Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Müslümanların Vahdetine mani olan arızalar

Değerli kardeşlerim … ! hepinizinde bildiği ve şahid olduğu gibi itikadi, ameli ve ahlaki bir çok kargaşanın yaşandığı bir İslam alemine şahid olmaktayız.

Müslümanlar öyle bir hale gelmişler ki, – bir kuru yaprak misali – esen rüzgarın yönüne göre istikamet tutturmakta ve bir zamanlar vazgeçilmez gördüğü değerleri bir bakıyorsunuz ki kısa bir müddet sonra rahatlıkla ayaklarının altına alabilmektedirler… Yani, dün bir şeyin doğruluğunu ve haklılığını kabul edip ona sımsıkı sarılanlar, bu gün onu rahatlıkla reddedebilmektedirler…

Değerli kardeşlerim … ! şüphesizki Müslümanların bu musibet içerisinde oluşlarının ve bundan kurtulamamalarının birçok sebebleri vardır.

Unutmayınız ki Allah’u Teala kimseye zulmetmez… İnananların içerisinde olduğu bu zillet, kendi elleri ile kazandıkları şeylerdir.

         Rabbimiz bu hususta kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :

“ Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündedir.“

 Şura : 30.Ay

Rabbimizin buyurduğu gibi ; bu zillet kendi ellerimizin ürünüdür… Zaten araştırdığınız zaman bunu rahatlıkla göreceksinizdir.

İşte içerisinde bulunduğumuz fitnenin, kargaşanın ve zilletin sebebleri :

1 – CEHALET  MUSİBETİ

Değerli kardeşlerim … ! unutmayalım ki, inananların bu gün ki perişanlıklarına vesile olan en etkili vesilelerden birisi, onların dinleri hususundaki cahillikleridir. Yani, inançlarını ve amellerini – her hangi bir araştırma ve soruşturma yapmadan – zan ve cehalet üzerine bina etmeleridir.

Dolayısıyla, bu durum içerisinde olmaları, inançlarında ve amellerinde bir çok batıl şeyler sergilemelerine vesile olduğu gibi, diğer Müslümanlarla da ayrılıklarına vesile olmuştur.

Halbuki İslam, bu şekilde bir din yaşamayı tepeden tırnağa kınamış ve inananlardan bilinçli hareket etmelerini istemiştir.

         Allah’u Azze ve Celle :

 ….. قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ  “…….  

 “ ….. De ki : hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu ? … “

Zümer : 9.Ay

Ayet’i kerimesiyle, bilinçli ve basiretli insanları cahillerden ayırmış,

                                  “ أَعُوذُ بِاللّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ  ْ…….”     

“ … Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım … “   Bakara : 67.Ay

Ayet’inin ifadesiyle de ,bu konuya karşı kesin tavrını koymuştur.

Öyleyse şuurlu bir Müslümanın bu konuya karşı kesin bir tavrı olmalı, bilgisiz ve cahilce hareketlerden uzak durmalı ve Rabbinin indirmiş olduğu Kitab ve Sünnet’e sımsıkı sarılmalıdır… Ta ki, içerisinde bulunduğu ihtilaflardan, kargaşadan ve zilletten kurtulabilsin…

İşte değerli kardeşlerim bahsini etmiş olduğumuz bu problem, – yani, cehalet arızası – Müslümanların vahdet olmalarını engelleyen en çirkin arızalardan birisidir…

2 – KÖRÜ  KÖRÜNE  HAREKET  ETMELERİ

İnananların perişanlıklarına vesile olan etkili vesilelerden birisi de, bir önce ki bahsini etmiş olduğumuz cehalet arızasından doğan körü körüne hareket etme arızasıdır.

Yani,- bir önceki problemle iç içe olan – araştırmadan, soruşturmadan din adına kim ne demiş, kim ne yapmış ise ona körü körüne tabi olmadır.

İslam cehaletten nefret ettiği gibi, körü körüne hareket etmekten de nefret eder… Çünkü din adına her kötülüğün kaynağı cehalet ve ondan neşet eden körü körüne saplantılardır.

Rabbimiz kerim kitabında bu şekildeki basiretsiz hareketleri tepeden tırnağa kınamıştır.

وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولـئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولاً

“ Bilmediğin bir şeyin ardına düşme, çünkü kulak,göz ve gönül bunların hepside ondan sorumludurlar. ”  İsra : 36.Ay

وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّنِ اتَّبَعَ هَوَاهُ بِغَيْرِ هُدًى مِّنَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

“ … Allah’tan bir yol göstericisi olmadan, yalnız kendi keyfine uyandan daha sapık kim olabilir ? Muhakkakki Allah, zalim bir kavmi doğru yola iletmez. “

                                                                                                                   Kasas : 50.Ay

أَفَمَن كَانَ عَلَى  بَيِّنَةٍ  مِّن  رَّبِّهِ  كَمَن زُيِّنَ  لَهُ سُوءُ عَمَلِهِ  وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءهُمْ

{  Rabbinden bir delil üzerinde bulunan kimse ile,kötü ameli kendisine süslendirilen ve keyfine uyan gibi olur mu hiç ? }  Muhammed : 14.Ay

وَمَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِن يَتَّبِعُونَ  إِلَّا الظَّنَّ  وَإِنَّ الظَّنَّ  لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئاً

{ Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri – ve delilleri – yoktur. Onlar sadece zan’na tabi oluyorlar. Zan ise, haktan hiçbir şey ifade etmez. }  Necm : 28.Ay

وَمَا يَتَّبِعُ أَكْثَرُهُمْ إِلاَّ ظَنّاً  إَنَّ الظَّنَّ  لاَ يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئاً  إِنَّ اللّهَ عَلَيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ

{  O – körü körüne hareket – edenlerin çoğu, zan’dan başka bir şeye uymuyorlar. Halbuki zan  haktan hiçbir şey ifade etmez. Muhakkak ki Allah, onların ne yaptıklarını iyi bilir. }  Yunus :  36.Ay

Zikretmiş olduğumuz bu ve bununla eş manalı daha nice deliller var ki bunlar, İslam’da delilsiz körü körüne hareket etmenin yasak olduğunu, dolayısiyle, samimi bir müslümanın inancını ve amelini mutlaka bir delile dayandırması gerektiğini açıkça anlatmaktadır.

Öyleyse kim içerisinde bulunduğu kargaşadan, ihtilaflardan, fitneden,  ayrılıklardan kurtulmak ve dinini sağlıklı bir şekilde yaşamak istiyorsa, İslam’ın bu önemli kuralına uygun hareket etmesi gerekir… Yani Dinini ( körü körüne değil de ) delil ile yaşaması gerekir…

3 – ALLAH’TAN   HAKKIYLA  KORKMAMALARI

Değerli kardeşlerim… ! inananların perişanlıklarına vesile olan ciddi problemlerden birisi de, hakkıyla Allah korkusu taşımadıklarıdır.

Yani, Allah’tan korkarak içerisinde bulundukları ihtilaflardan, fitneden ve kargaşadan kurtulmak için bir girişime, bir çıkar yol aramaya girmemeleridir… Çünkü hakkıyla Allah korkusu taşıyan bir insan, O’nun bir gün bunların hesabını kendisine soracağını aklından çıkarmaz.

Zaten inananlar eğer Allah’tan hakkıyla korkarak bu manada bir samimiyet göstermiş olsalardı, Rabb’leri onlara bir çıkış yolu ihsan ederdi. Çünkü yüce Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :

 يِا أَيُّهَا  الَّذِينَ  آمَنُواْ  إَن تَتَّقُواْ اللّهَ  يَجْعَل  لَّكُمْ فُرْقَاناً  وَيُكَفِّرْ عَنكُمْ  سَيِّئَاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ

“ Ey iman edenler ! Eğer siz Allah’tan hakkıyla korkarsanız, O size iyi ile kötüyü  ayırt edici bir anlayış ihsan eder ve kötülüklerinizi örtüp sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir. “  Enfal : 29.Ay

İşte bu Ayet’i kerime açıkça gösteriyor ki, inananlar eğer Allah’tan hakkıyla korkarak içerisinde bulundukları zilletten kurtulmanın yollarını aramaya koyulmuş olsalardı, Allah onlara neyin eğri neyin doğru, neyin hak neyin batıl olduğunu anlayabilecekleri bir basiret ihsan edecektir.

Dolayısıyla, eğer inananlar bu zilletten, bu ihtilaflardan ve bu keşmekeşlikten kurtulamıyor iseler bu, onların kendi elleri ile kazandıkları şeylerdir… Çünkü, Rabbimizin kerim kitabında buyurduğu gibi :

إِنَّ اللّهَ لاَ يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ  “……….

“ Allah kimseye zerre kadar zulmetmez … “  Nisa : 40.Ay

Evet değerli kardeşlerim … ! işte bu problem de – yani, Allah’tan hakkıyla korkarak içerisinde bulundukları durumdan kurtulmanın yollarını aramamaları – Müslümanların ihtilaflardan kurtulup yan yana gelmelerini engelleyen büyük sorunlardan bir tanesidir…

4 – İHLASLI  VE  SAMİMİ  OLMAMALARI

Problemlerden birisi de, Müslümanların ihlas ve samimiyetsizlikleridir. Yani, aynı değerleri paylaştıklarını söylemelerine rağmen, dinleri hususunda sergiledikleri lakayıt tavırlar, onların vahdet  olmalarına mani olan  ciddi arızalardan bir tanesidir.

Halbuki her ne iş olursa olsun, o işi başarmada ve hayırlı sonuçlar elde etmede, ihlasın ve samimiyetin büyük bir rolü vardır… Samimiyet gösterilmeyen hiçbir uğraş, hayırlı bir netice vermez…

İşte Müslümanların hayırsız sonuçlar içerisinde yüzmelerinin sebeplerinden biriside budur… Yani davaları uğrunda samimi değillerdir… Dolayısıyla, bu lakayıtlığı fırsat bilen iblis ve avaneleri inananları param parça etmiştir.

         Bakınız yüce Rabbimiz bu hususta ne buyurmaktadır :

قَالَ  رَبِّ بِمَا  أَغْوَيْتَنِي لأُزَيِّنَنَّ  لَهُمْ  فِي الأَرْضِ وَلأُ غْوِيَنَّهُمْ  أَجْمَعِينَ  إِلاَّ عِبَادَكَ  مِنْهُمُ  الْمُخْلَصِينَ

“ İblis dedi ki : Rabbim beni azdırmış olman dolayısıyla yeryüzündeki günahları Adem oğlu için süsleyerek onların hepsini azdıracağım. Ancak, bunlardan samimi ve ihlaslı kulların müstesna. “  Hicr : 39.40.Ay

قَالَ هَذَا صِرَاطٌ عَلَيَّ  مُسْتَقِيمٌ   إِنَّ عِبَادِي  لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ  سُلْطَانٌ  إِلاَّ مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاوِينَ

“ Allah buyurdu ki : İşte bana varan dosdoğru yol da budur. Benim  -ihlaslı ve samimi – kullarıma karşı senin hiçbir gücün yoktur. Sen ancak sana uyan kimseleri azdırabilirsin. “  Hicr : 41. 42.Ay 

Ve yine bir Ayet’i celilesinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :

وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ  إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

“ Siz, sadece yaptığınız şeylerden dolayı cezalandırılıyorsunuz. Ancak Allah’ın ihlaslı ve samimi kulları bundan müstesna. “  Saffat : 39.40.Ay

İşte bu deliller de gösteriyor ki, kim Allah’a giden dosdoğru yolu bulmak ve ona uygun bir yaşantı sergilemek istiyor ise, davasında ihlaslı ve samimi olması gerekir…

Çünkü biraz önceki zikredilen Ayet’i kerimede açıkça ifade edildiği gibi, ihlas ve samimiyetin bu hususta büyük bir rolü vardır… Yani onsuz doğru yolun bulunması mümkün değildir.

Öyleyse şunu açıkça ifade edebiliriz ki ; kim doğru yolu bulamamış, onu yakalayamamış ve eğri büyrü yollarda da yalpalıyor ise bu, o kimsenin inancında ve amelinde samimiyetsiz birisi olduğunu gösterir.

Çünkü bir önceki bölümde de söylediğimiz gibi, Allah kimseye zulmetmez. Allah’tan hakkıyla korkarak ihlaslı ve samimi bir şekilde dinini araştıran, soruşturan ve doğruları yakalamak için gayret gösteren bir kimseye Allah’u Teala yolunu asla kapamaz. Bilakis, kendisininde bir Ayet’i kerimesinde buyurduğu gibi :

وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا “…….

“ Bizim uğrumuzda çalışıp çabalayanları, biz mutlaka kendi yolumuza irşad ederiz … “  Ankebut : 69.Ay 

Demek ki bu konuda söylenmesi gereken son söz ; Allah’ın dini uğrunda ihlas ve samimiyet göstermek, insanların doğruları bulmalarına vesile olacaktır…

5 – DÜNYA’YA  RAĞBET  EDİP  AHİRETİ  UMURSAMAMALARI

İnananların içerisinde bulundukları perişanlıklarına vesile olan hususlardan bir tanesi de, Dünya’ya rağbet edip ahiretlerini umursamamalarıdır.

Yani, Dünya ve onun içerisindeki aldatıcı ve fani olan şeylere aşırı hırs gösterip, ahireti istenildiği manada dert edinmemeleridir…

İşte bu problem de, inananların gerek birlik ve beraberliklerini sağlıyamama hususunda ve gerekse dinleri ile alakalı içerisinde bulundukları perişanlıklarına sebep olan  ciddi vesilelerden birisidir.

Gerek Allah’ın kitabı Kur’an ve gerekse Rasulü Muhammed s.a.v’in Sünnet’i seniyesi bu arızanın çirkinliğini ve zararlarını şöyle dile getirmektedir :

يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ   إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ  

“ O gün ki ne mal ve ne de evlatlar yarar sağlamaz. Ancak Allah’a  sağlam ve temiz bir kalple gelen kurtulur ” Şuara : 88.89.Ay

“ … Ka’b İbni Malik den gelen bir hadislerinde Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurmaktadır: Bir koyun sürüsünün üzerine salıverilen iki aç kurdun o sürüye zararı, kişinin mal ve şeref hırsının dinine olan zararından daha ağır değildir. “ 

Tirmizi  : 4.c.2482.n –  Darimi : 6.c.2733.n –  Ahmed : 3. 460 – Sahihu’l Cami’ : 5496.n

“ … Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurdular : Her kimin kaygısı ahiret olursa Allah onun zenginliğini kalbinde kılar,işlerini dağınık olmaktan kurtarır ve dünya da ona boyun eğerek gelir. Her kimin kaygısı da dünya olursa, Allah onun fakirliğini iki gözü arasında kılar, kendisini derbeder eder ve dünyadan da kendisine ancak mukadder olan gelir. “

                                                                                                    Tirmizi : 4.c.2583.n 

“ …Ve yine bir hadisi şeriflerinde Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurmaktadır : Veresiye pahalı satıp aynı malı peşin olarak daha ucuz geriye satın almak sureti ile alış veriş yaptığınız ve cihadı terk edip öküzlerin kuyruğuna tutunarak ziraatla geçinmeye razı olduğunuz vakit, Allah size öyle bir perişanlık musallat eder ki, artık dininize dönünceye kadar bu zilletten sizi kurtarmaz ” 

Ebu Davud : 4.c.3462.n – el Albani Silsiletü’s Sahiha : 1.c.11.n

 …. Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurmaktadır : Kim dünyasını severse ahiretine zarar verir. Ahiretini seven de dünyasına zarar verir. Öyleyse baki olanı fani olana tercih edin. “

                                                                                     Ahmed Müsned  : Hakim Müstedrek :

6 – MAKAM  VE  MEVKİ  HASTALIĞINA YAKALANMALARI

Değerli kardeşlerim … ! Müslümanların içerisinde bulundukları perişanlıklarına sebep olan şeylerden birisi de, makam ve mevki hıslarıdır.

Yani, insanlar arasında söz sahibi olma … Onlar arasında övülme, sevilme ve onları idare etme hastalığı … Diğer bir ifadeyle ….Elinde mikrofon tutma hastalığı…

Halbuki İslam, bu şekildeki gayri islami hevesleri tepeden tırnağa kınamış ve bunun ahiretteki hesabının ise çok çetin olacağını haber vermiştir.

“ … Abdurrahman İbnu Semure r.a tahdis edip dadi ki : Rasulullah s.a.v bana hitaben :

– Ya Abdurrahman ! Sakın emirlik ( yani insanları idare etme ve söz sahibi olma ) talebinde bulunma. Çünkü, eğer senin istemenle sana emaret vazifesi verilirse o vazifede Allah’ın inayetine mahzar olamazsın. Eğer sen istemeksizin bu vazife sana tevcih olnursa vazifende Allah’ın yardımına mahzar olursun, buyurdu. 

                                                                                             Müslim : 6.c.1652.n 

Aslında insanların idaresiyle meşkul olmak, adil ve güzel hizmet etmek şartıyle çok hayırlı bir iştir. Bu hadisi şerifte anlatılan ise, böyle bir hizmetin kötülüğü değil,makam ve mevki hırsının kötülüğüdür… Çünkü bu zihniyetteki haris kimseler Müslümanların hizmetini gereyi gibi ifa edemezler. Bu tip kimselerin hedefi, – zamanımızdaki  arzı endam eden şekliyle – sadece makam ve mevki elde etmek, hep kendisi söz sahibi olmak ve yine sadece kendi doymazlıklarını tatmin etmektir.

“ … Ebu Hureyre r.a dan gelen bir hadislerinde Allah Resulü s.a.v şöyle buyurmaktadır : Muhakkakki sizler idareciliğe hırslı olacaksınız,o da size nedamet ve pişmanlık getirecektir. Sahibine iyilik ve hayır getiren idarecilik ne güzeldir. Böyle bir idareciliğin yokluğu da ne kötüdür “

Nesei : 7.c.4193.n 

İşte bahsi edilen bu problem de, bu gün Müslümanların birlik ve beraberliklerini zedeleyen ve perişanlıklarına vesile olan etkili arızalardan birisidir…

Çünkü, inandığını söyleyenlerden bir çoğunun gözlerini bu manada öyle bir hırs bürümüş ki, inanın elde edecekleri veya kaybolacağından korktukları makam ve mevkileri yüzünden karşılaştıkları bir çok hak ve hakikatı dahi kabule yanaşmıyorlar.

Hatta bu hastalıkları yüzündendir ki, inananların ilgisini toplayacak garip garip gayri islami fetvalar vermeye bile çalışırlar…Neden ? … Ta ki ; inananların ilgisini üzerlerine çekip, kendi etraflarında sözünü dinleyecek kimseler oluşturabilsinler…

Hulasa bahsini ettiğimiz bu hastalık ta, bu gün Müslümanların zilletine ve perişanlıklarına vesile olan etkili sebeblerden birisidir …

7 – BİRBİRLERİNİ  ÇEKEMEMELERİ  ( YANİ  HASETLİK ETMELERİ )

Müslümanların birlik ve beraberliklerini zedeleyen ve onları perişan eden problemlerden birisi de, aralarındaki azgınlık ve hasetlikleridir.Yani, birbirlerini çekememe, birbirlerini hazmedememe hastalığı…

Allah’u Azze ve Celle’nin kerim kitabında haber verdiği gibi, bizden önceki ümmetleri helak eden sebeblerden birisi de, işte bahsini ettiğimiz bu çirkin hastalıktır…

Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :

كَانَ النَّاسُ أُمَّةً  وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللّهُ  النَّبِيِّينَ مُبَشِّرِينَ  وَمُنذِرِينَ  وَأَنزَلَ  مَعَهُمُ الْكِتَابَ  بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَمَا اخْتَلَفَ فِيهِ  إِلاَّ الَّذِينَ أُوتُوهُ  مِن بَعْدِ  مَا جَاءتْهُمُ  الْبَيِّنَاتُ بَغْياً بَيْنَهُمْ فَهَدَى اللّهُ  الَّذِينَ  آمَنُواْ  لِمَا اخْتَلَفُواْ فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِإِذْنِهِ وَاللّهُ يَهْدِي مَن يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

“ İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde de, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerine karşı olan hased ve çekememezlik yüzünden ihtilafa düştüler. Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya yöneltir ”  Bakara : 213.Ay

“ … 
Zübeyr  r.a anlatıyor : Resûlullah  s.a.v buyurdular ki : ” Sizden  önceki ümmetlerin hastalığı size de sirayet etti : Bu, hased ve buğzdur. Bilesinizki bu kazıyıcıdır.Kazıyıcı derken saçı kazır demiyorum. O dini kazıyıcıdır. Nefsimi  elinde tutan Zât’a yemin ederim ki, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Birbirinizi sevmeye yardımcı olacak şeyi size haber vereyim mi ? Aranızda selâmı yaygınlaştırın. “

Tirmizi : 4.c.2628.n

Ne yazık ki Allah Rasulü s.a.v’in de haber verdiği gibi, bu ümmet de aynı hastalığa müptela olmuştur… Dolayısiyşe kendilerine apaçık deliller gelmesine rağmen, sırf birbirlerine karşı olan buğz ve hasedleri yüzünden yan yana gelmeyip ayrılık içerisinde yüzmeye devam etmektedirler…

Ne diyelim … Söylenecek ve nasihat edilecek tek söz, Rabbimizin kitabında zikretmiş olduğu şu sözdür :

وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ  تَفَرَّقُواْ وَاخْتَلَفُواْ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُوْلَـئِكَ  لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

“ Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, parçalanıp da ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte böyleleri için büyük bir azab vardır. “  Ali İmran : 105.Ay

Hulasa değerli kardeşlerim … Baştan beri anlatmaya çalıştığımız bu çirkin hastalıklar, bu gün Müslümanların vahdetini – yani birlik ve beraberliklerini – engelleyen en çirkin hastalıklardır…

Dolayısıyla, kendimize çeki düzen verip bu arızalardan kurtulamadığımız sürece, içerisinde bulunduğumuz ihtilaflardan, ayrılıklardan, kargaşadan, fitneden ve fesattan kurtulmamız ve yan yana gelmemiz mümkün değildir.

Sohbetimi noktalamadan önce Rabbimden niyazım ; bizleri Kur’an ve Sünnet çiçgisinde hareket eden, bu çirkin hastalıklardan kurtulmak için çaba gösteren ve öğrenmiş olduğumuz bu hakikatleri başkalarına anlatan kullarından olmamızı nasib eylesin …

                                                                                                    Amin

                        Vel hamdu lillahi rabbil alemim 

                                                                               Tacuddin el Bayburdi