İslam’da Failin Hükmü İle Fiilin Hükmü Farklıdır

 Değerli Müslümanlar … ! unutmayınızki islamı sağlıklı bir şekilde anlamak ve yaşamak için, onun usul ve kaidelerinden haberdar olmamız gerekir…

Bununla beraber insanları değerlendirmek, onların islama yakınlıklarını ve uzaklıklarını tesbit etmek için de yine aynı şekilde bir takım kural ve kaidelerden haberdar olmalıyız…

Bu kısa yazımda sizlere, İslam’ın önemli kurallarından birisini anlatmak istiyorum. Bu kural ; “ islam’da failin hükmü ile fiilin hükmü arasındaki fark 

Değerli kardeşlerim … ! unutmayalımki bu kural, gerek insanlara yaklaşım açısından ve gerkese onların sorumlu tutulup tutulmamaları açısından  bilinmesi gereken çok önemli kurallardan birisidir.

      Çünkü bu konuda İslam, failden sudur eden fiilin hükmü ile, failin hükmünü şartlara bağlı olarak birbirinden ayırmıştır.

Dolayısiyle, eğer bu kuralı iyi anlayıp kavrayamaz isek, tenkitlerimizde  olsun tasviplerimizde olsun ölçüsüz, dengesiz yargılamalar yapıp, adaletsizce kararlar vereceyizdir… Tıpkı bugün gerek sanal ortamlarda ve gerekse real ortamlarda – usul-uslup – bilmeyen cahil kimselerin yaptığı gibi.

Bu kimseler, nerde bir küfür söz ve amel görseler hemen sahibini kafirlikle vasıflandırdıkları gibi …  şirk içerek bir söz ve amel gördüklerinde de hemen sahibini müşriklikle vasıflandırmaktadırlar.

            Halbuki islamın bu husustaki kuralı gereği, her küfür söz ve amel sahibi kafir olmayacağı gibi, her şirk söz ve amel sahibi de müşrik olmaz…  Neden ?

         Çünkü az önce de ifade ettiğimiz gibi, islamda failin hükmü ile fiilin hükmü birbirinden farklıdır… Bunu en büyük sebebi ;

1 – Yapılan amel ve söylenen söz, cahillikten dolayı söylenen söz ve yapılan amel olabilir ..
2  –  Bu konuda düşülen hata, te’vil yoluyla düşülen bir hata olabilir ..
3 – Bu konuda failin yaptığı amel veya söylediği söz, ikrah sebebiyle söylenip veya yapılabilir …

Dolayısıyla bilinçli ve şuurlu bir Müslüman bu meselede acele etmeden, cahillerin yaptığı gibi cesur davranmadan hareket etmesi gerekir… Şahit olduğu her şirk ve küfür sahibini hemen kafirlikle veya müşriklikle vasıflandırmaması gerekir… Çünkü bu konuda ne Allah Rasulü s.a.v, ne onun ashabı ve ne de onların yolunda yürüyen basiretli ilim ehli kimseler, insanları alel ıtlak tekfir etmemişleridir… İşte sizlere, güzide alimlerin dilinden bu konudaki sözler ;

Şeyhu’l İslam İbni Teymiye r.h bu konuda fetevasın’da şunları zikreder : Bir söz küfür olup onu söyleyen de alel ıtlak tekfir edilebilir. Mesela : ” Kim şunları, şunları söylerse – veya yaparsa –  kafirdir ” demek gibi. Fakat o sözleri söyleyen muşahhas bir kişi olduğunda, hüccet ona ikame edilinceye kadar küfrüne hükmedilmez. Muşahhas kişiyi tekfir ettirici şey, hüccetin ikamesidir…… MECMAU FETEVA : 3.345

Şeyhu’l İslam yine şöyle buyurmaktadır : Ben muayyen bir şahsın küfre, fıska ve isyana alel ıtlak nisbet edilmesine karşı olanların en şiddetlisiyimdir. Fakat – bilinçli bir şekilde – muhalefet ettiğinde ; kafir, fasık veya asi duruma düşecek Nebevi hüccet, kişiye tebliğ edildikten sonra o kişinin mezkur fiilleri yaptığı bilinirse bu müstesnadır ……  MECMAU FETEVA : 3.229

İbni Kayyım r.h şöyle der : Azab iki sebepten dolayı tahakkuk eder :

Birincisi : Delilden yüz çevirmek,onu istememek ve gereyi ile amel etmemektir.

İkincisi : Delil getirildikten sonra ona karşı inatlaşmak ve gereğini istememektir. Birincisi yüz çevirme küfrü, ikincisi ise inat küfrüdür. Fakat delil ulaşmadan ve delili öğrenme imkanı olmaksızın bir kimseden sudur eden cehalet küfrüne gelince, Allah’u Azze ve Celle, resullerinin hücceti o kimseye ulaşıncaya kadar, onun sahibinden azabı kaldırmıştır…… ”   TARİKUL HİCRETEYN : 412

Muhammed İbni Abdulvahhab şöyle der : “ …. Biz Abdulkadir Geylani’nin türbesine koşup ona tapan kimseleri cehaletleri ve onlara bu fiillerinin yanlışlığını anlatacak kişilerin olmadığı için onları tekfir etmez isek, bizi tekfir etmediği ve bizimle savaşmadığı halde Allah’a şirk koşmayan kimseleri bize hicret etmedi diye nasıl tekfir ederiz ?  Subhanallah ! bu bize büyük bir iftiradır. ”    ED-DÜRERÜ’S SENİYYE : 1.C.56.S – DAHLAN.SİYANETÜL İNSAN :449

İmam Şafii r.h şöyle der : “ …. Allah’ın isim ve sıfatları vardır. Onları hiç kimse reddedemez. Buna rağmen bir kimse hüccetin ulaşmasından evvel onlardan bir şeye muhalefet ederse, cehaleti yüzünden mazur görülür.Çünkü isim ve sıfatların bilgisi akıl,görüş ve fikirle idrak edilemez…… ”   FETHU’L BARİ : 13.407

İmam Zehebi r.h şöyle der : “….. Hiç kimse öğreninceye ve kendisine hüccet ikame oluncaya kadar günahkar olmaz. Allah’u Teala çok merhametli ve çok lutufkardır. Çünkü :

“ Biz hiçbir kavme resul göndermeden azab edici değiliz “ buyurmaktadır. Sahabenin seçkinleri Habeşistan’da iken farz ve haram hükümler Nebi s.a.v’e geliyordu. Bu hükümler onlara ancak birkaç ay sonra ulaşıyordu. Onlar bu hükümleri bilmedikleri için, kendilerine ulaşıncaya kadar bundan mazur idiler. Delil kendisine ulaşıncaya kadar her bilmeyenin durumu işte böyledir… ” K.KEBAİR :

İbni Hazm r.h şöyle der : “…. Bir kimseye Nebi s.a.v’in emri ulaşana kadar tekfir edilmemesi gerekir. Bir kimse Resulullah s.a.v’e iman ettikten sonra,hangi itikat ve amel üzerinde olursa olsun,kendisine bir şey ulaşana kadar ona hiçbir sorumluluk yoktur…….. ”   EL-FASLU FİL-MİLEL : 4.24.25

“ Bir insanın kafir olabilmesi için ona ; Hüccet ikame edildikten ve hak kendisine ulaştıktan sonra, Allah’u Teala’nın iman edilmesini istediği bir şeyi kalp veya dil ya da her ikisi ile inkar etmek yahut küfre götürdüğü nass ile sabit olan bir ameli işlemektir. “   İbn Hazm, El-İhkam fi Usuli’l-Ahkam : 1/45

İmam Şevkani r.h şöyle der : “….. Sahibi fiiliyle İslam milletinden küfür milletine geçmeyi istemediği halde, kendisinden küfri bir fiilin meydana gelmesine itibar edilmez. Aynı zamanda manasını kabul etmediği halde müslümanın küfre delalet eden bir sözü söylemesine de itibar edilmez. Bilmeden Allah’tan başkasına secde eden de tekfir edilmez…… ”  NEYLUL-EVTAR : 6.210.S – ES-SEYLUL CERAR : 4.578.S

İmam Şatıbi r.h şöyle der : “ …. Resullerin uyarmasından önce muahezenin olmaması da aynı usullerdendir. Buna Allah’u Teala’nın şu Ayeti kerimesi delalet etmektedir : “ Biz resul göndermedikçe hiçbir kavme azab edici değiliz “    İSRA : 15.AY. 

Allah’ın kulları arasındaki cari olan sünneti, muahezenin sadece resulleri gönderdikten sonra ve hüccetin ikamesinden sonra olacağı şeklindedir. Hüccetin tebliğinden sonra da, “….Artık dileyen iman etsin dileyen de küfretsin “ KEHF:29.AY.

EL-MUVAFAKAT : 3.377.S

Ebu Hanife r.h  şöyle der : “ Yaratılmışlardan hiçkimsenin, yaratanını bilmeme konusunda mazereti olamaz. Çünkü bütün mahlukatın, Rablerini ve onun – Rububiyet –  tevhidini bilmesi farzı ayındır. Göklere, yere, kendi nefsine ve Allah’ın yarattığı diğer şeylere ibretle bakıp düşünen kişiyi bu düşünce, tek olan Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaya sevkeder.

Allah’ın farz kıldığı şeyleri bilmek ise böyle değildir. Bunlar ancak, birisi bildirirse bilinebilir. Farzları bilmeyen, ona ulaşamayan bir kimseye huccet ulaşmamış demektir, bundan dolayı sorumlu tutulmaz.”

Bedaiu’s-Senai  : 9 .c : 4378.s, Aliyul kari fıkhul ekber şerhi : 116.s

Gerek isimlerini zikretmiş olduğumuz bu ilim ehli insanlar ve gerekse isimlerini zikretmediğimiz daha bir çok ilim ehli insan, muahezenin ilimden sonra olacağını, dolayısıyla cahaletin de bu deliller çerçevisinde özür olduğunu açıkça ifade etmişlerdir.

Şimdi ise asr’ı saadetteki bir takım vakalara ve o vakalar karşısında islam’ın – bu kaidesini oluşturan – tutumuna şöyle bir göz atalım.

1 – Kendisini yaktıran adamın kıssası :

“ … Ebu Hureyre r.a’dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurmuştur : Asla hiçbir hasenesi olmayan bir adam kendi ailesine hitaben : Öldüğüm zaman beni yakın. Sonra külümün yarısını kara tarafına savurup uçurun,yarısını da denize savurun. Allah’a yemin ederim ki, eğer Allah o külleri toparlayıp diriltmeye kadir olursa alemde hiç kimseye azab etmediği bir şekilde bana azab eder dedi. Bu kimse öldüğü zaman emrettiği işi yaptılar. Neticede Allah karaya emretti kara bütün kül zerrelerini topladı. Allah denize emretti, o da bütün kül  zerrelerini  topladı. Sonra  Allah  o  kimseye :  Bunu niçin yaptın ? diye sordu. O zat : Senden korktuğumdan dolayı ey rabbim. Halbuki sen bunu en iyi bilensin ! dedi. Bunun üzerine Allah o kimseyi bağışladı. “

BUHARİ  : 16.C.7364.S – MÜSLİM  : 8.C. 2756.N 

Şeyhul İslam diyor ki : “…. Bu adam, kemikleri üğütülüp toz duman olduktan sonra Allah’ın kendisini diriltemiyeceğini sanıyordu. Halbuki Allah’ın kudretinin buna yatmeyeceğini sanmak küfürdür. Fakat o kimse Allah’a iman etmesi, emirlerini tasdik etmesi, azabından korkmasına rağmen Allah’ın kudretindeki bu bilgisizliği yüzünden hataya düştü. Dolayısiyle Allah onu bağışladı…”

FETEVA :11.409

İbni Hazm diyor ki : “… Bu kimse Allah’ın, küllerini toplamaya ve kendisini tekrar diriltmeye muktedir olduğunu ölene kadar bilmiyordu. Allah’u Teala onu ; ikrarı, korkusu ve bilgisizliğinden dolayı bağışladı…..”

EL FASLU FİL MİLEL : 69.S

2 – Zat’u envad kıssası :

“ … Ebi Vakıt-el Leysi’den. Dedi ki : Rasulullah s.a.v ile birlikte Huneyn seferine çıktık. Biz şirk ve küfür aleminden yeni ayrılmıştık. Müşriklerin Zatu Envat dedikleri ve kutsal saydıkları bir ağaçları vardı. Savaştan önce – galibiyet getirmesi düşüncesiyle – silahlarını bu ağaca asarlardı. Yolda, böyle ulu bir ağacın altından geçerken dedik ki :

– Ya Rasulallah ! bize de bir zatu envat edinsene. Rasulullah s.a.v buyurdu ki :
– Allah’u ekber ! Yine aynı yol. Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, İsrail oğullarının Musa’ya :  

   يَا مُوسَى اجْعَل لَّنَا إِلَـهاً كَمَا لَهُمْ آلِهَةٌ

“ Ya Musa ! onların ilahları gibi bize de bir ilah edinsene, dediğinin aynısını diyorsunuz. Siz gerçekten cahillik yapan bir kavimsiniz. “

AHMED : 5.218.21390.N – İBNİ HİBBAN : 8.6667. N – EBU YALA  : 2 .1437.N – TİRMİZİ  : 4 . 2271 

Bu kıssada da görüldüğü gibi Allah Rasulü s.a.v’e tabi olan ve tevhidi daha yeni anlayan Müslümanlar, Mekke’li müşriklerin  kılıçlarını  dallarına  asarak  kendisinden fayda bekledikleri zatu envat gibi bir ağacın,  kendileri için de edinilmesini Peygamber s.a.v’den istiyorlar.

Halbuki galibiyet şüphesiz Allah’ın elinde ve O’nun dilemesiyledir. Galibiyetin ağaca silah asmakla olmayacağı ve bu inancın da şirk olduğu gayet açık ortadadır.

Ama buna rağmen Allah Rasulü s.a.v bu kimselere, Allah’a şirk koşup müşrik oldunuz, küfre girdiniz  veya  dininizi iptal ettiniz, dolayısıyla sizin  yeniden iman etmeniz gerekir Şeklinde tekfiri ifadeler kullanmayıp, onlara bu şekildeki bir inancın ve amelin şirk olduğunu, dolayısiyle bundan uzak durulması gerektiğini anlatmıştır.

3 – Aişe annemizle alakalı birinci kıssa :

“ … Aişe r.a’dan, o şöyle dedi : Size Rasulullah s.a.v’den ve kendimden bahsedeyim mi ? Biz, evet dedik. Aişe : Nebi s.a.v benim yanımda bulunduğu gece olunca geldi. Müteakiben ridasını yere koydu, ayakkablarını çıkarıp onları da ayaklarının yanına koydu. İzarının bir tarafını döşeğinin üzerine yayıp uzandı. Ancak benim uyuduğumu zannedinceye kadar bekledi. Müteakiben yavaşça ridasını aldı. Kapıyı yavaşça açtı, evden çıktı ve kapıyı yavaşça kapadı. Elbisemi başımdan geçirip büründüm, izarımı da giyindim, sonra arkasından gittim. Nihayet Rasulullah s.a.v Baki mezarlığına vardı, ayakta durdu ve duruşunu uzattı. Sonra üç defa elini kaldırdı. Sonra geri döndü, ben de geri döndüm. O, süratle yürüdü, ben de süratle yürüdüm. O koştu ben de koştum. Neticede ben onun önüne geçtim ve eve ondan önce girdim. Ben yatar yatmaz o da eve girdi ve :

–  Ya Aişe, neyin var soluk soluğasın, buyurdu. Ben : Bir şey yok dedim. Bana :
– Ya bana haber verirsin, yahut da Latifu’l Habir olan Allah bana haber verir, buyurdu. Ben : Ya Rasulallah, babam anam sana feda olsun dedim ve olanı kendisine anlattım. Rasulullah s.a.v buyurdu ki :
– Önümde gördüğüm insan karaltısı sen miydin ?  Evet, dedim. Bunun üzerine beni göğsümden bir defa itti ve bu itişle beni sarstı. Sonra dedi ki :
– Allah ve Rasulünün sana zulmedeceğini mi sandın ? Ben dedim ki : Ya Rasulallah ! İnsanlar her ne kadar gizlese de Allah onu bilir mi ? Rasulullah :
– Evet, buyurdu . “

MÜSLİM : 3.C.974/103.N – AHMED : 6.221.20327.N

Bu olayda da görüldüğü gibi, Aişe validemizden sudur eden Allah’ın ilmi ile alakalı bilgisizliği mazur görülmüştür. Çünkü, Allah Rasulü s.a.v bunu ona anlatana kadar Aişe validemiz, Allah’ın kalplerden geçeni dahi bildiğini, bilmiyordu.

4 – Aişe annemizle alakalı ikinci kıssa :

“ … Aişe r.anha şöyle demiştir : Benim yanıma Medine Yahudilerinden iki yaşlı kadın girdiler de konuşma arasında bana :

– Şüphesiz, kabir ehli kendi kabirlerinde azab olunurlar ! dediler. Ben o kadınların bu sözünü kabul etmedim, onları tasdik etmem bana güzel gelmedi. Sonra çıkıp gittiler. Bu sırada Peygamber s.a.v de benim yanıma girdi. Ben kendisine :
– Ya Rasulallah ! İki koca karı benim yanıma geldiler de kabirdekiler kabirlerinde azab olunurlar dediler, diye zikrettim. Rasulullah s.a.v de :
– Onlar doğru söylemişler. Kabir ehli,öyle bir azabla azab edilirler ki, onların azaplarını hayvanların hepsi de işitir, buyurdu.

Bundan sonra Rasulullah’ı, kıldığı her namaz’da muhakkak kabir azabından Allah’a sığınırken görmüşümdür. “

BUHARİ : 14.C.6311.S

Bu olayda da aynen, cehaletin mazeret olduğuna açık bir delil vardır. Çünkü itikadi bir  mevzu olmasına rağmen Aişe validemiz kabir azabını bilgisizce reddetmiştir. Ama ne zaman ki Allah Rasulü s.a.v bunu kendisine anlattı, Aişe validemiz o zaman kabir azabını kabul etmiştir.

İşte bu kural çerçevesinde fail ile fiili değerlendirmek gerekir… Zikri geçen bu delillerde örüldüğü gibi söz ve fiiller, şirk ve küfür ifade eden şeylerdir… Ama Allah Rasulü s.a.v bu fiilleri işleyen hiç kimseyi bu cürümlerinden dolayı tekfir etmemiştir…

5 – Muaz r.a’nun Allah Rasulü s.a.v’e secde etme olayı :

“ … Abdullah bin Ebi Evfa r.a’dan. Şöyle demiştir : Muaz Şam’dan dönünce Peygamber s.a.v’e secde etti. Rasulullah s.a.v :

–   Bu ne ya Muaz ? buyurdu. Muaz :
– Ben Şam’a vardım, onların reislerine ve emirlerine secde ettiklerini gördüm. Ben bu işin size yapılmasını arzuladım, diye cevap verdi. Rasulullah s.a.v :
– Sakın böyle yapmayın ! Eğer ben Allah’tan başkasına secde etmesini her hangi bir kimseye emredecek olsaydım, kadının kocasına secde etmesini emrederdim … “

İBNİ MACE : 5.C.1853.N – AHMED  : 4.381.18913.N

Bu olayda da görüldüğü gibi bilmeden Allah’tan başkasına secde edenin tekfir edilmeyeceğine açık delil vardır.
İmam Şevkani r.h der ki : Bilmeden Allah’tan başkasına secde eden bir kimse tekfir edilmez.

NEYLUL  EFTAR : 6.210 

Rabbimden niyazım ; bizlere önce dinimizi hakkıyla öğrenmeyi, sonra onunla amel etmeyi ve daha sonra da onu başkalarına tebliğ etmeği nasib eylesin.    

                                                                  Amin

                                                                   Tacuddin el Bayburdi