İlme Davet Derneği

Allah Rasulünün Ashabını Terbiyedeki Menheci

Allah Rasulünün Ashabını Terbiyedeki Menheci

Ya da yeni bir babı işliyoruzdur. Her şeye rağmen önceki bablarla mevzularla ilişkiyi kurarak kafada, çünkü mevzulardan birisi sohbet konusudur onu anlatırken öbürküler ile de alaka kurma.

Mesela bu yaptığımız derslerin hepsinde verilen bilginin yanında terbiyenin de olması gerekiyor. Şunu kafanıza çok iyi yerleştirin terbiyesi olmayan bir bilginin sahibine faydası yok desen yeridir. Belki bu sistemlerde liyakat diyorlar ya liyakat senin zihnindeki bilgi kontrolü oda çok basit şeylerdir. İmtihanı geçtin mi bu buna layık derler. Ama terbiye ahlaken örnek olmada hiç onun üzerinde durmazlar. Ancak bu görev yaptığı sürece amiller tarafından onun dosyasına konulan notlar vardır. Hiçbir zaman bunun dışında terbiyeye dönük hiçbir şey gündeme getirmiyorlar. Kaldı ki bu insanlar okuldaki ilkokul anne baba dahil ortaokul, lise hasseten çocuklara verdikleri bir terbiye yok. Çocuklar din düşmanı, ahlaksız, komünist, birbirini öldüren, küfreden, hadi geçtik arkadaşların birbirlerine saygısını hocasına büyüğüne dahi saygı duymayan kimseler. Bunun emaresini yolda sokakta çokça görürsünüz.

Yaşlı birisi karşıdan karşıya geçmek ister elinde bir şey taşıyordur hiç insanların yardım edelim dediklerini duymazsınız. Otobüse bir vasıtaya biner Türkiye gibi bir ortamda herkes ayakta hiç kimse ona yer vermez. Katiyetle.

Bir zaman ben İstanbul da Çemberlitaş’a giderken tramvaya bindim, tıklım tıklım dolu hemen hemen genç yaştaki insanlar tabi ben biner binmez ayakta durmaya hazır bindim hiç kimsede hareket yok sadece gariban Anadolu görünümlü genç de değil yaşlı da değil birisi ayağa kalktı hacı amca gel otur dedi. Dedim otur sen yavrum ben ayakta giderim. Olur mu ya? Dedi. Gel otur. Şimdi bu gösteriyor ki bunun anneden, babadan, yaşadığı geldiği ortamdan aldığı bir şeyler var.

Şimdi bu da Allah Resulünün;

ومن لم يرحم كبيرنا  فليس منا

“Büyüklerimizi saymayan kimse bizden değildir” diyor.

Yani illa gavurdur anlamında değildir bu. “Ama bizim ahlakımızdan, bizim toplumumuzdan, bizim geleneğimizden değildir.” Onun için ne öğretirsek öğretelim terbiye beraberinde ama şu da asıl her meselenin terbiyesi olduğu gibi genel bir terbiye ile de geliyorsun. Şimdi mesela ben size diyorum siz biraz daha dinlemeye yatkın olursunuz, küçükler biraz daha fazla, mesela bir küçüğe ben bir şey derken hadi bakalım yap bunu derim ama sana hadi Alparslan yap bakalım. Biraz daha sertleşsem sakınırım neden? İsyan edeceğinden korkarım. Yüz göz oluruz, hiçbir şey yapamam düşünürüm ya zaten bu gibi adam defolup gitse daha hayırlı derim. Hiç uğraşmaya da değmez.

Böyle olursa bazılarına da normalde denmemesi gerekir aslında o yaştan sonra ama deme zorundaysan da bunun uygulanması çok zordur.

Çünkü insanlar bunu emir düşünüyor, zorlan yaptırma düşünüyor. Öküz olmasına rağmen ben bu kadar öküz müyüm ya? Diyor. Aslında öküz. Dedirttiriyorsa öküz, bide havalara giriyor ben öküz müyüm de bunu bana diyorsun anlamıyorum lafı takip ettiğiniz zaman genelde insanları bu denli tahlil edebilirsiniz. Yani yapısını, karakterini seçersiniz.

Onun için eğitimde küçük yaş terbiyede ideal yaştır. Ondan sonra birçok manileri çıkar. Mesela ben neden sana spor yap diyorum? Sana garezim mi var? Yok. Çünkü görünen ileride birçok hastalığa sebep olabildiği gibi hantallaştırır ibadet etmekten zevk almaz vaziyete gelirsin o rahatsızlıkla. Senin ibadetine bile mâni olur. Çocuk bunun anlamaz şimdi ben ceza diyorum hoca ceza vermek için hiç sebebe de ihtiyacı yok, ben bulurum.

Ama o ceza ona bir spor, hareketliliği mesela Ankara da ki Ubeydullah’a sorun onlar ne yapıyorlardı şu tepelere Zomana da ki tepelerin hepsine inip çıkmışlardır. Ondan sonra diyorlardı ki köye döndüğümüzde Aksaray’a falan döndüklerinde yolda yürüyemiyoruz hocam diyor. Ne yapıyorsunuz? Hep koşasım geliyor diyor. Yani yavaş yürümek gitmiyor. Yapısı o şekilde hareketlendi.

Onun için aynı şeylerin etrafında ama bunun başlığı;

“Allah Rasulü s.a.s’in ashabını terbiyedeki menheci”

Böyle dedik bunun içinde yaşlılar vardı dimi kadın vardı erkek vardı çocuklar vardı her yaşta her seviyede bilgi seviyesinde insan vardı. Onun terbiyesine tümden muhataptılar. Anlatabildim mi?

Onun için;

منهجه صلى الله عليه وسلم في تربية اصحابه على حفظ الجسم وتربية العقل

Allah Rasulünün Ashabını Cismin Korunmasında Ve Aklın Terbiyesindeki Menheci

Menhec; yöntem, üslup bunu kasteder. Kadın erkek yaşlı genç, çocuk, kız, oğlan hiç fark etmiyor. Halbuki bu çok önceden mesela terbiye anne babayla yani eğitim denildiği zaman biz şu yaş bu yaş demiyoruz. Ama en azından milat; Milat ne demek? Başlangıç tarihi milattan önceye alıyoruz biz, milattan sonraya değil.

İnsanın eğitimini milattan önceye alıyoruz. Ha illa bu değil. Anayı babayı işe katmadan çocuktan alıyoruz. Zaten ana baba da eğitimsizse çocuğa verecekleri hiçbir şey yoktur.

الفقيد لا يؤت الشي

“Kendisinde olmayan ne verir?”

Hiçbir şey veremez. Mesela biz diyoruz Anadolu da bu atasözü haline gelmiş. Yaramaz, haylaz, ona buna zarar veren çocuklara ne deriz? Besmelesiz. Bu halkın geleneğine yansımış ama aslı hadise dayanır.

2161 –

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ” لَوْ أَنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَأْتِيَ أَهْلَهُ، قَالَ: بِسْمِ اللَّهِ، اللَّهُمَّ جَنِّبْنَا الشَّيْطَانَ وَجَنِّبِ الشَّيْطَانَ مَا رَزَقْتَنَا، ثُمَّ قُدِّرَ أَنْ يَكُونَ بَيْنَهُمَا وَلَدٌ فِي ذَلِكَ لَمْ يَضُرَّهُ شَيْطَانٌ أَبَدًا “

__________

[حكم الألباني] : صحيح

“Eşlerinizle birlikte olacağınızda şeytanın şerrinden Allah’a sığının ki şeytan o çocuğa zarar vermesin.”[1]

Çocuğu önce korumaya alıyorsun böyle, bu annenin babanın fiili ama besmelesiz peydahlanırsa o çocuktan yaramazlık, haylazlık, insanlara zarar veren bir yapı daha kolay işlevlik görür. Bu mevzuu iki bahistir:

1-Cismin inşası ve bakımında ashabını terbiye menheci

2-Aklın terbiyesinde Allah Resulü (s.a.v)’in menheci

Çünkü aklın terbiyesi derken fıtratta da gördünüz, hep akla hitap ediyor. Göze, kulağa, akıl etmeye. İnsan aklı, vahşi bir at gibidir. Terbiye etmeden ona binemezsin, gem vuramazsın.

Önce sağlıklı bir kalp değil mi? Cismen bu ifadeleri kullanıyoruz şimdi. Çünkü cismin inşasında çocuğun büyümesi mesela ilerde gelecek hadislerle de gerçi işareten söyleriz. Bir besmele ile peydahlanması ondan sonra inşasında vücudunun temiz gıdalar, helal gıdalar. Hiçbir hücresi haram ile büyümemeli çocuğun.

Mesela anneler bile ben haram süt emzirmedim derler. Bu örfümüze oturmuştur değil mi? Ben haram süt emzirmedim. Aç kaldım ama haram süt emzirmedim derler. Bu da gösterir ki hemen anaya, çünkü haram gıda yerse çocuğun günahı ne deriz ama haram gıda ile büyümüştür. Bakımı, bana ne şu armut ağacı gibi büyüsün demiyoruz değil mi? Süt vermiş. Şu anki bir ilmi tespitlerle de açıktır ana sütü çocuğa ömür boyu yetecek gıdayı veren bir besindir. Hâsseten antibiyotik yönü ile ömür boyu vücudun gelişmesinde yetecektir.

Bu mevzuya gireceğiz çünkü cismin inşası ve bakımında ayriyeten de o cismin sıhhatini koruman gerekir. İleride gelecek bu hem temizlik babında göreceğiz hem de beslenme babında vücudu koruma yönünde.

24 –

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ أَحْمَدُ بْنُ بَكَّارٍ الدِّمَشْقِيُّ مِنْ وَلَدِ بُسْرِ بْنِ أَرْطَاةَ صَاحِبِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنِ الْأَوْزَاعِيِّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيِّبِ، وَأَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: «إِذَا اسْتَيْقَظَ أَحَدُكُمْ مِنَ اللَّيْلِ فَلَا يُدْخِلْ يَدَهُ فِي الْإِنَاءِ حَتَّى يُفْرِغَ عَلَيْهَا مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلَاثًا، فَإِنَّهُ لَا يَدْرِي أَيْنَ بَاتَتْ يَدُهُ

“Sizden biriniz uykudan kalktığında elini hiçbir yere sürmeden yıkasın.”[2] Diyor. Veyahut

3728 –

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَبْدِ الْكَرِيمِ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ: «نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنْ يُتَنَفَّسَ فِي الْإِنَاءِ، أَوْ يُنْفَخَ فِيهِ

__________

[حكم الألباني] : صحيح

“Sizden biriniz yediği kaba yer içerken üflemesin.”[3] Diyor.

Bu şimdi temizlik ile ilgili değil mi? Cismi koruma ile de önemli ama biz bunu sadece bir hadismiş gibi okur geçeriz. “Uykudan uyandığınızda elinizi hiçbir yere sağa sola vurmadan gidip yıkayın çünkü elinizin nerede gecelediğini bilemezsiniz.” Diyor.

Önünü arkanı karıştırmış olabilirsin. Onun için cismin inşası ve bakımında, aklın terbiyesinde Allah Resulünün menheci dediğimizde bu mevzu iki bahistir diyoruz.

1-Cismin inşası ve bakımında ashabı terbiye menheci

2-Aklın terbiyesinde Allah Resulünün menheci

Şimdi akıl vahşi bir at gibidir. Düşünebiliyor musunuz? Vahşi bir at, gem vurulamayan en çok bunu kovboy filmlerinde gösterirlerdi. Çok çok usta kimseler önce onu tutup gem vurmayı, eğer vurdurmaz atar. Önce çıplak bineceksin çünkü üzerine birisini bindirmez o, hiç kimse binmemiştir, huylanır.


[1] Ebu Davud 2161

[2] Tirmizi Taharet 24

[3] Ebu Davud 3728

Akılı da terbiye etmeden binemezsin. Cismin inşa ve besleme ve aklı terbiyede Allah Rasulünün ashabını yani terbiye etmede cisim ve beslenmede ki menheci birinci bahis ;

Nebevi Terbiye

Cismin inşasını ve bakımının önemi nebevi terbiyede yani Allah Rasulünün menheci derken nebevi terbiyeye baktığın zaman cisme çok önem vermiş, inşasına bakımına. İkinci bahis;

Cismin Bakımında Allah Rasulünün Takip Ettiği Yol

Nebevi terbiyede cismin inşa ve bakımının önemi. Burada diyoruz ki biz cismin bakımı, sıhhatin muhafazası hasseten çocukları yani çocukların terbiyesinde çünkü otuz yaşından sonra bunu anlayıp yapmaya başlarsan trene yarı yolda binmiş gibi olursun. Veyahut çok güzel döşenmiş bir sofranın yarısı yenmiş vaziyette gelir oturursun. Bu buna benzer. Allah Rasulünün ashabını terbiyede kasıt ettiği budur.

Tevcihatlarının yani yönlendirmeleri az önceki söylediğim hadis-i şerif yönlendirme değil mi? Yönlendirmedir. Tevcihatlarının büyük bir kısmını da bu yönde yapmıştır. Zira nefis tezkiyesinde, içinden önce dışın cismin bakımı asıldır. Vücudun kabı ve aklın duruluğunu sağlayandır. Düşünün şeker sorunun olsa, tansiyon sorunun olsa, kolesterol sorunun olsa uyur gibisin değil mi? Akıl çalışmaz, aklın duruluğu yoktur orada.

Onun için en son cümleyi tekrar ediyorum Allah Rasulü (s.a.v)’in ashabını terbiyede kastettiği bu. Tevcihatlarının büyük bir kısmını bu yönde yapmıştır. Zira nefis tezkiyesinde cismin bakımı asıl. Vücudun kabı ve aklın duruluğunu sağlayandır. Yani cismin sıhhatli oluşudur. Çünkü insan nefsi aklı ve cismi arasında kuvvetli bir alaka vardır. Bu üç cüz arasında müşterek bir tesanüd yani dayanışma vardır. Bunların her biri birbirinden etkilenir. Değil mi? Tansiyon olsa devamlı ne olur? Yüksek olduğunda tansiyon kalp atışı kan basıncı fazlalaşır, heyecan gelir. Tansiyon düşünce de başım dönüyor derler yaşlılar.

Tekrar edeyim çünkü insan nefsi aklı ve cismi arasında kuvvetli bir alaka vardır. Bu üç cüz arasında müşterek bir tesanüd yani dayanışma vardır. Bunların her biri birbirinden etkilenir. Birini diğer ikisinden ayırmak mümkün değildir. Selim bir akıl. Anladınız mı selim bir aklı? Sıhhatli bir cisimde olur. Bazen derler ya sağlam bir kafa sağlam bir cisimde bulunur. Selim bir akıl sıhhatli bir cisimde olur.

Sıhhat Allah’ın kulları üzerindeki en büyük nimetidir. Kanuni bile “Cihanda devlet gibi bir nimet yok. Ama sıhhat kadar da hiçbir devletin değeri yoktur.” Çünkü bu her insanın fıtri babdan baktığımız zaman sıhhatin ne olduğunu anlamayan var mıdır? Değil mi? Yoktur.

Selim bir akıl sıhhatli bir cisimde olur, sıhhat Allah’ın kulları üzerindeki en büyük nimetidir.

Allah Rasulu (s.a.v)’in buyurduğu gibi ;

2346 –

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مَالِكٍ، وَمَحْمُودُ بْنُ خِدَاشٍ البَغْدَادِيُّ، قَالَا: حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُعَاوِيَةَ قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي شُمَيْلَةَ الأَنْصَارِيُّ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ مِحْصَنٍ الخَطْمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، وَكَانَتْ لَهُ صُحْبَةٌ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ أَصْبَحَ مِنْكُمْ آمِنًا فِي سِرْبِهِ مُعَافًى فِي جَسَدِهِ عِنْدَهُ قُوتُ يَوْمِهِ فَكَأَنَّمَا حِيزَتْ لَهُ الدُّنْيَا

“Allah Resulü sizden her kim vücutça sağlıklı, kalben emin olup yanında gününe yetecek kadar rızkı bulunursa tüm dünya nimetleri onda toplanmış gibidir.”[1]

Dikkat ederseniz ne diyor? Sizden her kim vücutça sağlıklı, bir gün kalkarsın felç olmuş olabilirsin. İnme dedikleri şey. Kalben emin olup, bir de yanında gününe yetecek kadar rızkı olursa tüm dünya nimetleri onda toplanmış gibidir.

Şimdi bu hadisi şerif rastgele söylenmiş bir söz değil. Değil mi? Rastgele söylenmiş bir söz değil. Bunu bir tabip noksan söyler tabip mesela vücutça sağlıklı sözünü diyebilir ama kalben emin olup bu sözü diyemez. İsterse senin kalbin çöp bidonu gibi olsun, gününe yetecek kadar rızkı olsun bunu da bilmez. Bu ne demektir? Lüzumundan fazlasını isteyerek, onu kazanmaya çalışıp kendini helak edebilirsin. Çünkü az önce öğrendiğiniz ayette de;

وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُون

“Ben cinleri ve insanları sadece bana ibadet etsinler diye yarattım.”[2] Diyor.

Devam eden ayeti kerimede مَا أُرِيدُ مِنْهُم onlardan istemiyorum. Buradaki هُم zamiri nereye ait? Cin ve insanlara ait. مَا أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ  onlardan rızık istemiyorum. وَمَا أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ onlardan beni doyurup yedirmelerini de istemiyorum. إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ çünkü rızkı veren güç sahibi Allah tır. O ayetle siyak ve sibak olarak düşünsek rızkın ne alakası var? İşte Suud gibi yerde tevhidi öğrenen birisi o ortamın sorunlarına göre yazılan bir eseri mesela bu ayetten sonra, وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ ayetinin dışında tevhid dersi yapanların bu ayeti okuduğunu göremezsin. Hemen o ayeti anlatır biter.  Ama siyak ile bir ilişkisi var. Çünkü مَا أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ sadece bana ibadet etmeleri için yarattıklarımdan, beni rızıklandırmalarını istemiyorum. Yedirip içirmelerini de istemiyorum. Buna atabildiğimiz tek başlık ne biliyor musunuz? Allah’a kulluğa engel olan en büyük unsur en büyük mâni rızık endişesidir. Mesela başka bir ayeti kerimede Allah;

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱصْطَبِرْ عَلَيْهَا  لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقًا  نَّحْنُ نَرْزُقُكَ

“Ehline (ailene, çoluk çocuğuna, yakınlarına) namazı emret. Sen de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Rızıklandıran biziz.”[3]

Ne alaka? Namaz ile çünkü namaza mâni en önemli sebeplerden birisi rızık endişesidir.

Arkasından bakıyorsun:

وَلَا تَقْتُلُوا أَوْلَٰدَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلَٰقٍ

 “Rızık endişesi ile çocuklarınızı öldürmeyin.”[4]Diyor.

Şimdi baktığınızda göreceksiniz büyük, kocaman bir devlet ekonomik zayıflıktan dolayı biz gücümüzü gösteremiyoruz gibi söz eder ekonomik bağımsızlık, endişenin temeli rızık endişesidir.

Sahabe günlük yiyeceği dahi olmayan, doğru dürüst düşmanla mücadele edecek silahı olmayan kimseler. Ama İran’ı Fars diyarını ve Rum diyarını fethetmişlerdir. O zamanın Rusya’sı ev Amerika’sı.

Onun için rızk bu rızık risalesinin dersini yaparken dinlediniz mi onu? Ayriyeten bir dinlemeniz gerekir.  Onun için buradaki şu anki verdiğimiz başlıklar bu tahrici Silsiletus Sahiha’da başka kimden var Ebu Derda dan varmış ayriyeten İbn Ömer’den varmış bu rivayet.

Hadiste geçen سِرْبِ nefis demektir. Bir kavle göre topluluk demektir. Bu takdirde maksat kişinin aile ve ev halkıdır. Yani ev halkı ile sıhhattesin. Annen, baban, çoluk çocuğun bir sen değil.


[1] Tirmizi 2346

[2] Zariyat 56

[3] Taha 132

[4] İsra 31

Bir kavle göre bu kelime “سَرْبِ” diye okunur ve meslek yol anlamanı ifade eder. Bir başka kavle göre “سَرَبْ” olarak okunabilir ve ev manasında kullanılmıştır. Bu kelime ile ilgili yukarıda verilen bilgi Ali-ul Kari den nakledilmiştir. Tercümede bu kelime karşılığında “قَلْب” kelimesi kullanılıyor yani biz kalp kelimesini kullandık çünkü kamusda سِرْبِ kelimesinin kalp, nefis, yol ve cemaat manalarına geldiği bildirilmiştir.

Hadiste kişinin düşman tehlikesinden ve korkusundan uzak ve emin olması manası kastedildiğinden iç huzuru gönülce emniyet içinde bulunmak esas alınmalıdır demiş. Hadiste حِيزَتْ çektiğini anlatabilmek için külah gibi bir şey koyun. Fiili hizayet masdarından alınmadır. Hiyazet, toplamak ve birleştirmek demektir.

Dünyanın en muhteşem eserleri hala ayakta olan büyük medeniyetler yeryüzünün imarıda onunla olmuştur değil mi? Güç ile. Şimdi garip görürsünüz ama Çin seddi hala durur, eski binalar. Şimdiki binalar 50 seneden sonra eski sayılır betonlar bile. Yağmur, don çürütüyor. Gördüğünüz gibi dünyanın en müthiş eserleri hala ayakta olan büyük medeniyetler yeryüzünün imarı da bununla olmuştur.

Mükellefler Allah’ın kendisine vacip kıldığı şeyleri ancak bununla cisim ile. Cismin sıhhati ve kuvveti hayatın asli esasıdır. Her kim bundan nasip alırsa güzel ve saadetli bir hayatı ikame ederek tevfike yani başarıya Allah’ın inayetine, yardımına mazhar olmuştur.

Başka bir hadisi şerifte:

4168 –

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، يَبْلُغُ بِهِ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: ” الْمُؤْمِنُ الْقَوِيُّ خَيْرٌ وَأَحَبُّ إِلَى اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِ الضَّعِيفِ، وَفِي كُلٍّ خَيْرٌ احْرِصْ عَلَى مَا يَنْفَعُكَ، وَلَا تَعْجِزْ، فَإِنْ غَلَبَكَ أَمْرٌ، فَقُلْ: قَدَرُ اللَّهِ، وَمَا شَاءَ فَعَلَ، وَإِيَّاكَ وَاللَّوْ، فَإِنَّ اللَّوْ، تَفْتَحُ عَمَلَ الشَّيْطَانِ “

[حكم الألباني]

صحيح

Ebu Hureyre r.a dan şöyle dedi:

Allah Resulü (s.a.v) buyurdu ki:

“Güçlü, kuvvetli bir mümin Allah’a zayıf bir müminden daha sevgilidir ve daha hayırlıdır. Her ikisinde de hayır vardır. Sana menfaati olan şeylere hırslı ol. Allah dan yardım dile. Faydalı şeyler istemek, Allah dan yardım dilemek konusunda gevşeklik etme. Eğer hoşlanmadığın bir şey sana isabet ederse, başına gelirse keşke deme. Lakin Allah böyle buyurdu dilediğini yaptı de.  Çünkü keşke şeytan vesvesesin şeytan işine kapı açar. (Kadere karşı gelme düşüncesini kalbe sokar.)”[1]

Bunu en başta bulabileceğiniz Müslim de İbn Mace de ve Nesei de.

Dünya ve ahiret hayatının imarında bazen bunu şöyle deriz; dünya hayatının her saniyesi ahiret hayatının sermayesidir.

Yani ticaret yapacak insanın ilk sahip olması gereken şey sermayedir. Sermaye ne kadar iyi meblağa da bol miktarda sermayen varsa o kadar rahat güzel iş yaparsın.

Dünya ve ahiretin imarında sıhhatin ehemmiyeti, önemi, sıhhatin önemiyle beraber sahip olunan gücün sadece zulmün ikamesinde ve dünyanın imarında kullanılmasının tehlikeli ve ahiretin imarının ihmali cismin ve aklın sıhhati korunurken insanların birçoğunun hüsranına sebep olan iki nimetin gafletidir. Yani nimetten gafil ve mahrum olmayı gerektirir.

Bazen sıhhatli bir cisme ve kala sahip olmasına rağmen bunların hayra kullanılmaması da mevzuu bahis. Yani doğru dürüst bir sıhhat aklı olmayan zarara sebep olmaz. Aksine sıhhatli ve sahih bir akla cisme sahip olduğu halde bunu hayra kullanmayışı da şerdir. Kur’an’ın ve Sünnetin yönlendirmesi;

6412 –

حَدَّثَنَا المَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ هُوَ ابْنُ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: “ نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ: الصِّحَّةُ وَالفَرَاغُ

Abdullah İbn Abbas şöyle dedi ;

Allah Resulü (s.a.v) buyurdu ki ;

“İki nimette pek çok insan hüsrana uğramıştır. Sıhhat ve ferağ(boş zaman).”[2]

Sıhhat var ferağ var yani müsait boş zamanı var. Bu iki nimette insanlar hüsrandadırlar.

Sıhhat Allah azze ve celle nin kullarına azim bir hibesidir. Bu da ne demek bilir misiniz? Hibe nedir? Karşılık olmadan verilen, lütuf, ihsan edilen şey. Karşılığı yoktur bunun. Hatta Türkiye falan bir yere şu kadar milyon hibe etti diyor ya, geri alınmaz karşılığı beklenilmeyendir. Allah bize verdiğinin hiçbirinin karşılığını beklemiyor, şükürden başka. Oda bizim kulluk vazifemizdir zaten.

Sıhhat Allah azze ve celle nin kullarına azim bir hibesidir. Dünya ve ahiret saadetini teminde, yani kazanmada sebep kılınmıştır. Gücü ve taakadı nispetinde sorumluluk yüklemiştir. Bunun ile yani Allah’ın lütfettiği sıhhat ile onun emir ve nehiylerini yerine getiriyor değil mi? Sıhhatin olmazsa hacca bile gidemezsin.

Doğru dürüst sıhhatin olmazsa namazı bile bazı erkanlarını yerine getiremezsin. Binaenaleyh mürebbiyul azim yani en büyük muallim, terbiyeci Allah Resulünü kastediyoruz (s.a.v), ashabını terbiye ederken kadın, erkek, çocuk ayırt etmeden nebevi terbiye menhecinde cismin ve aklın muhafazasını asıl olarak göstermiştir. Önce inşası sonra korumak yani hem sıhhatli bakmak hem de sıhhatini koruma hasta olmaması için, sonra tedavi akabinde yaratılış gayesi olan kulluğun talimi.


[1] Süneni İbn Mace 4168

[2] Buhari 6412

Ebu Said – El Yarbuzi 

Yazan : Ankaralı Mehmet Şahin 

Onlar Yeryüzünü Gezip Dolaşmadılar Mı ?

Bizleri Takip Edin