Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+09 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

İşte Selefin menheci

İşte Selefin menheci

Değerli kardeşlerim … ! hiç şüphesiz ki bu dini en sağlıklı bir şekilde anlayan, kavrayan ve onu istenildiği şekilde tatbik eden insanlar selefi salihin idi… Yani, Allah Rasulü sav’in en yakın dost ve arkadaşları idi.

Allah’u Azze ve celle onları insanların içerisinden seçmiş ve  hemen hemen her hususunda kendilerini, sonradan gelenlere örnek bir topluluk yapmıştır.

Çünkü onlar, inançlarını, amellerini ve ahlaki değerlerini risaletin ilk fışkıran kaynağından alıyorlardı… Onlar vahyin inişine şahid olmuşlar, bir takım mucizeler görmüşler ve peygamberlerinin dili ile de açıkça cennetle müjdelenmişlerdir.

Onlar, her hususta doğruya tabi oldukları gibi, doğrulukları sebebiylede binlerce insanın hidayetine vesile kılınmışlardır.

Ve yine onlar, Kur’an’ın ve Sünnet’in açık ve net mesajlarına göre, kurtulacak olan taifenin, kendilerini örnek alacağı bir taife olarak anlatılmışlardır.  Nitekim bu hususta Allah’u Azze ve celle şöyle buyurmaktadır :

وَمَن يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِن بَعْدِ  مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى  وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءتْ مَصِيراً

”  Her kim, HUDA kendisine beyan olunduktan sonra, peygambere muhalefet eder ve mü’minlerin yolundan başka bir yola tabi olursa, onu döndüğü o yola bırakır ve cehenneme sokarız, orası ne kötü bir gidiş yeridir. ”  Nisa : 115.Ay

Zikredilen Ayet’i kerimeye dikkat edilirse Allah’u Teala, Mü’minlerin ilk halkası olan sahabeyi zikrederek onların yoluna tabi olunmasından bahsetmektedir… Bununla beraber onlara muhalefet edenlerin de kötü bir akibeti  boylayacağı anlatılmaktadır Ayeti Celile de.

        Allah Rasulü s.a.v de onlardan övgüyle bahsederek şöyle buyurmakta :

“ Ümmetimin en hayırlı nesli, benim muasırlarımdır….. “  Buhari : 7.c.3412.s. 

        Allah Rasulü sav’in haber verdiği bir hadisi şerifte ise :

عَنْ عَوْفِ بْنِ مَالِكٍ؛ قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم : افْتَرَقَتِ الْيُهُودُ عَلَى إِحْدَى وَسَبَعْيِنَ فِرْقَةً. فَوَاحِدَةٌ فِي الْجَنَّة. وَسَبْعُونَ فِي النَّارِ, وَافْتَرَقَتِ النَّصَارَى عَلَى ثِنْتَيْينِ وَسَبْعِينَ فِرْقَةً. فَإِحْدَى وَسَبْعُونَ فِي النَّارِ، وَوَاحِدَةٌ فِي الْجَنَّةِ. وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِه! لَتَفْتَرِقَنَّ أُمَّتِي عَلَى ثَلاَثٍ وَسَبْعِينَ فِرْقَةُ. وَاحِدَةٌ فِي الْجَنَّةِ وَسَبْعُونَ فِي النَّارِ قِيلَ : يَا رَسُولَ اللهِ ! مَنْ هُمْ ؟ قَالَ  الْجَمَاعةُ .

{ … Avf  İbni  Malik r.a  dan. Rasulullah  s.a.v  şöyle buyurdular : Yahudiler – dinleri hususunda – yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Bunlardan bir taifesi kurtuldu, yetmiş’i cehennemlik oldu. Hırıstiyanlar da yetmiş iki fırkaya bölündüler. Onlardan da bir taifesi kurtuldu, yetmiş bir’i cehennemlik oldu. Muhammedin nefsi elinde olan Allah’a yemin ederim ki, benim ümmetim de yetmiş üç fırkaya bölünecektir. Bunlardan bir taifesi cennet’te, yetmiş ikisi de ateştedir. Denildi ki :
– Ya Rasulallah ! bu kurtulan taife hangisidir ? . Resulullah s.a.v :
– O, “ cemaat’tir “ buyurdular.                                                             

Diğer bir rivayette ise  ما أنا عليه اليوم وأصحابي   “  Onlar, bu gün benim ve ashabımın yolunda yürüyenlerdir “ buyurdu. }

Ahmed : 3.120. 145  –  İbni Mace : 10/3993 – Ebu Davud :  5/4597  –  S.Sahiha : 204. 14

قال العرباض :  رسول اللّه صلى اللّه عليه وسلم  قال  :………..  أوصيكم بتقوى اللّه والسمع والطاعة  ، وإن عبداً حبشيّاً  فإِنه من يعش منكم بعدي  فسيرى اختلافاً كثيرا ، فعليكم بسنتي  وسنة الخلفاء المهديِّين الراشدين  تمسكوا بها  وعضُّوا عليها بالنَّواجذ، وإياكم ومحدثات الأمور، فإِنَّ كلَّ محدثةٍ بدعةٌ، وكلُّ بدعةٍ ضلالةٌ                          
“ … Irbad bin Sariye r.a’dan gelen bir hadislerinde ise allah Rasulü s.a.v şöyle buyurmaktadır : … Ben size dinleyip itaat etmenizi ermediyorum . İçinizde yaşayanlar ileri de bir çok ihtilaflarla karşılacaklardır. Sizler, benim ve benden sonraki raşid halifelerin yolundan ayrılmayın.O yola azı dişlerinizle sımsıkı sarılın. Sonradan meydana gelen işlerden de sakının, çünkü bunlar dalalettir. “

Tirmizi : 4/2815 – Ebu Davud : 5/4607 – İbni Mace : 1/42 – AHMED : 4/126-127

    Bu ve emsali delillerin bizlere vermiş olduğu mesajı şudur :

“ … Dinini yaşamak isteyen kim olursa olsun, ister bir fert olsun, ister bir cemaat veya herhangi bir topluluk olsun, bu kimselerin kurtuluşu ancak, Allah Rasulü s.a.v’in kendilerine ilk elçilik yaptığı o insanların – yani sahabenin – yoluna, metoduna ve menhecine uymakla mümkün olacağıdır. “

   Diğer bir ifadeyle ; kurtuluş ancak selefin yoluna uymakla mümkündür.

Değerli Müslüman … ! unutmaki selef denildiği zaman, öncelikle ve özellikle bu ümmetin ilk halkası olan sahabe akla gelmelidir. Çünkü bizim öncekilerimiz ve ilk geçmişimiz onlardır.

Öyleyse şuurlu ve basiretli bir müslümana düşen, kurtuluşa eren o taifenin yolunu, metodunu ve menhecini bir an önce öğrenmesi ve ona uygun hareket etmesidir… Öyle ya mademki kurtuluş sebebi olarak onların yolu adres olarak gösteriliyor, öyleyse onların takip ettiği o yolu çok iyi bilmemiz ve ona uygun hareket etmemiz gerekir…

Selefin akide konusunda menheci :

        Değerli kardeşlerim … ! her şeyden önce selefi, akide hususunda kendimize örnek edinmeliyiz.

         Allah’u Azze ve celle bu noktaya işaretle kerim kitabında şöyle buyur-maktadır :

فَإِنْ آمَنُواْ بِمِثْلِ مَا آمَنتُم بِهِ فَقَدِ اهْتَدَواْ وَّإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّمَا هُمْ فِي شِقَاقٍ …..

“ Eğer sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yolu bulurlar. Yok eğer bundan yüz çevirirlerse onlar mutlaka anlaşmazlık içerisine düşerler …. ”  Bakara : 137.Ay

Bilindiği gibi bu Ayetin ilk muhatabı olan kimseler, Allah resulü s.a.v’in sahabesidir. Ayet, o anki farklı farklı inancı olan kimselere çağrı yapıyor ve diyor ki ; “ Ey insanlar ! Eğer resul ve yanında bulunanların iman ettiğiniz gibi iman ederseniz doğru yolu bulursunuz “  Ayetin bizlere yönelik  mesajı da açıktır. O da şudur ; insanı kurtaracak olan akide ancak Allah resülü s.a.v’in kendisine arkadaşlık yaptığı o seçilmiş insanların akidesine uygun akidedir. Dolayısıyla sizler de onların iman ettiği gibi iman ederseniz kurtulursunuz.

Ey Müslüman … ! öncelik eğer akide ise, – ki öyledir – öyleyse inancımız, akidemiz, imanımız onların inancı, akidesi ve imanı gibi olmalıdır.

Bakacağız onların ve onlara güzelce tabi olanların hayatına. Nasıl bir akideye sahip idiyseler, öyle bir akide sahibi olacağız. Nasıl iman etmişler ise, öylece iman edeceğiz. Nasıl inanmış iseler, öyle inanacağız.  

Hulasa kardeşlerim … ! onların bu yolu takibederken tabi oldukları kuralları, kaideleri, metodları, menhecleri ne idiyse, bizlerinde aynı değerler doğrultusunda hareket etmemiz gerekir. İşte bizi kurtaracak olan akide budur. Çünkü onlar akidesini, risaletin ilk fışkıran kaynağından alıyorlardı.

Onlar eğer ; “ Allah’ın isim ve sıfatlarını te’vil etmediyseler “ bizlerinde aynı inanca sahip olması gerekir.

Onlar eğer ; “ Allah’ın, yarattığı mahlukatından ayrı Arşının üzerinde olduğuna inanıyor idiyseler “ bizlerinde aynı inanca sahip olması gerekir.

Onlar eğer ; “ amele iyman ismini verdiyseler “ bizlerinde aynı inanca sahip olması gerekir.

Onlar eğer ; “ iman artar ve eksilir dediyseler “ bizlerinde aynı inanca sahip olması gerekir.

Onlar eğer ;  namazın terkini şirk ve küfür olarak gördüyseler “  bizlerinde aynı inanca sahip olması gerekir.

Onlar eğer ; şirki, “ şirk’ul ekber ve şirku’l asgar “ diye ikiye ayırdıysalar, bizlerinde aynı inanca sahip olması gerekir.

Hulasa gerek rububiyetle alakalı konularda, gerek isim ve sıfatlarla alakalı konularda ve gerekse uluhiyetle alakalı konularda onların inancı, imanı, akidesi nasıl idiyse, bizlerinde aynı inanca imana ve akideye sahip olması gerekir.

Selefin amel konusunda menheci :

Değerli kardeşlerim … ! değerli selefimiz olan sahabe, Allah Rasülü s.a.v’in yapmadığı bir ameli yapmazlardı… Dolayısıyla her konuda olduğu gibi amel hususunda da sahabenin yolunu kendimize örnek edinmeliyiz… Onların duymadığı, bilmediği ve yapmadığı bir ameli bizler de asla yapmamalıyız… Biz inanıyoruzki onlar her konuda bizden daha hayırlı, daha gayretli, dinlerini bizlerden daha fazla dert edinen ve ona tabi olan kimselerdi… Öyleyse bu konuda da onlar bizim için örnek toplum olmalıdır…

“ … Huzeyfe r.a şöyle buyurdu : Rasulullah s.a.v’in ve onun ashabının ibadet diye yapmadığı bir şeyi siz de yapmayınız. Çünkü önce gelen, sonra gelecek olana söyleyeceği bir şey bırakmamıştır. Ey alimler topluluğu ! Allah’tan korkunuz ve selefin yolunu izleyin – yani sizden öncekilerin izlediği yolu izleyiniz – . “

                                                                                İbn Batta – El İbane

“ … İbni Ömer radıyallahu anhu’ya : ” Ey Ebu Abdurrahman ! Biz korku namazı ile hazarda kılınan namazı Kur’an da bulduğumuz halde, sefer namazını onda bulamıyoruz.” Denilince ;” Biz hiçbir şey bilmezken, Allah bize Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi gönderdi. Biz ancak onun yaptığını yapıyoruz “ buyurdu. 

Malik : sefer : 7 – İbni Mace : 1066 – Abdurrezzak : 4276 – Ahmed : 2/148 – Nesai : taksiru salat : 1 – Hakim : 1/258 – İbnu Huzeyme : 2/72 – Beyhaki : 3/136

“ … Abdullah ibn Mes’ud r.a şöyle der : Sizden kim bir sünnet izleyecek olursa, ölmüş olanların sünnetini takip etsin. çünkü hayatta olanın fitneye düşmeyeceğinden emin olamazsınız. Sözünü ettiğim bu ölmüş kimseler ise Muhammed sav’in ashabıdır. Onlar bu ümmetin en faziletlileri, en iyi kalplileri, en derin bilgilileri ve yapmacığa saparak kendilerini külfetlere sokmaktan en uzak olanlarıydı. Bunlar Allah’ın, peygamberine arkadaş olmaları ve dinini dimdik ayakta tutmaları için seçtiği bir topluluktu. Onların faziletlerini bilip kabul ediniz ve onların izlerinden gidiniz. Elinizden geldiği kadar onların ahlakları ile ahlakınız ve onların dinlerine sarıldıkları gibi siz de dininize sarılınız. Çünkü onlar dosdoğru hidayet üzere idiler. 

Ebu Nuaym Hilye : 1.305 – Beğavi Şerhu’s sünne : 1 / 214 – el- Albani İrva : 2445

Görüldüğü gibi biricik selefimiz ameller konusunda da sünnete ittiba etmişler ve başkalarına da, Sünnete tabi olmalarını emretmişlerdir… İşte ameller konusunda da selefin menheci, metodu buydu…

Onlar, – yani selef – birbirlerinde Allah resulü s.a.v’in yapmadığı bir ameli gördükleri zaman, onu reddediyor ve doğru olanını birbirlerine anlatıyorlardı :

Değerli Müslüman … ! unutmaki selefimiz ; Resulün farz kıldıklarından başka farz, haram kıldıklarından başka haram, müstehab gördüklerinden başka müstehab, mekruh kıldıklarından başka mekruh, mubah kıldıklarından başka mubah kabul etmiyorlardı.

Anlayacağınız onlar, din adına örnek alınacak tek otoriter beşerin, Allah Rasulü s.a.v’in olduğunu kabul ediyorlardı.

Onlar inanıyorlardı ki ; Resulün bu şekildeki bir otoriteye sahip olması, onun din adına getirdiği her şeyin Allah’tan olmasındandır.

Onlar, iyi niyetle de olsa yapılan bir amelin sünnete uygun olmadığında kabul görmeyeceğine inanıyorlardı.

“ … Nafi r.h’dan, şöyle dedi : adamın biri, ibn Ömer r.a’nın yanında aksırdı ve el hamdu lilahi ves selamu ala rasulillah dedi. Bunun üzerine ibn Ömer şöyle dedi : ben aksırdığım zaman elhamdu lillah ves selamu ala rasulillah mı diyorum ?. Resulullah s.a.v bize senin dediğin gibi öğretmedi. Bize her halukarda el hamdu lillah dememizi öğretti. 

                                                                                 Tirmizi : 4.C. 2881.n

Halbuki – bu hadiste de görüldüğü gibi – söylenen söz kötü bir söz değil, bilakis iyi ve hayırlı bir söz. “ ve’s selamu ala rasulillah “ yani ; selam resulullah’ın üzerine olsun. Ama Abdullah ibni Ömer buna karşı çıkmıştır. Neden ?  Çünkü Allah resulü s.a.v hapşırdığında sadece “ elhamdulillah “ derdi… Dolayısıyla şunu rahatlıkla söylememiz gerekir ki ;   Söz ve amel doğru da olsa, o sözün ve amelin yine doğru yer ve zamanda yapılması gerekir. İşte sahabenin metodu, menheci ve fehmi buydu.

{ … Ebu Eyyub el Ensari r.a Mervan bin Hakem’e – namaz konusunda sünnete muhalefet ettiğini görünce – şöyle der : “ Sen eğer pergamber s.a.v’in kıldığı gibi namaz kılarsan ben senin arkanda namaz kılarım, yoksa tek başıma kılar evime giderim. }

Taberani Kebir : 4/187. Hayatu’s sahabe : 3.c.567.s – Heysemi M. Zevaid : 2 / 68.2346.n da zikreder ve ravilerinin sika olduğunu söyler.

Şimdi burada ilk selefimiz olan sahabenin metoduna, menhecine,  fehmine bakın, bir de zamanımızda bazı inanan kardeşlerimizin ; “ nerde bulunursanız bulunun, – fitne çıkarmamak için –  bulunduğunuz yerin  mezhebine, meşrebine uymalısınız “ sözleriyle, etrafındaki insanlara farklı farklı şekillerde namaz  kılabilirsiniz diyen kimselerin metoduna ve menhecine bir bakın.

Halbuki müslüman Allah’ı memnun etmeli  ve nerde olursa olsun Rabbinin kendisini gördüğünü asla unutmamalıdır.

İşte bu konuda Abdullah ibni Mes’udun her müslümanın kulağına küpe olacak değerli sözleri. 

“ … Abdurrahman b. Yezid şöyle dedi : Osman b. Affan r.a bize Mina’da namazı dört rekat olarak kıldırdı. Bu durum İbni Mesud’a söylendiğinde 0 : İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raciun, dedi. Sonra da : Rasulullah’ın arkasında Mina’da iki rekat kıldım. Ebu Bekir’in arkasında Mina’da iki rekat kıldım. Ömer b. el-Hattab’ın arkasında Mina’da iki rekat kıldım. Ah, nasibim o dört rekat olacağına keşke kabul olmuş iki rekat alsaydı, dedi.”

Buhari 1084-Ter : 1055 Müslim 695

Selef, dinin naslarını aklın ve mantığın üstünde tutuyorlardı :

Değerli Müslüman ! unutmaki sahabe dini konularda akla uluhiyet makamı tanımamış onu, Allah’ın istediği şekilde kullanmışlardır. Yani aklı, hakem değil mahkum kabul etmişlerdi, Hatip değil muhatap kabul etmişlerdi,  Rakib değil merkeb kabul etmişlerdir.

“ … Ömer ibnul hattab r.a’dan ; şöyle buyurdular : ey insanlar ! din üzerinde kendi görüşlerine göre hareket edenleri kötüleyip zemmediniz. Benim kendi görüşümle hareker ederek resulullah’ın emrine karşı geldiğim bir gün vardı. Bunu yaparken de haktan ayrılmak niyetiyle yapmadım. Bu gün, resulullah s.a.v’in Mekkeli müşriklerle yaptığı bir andlaşmadan dolayı Müslüman olan ebu cendel’i medine’ye almayıp geri çevirme günü idi. Andlaşma yapılırken şöyle oldu : Resulullah s.a.v buyurdu ki : bismillahirrahmanirrahim yazınız. Müşrikler dediler ki  : bizim senin dediğin şeyleri kabul ettiğimizi mi görüyorsun da, böyle yazdırıyorsun : sen bismike Allahumme diye yazdır. Resulullah s.a.v’de buna razı oldu, ben ise karşı geldim. Resulullah s.a.v buyurdu ki : ben kabul ettikten sonra sen neden karşı geliyorsun, bunun üzerine onu kabul ettim. 

                                               Taberani M. kebir  :  82 – Buhari : 16.C.7191.S

“ … Ali r.a şöyle der : Eğer din re’y – yani akıl ve mantık – ile olsaydı ben mestlerimin üstün-dense  altını meshetmenin daha uygun olacağını düşünürdüm. Fakat Rasulullah s.a.v’in mestlerin üstüne meshettiğini bizzat gördüm. “ 

Ahmed : 1/95 – İbni Ebi Şeybe : 1/318 – Dare kutni : 1/199 –  Ebu Davud  : 162

Selef, resulün sözü ve uygulaması varken başkalarının sözüne iltifat etmiyorlardı :

 “ … Salim b. Abdillah b. Ömer’den ; şöyle dedi : ben ibn Ömer ile birlikte mescide otururken, şam’lı bir adam gelerek ; ibn Ömer’e temettü haccından sordu. İbn Ömer şöyle cevap verdi : güzeldir hoştur. Bunun üzerine adam : fakat senin baban bunu yasaklardı, diye karşılık verdi. ibn Ömer ise şöyle devam etti :

 yazıklar olsun sana ! babam bunu yasaklamış olabilir, fakat Rasulullah böyle yapmış ve böyle emretmiştir, şimdi sen babamın sözünü mü alırsın, yoksa Rasulullah’ın emrine mi uyarsın ? adam : Rasulullah’ın emrine uyarım, dedi. ibn Ömer’de : o zaman kalk git, dedi. 

Ebu ya’la müsned : 3\1317 – Ahmed : 2\95-5667.n – Tirmizi : 2.C.823.n

“ … Said b. Müseyyeb şöyle dedi : Ali r.a ile Osman Usfan mevkiinde bir araya geldiler. Osman temettu haccından veya ( hac zamanı ) umreden insanları yasaklıyordu. Bunun üzerine Ali : “ Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yapmış olduğu işten ne istiyorsun ki onu insanlara yasaklıyorsun ? dedi. Osman : Sen bizi bırak dedi. Ali : Ben seni bırakmam, dedi. Ali r.a Osman’ın bu tutumunu görünce ikisini cem edip umre ile hacca niyet ederek ihrama girdi .“

Müslim 1223/159 Nesei 1569

Selef, resulün sözü varken başkalarının sözüne iltifat etmenin çok tehlikeli olduğuna inanıyorlardı :

Ey müslüman … ! şunu asla unutmaki değerli selefimiz, Rasulün sözü varken başkalarının sözüne iltifat etmenin çok tehlikeli olduğuna inanıyorlardı… Eğer sende onların izinden gitmek istiyorsan, dini mevzularda Allah rasulü s.a.v’in sözünden başka sözlere iltifat etme.

“ … İbnu Abbas r.a sünnete karşı ebu Bekr ve Ömer ra’nun sözleri ile karşı çıkana şöyle demiştir : Bu gidişle semadan başınıza taş yağmasından korkarım. Ben size Rasulullah dedi diyorum,siz ise bana ebu Bekr dedi, Ömer dedi,diyorsunuz. “

Abdurrezzak  – Camiu’l beyani’l ilm : 2\196  – El Fakih: 1\145

“ … İbn Abbas r.a şöyle dedi :  “ Rasulullah şöyle dedi, falan ise şöyle dedi “ demenizden dolayı cezalandırılmaktan veya yere batırılmaktan korkmuyor musunuz. 

                                                                                        Darimi : 1\437.n 

“ … Veki r.h : ” Kurban olacak deveye nişan vurup, boynuna alâmet takmak sünnettir ” demişti. Ehl-i reyden birisi kendisine : ” Nehai’den, bunun müsle – yani eziyet – olduğu rivayet edilmiştir “ dedi. Vekî ona kızarak dedi ki :

— Ben sana ” Resûlullah s.a.v devesine işaret vurdu, bu sünnettir “ diyorum, sen se bana : ” Falandan rivayet edildi “ diyorsun. Sen hapse tıkılıp şu sözünden vazgeçinceye kadar bırakılmamaya ne kadar da lâyıksın ! “

Tirmizi : 2.c.908.n

Selef, Resulullah s.a.v’den duyduğu ve gördüğü her şeyi hemen uygulayan insanlardı : 

Allah rasulü s.a.v’in – kurtuluş için adres gösterdiği – etrafındaki insanlar, – yani sahabe – sünnete ittiba hususunda o kadar hassas ve o kadar itaatkar insanlardı ki, ondan bir söz işittiklerinde veya bir fiil gördüklerinde hemen bunu yerine getiren kimselerdi.

“ … Ebu said el-Hudri r.a’dan şöyle dedi : Resulullah s.a.v bir gün ashabına namaz kıldırıyordu. Namazda ayakkabılarını çıkarıp onları sol tarafa koydu.Cemaat bunu görünce onlarda ayakkabılarını çıkardılar. Resulullah s.a.v namazını bitirince ; ayakkabılarınızı çıkarmanıza sizi sevkeden şey nedir ? buyurdu.Onlar : senin ayakkabılarını çıkardığını gördük,biz de onun için çıkardık, dediler. Peygamber s.a.v şöyle dedi : Bana Cibril geldi ve ayakkabılarımda pislik olduğunu haber verdi, sizden biriniz mescide geldiği vakit ayakkabılarını kontrol etsin, eğer pislik veya tiksindirecek bir şey görürse onu silsin ve ayakkabılarıyla namaz kılsın. “

Ebu Davud : 1.C.650.n 

“ … Cabir r.a’dan.Dedi ki :Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem bir Cuma günü minberde ayak üstü doğrulunca cemaate ;” oturun ” buyurur. Bu hitabı henüz yolda iken işiten Abdullah Bin Mes’ud r.a bulunduğu yere hemen oturuverir. Bunu gören Allah resulü sallallahu aleyhi vesellem Ona ;” gel ey Abdullah ibn Mes’ud gel – Allah senin itaatini artırsın –  ” diye buyurdular. 

Ebu Davud : 1091 – Abdurrezzak : 3/211 – Hakim : 1/423  – Beyhaki : 3/206  

“ … Abisa b. Rabia’dan dedi ki : ben Ömer ibnu’l Hattab’ı haceru’l esvedi öperken ve bu arada da şunları söylerken duydum : ben senin ne fayda ve nede zarar veremeyen bir taş olduğunu çok iyi biliyorum. Eğer resulullah s.a.v’i öperken görmemiş olsaydım, ben seni öpmezdim. “

Buhari : 4.C.1536.s – Müslim : 4.C.1270.n – Mu’cemu’s Sağir : 1.116

İşte Rasule itaat ve Allah’ı sevmenin anlamı budur… Onun yolunda yürümenin iddiası ve isbatı budur…

Selefin bu haline rağmen, düşünün şimdi kendilerine Kitap ve Sünnetten defalarca nasihat edilen bu günkü inananların halini… Düşünün, delilleri gördükleri halde hala şeyhimin, üstadımın veya imamım fetvası budur diyenlerin halini.

Ey Müslüman … ! hani onların en hayırlı nesil olduğu inancın, hani onların yoluna uyanlar ancak kurtulacaklardır inancın… ?

Selef, yan yana geldikleri zaman birbirlerine resulullah s.a.v’in sünnetinden bahsediyorlardı :

Değerli kardeşlerim … ! unutmayınızki değerli selefimiz yan yana geldikleri zaman, – bugün kü cahil kimselerin yaptığı gibi – birbirlerine falanın filanın sünnetini, yolunu, metodunu, menhecini, mezhebini değil Allah resulü s.a.v’in sünnetini anlatıyorlardı.

“ … Musa bin Seleme dedi ki : Mekke de ibn Abbas ile beraberdik. Ben ona dedim ki : sizinle birlikte namaz kılınca dört rekat kılıyoruz fakat eşyalarımızın yanına  dönünce  iki  rekat kılıyoruz, bu doğru mu ?.  O : işte ebu’l  Kasım’ın – yani resulullah s.a.v’in – sünneti budur. “

Ahmed : 1/216-1865.n – Ahmed Muhammed şakir “ sahih “ der.

Selef, ihtilaf anında Allah resulü s.a.v’in yanına veya o yokken onun sünnetine gidiyorlardı :    

“ … İbn Şihâb dedi ki: Bana Urvetu’bnu’z-Zubeyr tahdîs etti. Ona da Mısver ibn Mahrame ile Abdurrahmân ibn Abd el-Kaarî tahdîs etmişlerdir. Onlar da Ömer İbnu’l-Hattâb şöyle derken işitmişlerdir ; Ben Rasûlullah’ın sağlığında   Hişâm ibn Hakîm’i el-Furkaan Sûresi’ni okurken işittim. Ve onun okuyuşuna kulak verip dinledim. Bir de baktım ki, Hişâm bu sûreyi Rasûlullah’ın bana okutmadığı birtakım lehçelerle okuyor. Az kaldı namazın içinde onun üzerine atılacaktım. Fakat selâm verinceye kadar güçlükle sabrettim. – Selâm verince kaçırmamak için – hemen ridâsını göğsünün üzerinde toplayıp :
—  Senden işitmiş olduğum bu sûreyi sana kim okuttu? dedim. Hişâm:
—  Onu bana Rasûlullah okuttu, dedi.
— Yalan söyledin. Çünkü Rasûlullah bu sûreyi bana, senin oku­duğundan başka bir lehçe ile okutmuştur, dedim.

Ve onu yakasından tutarak Rasûlullah’a götürdüm.

— Yâ Rasûlallah ! Şunun el-Furkaan Sûresi’ni, Sen’in o sûreyi bana okutmadığın birtakım lehçeler üzerine okurken işittim, dedim. Rasûlullah s.a.v bana :
—  ” Hişâm’ın yakasını bırak “ buyurdu. Ona da:
—  ” Yâ Hişâm, oku ! “ diye emretti.

O da, kendisini okurken işitmiş olduğum kıraati Rasûlullah’a kar­şı okudu. Bunun üzerine Rasûlullah:
—  ” Bu sûre böyle indirildi “ buyuruldu. Bundan sonra:
—  ” Yâ Ömer, sen de oku ! “ diye emretti.

Ben de vaktiyle bana okutmuş olduğu okuyuşla okudum. Bana da:
—  ” Bu sûre böyle indirildi. Şübhesiz bu Kur’ân yedi harf  – yani yedi lügat ve yedi lehçe – üzerine indirilmiştir. Bunlardan hangisi kolayınıza gelirse, onu okuyunuz, buyurdu. 

Buhari : 11.c.5088.s 

“ … Abdullah b. el-Huneyn şöyle dedi : Abdullah b. Abbas ve Misver b. Mahreme, Mekke’ye yakın Ebva mevkiinde ihramlının başını yıkama hususunda ihtilaf ettiler. İbni Abbas : İhramlı kimse başını yıkayabilir, dedi. Misver ise : yıkayamaz dedi. – Ravi Abdullah b. Huneyn dedi ki – Bu ihtilaf üzerine Abdullah b. Abbas beni, Ebu Eyyüb el-Ensari’ye gönderdi. Ben Ebu Eyyüb’u bir kuyunun iki direği arasında bir bezle kendini perdelemiş olarak yıkanırken buldum. Kendisine selam verdim. Bu kimdir ? , dedi.

Ben : Abdullah b. Huneyn’im. Beni Abdullah b. Abbas sana gönderdi, senden Rasulullah s.a.v ihramlı iken başını nasıl yıkıyor idi diye soruyorum, dedim. Ebu Eyyüb elini kendini perdeleyen bezin üzerine koydu ve bezi indirdi. Başı bana iyice gözüktü. Sonra kendisine su döken insana su dök dedi. 0 kimse de başına su döktü. Ebu Eyyüb iki elini ileri geri götürerek başını ovdu ve : Rasulullah s.a.v’i işte böyle yaparken gördüm, dedi. 

Buhari : 1731-1732 – Müslim 1205/91- Ebu Davud 1840 – Nesei 2664 –  İbni Mace 2934  

Onlar – yani Selef – sünnete ittiba hususunda çok titizlerdi :

“ … Ebu said el-Hudri r.a’dan şöyle dedi : Resulullah s.a.v bir gün ashabına namaz kıldırıyordu. Namazda ayakkabılarını çıkarıp onları sol tarafa koydu. Cemaat bunu görünce onlarda ayakkabılarını çıkardılar. Resulullah s.a.v namazını bitirince ; ayakkabılarınızı çıkarmanıza sizi sevkeden şey nedir ? buyurdu. Onlar : senin ayakkabılarını çıkardığını gördük,biz de onun için çıkardık, dediler. Peygamber s.a.v şöyle dedi :

“ Bana Cibril geldi ve ayakkabılarımda pislik olduğunu haber verdi, sizden biriniz mescide geldiği vakit ayakkabılarını kontrol etsin, eğer pislik veya tiksindirecek bir şey görürse onu silsin ve ayakkabılarıyla namaz kılsın. “

Ebu Davud : 1.C.650.n

Değerli kardeşim ! hele şu peygamber sevgisine ve hele şu itaate bakın. Namazın içerisinde dahi – resulün şimdiye kadar yapmadığı bir şeye – hemen ittiba ediyorlar.

İnanın bizim en samimilerimiz bile şunu derdik belki de ; hele namaz bi bitsin bakalım bunu neden yaptı, ona bi soralım.

Selef, birbirlerinden delil soruyorlardı :  

 “ … İbn Cüreyc şöyle demiştir : Bana Ata ibn ebi Rebah tahdis etti. Ubeyd ibnu Umeyr şöyle dedi : Ebu Musa r.a Ömer’in yanına girmek için izin istemişti. Ebu Musa Ömer’i – o sırada Müslümanların işleriyle – meşkul bulmuştu da geri dönmüştü. Ömer meşkuliyetinden kurtulunca Ebu Musa’yı kasdederek :
– Ben Abdullah ibn Kays’ın sesini işitmedim mi ? Ona, yanıma girmeye izin veriniz ! dedi. Akabinde Ebu Musa çağırıldı. Ömer :
– Bu yaptığın işe – yani dışarıda beklemeyip de hemen geri dönmeye – seni sevkeden şey nedir ? diye sordu. Ebu Musa da :
– Biz – izin verilmeyince kapıdan – böyle dönmekle emrolunduk, dedi. Ömer :
– Sen ya bu söylediğin şey üzerine bana beyine – delil – getir yahut da ben sana bu sebeble muhakkak bir ceza veririm ! dedi.

Bunun üzerine ebu Musa Ensar’dan oluşan bir meclise gitti, onlardan buna şehadet edecek kimse istedi. Oradaki topluluk :
– Bu mesele hakkında ancak en küçüklerimiz bile şehadet eder, dediler.
Akabinde ebu Said el Hudri kalktı gitti de Ömer’e hitaben : 
– Bize izin istediğimizde izin verilmezse böyle hemen geri dönmekle emrolunduk, dedi. Bunun üzerine Ömer  :
– Demek ki Peygarber s.a.v’in emrinden olan bu iş, çarşıda pazarda ticaret için alış-veriş meşkuliyetimden dolayı bana gizli kalmış, dedi. 

Buhari : 16.c.7224.s

Selef, resulullah s.a.v’in haricinde hiç kimsenin söz ve davranışlarını kendilerine sünnet edinmiyorlardı :

“ … Ömer r.a şöyle buyurdular : Sünnet, Rasulullah s.a.v’in verdiği fetva ve koyduğu hükümlerdir. Şunun bunun yanlış olabilen rey ve görüşlerini kendinize sünnet yapmayın. “

                                                                  Camiu’l Beyani’l ilm : 2\136

Selef, karşısına doğru çıkınca yanlışından hemen vaz geçiyordu :

“ … Ömer ibnu’l Hattab Resulullah s.a.v’in minberi üzerine çıktı, sonra şöyle dedi : Ey insanlar size ne oluyor da kadınların mehirlerini çoğaltıyorsunuz ? Resulullah s.a.v ve ashabı arasında mehir dörtyüz dirhem ve daha az olurdu. Mehirleri çoğaltmak, Allah katında bir takva ya da bir şeref olsaydı siz bu ko konuda onlara yetişemezdiniz. Bir kişinin hanımının mehrini dörtyüz dirhemden daha fazla artırdığını ben kesinlikle bilmiyorum. Ravi anlatmaya şöyle devam eder : Ömer minberden indi, Kureyş’ten bir kadın onun karşısına çıkarak ; ey mü’minlerin emiri, kadınların mehirlerini dörtyüz dirhemin üzerine çıkarmalarını insanlara yasakladın mı ? dedi. O da :  evet, dedi. Kadın : Peki sen Allah’ın Kur’an’da indirdiği şu Ayeti işitmedin mi ? diye sordu. Ömer :  o hangi Ayet ? dedi. Kadın : Allah’u Azze ve Celle :  “ Yüklerle mehir vermiş olsanız bile… “ Nisa : 20  buyurmuyor mu ? dedi.

Ömer, ey Allah’ım beni bağışla, bütün insanlar Ömer’den daha bilgili imiş, diyerek döndü ve minbere çıktı : Kadınların mehirlerini dörtyüz dirhemden fazla yapmanızı yasaklamıştım, dileyen malından dilediği kadar versin, dedi. “

Ebu Ya’la Müsned – İbni Kesir : 4.c.1609.s

Selefin yolunda giden selefimizin sözleri :

Ebu Hanife  r.h :

1  –  Hadis sahih ise işte benim mezhebim – yani yolum –  odur.

2 – Nereden aldığımızı bilmedikçe hiç kimseye bizim görüşümüz ile amel etmesi helal değildir.

3 – Allah’ın Kitabına Resulünün Sünnetine ters düşen bir söz söylediğim zaman benim görüşünü terkedin.

4 – Dayandığım delili bilmeden benim görüşüm ile fetva vermek haramdır. Bizler birer insanız, bu gün bir söz söyleriz, yarın ise o sözden vazgeçebiliriz.

5 – Ey Yakub ! [ ebu Yusuf ] benden her duyduğunu yazma. Çünkü ben bu gün bir görüşü benimseyip, yarın onu terk edebilirim. Yarın başka bir görüş sahibi olup, diğer gün onu terk edebilirim.

İbn abidin  el – Haşiye 1.c.63 – Fullani İkazul Himem 50. say.

İmam Malik r.h :

1 –  Ben bir beşerim hata da ederim isabet de. Sizler benim görüşlerime bakın, Allah’ın Kitabına Resulünün Sünnetine uyanı alın uymayanı da bırakın.

2 – Peygamberin dışında insanların sözleri alınır da reddedilir de.

İbnu Abdil Ber el-Cami : 2.91 – İbn Hazm el-İhkam : 6. c .149 

3 – Din işlerinin en hayırlısı sünnete uygun olandır. En kötüsü ise, bid’at olarak uydurulandır.

Şatibi el İ’tisam : 1 / 361 

İmam Şafii r.h :

1 – Bir kimse için Peygamber s.a.v den nakledilen bir sünnetin açıkça belirlenmesi halinde, onu bir başkasının sözünden dolayı terk etmenin helal olmadığı hususunda müslümanlar ittifak halindedirler.

2 – Kitabımda Peygamber s.a.v’in sünnetine aykırı bir şey bulursanız Peygamber s.a,v’in sözünü alınız, benim sözümü terkediniz  – diğer bir rivayete ise – Sünnete uyunuz, başka birinin sözüne itibar etmeyiniz.

3 – Had sahih ise benim mezhebim odur.

4 – Peygamber s.a.v’den nakledilen her hadis benden duymamış bile olsanız o, benim görüşümdür.

İbn Ebi Hatim : 93.94.S – Fullani İkazul Himem : 147 s 

Ahmed ibn Hanbel r.h :

1 – Beni taklit etme, malik’i, Şafii’yi, Evzai’yi ve Sevri’yi de taklit etme. Sende onların aldığı kaynaktan al.

2 – Evzai‘nin, Malik’ in, Ebu Hanife’nin sözlerinin hepsi şahsi bir görüşten ibaret olup bence hepsi eşittir. Delil ancak hadislerdir.

İbn Abdir Berr : El-Cami : 2.I49 – İbn Kayyum el-İlam : 2.0.302 

3 – Bize göre sünnetin temeli, Allah resulü s.a.v’in ashabının tutunduğu yola sımsıkı sarılmak, onlara uymak ve bid’atleri terk etmektir. “

Lalakai ; şerhu usulu’s ehli’s süne : 1 / 175

İbrahim en Nehai :

1 –  Şayet Muhammedin ashabı tırnak üzerine mesh etmiş olsaydı, onlara uymanın faziletini kazanmak için onu yıkamazdım.

İbni Batta el İbane : 1 / 361 

2 – “ … Said b. Cubeyr şöyle dedi : İbni Ömer r.a ihrama girdiğinde zeytin yağı ile yağlanırdı. Mansur dedi ki : Ben İbni Ömer’in ihrama girerken koku sürünmekten çekindiğini İbrahim en-Nehai’ye söyledim o bana söyle dedi : Sen onun sözünü ne yapacaksın ? – Rasulullah’ın fiili uygulaması ona muhalif olarak sabit olmuştur. – Bana el-Esved, Aişe den tahdis etti o, Rasulullah’ı ihramlı iken, başının ayrım yerlerindeki kokunun parlaması hala gözümün önündedir, dedi.

Buhari 1537-1 538-Ter : 1462 – Nesei : 2693-2695 

İmam el Evzai :

1 – İlim, Muhammed s.a.v’in ashabından gelen şeylerdir. Bunun dışındakiler ilim değildir.

İbnu Abdil Berr Camiu’l beyani’l ilm

İmam İbni Teymiyye :

1  – Resulullah s.a.v’den nakledilen sahih nass, onun ashabının veya başkalarının yaptığı tevillerden önce gelir.

İbn Teymiyye külliye : 4.c.257.s

İmam Zehebi :

1  – Şeyhu’l İslam ibn Teymiyye’nin yanımızdaki sevgisi büyüktür. Ancak hak, bize ondan daha sevimlidir.

Evet değerli kardeşlerim ! işte islamla ilk önce müşerref olan selefimiz ve onlara hakkıyla uyan değerli ilim ehli önderlerimizin gerek akide konusunda, gerek amel konusunda ve gerekse ahlak konusundaki menhecleri.

Allah hepsinden razı olsun, görüldüğü gibi onların birleştiği tek nokta Kur’an ve Sünnet’ti.

Onlar, Kur’anın ve Sünnetin önüne geçmiyorlardı. Kur’anı Sünnet’le konuşturuyorlardı.

Onlar, Kur’anı resulullah s.a.v’in anladığı gibi anlıyorlardı…

Onlar, aklı Kur’anın ve sünnetin önüne de geçirmiyorlardı…

Onlar, dini meselelerde birbirlerinden delil soruyorlardı…

Onlar, delil denildiği zaman Kur’an ve Sünnet akıllarına geliyordu…

Ve yine onlar, Kur’ana ve Sünnete uymayan hiçbir söze de iltifat etmiyorlardı…

Rabbim bizlere ; gerek akide konusunda, gerek amel konusunda, gerek ahlak konusunda ve gerekse medod ve menhec konusunda onların yolunda yürümemizi nasip etsin.

Amin 

                                        Vel hamdu lillahi rabbil alemin

                                                      Tacuddin el Bayburdi