı o fikirleri aynı süratle terk ederler.

Eserde de anlatıldığı gibi Haricilerin başlangıçtaki durumu, görüş hatası, ayırt edememe ve acele etme gibi sebeplerdir. Ama ne zamanki   şüphelerin giderilmesi için münazara edildi ve deliller getirildi, hemen sohbetin başlamasından kısa bir zaman sonra fikirlerinden vazgeçtiler..

Yani, nasları yüzeysel okuyup, onları anlamada acele etmeleri ve o anlayışlarının da delil olduğunu zannettikleri şeyler ne zamanki çürütüldü, içlerinden bir çoğu hemen fikirlerini değiştirip teslim oldular.

Öyleyse Müslümanların bu konuda da çok uyanık olmaları gerekir.. Her hangi bir fikri aceleci bir şekilde kabullenmeden önce, onu enine boyuna güzelce araştırması gerekir.

9 = Değerli kardeşlerim … ! bu eseden istifade edeceğimiz hususlardan bir diğeri de ; inananların muhaliflerine karşı adil davranıp, onların iyi yönlerini de dile getirmeleridir.

Çünkü İbni abbas’ın haricilere olan muhalefeti, onu sözlerinde adil olmaktan alıkoymadı ve onlarda gördüğü ibadete olan düşkünlüklerini dile getirdi. Ne demişti : “ …yanlarına geldim. Öğle istirahatında idiler. İbadette onlardan daha şiddetli gayret gösterenini görmedim. Bundan dolayı ellerinde  deve izleri gibi izler ve yüzlerinde de secde izleri görülüyordu. Üzerlerinde yıkanmış gömlekler vardı. Yüzleri uykusuzluktan zayıflamıştı.

Demek ki Allah’a davet yolunda mücadele verenlerin, karşıtı olan kimseleri adilane vasfetmeleri, onların iyi yönlerinden bahsetmekten kaçınmamaları, bilakis o yönlerinden yararlanmaları da gerekir.

10 = Bu eserden faydalanılacak bir başka konuda ; cemaatle namazın önemidir. Ne yazıkki İslam yolunda amel edenlerin bir çoğunda önemli bir eksiklik haline gelen cemaatle namazdır. Bir çok defa da işittiğimiz şekliyle, ilim talebi bahanesiyle, önemli bir araştırma sebebiyle veya Müslümanların önemli bir işi ile uğraşıyoruz diyerek bir çok Müslüman cemaatle namazı ihmal etmektedirler. Böylelerinin İbni abbas’ın durumunu ibretle düşünmeleri gerekir.

İbni abbas’ın  Müslümanların yararına olacak bir işe giriştiğine şüphe yoktu. Buna rağmen cemaatle namaza verdiği şiddetli önemden dolayı Ali r.a ya ne demişti :  “ … ben gidip onlarla konuşup dönene kadar namazı geciktir ki onu kaçırmayayım … “

11 = Değerli kardeşlerim … ! bu eseden istifade edeceğimiz hususlardan bir diğeri de ; Allah’ın yoluna davet eden ıslahcıların, sapmış taifelerin hakka dönmelerinden ümitlerini kesmemeleridir.

Eserde de şahit olunduğu gibi, şiddetli bid’atlerine rağmen haricilerden ümit kesilmemiş ve hakka davet edilmiştir. Onların şiddetlerine bakın ki ; onlardan biri olan Abdurrahman b. Mülcem, Allah’a yaklaşmak amacıyla Ali’yi katlediyor. Buna rağmen kendilerine hak beyan edilince bir çoğu geri döndü. Öyleyse haktan sapanların geriye dönmesinden ümidi kesmemek, Allah’ın ve  Rasulü s.a.v’in şu sözlerini de asla unutmamamız gerekir :

“ Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. Melek olduğumu söylemiyorum ve gözlerinizin aşağılık gördüklerine, Allah kesin olarak bir hayır vermez de demiyorum. Allah onların Nefislerinde olanı daha iyi bilir. Bu durumda ( bunun aksini yaparsam ) gerçekten o zaman zalimlerden olurum.  ”   Hud : 31.Ay.

“ … Ebu Said el Hudri r.a dan. Rasulullah s.a.v buyurdular ki : Sakın Allah falana hidayet vermez demeyin. Allah ona hidayet verir de sizi mahçup eder. ”   Ahmed Müsned :

12 = Bu eserde yine anlatılan güzel bir şey de, insanların Allah’ın kendilerine verdiği nimetlerle uğraşmaları, giymeleri, yemeleri, içmeleri, edindikleri evleri veya binekleri göz önünde tutularak onları kınamamaktır. Yani haricilerin yaptığı gibi yapmamaktır. Hatırlayacağınız gibi :   

“ ….. Abbas dedi ki : Yemaniyye’den güzel bir kumaş giydim ve yanlarına geldim…bana dediler ki :

–  Bu üzerindeki elbisede ne ? . İbni Abbas :
– Beni bununlamı ayıplıyorsunuz ? Ben Rasulullah s.a.v’in üzerinde bundan daha güzelini görmüştüm. Ve bilindiği gibi bu konuda da şu Ayet inmişti.

“ De ki : Allah’ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir ? … “  A’raf : 32.Ay.

Hazır yeri gelmişken şunu ifade edebilirim ki ; bu tip tenkit ve karşı çıkmaları, aynı zihniyeti taşıyanlardan bizlerde Türkiye ortamında   duymaktayız …

Bu kimseler, bizim sahillerde otel kiralayıpta, insanlara hem tebliğ hem de onların tatil yapmalarını sağladığımız çalışmalarımızı, şiddetli bir dille kınadıklarını ve bu tür şeyleri bahane ederek bizleri tekfir ettiklerine şahit olmuşuzdur…

İşte bu konudaki aşırılıkları, aynen onların yaptığı bir aşırılık cinsindendir. Dolayısıyla bu konuda da bize düşen şey, Müslümanları – aşırı bir israf içerisinde görmediğimiz sürece – onların Allah’ın güzel nimetlerinden faydalanmalarını asla kınamamamız gerekir.

Hulasa değerli kardeşlerim … ! Müslüman her konuda uyanık olmalıdır. İslami meseleleri acele etmeden, aynı konu ile alakalı nasları birbirinden koparmadan anlamaya çalışması gerekir. Bununla beraber şuurlu, insaflı ve merhametli bir şekilde davranarak – daveti ve tebliyi ile – insanlara yardımcı olması gerekir…

Hele hele intikamcı bir zihniyetle davranarak,  inandığını söyleyen kimseleri – cahillikleri yüzünden – tekfir etmemelidir… Defalarca anlatmaya çalıştığımız gibi tekfir, insanın ayağının kaymasına ve kafir olmasına sebep olan en etkin bir vesiledir.

Öyleyse sözü daha fazla uzatmaya ve sizleri usandırmaya gerek yoktur. Son söz olarak bizim her samimi Müslümana tavsiyemiz odur ki ;

“ … kendinizi temel konularda sağlamlaştırın … islama ait her konuda şer’i delil araştırın … onları doğru bir metodla anlayın … İslami meseleleri,  inandığınız ve davet ettiğiniz fikirlerden bağımsız olarak inceleyin … asıl mıdır, yoksa bir tesirden veya rağbetten ötürü mü kabul ediyorum diye, buna dikkatlice bakın…“

Rabbimden niyazım ; bizlere şuurlu ve basiretli bir şekilde dinimizi öğrenmeyi ve yaşamayı nasip etsin… Ve yine bizlere, hakkı hak bilip ona ittiba etmeyi, batılı da batıl bilip ondan uzak durmayı nasip etsin.

                                                              Vel hamdu lillahi rabbil alemin                                                   

                                                                                                    Tacuddin el Bayburdi