Pazariçi, Ordu Cd. No:306, 34240 Gaziosmanpaşa/İstanbul
+90 (0534) 625 48 49
ilmedavetdernegi@gmail.com

Fıtrat İman Tevhid

Fıtrat İman Tevhid

Fıtrat İman Tevhid 

الفطرة, الايمان, التوحيد Bu kelimeler, eğitilmemiş toplum nezdinde devamlı aynı anlama delalet eden kelimelermiş gibi kullanılır. Birbiri yerine kullanılır.

Tabi bunlardan daha fazlası var akide, din, iman, İslam hepsi aynı manaya delalet eden farklı kelimelermiş gibi kullanılıyor bu toplumda.

Bir çok şeyde olduğu gibi imani, tevhidi meselelerde de bu toplumun ifade sorunu var.

İfade sorunu olunca anlama sorunu var demektir.

Şimdi bu gibi kelimelerin, iki daire yapın, bir daire de yanına bunlar iki farklı kelime ama burada her birinin birisi ile yüzde yirmi beş gibi müşterek bir anlamı mümkün ama yüzde yetmiş beş anlamı bırakıp yüzde yirmi beşleri birleştirirsek bir çok değeri tahrif etmiş olabiliriz.

Onun için iman yetmiş küsür şube derken, ala ile ednanın arasını doldururuz biz, saymayız.

Sığdır sığdırabildiğin kadar imanın cüzlerini. Her amel imandan bir cüzse zaten neler var neler.

Önce öğreneceğimiz meselede kavram kargaşasını gidermek gerekir. Kavram kargaşası ne demek? Bir şeye farklı anlamlar yüklemişler, herkes kendine göre bir anlam yüklemiş.

Diyelim ki Tasavvuf ehli tevhitten bahsediyor, doğru mu? Evet. Siyasiler tevhitten bahsediyor, Sofiler tevhitten, fukaha tevhitten, ilahiyatçılar tevhitten biz tevhitten bahsediyoruz Şialar da tevhitten bahsediyor ama herkes kendine göre geçmişinin kendisine bırakıp öğrettiği gibi bir anlam yüklemişler.

İcabında siyasiler mesela bu paralel sorununda Erdoğan devlet reisimiz devlet şerik kabul etmez dedi, çok doğru bir söz değil mi? Allah hiç kabul etmez.

Biz de inanıyoruz derler şimdi ama onlar Allah’a ortak koşmayı başka bir Allah var dediğinde ancak gerçekleştiğini zannediyorlar.

Gördüğünüz gibi tevhitte bir kavram kargaşası olduğu gibi şirkte de kavram kargaşası var.

Bunu öğretirken biz çocuklarımıza tek tek diyelim orada biz dedik ki, fıtrat tasdik, fıtri imanda diyebilirsiniz ona. Bu ne? Ruhlar aleminde ben sizin rabbınız değil miyim sorusunun tasdiki oldu, tasdik ettik, evet sen bizim rabbimizsin dedik.

Buna sebep de biz diyoruz ki her insanda bir yaratıcıyı kabul etme eğilimi var zaten. Bu kabul eğer bilmek mertebesine çünkü altta dedik ki, kalp ile tasdik, dil ile tasdik, azalar ile tasdik.

Bu üçü müstakil ile her birinin kendisine has lazımları gerekleri olduğu gibi bu üçünün de birbirlerine mütelazımlığı vardır.

Şimdi bakın, bu olmadan bu olmaz. Bu olmadan da bu olmaz. Çünkü bura tasdik dedik, buna bilmek dedik buna da birlemek dedik.

Mesela bunun altına bir şey daha yazabilirsiniz, bir bilmek ve birlemek aynı değil. Bir bilmek şurada olur.

Allah’ı bir bilmek başka, birlemek başkadır. Allah’ı tek yaratıcı olarak bilmek, bunu bir bilmektir. Değil mi? Ama birlemek ondan başka yaratıcının olmadığını, hiçbir şekilde de edinmemek gerekir. Bunu anladınız mı?

Onun için Allah’ı bilmek, yeterli değil. Mesela Mekkeliler Allah’ı biliyorlardı, Mekkelilerin sorunu Allah’ı birlemekti. Bu toplumda Mekkelilerin Allah’ı bildiği kadar bu toplum Allah’ı bilmiyor. Şirkte bile böyle.

Mekkelilerin şirkleri ile bu toplumun şirkini karşılaştır, bu topluluğun şirki daha pislik daha cürümlüdür.

Düşünün şimdi Resul sevgisi bu günlerde onu yapıyorlar ya kutlu doğum haftası, öyle dorukta anlatılıyor ki peygamber sevgisi ama peygambere ittiba yok. Allah kendisine olan sevgiyi bile Muhammed de ki onlar, eğer cidden Allah’ı seviyorsanız bana tabii olun de. Resule tabii olmak Allah sevgisinin alametidir.

Belki şöyle açsaydın, bilmek bir yaratıcıyı kabullenmektir. Onu bilmek yine kitap ile vahiy ile olur. Değil mi? Bilmek. Kuran öğretiyor. Her şeyin yaratıcı o, her şeye rızık veren o, herkesi yaşatan öldüren o, her şeyin sahibi o, zatını bir bilmek ile Allah’ı isim ve sıfatları ile bilmek farklı bir şey.

Bu toplumun bilgisi dahi sağlıklı değil.

Birlemeye gelince ondan başka Rezzak kabul etmeme, tek Rezzak o. Şimdi birisinde çalışıyorsun sana ücretini veriyor, senin iş yerinde namaz kılmanı istemiyor, seni işten atarım diyor.

Sen şimdi beni işten atar diye namazı terk edersen sen Allah’ı her ne kadar Rezzak da desen, rızkı veren Allah da desen beni işten atar korkusu ile namazı terk edersen, sen onu Rezzaklığında birleyemiyorsun. Sorun birlemektedir. Ekseriyetle toplumun sorunu Allah’ı birlemektir.

Onun için biz tevhit derken bunu Arapça anlatırken,

أي جَعَلَهُ وَاحِدً وَحَّدَ,يُوَحِّدُ,تَوْحِيْدً birledi- birliyor – onu bir kıldı. Nerede? Rezzak ise ondan başka rızık verici yok dedin. Şafi ise şifa veren o ise ondan başka şifa veren yok.

الضار و النافع zarar veren de o, faydayı veren de o ise ondan başka veren yok.

Onun için biz Allah’a iman etmek dediğimizde fıtratta fıtri değerleri kısmen anlattık, fıtratın selimi gerekli selim bir fıtrat, bozulmamış bir fıtrat. Tabi yapısı bozulmamış, tabi hali bozulmamış, tabi seyri bozulmamış.

Selim bir fıtrat diyoruz.

İkincisi ise

Sahih Bir İman

sadece iman değil sahih bir iman olacak. Sadece fıtrat değil, selim bozulmamış bir fıtrat olacak. Allah’ı birlemek olunca halis bir birlemek olacak.

Mesela bir insanın mümin olması için Allah’a inanması ama Allah’a iman denildiğinde bu imanı müştemilatı ile şuraya geldiğimizde alta şöyle bir çizgi çiz, iman yetmiş küsür şubedir de.

Tam imanın altına aşağıya doğru bir çizgi çiz, yukarıdan aşağıya.

En üstüne, lailaheillallah de çizginin başına, en altına da yoldan insanlara eziyet veren şeylerin giderilmesi.

Gördüğünüz gibi bir iki üç diye devam etmiyor. İlk başı, en üstü lailaheillallah en ednası insanlara yoldan eziyet veren şeylerin giderilmesidir.

Bu arada o kadar cüz, şube var ki mesela burada iman dediğinde Allah’a iman, arkasından mesela resullere iman var. Değil mi? Çünkü Allah’a imanı nasıl iman etmemiz gerektiğini bize haber veren, öğreten kim? Resuller.

Onlar sonra mümin olabilmek için şu cüzlerden yokluğu ile İslam’ı, imanı nakşeden şeyler olmayacak. Çünkü hangi cüzün terki veyahut irtikabı İslam’dan çıkmaya sebepse ilk sakınmamız gereken odur.

Tevhide gelince imanın cüzlerinin her biri bizim tevhitte Allah’ı birlememiz gereken şeylerdir.

Onun için tevhid ehli olabilmek için, muvahhid olabilmek için tevhidin bütün cüzlerinde Allah’ı birlemen gerekir ama müşrik olman için hepsinde şirk koşman gerekmiyor, birinde koşman öbür geçerli olanları da iptal etmeye yeterlidir.

Bunu münasebet ile veyahut bir çok sebebe binaen tekrarlayabiliriz. Çünkü bu ifadelerin anlamı, ona yüklediğimiz mana bire bir örtüşmeli. Çünkü burada icabında akide diyeceğiz. İslam akidesi diyeceğiz akide sonradan kullanılarak oturtulan bir kelime ama İslam böyle değil.

Çünkü bu imanın yanına bir de İslam’ı koyacağız. İman ne denildiğinde bilmen gerektiği gibi İslam’ı da. Tevhitte muvahhid, tevhid ehli olabilmen için her cüzde Allah’ı birleyen birisi olman gerekir. Müşrik olmak için de bir tanesinde şirk koşman yeterli. İlla hepsinde şirk koşman gerekmiyor Allah’a.

Onun için,  التصديق بلقلب, التصديق باللسان , التصديق بالجوارح  bu ilk elden olması gereken şey. Başlar ama yetmez. Bunun ile başlar ama yetmez. Çünkü kalp ile tasdik, kalp ile itikada çıkmalı, الاعتقاد بالقلب

Bu التصديق باللسان ile örtüşmesi gerekir. Kurana bakıyorsun;

Birisi dil ile söylüyor. Önceden kabul ediyor. Ama bir türlü la ilahe illallah demiyor. Firavun kalbinden inanıyor ama ikrar etmiyor. Sonra itiraf ediyor. Ebu Talip normal yaşantısında yeğeninin hak üzere olduğunu kabul ediyor, itiraf ediyor, şiir yazıyor. Müslim’deki hadisi şerifte de neden la ilahe illallah demediğini anlatıyor. Yani bakıyorsunuz dil ile ikrar etmiyor. Çünkü Kureyş’in kocakarıları ölümün acısına sebep bunu Ebu Talip söyledi diyecekler diye sakınıyor.

Onun için İslam, İslam dini, İslam akidesi, tevhid fıtrat dediğimizde o kelimeyi tek başına İslam dini dediğimizde desek hemen içine ne koyacaksın?

İman değil mi, tevhit, namaz, oruç, zekat hepsini koyman gerekiyor. İslam akidesi dediğin zaman her halde sizin ile yapmadık akide dersi. Bizim için akidede bağlayıcı Kuran ve Sünnettir. Onun dışında hiçbir sözün bizim yanımızda bağlayıcılığı yoktur. Buna mecburuz.

O kelimeyi kullanırken anadan babadan duyma, cami de mescitte imamın öğrettiği gibi telaffuz edilmemelidir.

Şimdi adam tutuyor imanı yenileme diyor. Eskiden her perşembeyi cumaya bağlayan akşam, imamlar ooo eski imamlar nerede diyor, her Cuma akşamı biz eskiden iman tazelerdik diyor. Önceki bayatlıyor bunu tazeliyorlar. Aynı anda nikah tazelemek de vardır, ağzınızdan bir söz çıkar nikahınız bozulmuş olabilir.

Halbuki ilk nikahı geçersiz saydığında ikinci yaptığında üçüncü yaptığında hakkın biter. İslam hukukunda katiyetle hüküm zanna bina edilmez. Onun için bu ifadeleri teker teker okuyup araştırarak, sorarak İslam dini dedik mi neyi kastediyoruz? İslam akidesi dedik mi neyi kastediyoruz? Tevhid  dedik mi neyi kastediyoruz? Bunu bilmemiz lazım.

Soru Cevap

Bu gibi insanlar en son söylediniz ya iman tazeliyorlar, İslam tazeliyorlar, bu gibi insanlar sürekli böyle bir şüphe ve tereddüt içindeler.

Şimdi başta adamlar diyor ki elhamdülillah ben müminim diyor imanda diyor katiyetle inşallah diyemezsin o şüphedir diyor. Halbuki biz hidayetin Allah’ın elinde olduğunu, bize hidayet etmesini istiyoruz. Onlar da elhamdülillah müminim, emin olacaksın. Devamlı zaten şüphe tereddüt teşviş bunların kulağına yansır yansımaz kabul görür. Geçen nasıl yani bir isim ve sıfatı zikrettiğimde hemen teşbih düşünüyorlar, ondan kurtulmak için inkara gidiyorlar.

Bu kelimeleri öğrenirken daha sonra birisi gelip, bu yanlış yanlış öğrenmişsin diyememeli.

Bir hadis var, sahihliği hakkında çok bilgim yok ama bu hadis sürekli zikrediliyor, elbisenin eskidiği gibi kalpteki iman da eskir. Allah tan kalbinizdeki imanın yenilenmesini isteyin.

Orada hem imanın İslam’ın eskimesi tahrifler ile haktan uzaklaşır biter sadece bir Allah lafzını biliyor. Şimdi Kuran da eskiyor kumaşın renklerinin kaybolduğu gibi diyor öyle olur ki insanlar namaz, oruç, zekat bilmezler diyor. Buna rağmen Allah kelimesi kurtarır diyor.

Bu topluca, imana gelince sahabe, birbirleri ile karşılaştıklarında yolda sokakta geldiklerinde biraz iman edelim derlermiş. Müzakere yani. Onların yaptığı gibi yenilenmez. Amele bakın.

Onda ne noksan ise, hele hele baştan dediğim gibi imanı nakseden bozan şeylerden dikkat etmemiz gerekir. Ve bu sefer bilmen gerekiyor. İman bilmektir. Namazın dinden olduğunu bileceksin. Namazın hiçbir şekilde terk edilemeyeceğini bileceksin. Namazı terk etme ruhsatı sadece kadınadır hayızlı olduğu zaman. Erkeğin baygın olmadığı müddetçe, aklı başında olduğu müddetçe, uyuyup gaflete dalmadığı müddetçe iman etmesi gerekiyor. Bilmesi gerekir, terki küfürdür. Şimdi bilse, harp anında bile bırak namazı cemaat ile kılmayı emrediyor değil mi? Nasıl namazın terkine bir mazeret olabilir? En zor günde dahi bırak namazı cemaat ile kılmayı emrediyor.

Zaten fıtrat bunu sana bildiriyor. Herkes yaratılıştan bir rabbın varlığını bilir. Onu tanımaya başlar, öğrenmek ister kendi kendine öğrenemez İbrahim’in yaptığı gibi.  

Ebu Said – El Yarbuzi 

Yazan : Mehmet Şahin 

Tevekkül Dersi

Bizleri Takip Edin