İbadet sadece namaz- oruç -zekat değildir. İbadet Kuldan sadır olan düşünce, kasıt, söz ve ameldir. Hayatın tamamını kuşatan bir eylemdir. Kişinin 24 saatini içine alan bir terimdir. İbadetin tanımındaki eksiklik yada yanlışlık, Allah’a kulluğumuzdaki problemi doğuracaktır.
İbadet: Kalbin muhabbet/sevgi, iclal, inabe, tazim, dua, korku ve ümitle yöneldiği şeydir.
İnabe: Günahlardan tevbe ederek Allah’a yönelmektir. İclal: Allah’ı büyükleme.
İcbari kulluk: Evrendeki bütün varlıkların Allah’ın karşı konulamaz yasalarına boyun eğmiş bir halde işlevlerini sürdürmeleridir.
Meryem 93. “Göklerde ve yerde onların tümü, Rahman’a yalnızca abd (kul) olarak gelecektir.”
Zorunlu ibadet, söz konusu varlıkların “Allah’a secde etmesi” şeklinde de Kitapta ifade edilmiştir. Meselâ Rahmân suresi 6. Ayette Bitkiler ve ağaçlar secde ederler.
Allah’ın dışındaki her şey kuldur. Cin ve insanın diğerlerinde farkı ise mükellef tutulmalarıdır. Diğerleri seçimsizdirler.
İradeye bağlı ibadet ise; akıl sahibi varlığın hür iradesiyle yapması istenen, bu sebeple de sorumluluğa, mükâfat veya cezaya konu olan kulluk şeklidir.
İbn Teymiyye: “Allah’ın sevip razı olduğu, açık veya gizli yapılan tüm amellerin ismidir”der. Bu, Allah’a ibadetin tanımıdır ibadetin değil.” (İmanda kulluk da denilir)
وَجَاوَزْنَا بِبَنِي إِسْرَائِيلَ الْبَحْرَ فَأَتَوْا عَلَى قَوْمٍ يَعْكُفُونَ عَلَى أَصْنَامٍ لَّهُمْ قَالُوا يَا مُوسَى اجْعَل لَّنَا إِلَـهًا كَمَا لَهُمْ آلِهَةٌ قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ
İsrailoğullarını denizden geçirdik, orada kendilerine mahsus birtakım putlara tapan bir kavme rastladılar. Bunun üzerine: Ey Musa! Onların ilahları olduğu gibi, sen de bizim için bir ilah yap! dediler. Musa: Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz, dedi. (Buradaki ilah ibadet edilen manasında.) (A’râf 138)
وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللّهِ مَا لاَ يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنفَعُهُمْ
Ve onlara fayda ve zarar vermeyen Allah’tan başka şeylere kulluk (ibadet) ediyorlar. (İbadetin sadece Allah’a olmadığının delili) (Yunus 18)
Tarih kaydetmiştir ki; her şeye ibadet edilmiştir. Taş, ağaç canlı-cansız ne varsa. Arapçada ibadet edilen bir ağaç bile olsa onun adı İlah’tır/Mabuddur.
Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın… (Nisa 36)
وَاعْبُدُوا اللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا ۖ
Her ibadet eden abid’tir, ama her abid muvahhid – yani tevhid ehli – değildir.
Mekkeliler hangi ibadetle şirk koştular Allah’a ve sonrasında lat, uzza vs.. mabud (ilah) haline geldi. Şefaatçi ve vesile edinmeleriyle. Ki vesilede, şefaatte ibadetten bir cüzdür.
أَن لَّا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّهَ ۖ إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ أَلِيمٍ 26
Nuh: ‘Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acı bir günün azabından korkarım’ (dedi). (Hud 26)
أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ ۖ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ 60
Ey Âdemoğlulları! ‘Şeytana ibadet etmeyin, o sizin apaçık düşmanınızdır.’ diye size emretmedim mi?” (Yâsîn 60)
يَا أَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَ ۖ إِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمَٰنِ عَصِيًّا 44
Ey babacığım! Şeytana ibadet etme. Çünkü şeytan, Rahman’a karşı isyan etti. (Her günah dolaylı yoldan şeytana ibadettir) (Meryem 44)
إِن يَدْعُونَ مِن دُونِهِ إِلَّا إِنَاثًا وَإِن يَدْعُونَ إِلَّا شَيْطَانًا مَّرِيدًا 117
Onlar, Allah’ı bırakıp da birtakım dişi (ismi verilenlere) dua ederler. (Gerçekte) onların dua ettiği inatçı şeytandan başkası değildir. (Nisâ 117)
Günahların Taksimi
Her Allah’tan gayrısına yapılan ibadetin şirk olmadığı
Dua ibadetinin başka varlığa sunumu şirktir: De ki: “Ben sadece Rabbime dua ederim ve hiç kimseyi O’na ortak etmem.” (Cin 20)
“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min: 60)
Büyük günahların dinden çıkarmadığı: Ebu Zer’den naklen: Ben bir keresinde Nebi’yi (s.a.v.) ziyarete geldim; O, üzerinde beyaz bir elbise olduğu hâlde uyuyordu. (Döndüm) sonra yine geldim. Bu defa uyanmıştı. Nebi şöyle buyurdu: “Lâ ilahe illellah diyen, sonra da bu inanç üzere ölen hiçbir insan yoktur ki Cennete girmesin. Bunu Cebrail böyle müjdeledi”.
“Ey Allah Rasulü, zina etse, hırsızlık da yapsa da mı?”
“Evet, zina da etse, hırsızlık da yapsa”.
Ben tekrar aynı soruyu sordum, aynı cevabı verdi. Üçüncü defa aynı soruyu sorunca
“Evet, zina da etse, hırsızlık da yapsa Cennete gidecektir. Hem de Ebu Zer’in burnu yere sürtse dahi…” (Buhari 5827)
إِن تَجْتَنِبُوا كَبَائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُم مُّدْخَلًا كَرِيمًا 31
Küçük günahların affı: Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız. (Nisa 31)
Murcie ve Hariciler arasında bir yerdeyiz.
Allah kullarının kendisine ibadetiyle azamet kazanmayacak, O kullar, O’na ibadetle yüceleceklerdir. Çünkü Allah Gani’dir, kullarının ibadetine ihtiyacı yoktur. Kuran ve Allah Rasulu s.a.s, Allah’a nasıl ibadet edileceğini öğrettiği gibi, Allah’tan başkasına nasıl ibadet edilmez? bunu da öğretmiştir. Çünkü şirk büyük bir zulümdür.
“Ben cinleri ve insanları, ancak ve ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”(Zariyat 56.)
Allah’ı bir bilmek değil (ehadiyyet/vahdaniyyet), bir kılmak asıl.
Unutulmamalı ki, yalnız Allah’a ibadet, onun dışında ibadet edilenleri red etmekle mümkündür/geçerlidir.
İnsanların bugün tağutları, ilahları yani mabudları red etmeden Allah’a ibadet etmeleri, Mekkeli müşriklerin ilahlarını red etmeden Allah’a ibadet etmeleri gibidir.
Allah’tan başka ilah edinilenleri red ederken (la ilahe) derken, biz bu ilahların varlıklarını değil hak olduklarını red ediyoruz, yoksa vardırlar. Din kelimesi gibi. Bir adam Muhammed’i s.a.s. tasdik etmediğini, O’na iman etmediğini söylerse biz şunu anlarız: Muhammedin varlığını değil ya? Allah’ın elçisi olduğunu kabul etmiyordur.
Yoksa, Yakub’a ölüm geldiğinde siz orada mıydınız? O zaman Yakub oğullarına, “Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?” diye sormuştu. Onlar da “Senin ilahına ve ataların İbrâhim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan tek ilâha kulluğu has kılacağız (Tevhid); biz sadece O’na teslim olmuş Müslümanlarız” diye cevap vermişlerdi. (Bakara 133.)
