Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Sağlıklı bir Din yaşamak için kurallar

  Değerli kardeşlerim … ! bilindiği gibi Allah Rasulü s.a.v bir çok Hadisi şeriflerinde bu ümmetin içerisine düşeceği bir takım bela ve musibetlerden bahsetmiştir. Biz bunlardan bazılarını ara sıra da olsa sair sohbetlerimizde  dile getirmişizdir…

        Bu çirkin musibetlerden bir tanesi de, ümmetin param parça olup tefrikaya düşecekleridir… Bu hususu Allah Rasulü s.a.v taa bin dörtyüz küsür sene önce net ifadelerle haber vermiştir…

{ … Avf İbni Malik r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : Yahudiler – dinleri hususunda – yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Bunlardan bir taifesi kurtuldu, yetmiş’i cehennemlik oldu. Hırıstiyanlar da yetmiş iki fırkaya bölündüler. Onlardan da bir taifesi kurtuldu, yetmiş bir’i cehennemlik oldu. Muhammedin nefsi elinde olan Allah’a yemin ederim ki, benim ümmetim de yetmiş üç fırkaya bölünecektir. Bunlardan bir taifesi cennet’te, yetmiş ikisi de ateştedir. Denildi ki :
– Ya Rasulallah ! bu kurtulan taife hangisidir ? . Rasulullah s.a.v :
– O, “ cemaat’tir “ buyurdular.

Diğer bir rivayette ise; “ O kurtulacak olan taife, benim ve ashabımın yolunda yürüyenlerdir “ buyurdu. }

Ahmed : 3.120.145 İbni Mace : 10.c.3993.n Ebu Davud : 5.c.4597.n S.Sahiha : 204.1492.n

{ … Habbab b.Eret r.a dan.O şöyle dedi : Rasulullah s.a.v bir gün namaz kıldı ve o namazı uzattı. Bunun üzerine :
– Ya Rasulallah ! öyle bir namaz kıldın ki, şimdiye kadar böylesini görmedik, dediler. Rasulullah s.a.v :
– Evet, çünkü bu namaz dilek ve korku namazıydı. Bu namaz da Allah’tan üç şey diledim. İkisini bana verdi ; birini ise vermedi :

“ Allah’tan ümmetimi kıtlıkla helak etmemesini diledim ; bunu bana verdi.”

“ Kendisinden, harici bir düşmanı ümmetimin başına musallat etmemesini diledim ; bunu da bana verdi. ”

“ Sonra kendisinden, onları birbirlerine düşürmemesini diledim ; işte bunu bana vermedi. ” }

Müslim : 8.c.2890.n – Tirmizi : 4.c.2266.n – Nesai : 3.c.1638.n

            Değerli kardeşlerim … ! bu gösteriyor ki ; Allah’u Taala’nın, Peygamberinin dili ile haber verdiği bu durum kaçınılmazdır… Yani bu ümmet mutlaka haber verildiği gibi param parça olup ayrılığa düşeceklerdir. Ki zaten, arzı endam eden manzara da bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır…Yani görüldüğü gibi Ümmet param parça olmuş, korkunç bir şekilde ayrılık ve ihtilaf içerisindedirler…

        Şüphesiz ki Allah kimseye zulmetmez. O’nun önceden haber verdiği bu çirkin arıza, elbetteki kullarının kendi elleri ile hazırladıkları ve kazandıkları şeylerdir…

        Dolayısıyla bir hakikati daha bilmemiz gerekir ki ; bu ümmet top yekün bir araya asla gelemezler. Yani, aynı inanç ve ameller doğrultusunda bu ümmetin bir araya gelmeleri imkansızdır.

        Tabi ki böyle bir ihtimal söz konusu değil diye de, Müslümanlar birlik ve beraberliğe davet edilmezler … Onlar asla zafer elde edemezler … Veya … Bu çirkin durumlarından dolayı hepsi birden Allah indinde sorumludurlar…  diyemeyiz .  Neden …?

        Çünkü Kur’an’ın ve Sünnet’in bir çok mesajı, birlik ve beraberliğe davettir…

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُواْ 

{  Topluca Allah’ın ipine sarılın, tefrikaya düşmeyin …… }   Ai İmran : 103.Ay

{ … Rasulullah s.a.v şöyle buyurmaktadır : “ …… Cemaate yapışın, onu iltizam edin. Fırkalaşmadan ve ihtilaftan sakının, çünkü şeytan tek kişi ile beraber, iki kişiden daha uzaktır “  }

                                                                                                              Tirmizi : 4.c.2254.n

         Yine, nice az topluluklar var ki çok topluluklara karşı galip gelmişlerdir. Başka bir ifadeyle ; hak yolda yürüyen nice az topluluklar gelip geçmiştir ki, Allah’u Azze ve Celle onlara – kalabalık topluluklar karşısında –  zafer ihsan etmiştir…

         Rabbimiz kerim kitabında yine şöyle buyurmaktadır :

 “  …………….. قَالَ الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلاَقُو اللّهِ كَم مِّن فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِإِذْنِ اللّهِ وَاللّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ

{  … Allah’a kavuşacaklarına kanaat getirenler ise şöyle dediler : Nice az topluluklar var ki, Allah’ın izniyle çok kalabalık topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabredenlerle beraberdir. }   Bakara : 249.Ay 

        Ve yine ; Param parça olmuş bu ümmet içerisinde nice kimseler var ki bunlar, Allah’ın kendilerine merhamet edip de bu ihtilafların dışında kalan kimselerdir…  Çünkü bunlar, – sayıları az da olsa – tefrikayı sevmeyen, onu istemeyen ve ona vesile olmamaya çalışan kimselerdir…

        Bunlar, Rabbimizin kerim kitabında haber verdiği gibi, kendilerine merhamet edilen kimselerdir.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :

“ Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı. Ama onlar ihtilaf edip durmaktalar. Yalnız Rabbinin merhamet ettikleri bunun dışındadırlar….. “

                                                                                                                       Hud : 118-119.Ay.

        Bu hakikatler gösteriyor ki ; doğru yolda olduğu sürece, inananların azlığı zaferlerine engel değildir… İnsanları hakka davet ettikleri müddetçe, haktan uzak duranların onlara bir zararı olmaz … Ve yine ; Kendileri ihtilaf ve ayrılığa vesile olacak şeylerden uzak durdukları müddetçe, diğerlerinin ihtilaf ve ayrılıkları onlara bir sorumluluk yüklemez…

        Evet , Ey Muhammed ümmeti … !  Eğer sen de zafer kazanmak ve Allah’ın kendilerine merhamet ettiği kimselerden olmak istiyorsan, Dinini, Allah’ın istediği ve Rasulünün de gösterdiği şekilde yaşayarak bu çirkin ihtilaf ve ayrılıklardan uzak durman gerekir. 

        Unutma ki, Allah’ı razı edeceğin inanç ve ameller, O’nun koyduğu sağlıklı kurallar çerçevesinde elde edeceğin şeylerdir… Eğer bu kurallar çerçevesinde hareket etmez isen, kesinlikle ne sağlıklı bir inanca ve ne de sağlıklı bir amele sahip olabilirsin… Dolayısıyla sende aynen zamanımızdaki arzı endam eden ayrılık ve tefrikadan kurtulamayacağın gibi, onların içerisinde yüzdüğü batıl deryada yüzer durursun …

        Öyleyse Allah’u Azze ve Celle’nin kullarına merhamet ederek tarif ettiği şu güzel kurallar çerçevesinde hareket et …

1 = DELİLLE   HAREKET   ETMEK 

         Ey dinini dert edinen samimi Müslüman … ! şunu hiç unutma ki, sağlıklı bir inanç ve amele sahip olmada takip edeceğin en önemli kural, delille hareket etmendir…

        Çünkü dinini yaşamak isteyen bir mükellef, elinde ölçüsü olmadan neyin hak, neyin batıl olduğunu kesinlikle ayırdedemez… Kişi, Hakkı ve batılı ancak sağlıklı bir delil sayesinde öğrenebilir…

        Diğer bir ifadeyle ; Delilsiz hareket eden bir kimse nelerin Tevhid nelerin şirk, nelerin iman nelerin küfür ve nelerin isyan nelerin de itaat olduğunu kesinlikle bilemez…

        Bu kimse körü körüne hareket eden ve ne yapıp ne ettiğini bilemeyen,  birisi demektir…

        Oysa ki Allah’u Azze ve Celle körü körüne hareket etmekten, bilgisizce bir şeylerin ardına düşmekten ve zanna tabi olmaktan inananları şiddetle menetmiştir…  

İşte Rabbimizin bu konudaki mesajları :

وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولـئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولاً

{  Bilmediğin bir şeyin ardına düşme ; zira kulak, göz ve gönül bunların hepsi de ondan mes’uldür. }   İsra : 36.Ay

 “  …  وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّنِ اتَّبَعَ هَوَاهُ بِغَيْرِ هُدًى مِّنَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ  “

{  … Allah’tan bir yol göstericisi olmadan, yalnız kendi keyfine uyandan daha sapık kim olabilir ? Muhakkak ki Allah, zalim bir kavmi doğru yola iletmez. }

                                                                                                                    Kasas : 50.Ay

  أَفَمَن كَانَ عَلَى بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّهِ كَمَن زُيِّنَ لَهُ سُوءُ عَمَلِهِ وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءهُمْ

{  Rabbinden bir delil üzerinde bulunan kimse ile, kötü ameli kendisine süslendirilen ve keyfine uyan gibi olur mu hiç ? }

                                                                                                           Muhammed : 14.Ay 

وَمَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئاً

{ Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri – ve delilleri – yoktur. Onlar sadece zan’na tabi oluyorlar. Zan ise, haktan hiçbir şey ifade etmez. }

                                                                                                                     Necm : 28.Ay

وَمَا يَتَّبِعُ أَكْثَرُهُمْ إِلاَّ ظَنّاً إَنَّ الظَّنَّ لاَ يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئاً إِنَّ اللّهَ عَلَيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ 

{  O – körü körüne hareket – edenlerin çoğu, zan’dan başka bir şeye uymuyorlar. Halbuki zan  haktan hiçbir şey ifade etmez. Muhakkak ki Allah, onların ne yaptıklarını iyi bilir. }

                                                                                                                   Yunus : 36.Ay 

        İşte zikretmiş olduğumuz bu ve bununla eş manalı daha nice deliller varki bunlar, İslam’da delilsiz körü körüne hareket etmenin yasak olduğunu, dolayısiyle, samimi bir müslümanın inancını ve amelini mutlaka bir delile dayandırması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır…

Öyleyse kim içerisinde bulunduğu şu kargaşadan, şu ihtilaflardan ve şu ayrılıklardan kurtulmak ve dinini sağlıklı bir şekilde yaşamak istiyorsa, özellikle ve öncelikle İslam’ın bu önemli kuralına uygun hareket etmesi gerekir…

2 = EDİLLEYİ  ŞER’İYYENİN  BİLİNMESİ

         Değerli kardeşlerim … ! Bir Müslümanın İslam’ı sağlıklı bir şekilde yaşaması için öğreneceği ikinci kural ise, nelerin şer’i deliller olduğunu bilmesidir.

        Yani, Allah’a kulluk vazifesini yerine getirmede kendisine yöneltilen emirleri, nehiyleri, helalleri, haramları ve ibadet şekil ve şemallerini kendisinden öğreneceği kaynakların neler olduğunu çok iyi bilmesidir…

        Eğer bu kuralın sağlıklı bir şekilde tesbiti yapılamaz ise, Allah ve Rasulünün koyduğu hükümlerle, başkalarının hükmü birbirine karıştırılacaktır.

Başka bir ifadeyle ; Nelerin şer’i kaynak olduğu eğer bilinmez ise, din adına ortaya atılan bir çok itikadi ve ameli inanç ve uygulamalar dindenmiş gibi zannedilecektir… Aynen zamanımızdaki zannedildiği gibi …

        Değerli kardeşlerim … ! Edilleyi şer’iyye denildiği zaman, bunun en kısa ve özlü tarifi   Kitap ve Sünnet’ir “

        Diğer bir ifadeyle ; bir müslümanın itikadını ve inancını kendisinden öğreneceği tek kaykan Kur’an ve Sünnet’tir … Helalleri ve haramları öğreneceği kaynak Kitap ve Sünnet’tir… Allah’ın razı olacağı amellerin neler olduğunu kendisinden öğreneceği kaynak, Kitap ve Sünnet’tir…

        Bunlar et ve tırnak gibi birbirlerinden ayrılmayan iki unsurdur… Öğleyse her kim sıhhatli bir din yaşamak istiyorsa, Allah’ın indirmiş olduğu bu iki kaynağı öğrenmesi ve inancını, amelini bu kaynaklara göre düzenlemesi gerekir…

        Rabbimizin bu husustaki mesajları şöyledir :

{  Rabbinizden size indirilene uyun, O’nun dışındaki şeyleri dostlar edinipte onlara  uymayın.  Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz. }

                                                                                                                       A’raf : 3.Ay 

        Ayetin açık ifadelerine kulak vererek bu hususta kafana ilk yazacağın şey ; şer’i delil ancak Allah’ın indirdiği şeylerdir…  

Allah’ın indirdiği şeyler ise Kitap ve Hikmet’tir… Bakınız Rabbimiz bu konuda ne buyuruyor :

  وَأَنزَلَ اللّهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكَ عَظِيماً

{ …….  Allah sana Kitab’ı ve Hikmet’i indirdi. Ve bununla sana bilmediklerini öğretti. Allah’ın senin üzerindeki fazlı çok büyüktür. }

                                                                                                                     Nisa : 113.Ay

كَمَا أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولاً مِّنكُمْ يَتْلُو عَلَيْكُمْ آيَاتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُم مَّا لَمْ تَكُونُواْ تَعْلَمُونَ

{ Size kendi içinizden Ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitap ve Hikmet’i öğreten ve bilmediklerinizi  size talim ettiren bir Rasul gönderdik. }

                                                                                                                Bakara : 151.Ay 

وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلَى فِي بُيُوتِكُنَّ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ وَالْحِكْمَةِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ لَطِيفاً خَبِيراً

{ Evlerinizde okunan Allah’ın Ayet’lerini ve bir de Hikmet’i hatırlayın. Şüphesiz ki Allah, latif’tir, Habir’dir. }

                                                                                                                    Ahzab : 34.Ay

عن المقدام بن معد يكرب، عن رسول اللّه صلى اللّه عليه وسلم أنه قال: ” ألا إنِّي أوتيت الكتاب ومثله معه ،    

{ … Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : “ Dikkat edin ! Bana Kitap ve bir de beraberinde misli verildi ……  “  }

                                                                                                     Ebu Davud : 5.c.4604.n

 عن أبي هريرة رضى الله تعالى عنه قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم إني قد تركت فيكم شيئين لن تضلوا بعدهما كتاب الله وسنتي ولن يتفرقا حتى يردا علي الحوض

{ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : “ Size, sarıldığınız müddetçe asla sapıtmayacağınız iki şey bıraktım. Biri, Allah’ın Kitabı, diğeri ise benim sünnetim. Bunlar havz’ın başında yanıma gelinceye kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır. }

Hakim Müstedrek  : 1.c.193.s – Dare Kutni : 3.c.4525.n

         İşte bu delillerdezikredildiği gibi Allah’ın indirdiği, evlerde okunan ve Rasulullah s.a.v tarafından da öğretilen Kitap ve Hikmet, edillei şer’iyye dir … Yani insanların şer’i kaynaklarıdır…

        Başka bir ifadeyle ; Rasulullah s.a.v’e Kitapla beraber verilen ve sapıtmamak için mutlaka  kendisine tutunulması gereken şer’i kaynaklar, Kur’an ve Hadisler’dir.

        Kur’an’ın şu ifadeleriylede yine bize “ edilleyi şer’iyyenin “ ikili bir sistem olan Kitap ve Sünnet olduğunu vurgulamaktadır.

                         … يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ  

{  Ey iman ednler ! Allah’a itaat edin ve Rasulüne itaat edin ……… }

                                                                                                                      Nisa :  59.Ay

                           إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرا     

{  …. Allah ve Rasulü bir işte hüküm verdiği zaman …. }   Ahzab : 36.Ay

{  Ey iman edenler ! sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah’a ve Rasulüne icabet edin …… }

                                                                                                                    Enfal : 24.Ay

قَاتِلُواْ الَّذِينَ  ………..مَا حَرَّمَ اللّهُ وَرَسُولُهُ  …………………..

{ Allah’ın ve Rasulünün haram kıldığını haram saymayanlarla mukatele edin …. }  Tevbe : 29.Ay

  فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ

{  … Eğer her hangi bir mes’elede ihtilaf edrseniz, o mes’elenizi Allah’a ve Rasulüne havale edin ……  }

                                                                                                                      Nisa : 59.Ay 

        Bu Ayet’lerde ifade edildiği gibi ; …  İtaatin vacip olduğu kaynak iki olarak anlatılmaktadır … Baş vurulacak şer’i hükümlerin iki kaynakta olduğu zikredilmektedir … İnsana hayat verecek şeylerin iki kaynakta olduğu vurgulanmaktadır … Davet iki kaynağa yapılmaktadır … Helal ve Haramların bu iki kaynakta olduğu zikredilmektedir … İhtilaf anında mes’elelerin halledilmesi ve hayırlı bir netice yakalanması için bu iki naynağa başvurulması gerektiği anlatılmaktadır …

        İşte edilleyi şer’iyye budur. Yani, Kur’an ve Sünnettir. Binaenaleyh, basiretli bir müslümanın Dinini öğrenmede kendisine başvuracağı şer’i kaynaklar işte bunlardır… Bu kaynakların haricinde her hangi bir söz, bir amel, bir ölçü, bir değer yargısı ve her hangi bir kaynak kesinlikle samimi bir müslümanı  bağlamaz …

        Hulasa, zikretmiş olduğumuz bu ikinci kural da, bir müslümanın sağlıklı bir din yaşaması için takip edeceği çok önemli bir yoldur…

3 = ŞER’İ  DELİLLERİ  BİRBİRİ  İLE  KONUŞTURMA 

        Değerli kardeşlerim … ! sağlıklı bir din yaşama hususunda müslümanın takip edeceği en önemli kurallardan birisi de, “ delilleri birbirleri ile konuşturma “  kaidesidir…

        Yani, Kur’an’ı yine Kur’an’la … Kur’an’ı Sünnet’le … veya … Sünnet’i yine Sünnet’le tefsir etme ( izah etme … açıklama ) kaidesi…

        Bu kaideyi ortaya koyan delillerden bir kaçı şunlardır :

 ……… ” وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

{ … Sana da bu zikri indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın, ta ki düşünüp öğüt alsınlar. }

                                                                                                                    Nahl : 44.Ay

إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ    فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ   ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ

{  Muhakkak ki Kur’an’ı senin gönlünde cem etmek bize aittir. Kur’an okunurken sen onun okunuşunu takip et yeter. Sonra onu açıklamakta bize aittir. }

                                                                                                                           Kıyame : 17.18.19.Ay

{ ….. Ebu Said el Hudri r.a’dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : “ …….. Ey insanlar ! size iki şey bıraktım. Biri Allah’ın kitabı diğeri de benim Sünnetim. Kur’an’ı zorlaştırmayın, onu Sünnetimle konuşturun …… }

                                                                                    Hatibu’l Bağdadi el Fakih : 1.94.S 

        İşte bu Ayet ve Hadisler bizlere, şer’i nasların birbirleri ile açıklanması gerektiğini anlatan en güzel delillerdir …

Bu kuralla alakalı birkaç misal verecek olursak :

A = KUR’AN’IN  KUR’AN’LA  İZAHI 

        Örneğin ; Rabbimiz kerim Kitabında :

   يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَابْتَغُواْ إِلَيهِ الْوَسِيلَةَ  

“  Ey iman edenler ! Allah’tan  sakının  ve  O’na – yakınlaşmak için – vesile arayın ……. “

 Maide : 35.Ay

buyurmaktadır… Diğer bir Ayet’i celilesinde ise, kendisine yaklaşılması için vesilenin ne olduğunu şu ifadelerle açıklamaktadır :

فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَداً

“ … Kim Rabb’iyle – O’nun razı olacağı şekilde – karşılaşmayı arzu ediyor ise, O’na karşı salih amel işlesin. Ve ibadetlerinde de Rabb’ine hiçbir şeyi ortak koşmasın.”

Kehf : 110.Ay

        Ve yine Rabbimiz kerim kitabında :

الَّذِينَ آمَنُواْ وَلَمْ يَلْبِسُواْ إِيمَانَهُم بِظُلْمٍ أُوْلَـئِكَ لَهُمُ الأَمْنُ وَهُم مُّهْتَدُونَ

{ İman edip de, imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya, işte onlar emniyette olanlardır. }

                                                                                                                                                En’am : 82.Ay

buyurmaktadır… Bu Ayet’i kerime nazil olunca, Sahabe zulmün bütün çeşitlerini gözönünde bulundurarak bundan bayağı korktular… Hatta bazıları :

– Ya Rasulallah ! hangi birimiz nefsine zulmetmemiştir ki ? dediler. Allah Rasulü s.a.v ise, buradaki zulmün onların anladığı manadaki bir zulüm olmadığını ve bunun şirk olduğunu şu Ayet’i kerimeyle açıklamıştır :

وَإِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ

{ Lokman oğluna nasihat ederek demişti ki : Ey oğulcuğum ! sakın Allah’a şirk koşma, çünkü şirk büyük bir zulümdür. }

                                                                                                                 Loman : 13.Ay 

        Hulasa,Kur’an’ı Kerim’de bu şekilde birbirlerini tefsir eden daha bir çok Ayet’ler bulabilirsiniz.  Biz bir kaçı ile de olsa inşaallah bu kuralı izah etmeye çalıştık…

B = KUR’AN’IN  SÜNNET’LE  İZAHI 

          Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :

قُل لِّعِبَادِيَ الَّذِينَ آمَنُواْ يُقِيمُواْ الصَّلاَة  

{ İman eden kullarıma de ki : Namaz kılsınlar …… }    İbrahim : 31.Ay

        Ama namazların rekat sayılarını, nasıl ve ne şekilde kılınacağını Kur’an’ın hiçbir yerinde zikretmemiştir… Bunların tafsilatlı bir şekilde bahsedildiği yer ise Sünnet’tir… Allah Rasulü s.a.v Namazın nasıl kılınacağını, rekat sayılarını ve Namazla ilgili diğer bütün tefarruatı hadislerinde açıklamıştır…

Allah Rasulü s.a.v açık ve net bir ifadeyle şöyle buyurmaktadır :

 صلوا كما رأيتموني أصلي    

“ ……. Beni nasıl namaz kılar gördü iseniz, öylece namaz kılın ……. “

                                                                                                             Buhari : 2.c.675.s

        Dolayısiyle, Namazla ilgili bu ve emsali hadisler, Ayet’i celile de zikredilen Namaz ibadetinin nasıl ve ne şekilde ikame edileceğini açıkça izah etmiştir.

        Rabbimiz yine kerim kitabında şöyle buyurur :

   وَكُلُواْ وَاشْرَبُواْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ

“ …… Fecrin siyah ipliği beyaz ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyiniz, içiniz …. }

                                                                                                               Bakara : 187.Ay

{ … Adiyy İbni Hatim r.a’dan gelen bir rivayette Rasulullah s.a.v şöyle buyurmuşlardır :

– Siyah iplik ile beyaz iplikten kasıt, gecenin karanlığı ile gündüzün aydınlığıdır. }

                                                                                                            Buhari : 4.c.1786.s 

“ … Semure b.Cündüb bir hutbesinde şöyle dedi : Rasulullah s.a.v buyurdular ki : Sizi seher yemeğinden Bilal’in ezanı ve etrafa yayılmadıkça ufuktaki şöyle dikine beyazlık alakoymasın. “

 Müslim : 3.c.1094.n – Ebu Davud : 3.c.2346.n – Nesai : 4.c.2172.n – Tirmizi : 2.c.702.n 

“ … Abdullah İbn Mes’ud r.a’dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : Sizden birinizi sahur yemeyinden Bilal’in ezanı sakın alakoymasın. Bilal o saatte ezan okur ki, teheccüd kılanınız istirahata dönsün, uyuyanlarınız da uyansın. Fecir – yahut sabahın – zahir oluşu böyle  değildir, taki böyle oluncaya kadar fecir olmaz.

Ravi Zuheyr : Rasulullah ,” fecrin zahir oluşu böyle değildir ” derken parmaklarını yukarı kaldırıp sonra diklemesine aşağı indirdi. “ ta ki böyle oluncaya kadar fecir olmaz ” derken de şehadet ve orta parmaklarını üst üste koyup sağa ve sola uzattı, dedi.  

Buhari : 2.c.669. s – Müslim : 3.c.1093.n – Ebu Davud : 3.c.2347.n

“ … Kays b.Talk’ın babasından rivayet ettiğine göre Rasulullah s.a.v şöyle buyurmuşlardır : Yiğiniz, içiniz, yukarı yükselerek parlayan – yalancı fecr – sizi yiyip içmekten sakın menetmesin. Ta ki, ufukta kırmızılık enine yayılana kadar. “                                                                                           

Tirmizi : 2.c.701.n – Ebu Davud : 3.c.2348.n 

        İşte bu ve bununla eş manalı hadisi şerifler, Ayet’i kerimede zikredilen kapalılığı açıklayarak, sünnet’in Kur’an’ı tefsir etme kuralını ortaya koymaktadır…

        Rabbimiz yine kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا  إِذَا نُودِي لِلصَّلَاةِ  مِن يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

“ Ey iman edenler ! Cuma günü namaz için nida edildiği zaman, Allah’ın zikrine koşun, alış verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. “

                                                                                                                      Cuma : 9.Ay

         Bu Ayet’i kerimeden anlaşıldığı kadarıyla ; Cuma gününe ait bir namaz’dan ve o namaza gelinsin diye de bir ( nida’dan ) bir çağrı’dan bahsedilmektedir…

        Allah Rasulü s.a.v’in sünnet’i  ise bu Ayet’i kerimede kapalı olan Cuma namazının gerek zamanını ve gerekse rek’at sayısını açıkladığı gibi, namaza davet için kullanılan nida’nın da ezan olduğunu beyan etmiştir…

C = SÜNNET’İN  SÜNNET’LE  İZAHI

        Allah Rasulü s.a.v bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır :

                      صلوا كما رأيتموني أصلي    

“ … Beni nasıl namaz kılar gördü iseniz, öylece namaz kılın …  “

                                                                                                               Buhari : 2.c.675.s

        Rasulullah s.a.v’in bu ifadesi her ne kadar anlaşılır da olsa, burada namazın nasıl kılınacağı anlatılmamaktadır… Dolayısiyle bu hadisi şerifte istenen ibadet ( namaz ) şeklinin keyfiyeti diğer hadisi şerifler tarafından açıkca anlatılmıştır…

Örneğin Rasulullah s.a.v’den nakledilen şu ifadeler :

“ …… Namaza kalktığın zaman ihram tekbirini al ……….. “

                                                                                                              Müslim : 2.c.397.n 

“  Rasulullah s.a.v namaza durduğu zaman ellerini omuzları hızasına varıncaya kadar kaldırırdı ….. “

                                                                                                            Müslim : 2.c.390.n  

“ Rasulullah s.a.v namazda sağ elini sol elinin üstünde sıkıca tutarak, onları göğsünün üzerine koydu. “

                                                                                                         Ebu Davud : 1.c.759.n 

“ Her kim ki namazında Fatihayı okumazsa onun namazı yoktur. “

                                                                                                              Müslim : 2.c.394.n

“ Rasulullah s.a.v rukusunda şu tesbihatı yapardı … Secdesinde şu şu tesbihatı yapardı … Teşehhüdte şu duaları okurdu … v.s gibi hadisi şerifler, birinci olarak zikredilen o hadisi açıkça tefsir etmektedir…

         Yine bakarsınız ki hadisi şerifin birisinde ; “ Rasulullah s.a.v namazının teşehhüdünde dua ederken parmağı ile işaret ederdi “ şeklinde  müşterek bir ifade olan “ işaretten “ bahseder… Diğer taraftan, başka bir hadiste ise bu işaretin, parmağı hareket ettirerek yapıldığınıanlatarak, bir önceki hadisteki işaretten kastın ne olduğunu izah etmektedir…

        Hulasa, burada zikretmekte gülcük çekeceğimiz sayıdaki daha nice hadisi şerifler var ki, yine bir o kadar hadisi şerifler tarafından tefsir edilerek, bu konudaki kuralın İslam’ı yaşamada ne kadar önemli bir kural olduğunu açıkça ortaya koymuştur…

        İşte buraya kadar zikretmiş olduğumuz bu üç kural, dinini sağlıklı bir şekilde yaşama arzusunda olan kimselerin kendisine sarılacağı çok önemli kurallardır… Sık sık ifade ettiğimiz gibi ; bu kurallar çerçevesinde hareket edilmediği müddetçe doğruların yakalanması asla mümkün değildir.

        Bunun en yakın sağlamasını çevrenize bakarak yapabilirsiniz. Bu gün dinini yaşadığını zanneden binlerce ( yüzbinlerce ) zavallı inanan, körü körüne hareket etmeleri yüzünden, bir çok itikadi ve ameli saplantılar içerisinde yüzmektedirler… Bu durumda olmalarının tek sebebi ise, baştan beri bahsini etmeye çalıştığımız kurallardan habersiz, bilinçsiz ve bilgisizce hareket etmeleridir…

        Ey Müslüman kardeşim … ! ben sözü daha fazla uzatmadan sana son olarak diyorum ki ;

        Din simsarlarının elinde oyuncak olmaktan kurtulup, Allah’ın dinini sağlıklı bir şekilde yaşamak mı istiyorsun … ?

        Müslümanların birlik ve beraberliğini engelleyen tefrikadan, ayrılıklardan ve keşmekeşliklerden kurtulmak mı istiyorsun … ?

        Şeyh’lerin, Hoca efendilerin, Üstazların, ağabeylerin ve kağıt  karalama alimlerinin  – din adına ortaya attıkları –  şahsi yorum ve anlayışlardan kurtulup, vahye dayalı bir İslam mı  yaşamak istiyorsun … ?

        Öğleyse Kur’an’ı ve Sünnet’i kendine rehber edinip inancını ve amellerini onlara  dayandırmaya çalış …

        Falanın filanın tarif ettiği yollara değil, senin için örnek ve önder olarak gönderilen Peygamberinin yoluna uymaya çalış … İşte sana tavsiyem budur …

        Allah’u Azze ve Celle bizlere ; hakkı hak bilen ve onlara ittiba eden kullarından olmamızı nasip eylesin

        Ve yine bizlere ; batılı batıl bilip onlardan uzak duran kullarından olmamızı da nesip eylesin.

        Rabbim bu küçük çalışmamı hayırlara vesile kılsın.

                                                              Amin … 

                                                      Tacuddin el Bayburdi