Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Geçmiş ümmetlerin dalalet sebeblerinden biriside ihtilaftır

Geçmiş ümmetlerin dalalet sebeblerinden biriside ihtilaf edip parçalanmalarıdır.

Bugünkü dersimiz bundan sonraki derslerimiz ile müteselsel peş peşe gelicek olan bir ders serisidir.

Buna rağmen bu ders silsilesine bana sorulan bir soruya binaen böyle düşündük ve tertip ettik. Bana sık sık gelen soruların bazılarını bir araya getirerek tek bir soruymuş gibi bütün bir soruymuş gibi ele aldık.

Deniliyor ki muhterem hocam, senelerdir selefilik hakkında söylenilen çok çirkin iftiralar ve sözler işitiyoruz. Hasseten cübbeli meczubunun tetiklediği olayların akabinde selefilik hakkında öyle sözler edildi ki başından beri diyanet, diyanet mensupları ilahiyatçılar, İslamcı medya kalemşörleri, islam karşıtı medya, kanaat önderleri, siyasiler tabi bunların takipçileri de sosyal medyada kopyala, kes, yapıştır yolu ile yayınlar paylaşarak selefi düşmanlığı yapılmaktadır.

Sanki zamanımızda bu dönemde selefilik üzerinden islam düşmanlığı yürütülmektedir. Siz ise yani sizin bütün bunları takip ettiğinizi bilmemize rağmen sessiz kalmanızı yadırgıyoruz.

Ben şahsen miras olarak bizden sonra bu davanın sorumluluğunu yüklenecek kimselere sorunlu bir miras bırakmak istemiyorum. Keşke eskiden şöyle şöyle yapsaydık daha iyi olurdu denilecek bir miras bırakmayı düşünmüyorum. Binaenaleyh yazılarımız, konuşmalarımız sorun çözer nitelikte olmalıdır. Sorunu katlayan değil sorunu hafifleten daha hoş ortamın oluşmasını sağlayacak çözüm çareleri olmalıdır.

Bizim kızgınlığa kapılarak haddi aşan sözler ederek bloklaşmış bir cephe oluşturmamız katiyetle davamızın, İslam’ın lehine değil aleyhine olur. Eğer biz olması gerektiği gibi davranır, öyle hareket edersek belki zamanımızda bu akidenin yaygınlaştığı, herkesin kabul gördüğü bir ortamı göremeyiz ama en azından geleceğe dönük sorun bırakmamış oluruz.

Hatırlarsanız bazen şöyle ifade etme zorunda kalıyoruz bunu anlatabilmek için, tevhid davet olarak bizim toplumumuza Türklerin toplumuna 1540 senelerinde düşmüştür. Muhammed Birgivi vasıtası ile sonra onun talebeleri Kadızadeler diye meşhur olan kimselerin omuzladığı bir davet olarak görülür. Hoş bir başlangıç, çok erken bir başlangıç. Dünyada tevhid daveti ile bilinen bölgelerden daha önce başlayan bir davettir bu bizim içimizde. Ama Kadızadeler hasseten veyahut bu daveti benimseyip başkalarına da ulaştırmaya çalışma uğruna şiddete çok aşırı ifadelere başvurmuşlar. Bu davetin mahvolmasına yani sonuçsuz kalmasına sebep olmuştur.

Nasıl ki biz onları böyle anıyoruz, bizden sonra da bu daveti omuzlayacak kimselere daha yumuşatılmış bir ortam bırakarak daveti daha kolay bir şekilde devam etmelerini sağlayabilmenin temelini atarız. Selefilik hakkında memleketimizde, hasseten Türkiye de Muhammed Zahit El-Kevseri ile başlayan konuşulanların umumunun yani selefilik hakkında konuşanların umumunun en bariz müşterek yanları bilmeden konuşuyor ve yazıyor olmalarıdır. Hepsinin müşterek yanları budur. Bilmeden. Masa başı nazariyeler oluşturuyorlar İslam düşmanlarının selefilik hakkındaki söyledikleri sözleri ele alıyorlar hatta mit ’in bile raporlarında bizim ismimiz dahi yaşadığımız yer dahi doğru dürüst tespit edilmemiştir. Ne denli hakkımızda rapor tutulduğunu biliyoruz.

Ama her şeye rağmen elhamdülillah menfi diyebileceğimiz hiçbir kanaat oluşturmadık. Sadece müşterek bir yanlış şu, tabi bilmeden yazıyor, konuşuyor olmaları sözümüzü bu sözümle kendisini İslam’a nispet edenleri kastediyorum tanımadan bilmeden konuşuyorlar. Bu ise çok çirkin Müslüman olarak düşmanınız dahi olsa şöyle örnek vereyim, cübbelinin bize attığı iftiralara bakarsanız kendi akidesi ile inancı ile dahi bağdaşmıyor.

Çünkü Allah resulü bir hadisi şerifte ;

كَفَى بِالْمَرْءِ كَذِبًا أَنْ يُحَدِّثَ بِكُلِّ مَا سَمِعَ kişiye her duyduğunu söylemesi yalan olarak yeter. Cübbeliye güya selefiler hakkında bu bilgiyi birisi vermiş. O da araştırmadan, tetkik etmeden rastgele sözler söylüyor neden? Bizim onun akidesine, onun gibi bir akideye sahip olanların akidesine ters düştüğümüzü biz çok açıkça söylüyoruz. Bizim ters düşüşümüz onların akidesinin Kurana sünnete ters olmasından kaynaklanıyor. Hatta kendileri selefi menhec insanları Allah’ın sıfatlarına dair söz ettiklerinde bak bu vahhabilik alametidir diyor. Hemen bunu tecsim ve teşbih ile kıyaslıyor. Aslında en büyük teşbih ve tecsimciler kendileridir. Çünkü anlayamadıkları ayeti, hazmedemedikleri ayeti, idrak edemedikleri ayeti hatta bu ayeti böyle alırsak yanlış, dalalete düşerseniz diyerek Allah’ı itham etme noktasındalar.

Allah insanlar okuduğunda yanlış anlayıp yanlış inanacağı korkusu ile Allah’ın sözlerini tevil ederek güya zararsız bir hale getiriyorlar. Bu Allah’ı ithamdır. Eğer bir ismi Allah kendisi için zikretmiş, bir sıfat ile kendini vasfetmişse bizim o sıfat ile rabbimizi anlamamız teşbih ise kendisi şuan sıkça açık oturumda bulunduğu kanalların birisinde haşa “ete kemiğe büründü Mahmut diye göründü” diyen kendisi. Eğer Allah’ın Kuranda zikrettiği bir sıfat ile Allah’ı ananlar, teşbih tecsim ile itham edilirse cübbeli ne ile itham edilir? “Ete kemiğe büründü Mahmut diye göründü” diyerek. Bunu halkın izanına, insafına bırakıyoruz.

Ha kıvırtarak bunu yorumlamaya kalktı hadi kendine bu denli yorum hakkını tanıyorsan o sıfatları zikredenlerin de yorum hakkı vardır. Halbuki biz bunda yorum kabul etmiyoruz. O sıfatı rabbim nasıl zikretmişse öylece kabul ediyoruz ama devamlı ;

 لَيْسَ كَمِثْلِهِۦ شَىْءٌ ۖ  o hiçbir şeye benzemez, hiçbir şey de ona benzemez.

وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْبَصِيرُ Allah işitendir ve görendir. Bizim isim ve sıfatlar mevzusunda inancımıza dönük selefin menheci dediğimiz bir uslübumuz var. İslam karşıtlarına gelince İslam düşmanlığından yaptıkları çok açıktır. Yani kendisini İslam’a nispet edenlerin selefilik hakkındaki konuştukları sağ kesimi bunları kast ediyorum. Bilmeden yazıyorlar, konuşuyorlar. Katmerli bir cehaletin ürünü bu sözler. Gayrı Müslimler ile Yahudiler ile Hristiyanlar ile diyalog ortamı arayanlar Müslümanları bu denli iftiralar ile topluma düşman ilan etmeye kalkma insafsızlığın dik alasıdır.

Düşünün bu diyalog arayışları içerisinde mesela birileri kendisini tekfirci diye itham ediyor, inanın tekfircilerin en alası tasavvuf ehlidir kendi inançlarına göre la ilahe illallah diyen hiçbir kimseyi tekfir edemezsin, kıble ehlini tekfir edemezsin. Ama bu insanlar la ilahe illallah diyen insanları mücessime veyahut müşebbihe diyerek bunlar tekfir ediyorlar. Halbuki biz sözlerinde, fillerinde görmüş olduğumuz birçok şirk ve küfre rağmen bu söz şirktir küfürdür deriz ama bunlar kafirdir, müşriktir demiyoruz. Biz meselenin şeri kimliğini söylüyoruz. O suç ile mahkum olması gerekenin hükmünü vermiyoruz çünkü her halükarda cahilliklerine hükmediyoruz. Onları cehalet ile ithamımız bir hakaret değildir. Onları tekfir edersek o zaman bir şeyler desinler. Çünkü meselenin hükmü ehlince yapılması gereken bir iştir.

Bundan evvelki İslam düşmanlığı hasseten memleketimizde iki bin üçten önce İslam düşmanlığı umumen yürütülüyordu. Bakın İslam karşıtları bir tasavvuf ehlini dahi açık oturuma çağırmazdı. Müslümanım diyen herkes itham ediliyordu. İç düşmanlar, dış düşmanlar hepsi aynıydı irtica, laiklik gidiyor devleti yıkıyorlar teraneleri ile bunu yürütüyorlardı. Ha tedbirlerini de almışlardı. Üç kişi bir yerde toplanıp kitap okusalar işte devleti yıkmaya çalışıyorlar, irtica ile itham ediyorlardı yüz altmış üçüncü madde üç yüz on iki bunların tedbirleri idi. Harici düşmanlar Avrupa, Amerika, batı umumen İslam’a düşmanlık yapıyorlardı anladılar ki doğrudan İslam düşmanlığı kendilerine zarar veriyor bu sefer Müslümanların yanında güya onlar ile beraber doğru olmayan İslam’a karşı olduklarını sergileyerek gelecekte hareketlenme ihtimali çok büyük Müslümanların davasına İslam aleminde sahip çıkacak düşüncenin omurgasını temsil edecek selefi menhec üzerinde İslam düşmanlığı yapmaya başladılar.

Baktılar ki kendi içlerinde kendilerine Müslüman diyen İran başta sair İslam beldelerindeki tasavvuf ehli de selefiliğe düşman ha içten de taraftar bulma gayreti ile baktılar ki kendilerinin artık işgal ile harp ile Müslümanları susturacak takatları olmayacaktı. Bunu Ruslar üzerinde gördüler. Oradaki daveti destekleyen selefi menhecli kimselerdi. Hatta Rusların işgaline sebep sair Müslümanlar da bir araya gelmişti.

 Buna sebep İslam düşmanları Müslümanların yanında İslam’a karşı mücadele hatta öyle yaptılar ki bizim asırlardır birliktelik sağlayamadığımız iman’ın tarifinde bile bir zaman bazılarınız hatırlayacaktır o zaman Aydın Doğan’ın yayın organı olan kanal d de on üç on dört kişinin bulunduğu bi ortamda iki sunucu idare ediyordu birisi erkek birisi bayan. Bir açık oturum vardı. İmanın tarifi üzerinde konuşuyorlardı. Güya kendilerini İslam’a nispet eden o zevat öyle bir tarif çıkardılar ki ortaya sunucu bile buna şaşırarak, erkek olan sunucu dedi ki hocam, birisine dönük on dört asırdır hala iman tarifi üzerinde birliktelik sağlanmamış her halde bundan sonra sağlamayı düşünmüyorsunuz değil mi? Yani on dört asırdır başarılmayan şeyi şimdi mi başaracaksınız? Hatırladığım isimlerden Sadık Albayrak vardı gazeteci o cevaben dedi ki, bu tariflerin farkılılığı çokluluğu İslam’ın cihan şümul olduğunun ispatıdır dedi. Şimdi İslam bütün insanlığa yollanılmış bir dindir güya ihtilaflı, farklı, bir biri ile çelişen ve yahut bir birine göre diğerinin noksan kabul edildiği bir tarife İslam’ın cihan şümullülüğünün ispatı olarak sunuyor nasıl bir hamaseti diniye ile bu sözü söyledi ise karşısındakini de aptal zannederek bunu söylüyorlar. Bayan sunucu dedi ki hocam, herkesin kendisine göre anladığı, ortaya attığı bir tarif herkes kafasına göre anlıyor hani diyorlar ya herkesin bir anlayışı var Kuranı bu denli anlayışa açma bakın ne gibi bir felaket getirir? Bayan dedi ki hocam böyle bir tarifin bağlayıcılığı olmaz ki. Herkese göre bir anlayış olursa Kuranda nasta hiç kimsenin anlayışı bir başkasını bağlamaz, bağlayıcılığı kalmaz dedi.

O kadar bilinçli güzel bir cevap verdi ki yine buna rağmen bataklığa batan birisinin misali kıpırdamaya çalışıyor ve kıpırdadıkça da batıyordu.

Düşünün imanın Türkiye deki insanları bunlar aslen Maturidi itikadına göre terbiye edilmiş, eğitilmiş kimseler aynı inanç esaslarına sahip olmalarına rağmen o denli bir ihtilaf var ki bu ortamda inananlar birbirlerine sergiledikleri düşmanlık ancak din düşmanlarının yapabilecekleri bir şey.

Düşünün Afganistan cihadı Ruslara karşı kazanıldı bu zafer Müslümanların ihtilafı ile hezimet görüldü. O kazanılan cihadın meyvesini gayri Müslümler, Hristiyanlar, İslam düşmanları yedi. Senin bu perişanlığı fark eden Avrupalı batılı İslam’ı onlar bize tarif etmeye başladılar. Müslümanların yanında İslam’a karşı mücadele edecekler. Çok güzel tespitler yapıyorlar. Ondan sonra bakın radikal Müslüman vardır köktenci dedikleri veyahut şiddet yanlısı ılımlı İslam vardır hoş görülü İslam vardır, diyalogtan yana İslam olabilir ve bu sefer Müslümanları bu söyledikleri sözler ile etkilediler. Aynı ifadeleri bizim İslam düşmanı olan medya da kullandı ve bunların tesirinde kalan gavur seviciler de kullandılar.

Öyle oldu ki yüksek lisans kaliteli akademisyen toplumun taktir ettiği akademisyen olabilmesi için Avrupa da müsteşriklerin eğitim merkezlerine giderek oradan mastır doktora yapanlar çoğaldı, onlar meşhur oldular. İslami eğitimi onlardan aldılar.

Hani biz köklü bir İslam topluluğu idik? Güya İslam’ı en iyi yaşayan bizdik. Bizden doğru dürüst İslam’ı öğretecek kimse yoktu, kalmamış mıydı veyahut.

Onların bıraktığı eserlerde mi yoktu? Şimdi umumen dünyada selefilik üzerinden İslam düşmanlığı tabi burada katiyetle selefi menhece muhalif olan tekfirci zihniyeti karıştırmamak gerekiyor. Eğer bu insanlar akideyi bilselerdi sapık fırkaları bilselerdi bunu defaatle akide derslerimizde söyledik Maturidiler Mutezili menhec üzeredirler. Şimdi düşünün kerhi diye birisi, eğer bizim Kurana sünnete ters bir sözümüzü görürseniz şüphe etmeniz gereken sözümüz değil şeklinde ters düşen ayet hadis tevil edilir veyahut o hadis zayıftır diyor. Akıl öne alınır. Farabi de böyle bir söz etmiş. Akıl dine değil din akla tabii olur diyor. Fahruddin Razi de aynı sözü söylüyor Eşari mezhebinin imam Eşariden sonra tedvininde emeği geçen Bakillani ile Fahruddin Razi’dir. Bunlar da diyor eğer akıl ile nakil birbiri ile çelişirse biz aklı öne alırız diyor. Nakil tevil edilir diyor. Bu insanlar menheçte Mutezilidirler. İki kere iki dört anlaşıldığı gibi nettir bu. ama bu insanlar kendi akide kitaplarında bile Mutezilenin sapık bir fırka olduğunu bilirler. Mutezile sapık bir fırkadır der. Müşebbihe sapıktır derler halbuki kendileri tecsimin alasını yapıyorlar. Çünkü bu toplumdaki evliya velilik dediğimiz şey Budizm den Şamanizm den bize geçen insanların tanrısal nitelik kazanma gayretleri akabinde nitelik kazanma inancı vardır. Tasavvufta da şeyhlere verdikleri budur.

Bunca sahip oldukları doğru bildikleri akidelerini dahi bilmeyen bu insanlar selefilik hakkında bu denli söz etmeleri bence çok dikkatli davranmamız gereken bir konudur. Selefi menhec dışında kalan herkes ılımlı Müslüman, İslam düşmanlarının da ılımlı Müslümanların da tek düşmanları selefilerdir. Oluşturulmak istenilen ortam budur. Bilmeden işlenen bu düşmanlık adına sarf edilen sözlerin havada uçuştuğu bir anda şuan bu meczup cübbelinin tetiklediği ortamda bizim selefiliği müdafaa etmemiz yanlış bir üslup olur. Karşı tarafın daha çok azmasına, rastgele sözler etmesine ya hiçbir şey olmadan ispat edemeden bile iki bin silahlı yine evvelki gün bir sohbeti oldu, kıvırttıkça kıvırtıyor. Ya insan dürüst olur yaptığı hatanın yanlış olduğunu anladıktan sonra bunu itiraf, kabullenme özür dileme de dürüstlüktür. Müslüman olarak bizim inancımız bunu gerektirir. Kinimizin nefretimizin birisine olan düşmanlığımıza sebep onun hakkında rastgele söz söylememiz aptallıktır. Hele bu adamlar tekfirciler ile selefileri nasıl ayırt etsinler ya. İtham ettikleri şeyin alasını kendileri yapıyorlar bunun bile farkında değiller. Dikkat etsinler bugün söylediği söz ile taban tabana birkaç gün sonra çelişen söz eden kişide o şeytanın oyuncağıdır. O kişi söylediği sözleri dahi takip etmekten aciz kişidir. Onlarcasını sosyal medyayı takip edenler görecekler ki onlarca böyle çelişkili söz eden birisidir bu.

Evet selefiliğin müdafaa etmemiz karşı tarafın daha çok azmasına rastgele söz etmesine Yahudi ve Hristiyanlar ile diyalog arayışında olanlar düşünün Müslümanım diyen kimselere bu yaptığı düşmanlığı bağdaştıramazsınız. Yapamazsınız bunu. Kanaatimce şuana kadar beklememizin diyelim selefilik hakkında yazacakları bundan ibaret ya diyanet reisi dahi bundan önceki bilinçsiz hareket ediyor. Bilinçsiz yazıyor.

Ruşen çakır ile bir röportajında Ruşen çakır da üçkağıtçılık yapıyor, bizim sözümüzü aktarırken biz demiştik ki ben Avrupa da sosyalistlere oy veriyorum. O şimdi nasıl aktarıyor? Ben diyorum ki Türkiye de solcu kominist var Avrupa’da da. Türkiye’deki solcular din düşmanı Avrupa’dakiler dinsiz. Türkiye’dekilere oy vermem din düşmanı oldukları için ama o müşrik oldukları için vermem diyor Ebu Said diyor. Hangi meslekten olursan ol dürüst olmalısın. Ve yahut sözü aynen aktar onda suç ara.

Biz din düşmanı ile dinsizi dahi aynı seviyede tutmuyoruz.

Dinsizin zararı kendine ama din düşmanı bizim ilk düşmanımızdır. Bunu köpek severlerin hayvan severlerin ha hayvan sevgisi kötülemiyoruz onların bir insan sevgisine bakın insan sevgisi ile köpek sevgini bir ölçün, Müslüman sevgisi ile gavur sevgisini bir ölçün. Kanaatimce selefilik hakkında yazacakları bundan ibaret. Bundan sonra yazsalar yazsalar şimdiye kadar yazdıklarını tekrar etmekten başka bir şey yapamayacaklardır.

Selefi menhec

iman ehlinin yani kıble ehlinin yani Kuran ve sünnete inanan taifenin dinini anlamada ve yaşama tatbik etmesi gereken usuldür bu. Binaenaleyh yani selefi menhec üzere daim olanların vasfıdır bu. Ehli sünnet dediğimiz kimseler selefi menhec üzere ha bizim diyor ilk cihadımız, en önemli mücadelemiz diyor cübbeli bu son oturumda selefiler ile diyor, vahabiler ile mücadele etmektir diyor. Düşünün bu adam ehli sünnet değildir ama kendisinin ehli sünnet olduğunu söylüyor. Ehli sünnet sünnete uyandır. Hayalinde geçmişinin dedelerinin uydurduğu bir dine uymak değildir. İsmen nispet hiçbir şey ifade etmez. Bakın din düşmanlarının oynadığı oyuna Müslümanların yanında İslam’a karşı mücadele ederler çünkü Müslümanları da bunda kullanmak bu DAEŞ olsun kaidedeki kullandıkları kimseler olsun Müslümanlardan İslam’a karşı kullandıkları, mücadele ettikleri kimselerdir. Kaldı ki şuan hükümet bile bunu defaatle açıkladı DAEŞ bir İngiliz projesidir. Herkes bunu biliyor ama hala selefilik ile DAEŞ ’i örtüştürme aynı yerde kullanma, cidden İslam düşmanlığın en açık net tezahür eden şeklidir bu. Hristiyan severlerin Yahudi severlerin Müslümanlara her halde muamelesinin daha farklı olması gerekiyor. Eğer bir yanlış görüyorlarsa gelir doğrudan doğruya bizim ile konuşurlar.

Binaenaleyh ehli sünnet yani selefi menhec üzere daim olanların vasfıdır. Bu vasfa sahip olanlar ile olmayanların çekişmesinden önce bu toplum daha imanın tarifinde bile bir birliktelik sağlayamamıştır. Aynen az önceki aktardığım gibi kanal d’de inanın imanın tarifinde bu toplum daha ittifak edememişlerdir. Bunun sebebi esas bizim mevzumuzun esas konusu iman meselesi tarifinde bu kadar ihtilaf edilen iman Kuranda ve sünnette çokça bahsi geçen mevzusu geçen işlenmiş en ayrıntılı teferruatına kadar izah edilen bir meseledir. İlim ehli de Kuran ve sünnete dayalı bu mevzuda hadisçiler kastediyorum hadis mecmualarının muhteviyatında başta ortada sonda bakıyorsunuz bazıları kitabının başında kitabul iman diye bir bölüm ayırmış, bazılar kitabu sünne demiş farklı isimler ile ele almışlar bunu. Bazıları müstakil eserler yazmış. Hiçbir şekilde ne Kuran ne de sünnet ne de sahabe sahabe ki imanda onlar gibi iman etmek ile emrolunmuş bir toplumuz biz. Çünkü Allah ;

فَإِنْ ءَامَنُوا۟ بِمِثْلِ مَآ ءَامَنتُم بِهِ [1] eğer sizin dışındakiler zamanında, daha sonra sizin gibi iman ederlerse ancak hidayet üzeredirler.  Burada sahabe bize klavuz olarak zikredilmiş. Örnek verilmiş. Neden? Kuranı sünneti doğrudan doğruya resulden talim ettikleri gibi uygulamalarına baktığınız zaman izah edilmesi gereken, yanlış yaptıkları yerler mutlak resule arz edilir. Onun tarafından tekrar beyan edilmiş, açıklanmıştır. O denli hassastılardı ki iman meselesinde hatta gelen rivayette bir çok sahabeden geliyor;

“Biz Kuranı öğrenmeden önce iman etmeyi öğrendik” diyor. Ne anlama gelir bu? Tabi ki bunların anlayışları iğdiş edilmiş, iğdiş bir anlayış ile bunu anlaman mümkün değil. Taa İslam’ın sadrında, başında amel imandan değildir sözünü sarf ettiler ise ameli imanda saymıyorsa  şimdiki gördüğünüz Deizm ’in temeli o zaman atılmış dedik. Şimdikiler de sadece bir yaratıcıya inanıyor hiçbir emir ne hiçbir şey kabul etmiyorsa tabi ki hiçbir sorun başladığı gibi masumane kalmaz. Şimdi de bu boyuta ulaştı. Doğru bir çizginin yanında milimetrik açı ile sağa çekilen bir çizgi ilerledikçe ne kadar açılacağını düşünebiliyorsanız bunu da fark edersiniz. Ama bu insanları düşünceleri muhakeme güçleri iğdiş edilmiş hadım yani bunu anlamaları mümkün değil.

O zaman biz amel imandan değildir demişsek temeli atılmıştır ondan sonra geliyorsunuz sahabe biz Kuranı öğrenmeden evvel imanı öğrendik derken amel etmeyi öğrendik. Her gelen emri tereddütsüz kabul ettik, teslim olduk. Sahabenin vahyi telakki bab’larına bakarsanız nasıl bir teslimiyet ile kabul etmişler, resulden gelen bir haberi nasıl kabul ediyorlar bir bakın. Sahabe birbiri ile yolda sokakta karşılaştığında gel biraz تعال نؤمن ساعة biraz iman edelim sözü iman hakkında öğrendiklerini müzakere etmeyi kasteder. İman bu kadar bahsedilmiş, bahsi geçmiş ele alınmış ihmal edilmemiş bir mesele iken şöyle olması gerekmez mi? Hiç ihtilafa mecal bırakmayan bir netlikte gelen bu iman hiç ihtilafın mevzu bahis olmaması gerekiyordu ama ihtilafın vukuu da bir gerçek. Hem de en tehlikeli ihtilaf imanı meselelerde olmuş herkesin delili de Kuranda ne garip. Hadisten, yetmediyse hadis de uydurmuşlardır. Çünkü hadis uydurmanın sebeplerine baktığınız zaman kendi akidesini daha güçlü göstermek için uydurmalar vardır. Onlar bile bunu uydururken rast gele uydurmadılar. İnsanlar çok az Kuran okumaya başlayınca Kuran okumaya teşvik için bu uyduruculardan birisi Kuran okumanın fazileti hakkında diyor insanları teşvik edebilmek için.

Şimdi îtikadi boyuttaki ihtilaflar en tehlikeli olan ihtilaflardır.

Bir tekfirci ile selefiliği ayırt edememeleri çok normal değil mi? Daha besmele çekemeyen birisini İzmir de selefilerin başı olarak gösteriyorlar. Daha kendi adını dahi doğru dürüst yazamayan birisi.

O zaman iman bu kadar mevzusu edilmiş, konuşulmuş işlenmiş bir mesele iken ihtilaf ne anlama gelir? Kaybedilen imtihandır burada. Anlatılmadığı için, izah edilmediği için, işlenmediği için ha bu toplum diyebilir bu toplumda iman olduğu gibi aktarılmamıştır. İman hakkındaki anlatılanlar bu insanları sapmasına sebep olmuştur. Tabi ki Akif burada İslam adına ne öğrenmişse Mısır’a gittiği zaman ister istemez Cemalettin Afgani’nin ve avanelerin tesirinde kalıp kader inkarcılığına dönük söz edebiliyor Akif gibi bir şair. Burada cahil bırakılan birisi Mısır’a herhangi bir sebep ile okumaya giderse tabi ki tekfirciliğe karışıcaktır veyahut akidesi bozulacak bunlara göre.

Tekfircilik bizim de kabul etmediğimiz, tekfirciler ile katiyetle karıştırmamak gerekir ha bazıları çok dürüst mesela Ebu Hanzala net bir şekilde ben selefi değilim diyor. Ama birbirimize benzeyen ameller olamaz mı? Olur. Sözler de olabilir müşterek sarf ettiğimiz. Ama rastgele alel ıtlak önüne geleni tekfir etme haricilerin sıfatıdır.

Bu imtihanı kaybedenlerin ulaşmış olduğu neticedir. Değilse anlatılmayan, izah edilmeyen bir şeye sebep değildir iman mevzusundaki bu denli ihtilaf.

Bizim bundan sonraki yapacağımız dersler hem bilgi vardır hem de usul vardır. Buna sebep bu dersin adını görmüşsünüzdür. Geçmiş ümmetlerin dalalet sebeplerinden birisi de açık deliller beyyinat hüccet geldikten sonra ihtilaf ederek gruplara yani parçalara ayrılmalarıdır.

[1] Bakara 137

Önce şunu söyleyelim ihtilafın memduh yani methedilir iyi bir şekilde ifade edilerek zikredildiğini bulamazsınız,

İhtilaf rahmettir

alimlerin ihtilafı şudur, bu ihtilaf budur şeklinde söylenilen sözler temelden Kurana ve sünnete terstir. İhtilaf nerede mevzusu geçerse geçsin Kuranda sünnette devamlı zemmedilmiştir. Bütün fitnenin başı da bu çünkü Allah yine Kuranı kerimde Ali imran da bizi geçmiş ümmetlerin dalalet sebeplerinden birisi derken buna sebep diyoruz ;

وَلَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ تَفَرَّقُوا۟ وَٱخْتَلَفُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ ۚ وَأُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ[1]

Sakın ha sizden öncekilerin açık deliller geldikten sonra çünkü tamamlanan dinde her şey açıklanmıştır. Açıklanan bir dinin eksik kalan bir yönü yoktur. Değilse Allah azze ve celle’nin ;

ٱلْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ [2] sözü çok abes olurdu. Hatta resulden gelen dört beş sahabeden geliyor, sizi cennete götürecek ne varsa hepsini açıkladım cehennemden uzaklaştıracak ne varsa hepsini açıkladım diyor. Enes ten gelen rivayette hatta semada kanat çırpan kuştan da haber verdi diyor. Buna yakın kelimeler ile kurulan birçok cümleler bulursunuz.

Din tamam bir dindir, tamamlanmış bir dindir. Resul vahyi almıştır, vahyin ilk kısmını Kuranın lafızlarını vahyin ikinci kısmı ise bu inen lafızların ayetlerin beyanı niteliğindeki sözlerdir biz buna sünnet diyoruz.

Kim gayzından çatlayacaksa çatlasın gebericekse gebersin. Bu din tamamlanmıştır. Ve Allah bizim bizden öncekilerin açık deliller geldikten sonra ihtilaf edip parçalandıkları gibi parçalanmayın diyor. Çünkü ihtilaf parçalanmanın sebebidir. İhtilaf zemmedilmiştir her şekli ile. Ama bizimkiler ihtilafta o kadar boğulmuşlar ki, ihtilafta doğmuşlar, ihtilafta büyümüşler, ihtilafta ölmüşler artık ihtilaf kurtulma diye bir sözü kabul etmiyor bu sefer ihtilafa rahmet demeye başlamışlar. Kurtulamayınca onu güzel gösterme bunun ümmet içinde tezahür eden birçok şekli vardır.

Şimdi nasıl dinini hakkı ile yaşayan birisi tutup radikal bir Müslüman olarak tesmiye edilir?

[1] Ali imran 105

[2] Maide 3

Dinine pamuk ipliği ile bağlı olan birisi de ılımlı Müslüman görünüyor. Kafiri hoşnut eden ılımlı Müslüman kafirin hoşuna gitmeyen birisi ise radikal bir Müslüman. Ya Allah diyor ;

وَلَن تَرْضَىٰ عَنكَ ٱلْيَهُودُ وَلَا ٱلنَّصَٰرَىٰ حَتَّىٰ تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ [1] sen onların dinlerine tabii olmadıkça, onların hoşuna giden iş yapmadıkça Yahudi ve Hristiyanlar senden memnun olmaz diyor. Ha Yahudileri hoşnut etme zorunda mıyız? İnsanlarsa insan gibi davranırız. Ehli kitapsa ehli kitap gibi davranırız Kuran sünnet nasıl emretmişse.

Binaenaleyh açık deliller geldikten sonra beyyinat, hüccet ihtilaf edip parçalananlar gibi olmayın diyor burada sizden öncekiler deyince Yahudiler ve Hristiyanları kastettiğini anlıyoruz ama Ebu Said el Hudri den gelen rivayette diyor ki ;

لَتَتَّبِعُنَّ سَنَنَ الَّذِينَ مَنْ كانَ قَبْلِكُمْ siz sizden öncekileri öylesine takip eder izinden gidersiniz ki, شِبْرًا بِشِبْرٍ وَذِرَاعًا بِذِرَاعٍ karışı karışı kulacı kulacına onlara uyarsınız diyor. Hatta onlar bir kelerin böceğin deliğine girse siz de girersiniz diyor. Bunu dinleyen sahabelerden birisi diyor ki ;

يَا رَسُولَ اللهِ آلْيَهُودَ وَالنَّصَارَى؟ ondan kastınız Yahudiler ve Hristiyanlar mı? قَالَ: «فَمَنْ» ya kim olacak diyor.

Bu ayetin açıklaması bu gibi açıklaması niteliğindedir. Ha dikkat ederseniz burada hadis inkarcılarının inkarına sebep bu hadisin Kurana tersliği var mıdır? Açıklayıcı nitelikte midir? Ha bunu inkarları Yahudi ve Hristiyanlara benzetmek onları hoşlarına gitmediği içindir. Kim açık deliller geldikten sonra teville, tevilin onlarca çeşidi var bunlar bir yerde masum teviller değil, iblisin tevili gibi. Hak olan ateşten yaratılması hak Adem’in topraktan yaratılması hak ama kendisinin ateşten yaratılmasını üstünlük vasfı olarak görüyor ve Allah’a isyan ediyor.

Onun için Yahudi ve Hristiyanlara benzemekten nehyedilmişizdir. Hem de onlara tabii olup uyacağımız çok açıkça da söylenilmektedir. İhtilafın vukuu gerçek ama ihtilaftan sakındırılmışızdır.

[1] Bakara 120

İhtilafı öven iyi gösteren çok masumane gösterme bu şeytanın oyunu. Bu sözleri edenler de şeytanın oyununa geldiğini fark etmeleri gerekiyor.

O zaman biz bu ihtilafa sebep olan veyahut bu ihtilaftan kurtulmanın yolu. Belki bu söz yüzde yüz bütün ihtilaflardan kurtulma mümkün olmayabilir. Çünkü asırlardır bunun temeli atıla atıla gelmiştir. Üstüne bina yapmışlardır. Çok katlara ulaşmıştır bu katmerli cehalet şimdi. O zaman telafisi biz yapabildiğimiz kadarı ile. En azından aramızdaki cehaletimize, cahilliğimize sebep ilmimizin kısırlığına sebep vukuu bulan ihtilafları aramızda husumete dönüştürmemek. Veyahut ihtilafa sebep parçalanmamaktır. Kendini karşı cephede görmektir. Ha en doğru kendisi olduğunu düşünmek zaten bu geçmiştekilerin yaptıklarıdır dinlerinde ihtilaf edip parçalananlar için ;

كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ [1] herkes kendi düşüncesinin en doğru olduğunu söylüyor. En iyi İslam’ı yaşayan o genelde de diyoruz Türkler ümmet içinde İslam’ı en iyi yaşayan diyoruz. Kim demiş bunu? Her topluluktan İslam’ı iyi yaşayan kimseler vardır. Ama katiyetle kişiye nispet edilmez bu. Biz en haktayız, en doğruyuz diyemeyiz. Bunun için derslerde devamlı tekrarladığımız gibi, doğru yolda olduğunuzu ispat edin doğru yolda olduğunu söylemeyin. Söylediğiniz sözü Kuran ve sünnete göre ispat edin. Yaptığınız ameli Kuran sünnete göre ispat edin sahabe de böyle yapmış deyin. Onların tasvibi ile bize ulaşmış çünkü Allah bu sadette diyor ki başka bir yerde ;

وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلْهُدَىٰ وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ ٱلْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلّٰى وَنُصْلِه۪ جَهَنَّمَۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يرًا۟

Her kim müminlerin yolundan ayrılarak resulün açıkladığı, beyan ettiği doğru yoldan ayrılır ve resule ters düşerse onları döndüğü yerde bırakırız ve alır ateşe atarız. Orası ne kötü gidilecek yerdir diyor.

O zaman bize açık deliller beyyinat gelmiş sahabe bunu aktarmış adam artık öyle gelmiş ki isale hattında patlatmadık yer kalmamış ta kaynağını bulandırmaya çalışıyor. Şuan İslamoğlu denilen nemenem olduğu bilinmeyen birisi sahabeye laf atıyor. Sahabe her şeye rağmen Allah’ın Kuranda daha onlar dünyaya gelmeden Tevrat’ta ve İncil’de övdüğü kimselerdir. Her şeye yani bütün hatalarına rağmen övülen kimselerdir.

[1] Muminun 53

O zaman bizim imanda neden ihtilaf ettik, kaybettik değilse iman anlatılmadığından değil. İman önemsenmediğinden değil ha şimdi önemsemeyenler var. Adını bile söylemekten ben sakınca görmüyorum Kul Sadi denilen zat ile ilk görüştüğümde haber yolluyor, ben imanımı kimse ile münakaşa etmem diye. Doğru olduğu bilinen, zannedilen bir şeyi münakaşa edilir mi? Birilerine anlatırsın. Sahabe rastladıkça birbirlerine gel biraz iman edelim diyorlarmış. Bu imanını konuşmaktan korkuyor hepsi böyle.

Evet inşallah silsile halinde başlayacağımız dersler iman mevzusunda nerede, neden ihtilaf edilmiş mesela az önce dediğim gibi usul hepsi usulü hadis olsun usulü fıkıh olsun, tefsir olsun Kuranı sünneti kolayca anlayabilmenin yoludur. Ama öyleleri var ki kaide koymuş, usul Kuranı sünneti süzgeçten geçiriyor. Kerhi büyük Hanefi usulcülerinden birisi söylediği söze bakın, bizim Kuran sünnete ters olduğu zannedilen sözlerimiz dikkate alınsın o ayet ya mensuhtur tevil edilir, hadis ise doğru değildir diyor. Ebu Hanife’ye bakın, bizim Kuran ve sünnete ters olan bir sözümüzü bulduğunuzda alın onu duvara çarpın diyor. Şimdi biz Ebu Hanife’nin bu sözünü hak biliriz ama kerhinin söylediği bu söz dalalettir. Fahruttin Razinin söylediği söz dalalettir. Bunu hele imanda zaten iman hakkındaki gelen bütün naslar bizzat usuldür.

Bu günkü sohbetimiz bu kadar. İnşallah bundan sonra cumartesi günleri sohbetimiz devam edecek rabbim sohbete mani bir sebep vermesin.

Soru cevap

Ebu Hanzala’yı dinleyenlere ne nasihat edersiniz?

Az önce dediğim gibi Ebu Hanzala pis bir tekfircidir çünkü tekfir etmediği bir alim yoktur. Önceleri IŞIDİ desteklediğini bizzat kendi söylüyor, selefi olmadığını da söylüyor bu dürüstlüktür. Bence dürüsttür bu yönden tebrik etmek gerekir. İnsanlara şimdi şunun sohbetini bunun sohbetini dinle dinleme diyemeyiz. Ama tekfircidir cahil olan kimseler bu denli fitnelerden kendilerini koruyamazlar. Mehmet Akif gibi birisi ki Arapça bilen birisi şair birisi edip Türkiye de kader mevzusunda cahil bilgisiz olması hasebi ile Mısır’a gittiğinde Cemalettin Afgani ve avanileri ile tanışıyor ve kader inkarcısı oluyor. Yani bu toplum düşünün bizim toplumumuz Türk toplumu bütün fitneleri kolaylıkla kabul edecek bir yatkınlığa sahiptir.

Düşünün şimdi siz amel imandan değildirin neticesini on dört asır sonra deizm ile görüyorsunuz ama kimse geçmişteki başladığı yeri ve onun uzantısı olduğunu fark etmiyor. Bunun gibi birçok misal verilebilir. Ebu hanzala’nın sohbetini muhakeme edebilen mukayese edebilen birisi dinlesin cevap verir, o fikre düşenleri ikna etmek için söz edebilir ama rastgele birisinin dinlemesi doğru değildir kendisini koruyamaz. Ha buna rağmen söylediği İslam a uygun yerler var mıdır? Tabi ki vardır. Onunla bizim çakıştığımız en önemli nokta tekfir etmesidir.

Mezhebimizi soranlara ne şekilde cevap vermeliyiz, selefi olduğumuzu açıkça beyan etmeli miyiz?

Selefilik bir mezhep değil. Selefilik katiyetle birisinin düşüncesine, sözüne, adına nispet de değildir. Selefilik toptan sahabeye, sahabeden sonra o yolu takip edenlerin menhecine nispettir. Öyle olsa biz Ebu Bekir’in mezhebinden oluruz. Ama biz sahabenin yolundayız. Belki kelime anlamı ile sahabenin mezhebindeyiz desek bu uygun olur. Ama Hanefilik, Şafilik az önce dedim ben Ebu Hanifeyi bir İslam Alimi olarak takdir ederim ama ben Hanefi katiyetle olmam. Kerhi Hanefilerin büyük usulcülerinden birisidir o kitabına da bir çok şerh yazılmıştır ama kerhinin o sözü dalalettir ama hala bu ortamda kerhinin bu sözü öyle demek istememiştir diye tevil etmeye kalkıyorlar yapılan iş ortada. Farabi nereden aldı o sözü? Akıl dine değil din akla tabidir diyor. Bu toplum şimdi laikliği kabul eder mi eder, demokrasiyi de eder. Ondan sonra aklın yolu tektir der. Siz düşünsenize ne kadar insan varsa akıl varsa o kadar aklın yolu çoktur. Vahyin yolu tektir. Aklın yolu yüzlercedir.

Ebu Said Hoca 

Yazar: Ankaralı Mehmet Şahin 

28 Kas 2020